‹ Ana sayfa
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi Gayrimenkul ve Emlak Hukuku · ön sınıflandırma

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E.2023/4277 K.2024/4143

Esas No: 2023/4277 · Karar No: 2024/4143 · Karar Tarihi: 30.09.2024
Özet: 1) Taraflar arasında, müvekkilinin taşınmazından gelen suyun komşu taşınmazına kazı ve kaçak jetonlarla taşınarak suya el atılması ve suyun eski haline getirilmesi talebinidir. 2) Samsun Bölge Adliye Mahkemesi, ilk derece kararını bozarak davayı kabul etti, suya el atmanın önlenmesi ve eski hâle getirilmesinin gerekliliğini yeniden değerlendirerek mahkeme kararını yeniden esasına kurmuştur.
MAHKEMESİ: Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi

SAYISI: 2023/1509 E., 2023/1738 K.

KARAR: İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulü
İLK DERECE

MAHKEMESİ: Gümüşhacıköy Asliye Hukuk Mahkemesi

SAYISI: 2022/49 E., 2023/22 K.

Taraflar arasındaki suya el atmanın önlenmesi ve eski hale getirme davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili adına kayıtlı 162 ada 63 parsel sayılı taşınmaz içerisinden çıkan suyun kadimden beri müvekkilinin ve komşu taşınmaz maliklerinin kullanımında olduğunu, davalının ise bahsi geçen suyu kazı ve kaptaj yapmak suretiyle borularla kendi taşınmazına taşıyarak dava konusu suya haksız müdahalede bulunduğunu ileri sürerek suya el atmanın önlenmesi ve eski hale getirmeye karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP
Davalı cevap dilekçesinde; davacının taşınmazında kendine ait kaynak suyunun bulunmadığını, kendisinin su aldığı yerin doğal dere olduğunu ileri sürerek davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu suyun genel su olduğu, davalı tarafından genel suya yapılan müdahalenin su miktarında azalma meydana getirmediği, davacı tarafından müdahale sonucunda zarara uğrandığının ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; Mahkemece yapılan keşfin su kaynağının tamamen kuruduğu tarihte yapılması nedeniyle kaynağın yerinin tespit edilemediğini, suyun müvekkilinin taşınmazının sınırında olduğunu, bilirkişinin tespitine göre davalının devletin hüküm ve tasarrufu olan yerden boru döşeyerek haksız müdahalede bulunduğunu, suyun kamu yararına ait olduğunu, davalının eylemi ile müvekkilinin ve çevre taşınmaz sahiplerinin suyu kullanmalarının engellendiğini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının müvekkili lehine kaldırılmasını istemiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu su kaynağının davacının taşınmazının kuzey sınırındaki dere yatağından kaynadığını, yılın bahar ve yaz aylarında batı istikametine doğru Bulmuş Deresi ismi ile bilinen dere yatağından akarak, suyun kadimden beri davacı ve bir kısım dere yatağına sınır taşınmaz sahiplerinin kullanımda olduğu, davalının bu dere yatağına baharda ve yaz aylarında biriken suların önünü keserek ve dere yatağında kazı yapıp yer altından plastik boru içerisine alıp, daha alt kotlarda devam eden dere yatağı içerisinden akışını engellemek suretiyle 157 ada 380 parsel sayılı taşınmazına taşıyarak suyun kaynağından itibaren dere yatağına haksız olarak el attığı, suyun davacının taşınmazının sınırları içerisinden çıkmaması ve özel su olmamasının da davalının el atmasını haklı kılmayacağı gibi İlk Derece Mahkemesinin davanın reddine yönelik kararına gerekçe teşkil edemeyeceği, davanın kabulüne karar vermek gerektiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temiz dilekçesinde; dava konusu suyun genel su kapsamında olduğu, suyun davacının tasarrufunda olan taşınmazda olmadığını ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının müvekkili lehine bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, suya el atmanın önlenmesi ve eski hale getirme istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
1. Türk Medeni Kanunu'nun 718 inci maddesi gereğince; arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyetin kapsamına yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer.

