Danıştay7. Daireİdare Hukuku · ön sınıflandırma
Danıştay 7. Daire E.2022/2916 K.2024/4300
T.C.
D A N I Ş T A Y
YEDİNCİ DAİRE
Esas No : 2022/2916
Karar No : 2024/4300
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ...
KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı adına
... Gümrük Müdürlüğü
**VEKİLİ:** Av. ...
İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... Vergi Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava Konusu İstem: ... Hırdavat Yapı Malzemeleri İnşaat Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi adına tescilli ... tarih ve ... sayılı serbest dolaşıma giriş beyannamesi muhteviyatı eşya nedeniyle ek olarak tahakkuk ettirilen gümrük, katma değer ve ilave gümrük vergisi ile bu vergiler üzerinden hesaplanarak karara bağlanan para cezasının tahsili amacıyla kanuni temsilci sıfatıyla davacı adına düzenlenen ödeme emrinin iptali istemiyle dava açılmıştır.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... Vergi Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; olayda, ödeme emri içeriği amme alacağının 26/10/2018 tarihli beyanname muhteviyatı eşyadan kaynaklandığı, asıl amme borçlusu şirket adına düzenlenerek 10/08/2019 tarihinde elektronik ortamda tebliğ edilen ek tahakkuk ve para cezası kararlarının itirazsız kesinleşmesi akabinde tanzim edilen ödeme emirlerine rağmen vadesinde ödenmeyen kamu alacağının tahsili amacıyla yapılan mal varlığı araştırmasında, şirket adına kayıtlı gayrimenkul, menkul ve taşıtın bulunmadığı, şirketin banka hesaplarına haciz konulduğu, ancak borcun şirketten karşılanamayacağının anlaşıldığı, 12/12/2018 tarih ve 9722 sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nde şirketin tek ortağı olan davacının 03/12/2018 ilâ 27/11/2021 tarihleri arasında kanuni temsilci olarak ilan edildiği, borcun vadesinin bu döneme denk geldiği, dolayısıyla davacının borçtan kanuni temsilci sıfatıyla sorumlu olduğu, öte yandan davacının kandırılması sonucunda şirketi devraldığı yönündeki iddiaların tevsik edilmemesi nedeniyle "borcum yoktur" kapsamında değerlendirilemeyeceğinden, şirket hakkında usulüne uygun olarak kesinleştirilerek şirketten tahsil imkanı bulunmayan amme alacağının kanuni temsilciden tahsili amacıyla düzenlenen dava konusu ödeme emrinde hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: İstinaf başvurusuna konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği gerekçesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Uyuşmazlık konusu kamu alacağının asıl borçlusu şirketle herhangi bir ilgisinin bulunmadığı, adına düzenlenen sahte belgelerle işlem yapıldığı, mahkemece eksik inceleme üzerine karar verildiği, kanuni temsilci sıfatıyla adına ödeme emri düzenlenmesinin hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Asıl borçlu şirket adına usulüne uygun olarak kesinleştirilen amme alacağının tahsili için kanuni temsilci sıfatıyla davacı adına ödeme emrinin düzenlendiği, borcun vadesinin rastladığı dönemde davacının şirketin kanuni temsilcisi olması nedeniyle sorumlu olduğu, istemin reddinin gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'İN DÜŞÜNCESİ : Olayda, uyuşmazlık konusu kamu alacağının beyannamenin tescil tarihi olan 26/10/2018 tarihinde doğduğu, davacının ise 12/12/2018 tarih ve 9722 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde, 27/11/2021 tarihine kadar münferiden temsile yetkili olarak seçildiği, borcun doğduğu tarihte görevde olmayan ancak, tahsili tarihinde görevde olan davacının, kamu alacağının ödenmesine ilişkin işlem veya eylemin sorumluluğunu taşıyan kişi olduğu açık ise de, 03/10/2019 tarihinde şirkete hacze gidildiği, şirket adına yapılan mal varlığı araştırmasında, şirket adına adına kayıtlı gayrimenkul, menkul ve taşıtın bulunmadığı ve davalı idare tarafından da söz konusu borcun tahsil edilmemesinde davacının kusurunun olduğu yolunda herhangi bir iddiada bulunulmadığı anlaşıldığından borcun ödenmemesinde sorumluluğunun olmadığı sonucuna varılması karşısında, kanuni temsilcisi sıfatıyla davacı adına düzenlenen ödeme emrinde hukuka uyarlık; davanın reddi yolundaki karara yönelik istinaf başvurusunun reddinde ise hukuki isabet bulunmadığından, temyize konu kararın bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Yedinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Temyiz isteminin reddine,
2. ... Bölge İdare Mahkemesi ... Vergi Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının ONANMASINA,
3. ... TL maktu harç tutarının temyiz eden davacıdan alınmasına,
4. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 50. maddesi uyarınca, bu kararın taraflara tebliği ve bir örneğinin de Bölge İdare Mahkemesine gönderilmesini teminen dosyanın ilk derece Mahkemesine gönderilmesine, 22/10/2024 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi.
