Yargıtay 4. Ceza Dairesi Ceza Hukuku
Yargıtay 4. Ceza Dairesi E.2012/12060 K.2012/13844
Özet: (1) Uyuşmazlık, sanığın 15 Mayıs 2005 tarihli trafik kazasında tanık olarak verdiği yalan tanıklık ifadesi nedeniyle Asliye Ceza Mahkemesi tarafından verilen hürmülük kararıdır; (2) Mahkeme, temyiz süresinde kabul edilen ve delillerle yeterince ispatlanmamış kasıt unsuru nedeniyle verilen hükümden dolayı kararın bozulmasına karar vererek dosyanın esas mahkemeye gönderilmesini emredmiştir.
MAHKEMESİ: Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ: Yalan tanıklık
HÜKÜM: Hükümlülük
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre ve sanık müdafiinin dosya içerisinde vekaletnamesinin bulunmaması nedeniyle sanığın temyiz isteğinin süresinde olduğu kabul edilerek yapılan incelemede, başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Sanığın 15.5.2005 tarihinde, Seba Dost isimli bayanın ölümüyle sonuçlanan trafik kazası sonucu açılan davanın, kovuşturma aşamasında tanık sıfatıyla verdiği ve görgü tespit tutanağı ve bilirkişi raporuyla çelişen ifadesinin, ancak vicdanı kanıyı oluşturacağı, bu durum yalan tanıklık suçu için kesin delil olamayacağı gözetilmeden ve sanığın bu anlatımının, olayı yanlış algılama, kısmen görme, kendi görgüsüne göre aktarma ya da zaman geçmesi nedeniyle yanlış hatırlamadan mı kaynaklandığı değerlendirilmeden, yükletilen suçun kasıt unsurunun delillere dayalı olarak gösterilmesi gerektiği de düşünülmeden, yetersiz gerekçe ile hükümlülük kararı verilmesi,
Yasaya aykırı ve sanık ...’ın temyiz nedenleri yerinde görülmekle, tebliğnamedeki düşüncenin reddiyle HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 06.06.2012 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY:
Sanığın, 22.02.2008 günlü oturumda kendi seçtiği müdafii Av. ... huzuru ile savunmasının alındığı,
03.12.2008 günlü oturumda da vekaletnameyi ibraz için kendisine süre tanınan müdafiin, "müvekkiline ulaşamaması nedeniyle vekaletname ibraz edemeyeceğini, ancak müdafii olarak duruşmayı takip edeceğini" beyan ettiği,
Avukatlık Yasası'nın 4667 sayılı Yasa ile değişik 163. maddesi uyarınca da vekalet sözleşmesinin yazılı olma zorunluluğunun bulunmadığı dosya içeriğine göre de sanığın seçtiği müdafii olarak oturumlara katılan ve yüzüne karşı karar ittihat olunan Av. ...'nin vekillikten azledildiğine-vekillikten istifa ettiğine dair herhangi bir belge ve iddiada bulunmadığı,
Anlaşıldığından, sanık tarafından seçilen müdafiinin yüzüne karşı verilen 03.12.2008 gün 2008/533 Esas, 2008/910 Karar sayılı mahkumiyet kararının yasal 1 haftalık temyiz süresi sonrası 15.01.2009 günü temyiz edildiğinden 5320 sayılı Yasanın 8/1 ve 142 sayılı Yasanın 317. maddesi uyarınca temyiz isteminin reddine karar vermek gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
SUÇ: Yalan tanıklık
HÜKÜM: Hükümlülük
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre ve sanık müdafiinin dosya içerisinde vekaletnamesinin bulunmaması nedeniyle sanığın temyiz isteğinin süresinde olduğu kabul edilerek yapılan incelemede, başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Sanığın 15.5.2005 tarihinde, Seba Dost isimli bayanın ölümüyle sonuçlanan trafik kazası sonucu açılan davanın, kovuşturma aşamasında tanık sıfatıyla verdiği ve görgü tespit tutanağı ve bilirkişi raporuyla çelişen ifadesinin, ancak vicdanı kanıyı oluşturacağı, bu durum yalan tanıklık suçu için kesin delil olamayacağı gözetilmeden ve sanığın bu anlatımının, olayı yanlış algılama, kısmen görme, kendi görgüsüne göre aktarma ya da zaman geçmesi nedeniyle yanlış hatırlamadan mı kaynaklandığı değerlendirilmeden, yükletilen suçun kasıt unsurunun delillere dayalı olarak gösterilmesi gerektiği de düşünülmeden, yetersiz gerekçe ile hükümlülük kararı verilmesi,
Yasaya aykırı ve sanık ...’ın temyiz nedenleri yerinde görülmekle, tebliğnamedeki düşüncenin reddiyle HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 06.06.2012 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY:
Sanığın, 22.02.2008 günlü oturumda kendi seçtiği müdafii Av. ... huzuru ile savunmasının alındığı,
03.12.2008 günlü oturumda da vekaletnameyi ibraz için kendisine süre tanınan müdafiin, "müvekkiline ulaşamaması nedeniyle vekaletname ibraz edemeyeceğini, ancak müdafii olarak duruşmayı takip edeceğini" beyan ettiği,
Avukatlık Yasası'nın 4667 sayılı Yasa ile değişik 163. maddesi uyarınca da vekalet sözleşmesinin yazılı olma zorunluluğunun bulunmadığı dosya içeriğine göre de sanığın seçtiği müdafii olarak oturumlara katılan ve yüzüne karşı karar ittihat olunan Av. ...'nin vekillikten azledildiğine-vekillikten istifa ettiğine dair herhangi bir belge ve iddiada bulunmadığı,
Anlaşıldığından, sanık tarafından seçilen müdafiinin yüzüne karşı verilen 03.12.2008 gün 2008/533 Esas, 2008/910 Karar sayılı mahkumiyet kararının yasal 1 haftalık temyiz süresi sonrası 15.01.2009 günü temyiz edildiğinden 5320 sayılı Yasanın 8/1 ve 142 sayılı Yasanın 317. maddesi uyarınca temyiz isteminin reddine karar vermek gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.