Danıştay5. Daireİdare Hukuku
Danıştay 5. Daire E.2019/499 K.2023/649
Özet: (1) Davacı, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kararnamesi kapsamında FETÖ ile ilişiği olduğu gerekçesiyle meslekten çıkarılmasına ve bu karara itirazının reddine karşı, maddi ve manevi tazminat talebiyle dava açtı; (2) Danıştay 5. Daire, davanın usul ve esas yönünden reddine karar vererek, kararın Anayasa ve ilgili kanun hükümlerine uygun olduğunu ve tazminat taleplerinin kabul edilemeyeceğini belirtti.
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2019/499
Karar No : 2023/649
**DAVACI:** …
**VEKİLİ:** Av. …
**DAVALI:** … / …
**VEKİLİ:** Av. …
DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararına karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun … tarih ve … sayılı kararının iptaline, bu karar nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü zararlara karşılık olarak 1.500,00 TL maddi ve 500.000,00 TL manevi tazminatın meslekten çıkarma tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu kararın, savunma hakkı tanınmadan tesis edildiği, FETÖ/PDY terör örgütü ile herhangi bir bağının bulunmadığı, hakkında somut bilgi, belge veya delil ortaya konulmadığı, FETÖ/PDY terör örgütüne ait okullarda okumadığı, dershanelerine gitmediği, evlerinde kalmadığı, üniversite dönemi boyunca 4 yıl (2009-2013 yılları arasında) örgüte müzahir evlerde kaldığı iddiasının gerçeği yansıtmadığı, hakkındaki tanık beyanlarının iftira niteliğinde, gerçeğe ve hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu, hayatı boyunca haksızlık yapmadığı, hukuka aykırı şekilde davranmadığı iddia edilerek iptali istenilmektedir.
DAVALININ SAVUNMASI : Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararın amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu'nun ilgili hükümlerine değil Anayasa'nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanun'un 33. maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen karar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararın hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmüştür.
DANIŞTAY SAVCISI …'NIN DÜŞÜNCESİ: Davacının 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi ile 6749 sayılı Kanun'un 3/1 maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu'nun … tarih ve … sayılı Kararının yeniden incelenmesi talebiyle yaptığı başvurunun reddi yolundaki 19.4.2018 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu Kararının iptali ile 1.500,00 TL maddi ve 500.000 TL manevi tazminatın meslekten çıkarma tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi istenilmektedir.
Dava dosyasının yeniden tekemmülü nedeniyle Savcılık düşüncesi ikinci kez yazılmış ve davalı yanın usule yönelik itirazları yerinde görülmediğinden işin esası incelenmiştir:
T.C. Anayasasının 138. maddesinde, "Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz." hükmüne yer verilmiş, 139. maddesinde, "Hakimler ve savcılar azlolunamaz. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır." kuralı yer almıştır. "Hakimler ve Savcılar Kurulu" başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında da, "Kurul, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar; ayrıca, Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir." hükmü getirilmiş, bu maddenin 10. fıkrasında ise, "Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz." hükmüne yer verilmiştir.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hakimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" başlıklı 53. maddesinde, "Hakim ve savcıların: a) fıkrasında, bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b) fıkrasında, Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması hallerinde görevleri sona erer." şeklinde düzenleme yapılmıştır.
6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu'nun "Kurulun görevleri" başlıklı 4. maddesinin; hakim ve savcılarla ilgili olarak (b) fıkrasının 6. bendinde meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, 7. bendinde, disiplin cezası verme, 8. bendinde de görevden uzaklaştırma işlemlerini yapmak Kurulun görevleri arasında sayılmıştır. "Genel Kurulun Oluşumu ve Görevleri" başlıklı 7. maddesinin 2. fıkranın (ı) bendinde de, Adli ve İdari yargı hâkim ve savcıları hakkında meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma Genel Kurulun görevleri arasında sayılmış, "Yeniden inceleme, itiraz ve yargı yolu" başlıklı 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'da görüleceği hükme bağlanmıştır.
Öte yandan, kamu düzeni ve güvenliği açısından, Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde, Milli Güvenlik Kurulunun, Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi yönündeki 20.7.2016 tarih ve 498 sayılı tavsiye kararı üzerine toplanan Bakanlar Kurulu'nca 15.7.2016 tarihinde başlatılan darbe girişimi üzerine ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş, bu karar Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanarak 21.7.2016 tarihli ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununun 4. maddesi uyarınca Bakanlar Kurulunca 22.7.2016 tarihinde kararlaştırılan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname 23.07.2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konulmuş, "Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler" başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında, "Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir." şeklinde düzenleme yapılmış ve bu Kanun Hükmünde Kararname, 29.10.2016 tarih ve 29872 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun ile kanunlaşmıştır.
08.03.2018 tarihinde yürürlüğe giren 7075 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 11. maddesinin 2. fıkrasında, "22.7.2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3'üncü maddesinin birinci fıkrası ile 18.10.2016 tarih ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 3 üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenler, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştaya dava açabilir." hükmü getirilmiştir.
Olayda, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu'nun … tarih ve … sayılı kararıyla, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3'üncü maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenler hakkında 23/07/2016 tarih ve 29779 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3'üncü maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş ve davacının yeniden inceleme talebi, 19.4.2018 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu Kararı ile reddedilmiştir.
Öte yandan, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 26.9.2017 tarih ve 2017/16-956 Esas, 2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 24.4.2017 tarih ve 2015/3 esas, 2017/3 sayılı kararında, FETÖ/PDY'nin silahlı bir terör örgütü olduğu belirlenmiştir.
