Yargıtay 11. Hukuk Dairesi Ticaret Hukuku · ön sınıflandırma
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E.2012/329 K.2012/8977
Özet: Uyuşmazlık, davacının Kombassan Holding A.Ş. ve ilgili şirketlerin ortağı olduğu iddiası üzerine, yatırdığı 57.810 DM’nin iadesi ve geçerli bir ortaklık ilişkisinin bulunmadığının tespiti talebidir; Mahkeme, bilirkişi raporu ve deliller ışığında davacının dava dışı bir ortaklık ilişkisi kurmadığını, şirket defterlerinde kimseye ait kayıt olmadığını belirleyerek davayı reddetmiştir.
MAHKEMESİ: Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada Konya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 08/12/2010 tarih ve 2009/108-2010/617 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalılardan ... dışındaki taraf vekilleri tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 25.05.2012 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalılardan Kombasan Holding A.Ş. vekili Av. ..... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirket temsilcilerinin yüksek faiz verileceği ve parasını istediği zaman geri alabileceği taahhüdünde bulunmaları üzerine müvekkilinin belge karşılığında davalılara 57.810 DM verdiğini, davalıların aynı yöntemle binlerce gurbetçiden nakit para topladıklarını, kısa bir süre sonra müvekkilinin parasını istediğini, ancak bu güne kadar kendisine ödeme yapılmadığını, hisse senetlerinin izinsiz olarak halka arz edildiğini, Kombassan Grubu tarafından yapılan usulsüzlüklerin SPK ve diğer resmi kurum raporlarında açıklandığını, davalılar hakkında çeşitli suçlardan suç duyurusu yapıldığını, müvekkilinin şirket ortağı yapılmasının hukuken mümkün olmadığını, kanuna uygun bir ortaklık ilişkisinin kurulmadığını ve davalı ...’ın zarardan sorumlu olduğunu ileri sürerek, şimdilik 65.606,44 TL’nin faizi ile birlikte müvekkiline ödenmesine ve geçerli bir ortaklık ilişkisinin bulunmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılardan şirketler vekili, zamanaşımı defi ile birlikte davacının davalı şirketin ortağı olduğunu, ortağın sermaye olarak koyduğu parayı istemesinin mümkün bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı ... vekili, müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, bilirkişi raporu ve toplanan kanıtlara göre, davacının dava dışı Kombassan İnş. Tarım. San. Tic. A.Ş ortağı olduğu, ortaklık durum belgesi adını taşıyan belge fotokopisinden parayı alanın kim olduğunun belirtilmediği, davalılardan Kombassan Holding AŞ ile davacı arasında hukuki ilişkiyi kanıtlar belge sunulmadığı ve davalı yöneticinin kişisel sorumluluğuna yönelik de delil sunulmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davalılardan ... dışındaki taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1-Dava, geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tesbiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemine ilişkin olup mahkemece, bilirkişi raporu aldıktan sonra yukarıda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bilirkişi kurulu, davalı Kombassan Holding A.Ş.'nin defterlerinde davacıya ilişkin hiç bir kayıt bulunmadığı, dava dışı Kombassan İnş. Tar.ve San. İşl. T.A.