Yargıtay 8. Ceza Dairesi Ceza Hukuku
Yargıtay 8. Ceza Dairesi E.2011/14857 K.2011/14849
Özet: (1) Uyuşmazlık, yerel mahkemenin 19.04.2001 tarihli parada sahtecilik kararının Yargıtay 6. Ceza Dairesi tarafından bozulması ve sonrasında sanıkların temyiz haklarıyla ilgili süreçtir; (2) Mahkeme, bozma kararı doğrultusunda 02.03.2006 tarihli hükmü yeniden düzenleyerek üç sanığın kararını onaylamış, ancak diğer iki sanığın kararlarını bozulmuş ve temyizlerini reddetmiştir.
MAHKEMESİ: Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ: Parada sahtecilik
HÜKÜM: Hükümlülük
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Yerel Mahkemenin, parada sahtecilik suçundan verdiği 19.04.2001 tarihli ilk hüküm, sanık ... ...'ün temyizi üzerine ceza uygulamasındaki yasaya aykırılık nedeniyle Yargıtay 6. Ceza Dairesi tarafından bozulmuş ve bozmanın hükmü temyiz etmeyen sanıklar ... ile ...'a da yansıtılmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyulmuş ve bozma kararı sanıklar ... ve ...'a sirayet ettirilerek 02.03.2006 tarihli hüküm kurulmuştur. Bu hükmün de adı geçen üç sanığın müdafiileri tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 10.11.2010 tarihli kararı ile sanık ... ... hakkındaki hüküm düzeltilerek onanmış, diğer iki sanık haklarındaki hükümler ise bozulmuştur.
Mahkemece uyulmasına karar verilen 6. Ceza Dairesi bozma kararından sonra, bozma kararı sirayet ettirilen sanıklar ... ve ... hakkında kurulan 02.03.2006 tarihli hüküm, temyizi olanaklı bir karar olup, kesin nitelikte olduğundan söz etmek olanaklı değildir. Nitekim, yukarıda belirtildiği gibi, Dairemiz tarafından da incelenerek bozulmuştur. Bu nedenlerle, tebliğnamede yer alan dosyanın incelenmeksizin mahalline gönderilmesine ilişkin görüşe iştirak edilmemiştir.
1- Parada sahtecilik suçunun niteliğine göre doğrudan zarar görmeyen Maliye Hazinesi, davaya müdahil olarak katılamayacağı gibi müdahilliğine karar verilmiş olması ona hükmü temyiz etme hakkı da vermeyeceğinden, Hazine vekilinin vaki temyiz isteğinin 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK.nun 317. maddesi uyarınca oybirliğiyle (REDDİNE),
2- Sanıklar müdafiilerinin temyizlerine gelince;
Bozmaya uyularak; yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin tahkikat neticelerine uygun olarak tecelli eden kanaat ve takdirine, tetkik olunan dosya içeriğine göre sanıklar müdafiilerinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün (ONANMASINA), 07.12.2011 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KISMEN KARŞI DÜŞÜNCE: 765 sayılı TCK.nun 316. ve 5237 sayılı TCK.nun 197. maddelerinde düzenlenen parada sahtecilik suçu kamu güvenine karşı suçlar başlığı altında yer almıştır.
Bu suçun iki konusundan biri kamu güveni, diğeri de kanıt araçlarının doğruluk ve gerçekliklerinde saklı güvenceden kaynaklanan özel menfaattir.
Birincisi maddi değildir, ihlalde tehlike söz konusudur. İkincisinde ise kanıt amacıyla güvence altına alınmış özel menfaatin tehlikeye düşürülmesi söz konusudur.
Parada sahtecilik suçu en önemli zararını ülke ekonomisine vermektedir. Piyasada sahte para dolaşması; o paranın gerek ülke içinde, gerekse yurt dışında değerinin gerçekliğinin ve alım gücünün düşmesine yol açmaktadır. Bunun sonucunda ise o ülkenin uluslararası piyasada ekonomik itibarı azalmakta, neticede ülke ekonomisi zarar görmektedir. Bu suç bakımından korunması amaçlanan hukuksal değer milli ekonomidir.
Kamu davasına katılabilmenin koşulu "suçtan zarar görmektir." Ancak gerek 1412 sayılı gerekse 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunlarında suçtan zarar görme kavramı açıklığa kavuşturulmamıştır. Ceza Genel Kurulu ve Özel Dairelerin yerleşik kararlarında bu hususa açıklık getirilerek kamu davasına katılabilmenin en önemli koşulu olarak suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş olma hali aranmıştır. Dolaylı zararlar nedeniyle kamu davasına katılmanın olanaksız olduğu kabul edilmiştir. Bu durumda sanığa/sanıklara yüklenen eylem doğrudan doğruya kime ait hakları ihlal etmiş suçun maddi ve manevi unsuru kimin hakkına yönelmiş ise, suçtan doğrudan doğruya zarar gören kişi de o olacaktır. Bir başka anlatımla sanığa/sanıklara yüklenen eylemle haklı çıkarı zedelenen kişinin ceza kovuşturması konusunda katılma isteğini gözönünde tutarak davaya katılma hakkı tanınmalıdır.
1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının, para politikasını, devletin ekonomik ve mali kurallarını düzenleyen ve yürüten Maliye Bakanlığı yani hazineden ayrık düşünmek olası değildir.