Dosyanın incelendiği tarihteki mevcut belge ve bilgilerden; davacı hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçuyla açılan kamu davasında ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:.., K:… sayılı kararı ile suçu sabit görülerek mahkumiyetine hükmedildiği ve meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan hüküm giydiği görülmekte olup, kararın … Bölge Adliye Mahkemesi ... Ceza Dairesinin … esas sayılı dosyasında istinaf incelemesinden geçtiği ve Yargıtay aşamasında olduğu anlaşılmaktadır.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hakim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre karar vermeleri ve Anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir. Terör örgütleri ile milli güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara yönelik üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hakim ve savcılar hakkında olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hallerdendir.
Bu nedenle, dosyanın incelendiği tarih itibariyle FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçuyla açılan kamu davasında mahkumiyetine hükmedilmiş ve meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu'nun … tarih ve … sayılı Kararının yeniden incelenmesi talebiyle yaptığı başvurunun reddi yolundaki 19.4.2018 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu Kararı hukuka uygun olduğundan, bu kararın iptali ile 1.500,00 TL maddi ve 500.000 TL manevi tazminatın meslekten çıkarma tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi istemiyle açılan davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde görülmeyerek işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:
A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.
2) Davacıya İlişkin Süreç
… tarih ve … sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından … tarih ve … sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine dair kararın iptaline, bu karar nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü zararlara karşılık olarak 1.500,00 TL maddi ve 500.000,00 TL manevi tazminatın meslekten çıkarma tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Öte yandan, davacının, ceza yargılaması sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçunu işlediğinden bahisle etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanarak 2 yıl 1 ay süre hapis cezası ile cezalandırılmasına, 1 yıl denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verilmiştir. Söz konusu mahkumiyet kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun … Bölge Adliye Mahkemesi ... Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla esastan reddine karar verilmiştir. Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan kararın kesinleşmediği görülmüştür.
B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...”
2) AİHS
AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."
AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."
3) Kanun
667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır...”
4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.
C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS'in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS'in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM'e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, "yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması" şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Bu kapsamda davacının adli yardım istemi, Dairemizin 08/10/2018 tarihli kararı ile kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda, Dairemizin 07/06/2022 tarihli ara kararıyla, davalı idare tarafından dosyaya sunulan ve 25/11/2021 tarihinde davacıya tebliğ edilmiş olan 11/11/2021 tarihli ikinci savunma dilekçesi ve eki CD'de yer alan bilgi ve belgeler ile davacı hakkında yeni bilgi ve belgeleri içeren 29/03/2021 tarihli ek beyan dilekçesi ve ekinde yer alan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve bunlara ilişkin beyanlarını sunabilmesi için davacıya on gün süre verilmesine karar verilmiştir.
Yine bu kapsamda, Dairemizin 18/10/2022 tarihli ara kararıyla, davacı vekili tarafından, 03/10/2022 tarihli dilekçe ile, davalı idarenin ikinci savunma dilekçesi eki olarak gönderilen CD'nin kırık olduğu ve bu nedenle söz konusu ara karara cevap veremediğinden bahisle söz konusu CD'nin tarafına tekrar gönderilmesi ve buna karşı cevap verebilmesi için tarafına süre verilmesinin talep edilmesi üzerine 11/11/2021 tarihli ikinci savunma dilekçesi ve eki CD'de yer alan bilgi ve belgeler davacıya tekrar tebliğ edilmiş ve bunlara ilişkin beyanlarını sunabilmesi için davacıya otuz gün süre verilmesine karar verilmiştir.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in "Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay'da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay'da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.
2) FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ'nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
"Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup ...bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. ...Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. ...Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır...
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir...
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır...
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir...
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır..."
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı … kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.-- …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ("T" taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, "önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.
3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa'nın "Hâkimlik ve savcılık mesleği" kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede "... Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar." denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
4) Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararın dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.
Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları, Davacının Kendi Beyanı ve Davacının Adının Geçtiği ByLock Yazışması:
Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan Ş.A. isimli şahsa ait, Adalet Müfettişliğince düzenlenen 26/08/2016 tarihli tanık ifade tutanağı; "... 19. Dönem Adli Yargı Hakim/Savcı Adayı ...: B.A. ile aynı lise mezunu. Kendisi 4 yıl cemaatte kaldı. Kendisi ile okul boyunca arkadaştık. Cemaate bağlı biriydi. Ailesinin de cemaate bağlı olduğunu sanıyorum. Kendisi yapı içinde önemli kişilerle dolaşıp görüşüyordu. 12. Dönem İdari Yargı Hakim Adayı H.K.: B.A. vesilesiyle tanıştım. B.'nin kaldığı Yenimahalle tarafında cemaat evinde kalıyordu. Aktif görevleri vardı. Tam olarak görevi ve sıfatı neydi emin değilim. ... ile samimiydi. ...."
Avukat olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Y.T. isimli şahsa ait, Edirne Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 19/02/2021 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "......: şahıs ile ilgili olarak ifademde beyanda bulunmamıştım ancak fotoğrafını görünce kendisini hatırladım, Ankara Hakuk Fakültesi 2009 girişlidir tam dönemini hatırlamıyorum ancak yapının evlerinde kaldığını hatırlıyorum, ..."
Aynı şahıs, 19/02/2021 tarihli fotoğraf teşhis tutanağında davacıyı kesin ve net olarak teşhis etmiştir.
