Yargıtay 4. Ceza Dairesi Ceza Hukuku
Yargıtay 4. Ceza Dairesi E.2010/5123 K.2010/13982
Özet: (1) Uyuşmazlık, 03.05.2007 tarihli hakaret suçundan verilen ceza mahkemesi kararının temyiz süresini geçerek yapılan temyiz başvurusunun kabul edilip edilmeyeceği konusudur. (2) Mahkeme, temyiz süresinin geçildiğini ve eski hale iade istemi yapılmadığını tespit ederek, temyizi kabul etmedi ve kararın onaylanmasına hükmedmiştir.
MAHKEMESİ: Tokat Asliye 2. Ceza Mahkemesi
SUÇ (LAR): Hakaret
HÜKÜM (LER): 765 sayılı TCK'nın 266/3, 269. maddeleri gereğince mahkumiyete Ilişkin temyiz talebinin reddine
TEBLİĞNAMEDEKİ İSTEK: ONAMA
Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Esasa ilişkin incelemeye geçilmeden önce, üye ...’in temyizin süresinde olmadığını ve dosyanın Adli Aravermede görüşülemeyeceğini belirtmesi üzerine, bu hususlar ön sorun olarak öncelikle ele alınıp, bu konularda oylama yapılmış ve oyçokluğu ile sanığın cezaevinde bulunması ve infaza taalluk etmesi nedeniyle ceza daireleri nöbetçi heyeti tarafından Adli Aravermede ele alınıp görüşülebileceği, hükümde temyiz süresinin başlangıcının yanıltıcı olarak gösterilmesi sebebiyle de sanığın temyiz isteminin süresinde olduğu kabul edilerek 03.05.2007 tarihli temyiz talebinin reddine ilişkin karar kaldırılarak yapılan incelemede;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun dairemizce de benimsenin 11.03.2008 tarih, 2008/7-14 esas, 2008/50 sayılı kararı ile; 5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinde değişiklik yapan 5728 sayılı Kanunun 562. maddesinde amaç, kapsam ve gerekçesi de nazara alındığında; hükümden sonra yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanunun 562. maddesiyle değişik CMK.nın 231. maddesindeki “hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına”na ilişkin düzenleme karşısında suçun niteliği, hükmolunan cezanın süresi gözetilip dosyada bulunan adli sicil kaydı da değerlendirilerek sanığın hukuki durumunun yeniden tayin ve takdirinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, sair yönleri incelenmeksizin hükmün öncelikle bu sebepten dolayı BOZULMASINA, infazın durdurulmasına, sanığın başka suçtan tutuklu veya hükümlü bulunmadığı takdirde derhal salıverilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılmasına, 20.08.2010 tarihinde, Adli Araverme içinde görüşülebileceği ile temyiz talebinin süresinde kabul edilmesine ilişkin kısımlar için oyçokluğuyla, bozma nedeni ile infazın durdurulmasına ilişkin kısımlar için oybirliğiyle karar verildi.
KARŞI OY:
Öncelikle, Yerel Mahkeme kararının sonuç bölümünde, kararın tefhim veya tebliğinden itibaren yedi gün içinde tutanak katibine yapılacak bir beyan veya verilecek dilekçe ile temyiz isteminde bulunulabileceği belirtilmiştir. Sanık bu hükmü, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi günlük sürenin geçmesinden sonra temyiz etmiştir.
Sanık bakımından temyiz süresinin gerekçeli kararının kendisine tebliğinden itibaren başlayacağının açıkça belirtilmemesi bir eksiklik olarak kabul edilebilir ise de, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 40/2 ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 232/6 maddeleri uyarınca bu eksiklik, süresinden sonra yapılan temyizi başka herhangi bir başvuruya gerek kalmaksızın süresinde yapılan temyiz başvurusu gibi kabul etme imkanı sağlamaz, bu durum ancak eski hale iade sebebi olarak kabul edilebilir. Temyiz süresinin kaçırılması nedenine dayalı olarak eski hale iade istemi ise, CMK’nın 41. maddesine göre, engelin kalkmasından itibaren yedi gün içinde, süreye uyulduğunda usule ilişkin işlemleri yapacak olan mahkemeye başvurularak yapılacaktır. Dilekçe sahibi, sürenin geçmesinde kusuru olmadığına ilişkin olguları, varsa belgelerini de ekleyerek açıklayacaktır. (CMK. md. 41/2) Dilekçe verildiği anda, usule ilişkin yapılamayan işlemlerin de yerine getirilmesi gerekir.
Somut olayda sanığın, temyiz süresinin münhasıran tebliğ tarihinden itibaren başlayacağı yolunda bir hatırlatma yapılmaması nedeniyle bu süreyi kaçırdığına dair bir beyanı ve bu nedenle eski hale iade istemini içeren bir dilekçesi de bulunmamaktadır. Yerleşik uygulamaya göre, eski hale iadeye yönelen ayrı bir istem bulunmadığı takdirde, salt temyiz dilekçesi verilmesi, eski hale iade istemi niteliğinde kabul edilemez. Bu itibarla, temyiz süresini geçiren sanığın, eski hale iade isteminde bulunmaması karşısında, süresinden sonra yaptığı başvuru nedeniyle temyiz incelemesi yapılmasına yasal olanak bulunmamaktadır.
