Yargıtay 9. Ceza Dairesi Ceza Hukuku
Yargıtay 9. Ceza Dairesi E.2013/2309 K.2013/9851
Özet: Uyuşmazlık konusu, sanığın başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma suçundan mahkum edilmesinin zamanaşımı nedeniyle düşürülmesi talebidir. Mahkeme, 09.01.2013 tarihli düşme kararını onaylayarak, 765 sayılı TCK’nın 343/2 ve 59 maddeleri uyarınca verilen mahkumiyetin zamanaşımı nedeniyle bozulduğunu ve davanın düşürüldüğünü belirlemiştir.
İtiraz Eden: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
İtiraz Edilen Daire Kararı: 09.01.2013 tarih ve 2012/9457 – 2013/360 sayılı düşme kararı
İtirazla İlgili Mahkeme Kararı: Büyükçekmece 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 26.05.2010 tarih 2007/1277-2010/738 sayılı kararı
İtirazla İlgili Hüküm: 765 sayılı TCK'nın 343/2 ve 59. maddeleri uyarınca mahkumiyet
Suç: Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı ve ekindeki dava dosyası, 05.07.2012 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı “Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun 99. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 308. maddesine eklenen 2 ve 3. fıkralar kapsamında bir bütün olarak incelenerek gereği düşünüldü:
Sanık hakkında “başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma” suçundan açılan davanın yargılaması sonunda kurulan mahkumiyet hükmü sanık tarafından temyiz edilmiş ve Dairemizin 09.01.2013 tarih ve 2012/9457 – 2013/360 sayılı düşme kararı ile;
“Sanığa atılı kimliği hususunda yalan beyanda bulunmak suçu için 765 sayılı TCK'nın 343/2. maddesinde öngörülen cezanın süresi itibariyle, anılan Kanunun 102/4 ve 104/2. maddelerinde belirlenen zamanaşımının suç ve inceleme tarihleri arasında gerçekleştiği anlaşıldığından hükmün BOZULMASINA, CMUK'nın 322. maddesine istinaden sanık hakkındaki davanın zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE” karar vermiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 05.03.2013 tarihli itiraz dilekçesinde;
“13/04/2005 tarihinde gerçekleştirilen bir operasyon sonucu, sanık olarak ..., ... ve ... ... isimli şahısların eroin maddesi ile birlikte ele geçirildiği, sanık ...'ın yakalandığı sırada üzerinde kimlik belgesinin bulunmaması nedeniyle, 13.04.2005 tarihinde Beylikdüzü İlçe Jandarma Komutanlığında vermiş olduğu ifadesinde ... ... isimli şahsa ait kimlik bilgilerini verdiği, 14.04.2005 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığındaki ifadesinde de bu kimlik bilgilerini tekrar ettiği, 24/05/2005 gün ve 2005/885 soruşturma sayılı iddianamesi ile sanık ... hakkında ... ...'ya ait kimlik bilgileri ile ayrıca ... ... ve ... ... isimli şahıslar hakkında teşekkül halinde eroin ticareti yapmak suçundan dolayı iddianame düzenlendiği, sanığın gerçek ... ...'ya ait kimlik bilgilerini kendisininmiş gibi mahkemede de 16.08.2005 tarihli duruşmada kullandığı, ... ... kimliği ile İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 2005/128 esas sayılı dosyasında yargılanarak, 11.04.2006 tarihinde mahkumiyetine karar verildiği, verilen kararı önce 18.04.2006 tarihinde temyiz eden sanık müdafiinin 02.05.2006 tarihli temyizden vazgeçme dilekçesi ile temyizden vazgeçerek kararın kesinleştiği ve sanığın ... ... kimliği ile bu cezasını Kocaeli 1 Nolu F Tipi Kapalı cezaevinde çektiği sırada gerçek ... ...'nın, kendisine adli para cezasının ödenmesine ilişkin tebliğatın gitmesi üzerine olaydan haberdar olduğu ve 16/04/2007 tarihinde kararı veren İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi'ne müracaat ettiği, yapılan araştırma sonucunda uyuşturucu ticareti suçunu işleyen gerçek kişinin ... ... değil, ... olduğunun anlaşılması karşısında, yargılamanın yenilenmesi talebi ile 05.06.2007 tarihli iddianame ile mağdur ... ... hakkında beraat, gerçek sanık ...'ın da TCK'nın 188/3-4, 53, 63. maddelerinden cezalandırılması talep edilmiştir.