Hazine sanıklara atılı suçta suçtan doğrudan zarar görmüştür. Davaya katılma kararında bir isabetsizlik olmadığından hükmü temyiz yetkisi de bulunmaktadır. Sayın çoğunluğun katılan hazinenin temyiz isteminin reddine ilişkin görüşüne bu nedenle katılmıyoruz.
SUÇ: Parada sahtecilik
HÜKÜM: Hükümlülük
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Yerel Mahkemenin, parada sahtecilik suçundan verdiği 19.04.2001 tarihli ilk hüküm, sanık ... ...'ün temyizi üzerine ceza uygulamasındaki yasaya aykırılık nedeniyle Yargıtay 6. Ceza Dairesi tarafından bozulmuş ve bozmanın hükmü temyiz etmeyen sanıklar ... ile ...'a da yansıtılmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyulmuş ve bozma kararı sanıklar ... ve ...'a sirayet ettirilerek 02.03.2006 tarihli hüküm kurulmuştur. Bu hükmün de adı geçen üç sanığın müdafiileri tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 10.11.2010 tarihli kararı ile sanık ... ... hakkındaki hüküm düzeltilerek onanmış, diğer iki sanık haklarındaki hükümler ise bozulmuştur.
Mahkemece uyulmasına karar verilen 6. Ceza Dairesi bozma kararından sonra, bozma kararı sirayet ettirilen sanıklar ... ve ... hakkında kurulan 02.03.2006 tarihli hüküm, temyizi olanaklı bir karar olup, kesin nitelikte olduğundan söz etmek olanaklı değildir. Nitekim, yukarıda belirtildiği gibi, Dairemiz tarafından da incelenerek bozulmuştur. Bu nedenlerle, tebliğnamede yer alan dosyanın incelenmeksizin mahalline gönderilmesine ilişkin görüşe iştirak edilmemiştir.
1- Parada sahtecilik suçunun niteliğine göre doğrudan zarar görmeyen Maliye Hazinesi, davaya müdahil olarak katılamayacağı gibi müdahilliğine karar verilmiş olması ona hükmü temyiz etme hakkı da vermeyeceğinden, Hazine vekilinin vaki temyiz isteğinin 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK.nun 317. maddesi uyarınca oybirliğiyle (REDDİNE),
2- Sanıklar müdafiilerinin temyizlerine gelince;
Bozmaya uyularak; yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin tahkikat neticelerine uygun olarak tecelli eden kanaat ve takdirine, tetkik olunan dosya içeriğine göre sanıklar müdafiilerinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün (ONANMASINA), 07.12.2011 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KISMEN KARŞI DÜŞÜNCE: 765 sayılı TCK.nun 316. ve 5237 sayılı TCK.nun 197. maddelerinde düzenlenen parada sahtecilik suçu kamu güvenine karşı suçlar başlığı altında yer almıştır.
Bu suçun iki konusundan biri kamu güveni, diğeri de kanıt araçlarının doğruluk ve gerçekliklerinde saklı güvenceden kaynaklanan özel menfaattir.
Birincisi maddi değildir, ihlalde tehlike söz konusudur. İkincisinde ise kanıt amacıyla güvence altına alınmış özel menfaatin tehlikeye düşürülmesi söz konusudur.
Parada sahtecilik suçu en önemli zararını ülke ekonomisine vermektedir. Piyasada sahte para dolaşması; o paranın gerek ülke içinde, gerekse yurt dışında değerinin gerçekliğinin ve alım gücünün düşmesine yol açmaktadır. Bunun sonucunda ise o ülkenin uluslararası piyasada ekonomik itibarı azalmakta, neticede ülke ekonomisi zarar görmektedir. Bu suç bakımından korunması amaçlanan hukuksal değer milli ekonomidir.
Kamu davasına katılabilmenin koşulu "suçtan zarar görmektir." Ancak gerek 1412 sayılı gerekse 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunlarında suçtan zarar görme kavramı açıklığa kavuşturulmamıştır. Ceza Genel Kurulu ve Özel Dairelerin yerleşik kararlarında bu hususa açıklık getirilerek kamu davasına katılabilmenin en önemli koşulu olarak suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş olma hali aranmıştır. Dolaylı zararlar nedeniyle kamu davasına katılmanın olanaksız olduğu kabul edilmiştir. Bu durumda sanığa/sanıklara yüklenen eylem doğrudan doğruya kime ait hakları ihlal etmiş suçun maddi ve manevi unsuru kimin hakkına yönelmiş ise, suçtan doğrudan doğruya zarar gören kişi de o olacaktır. Bir başka anlatımla sanığa/sanıklara yüklenen eylemle haklı çıkarı zedelenen kişinin ceza kovuşturması konusunda katılma isteğini gözönünde tutarak davaya katılma hakkı tanınmalıdır.
1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının, para politikasını, devletin ekonomik ve mali kurallarını düzenleyen ve yürüten Maliye Bakanlığı yani hazineden ayrık düşünmek olası değildir.
Hazine sanıklara atılı suçta suçtan doğrudan zarar görmüştür. Davaya katılma kararında bir isabetsizlik olmadığından hükmü temyiz yetkisi de bulunmaktadır. Sayın çoğunluğun katılan hazinenin temyiz isteminin reddine ilişkin görüşüne bu nedenle katılmıyoruz.
Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.