2. Bu madde hükmüne paralel olarak düzenlenen Türk Medeni Kanunu'nun 756. maddesi gereğince de; "Kaynaklar, arazinin bütünleyici parçası olup bunların mülkiyeti ancak kaynadıkları arazinin mülkiyeti ile birlikte kazanılabilir. Başkasının arazisinde bulunan kaynaklar üzerindeki hak, bir irtifak hakkı olarak tapu kütüğüne tescil ile kurulur. Yeraltı suları, kamu yararına ait sulardandır. Arza malik olmak onun altındaki yeraltı sularına da malik olmak sonucunu doğurmaz. Arazi maliklerinin yer altı sularından yararlanma biçimi ve ölçüsüne ilişkin özel kanun hükümleri saklıdır."

3. Gerek Türk Medeni Kanunu'nun 718 inci maddesi gerekse 756/2 nci maddesinde sözü edilen kaynaklar, yeraltı sularından farklıdır.

4. Kaynak, kökeni yeraltı suyu olan tabi ve sürekli olarak yeryüzüne çıkan özel mülkiyete girecek nitelikte özel bir su olup suni bir şekilde veya ara sıra yeryüzüne çıkan su, kaynak niteliğini kazanmaz (Gürsoy/ Eren/ Cansel, Türk Eşya Hukuku, Ankara 1978, s. 618). Ayrıca, kaynaktan çıkan suyun yararı kamuya ait bir akarsu oluşturacak kadar bol çıkması halinde kaynak artık özel mülkiyete konu olamaz. Yine, yeraltı suyundan sondaj gibi suni yollarla çıkartılan sulardan yararlanma usulü de 167 sayılı Yeraltı Suları Kanunu'na tabidir.

5. Başka bir ifadeyle kaynak suyu kendiliğinden kaynadığı arazinin hudutlarını aşacak debide ise ya da malikinin ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra fazlası varsa genel su kabul edilir ve komşular da yararlanabilir. Bunun yanında kaynak suyu tapulu olmayan araziden (örneğin mera, orman vb.) çıkıyorsa suyun debisine bakılmaksızın genel sudur. Bu sudan ise kadim ve öncelik hakkı ihlal edilmemek suretiyle herkes ihtiyacı oranında yararlanabilir.

3. Değerlendirme
1. Dosya kapsamında yapılan incelemede; davacının suya elatıldığını iddia ettiği su kaynağının maliki olduğu 162 ada 63 parsel ve çevre taşınmazların sınırından akan Bulmuş deresi olduğu ve devletin hüküm ve tasarrunda olan genel su niteliğinde kaynak olduğu anlaşılmıştır. Mahkemece alınan 07.12.2022 tarihli bilirkişi raporu ve ekli krokisine göre su kaynağının davacıya ait taşınmazın sınırından başlayarak alt kotlardaki taşınmazlara doğru aktığının tespit edildiği, keşif tarihinde dere yatağının kuru olduğu ve su tespit edilemediğinin belirtildiği, yine Mahkemece alınan 03.01.2023 tarihli bilirkişi raporunda ise davaya konu suyun, davacıya ait 162 ada 63 parsel sayılı taşınmazın sınırından geçen kuru dere yatağı içerisinde drenaj kazısı ve bent yapılarak alüvyonlar içerisinden süzülüp gelen ve yağmur sularının etkisiyle derede biriken suları 75 mm'lik pvc plastik boru vasıtası ile kuru dere yatağı ortasından, yerin 25-30 cm altından toprak altına gömülerek davalıya ait 157 ada 380 parsel nolu taşınmaza boru döşenmek suretiyle götürüldüğünün tespit edildiği anlaşılmaktadır. Mahkemece keşif mahallinde dinlenen mahalli bilirkişi ve davacı tanıklarının ise davalının bu eylemi hakkında davacının suyu kullanımının engellediğine dair bilgi ve görgülerinin olduğuna ilişkin beyanlarının da olmadığı görülmüştür.