Sanık ... hakkında da 20.07.2007 tarihli iddianame ile 5237 sayılı TCK'nın 268, 267, 53. maddelerinden cezalandırılması talebi ile dava açılmıştır. İddianame başlığında 13.04.2005 tarihi suç tarihi olarak yazılmış ise de, başkasına ait kimlik bilgilerini kullanmak suçu, TCK'nın 267. maddesinde düzenlenen iftira suçunun özel bir işleniş biçimi olduğu kabul edildiğinden, suç tarihi temadinin kesildiği, gerçek kişinin bu eylemi öğrendiği ve zarar gördüğü tarihtir. Dosya kapsamı itibariyle mağdur olan gerçek kişiye adli para cezasının ödenmesine ilişkin bildirimin ne zaman yapıldığı anlaşılamamakta ise de, mağdur gerçek kişinin İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesine hitaben yazmış olduğu dilekçe ile 16.04.2007 tarihinde öğrendiği kabul edilmelidir.
Yukarıdaki bilgiler doğrultusunda somut olayı değerlendirecek olursak;
Hakkındaki soruşturma ve kovuşturmayı önlemek amacıyla mağdur ... ...'nın kimlik bilgilerini 13/04/2005 tarihinde emniyetteki beyanında kullanan sanığın, savcılık ve mahkeme aşamasında da aynı kişiye ait kimlik bilgilerini kullandığı, eylemin mütemadi olarak devam ettiği, sanık ...'ın mağdur ... ...'ya ait kimlik bilgileri ile İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2005/128 esas sayılı dosyasında yargılanarak, 11.04.2006 tarihinde mahkumiyetine karar verildiği, kararın kesinleştiği ve sanığın ... ... kimliği ile bu cezasının infazına başlandığı, adli para cezasının ödenmesi amacıyla gerçek kişi ... ...'ya bildirimde bulunulması üzerine, olaydan haberdar olduğu ve 16/04/2007 tarihinde kararı veren İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesine müracaat ettiği olayda başkasına ait kimlik bilgilerini kullanma suçunun temadinin kesildiği tarih olan, mağdurun öğrenme tarihinde oluşacağı ve suç tarihinin 5237 sayılı TCK dönemine ait 16.04.2007 tarihi olduğu, eylemin 5237 sayılı TCK'nın 268/1. maddesinde düzenlenen suçu oluşturacağı ve dava zamanaşımının dolmadığı anlaşılmakla, esastan inceleme yapılarak bir karar verilmesi gerekirken, suç tarihinin 13.04.2005 olarak, suçun ise 765 sayılı TCK'nın 343/2. maddesinde düzenlenen "yalan beyanda bulunmak" olduğunun kabulü ile 765 sayılı TCK'nın 102/4 ve 104/2. maddelerinde belirlenen zamanaşımının suç ve inceleme tarihleri arasında gerçekleştiğinden bahisle hükmün bozulmasına ve sanık hakkındaki davanın zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu” belirterek Dairemiz düşme kararına karşı itirazda bulunmuştur.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ile Dairemiz arasındaki uyuşmazlık suç tarihinin belirlenmesine ilişkindir.
