‹ Ana sayfa
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi Ticaret Hukuku · ön sınıflandırma

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E.2012/2258 K.2012/6872

Esas No: 2012/2258 · Karar No: 2012/6872 · Karar Tarihi: 09.10.2012
2 kez atıf aldı Sonraki kararlarda bu karara yapılan atıflar
Özet: Uyuşmazlık, adi ortaklıktan kaynaklanan tazminat talebi üzerine davacıların, taşımacılık işinde elde edilen gelirin hisselerine düşen kısmının tahsil edilmemesi nedeniyle 97.959 TL’lik alacaklarını talep etmesiyle ilgilidir. Mahkeme, davalı şirketin yönünden davayı kabul ederken diğer davalılara ait talepleri reddederek, adi ortaklığın fesih ve tasfiyesinin yasal düzenlemelere uygun olarak yapılması gerektiğine hükmetmiştir.
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi istenilmekle, duruşma için tebliğ edilen 2.10.2012 günü belirlenen saatte temyiz edenler ... Yapı ve End. Tes. Taah. Tic. Ltd. Şti. vekili Av. ... ve Av. ... ile ... Nak ve Tic. Ltd. Şti ve ... Petrol ve Taş. Tic. San Ltd. Şti vekili Av. ... geldiler. Gelenlerin huzuru ile duruşmaya başlandı. Duruşmada hazır bulunan tarafların sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1-Asıl ve birleşen dava, adi ortaklıktan kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.

İddia ve savunmaya, duruşma tutanaklarına yansıyan bilgi ve belgelere, bu yolla saptanan dava niteliği ile dosya kapsamında toplanıp değerlendirilen delillere, delillerin takdir, tahlil ve tartışımına ilişkin hükümde gösterilen gerekçelere göre, asıl ve birleşen davalarda davacının temyiz itirazları yerinde değildir.

2-Asıl ve birleşen davada, davalının temyiz itirazlarına gelince, mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve soruşturma hüküm vermeye yeterli olmadığı gibi, varılan sonuç da yasal düzenlemelere uygun düşmemiştir.

Davacılar vekili asıl ve birleşen davalarda, davalı ile birlikte dava dışı kurumun taşıma işini yaptıklarını, kendi paylarına düşen kısmın dava dışı kurumdan tahsil edilmesine rağmen kendilerine ödenmediğini belirterek, tahsil edilen bedelden hisselerine düşen 97.959 TL'nin tahsilini talep etmiştir.

Davalı, davacıların adi ortaklıktan ayrıldığını, işin bizzat kendilerince yapıldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece davalı şirket yönünden davanın kabulüne, diğer davalılar yönlerinden ise davanın reddine karar verilmiştir.