2. Her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince davalının bu dere yatağına baharda ve yaz aylarında biriken suların önünü keserek ve dere yatağında kazı yapıp yer altından plastik boru içerisine alıp, daha alt kotlarda devam eden dere yatağı içerisinden akışını engellemek suretiyle 157 ada 380 parsel sayılı taşınmazına taşıyarak suyun kaynağından itibaren dere yatağına haksız olarak el attığı, suyun davacının taşınmazının sınırları içerisinden çıkmaması ve özel su olmamasının da davalının el atmasını haklı kılmayacağı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesinde davanın reddine dair verilen kararın kaldırılarak yeniden hüküm tesisi ile davanın kabulüne karar verilmiş ise de İlk Derece Mahkemesince yapılan araştırmanın yetersiz olması nedeniyle, Bölge Adliye Mahkemesinin vardığı sonuca dayalı hükmün doğru olduğunu söyleyebilme olanağı bulunmamaktadır. Davacı, davalının yaptığı boru ve kaptaj nedeniyle kaynak suyunun kullanımına engel olduğunu söylemekte ise de, Mahkemece yapılan keşif ve alınan bilirkişi raporlarında davalının eyleminin, davacının kaynak suyunu kullanımını ne şekilde etkilediği açıklanmamıştır. Nitekim, İlk Derece Mahkemesince alınan 07.12.2022 tarihli fen bilirkişi raporuna ekli krokide kırmızı renkle boyalı kısmın su borusu olduğu anlaşılsa da, su borusunun dere yatağı boyuncaki uzunluğu, suyun kaynadığı yerden başlayıp başlamadığı gibi hususların belirtilmediği görülmüştür. Yine 03.01.2022 tarihli bilirkişi raporunda ise keşif tarihinde dava konusu dere yatağında su tespit edilememiş olmaması nedeniyle davalı tarafından toprak altına alınan su borusunun su kaynağına müdahale edip etmediği, müdahale varsa su kaynağının borular aracılığıyla taşınmasının davacının suyu kullanımını etkileyip etkilemediğine yönelik açık, bilimsel ve denetime elverişli açıklama bulunmadığı anlaşılmıştır.

3. Kural olarak suyun akış yönünde daha sonra gelen taşınmaz malikinin suya yaptığı müdahalenin üst kotta bulunan taşınmazı etkilemesi söz konusu olmayacaktır. 07.12.2022 tarihli bilirkişi raporundaki krokide, davacının taşınmazının davalının eylemde bulunduğu yerden üst kotta bulunduğu anlaşıldığı gibi 03.01.2023 tarihli bilirkişi raporunda ise davalının dere yatağına baharda ve yaz aylarında biriken suların önünü keserek plastik boru içerisine alıp daha alt kotlarda devam eden dere yatağı içerisinden akışını engellediğinin belirtildiği görülmüştür. Mahkemece suyun en az olduğu dönemde keşif yapılarak alt kotta bulunan davalının dava konusu su yatağına boru döşemek suretiyle suyu kendi taşınmazına taşıması suretiyle yaptığı işlemin, üst kotta bulunan taşınmaz maliki olan davacının suyu kullanmasına ne suretle engel olduğunun tespiti gerekmektedir.

4. O halde Mahkemece, davacının tanık deliline de dayandığı gözetilerek tanık listesinde yer alan tanıkların mahallinde dinlenilmesi suretiyle dava konusu suyun en az olduğu dönemde jeoloji bilirkişisi ve harita mühendisi aracılığıyla keşif yapılarak davalının yaptığı iddia edilen işlemin, davacının suyu kullanmasına ne suretle engel olduğu açık bilimsel ve denetime elverişli krokili raporuyla tespit edilerek hüküm kurulması gerekirken, eksik araştırmaya dayalı hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,

Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

30.09.2024 tarihinde kesin olmak üzer oy birliğiyle karar verildi.

Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.

AvAi

Hukuki AI Asistanı
Merhaba! Ben AvAi, Avarsis Hukuki AI Asistanınız. Size nasıl yardımcı olabilirim?