Ş.'nin ise 1997, 1998, 1999, 2000 yılları defterlerinin incelendiği, defterlerin kapanış tastikleri olmadığı için usulüne uygun olmadığı, şirketin sermaye hesapları ile ilgili yapılan incelemede davacının ismine rastlanamadığı, 1997, 1998, 1999 yıllarında 30 adet ortağın isminin bulunduğu ve şirket sermayesinin tamamının bu ortaklar tarafından taahhüt edilmiş olduğu, davacının doğrudan bu şirketten hisse satın aldığına ilişkin bir kayıt bulunmadığı, davacının hissesini şirketin diğer ortaklarından satın aldığı, şirket kayıtlarına göre şirketin kâr dağıtımı yapmadığı belirtilmiş, raporun 17 ve 18'inci sahifelerinde ise aslen ve devren pay sahipliği açıklandıktan sonra huzurdaki olay açısından şirket muhasebe kayıtlarında davacının pay sahibi olduğuna ilişkin bir kayda rastlanmadığı, buna mukabil davacının ortaklar pay defterinde ortak olarak göründüğünü ancak, HUMK md. 403 ve defterlerin durumu nazara alındığında pay sahipliği sıfatının şirket kayıtlarından tesbit edilemeyeceği sonucuna varıldığını, ortaklar pay defterinde davacının 260 hisse ile ortak olarak kayıtlı olduğunu ve pay defterinin ciltli olduğu ortaklar ile ilgili bilgilerin bilgisayar ile yazılı olarak deftere yapıştırıldığını ve sonuç olarak uyuşmazlığın taraflar arasındaki ilişkinin ortaklık mı yoksa ödünç ilişkisi mi olduğu konusunda düğümlendiğini, fon talep eden bir anonim şirket ile birikimlerini değerlendirmek isteyen bir kimse arasındaki ilişkinin kural olarak ortaklık ilişkisi olduğunu, aksini ispatlamaya yeterli delilin dosyada bulunmadığını, hilenin BK'nun 31'inci maddesi gereğince (1) yıl içinde ileri sürülmesi gerektiğini ve bu sürenin de geçtiğini bildirmişlerdir.
Ancak, bilirkişi kurulu, ceza mahkemesi dosyası ile davalılar tarafından hukuka aykırı faaliyetlerin resmi kurum raporları ile belgelendirilmiş olması huzurdaki dava açısından bir takım tesbitler içerse de buna ilişkin hukuki sonuçların esasen SPK'da düzenlendiğini ve huzurdaki dava açısından değerlendirilmesinin tamamen hukuki mesele olup mahkemeye ait olduğunu bildirmiş, fakat mahkemece açılan kamu davalarından beraat kararı verildiği ve bu davalarda davacının şikayetçi konumunda bulunmadığı gerekçe de belirtilmiş, başka bir değerlendirme yapılmamıştır.
Dairemize intikal eden emsal dosyalardan bilindiği üzere Konya 1. ACM ve Konya 3. ACM'de davalı şirketlerin yöneticileri suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, dolandırıcılık suçlarından yargılanmışlardır. 3. ACM dosyasında dava nihai olarak zamanaşımı ile ortadan kalkmış, 1.ACM dosyasında ise mahkemece verilen zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırma kararı temyiz edilmiş olup kararın kesinleşip kesinleşmediği belirli değildir. Ayrıca, davacının delili olan ve bilirkişilerce değerlendirilmesi gerektiğine işaret edilen SPK ve Meclis Araştırma Komisyon raporları, SPK duyuruları mahkemece değerlendirilmemiştir. Bilindiği üzere BK'nun 53'üncü maddesi gereğince ceza mahkemesi tarafından belirlenen maddi vakıalar hukuk hakimini bağlayacağından 1. ACM kararının kesinleşip kesinleşmediği de araştırılarak, her iki kararın kesinleşmiş olması halinde tesbit edilen maddi vakılaların neler olduğunun belirlenmesi, varsa bu maddi vakıaların dosyada mevcut davacı tarafından ibraz edilen delillerle birlikte değerlendirilerek davacının uğradığını iddia ettiği zarardan davalıların sorumlu olup olmayacağının saptanması gerekir.