İtiraz, 6352 sayılı Kanunun 99. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 308. maddesine eklenen 2 ve 3. fıkralar kapsamında bir bütün olarak incelendiğinde;
Somut olayda; hakkındaki soruşturma ve kovuşturmayı önlemek amacıyla mağdur ... ...'nın kimlik bilgilerini 13.04.2005 tarihinde emniyetteki ifadesinde kullanan sanığın, 14.04.2005 tarihli savcılık ve sorgu beyanlarında ve mahkeme aşamasındaki 16.08.2005 tarihli savunmasında da aynı kişiye ait kimlik bilgilerini kullandığı, eylemin bu şekilde temadi ettiği, sanık ...'ın mağdur ... ...'ya ait kimlik bilgileri ile İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 2005/128 esas sayılı dosyasında yargılanarak, 11.04.2006 tarihinde mahkumiyetine karar verildiği, kararın kesinleştiği ve sanığın ... ... kimliği ile bu cezasının infazına başlandığı, adli para cezasının ödenmesi amacıyla mağdur ... ...'ya bildirimde bulunulması üzerine, olaydan haberdar olduğu ve 16.04.2007 tarihinde kararı veren İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesine müracaat ettiği, olayda başkasına ait kimlik bilgilerini kullanma suçuna ilişkin suç tarihinin, sanığın ... ...'ya ait kimlik bilgilerini aktif olarak kullandığı, diğer bir anlatımla icrai hareketlerin son bulduğu ve temadinin kesildiği tarih olan 16.08.2005 olduğu, buna göre eylemin suç tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK'nın 268/1. maddesinde düzenlenen suçu oluşturacağı ve dava zamanaşımının dolmadığı anlaşılmakla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı bu gerekçeyle yerinde görülerek kabul edilmiş ve aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
KARAR:
1- Dairemizin itiraz edilen düşme kararının kaldırılmasına,
2- Sanığın temyizinin incelenmesinde;
Yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Hakkındaki soruşturma ve kovuşturmayı önlemek amacıyla, yargılandığı İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 2005/128 esas sayılı dosyasının 16.08.2005 tarihli duruşmasında mağdur ... ...'nın kimlik bilgilerini son kez kullanan sanığın kanıtlanan eylemi nedeniyle, 5237 sayılı TCK'nın 268/1. maddesi yollamasıyla anılan Kanunun 267. maddesi uyarınca mahkumiyeti yerine, yazılı biçimde suç tarihinde yürürlükte olmayan 765 sayılı TCK'nın 343/2. maddesi uyarınca hüküm kurulması,
Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, CMUK'nın 326/son maddesi uyarınca sanık hakkında tayin olunan sonuç cezanın miktarı bakımından kazanılmış hakkının saklı tutulmasına, 25.06.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
İtiraz Edilen Daire Kararı: 09.01.2013 tarih ve 2012/9457 – 2013/360 sayılı düşme kararı
İtirazla İlgili Mahkeme Kararı: Büyükçekmece 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 26.05.2010 tarih 2007/1277-2010/738 sayılı kararı
İtirazla İlgili Hüküm: 765 sayılı TCK'nın 343/2 ve 59. maddeleri uyarınca mahkumiyet
Suç: Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı ve ekindeki dava dosyası, 05.07.2012 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı “Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun 99. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 308. maddesine eklenen 2 ve 3. fıkralar kapsamında bir bütün olarak incelenerek gereği düşünüldü:
