‹ Ana sayfa
Yargıtay4. Ceza DairesiCeza Hukuku

Yargıtay 4. Ceza Dairesi E.2012/2790 K.2012/15657

Esas No: 2012/2790 · Karar No: 2012/15657 · Karar Tarihi: 27.06.2012
Özet: Uyuşmazlık: Tefecilik suçundan şüphelilere karşı yürütülen soruşturma sonucunda Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığının kovuşturmaya yer olmadığına karar vermesi ve bu karara itiraz eden Birol Durmaz’ın, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 160. maddesine göre savcıdan soruşturma yapılması gerektiğini iddia etmesi. Mahkemenin sonucu: Yargıtay 4. Ceza Dairesi, başsavcının sorumluluğu ve itiraz hakkı konusundaki eksiklikleri değerlendirerek, itirazın kabul edilip kararın bozulmasına karar vermiştir.
Tefecilik suçundan şüpheliler ..., ..., ... ve ... haklarında yapılan soruşturma evresi sonucunda Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 22/03/2011 tarihli ve 2011/6635 soruşturma, 2011/4679 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itirazın reddine ilişkin mercii Üsküdar 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 10/05/2011 tarihli ve 2011/682 değişik iş sayılı kararının Adalet Bakanlığınca 12.10.2011 gün ve 2011/12802/52609 sayılı yazı ile yasa yararına bozulmasının istenmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 03.01.2012 gün ve 2011/366320 sayılı istem yazısıyla dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi:
İstem yazısında “Dosya kapsamına göre, şikâyetçi Birol Durmaz'ın, şüphelilerin tefecilik yaptığı iddiası üzerine yürütülen soruşturma sonucu şüpheliler hakkında kamu davası açmayı haklı gösterir delil bulunmadığı ve alacak borç ilişkisine dayalı bir kısım çeklerin alınıp verilmesinin tefecilik suçunu unsurları bakımından oluşturmayacağı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ise de, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 160. maddesinde yer alan "Cumhuriyet Savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar. Cumhuriyet Savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür." şeklindeki düzenleme karşısında, Cumhuriyet Savcısının soruşturma yapmak zorunda olduğu, Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 14/11/2007 tarihli ve 2007/9636-9375 sayılı ilâmında da belirtildiği üzere, taraflar arasındaki çeklerin sayısının fazlalığı göz önüne alınarak, şikayetçi ve şüphelilerin banka kayıtları dosya arası edilerek ayrıca kollukça araştırma yaptırmak suretiyle taraflar arasında ticari ilişkinin var olup olmadığının tespit edilerek, tarafların tacir olmaları göz önüne alınarak tacirlerin tutmakla yükümlü oldukları ticari defterler getirtilerek defterler ve banka kayıtları üzerinde uzman bilirkişi marifetiyle inceleme yaptırılarak, rapor aldırılması gerekirken, müştekinin şikâyet üzerine hiçbir araştırma yapılmadığı, ortada 5271 sayılı Kanun'a uygun bir soruşturmanın bulunmadığı bir durumda, anılan Kanun'un 160. maddesi ve diğer maddeleri uyarınca soruşturma yapmasını sağlamak maksadıyla itirazın kabul edilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilmektedir.

Gereği görüşüldü;
Ceza Muhakemesi Kanununun 173/1 maddesinde "Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesi başkanına itiraz edebilir." hükmü yer almaktadır.

İncelenen dosyada, Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 22.03.2011 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz eden Birol Durmaz'ın şüpheliler ..., ..., Abdurrahman Selim Süslü, ... ve Hayati Hakmen'in, Hazine'den izin almadan, kendisine ve çevresindeki kişilere faizle borç para verme işini meslek edinmek suretiyle

tefecilik suçunu işlediklerini iddia ettiği görülmektedir. CMK'nın 173/1 maddesinde takipsizlik kararına itiraz hakkı, yalnızca suçtan zarar görene tanınmıştır. Tefecilik suçunda faiz karşılığı borç para alan kişinin itiraz hakkı bulunup bulunmadığı irdelenirken, suçun işlenmesi nedeniyle oluşan doğrudan zararın, hukuken koruma altına alınan bir hakka yönelip yönelmediğinin ve hukuken korunan hakkına zarar verildiğini ileri süren kişinin, suçun oluşmasına aktif veya pasif davranışıyla katılıp katılmadığının tespiti gerekmektedir. Kendi fiiliyle suçun unsurlarının oluşmasına, tamamlanmasına yol açan kişinin haklarının, hukuki koruma altına alınması olanaksızdır. Tefecilik suçunda, borç alan kişi, yasal olmadığını bildiği faizle borç para alışverişinin tarafı sıfatıyla hareket etmektedir. Belirtilen fiili için yasa koyucunun ceza politikası gereği yaptırım öngörmemesi, borç alan kişiyi, hukuki zeminde meşru bir statüye kavuşturmamaktadır. Bu durumda borç alan kişinin suçun mağduru olduğu veya suçtan zarar gördüğü ve kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı itiraz hakkı bulunduğu ileri sürülemeyecektir. Üsküdar 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen itirazın reddi kararı, gerekçesi yönünden isabetli değil ise de sonucu itibariyle doğrudur.

Adalet Bakanlığının, açıklanan nedenlerle yerinde görülmeyen kanun yararına bozma isteğinin, REDDİNE, 27.06.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.

AvAi

Hukuki AI Asistanı
Merhaba! Ben AvAi, Avarsis Hukuki AI Asistanınız. Size nasıl yardımcı olabilirim?