Ayrıca, mahkemece yazılı gerekçeyle dava reddedilmiş ise de; bilirkişi kurulu 1997, 1998, 1999 yılları defterlerinde sermaye hesabında kayıtlı 30 ortağın bulunduğunu bildirmişler, mahkemece dava 2009 yılında açılmasına ve ortak olmadığının tesbiti talebini içermesine rağmen dava tarihi itibariyle davacının, davalı şirketin sermayasınde payı bulunup bulunmadığı, payı mevcut ise bu payı kimden devraldığı da açıklığa kavuşturulmamış, davalı tarafından davacının ortak sıfatıyla genel kurullara katıldığı veya usulünce dağıtılmasına karar verilen kâr payını aldığı veya başka bir şekilde ortaklığın benimsenmesi sonucunu doğuracak bir ilişkiye girdiği de iddia ve ispat edilmemiştir. Davacının ibraz ettiği 230.03.2000 tarihli Ortaklık Durum Belgesinde imzası blununan ''T. Adı Soyadı, İmzası '' bölümünde imzası bulunan kişinin davalı şirkette hissesi bulunup bulunmadığı, bilirkişi raporunda belirtilen 30 kişiden biri olup olmadığı üzerinde durulmamıştır.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir istirdat davası niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nun 53'üncü maddesi gereğince ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının pay defterine kaydedilen payının yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının kesin bir şekilde saptanması gerekir. Delillerin değerlendirilmesi neticesinde davacının ortak olmadığının anlaşılması halinde ise hukuki ilişkinin kurulduğu tarih itibariyle yürürlükte bulunan 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 10. maddesindeki ''Bu Kanunun uygulanmasında yazılı ya da sözlü olarak veya herhangi bir şekilde halka duyurulmak suretiyle ivazsız veya bir ivaz karşılığında istendiğinde ya da belli bir vadede iade edilmek üzere para kabulü mevduat kabulü sayılır. Karşılığında mevduat cüzdanı yerine katılma belgesi, makbuz, senet ve benzeri belgelerin verilmesi, alınan paraların mevduat sayılmasına engel değildir.'' hükmüne göre eylemin, izinsiz mevduat toplamak olduğu kabul edilmek ve her bir davalının hukuki durumunun buna göre tayin ve takdir edilmesi suretiyle karar verilmek üzere mahkemece verilen kararın mümeyyiz davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
2-Davalılardan şirket vekilinin temyiz itirazlarına gelince, davalı şirket vekili cevap layihasında davanın zamanaşımı defi hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmemesi de doğru olmamış, kararın mümeyyiz davalı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte gösterilen nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle, kararın davacı yararına, (2) nolu bentte gösterilen nedenlerle de davalılardan şirket vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle, kararın davalı şirket yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davalı şirkete iadesine 25.05.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Taraflar arasında görülen davada Konya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 08/12/2010 tarih ve 2009/108-2010/617 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalılardan ... dışındaki taraf vekilleri tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 25.05.2012 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalılardan Kombasan Holding A.Ş. vekili Av. ..... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirket temsilcilerinin yüksek faiz verileceği ve parasını istediği zaman geri alabileceği taahhüdünde bulunmaları üzerine müvekkilinin belge karşılığında davalılara 57.810 DM verdiğini, davalıların aynı yöntemle binlerce gurbetçiden nakit para topladıklarını, kısa bir süre sonra müvekkilinin parasını istediğini, ancak bu güne kadar kendisine ödeme yapılmadığını, hisse senetlerinin izinsiz olarak halka arz edildiğini, Kombassan Grubu tarafından yapılan usulsüzlüklerin SPK ve diğer resmi kurum raporlarında açıklandığını, davalılar hakkında çeşitli suçlardan suç duyurusu yapıldığını, müvekkilinin şirket ortağı yapılmasının hukuken mümkün olmadığını, kanuna uygun bir ortaklık ilişkisinin kurulmadığını ve davalı ...’