Sanık hakkında “başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma” suçundan açılan davanın yargılaması sonunda kurulan mahkumiyet hükmü sanık tarafından temyiz edilmiş ve Dairemizin 09.01.2013 tarih ve 2012/9457 – 2013/360 sayılı düşme kararı ile;
“Sanığa atılı kimliği hususunda yalan beyanda bulunmak suçu için 765 sayılı TCK'nın 343/2. maddesinde öngörülen cezanın süresi itibariyle, anılan Kanunun 102/4 ve 104/2. maddelerinde belirlenen zamanaşımının suç ve inceleme tarihleri arasında gerçekleştiği anlaşıldığından hükmün BOZULMASINA, CMUK'nın 322. maddesine istinaden sanık hakkındaki davanın zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE” karar vermiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 05.03.2013 tarihli itiraz dilekçesinde;
“13/04/2005 tarihinde gerçekleştirilen bir operasyon sonucu, sanık olarak ..., ... ve ... ... isimli şahısların eroin maddesi ile birlikte ele geçirildiği, sanık ...'ın yakalandığı sırada üzerinde kimlik belgesinin bulunmaması nedeniyle, 13.04.2005 tarihinde Beylikdüzü İlçe Jandarma Komutanlığında vermiş olduğu ifadesinde ... ... isimli şahsa ait kimlik bilgilerini verdiği, 14.04.2005 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığındaki ifadesinde de bu kimlik bilgilerini tekrar ettiği, 24/05/2005 gün ve 2005/885 soruşturma sayılı iddianamesi ile sanık ... hakkında ... ...'ya ait kimlik bilgileri ile ayrıca ... ... ve ... ... isimli şahıslar hakkında teşekkül halinde eroin ticareti yapmak suçundan dolayı iddianame düzenlendiği, sanığın gerçek ... ...'ya ait kimlik bilgilerini kendisininmiş gibi mahkemede de 16.08.2005 tarihli duruşmada kullandığı, ... ... kimliği ile İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 2005/128 esas sayılı dosyasında yargılanarak, 11.04.2006 tarihinde mahkumiyetine karar verildiği, verilen kararı önce 18.04.2006 tarihinde temyiz eden sanık müdafiinin 02.05.2006 tarihli temyizden vazgeçme dilekçesi ile temyizden vazgeçerek kararın kesinleştiği ve sanığın ... ... kimliği ile bu cezasını Kocaeli 1 Nolu F Tipi Kapalı cezaevinde çektiği sırada gerçek ... ...'nın, kendisine adli para cezasının ödenmesine ilişkin tebliğatın gitmesi üzerine olaydan haberdar olduğu ve 16/04/2007 tarihinde kararı veren İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi'ne müracaat ettiği, yapılan araştırma sonucunda uyuşturucu ticareti suçunu işleyen gerçek kişinin ... ... değil, ... olduğunun anlaşılması karşısında, yargılamanın yenilenmesi talebi ile 05.06.2007 tarihli iddianame ile mağdur ... ... hakkında beraat, gerçek sanık ...'ın da TCK'nın 188/3-4, 53, 63. maddelerinden cezalandırılması talep edilmiştir.
Sanık ... hakkında da 20.07.2007 tarihli iddianame ile 5237 sayılı TCK'nın 268, 267, 53. maddelerinden cezalandırılması talebi ile dava açılmıştır. İddianame başlığında 13.04.2005 tarihi suç tarihi olarak yazılmış ise de, başkasına ait kimlik bilgilerini kullanmak suçu, TCK'nın 267. maddesinde düzenlenen iftira suçunun özel bir işleniş biçimi olduğu kabul edildiğinden, suç tarihi temadinin kesildiği, gerçek kişinin bu eylemi öğrendiği ve zarar gördüğü tarihtir. Dosya kapsamı itibariyle mağdur olan gerçek kişiye adli para cezasının ödenmesine ilişkin bildirimin ne zaman yapıldığı anlaşılamamakta ise de, mağdur gerçek kişinin İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesine hitaben yazmış olduğu dilekçe ile 16.04.2007 tarihinde öğrendiği kabul edilmelidir.