Hakim adayı olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.D. isimli şahsa ait, Adalet Müfettişliğince düzenlenen 28/12/2016 tarihli tanık ifade tutanağı; "........: Cemaat evinde kalırken bir keresinde Samanyolu kolejinde bir programa götürülmüştük. Orada okulda halı saha maçlarından da bildiğim 18. dönem hakim adayı halen meslekte (Hâkim) olduğunu bildiğim ... ile karşılaşmıştık. ...'le orda ayaküstü muhabbet etmiştik. FETÖ evlerinde kalıp kalmadığını ve o programa geliş sebebini bilmiyorum. Götürüldüğümüz başka bir program ve orada gördüğüm isim hatırlamıyorum. ..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan H.Ö. isimli şahsa ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen (Soruşturma No: …) soruşturma kapsamında Tokat Emniyet Müdürlüğü KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 08-09/01/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı; ".....MURAKIBLIK YAPMIŞ OLDUĞUM SÜREÇLE İLGİLİ BİLDİKLERİM; Ben 2013 yılı Ekim ayından Aralık ayına kadar murakıblık yaptım. Aynı zamanda bu süreçte stajer hakim adayı idim, ....... Murakıplık yaptığım çalışma evinde ilgilendiğim şahıslar S.K., ... VE Ö. İSİMLİ AHISLAR dı. Ben murakıplık yaptığım bu eve sermurakıb M.Y.'nin bana vermiş olduğu deneme sınavlarını götürürdüm. Çalışma evinde kalan şahıslarda bu deneme kitapçığını optik forma doldurarak tamamlardı. Bende bu op tik formları tekrardan sermurakıb M.Y.'ye verirdim. SERMURAKIB M.Y. da daha sonra bu optik formları okutarak evde kalanlara kaç puan aldığını söylerdi. Ben Sermurakıb M.Y.'nin deneme kitapçığını nerden aldığını sonrasında optik formu nerde okuttuğunu bilmiyorum. Benden önce murakıplık yapmış olduğum evde sorumlu olarak başkaca bir murakıbın olmadığını biliyorum. Yine benim kalmış olduğum çalışma evindeki tüm kurallar murakıplık yaptığım bu evde de geçerli idi. Ben murakıplık yaptığım çalışma evinin kurallarını evde kalanlara anlatmadım. Öncesinde sermurakıb M.Y. evde kalanlara bu kuralları anlattığı için evde kalanlar evin kurallarını biliyorlardı. Yine murakıplık yaptığım bu dönemde çalışma evine deneme kitapçığı haricinde DİAMOND ibareli soru bankalarını da götürüyordum. Bu DİAMOND ibareli soru bankalarını da yine sermurakıb M.Y. vermişti. Bir keresinde sermurakıb M.Y. bana DİAMOND soru bankasını eve götürdüğümde çalışma evinde kalan şahısların bu DİAMOND ibareli soru bankalarını hiçbir yerde anlatmayacakları ve bu evin varlığından ve evde yaşananlarla alakalı öncesinde yemin yaptırılmadığı için bana evde kalanlara tüm bu hususlar doğrultusunda yemin ettirmemi söylemişti. Bende sermurakıb M.Y.'nin bana vermiş olduğu bir A4 kağıdına yazılı yemin metnini evde kalan ş ahısıardan S.K., ... VE Ö. İSİMLİ ŞAHIS lar ile birebir görüştüm. Birebir murakıb olarak görüştüğüm bu şahıslara evin varlığından, evdeki kurallardan ve DİAMOND ibareli soru bankasından hiç kimseye bahsetmemeleri üzerine SERMURAKIB M.Y.'nin bana vermiş olduğu yemin metnini okutarak kuranı kerime el bastırdım. Hatırladığım kadarıyla yemin metninde bu evde gördüklerim yaşadıklarımı kimseye anlatmayacağım üzerine namusum ve şerefim üzerine emin ederim. Şeklinde idi. .......Ben bu evde 2013 yılı aralık ayına kadar murakıplık yaptım. 2013 yılı Aralık ayında yapılan idari ve adli yargı sınavlarına bu şahıslar girdi. Sınav öncesinde ben kesinlikle herhangi bir soru vermedim. Bu süreçten sonrada murakıplık yapmayı bıraktım. Yapı içerisinde başkaca bir görev almadım. Murakıblık yaptığım çalışma evindeki şahısların da sonraki süreçte sınavı kazanamadıklarını hatırlıyorum. ... isimli şahısın kazanıp kazanamadığından emin değilim. ..."
Aynı şahıs, 26/01/2018 tarihli fotoğraf teşhis tutanağında davacıyı kesin ve net olarak teşhis etmiştir.
Öğretmen olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.Ş. isimli şahsın, davacının yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında yer verilen tanık ifadesi ve teşhisi; "....2010-2011 Eğitim Öğretim yılında kaldığım evin abisi E. isimli şahıs evimin değiştiğini söyleyerek Akdere'de bulunan cemaat evinde kalacağımı söyledi, bende bu söylemiş olduğu eve gittim, bu evde 1 sene kaldım, evin abisi S. isimli şahıstı, evde kalan diğer şahıslar Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2. Sınıfta okuyan öğrenciler A., S., ve G. diye tanıtan öğrencilerdi, bu şahısların gerçek isimlerini bilmiyorum, bu evde kalmış olduğum süre boyunca cemaatsel toplantılar yapılıyordu, benim A. ismi ile bildiğim ... isimli şahsı kesin ve net olarak teşhis ettim. ...''
