‹ Ana sayfa
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi İş Hukuku

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi E.2009/36082 K.2012/1966

Esas No: 2009/36082 · Karar No: 2012/1966 · Karar Tarihi: 26.01.2012
Özet: Uyuşmazlık, davacının işyerinde çalıştığı dönemdeki kıdem tazminatı, fazla çalışma ücreti ve genel tatil ücreti alacaklarının ödenip ödenmediği konusundaki iddialarıdır. Mahkeme, ibranameye itibar ederek fazla mesai ve bayram tatili ücretleri talebini reddetti; kıdem tazminatı için ise hizmet erbabı ücret bordrosunda yapılan ödemenin geçerli sayılmadığını belirterek davacının kıdem tazminatı talebinin kabulüne karar verdi.
MAHKEMESİ: İş Mahkemesi

DAVA: Davacı, kıdem tazminatı, fazla çalışma ücreti, genel tatil ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.

Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

YARGITAY KARARI

A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı, davalıya ait işyerinde 01 /01/2005 tarihinden 17/05/2008 tarihine kadar iş akdi ile çalıştığını, emeklilik nedeni ile iş akdinin sona erdiğini, aylık ücretin net 850,00 TL olduğunu, çalıştığı dönemin bir kısmına ait sigortanın SSK'ya bildirilmediğini, davacının vardiyalı olarak haftanın 6 günü ve 12 saat çalıştığını, milli bayramlarda ise tam gün çalıştığını ileri sürerek kıdem tazminatı, fazla çalışma ücreti, genel tatil ücreti alacaklarını istemiştir.

B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı, davacının 01/06/2005 tarihinde işe başladığını ve 31/01/2008 tarihinde kendi isteğiyle emekliye ayrıldığını, davacının asgari ücret ile çalıştığını ve en son ücretinin brüt 608,40 TL olduğunu, günlük 8 saat çalışıldığını, pazar günleri ve milli bayram günlerinde çalışılmadığını, davacının kıdem tazminatı almadığı iddiasının doğru olmadığını, 01/06/2005-31/01/2008 tarihleri arasında hak ettiği kıdem tazminatının 1.614,33 TL olarak 29/02/2008 tarihinde davacıya ödendiğini, davacının fazla mesai ücreti ve bayram tatili ücreti adı altında hiçbir alacağının bulunmadığını, davacının buna ilişkin ibraname imzaladığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece davalı şirkette 01/06/2005-31/01/2008 tarihleri arasında asgari ücretle çalıştığı;. 29/02/2008 tarihli ibranamede davacının tüm haklarını aldığının belirtilmesi, ibraname tarihinin iş akdinin feshi tarihinden sonra olması ve imzaya itiraz olmaması dikkate alındığında davacının davalı şirketten olan fazla mesai, tatil ücretleri ve sosyal hakları yönünden davalı şirketi ibra ettiği bu belgenin geçerli olmadığını ortaya koyan başka bir delil sunulamaması nedeniyle bu ibranameye itibar edilmesinin gerektiği; bu durumda davacının fazla mesai ve bayram tatiline ilişkin ücret alacağının kalmadığı; her ne kadar hizmet erbabı ücret bordrosunda kıdem tazminatının ödendiği belirtilmiş ise de ibraname ile aynı tarihte bu belgenin düzenlenmiş olması, kıdem tazminatının ibranamede yer almaması ve iki ayrı belge düzenlenerek kıdem tazminatına ilişkin ödemenin hizmet erbabı ücret bordrosunda gösterilmesi dikkate alındığında bu ödemenin geçerli sayılamayacağı; ibranameye değer verildiğinden davacının fazla mesai ücreti ve bayram tatili alacağının bulunmadığı, kıdem tazminatına ilişkin hizmet erbabı ücret bordrosundaki ödemenin ise kıdem tazminatına karşılık ödendiğinin anlaşılamaması nedeniyle kıdem tazminatı isteğinin kabulüne, diğer isteklerin reddine karar verilmiştir.

D) Temyiz:
Kararı taraflar temyiz etmiştir.

E) Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2- Taraflar arasında düzenlenen ibranamenin geçerliliği konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.