(X) KARŞI OY:
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un mükerrer 35.maddesinde; Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacaklarının, kanuni temsilcilerin veya tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edileceği kuralı yer almıştır.
Anılan yasal maddesinde tüzel kişiliğin borcunun ilgili olduğu dönemler itibarıyla birden fazla kanuni temsilci olması halinde hangi kanuni temsilcinin sorumlu tutulacağı hususunda açık bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Anılan maddeye beşinci fıkra olarak eklenen ve amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahısların, amme alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulacağını düzenleyen kuralın; Anayasa Mahkemesinin 19/03/2015 tarih ve E:2014/144, 2015/29 sayılı kararıyla "...kural ile getirilen düzenleme vergi ve diğer mali ödev ve sorumluluklarını zamanında ve eksiksiz olarak yerine getiren kanuni temsilcilerin, sonradan kendilerinin görevde olmadığı ve müdahale şanslarının bulunmadığı bir dönemde gerçekleşen bir eylemden müteselsilen sorumlu tutulmaları sonucunu doğurmaktadır. Adalet ve hakkaniyet ilkeleri karşısında, bireyin bu şekilde belirsiz ve güvencesiz bir biçimde kendi kusurundan kaynaklanmayan bir nedenle, başkalarının eylem veya ihmali sonucu oluşacak sorumluluğa ortak olması adalet ve hakkaniyetle bağdaşmaz." gerekçesine yer verilmek suretiyle iptal edildiği görülmektedir.
Yine 2014/15237 No'lu bireysel başvuru ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi kararında yer alan örnek bir olayda, "kredinin kullanıldığı tarihlerde kanuni temsilci olmayan ancak ödeme zamanında kanuni temsilci olan başvurucunun borcu şirketi temsilen ve şirket mal varlığından temin edilen kaynakla ödenmesinin kanuni temsilcinin yasal ödevi olduğu, ancak bu ödevin doğrudan temsilcinin kendi mal varlığından ödemesi gerektiği anlamına gelmediği, ödevin şirketin mal varlığından ödemek olduğu, şirketin borcunu karşılayacak miktarda mal varlığı yoksa-aciz durumuna düşmesine fiil ve işlemleriyle katkıda bulunmuş olması gibi istisnai haller haricinde-eylemi borcu ödememekten ibaret olan kanuni temsilcinin sorumluluğuna gidilmesinin adalet ve hakkaniyet ölçüsünü zedeleyebileceği" değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Bu itibarla, mükerrer 35.maddesi kapsamında kanuni temsilcinin sorumluluğuna başvurulması safhasında, somut olayın şartları dahilinde şirkete ait borcun gerek doğumu gerekse ödenmesi konusunda bir ilgi ve bağ kurulabilen temsilcilerin sorumlu tutulması gerektiği, Anayasa Mahkemesi yukarıda yer verilen kararında da belirtildiği gibi "kanunî temsilcilerin belirsiz ve güvencesiz şekilde, kendi kusurundan kaynaklanmayan bir nedenle başkalarının eylem veya ihmali sonucu oluşacak sorumluluğa ortak olmasının adalet ve hakkaniyetle bağdaşmayacağı" açıktır.
