‹ Ana sayfa
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi Borçlar Hukuku · ön sınıflandırma

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi E.2010/5255 K.2011/4975

Esas No: 2010/5255 · Karar No: 2011/4975 · Karar Tarihi: 02.05.2011
Özet: Uyuşmazlık: Davacı, müsteşar yardımcılığı görevinden alınarak bakanlık müşaviri olarak atanmasının ardından idari yargı kararının görünürde uygulanmaması ve düşük sicil notlarıyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat talep ediyor. Mahkeme: Temyiz itirazlarını reddederek, davacının kişilik haklarına saldırısının gerçekleşmediğini belirterek, manevi tazminat talebini kısmen kabul etti.
MAHKEMESİ: Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... ve ... aleyhine 04/06/2009 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 23/02/2010 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı ... vekili, davalı ... vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kayıt ve belgeler incelenerek gereği görüşüldü.

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddi gerekmektedir.

2-Diğer temyiz itirazına gelince; dava, idari yargı kararının görünürde uygulanıp eylemli olarak uygulanmaması ve düşük sicil notları verilmesi nedeniyle kişilik haklarına saldırıdan dolayı uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece istemin bir bölümü kabul edilmiş; karar, davalılar tarafından temyiz olunmuştur.

Davacı, davalıların kararı ile müsteşar yardımcılığı görevinden istemi dışında alınarak bakanlık müşavirliğine atandığını, idari yargı kararı ile işlemin iptal edilmesine, eski görevine geri döndürülmesine rağmen, davalılar tarafından hiçbir görev verilmeyerek ve görevinin “bakan tarafından verilen işler” biçiminde belirlendiğini; ayrıca, sicil raporlarının nesnel ölçütlere (objektif kriterlere) uygun doldurulmadığını belirterek, kişilik haklarına saldırı nedeniyle davalıların manevi tazminat ile sorumlu tutulmalarını istemiştir.

Davalılar ise, haksız davanın usul ve esas yönlerinden reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır.

Yerel mahkemece, davacı hakkındaki yargı kararının görünürde uygulanıp görevden almaya dayanak sağlamak amacı ile orta düzeyde sicil notları verilerek kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu sonucuna varılarak istemin bir bölümü kabul edilmiştir.

Dosya içeriğinden; davalılardan müsteşar vekili ...’in görüşü, diğer davalı Milli Eğitim Bakanı ... ...’in oluru ile 07.04.2003 günü davacının müsteşar yardımcılığı görevinden alınıp bakanlık müşaviri olarak görevlendirdiği; işlemin iptali amacıyla idare mahkemesine davacının açtığı davada verilen 29.6.2004 günlü yürütmenin durdurulması kararı gereğince 02.07.2004 günü önceki görevine başlatıldığı; ancak, davalılardan ...’in de kabul ettiği gibi, yargı kararı gereğince görevine döndürülen davacıya hiçbir görev verilmeyerek idari yargı kararının görünürde uygulandığı anlaşıldığından; idari yargı kararının gereği gibi uygulanmamasının davacının kişilik haklarına saldırı oluştuğuna ilişkin kabul doğrudur.

Ne var ki, davacı hakkında düzenlenen 2004, 2006 ve 2007 yıllarına ait sicil raporları nesnel ölçülere göre hareket edilmediği gerekçesiyle idare mahkemesi kararlarınca iptal edilmişse de, davacı hakkında düzenlenen sicil raporları görüş belirten belgeler olup davacının kişilik haklarına saldırı oluşturacak nitelikteki sözlere yer verilmediğinden, sicil raporlarının önceki yıllara göre düşük notlar verilerek düzenlenmiş olması davacının kişilik haklarına saldırı oluşturmaz.

Yerel mahkemece açıklanan olgular gözetilerek, davacının, idari yargı kararının gerçek anlamda değil, görünürde uygulanarak kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu; sicil raporlarının düzenlenmesinde kişilik haklarına saldırı olgusunun gerçekleşmediği sonucuna varılıp buna göre manevi tazminat tutarının belirlenmesi gerekirken, iki iddia yönünden de manevi tazminat takdir edilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.

Diğer yandan; Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasası’nın 275. maddesi uyarınca “mahkeme, çözümü özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişi dinlenemez.”
Dava konusu olay, yargıçlık mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümlenebilir nitelikte olduğundan bilirkişi düşüncesine başvurulması maddeye aykırılık oluşturur. Ne var ki, ilk bentteki nedenlerle sonuca ulaşılması olanaklı bulunduğundan bu biçimdeki usul hatası sonucu etkiler düzeyde değildir. Bu bakımdan düşülen yanılgı bozma nedeni sayılmamış, eleştirilmekle yetinilmiştir.

SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda (2) sayılı bentte gösterilen nedenlerle BOZULMASINA; öteki temyiz itirazlarının ilk bentteki nedenlerle reddine ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 02/05/2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.

AvAi

Hukuki AI Asistanı
Merhaba! Ben AvAi, Avarsis Hukuki AI Asistanınız. Size nasıl yardımcı olabilirim?