İbra sözleşmesi, İsviçre Borçlar Kanununun 115 inci maddesinde düzenlendiği halde, halen yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanununda bu yönde bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Türk Hukukunda ibra sözleşmesi 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girecek olan 6098 sayılı Borçlar Kanununda düzenlenmiş olup, kabul edilen Yasanın 132 inci maddesi “Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir” hükmünü getirmiştir.

İbranameyle ilgili olarak diğer önemli bir düzenleme ise 6098 sayılı Yasanın 420 inci maddesinde yer almıştır.

Sözü edilen hükme göre, işçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmesi, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür.

Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılması zorunludur.

Değinilen maddenin ikinci ve üçüncü fıkra hükümleri, destekten yoksun kalanlar ile işçinin diğer yakınlarının isteyebilecekleri dâhil, hizmet sözleşmesinden doğan bütün tazminat alacaklarına da uygulanır.

6098 sayılı Kanunun 420 inci maddesinde, iş sözleşmesinin sona ermesinden bir ay içinde yapılan sözleşmelere geçerlilik tanınmayacağı bildirilmiştir. Aynı maddede alacağın bir kısmının ödenmesi şartına bağlı ibra sözleşmeleri (ivazlı ibra) ancak ödemenin banka kanalıyla yapılması halinde geçerli sayılmıştır.

4857 sayılı İş Kanununun 19 uncu maddesinde, feshe itiraz bakımından bir aylık hak düşürücü süre öngörülmüş olmakla, feshi izleyen bir ay içinde işçinin işe iade davası açma hakkı bulunmaktadır.

Bu noktada feshi izleyen bir aylık süre, işçinin eski işine dönüp dönmeyeceğinin tespiti bakımından önemlidir. O halde feshi izleyen bir aylık sürede işverenin olası baskılarını azaltmak, iş güvencesinin sağlanması için de gereklidir.

Geçerli ve haklı neden iddialarına dayanan fesihlerde dahi ibraname düzenlenmesi için feshi izleyen bir aylık sürenin beklenmesi gerekir. Bir aylık bekleme süresi kısmi ibra açısından işçinin bir kısım işçilik alacaklarının ödenmesinin bir ay süreyle gecikmesi anlamına gelse de temelde işçi yararına bir durumdur. Hemen belirtelim ki bir aylık bekleme süresi ibra sözleşmelerinin düzenlenme zamanı ile ilgili olup ifayı ilgilendiren bir durum değildir. Başka bir anlatımla işçinin fesih ile muaccel hale gelen kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve izin ücreti gibi haklarının ödeme tarihi bir ay süreyle ertelenmiş değildir.

6098 sayılı Yasanın değinilen maddesinde, işverence yapılacak olan ödemelerin banka yoluyla yapılması zorunluluğunun getirilmesi de ödemeye dair ispat sorunlarını ortadan kaldıracaktır.

Sözü edilen yasal düzenleme, sadece işçinin alacaklı olduğu durumlar için işçi yararına kısıtlamalar öngörmektedir.

İşverenin cezai şart ve eğitim gideri talep ettiği yine işçinin verdiği zararın tazminine dair uygulamalarda ve hatta sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde işçinin işverene borçlu olduğu durumlarda, taraflar, herhangi bir sınırlamaya tabi olmaksızın işçinin borçlarını ibra yoluyla sona erdirebilirler.

Sözü edilen hüküm 01.07.2012 tarihinde yürürlülüğe girecek olup, belirtilen tarihten sonra düzenlenen ibra sözleşmeleri için yasal koşulların varlığı aranmalıdır.

Başka bir anlatımla 6098 sayılı Borçlar Kanununun yürürlükte olmadığı bir dönem için ibranamenin geçerliliği sorunu, Dairemizin konuyla ilgili ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmelidir.

Feshi izleyen bir aylık süre içinde ibraname düzenlenememesi ve ödemelerin banka kanalıyla yapılması zorunluluğu 01.07.2012 tarihinden sonra düzenlenecek ibra sözleşmeleri için geçerlidir.

