‹ Ana sayfa
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi Borçlar Hukuku · ön sınıflandırma

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E.2012/11629 K.2012/13286

Esas No: 2012/11629 · Karar No: 2012/13286 · Karar Tarihi: 19.11.2012
1 kez atıf aldı Sonraki kararlarda bu karara yapılan atıflar
Özet: (1) Davacı, ortaklıkta sahip olduğu 1155/27000 hissenin tapu iptali ve tescilini talep ederek, davalı kardeşine ait 855 m²’lik kısmın evlerinden birinde ikamet ettiği gerekçesiyle inanç sözleşmesi kapsamında haklarını geri almak istiyor. (2) Mahkeme, davanın reddine karar vererek tapu iptali ve tescil talebini kabul etmedi.
MAHKEMESİ: Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 11.08.2011 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 25.04.2012 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı ... vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı, 417 ada 24 parsel sayılı tarla cinsli taşınmazda davalı kardeşi ... ve dava dışı kardeşi ... ile birlikte 1980'li yılların başında ortaklaşa olarak satın aldıkları hissenin davalı ... adına 17.04.1984 tarihinde 1155/27000 pay olarak tapuya tescil edildiğini, davalı ile eşit hisseli olan 855 m2'lik kısmına taraflarca 2 adet ev inşa edilmiş olup, bu evlerden birinde davacının diğerinde ise davalının ikamet ettiğini beyanla payı oranında tapu iptali ve tescil istemiştir.

Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.

Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.

Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.

İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir.

İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır.

İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır.

İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.

İnanç sözleşmesi, 5.2.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır.

Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) “delil başlangıcı” niteliğinde bir belge varsa 6100 sayılı HMK’nın 202. maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir.

Yazılı delil veya “delil başlangıcı” yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HMK m.188) yemin (HMK m.225 vd) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Davacının yemin deliline dayanması halinde mahkemenin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir.

İnanç sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden Borçlar Kanununun 125. maddesi hükmü gereğince inanç sözleşmesinden kaynaklanan davalarda zamanaşımı süresi on yıl olarak kabul edilmektedir.

Bu ilkeler ışığında somut olaya gelince;
Davacı dava dilekçesinde ve delil listesinde ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/30048 sayılı soruşturma dosyasını, delil olarak göstermiştir. O dosyadan alındığı anlaşılan 29.09.2011 tarihli ifade tutanağında davalı ...'ın dava konusu taşınmazda davacı ...'ın da payı bulunduğuna ilişkin imzalı beyanı bulunduğu görülmektedir. Bu nedenle mahkemece; delil olarak gösterilen soruşturma dosyasındaki davalının tüm beyanları incelenerek bunların "yazılı delil başlangıcı" niteliğinde görülmesi halinde diğer delillerle birlikte dikkate alınarak sonucuna göre bir karar verilmelidir.

Dairemizin yukarıda açıklanan ilkelerinde belirtildiği üzere davacının iddialarını yazılı delil veya delil başlangıcı ile kanıtlayamaması halinde ise delil listesinde yemin deliline de dayanmış olduğundan davalı tarafa yemin teklifi hakkı bulunduğu hatırlatırılarak yine sonucuna göre hüküm kurulması gerekir.

Eksik incelenmeye ve araştırmaya dayalı karar, açıklanan nedenlerle bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 19.11.2012 tarihinde oybirliği karar verildi.

Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.

AvAi

Hukuki AI Asistanı
Merhaba! Ben AvAi, Avarsis Hukuki AI Asistanınız. Size nasıl yardımcı olabilirim?