Yargıtay 7. Hukuk Dairesi Gayrimenkul ve Emlak Hukuku
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E.2012/3330 K.2012/5426
Özet: (1) Uyuşmazlık, 101 ada 47 parsel sayılı taşınmazın miras yoluyla Hazine’ye ait olduğu iddiasıyla davacı Hazine’nin, taşınmazın 1835,69 m²’lik bölümünü Hazine adına tespit edilmesini talep ettiği konudur. (2) Mahkeme, taşınmazın 12313,93 m²’lik bölümünün Hazine’ye intikal eden yerlerden olmadığını ve mera tahsisiyle ilgili yetersiz araştırma nedeniyle kararını iptal ederek, davacı Hazine’nin iddiasını reddetti.
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı Hazine tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Kadastro sırasında dava konusu 101 ada 47 parsel sayılı 14149,62 m2 yüzölçümündeki taşınmaz miras yoluyla gelen hakka, paylaşmaya, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine ve bağışlamaya dayanılarak davalı ... adına tespit edilmiştir. Davacı aHazine taşınmazın kanunları uyarınca Hazine'ye kalan yerlerden olduğunu, edinme koşullarının gerçekleşmediğini öne sürerek ve tapu kaydına dayanarak dava açmıştır. Mahkemece davanın kısmen kabulüne, dava konusu taşınmazın 1835,69 m2 yüzölçümündeki bölümünün davacı Hazine adına, geriye kalan 12313,93 m2 yüzölçümündeki bölümünün ise tespit gibi tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece dava ve temyize konu 101 ada 47 parsel sayılı taşınmazın uzman bilirkişi tarafından düzenlenen 01.10.2011 günlü rapor ve haritada gösterilen 12313,93 m2 yüzölçümündeki bölümünün kanunları uyarınca Hazine'ye intikal eden yerlerden olmadığı, taşınmazın kamu malı niteliğinde mera olmadığı, davacının tutunduğu tapu kayıtlarının dava konusu taşınmazı kapsamadığı, taşınmaz üzerinde tespit tarihinde zilyet davalı yararına 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi hükmünde öngörülen kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği gerekçe gösterilerek hüküm kurulmuştur.
Gerçekten dava ve temyize konu taşınmaz bölümünün davacı Hazine'nin dava dilekçesinde belirttiği toprak tevzi çalışmaları sırasında oluşturulan komisyon paftalarında Hazine adına tesbit edilen taşınmazlar içinde yer almadığı, taşınmazın kanunları uyarınca Hazine'ye intikal eden yerlerden olmadığı mahkemece yapılan keşif ve uygulama ile belirlenmiştir.
Ne var ki dava konusu taşınmaza komşu 101 ada 2 parsel sayılı taşınmazın öncesinde mera niteliği ile tespit edildiği ancak komisyon kararı ile malik hanesinin boş bırakıldığı gözetildiğinde somut olayda mera araştırmasının yapılması zorunlu olup mahkemece bu yönde yapılan araştırma ve soruşturma yetersizdir.
Öğretide ve uygulamada kararlılık kazanan görüşlere göre mahkemece bir yerin mera olarak kabul edilebilmesi için taşınmazın öncesinin bilinmeyen bir zamandan beri geleneksel biçimde mera olarak kullanılageldiğinin saptanması ya da taşınmazın yetkili idari merciler tarafından mera niteliği ile tahsis edilmiş olması gerekir.
Somut olayda; dosyaya getirilen bilgi ve belgelerden dava konusu taşınmazın bulunduğu bölgede 1962 yılında mera tahsisinin yapıldığı anlaşılmaktadır. Ne var ki, mahkemece mera tahsis haritası ve eki belgeler yerine yöntemine uygun biçimde uygulanmamıştır. Haritalarda tarif edilen poligon ve röper noktalar ile arz üzerindeki doğal ya da yapay sınır yerlerinden hangilerinden yararlanıldığı, uzman bilirkişi haritası ve eki raporda açıklanmamış, bu nedenlerle keşfi izlemeye, bilirkişi sözlerini denetlemeye ve bu yolla yargı denetimine açık bir rapor ve eki harita düzenlenmemiştir.