İbra sözleşmesi çalışma ilişkilerinde “ibraname” adıyla yaygın bir uygulama alanı bulmaktadır. İbra sözleşmelerinin geçerliliği sorunu, iş hukukunda “işçi yararına yorum” ilkesi çerçevesinde değerlendirilmiş ve ağırlıklı olarak Yargıtay kararları ışığında bir gelişim izlemiştir.

İşçi emeği karşılığında aldığı ücret ve diğer parasal hakları ile kendisinin ve ailesinin geçimini temin etmektedir. Bu açıdan bakıldığında bir işçinin nedensiz yere işvereni ibra etmesi hayatın olağan akışına uygun düşmemektedir.

İş hukukunda ibra sözleşmeleri dar yorumlanmaktadır. İşverenin işçiye olan borçlarının asıl sona erme nedeni ifa olarak ele alınmaktadır. Borcun sona erme şekillerinden biri olan ibra sözleşmelerine iş hukuku açısından sınırlı biçimde değer verilmektedir.

Dairemizin kökleşmiş içtihatları çerçevesinde, iş ilişkisi devam ederken düzenlenen ibra sözleşmeleri geçersizdir. İşçi bu dönemde tamamen işverene bağımlı durumdadır ve iş güvencesi hükümlerine rağmen iş ilişkisinin devamını sağlamak veya bir kısım işçilik alacaklarına bir an önce kavuşabilmek için iradesi dışında ibra sözleşmesi imzalamaya yönelmesi mümkün olup, Dairemizin kararlılık kazanmış uygulaması bu yöndedir (Yargıtay 9.HD. 15.10.2010 gün, 2008/41165 E, 2010/29240 K.).

İbranamenin tarih içermemesi ve içeriğinden de fesih tarihinden sonra düzenlendiğinin açıkça anlaşılamaması durumunda ibranameye değer verilemez (Yargıtay 9.HD. 5.11.2010 gün, 2008/37441 E, 2010/31943 K).

İbranamenin geçerli olup olmadığı 01.07.2012 tarihine kadar yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanununun irade fesadını düzenleyen 23-31. maddeleri yönünden de değerlendirilmelidir. İbra sözleşmesi yapılırken taraflardan birinin esaslı hataya düşmesi, diğer tarafın veya üçüncü şahsın hile ya da korkutmasıyla karşılaşması halinde ibra iradesinden söz edilemez.

Öte yandan 818 sayılı Borçlar Kanununun 21 inci maddesinde sözü edilen aşırı yararlanma (gabin) ölçütünün de ibra sözleşmelerinin geçerliliği noktasında değerlendirilmesi gerekir.

İbranamedeki irade fesadı hallerinin, 818 sayılı Borçlar Kanununun 31 inci maddesinde öngörülen bir yıllık hak düşürücü süre içinde ileri sürülmesi gerekir (Yargıtay 9.HD. 26.10.2010 gün, 2009/27121 E, 2010/30468 K). Ancak, işe girerken alınan matbu nitelikteki ibranameler bakımından iş ilişkisinin devam ettiği süre içinde bir yıllık süre işlemez.

İbra sözleşmesi, varlığı tartışmasız olan bir borcun sona erdirilmesine dair bir yol olmakla, varlığı şüpheli ya da tartışmalı olan borçların ibra yoluyla sona ermesi mümkün değildir.

Bu nedenle, işçinin hak kazanmadığı ileri sürülen bir borcun ibraya konu olması düşünülemez. Savunma ve işverenin diğer kayıtları ile çelişen ibra sözleşmelerinin geçersiz olduğu kabul edilmelidir (Yargıtay 9.HD. 4.11.2010 gün 2008/37372 E, 2010/31566 K).

Miktar içeren ibra sözleşmelerinde ise, alacağın tamamen ödenmesi durumunda borç ifa yoluyla sona ermiş olur. Buna karşın kısmi ödeme hallerinde, Dairemizin kökleşmiş içtihatlarında ibraya değer verilmemekte ve yapılan ödemenin kısmi, ibra belgesinin makbuz hükmünde olduğu kabul edilmektedir (Yargıtay 9.HD 21.10.2010 gün 2008/40992 E, 2010/39123 K.). Miktar içeren ibranamenin çalışırken alınması makbuz etkisini ortadan kaldırmaz (Yargıtay 9.HD. 24.6.2010 gün 2008/33748 E, 2010/20389 K.).