ın zarardan sorumlu olduğunu ileri sürerek, şimdilik 65.606,44 TL’nin faizi ile birlikte müvekkiline ödenmesine ve geçerli bir ortaklık ilişkisinin bulunmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılardan şirketler vekili, zamanaşımı defi ile birlikte davacının davalı şirketin ortağı olduğunu, ortağın sermaye olarak koyduğu parayı istemesinin mümkün bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı ... vekili, müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, bilirkişi raporu ve toplanan kanıtlara göre, davacının dava dışı Kombassan İnş. Tarım. San. Tic. A.Ş ortağı olduğu, ortaklık durum belgesi adını taşıyan belge fotokopisinden parayı alanın kim olduğunun belirtilmediği, davalılardan Kombassan Holding AŞ ile davacı arasında hukuki ilişkiyi kanıtlar belge sunulmadığı ve davalı yöneticinin kişisel sorumluluğuna yönelik de delil sunulmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davalılardan ... dışındaki taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1-Dava, geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tesbiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemine ilişkin olup mahkemece, bilirkişi raporu aldıktan sonra yukarıda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bilirkişi kurulu, davalı Kombassan Holding A.Ş.'nin defterlerinde davacıya ilişkin hiç bir kayıt bulunmadığı, dava dışı Kombassan İnş. Tar.ve San. İşl. T.A.Ş.'nin ise 1997, 1998, 1999, 2000 yılları defterlerinin incelendiği, defterlerin kapanış tastikleri olmadığı için usulüne uygun olmadığı, şirketin sermaye hesapları ile ilgili yapılan incelemede davacının ismine rastlanamadığı, 1997, 1998, 1999 yıllarında 30 adet ortağın isminin bulunduğu ve şirket sermayesinin tamamının bu ortaklar tarafından taahhüt edilmiş olduğu, davacının doğrudan bu şirketten hisse satın aldığına ilişkin bir kayıt bulunmadığı, davacının hissesini şirketin diğer ortaklarından satın aldığı, şirket kayıtlarına göre şirketin kâr dağıtımı yapmadığı belirtilmiş, raporun 17 ve 18'inci sahifelerinde ise aslen ve devren pay sahipliği açıklandıktan sonra huzurdaki olay açısından şirket muhasebe kayıtlarında davacının pay sahibi olduğuna ilişkin bir kayda rastlanmadığı, buna mukabil davacının ortaklar pay defterinde ortak olarak göründüğünü ancak, HUMK md. 403 ve defterlerin durumu nazara alındığında pay sahipliği sıfatının şirket kayıtlarından tesbit edilemeyeceği sonucuna varıldığını, ortaklar pay defterinde davacının 260 hisse ile ortak olarak kayıtlı olduğunu ve pay defterinin ciltli olduğu ortaklar ile ilgili bilgilerin bilgisayar ile yazılı olarak deftere yapıştırıldığını ve sonuç olarak uyuşmazlığın taraflar arasındaki ilişkinin ortaklık mı yoksa ödünç ilişkisi mi olduğu konusunda düğümlendiğini, fon talep eden bir anonim şirket ile birikimlerini değerlendirmek isteyen bir kimse arasındaki ilişkinin kural olarak ortaklık ilişkisi olduğunu, aksini ispatlamaya yeterli delilin dosyada bulunmadığını, hilenin BK'nun 31'inci maddesi gereğince (1) yıl içinde ileri sürülmesi gerektiğini ve bu sürenin de geçtiğini bildirmişlerdir.
Ancak, bilirkişi kurulu, ceza mahkemesi dosyası ile davalılar tarafından hukuka aykırı faaliyetlerin resmi kurum raporları ile belgelendirilmiş olması huzurdaki dava açısından bir takım tesbitler içerse de buna ilişkin hukuki sonuçların esasen SPK'da düzenlendiğini ve huzurdaki dava açısından değerlendirilmesinin tamamen hukuki mesele olup mahkemeye ait olduğunu bildirmiş, fakat mahkemece açılan kamu davalarından beraat kararı verildiği ve bu davalarda davacının şikayetçi konumunda bulunmadığı gerekçe de belirtilmiş, başka bir değerlendirme yapılmamıştır.
