Yargıtay 11. Ceza Dairesi Ceza Hukuku · ön sınıflandırma
Yargıtay 11. Ceza Dairesi E.2011/10476 K.2013/9741
Özet: (1) Uyuşmazlık, 213 sayılı VUK'na muhalefet suçlamasıyla ilgili olarak sanığın sahte fatura düzenleme eylemleri ve bu eylemlerin zamanlamasına ilişkin delillerin değerlendirilmesidir. (2) Mahkeme, 2006‑2007 yılları için toplam dört ayrı sahte fatura düzenleme suçu nedeniyle 4 yıl 6 ay hapis cezası ve haklardan yoksunluk kararı verirken, 2008 yılı suçundan beraat kararını kabul etmiştir.
MAHKEMESİ: Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ: 213 sayılı VUK'na muhalefet
HÜKÜM: 213 sayılı VUK'nun 5729 sayılı Kanunla değişik 359/b-1. maddesi ile 5237 sayılı TCK'nun 43, 53. maddeleri gereğince 4 yıl 6 ay hapis cezası ve belirtilen sürelerde belirtilen haklardan yoksunluk, temyiz talebinin reddine
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 20.02.2007 gün, 46/39 ve 29.05.2007 gün, 114/113 sayılı kararlarında da açıklandığı üzere, 5271 sayılı CMK’nun 232. maddesinin 6. fıkrası uyarınca, hüküm fıkrasında kanun yollarına başvurma olanağı bulunup bulunmadığı, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüte yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesinin gerektiği, aynı Kanunun 34. maddesinin 2. fıkrasında da, kararlarda başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekillerinin gösterilmesinin zorunlu olduğu, yerel mahkeme kararında ise; kanun yolunun "temyiz" olduğu belirtilmediği gibi, başvurulabilecek kanun yolu süresinin başlangıcının da açık ve tereddüte neden olmayacak şekilde gösterilmediği, ayrıca gerekçeli kararı havi tebligatın, sanığın daha önce geçerli bir tebligat yapılmamış adresine Tebligat Kanununun 35. maddesine göre tebliğ edilmesi işleminin de usulsüz olduğu anlaşılmakla, sanığın öğrenme üzerine cezaevinden gönderdiği 21.06.2010 tarihli dilekçe ile yaptığı temyiz isteminin süresinde olduğunun kabulü gerektiği cihetle, hukuki dayanaktan yoksun olarak verilen 24.06.2010 gün ve 2008/1428 Esas, 2009/1505 karar sayılı "temyiz talebinin süre yönünden reddine" dair ek karar kaldırılarak yapılan incelemede gereği görüşüldü;
Kabul ve uygulamaya göre; gerekçeli karar başlığına "2006" olarak eksik yazıldığı anlaşılan suç tarihinin "2006-2008" şeklinde mahallinde düzeltilmesi olanaklı görülmüştür.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma neticelerine uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanığın, yüklenen suçla bir ilgisinin olmadığına ilişen ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine; ancak:
Yetkilisi aynı kişi olsa bile, farklı mükellefiyet kayıtları bulunan şirketlere ait faturaların sahte olarak düzenlenmesi eylemlerinde birbirinden bağımsız ve şirket sayısınca suç oluşacaktır. Keza farklı takvim yıllarında işlenen "sahte fatura düzenlemek" suçlarının da birbirinden ayrı ve bağımsız suçlar oluşturacağı Dairemizin istikrar kazanmış kararları ile sabittir. Dosya kapsamı ve Vergi Tekniği Raporları içeriğine göre; suç tarihlerinde sanığın yetkilisi olduğu şirketlerce düzenlenen sahte faturaların yetkili vergi inceleme elemanına ibrazı sağlanamamıştır. Bu durumda, herhangi bir ticari faaliyette bulunmadığı hususu sabit olan ve bu nedenle düzenlediği faturaların sahte olduğu konusunda tereddüt bulunmayan suça konu şirketlerce, en son hangi tarihte sahte fatura düzenlendiği ve dolayısıyla suç tarihlerini tespit etmek için söz konusu şirketler tarafından verilen matrahlı KDV beyannamelerinin esas alınması gerekir. Dosya içeriğine göre her iki şirket yönünden de sanığın yetkili olduğu 2006 ve 2007 takvim yıllarının değişik vergi dönemlerinde matrahlı KDV beyannamesi verildiği açıktır. Ancak son matrahlı KDV beyannameleri 2007 takvim yılının 8. ayında verildiğine ve bu tarihten sonra sahte fatura düzenlendiğine dair dosya içinde somut bir delil bulunmadığına göre, 2007 takvim yılı yönünden "sahte fatura düzenlemek" suçunun suç tarihinin 2007 yılı Ağustos ayı olduğunu kabul etmek gerekir. Sanık hakkında "2008 takvim yılında sahte fatura düzenlemek" suçundan da kamu davası açıldığı, ancak bu takvim yılında sahte fatura düzenlendiğine dair herhangi bir delil bulunmadığı görülmekle, yukarıdaki açıklamalarda gözönüne alındığında, sanık hakkında her iki şirket ile ilgili olarak 2006 ve 2007 takvim yılları yönünden, zincirleme suç koşullarının oluştuğu da gözetilerek, ayrı ayrı 2'şer kez olmak üzere toplamda 4 ayrı "sahte fatura düzenlemek" suçundan mahkumiyetine, 2008 takvim yılı yönünden ise ayrı ayrı beraatine hükmolunması gerekirken, sanığın her iki şirketle ilgili değişik takvim yıllarındaki eylemlerinin zincirleme suç kapsamında değerlendirilmesi ve yazılı şekilde, suç tarihi de "01.04.2008" şeklinde hatalı olarak belirlenmek suretiyle bu tarihten önce yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanunla değişik 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 359/b-1. maddesine göre mahkumiyet hükmü tesisi,
Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, aleyhe temyiz bulunmadığından ceza miktarı itibariyle kazanılmış hakkının saklı tutulmasına, 10.06.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
SUÇ: 213 sayılı VUK'na muhalefet
HÜKÜM: 213 sayılı VUK'nun 5729 sayılı Kanunla değişik 359/b-1. maddesi ile 5237 sayılı TCK'nun 43, 53. maddeleri gereğince 4 yıl 6 ay hapis cezası ve belirtilen sürelerde belirtilen haklardan yoksunluk, temyiz talebinin reddine
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 20.02.2007 gün, 46/39 ve 29.05.2007 gün, 114/113 sayılı kararlarında da açıklandığı üzere, 5271 sayılı CMK’nun 232. maddesinin 6. fıkrası uyarınca, hüküm fıkrasında kanun yollarına başvurma olanağı bulunup bulunmadığı, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüte yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesinin gerektiği, aynı Kanunun 34. maddesinin 2. fıkrasında da, kararlarda başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekillerinin gösterilmesinin zorunlu olduğu, yerel mahkeme kararında ise; kanun yolunun "temyiz" olduğu belirtilmediği gibi, başvurulabilecek kanun yolu süresinin başlangıcının da açık ve tereddüte neden olmayacak şekilde gösterilmediği, ayrıca gerekçeli kararı havi tebligatın, sanığın daha önce geçerli bir tebligat yapılmamış adresine Tebligat Kanununun 35. maddesine göre tebliğ edilmesi işleminin de usulsüz olduğu anlaşılmakla, sanığın öğrenme üzerine cezaevinden gönderdiği 21.06.2010 tarihli dilekçe ile yaptığı temyiz isteminin süresinde olduğunun kabulü gerektiği cihetle, hukuki dayanaktan yoksun olarak verilen 24.06.2010 gün ve 2008/1428 Esas, 2009/1505 karar sayılı "temyiz talebinin süre yönünden reddine" dair ek karar kaldırılarak yapılan incelemede gereği görüşüldü;
Kabul ve uygulamaya göre; gerekçeli karar başlığına "2006" olarak eksik yazıldığı anlaşılan suç tarihinin "2006-2008" şeklinde mahallinde düzeltilmesi olanaklı görülmüştür.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma neticelerine uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanığın, yüklenen suçla bir ilgisinin olmadığına ilişen ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine; ancak:
Yetkilisi aynı kişi olsa bile, farklı mükellefiyet kayıtları bulunan şirketlere ait faturaların sahte olarak düzenlenmesi eylemlerinde birbirinden bağımsız ve şirket sayısınca suç oluşacaktır. Keza farklı takvim yıllarında işlenen "sahte fatura düzenlemek" suçlarının da birbirinden ayrı ve bağımsız suçlar oluşturacağı Dairemizin istikrar kazanmış kararları ile sabittir. Dosya kapsamı ve Vergi Tekniği Raporları içeriğine göre; suç tarihlerinde sanığın yetkilisi olduğu şirketlerce düzenlenen sahte faturaların yetkili vergi inceleme elemanına ibrazı sağlanamamıştır. Bu durumda, herhangi bir ticari faaliyette bulunmadığı hususu sabit olan ve bu nedenle düzenlediği faturaların sahte olduğu konusunda tereddüt bulunmayan suça konu şirketlerce, en son hangi tarihte sahte fatura düzenlendiği ve dolayısıyla suç tarihlerini tespit etmek için söz konusu şirketler tarafından verilen matrahlı KDV beyannamelerinin esas alınması gerekir. Dosya içeriğine göre her iki şirket yönünden de sanığın yetkili olduğu 2006 ve 2007 takvim yıllarının değişik vergi dönemlerinde matrahlı KDV beyannamesi verildiği açıktır. Ancak son matrahlı KDV beyannameleri 2007 takvim yılının 8. ayında verildiğine ve bu tarihten sonra sahte fatura düzenlendiğine dair dosya içinde somut bir delil bulunmadığına göre, 2007 takvim yılı yönünden "sahte fatura düzenlemek" suçunun suç tarihinin 2007 yılı Ağustos ayı olduğunu kabul etmek gerekir. Sanık hakkında "2008 takvim yılında sahte fatura düzenlemek" suçundan da kamu davası açıldığı, ancak bu takvim yılında sahte fatura düzenlendiğine dair herhangi bir delil bulunmadığı görülmekle, yukarıdaki açıklamalarda gözönüne alındığında, sanık hakkında her iki şirket ile ilgili olarak 2006 ve 2007 takvim yılları yönünden, zincirleme suç koşullarının oluştuğu da gözetilerek, ayrı ayrı 2'şer kez olmak üzere toplamda 4 ayrı "sahte fatura düzenlemek" suçundan mahkumiyetine, 2008 takvim yılı yönünden ise ayrı ayrı beraatine hükmolunması gerekirken, sanığın her iki şirketle ilgili değişik takvim yıllarındaki eylemlerinin zincirleme suç kapsamında değerlendirilmesi ve yazılı şekilde, suç tarihi de "01.04.2008" şeklinde hatalı olarak belirlenmek suretiyle bu tarihten önce yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanunla değişik 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 359/b-1. maddesine göre mahkumiyet hükmü tesisi,
Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, aleyhe temyiz bulunmadığından ceza miktarı itibariyle kazanılmış hakkının saklı tutulmasına, 10.06.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.