Yukarıdaki bilgiler doğrultusunda somut olayı değerlendirecek olursak;
Hakkındaki soruşturma ve kovuşturmayı önlemek amacıyla mağdur ... ...'nın kimlik bilgilerini 13/04/2005 tarihinde emniyetteki beyanında kullanan sanığın, savcılık ve mahkeme aşamasında da aynı kişiye ait kimlik bilgilerini kullandığı, eylemin mütemadi olarak devam ettiği, sanık ...'ın mağdur ... ...'ya ait kimlik bilgileri ile İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2005/128 esas sayılı dosyasında yargılanarak, 11.04.2006 tarihinde mahkumiyetine karar verildiği, kararın kesinleştiği ve sanığın ... ... kimliği ile bu cezasının infazına başlandığı, adli para cezasının ödenmesi amacıyla gerçek kişi ... ...'ya bildirimde bulunulması üzerine, olaydan haberdar olduğu ve 16/04/2007 tarihinde kararı veren İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesine müracaat ettiği olayda başkasına ait kimlik bilgilerini kullanma suçunun temadinin kesildiği tarih olan, mağdurun öğrenme tarihinde oluşacağı ve suç tarihinin 5237 sayılı TCK dönemine ait 16.04.2007 tarihi olduğu, eylemin 5237 sayılı TCK'nın 268/1. maddesinde düzenlenen suçu oluşturacağı ve dava zamanaşımının dolmadığı anlaşılmakla, esastan inceleme yapılarak bir karar verilmesi gerekirken, suç tarihinin 13.04.2005 olarak, suçun ise 765 sayılı TCK'nın 343/2. maddesinde düzenlenen "yalan beyanda bulunmak" olduğunun kabulü ile 765 sayılı TCK'nın 102/4 ve 104/2. maddelerinde belirlenen zamanaşımının suç ve inceleme tarihleri arasında gerçekleştiğinden bahisle hükmün bozulmasına ve sanık hakkındaki davanın zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu” belirterek Dairemiz düşme kararına karşı itirazda bulunmuştur.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ile Dairemiz arasındaki uyuşmazlık suç tarihinin belirlenmesine ilişkindir.
İtiraz, 6352 sayılı Kanunun 99. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 308. maddesine eklenen 2 ve 3. fıkralar kapsamında bir bütün olarak incelendiğinde;
Somut olayda; hakkındaki soruşturma ve kovuşturmayı önlemek amacıyla mağdur ... ...'nın kimlik bilgilerini 13.04.2005 tarihinde emniyetteki ifadesinde kullanan sanığın, 14.04.2005 tarihli savcılık ve sorgu beyanlarında ve mahkeme aşamasındaki 16.08.2005 tarihli savunmasında da aynı kişiye ait kimlik bilgilerini kullandığı, eylemin bu şekilde temadi ettiği, sanık ...'ın mağdur ... ...'ya ait kimlik bilgileri ile İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 2005/128 esas sayılı dosyasında yargılanarak, 11.04.2006 tarihinde mahkumiyetine karar verildiği, kararın kesinleştiği ve sanığın ... ... kimliği ile bu cezasının infazına başlandığı, adli para cezasının ödenmesi amacıyla mağdur ... ...'ya bildirimde bulunulması üzerine, olaydan haberdar olduğu ve 16.04.2007 tarihinde kararı veren İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesine müracaat ettiği, olayda başkasına ait kimlik bilgilerini kullanma suçuna ilişkin suç tarihinin, sanığın ... ...'ya ait kimlik bilgilerini aktif olarak kullandığı, diğer bir anlatımla icrai hareketlerin son bulduğu ve temadinin kesildiği tarih olan 16.08.2005 olduğu, buna göre eylemin suç tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK'nın 268/1. maddesinde düzenlenen suçu oluşturacağı ve dava zamanaşımının dolmadığı anlaşılmakla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı bu gerekçeyle yerinde görülerek kabul edilmiş ve aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
KARAR:
1- Dairemizin itiraz edilen düşme kararının kaldırılmasına,
2- Sanığın temyizinin incelenmesinde;
Yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Hakkındaki soruşturma ve kovuşturmayı önlemek amacıyla, yargılandığı İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 2005/128 esas sayılı dosyasının 16.08.2005 tarihli duruşmasında mağdur ... ...'nın kimlik bilgilerini son kez kullanan sanığın kanıtlanan eylemi nedeniyle, 5237 sayılı TCK'nın 268/1. maddesi yollamasıyla anılan Kanunun 267. maddesi uyarınca mahkumiyeti yerine, yazılı biçimde suç tarihinde yürürlükte olmayan 765 sayılı TCK'nın 343/2. maddesi uyarınca hüküm kurulması,
Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, CMUK'nın 326/son maddesi uyarınca sanık hakkında tayin olunan sonuç cezanın miktarı bakımından kazanılmış hakkının saklı tutulmasına, 25.06.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.