Dairemize intikal eden emsal dosyalardan bilindiği üzere Konya 1. ACM ve Konya 3. ACM'de davalı şirketlerin yöneticileri suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, dolandırıcılık suçlarından yargılanmışlardır. 3. ACM dosyasında dava nihai olarak zamanaşımı ile ortadan kalkmış, 1.ACM dosyasında ise mahkemece verilen zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırma kararı temyiz edilmiş olup kararın kesinleşip kesinleşmediği belirli değildir. Ayrıca, davacının delili olan ve bilirkişilerce değerlendirilmesi gerektiğine işaret edilen SPK ve Meclis Araştırma Komisyon raporları, SPK duyuruları mahkemece değerlendirilmemiştir. Bilindiği üzere BK'nun 53'üncü maddesi gereğince ceza mahkemesi tarafından belirlenen maddi vakıalar hukuk hakimini bağlayacağından 1. ACM kararının kesinleşip kesinleşmediği de araştırılarak, her iki kararın kesinleşmiş olması halinde tesbit edilen maddi vakılaların neler olduğunun belirlenmesi, varsa bu maddi vakıaların dosyada mevcut davacı tarafından ibraz edilen delillerle birlikte değerlendirilerek davacının uğradığını iddia ettiği zarardan davalıların sorumlu olup olmayacağının saptanması gerekir.
Ayrıca, mahkemece yazılı gerekçeyle dava reddedilmiş ise de; bilirkişi kurulu 1997, 1998, 1999 yılları defterlerinde sermaye hesabında kayıtlı 30 ortağın bulunduğunu bildirmişler, mahkemece dava 2009 yılında açılmasına ve ortak olmadığının tesbiti talebini içermesine rağmen dava tarihi itibariyle davacının, davalı şirketin sermayasınde payı bulunup bulunmadığı, payı mevcut ise bu payı kimden devraldığı da açıklığa kavuşturulmamış, davalı tarafından davacının ortak sıfatıyla genel kurullara katıldığı veya usulünce dağıtılmasına karar verilen kâr payını aldığı veya başka bir şekilde ortaklığın benimsenmesi sonucunu doğuracak bir ilişkiye girdiği de iddia ve ispat edilmemiştir. Davacının ibraz ettiği 230.03.2000 tarihli Ortaklık Durum Belgesinde imzası blununan ''T. Adı Soyadı, İmzası '' bölümünde imzası bulunan kişinin davalı şirkette hissesi bulunup bulunmadığı, bilirkişi raporunda belirtilen 30 kişiden biri olup olmadığı üzerinde durulmamıştır.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir istirdat davası niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nun 53'üncü maddesi gereğince ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının pay defterine kaydedilen payının yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının kesin bir şekilde saptanması gerekir. Delillerin değerlendirilmesi neticesinde davacının ortak olmadığının anlaşılması halinde ise hukuki ilişkinin kurulduğu tarih itibariyle yürürlükte bulunan 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 10. maddesindeki ''Bu Kanunun uygulanmasında yazılı ya da sözlü olarak veya herhangi bir şekilde halka duyurulmak suretiyle ivazsız veya bir ivaz karşılığında istendiğinde ya da belli bir vadede iade edilmek üzere para kabulü mevduat kabulü sayılır. Karşılığında mevduat cüzdanı yerine katılma belgesi, makbuz, senet ve benzeri belgelerin verilmesi, alınan paraların mevduat sayılmasına engel değildir.'' hükmüne göre eylemin, izinsiz mevduat toplamak olduğu kabul edilmek ve her bir davalının hukuki durumunun buna göre tayin ve takdir edilmesi suretiyle karar verilmek üzere mahkemece verilen kararın mümeyyiz davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
2-Davalılardan şirket vekilinin temyiz itirazlarına gelince, davalı şirket vekili cevap layihasında davanın zamanaşımı defi hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmemesi de doğru olmamış, kararın mümeyyiz davalı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte gösterilen nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle, kararın davacı yararına, (2) nolu bentte gösterilen nedenlerle de davalılardan şirket vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle, kararın davalı şirket yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davalı şirkete iadesine 25.05.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.