Somut olayda, adi ortaklığı oluşturan davacı ... davalı şirketlerin daha önce kendi aralarında bir taahhütname ile adi ortaklık sözleşmesini 11.06.2001 tarihinde sona erdirdikleri ileri sürülmekte ise de, taahhütname tarihinden sonra 27.12.2001 tarihinde Konya Ereğli Asliye 2. Hukuk Mahkemesi’nde açılan adi ortak tüm tarafların davacı sıfatıyla yer aldığı ve davalı T. ... Fab. A.Ş. aleyhine açılan davada, mahkemece davacıların aktif dava ehliyetinin kabul edilerek, alacaklarının hüküm altına alınmış olması karşısında, tasfiye ve feshe ilişkin 11.06.2001 tarihli belgeye itibar edilmesi mümkün olmamıştır. Ancak adi ortaklığın taahhüt ettiği iş nedeniyle üçüncü kişiden olan alacaklarının adi ortaklığın safi karı olarak düşünülüp, adi ortaklık sözleşmesindeki paylara göre davanın kabulü doğru değildir. Söz konusu taahhüt işi yerine getirildiği sırada, o gelirin elde edilmesi için yapılan masraflar adi ortaklık borcu olarak düşünülüp, tasfiyede bu kalemin de alacak tutarından düşülmesi suretiyle tasfiyeye karar verilerek, başka bir ifadeyle ihtilafın BK 520 vd. maddeleri uyarınca çözülmelidir. Öte yandan, tarafların iddia ve savunmalarından ve dosya kapsamından eldeki dava ile adi ortaklığın fesih ve tasfiyesinin de istenildiğinin kabulü zorunludur. Adi ortaklığın fesih ve tasfiyesinin de BK. 538. maddesi uyarınca yapılması gerekir. BK.nun 538. maddesinde belirtildiği gibi tasfiye, bütün hesapların görülüp ortaklığın aktif ve pasif bütün mal varlığının belirlenip ortakların birbirleri ile alacak verecek ve ortaklıktan doğan tüm ilişkilerinin kesilmesi yoluyla ortaklığın sona erdirilmesi, malların paylaşılması ya da satış yoluyla elden çıkarılmasıdır. Ortaklık sözleşmesinde hüküm bulunduğu takdirde tasfiyenin sözleşmedeki hükümlere göre yapılması asıldır. Böyle bir hükmün bulunmaması halinde ise tasfiyenin bu defa BK.nun 539. maddesindeki sıra takip edilerek yapılması gereklidir. Dava konusu olayda sözleşmede tasfiye ile ilgili özel bir hüküm bulunmadığından tasfiyenin BK.nun 539. ve devamı maddelerine göre yapılması zorunlu olup, bunun için mahkemece öncelikle yönetici ortaktan, kurulduğu tarihten itibaren ortaklığın tüm muhasebesi ile ilgili defterler ve ortaklıkla ilgili tüm belge ve faturaların ibrazı ile ortaklıkla ilgili hesap listesi istenilmeli, ortakların gerek tasfiye şekli gerekse hesap listesi üzerinde uyuştukları ve uyuşamadıkları noktalar saptanmalı, uyuşamadıkları noktalarda tarafların delil ve karşı delilleri sorulup toplanmalı, yönetici ortağın hesap listesi vermemesi durumunda hesap vermekten kaçındığı kabul edilmeli, bu durumda mevcut delillere göre hüküm kurulmalı, ortaklığa ait tüm gelir gider hesabı çıkarıldıktan, ortaklığın tüm aktif ve pasifi kesin olarak belirlendikten sonra konusunda uzman bilirkişi kurulu aracılığıyla, verilen hesap listesinin, defter ve belgelerin yapılan taşıma işi ile uyumlu olup olmadığı belirlenerek denetimi sağlanmalı, varsa üçüncü kişilere veya kurumlara olan borçları ortaklığın aktifinden mahsup edilmeli, ortaklardan her birinin ortaklığa verdiği avanslarla, ortaklık için yapmış oldukları masraflar ve vermiş oldukları sermaye iade edildikten sonra ortaklara paylaştırılması gereken miktar belirlenmeli ve mahkemece tespit edilecek tasfiye memuru vasıtasıyla tasfiye bu şekilde tamamlanmalıdır. Mahkemece uygulanan yöntemin BK’nun adi ortaklığa ilişkin hüküm ve düzenlemelerine aykırı olduğu anlaşılmaktadır.

Hal böyle olunca, mahkemece yukarıda açıklanan yöntem izlenerek adi ortaklığın fesih ve tasfiyesine karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacıların temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenle kararın davalı yararına BOZULMASINA, temyiz harçları peşin ödendiğinden davacı taraftan yeniden harç alınmasına yer olmadığına, peşin ödenen harçların istek halinde davalıya iadesine, Yargıtay duruşmasında kendisini vekil ile temsil ettiren davalı taraf yararına takdir ve tespit olunan 900,00 TL vekalet ücretinin davacı taraftan alınarak davalı tarafa verilmesine, 09.10.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.

Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.

AvAi

Hukuki AI Asistanı
Merhaba! Ben AvAi, Avarsis Hukuki AI Asistanınız. Size nasıl yardımcı olabilirim?