İkinci olarak da; somut olayda adli tatil içinde bir temyiz incelemesi yapılması mümkün değildir; sadece kesinleştirme işleminin hatalı yapılıp yapılmadığı, başka deyişle infaza başlanılmasının doğru bir uygulama olup olmadığı ve infazın durdurulmasının gerekip gerekmediği konusu görüşülebilir. Şöyle ki, CMK’nın 331/3 maddesine göre, adli tatil içinde Yargıtay, yalnız tutuklu hükümlere ilişkin işlerin incelemelerini yapabilir. Somut olayda, sanık tutuklu değildir. Tebligata karşın mahkumiyete ilişkin kararın süresi içinde temyiz edilmemesi üzerine Yerel Mahkemece kararın kesinleştirildiği, ...’in cezasının infazına başlandığı anlaşılmaktadır. Sanık tutuklu olmadığı için, Yargıtay’da bir temyiz incelemesi yapılması olanaklı değilse de, CMK’nın 310 ve Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27/4 maddeleri uyarınca, ...’in süresi içinde bir temyiz davası açıp açmadığı, diğer ifadeyle Yerel Mahkeme kararının hatalı kesinleştirilip kesinleştirilmediği hususları ile sınırlı bir inceleme yapılabilecektir. Bu incelemede, temyiz davasının süresinde açıldığı saptandığında, bu belirlemenin doğal sonucu olarak hükmün kesinleştirilmesi işleminin hatalı yapıldığı ortaya çıkacak, bu nedenle de infazın derhal durması söz konusu olacaktır. Bu andan itibaren tutukluluk ve hükümlülükten söz edilemeyeceğinden, temyiz davasının adli tatil içinde görülebilmesi olanağı da ortadan kalkmaktadır. Daha açık bir deyişle, hatalı kesinleştirme işlemi, adli tatil içinde görülemeyecek nitelikteki bir temyiz davasının yasaklı dönem içinde görülmesini sağlayan bir husus olarak kabul edilemez. Bu itibarla, ön inceleme sonunda, kesinleştirme işleminin hatalı yapıldığı ve infaza başlanmaması gerektiği saptandığında, bu saptamanın sonucu olarak sanığın infaz işlemlerinin durdurulmasına karar verilmesiyle yetinilmesi ve temyiz incelemesinin de adli çalışma dönemi içinde görevli dairece yapılması gerekmektedir.
Yukarıda açıkladığım gerekçelerle, sayın çoğunluğun ön soruna ilişkin oylamadaki düşüncelerine katılmıyorum. 20.08.2010
SUÇ (LAR): Hakaret
HÜKÜM (LER): 765 sayılı TCK'nın 266/3, 269. maddeleri gereğince mahkumiyete Ilişkin temyiz talebinin reddine
TEBLİĞNAMEDEKİ İSTEK: ONAMA
Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Esasa ilişkin incelemeye geçilmeden önce, üye ...’in temyizin süresinde olmadığını ve dosyanın Adli Aravermede görüşülemeyeceğini belirtmesi üzerine, bu hususlar ön sorun olarak öncelikle ele alınıp, bu konularda oylama yapılmış ve oyçokluğu ile sanığın cezaevinde bulunması ve infaza taalluk etmesi nedeniyle ceza daireleri nöbetçi heyeti tarafından Adli Aravermede ele alınıp görüşülebileceği, hükümde temyiz süresinin başlangıcının yanıltıcı olarak gösterilmesi sebebiyle de sanığın temyiz isteminin süresinde olduğu kabul edilerek 03.05.2007 tarihli temyiz talebinin reddine ilişkin karar kaldırılarak yapılan incelemede;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun dairemizce de benimsenin 11.03.2008 tarih, 2008/7-14 esas, 2008/50 sayılı kararı ile; 5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinde değişiklik yapan 5728 sayılı Kanunun 562. maddesinde amaç, kapsam ve gerekçesi de nazara alındığında; hükümden sonra yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanunun 562. maddesiyle değişik CMK.nın 231. maddesindeki “hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına”na ilişkin düzenleme karşısında suçun niteliği, hükmolunan cezanın süresi gözetilip dosyada bulunan adli sicil kaydı da değerlendirilerek sanığın hukuki durumunun yeniden tayin ve takdirinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, sair yönleri incelenmeksizin hükmün öncelikle bu sebepten dolayı BOZULMASINA, infazın durdurulmasına, sanığın başka suçtan tutuklu veya hükümlü bulunmadığı takdirde derhal salıverilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılmasına, 20.08.2010 tarihinde, Adli Araverme içinde görüşülebileceği ile temyiz talebinin süresinde kabul edilmesine ilişkin kısımlar için oyçokluğuyla, bozma nedeni ile infazın durdurulmasına ilişkin kısımlar için oybirliğiyle karar verildi.