Böylesine yetersiz araştırma ve soruşturma ile hüküm kurulamaz. O halde sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için öncelikle dava konusu taşınmazlar ile komşu taşınmazları bir arada gösterir geniş kapsamlı birleşik harita Kadastro Müdürlüğü'nden getirtilmeli, bundan sonra yöreyi iyi bilen yaşlı, yansız, yerel ve uzman bilirkişi hazır olduğu halde dava konusu taşınmaz başında yeniden keşif yapılmalı, öncelikle geniş kapsamlı kadastro paftasının ölçeği ile mera tahsis haritasının ölçekleri eşitlendikten sonra yerel bilirkişi yardımı uzman bilirkişi eliyle haritalar çakıştırılmak suretiyle yerine uygulanmalı, uygulamada haritalarda tarif edilen belli poligon ve röper noktalar ile arz üzerindeki doğal ya da yapay sınır yerlerinden yararlanılmalı, uzman bilirkişiden keşfi izlemeye bilirkişi sözlerini denetlemeye imkan verecek şekilde ayrıntılı gerekçeli rapor alınmalı, bu yolla dava konusu taşınmazın mera tahsis haritası kapsamında kalıp kalmadığı duraksamasız belirlenmeli, mera tahsisinin yapıldığı gün ile kadastro tespitin yapıldığı gün arasında iktisap sağlayan 20 yıllık sürenin geçip geçmediği belirlenmeli, bundan sonra 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14, 46/1, 16/B ve 18. maddeleri hükmü eşliğinde toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir.
Mahkemece bu olgular gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olduğu gibi davanın kısmen kabulü ile taşınmazın bir bölümünün davacı Hazine adına tesciline karar verildiği halde kabul edilen bu bölümün hangi ada ve parsel numarası ile tapuya tescil edileceğinin hüküm yerinde gösterilmeyerek infazda tereddüt yaratılması, bundan ayrı olarak mahkeme hükmünden önce 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 Sayılı Yasa ile değişik 3402 Sayılı Kadastro Kanunu’nun 36/A ve geçici 11. maddelerinde “Kadastro işlemi ile oluşan tespit ve kayıtların iptali için Devlet veya diğer kamu kurum ve kuruluşları tarafından kayıt lehtarına karşı Kadastro Mahkemeleri ile genel mahkemelerde açılan davalarda davalı aleyhine vekalet ücreti dahil, yargılama giderine hükmolunmaz ve bu hüküm henüz infaz edilmemiş yargı kararlarına da uygulanır.” yasal düzenlemesine rağmen davalı aleyhine vekalet ücreti ve yargılama giderine hükmolunması dahi isabetsiz, davacı Hazine'nin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 04.09.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.
Kadastro sırasında dava konusu 101 ada 47 parsel sayılı 14149,62 m2 yüzölçümündeki taşınmaz miras yoluyla gelen hakka, paylaşmaya, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine ve bağışlamaya dayanılarak davalı ... adına tespit edilmiştir. Davacı aHazine taşınmazın kanunları uyarınca Hazine'ye kalan yerlerden olduğunu, edinme koşullarının gerçekleşmediğini öne sürerek ve tapu kaydına dayanarak dava açmıştır. Mahkemece davanın kısmen kabulüne, dava konusu taşınmazın 1835,69 m2 yüzölçümündeki bölümünün davacı Hazine adına, geriye kalan 12313,93 m2 yüzölçümündeki bölümünün ise tespit gibi tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece dava ve temyize konu 101 ada 47 parsel sayılı taşınmazın uzman bilirkişi tarafından düzenlenen 01.10.2011 günlü rapor ve haritada gösterilen 12313,93 m2 yüzölçümündeki bölümünün kanunları uyarınca Hazine'ye intikal eden yerlerden olmadığı, taşınmazın kamu malı niteliğinde mera olmadığı, davacının tutunduğu tapu kayıtlarının dava konusu taşınmazı kapsamadığı, taşınmaz üzerinde tespit tarihinde zilyet davalı yararına 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi hükmünde öngörülen kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği gerekçe gösterilerek hüküm kurulmuştur.
Gerçekten dava ve temyize konu taşınmaz bölümünün davacı Hazine'nin dava dilekçesinde belirttiği toprak tevzi çalışmaları sırasında oluşturulan komisyon paftalarında Hazine adına tesbit edilen taşınmazlar içinde yer almadığı, taşınmazın kanunları uyarınca Hazine'ye intikal eden yerlerden olmadığı mahkemece yapılan keşif ve uygulama ile belirlenmiştir.