E.A. isimli şahsın, davacının yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:.. sayılı kararında yer verilen tanık ifadesi; "....''..Ankara çalışma evi ile mülakat evi arasında bir kaç gün aynı çalışma evinde birlikte kaldığımız ... isimli şahıs daha vardı, yargı sınavını kazanmıştı ve mülakat süreci için Ankara da bekliyordu, ben mülakat evine geçtim, onun bu evde mi yoksa başka bir eve geçtiği konusunda bilgim yoktur. ...''
Davacı tarafından, tanık ifadelerine karşı; beyanların doğru olmadığı, soyut, tahmine dayalı ve iftira niteliğinde olduğu ileri sürülmüştür.
Öte yandan, davacının, Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 06/10/2017 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında; "...Üniversite hazırlık döneminde Balıkesir ilinde Zağnos Dersanesine gittim ve mezun olduğum sene 2009 da Ankara Hukuk Fakültesini kazandım, Dersane FETÖ/PDY örgütü ile iltisaklı dersaneydi, .....Lise eğitimini özel Balıkesir Fırat lisesinde okudum, lisenin yurdunda da kaldım, burası aynı şekilde FETÖ/PDY yapısına ait idi, 4 Yıl boyunca burada kaldım, ....Yurtta kaldığım sırada zaman zaman sohbet adı altında toplantılara katıldım, üniversite eğitimi sırasında katılmadım, ...lise eğitimi sırasında bu yapıya ait okulda okudum ve yurdunda kaldım bu dönemde yapıyla temas içerisinde idim, üniversite eğitimi sırasında etrafımızda bizimle temas kurmaya çalışanlar olur idi, bize "siz bir şey olamazsınız, hakim savcı olamazsınız, kaymakamlık sınavını kazanmazsınız gibi" söylemleri ve iletişim kurma çabaları oluyordu, mesleğe başladıktan sonra herhangi bir iletişimleri olmadı ve herhangi bir talepleri de olmamıştır, ..."
Bununla birlikte, davacının, etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak amacıyla verdiği, yargılandığı … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:.., K:… sayılı gerekçeli kararında yer verilen, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen (Soruşturma No: …) soruşturma kapsamında Tokat Emniyet Müdürlüğü KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/05/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağında; "...BEN TCK 221. MADDESİNDE TANIMLANAN ETKİN PİŞMANLIK HÜKÜMLERİNDEN FAYDALANMAK İSTİYORUM. ...... Liseyi yapıya ait olan Özel Balıkesir Fırat Lisesinde okudum. Lise 3 ve lise 4. Sınıfta yapıya ait olan Balıkesir Zağnos dershanesine gittim. 2009 yılında liseden mezun oldum. Aynı yıl girmiş olduğum üniversite sınavından Ankara üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandım. ÜNİVERSİTE DÖNEMİ 2009-2013 YILLARI: Ben üniversiteyi kazandıktan sonra Ankara'da bulunan annemin teyzesinin oğlu olan M.E. isimli akrabamızın evinde 4 yıl boyunca kalarak üniversiteyi 2013 yılında tamamladım. Üniversite dönemimde liseden sınıf arkadaşım olan B.A. isimli şahıs yapıya ait cemaat evlerinde kalıyordu. Bende zaman zaman B.A.'nın kalmış olduğu eve giderek üniversite döneminde bu evde kalmışlığım olmuştur. Ben bu eve gittiğimde sohbetlere katılma amacıyla gitmedim. Liseden sınıf arkadaşım olması sebebiyle gitmiştim. Ben bu şekilde eğitimimi tamamlayarak 2013 yılında üniversiteden mezun oldum. ÜNİVERSİTE SONRASI HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİNE YÖNLENDİRME SÜRECİ 2013 YILI: Ben üniversiteden mezun olduktan sonra memleketimdeyken kendisini telefonda H. yada H. olarak tanıtan bir şahıs aradı. Aradığında bana dershaneden hocalarının selamıyla seni arıvorıım. Seninle Ankara da bir görüşelim dedi. Bende bu görüşmede hocaların selamıyla aradığını söyleyince bir sakınca görmediğim icin kabul ettim. Bende daha sonra Ankara ya giderek Kızılayda bir kafede H. ya da H. isimli şahıs ile görüştüm. Ancak bu görüşmeyi kiminle yaptığımı üzerinden zaman geçtiği için net olarak hatırlamıyorum. Görüşmemizde bana Ankara da hakim savcılık sınavlarına hazırlanmak için uygun ders çalışacağınız ev olduğunu söyledi. Eğer istersen sende bu evde kalarak hakim savcılık sınavlarına hazırlanabilirsin dedi. Bende o sırada Ankara akrabamızın evi tadilatta olduğu icin ve düzenli ders çalışma ortamımın olamavacağını düşünerek bu teklifini kabul ettim. Bana hakim savcı çalışma evini anlatırken herhangi bir kuralının olduğunu söylemedi. İfade esnasında avukatım huzurunda tarafıma sorulan mezuniyet görüşmesi adı altında herhangi bir toplantı olmadı, benim hakim savcı çalışma evine davet şekli yukarıda anlattığım