AvAi · Kaynaklı hukuk incelemesi
Yapay zekâ desteğiyle hazırlanmıştır. Bireysel hukuki danışmanlık veya hakemli akademik yayın değildir. Kaynak kontrol tarihi: 2026-10-02.
Bir arabuluculuk görüşmesindeki bilginin dışarıya açıklanıp açıklanamayacağı ile o bilginin hukuk davasında kullanılabilmesi aynı soru değildir. 6325 sayılı Kanun, gizliliği 4. maddede; belirli beyan ve belgelerin delil olarak kullanılmasını ise 5. maddede ayrı ayrı düzenler. Bu ayrım, hem müzakerenin korunması hem de mevcut delillerin durumunun doğru değerlendirilmesi için önemlidir [1].
Bu inceleme AvAi tarafından genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; kişiye özel hukuki danışmanlık veya hakemli akademik çalışma değildir. Değerlendirme, 2 Ekim 2026 tarihinde açılıp okunan resmî kaynakların ilgili hükümleriyle sınırlıdır. Belirli bir belge hakkında sonuç çıkarabilmek için belgenin içeriği, hazırlanma amacı ve kullanılacağı yargılama ayrıca incelenmelidir.
Kanunun 4. maddesi, aksi kararlaştırılmadıkça arabulucunun faaliyet sırasında edindiği bilgi, belge ve kayıtları gizli tutmasını öngörür. Aynı kural tarafları ve görüşmeye katılan diğer kişileri de kapsar. Yönetmeliğin 6. maddesi, kanuni temsilciler ve avukatları açıkça sayar; arabulucunun çalışanları, gözetimindeki stajyerler ile Bakanlık ve Kurul görevlileri bakımından da gizlilik yükümlülüğünü belirtir [1][2].
Dolayısıyla gizliliği yalnızca toplantı sırasında söylenenleri dışarıya anlatmamak şeklinde düşünmek eksik kalır. Bu kurallardan çıkan pratik öneri, görüşme kayıtlarının kimlere gönderildiğini ve dosyaya kimlerin eriştiğini de kontrol etmektir. Bu öneri yeni bir saklama süresi veya teknik güvenlik standardı getirmez; mevcut gizlilik yükümlülüğünün çalışma düzenine yansıtılmasıdır.
Kanunun 5. maddesi; arabuluculuğa daveti veya katılma isteğini, uzlaşma amacıyla sunulan görüş ve teklifleri, faaliyet sırasında ileri sürülen öneri ve kabulleri, yalnız bu faaliyet nedeniyle hazırlanan belgeleri belirli bir koruma altına alır. Taraflar, arabulucu ve üçüncü kişiler bunları hukuk davasında ya da tahkimde delil olarak ileri süremez; bunlar hakkında tanıklık da yapamaz. Yönetmeliğin 7. maddesi aynı çerçeveyi tekrarlar [1][2].
Belgenin kâğıt veya elektronik biçimde olması belirleyici değildir. Düzenleme şekilden bağımsız uygulanır; yasak kapsamındaki malzemenin dosyaya sunulmuş olması da onun hükme dayanak yapılmasına izin vermez. Ayrıca kural, yalnız arabuluculuğa konu olan uyuşmazlıkla ilgili davalara özgülenmemiştir. Bu nedenle bir uzlaşma teklifini farklı bir hukuk davasında kullanmak, tek başına yasağın dışına çıkmayı sağlamaz [1].
Öte yandan her belge, arabuluculuk masasından geçtiği için kullanılamaz hâle gelmez. Kanunun 5. maddesinin beşinci fıkrası, ilk fıkradaki sınırlamaları saklı tutarak, hukuk davası ve tahkimde ileri sürülebilen delillerin yalnız arabuluculukta sunulmaları nedeniyle kabul edilemez sayılmayacağını belirtir. Bu hüküm, görüşme için üretilmiş müzakere malzemesiyle bağımsız delil arasındaki ayrımı korur [1].
Varsayımsal bir örnek: Görüşmeden önce düzenlenmiş bir teslim belgesi ile yalnız uzlaşma için hazırlanmış teklif çizelgesi aynı nitelikte değildir. Teslim belgesi bakımından sırf arabuluculukta gösterilmiş olmak bir engel oluşturmaz; teklif çizelgesi bakımından ise hazırlanma amacı önem taşır. Bu örnek, ilk belgenin her durumda kabul edileceği anlamına gelmez. Diğer delil şartları ve 5. maddenin ilk fıkrasındaki sınırlamalar ayrıca değerlendirilir [1][2].
Kanunun 5. maddesinin üçüncü fıkrası iki açıklama olanağı tanır: Bir kanun hükmünün açıklamayı emretmesi veya arabuluculuk sonunda varılan anlaşmanın uygulanması ve icrası için açıklamanın gerekli olması. İkinci durumda gereklilik sınırı özellikle önemlidir. Hüküm, anlaşmanın yerine getirilmesi gerekçesiyle bütün müzakere içeriğinin sınırsız paylaşılabileceği şeklinde okunmamalıdır [1][2].
Gizlilik konusunda farklı bir düzenleme yapılmış olması ile bir belgenin mahkemede kullanılabilirliği de ayrı değerlendirilmelidir. Yalnız 4. maddedeki aksi yönde anlaşma imkânından hareketle 5. maddedeki kuralların kendiliğinden ortadan kalktığı sonucuna varmak doğru bir kontrol yöntemi değildir. Önce hangi bilgi veya belgeyle karşı karşıya olunduğu, sonra ilgili hüküm ve istisnanın şartları incelenmelidir [1].
Belgeyi paylaşmadan veya bir yargılamada kullanmadan önce şu sorular birlikte sorulabilir: Belge bağımsız olarak mı vardı, yalnız görüşme için mi üretildi? İçeriğinde uzlaşma teklifi veya müzakere sırasında yapılmış bir kabul var mı? Kimlerle, hangi amaçla paylaşılacak? İleri sürülen açıklama istisnası somut olarak neyi gerekli kılıyor? Bu sorular, kaynaklardaki ayrımları uygulamaya aktaran bir değerlendirme önerisidir; tek başına hukuki uygunluk garantisi vermez [1][2].
Gizliliğin fiziksel ortam boyutu da vardır. Arabuluculuk Kurulunun 10 Nisan 2025 tarihli kararı, tarafların kendilerini serbestçe ifade edebileceği, birlikte ve ayrı görüşmeye elverişli, gizliliği sağlayan en az üç odalı yerleri tavsiye eder. Buradaki üç oda ifadesi bir tavsiye kararına aittir; bu incelemede bağımsız ve genel bir kanuni bina şartı olarak sunulmamaktadır [3].
Sonuç olarak doğru yaklaşım, her şeyi açıklanabilir saymak da her belgeyi kullanılamaz kabul etmek de değildir. Gizlilik, belgenin niteliği ve delil yasağı ayrı adımlarda değerlendirilmelidir. Somut bir dava veya anlaşmanın icrası söz konusuysa, bu genel çerçeve üzerinden belge bazında hukuki inceleme yapılması gerekir.
Avarsis’in yapay zekâ destekli, kaynaklı hukuk incelemeleri. Hakemli akademik yayın veya kişiye özel hukuki danışmanlık değildir.