Dava konusu olayda da, takibe konu borcun başka bir kanuni temsilcinin görevde olduğu 26/10/2018 tarihinde tescil edilen beyanname ile yapılan ithalat kapsamında beyan harici kaçak eşya bulunduğunun tespiti üzerine doğduğu, dolayısıyla davacının borcu doğuran olay ile herhangi bir ilgisinin bulunmadığı, borcun tahsili aşamasında kanuni temsilcilik sıfatını haiz bulunmakta ise de, 09/09/2019 tarihinde şirket adına ödeme emrinin düzenlenerek 03/10/2019 tarihinde şirket nezdinde hacze gidilmesine ve 18/10/2019 tarihinden itibaren belirli periyotlarla mal varlığı araştırması yapılmasına rağmen şirket adına kayıtlı herhangi bir gayrimenkul, menkul ve taşıtın bulunmadığının tespit edildiği ve davacının "işe alınma vadiyle noterde bir kısım evrakların imzalatılmak suretiyle bilgi ve iradesi dışında şirkete temsilci yapıldığı, şirketi tanımadığı, bilmediği, hiç bir işinin olmadığı" yolunda savcılığa da yaptığı başvuruya konu olan iddiasının aksine davalı idare tarafından söz konusu borcun tahsil edilmemesinde davacının kusurunun olduğu, şirketin ödeme gücü olduğu halde ifa edilmeyerek vergi ödevinin yerine getirilmediği yolunda herhangi bir iddia, değerlendirme ve tespitte bulunulmadığı anlaşıldığından,
beyan harici/kaçak eşya ithalatı ile borcun doğumuna neden olan kanuni temsilciler yerine salt kaydi olarak kanuni temsilcisi sıfatını haiz olması göz önüne alınarak davacı adına düzenlenen ödeme emrinde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenle, temyiz isteminin kabulü ile temyize konu kararın bozulması gerektiği oyu ile, Daire kararına katılmıyorum.
D A N I Ş T A Y
YEDİNCİ DAİRE
Esas No : 2022/2916
Karar No : 2024/4300
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ...
KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı adına
... Gümrük Müdürlüğü
**VEKİLİ:** Av. ...
İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... Vergi Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava Konusu İstem: ... Hırdavat Yapı Malzemeleri İnşaat Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi adına tescilli ... tarih ve ... sayılı serbest dolaşıma giriş beyannamesi muhteviyatı eşya nedeniyle ek olarak tahakkuk ettirilen gümrük, katma değer ve ilave gümrük vergisi ile bu vergiler üzerinden hesaplanarak karara bağlanan para cezasının tahsili amacıyla kanuni temsilci sıfatıyla davacı adına düzenlenen ödeme emrinin iptali istemiyle dava açılmıştır.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... Vergi Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; olayda, ödeme emri içeriği amme alacağının 26/10/2018 tarihli beyanname muhteviyatı eşyadan kaynaklandığı, asıl amme borçlusu şirket adına düzenlenerek 10/08/2019 tarihinde elektronik ortamda tebliğ edilen ek tahakkuk ve para cezası kararlarının itirazsız kesinleşmesi akabinde tanzim edilen ödeme emirlerine rağmen vadesinde ödenmeyen kamu alacağının tahsili amacıyla yapılan mal varlığı araştırmasında, şirket adına kayıtlı gayrimenkul, menkul ve taşıtın bulunmadığı, şirketin banka hesaplarına haciz konulduğu, ancak borcun şirketten karşılanamayacağının anlaşıldığı, 12/12/2018 tarih ve 9722 sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nde şirketin tek ortağı olan davacının 03/12/2018 ilâ 27/11/2021 tarihleri arasında kanuni temsilci olarak ilan edildiği, borcun vadesinin bu döneme denk geldiği, dolayısıyla davacının borçtan kanuni temsilci sıfatıyla sorumlu olduğu, öte yandan davacının kandırılması sonucunda şirketi devraldığı yönündeki iddiaların tevsik edilmemesi nedeniyle "borcum yoktur" kapsamında değerlendirilemeyeceğinden, şirket hakkında usulüne uygun olarak kesinleştirilerek şirketten tahsil imkanı bulunmayan amme alacağının kanuni temsilciden tahsili amacıyla düzenlenen dava konusu ödeme emrinde hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: İstinaf başvurusuna konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği gerekçesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Uyuşmazlık konusu kamu alacağının asıl borçlusu şirketle herhangi bir ilgisinin bulunmadığı, adına düzenlenen sahte belgelerle işlem yapıldığı, mahkemece eksik inceleme üzerine karar verildiği, kanuni temsilci sıfatıyla adına ödeme emri düzenlenmesinin hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Asıl borçlu şirket adına usulüne uygun olarak kesinleştirilen amme alacağının tahsili için kanuni temsilci sıfatıyla davacı adına ödeme emrinin düzenlendiği, borcun vadesinin rastladığı dönemde davacının şirketin kanuni temsilcisi olması nedeniyle sorumlu olduğu, istemin reddinin gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'İN DÜŞÜNCESİ : Olayda, uyuşmazlık konusu kamu alacağının beyannamenin tescil tarihi olan 26/10/2018 tarihinde doğduğu, davacının ise 12/12/2018 tarih ve 9722 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde, 27/11/2021 tarihine kadar münferiden temsile yetkili olarak seçildiği, borcun doğduğu tarihte görevde olmayan ancak, tahsili tarihinde görevde olan davacının, kamu alacağının ödenmesine ilişkin işlem veya eylemin sorumluluğunu taşıyan kişi olduğu açık ise de, 03/10/2019 tarihinde şirkete hacze gidildiği, şirket adına yapılan mal varlığı araştırmasında, şirket adına adına kayıtlı gayrimenkul, menkul ve taşıtın bulunmadığı ve davalı idare tarafından da söz konusu borcun tahsil edilmemesinde davacının kusurunun olduğu yolunda herhangi bir iddiada bulunulmadığı anlaşıldığından borcun ödenmemesinde sorumluluğunun olmadığı sonucuna varılması karşısında, kanuni temsilcisi sıfatıyla davacı adına düzenlenen ödeme emrinde hukuka uyarlık; davanın reddi yolundaki karara yönelik istinaf başvurusunun reddinde ise hukuki isabet bulunmadığından, temyize konu kararın bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Yedinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Temyiz isteminin reddine,
2. ... Bölge İdare Mahkemesi ... Vergi Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının ONANMASINA,
3. ... TL maktu harç tutarının temyiz eden davacıdan alınmasına,
4. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 50. maddesi uyarınca, bu kararın taraflara tebliği ve bir örneğinin de Bölge İdare Mahkemesine gönderilmesini teminen dosyanın ilk derece Mahkemesine gönderilmesine, 22/10/2024 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi.
(X) KARŞI OY:
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un mükerrer 35.maddesinde; Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacaklarının, kanuni temsilcilerin veya tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edileceği kuralı yer almıştır.
Anılan yasal maddesinde tüzel kişiliğin borcunun ilgili olduğu dönemler itibarıyla birden fazla kanuni temsilci olması halinde hangi kanuni temsilcinin sorumlu tutulacağı hususunda açık bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Anılan maddeye beşinci fıkra olarak eklenen ve amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahısların, amme alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulacağını düzenleyen kuralın; Anayasa Mahkemesinin 19/03/2015 tarih ve E:2014/144, 2015/29 sayılı kararıyla "...kural ile getirilen düzenleme vergi ve diğer mali ödev ve sorumluluklarını zamanında ve eksiksiz olarak yerine getiren kanuni temsilcilerin, sonradan kendilerinin görevde olmadığı ve müdahale şanslarının bulunmadığı bir dönemde gerçekleşen bir eylemden müteselsilen sorumlu tutulmaları sonucunu doğurmaktadır. Adalet ve hakkaniyet ilkeleri karşısında, bireyin bu şekilde belirsiz ve güvencesiz bir biçimde kendi kusurundan kaynaklanmayan bir nedenle, başkalarının eylem veya ihmali sonucu oluşacak sorumluluğa ortak olması adalet ve hakkaniyetle bağdaşmaz." gerekçesine yer verilmek suretiyle iptal edildiği görülmektedir.