Miktar içermeyen ibra sözleşmelerinde ise, geçerlilik sorunu titizlikle ele alınmalıdır. İrade fesadı denetimi yapılmalı ve somut olayın özelliklerine göre ibranamenin geçerliliği konusunda çözümler aranmalıdır (Yargıtay 9.HD. 27.06.2008 gün 2007/23861 E, 2008/17735 K.). Fesihten sonra düzenlenen ve alacak kalemlerinin tek tek sayıldığı ibranamede, irade fesadı haller ileri sürülüp kanıtlanmadığı sürece ibra iradesi geçerli sayılmalıdır (Yargıtay HGK. 21.10.2009 gün, 2009/396 E, 2009/441 K).

Yine, işçinin ibranamede yasal haklarını saklı tuttuğuna dair ihtirazi kayda yer vermesi ibra iradesinin bulunmadığını gösterir (Yargıtay 9.HD. 4.11.2010 gün 2008/40032 E, 2010/31666 K).

İbranamede yer almayan işçilik alacakları bakımından borcun sona erdiği söylenemez.

İbranamede yer alan işçilik alacaklarının bir kısmı yönünden savunma ile çelişkinin varlığı ibranameyi bütünüyle geçersiz kılmaz. Savunma ile çelişmeyen kısımlar yönünden ibra iradesine değer verilmelidir (Yargıtay 9.HD. 24.6.2010 gün, 2008/33597 E, 2010/20380 K). Başka bir anlatımla, bu gibi durumlarda ibranamenin bölünebilirliğinden söz edilebilir. Bir ibraname bazı alacaklar bakımından makbuz hükmünde sayılırken, bazı işçilik hak ve alacakları bakımından ise çelişki sebebiyle geçersizlikten söz edilebilir. Aynı ibranamede çelişki bulunmayan ve miktar içermeyen kalemler bakımından ise borç ibra yoluyla sona ermiş sayılabilir.

İbraname savunması, hakkı ortadan kaldırabilecek itiraz niteliğinde olmakla yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilir (Yargıtay HGK. 27.1.2010 gün 2009/9-586 E, 2010/31 K.; Yargıtay 9.HD. 13.7.2010 gün, 2008/33764 E, 2010/23201 K.).

Somut olayda, davalı işveren davacının fazla çalışma ve genel tatil ücreti isteklerine karşı yaptığı savunmasında günde 8 saatten fazla çalışılmadığını, genel tatil çalışması yapmadığını, dolayısı ile fazla çalışma ve genel tatil çalışmasının olmadığını savunurken aynı zamanda hakların ödenerek ibraname alındığını ileri sürmüştür. Bu durumda işçinin hak kazanmadığı ileri sürülen bir borcun ibraya konu olması düşünülemez. Söz konusu ibraname savunma ile çelişkili olması nedeni ile geçerli kabul edilemez.

Mahkemece davacının fazla çalışma ve genel tatil ücreti isteklerinin, alınan bilirkişi raporundaki hesaplama bir değerlendirmeye tabi tutularak kabulü gerekirken yazılı şekilde reddi hatalıdır.

3) Taraflar arasında kıdem tazminatı ödemesi yapılıp yapılmadığı hususunda da uyuşmazlık bulunmaktadır.

Davalı taraf davacı işçiye kıdem tazminatı karşılığı 1.624,07.YTL. ödemede bulunduğunu ileri sürerek 29.02.2008 tarihli miktar içeren belgeyi sunmuştur.

Davacı söz konusu belgedeki imzasını inkar etmediği gibi irade fesadı ile verildiğini de ispat edememiştir. Bu durumda söz konusu belge miktar içermesi nedeni ile makbuz olarak kabul edilip hesaplanan kıdem tazminatından mahsup edilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile söz konusu belgeye itibar edilmeden kıdem tazminatı isteğinin kabulü isabetsizdir.

F) Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenlerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 26.01.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.

AvAi

Hukuki AI Asistanı
Merhaba! Ben AvAi, Avarsis Hukuki AI Asistanınız. Size nasıl yardımcı olabilirim?