Yargıtay 10. Hukuk Dairesi İş Hukuku · ön sınıflandırma
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi E.2012/9208 K.2012/18276
Özet: (1) Tarım Bağ‑Kur sigortalılığının tespiti ve 6111 sayılı Kanun kapsamında prim borçlarının yapılandırılması ile yaşlılık aylığı bağlanması talebi; (2) Mahkeme, bu talepleri kabul ederek sigortayı tescil etti ve yaşlılık aylığını bağlamaya karar verdi.
Mahkemesi: İş Mahkemesi
No:832-175
Dava, 2926 sayılı Kanun ile 5510 sayılı Kanun'un 4, b/4. maddesi kapsamında tarım Bağ-Kur sigortalılığının tespiti ile 6111 sayılı Kanun kapsamında prim borçlarının yapılandırılmasından yararlandırılması ve yaşlılık aylığı bağlanması istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davalı Kurum avukatının sair temyiz itirazlarının reddine, usul ve yasaya uygun bulunan Tarım Bağ-Kur sigortalılığının tescil ve tespiti ile 6111 sayılı Kanundan yararlanılmasına ilişkin bölümün ONANMASINA,
2-Yaşlılık aylığı bağlanmasına dair temyiz incelemesine gelince;
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun, 16.3.2012 gün ve 2012/ 6-97, 203 sayılı kararında da belirtildiği üzere, mahkeme kararlarında nelerin yazılacağı 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 388. (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun 297) maddesinde belirtilmiştir. Buna göre, hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait her hangi bir söz tekrar edilmeksizin isteklerin her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların mümkünse sıra numarası altında birer birer açık şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Aynı kural, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 389. (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun 298.) maddesinde de tekrarlanmış; HUMK.nun 381. ((6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun 294.) maddesinde ise “Kararın tefhimi en az 388. maddede belirtilen hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçilerek okunması suretiyle olur” hükmüne yer verilmiştir.
Açıklanan hükümlerin ortaya koyduğu bu biçim, yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hal, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır. Hatta giderek denebilir ki, dava içinden davalar doğar ve hükmün hedefine ulaşması engellenir. Kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz.
Nitekim, uzun süre uygulanan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)'nun 381, 388 ve 389. maddelerinde de yer alan benzer hükümler nedeniyle, Yargıtay'ın yerleşmiş görüşü de bu yöndedir (Hukuk Genel Kurulu'nun 19.6.1991 gün 323/391; 10.9.1991 gün 281/415; 25.9.1991 gün 355/440; 05.12.2007 gün ve 2007/3-981/936; 23.01.2008 gün ve 2008/14-29/4; 30.12.2009 gün ve 2009/2-595-2009/603; 10.11.2010 gün ve 2010/20-626-2010/568; 13.07.2011 gün ve 2011/13-516-2011/529 sayılı kararları).
Somut olayda, davacının 18.5.2011 tarihli tahsis talebine göre, yaş ve süre yönünden yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine karar verilmiştir. Oysa, tahsis koşulları bir bütündür ve tahsis talep tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 5510 sayılı Kanunun geç.7/son maddesi ile 1479 sayılı Kanunun, yaşlılık aylığı bağlanma koşullarına ilişkin 35. ve geç.10. maddesi gereklerince, yazılı talepte bulunulmuş, talepte bulunulduğu tarihte prim ve her türlü borçlarının ödemiş olması şarttır.
Bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu, yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum avukatının bu yönlerini amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 09.10.2012 gününde oy birliğiyle karar verildi.
No:832-175
Dava, 2926 sayılı Kanun ile 5510 sayılı Kanun'un 4, b/4. maddesi kapsamında tarım Bağ-Kur sigortalılığının tespiti ile 6111 sayılı Kanun kapsamında prim borçlarının yapılandırılmasından yararlandırılması ve yaşlılık aylığı bağlanması istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davalı Kurum avukatının sair temyiz itirazlarının reddine, usul ve yasaya uygun bulunan Tarım Bağ-Kur sigortalılığının tescil ve tespiti ile 6111 sayılı Kanundan yararlanılmasına ilişkin bölümün ONANMASINA,
2-Yaşlılık aylığı bağlanmasına dair temyiz incelemesine gelince;
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun, 16.3.2012 gün ve 2012/ 6-97, 203 sayılı kararında da belirtildiği üzere, mahkeme kararlarında nelerin yazılacağı 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 388. (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun 297) maddesinde belirtilmiştir. Buna göre, hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait her hangi bir söz tekrar edilmeksizin isteklerin her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların mümkünse sıra numarası altında birer birer açık şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Aynı kural, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 389. (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun 298.) maddesinde de tekrarlanmış; HUMK.nun 381. ((6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun 294.) maddesinde ise “Kararın tefhimi en az 388. maddede belirtilen hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçilerek okunması suretiyle olur” hükmüne yer verilmiştir.
Açıklanan hükümlerin ortaya koyduğu bu biçim, yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hal, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır. Hatta giderek denebilir ki, dava içinden davalar doğar ve hükmün hedefine ulaşması engellenir. Kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz.
Nitekim, uzun süre uygulanan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)'nun 381, 388 ve 389. maddelerinde de yer alan benzer hükümler nedeniyle, Yargıtay'ın yerleşmiş görüşü de bu yöndedir (Hukuk Genel Kurulu'nun 19.6.1991 gün 323/391; 10.9.1991 gün 281/415; 25.9.1991 gün 355/440; 05.12.2007 gün ve 2007/3-981/936; 23.01.2008 gün ve 2008/14-29/4; 30.12.2009 gün ve 2009/2-595-2009/603; 10.11.2010 gün ve 2010/20-626-2010/568; 13.07.2011 gün ve 2011/13-516-2011/529 sayılı kararları).
Somut olayda, davacının 18.5.2011 tarihli tahsis talebine göre, yaş ve süre yönünden yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine karar verilmiştir. Oysa, tahsis koşulları bir bütündür ve tahsis talep tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 5510 sayılı Kanunun geç.7/son maddesi ile 1479 sayılı Kanunun, yaşlılık aylığı bağlanma koşullarına ilişkin 35. ve geç.10. maddesi gereklerince, yazılı talepte bulunulmuş, talepte bulunulduğu tarihte prim ve her türlü borçlarının ödemiş olması şarttır.
Bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu, yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum avukatının bu yönlerini amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 09.10.2012 gününde oy birliğiyle karar verildi.
Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.