KARŞI OY:
Öncelikle, Yerel Mahkeme kararının sonuç bölümünde, kararın tefhim veya tebliğinden itibaren yedi gün içinde tutanak katibine yapılacak bir beyan veya verilecek dilekçe ile temyiz isteminde bulunulabileceği belirtilmiştir. Sanık bu hükmü, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi günlük sürenin geçmesinden sonra temyiz etmiştir.
Sanık bakımından temyiz süresinin gerekçeli kararının kendisine tebliğinden itibaren başlayacağının açıkça belirtilmemesi bir eksiklik olarak kabul edilebilir ise de, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 40/2 ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 232/6 maddeleri uyarınca bu eksiklik, süresinden sonra yapılan temyizi başka herhangi bir başvuruya gerek kalmaksızın süresinde yapılan temyiz başvurusu gibi kabul etme imkanı sağlamaz, bu durum ancak eski hale iade sebebi olarak kabul edilebilir. Temyiz süresinin kaçırılması nedenine dayalı olarak eski hale iade istemi ise, CMK’nın 41. maddesine göre, engelin kalkmasından itibaren yedi gün içinde, süreye uyulduğunda usule ilişkin işlemleri yapacak olan mahkemeye başvurularak yapılacaktır. Dilekçe sahibi, sürenin geçmesinde kusuru olmadığına ilişkin olguları, varsa belgelerini de ekleyerek açıklayacaktır. (CMK. md. 41/2) Dilekçe verildiği anda, usule ilişkin yapılamayan işlemlerin de yerine getirilmesi gerekir.
Somut olayda sanığın, temyiz süresinin münhasıran tebliğ tarihinden itibaren başlayacağı yolunda bir hatırlatma yapılmaması nedeniyle bu süreyi kaçırdığına dair bir beyanı ve bu nedenle eski hale iade istemini içeren bir dilekçesi de bulunmamaktadır. Yerleşik uygulamaya göre, eski hale iadeye yönelen ayrı bir istem bulunmadığı takdirde, salt temyiz dilekçesi verilmesi, eski hale iade istemi niteliğinde kabul edilemez. Bu itibarla, temyiz süresini geçiren sanığın, eski hale iade isteminde bulunmaması karşısında, süresinden sonra yaptığı başvuru nedeniyle temyiz incelemesi yapılmasına yasal olanak bulunmamaktadır.
İkinci olarak da; somut olayda adli tatil içinde bir temyiz incelemesi yapılması mümkün değildir; sadece kesinleştirme işleminin hatalı yapılıp yapılmadığı, başka deyişle infaza başlanılmasının doğru bir uygulama olup olmadığı ve infazın durdurulmasının gerekip gerekmediği konusu görüşülebilir. Şöyle ki, CMK’nın 331/3 maddesine göre, adli tatil içinde Yargıtay, yalnız tutuklu hükümlere ilişkin işlerin incelemelerini yapabilir. Somut olayda, sanık tutuklu değildir. Tebligata karşın mahkumiyete ilişkin kararın süresi içinde temyiz edilmemesi üzerine Yerel Mahkemece kararın kesinleştirildiği, ...’in cezasının infazına başlandığı anlaşılmaktadır. Sanık tutuklu olmadığı için, Yargıtay’da bir temyiz incelemesi yapılması olanaklı değilse de, CMK’nın 310 ve Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27/4 maddeleri uyarınca, ...’in süresi içinde bir temyiz davası açıp açmadığı, diğer ifadeyle Yerel Mahkeme kararının hatalı kesinleştirilip kesinleştirilmediği hususları ile sınırlı bir inceleme yapılabilecektir. Bu incelemede, temyiz davasının süresinde açıldığı saptandığında, bu belirlemenin doğal sonucu olarak hükmün kesinleştirilmesi işleminin hatalı yapıldığı ortaya çıkacak, bu nedenle de infazın derhal durması söz konusu olacaktır. Bu andan itibaren tutukluluk ve hükümlülükten söz edilemeyeceğinden, temyiz davasının adli tatil içinde görülebilmesi olanağı da ortadan kalkmaktadır. Daha açık bir deyişle, hatalı kesinleştirme işlemi, adli tatil içinde görülemeyecek nitelikteki bir temyiz davasının yasaklı dönem içinde görülmesini sağlayan bir husus olarak kabul edilemez. Bu itibarla, ön inceleme sonunda, kesinleştirme işleminin hatalı yapıldığı ve infaza başlanmaması gerektiği saptandığında, bu saptamanın sonucu olarak sanığın infaz işlemlerinin durdurulmasına karar verilmesiyle yetinilmesi ve temyiz incelemesinin de adli çalışma dönemi içinde görevli dairece yapılması gerekmektedir.
Yukarıda açıkladığım gerekçelerle, sayın çoğunluğun ön soruna ilişkin oylamadaki düşüncelerine katılmıyorum. 20.08.2010
Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.