şekilde olmuştur. H. Ya da H. KOD YA DA GERÇEK isimli şahısla birlikte yaptığımız ilk ve tek bu görüşmeden hemen sonrasında bana hakim savcı çalışma evini tanıtma maksatlı açık adresini hatırlamadığım Keçiören ilçesi Etlik semtinde bir eve gittik. Bu eve ben ilk gittiğimde yanımda uzun süreli kalmak icin eşyalarım olmadığı icin evin ortamı benim hakim savcı sınavlarına hazırlanabilmem için uygun olduğunu gördükten sonra H. YA DA H. KOD ya da gerçek isimli şahsa Etimesgut semtinde bulunan eşyalarımı alıp hakim savcı çalışma evinde kalacağımı söyledikten sonra kendi imkanlarımla gidip eşyalarımı aldım ve bahsetmiş olduğum hakim savcı çalışma evine adresini bildiğim için kendi imkanlarımla bu eve geri döndüm. HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİ 2013 YILI EYLÜL-ARALIK AYI: Ben kalmış olduğum bu hakim savcı çalışma evine yerleştikten sonra hakim savcı çalışma evinin sorumlularına ifadem esnasında tarafıma sorulan MURAKIB ve SERMURAKIB tabirlerini denildiğini hatırlamıyorum. Benim kalmış olduğum hakim savcı çalışma evinin sorumlusuna abi olarak hitap ediyorduk. Bu hakim savcı çalışma evinin ilk sorumlusu H. KOD YA DA GERÇEK isimli şahıstı. Bu şahsın bir üst sorumlusu da H. KOD YA DA GERÇEK isimli şahıs idi. H. KOD YA DA GERÇEK İSİMLİ şahıs eve haftada bir gelir. H. KOD YA DA GERÇEK isimli şahıs daha nadiren iki üç haftada bir gelirdi. Bu eve ilk gittiğimde hatırladığım kadarıyla H. KOD YA DA GERÇEK isimli şahıs bana bu evde görüp duyacaklarını kimseye bahsetmemem hususunda Kuran a el basmak suretiyle yemin ettirdi. Bu yemin metninin içeriğini ise net olarak şuan hatırlamıyorum. Bu hakim savcı çalışma evinde benim haricimde birlikte kaldığım S.K., Ö.K., O. ve B. isimli şahıslar vardı. Bu şahısları ben daha önceden tanımıyorum. İlk defa bu evde gördüm. O. ve B. isimli şahıslar birlikte kaldığımız bir ay süre sonrasında bu hakim savcı çalışma evinden ayrılarak memleketlerine gitmek istediklerini söylediler. O. ve B. isimli şahıslar evden ayrılmak istedikleri için evin bir üst sorumlusu olan H. KOD YA DA GERÇEK isimli şahıs ve H. KOD YA DA GERÇEK isimli şahıs kalmış olduğumuz hakim savcı çalışma evine geldiler. H. KOD YA DA GERÇEK İSİMLİ ŞAHIS O. ve B. isimli şahsa hitaben evden ayrılacaklarını söyledikleri için yazılı sınavı kazansanız dahi mülakat aşamasında eleneceklerini söyleyerek kendilerini bir nevi tehdit etmişti. Bu şahıslar buna rağmen evden ayrıldılar. Bu şahısların yerine O.K. isimli gelerek dahil oldu. Bu saatten sonra dört kişi olarak kalmaya devam ettik. H. KOD YA DA GERÇEK isimli şahıs bana bu yemini ettirdikten sonra hakim savcı çalışma evinin kurallarından bahsetti. Bu kurallar hatırladığım kadarıyla şu şekildeydi. Hakim savcı çalışma evinde ders çalışırken cep telefonu kullanımının yasak olduğunu söyledi ve cep telefonu ya kendisine vermemi ya da memlekete göndermemizi ailemizle de ankesörlü telefon üzerinden görüşebileceğimizi söyledi. Bende kendisine eve göndereceğimi belirttim. Ancak bu evde kaldığım dönemde cep telefonumu eve göndermedim cep telefonumu kullanmaya devam ettim. Bunun haricinde hakim savcı çalışma evinden sınav dönemine kadar memlekete gitmemizin uygun olmayacağını, Cuma namazı dışında camiyi fazla kullanmamızı, komşularla ve esnaflarla fazla muhattap olmamamızı eğer muhatap olmak zorunda kalırsak kendinizi avukat stajeri olarak tanıtmamızı söyledi. Kurallar bu şekildeydi. Ayrıca ben evde kaldığım dönemde herhangi bir kira ödemedim. Evde kalanlar olarak gıda ihtiyaçlarımızı kendi aramızda topladığımız ortaklaşa para ile karşılıyorduk. Kalmış olduğum hakim savcı çalışma evinin kim tarafından kiralandığını ve faturaların kimin adına olduğunu bilmiyorum. Ancak ben evde kalmaya başladıktan üç dört hafta sonra evin su aboneliği üzerine olan şahıs aboneliği iptal ettirmiş ve evin suyu kesildi. Yukarıda bahsettiğim evden ayrılan O. ve B. isimli şahıslar da bunun üzerine evden ayrılmışlardı. Su aboneliği iptal edildiği için H. KOD YA DA GERÇEK isimli şahıs eve gelerek aboneliği evde kalanlardan birinin üzerine alması gerektiğini söyledi. Bunun üzerine kura çektik. Kurada ben çıktım. H. KOD YA DA GERÇEK İSİMLİ şahısla ASKİ ye giderek bahsetmiş olduğum bu hakim savcı çalışma evinin su aboneliğini kendi adıma aldırdım. Evin sorumlusu H. KOD YA DA GERÇEK isimli şahsın hatırladığım kadarıyla iki tane cep telefonu vardı. Birisi akıllı