Yine 2014/15237 No'lu bireysel başvuru ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi kararında yer alan örnek bir olayda, "kredinin kullanıldığı tarihlerde kanuni temsilci olmayan ancak ödeme zamanında kanuni temsilci olan başvurucunun borcu şirketi temsilen ve şirket mal varlığından temin edilen kaynakla ödenmesinin kanuni temsilcinin yasal ödevi olduğu, ancak bu ödevin doğrudan temsilcinin kendi mal varlığından ödemesi gerektiği anlamına gelmediği, ödevin şirketin mal varlığından ödemek olduğu, şirketin borcunu karşılayacak miktarda mal varlığı yoksa-aciz durumuna düşmesine fiil ve işlemleriyle katkıda bulunmuş olması gibi istisnai haller haricinde-eylemi borcu ödememekten ibaret olan kanuni temsilcinin sorumluluğuna gidilmesinin adalet ve hakkaniyet ölçüsünü zedeleyebileceği" değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Bu itibarla, mükerrer 35.maddesi kapsamında kanuni temsilcinin sorumluluğuna başvurulması safhasında, somut olayın şartları dahilinde şirkete ait borcun gerek doğumu gerekse ödenmesi konusunda bir ilgi ve bağ kurulabilen temsilcilerin sorumlu tutulması gerektiği, Anayasa Mahkemesi yukarıda yer verilen kararında da belirtildiği gibi "kanunî temsilcilerin belirsiz ve güvencesiz şekilde, kendi kusurundan kaynaklanmayan bir nedenle başkalarının eylem veya ihmali sonucu oluşacak sorumluluğa ortak olmasının adalet ve hakkaniyetle bağdaşmayacağı" açıktır.
Dava konusu olayda da, takibe konu borcun başka bir kanuni temsilcinin görevde olduğu 26/10/2018 tarihinde tescil edilen beyanname ile yapılan ithalat kapsamında beyan harici kaçak eşya bulunduğunun tespiti üzerine doğduğu, dolayısıyla davacının borcu doğuran olay ile herhangi bir ilgisinin bulunmadığı, borcun tahsili aşamasında kanuni temsilcilik sıfatını haiz bulunmakta ise de, 09/09/2019 tarihinde şirket adına ödeme emrinin düzenlenerek 03/10/2019 tarihinde şirket nezdinde hacze gidilmesine ve 18/10/2019 tarihinden itibaren belirli periyotlarla mal varlığı araştırması yapılmasına rağmen şirket adına kayıtlı herhangi bir gayrimenkul, menkul ve taşıtın bulunmadığının tespit edildiği ve davacının "işe alınma vadiyle noterde bir kısım evrakların imzalatılmak suretiyle bilgi ve iradesi dışında şirkete temsilci yapıldığı, şirketi tanımadığı, bilmediği, hiç bir işinin olmadığı" yolunda savcılığa da yaptığı başvuruya konu olan iddiasının aksine davalı idare tarafından söz konusu borcun tahsil edilmemesinde davacının kusurunun olduğu, şirketin ödeme gücü olduğu halde ifa edilmeyerek vergi ödevinin yerine getirilmediği yolunda herhangi bir iddia, değerlendirme ve tespitte bulunulmadığı anlaşıldığından,
beyan harici/kaçak eşya ithalatı ile borcun doğumuna neden olan kanuni temsilciler yerine salt kaydi olarak kanuni temsilcisi sıfatını haiz olması göz önüne alınarak davacı adına düzenlenen ödeme emrinde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenle, temyiz isteminin kabulü ile temyize konu kararın bozulması gerektiği oyu ile, Daire kararına katılmıyorum.
Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.