Ne var ki dava konusu taşınmaza komşu 101 ada 2 parsel sayılı taşınmazın öncesinde mera niteliği ile tespit edildiği ancak komisyon kararı ile malik hanesinin boş bırakıldığı gözetildiğinde somut olayda mera araştırmasının yapılması zorunlu olup mahkemece bu yönde yapılan araştırma ve soruşturma yetersizdir.
Öğretide ve uygulamada kararlılık kazanan görüşlere göre mahkemece bir yerin mera olarak kabul edilebilmesi için taşınmazın öncesinin bilinmeyen bir zamandan beri geleneksel biçimde mera olarak kullanılageldiğinin saptanması ya da taşınmazın yetkili idari merciler tarafından mera niteliği ile tahsis edilmiş olması gerekir.
Somut olayda; dosyaya getirilen bilgi ve belgelerden dava konusu taşınmazın bulunduğu bölgede 1962 yılında mera tahsisinin yapıldığı anlaşılmaktadır. Ne var ki, mahkemece mera tahsis haritası ve eki belgeler yerine yöntemine uygun biçimde uygulanmamıştır. Haritalarda tarif edilen poligon ve röper noktalar ile arz üzerindeki doğal ya da yapay sınır yerlerinden hangilerinden yararlanıldığı, uzman bilirkişi haritası ve eki raporda açıklanmamış, bu nedenlerle keşfi izlemeye, bilirkişi sözlerini denetlemeye ve bu yolla yargı denetimine açık bir rapor ve eki harita düzenlenmemiştir.
Böylesine yetersiz araştırma ve soruşturma ile hüküm kurulamaz. O halde sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için öncelikle dava konusu taşınmazlar ile komşu taşınmazları bir arada gösterir geniş kapsamlı birleşik harita Kadastro Müdürlüğü'nden getirtilmeli, bundan sonra yöreyi iyi bilen yaşlı, yansız, yerel ve uzman bilirkişi hazır olduğu halde dava konusu taşınmaz başında yeniden keşif yapılmalı, öncelikle geniş kapsamlı kadastro paftasının ölçeği ile mera tahsis haritasının ölçekleri eşitlendikten sonra yerel bilirkişi yardımı uzman bilirkişi eliyle haritalar çakıştırılmak suretiyle yerine uygulanmalı, uygulamada haritalarda tarif edilen belli poligon ve röper noktalar ile arz üzerindeki doğal ya da yapay sınır yerlerinden yararlanılmalı, uzman bilirkişiden keşfi izlemeye bilirkişi sözlerini denetlemeye imkan verecek şekilde ayrıntılı gerekçeli rapor alınmalı, bu yolla dava konusu taşınmazın mera tahsis haritası kapsamında kalıp kalmadığı duraksamasız belirlenmeli, mera tahsisinin yapıldığı gün ile kadastro tespitin yapıldığı gün arasında iktisap sağlayan 20 yıllık sürenin geçip geçmediği belirlenmeli, bundan sonra 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14, 46/1, 16/B ve 18. maddeleri hükmü eşliğinde toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir.
Mahkemece bu olgular gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olduğu gibi davanın kısmen kabulü ile taşınmazın bir bölümünün davacı Hazine adına tesciline karar verildiği halde kabul edilen bu bölümün hangi ada ve parsel numarası ile tapuya tescil edileceğinin hüküm yerinde gösterilmeyerek infazda tereddüt yaratılması, bundan ayrı olarak mahkeme hükmünden önce 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 Sayılı Yasa ile değişik 3402 Sayılı Kadastro Kanunu’nun 36/A ve geçici 11. maddelerinde “Kadastro işlemi ile oluşan tespit ve kayıtların iptali için Devlet veya diğer kamu kurum ve kuruluşları tarafından kayıt lehtarına karşı Kadastro Mahkemeleri ile genel mahkemelerde açılan davalarda davalı aleyhine vekalet ücreti dahil, yargılama giderine hükmolunmaz ve bu hüküm henüz infaz edilmemiş yargı kararlarına da uygulanır.” yasal düzenlemesine rağmen davalı aleyhine vekalet ücreti ve yargılama giderine hükmolunması dahi isabetsiz, davacı Hazine'nin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 04.09.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.
Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.