telefon bir tanesi de tuşlu telefondu. Eve geldiğinde iki telefonu da ayakkabının içerisine bırakırdı. Evde acil bir durum olduğunda kendisine ulaşabilmemiz için bize bir numara bırakmıştı. Bu numarayı da aramamız gerektiğinde de ankesörden aramamamız gerektiğini söylemişti. Hatta evin suları kesildiğinde bize bırakmış olduğu kendisini vermiş olduğu numaradan arayıp haberdar ettik. Bu evde piyasada bulunan hakim savcı sınavlarına hazırlık kitaplarından alınarak derlendiği söylenilen DİAMOND isimli soru kitabı mevcuttu. Bu kitabın üzerine kalem kullanılması ve dışarıya çıkartılması yasaktı. Ben hakim savcı çalışma evinde kalmaya devam ederken hatırladığım kadarıyla üç kez deneme sınavı olduğumuzu hatırlıyorum. Bu deneme sınavını gerçek bir sınav süresince salonda evde kalanlar olarak toplu çözüyorduk. Bu deneme sınavlarım evin ilk sorumlusu H. KOD YA DA GERÇEK isimli şahıs getiriyordu. Deneme sınavlarını optik forma dolduruyorduk. Optik formun isim bölümüne adımızı yazıyorduk. Sınav sonrasında H. KOD YA DA GERÇEK isimli şahıs bizlere soruların cevaplarını söyler ve yanlışlarımızı kontrol ederdik. Sınav sonrasında optik formları götürüyordu ancak deneme kitapçığını götürüp götürmediğini tam olarak hatırlamıyorum. Ben bu evde 2013 yılı Kasım ayında yapılan idari yargı ve aynı yıl aralık ayında yapılan adli yargı sınavına girdim. İdari yargı sınavından 81 puan alarak başarısız oldum. Adli yargı sınavından 75 civarında bir puan alarak sınavda başarılı oldum. Evde kalanlardan benim haricimde adli ve idari yargı sınavını kazanan kimse olmadı, Sınav öncesinde tarafıma kesinlikle soru verilme olayı olmadı. Evde kalan diğer şahıslara da soru verilme olayına şahit olmadım. Evde bulunan DİAMOND ve deneme sınavlarından gerçek sınavda birebir aynısı ya da benzerinin çıktığını hatırlamıyorum. H. KOD YA DA GERÇEK isimli şahıs sınav sonrası eğer sınavı kazanırsak tekrardan sizlerle irtibata geçerim demişti. Ben sınav sonrası üzerime olan su aboneliğini ASKİ ye giderek kapattırdım. Daha sonra memleketim Çanakkaleye döndüm. Sınav sonuçları 2014 yılı ocak ayında açıklandı. Sınavı kazandıktan sonra evimizin üst sorumlusu olan H. KOD YA DA GERÇEK isimli şahıs beni telefonla aradı. Aradığında bana sınavı kazandığımı mülakat için Ankara ya tekrardan gelmemi istedi. Bende Ankara ya referans icin gideceğim için bu teklifini kabul ettim. Hatırladığım kadarıvla 2014 yılı Ocak ya da Şubat aylarında Ankara'ya gittim. H. KOD YA DA GERÇEK isimli şahıs ile Kızılay da bir kafede buluştıık. Bana mülakat sürecinde de birlikte hareket edelim dedi ancak ben 17-25 Aralık olayları olduğu için bu teklifini kabul etmediğimi söyledim. O da bana yine görüşürüz diyerek ikna etmeye çalıştı. Görüşme esnasında yine eğer bizimle irtibatı kesersen mülakatta eleneceğimi söyledi. Ben kararımın kesin olduğunu söyledim. Görüşmemiz bu şekilde sonlandı. Bende görüşmeden sonra Etimesgutta bulunan akrabalarımın ikametine gittim. Burada beni yanlış hatırlamıyorsam 0 850 diye başlayan bir numaradan bana ulaşmaya çalıştılar. Ancak ben o görüşmeden sonra yabancı numaraları hiç açmadım. Daha sonra 2014 yılı haziran ayında adli yargı mülakatına girdim ve mülakattan başarısız oldum. Mülakattan başarısız olduktan sonra Etimesgutta akrabalarımın yanındaki eşyalarımı toplayarak memleketim Çanakkaleye kesin dönüş yaptım. Memleketimdeyken 2014 yılı Eylül ayında Çanakkale Barosunda avukatlık stajımı başlattım. Bu süreçte hakim savcılık sınavlarına kendi ikametimde hazırlandım. 2014 yılı Aralık ayında yapılan idari ve adli yargı sınavına girdim. İdari yargı sınavından 88 puan alarak başarılı oldum. Adli yargı sınavından ise 82 puan alarak başarılı oldum. Daha sonra ilk olarak idari yargı mülakatına girerek elendim. Hatta elendikten sonra yapının benimle halen uğraştığını o yüzden de mülakattan elendiğimi düşündüm. Adli yargı mülakatından da eleneceğimi düşünerek kendi kendime artık avukatlık yaparım diye bir tesellim olmuştur. Daha sonra 2015 yılı Mayıs ayında yapılan adli yargı mülakatına girerek başarılı oldum. Başarılı olduktan sonra 2015 yılı Temmuz ayında Çanakkale Adliyesinde Hakim Savcı Adayı olarak göreve başladım. Staj döneminde kendi ikametimde kaldım. Ben Çanakkale Adliyesinde stajımı başlatmaya gittiğim ilk gün stajdan sorumlu kişiye burada başka staj yapacak var mı diye sorduğumda o da bana Ö.K. isimli şahsın da olduğunu söyledi. Ancak Ö.K. isimli şahıs burada hiç staj yapmadı. Bu şahsı benim tekrar yapıya kazandırılmam için görevlendirildiğini düşündüm. Çünkü Ö.K. isimli şahıs Kahramanmaraşlı olmasına rağmen Çanakkale de staj yapması hiç makul değildi. Yine bu dönemde de beni yabancı numaralardan arayanlar oldu ancak ben yine bu numaralara cevap vermedim. Muhtemelen bu aramalar beni yapıya davet etmek amaçlıydı. Yine Türkiye Adalet Akademisinde stajımı yaparken Ö.K. isimli şahıs ile karşılaştım. Ö.K. isimli şahsa neden Çanakkale de stajını yapmak gibi bir talepte bulunduğunu sordum. O da bana Çanakkale de akrabalarının olduğunu bu yüzden böyle bir talepte bulunduğunu ancak daha sonra vazgeçerek değiştirdiğini söylemişti. Bende kendisine yapıyı kast ederek bunlardan uzak dur, bunlarla irtibatın varsa uzak dur diye telkinde bulundum. O da bana zaten bir irtibatının olmadığını söyledi. Ancak ben kendisinin o dönemde halen yapıyla irtibatlı olduğunu düşünüyorum. Daha sonra 2016 yılı Eylül ayında stajımı tamamladım. 22 Eylül 2016 tarihinde kura çekerek Bitlis iline Savcı olarak göreve başladım. .......Ben 6 Ekim 2017 tarihinde ...... hakkımda beyanda bulunan iki şahsın ifadesine istinaden gözaltına alındım. Bu beyanlar benim Samanyolu Kolejinde düzenlenen bir programda beni gördüğünü ve yukarıda ifademde bahsetmiş olduğum B.A. ile cemaat evinde kaldığıma ilişkin beyanlardı. Burada Adli Kontrol ile serbest kaldım. Ben serbest kaldıktan sonra kendi isteğimle HSK ya giderek Erzurum ilinde gözaltına alındığımı ancak benim daha öncesinden hakim savcı çalışma evinde kaldığımı buna ilişkin bir soruşturma olmadığı için bu bilgileri anlatamadığımı ve şuan anlatmak istediğimi şifai olarak söyledim. Bana ihtiyaç olması halinde bana ulaşacaklarını söylediler. Ben HSK dan haber beklerken İstanbul ilinde Tokat ilindeki soruşturmaya istinaden gözaltına alındım. Benim hakim savcı çalışma evinde kaldığıma dair döneme ilişkin tüm bildiklerimi anlattım. Herhangi bir konuyu gizleme yada birilerini saklama gibi bir durumum yoktur. Daha öncesinde Tokat ilinde böyle bir soruşturma yürütüldüğünü bilseydim gözaltına alınmadan kendim gelerek yine bu beyanlarda bulunurdum. ........ İFADEMDE GEÇEN ŞAHISLARI AYRINTILI (NERELİ OLDUKLARI, HANGİ OKUL MEZUNU OLDUKLARI, HANGİ MESLEĞİ YAPTIKLARI VE YAPIDAKİ POZİSYONLARI) HAKKINDA AÇIKLAMAM GEREKİRSE; 1- B.A.: Bu şahıs Balıkesir Bigadiç lidir. Bu şahıs benim liseden arkadaşımdır. Ankara hukuk mezunudur. Bu şahıs üniversite döneminde yapıya ait evlerde maddi imkansızlıklardan dolayı kaldı. 2013 yılı haziran ayında mezun olduktan sonra yapıyla ilişkisini kestiğini net olarak biliyorum. Bu şahıs şuanda Bursa da avukatlık yapmaktadır. Görsem teşhis ederim. 2- H. KOD YA DA GERÇEK İSİMLİ ŞAHIS: Bu şahsın gerçek ismini, soy- ismini bilmiyorum. Hatırladığım kadarıyla Konyalıdır. Selçuk Hukuk mezunu olabilir. Bu şahıs kalmış olduğum hakim savcı çalışma evinin sorumlusuydu. Bu şahıs o dönemde hakim adayıydı. Görsem teşhis ederim. 3- H. KOD YA DA GERÇEK İSİMLİ ŞAHIS: Bu şahsın gerçek ismini, soy ismini ve nereli olduğunu bilmiyorum. Selçuk Hukuk mezunu olabilir. Bu şahıs kalmış olduğum hakim savcı çalışma evinin üst sorumlusuydu. Bu şahıs o dönemde hakim adayıydı. Görsem teşhis ederim. 4- S.K.: Bu şahıs hatırladığım kadarıyla Ankaralıdır. Kırıkkale hukuk mezunudur. Bu şahısla yapının hakim savcı çalışma evinde birlikte kaldım. Sonrasında ne iş yaptığını bilmiyorum. Görsem teşhis ederim. 5- Ö.K.: Bu şahıs Kahramanmaraşlıdır. Ankara Hukuk Mezunudur. Bu şahısla yapının hakim savcı çalışma evinde birlikte kaldım. Sonrasında hakim adayıyken ihraç edildiğini biliyorum. Görsem teşhis ederim. 6- O. İSİMLİ ŞAHIS: şahsın soy ismini bilmiyorum. Bu şahıs Çorumludur. Ankara hukuk mezunudur. Bu şahısla yapının hakim savcı çalışma evinde bir ay kadar kısa süreliğine kaldım. Sonrasında ne iş yaptığını bilmiyorum. Görsem teşhis ederim. 7- B. İSİMLİ ŞAHIS: Bu şahsın soy ismini bilmiyorum. Bu şahıs Ankara hukuk mezunudur. Bu şahısla yapının hakim savcı çalışma evinde bir ay kadar kısa süreliğine kaldım. Sonrasında ne iş yaptığını bilmiyorum. Görsem teşhis ederim. 8- O.K.: Bu şahıs İzmir Balçovalıdır. Kırıkkale hukuk mezunudur. Bu şahısla yapının hakim savcı çalışma evinde birlikte kaldım. Sonrasında ne iş yaptığını bilmiyorum. Görsem teşhis ederim. ...'' yönünde beyanlarda bulunduğu görülmüştür.
Bu durumda, davacının, örgütün içinde yer aldığına, üniversite döneminde örgüte müzahir evlerde kaldığına, sınavlara örgütün hakim-savcı sınav çalışma evlerinde hazırlandığına, hakimlik-savcılık adaylık döneminde örgüte müzahir evlerde kaldığına, kod adı kullandığına ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen tanık ifadeleri ile üniversiteye hazırlık döneminde örgüte ait dershaneye gittiğine, üniversite döneminde örgüte müzahir evlerde kaldığına, sınavlara örgütün hakim-savcı sınav çalışma evlerinde hazırlandığına, hakimlik-savcılık adaylık döneminde örgüte müzahir evlerde kaldığına yönelik kendi beyanlarının birlikte değerlendirilmesi sonucunda, davacının tanık ifadelerine karşı beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.
Öte yandan, davalı idarece dosyaya sunulan "…" ID numaralı ByLock kullanıcısı ile "…" ID numaralı ByLock kullanıcısı arasında ve "…" ID numaralı ByLock kullanıcısı ile "…" ID numaralı ByLock kullanıcısı arasında;
"… ID-… ID, 2015-12-19 00:31:28 11:38:14"
"… … .....e.a. gazi üni. 2014 ö.a. ankara üni. 2012 e.a. gazi üni. 2013 ..... a.m.s. TOBB 2014 ... ankara üni. 2013 e.t. ankara üni. ... var... 2012-2015 yılları arası ibf-hukuk mesullerinden mezunculardan da tanıdık olabilir. ..tanıdık çıkarsa bizi yönlendirirseniz müteşekkir kalacağız. hurmetler "
......
"… ID-… ID, 2015-09-17 19:05:35 2015-09-18 01:10:02"
"… … ... TAS 18 ADLI ANKARA ÜNIVERSIESI 2013 MEZUNU BU ELEMANI ÇORUM OSMANCIKTA BULUNAN M.Y. IYI TANIYORMUS. BU M.Y.'LA NASIL TANISABILIRIZ"
.....
Anılan mesaj içerikleri incelendiğinde, davacının örgüte müzahir kişilerle irtibatının bulunduğu anlaşılmaktadır.
Davacı tarafından, bu delile karşı; herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Netice itibarıyla, bu yazışma içerikleri, davacı hakkında işbu dosya kapsamında aktarılan diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir unsur olarak değerlendirilmiştir
6) Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu karar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın, AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan "özel hayata saygı hakkı" çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen "özel hayat" kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen karar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak "kanunla öngörülmüş olma", aynı maddede sayılan "meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma" ve "demokratik bir toplumda gerekli olma" ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa'nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin "şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması", "anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması" gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS'in 8/2 ve Anayasa'nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS'in 15. ve Anayasa'nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS'in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa'nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu karar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu karara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa'nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu karar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS'in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı" hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararın müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS'in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu karar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.
7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir. Dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu karar nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü zararlara karşılık olarak 1.500,00 TL maddi ve 500.000,00 TL manevi tazminatın meslekten çıkarma tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi isteminin de reddi gerekmektedir.
D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Davacının bu karar nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü zararlara karşılık olarak … TL maddi ve … TL manevi tazminatın meslekten çıkarma tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesine yönelik istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
3. Davacının adli yardım istemi kabul edilmiş olduğundan, davanın açılışı sırasında tahsil edilemeyen ve ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacıdan tahsili için müzekkere yazılmasına,
4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
5. Davacının manevi tazminat isteminin de reddedilmesi nedeniyle karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 10. maddesinin 4. fıkrası uyarınca … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 01/02/2023 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2019/499
Karar No : 2023/649
**DAVACI:** …
**VEKİLİ:** Av. …
**DAVALI:** … / …
**VEKİLİ:** Av. …
DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararına karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun … tarih ve … sayılı kararının iptaline, bu karar nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü zararlara karşılık olarak 1.500,00 TL maddi ve 500.000,00 TL manevi tazminatın meslekten çıkarma tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu kararın, savunma hakkı tanınmadan tesis edildiği, FETÖ/PDY terör örgütü ile herhangi bir bağının bulunmadığı, hakkında somut bilgi, belge veya delil ortaya konulmadığı, FETÖ/PDY terör örgütüne ait okullarda okumadığı, dershanelerine gitmediği, evlerinde kalmadığı, üniversite dönemi boyunca 4 yıl (2009-2013 yılları arasında) örgüte müzahir evlerde kaldığı iddiasının gerçeği yansıtmadığı, hakkındaki tanık beyanlarının iftira niteliğinde, gerçeğe ve hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu, hayatı boyunca haksızlık yapmadığı, hukuka aykırı şekilde davranmadığı iddia edilerek iptali istenilmektedir.
DAVALININ SAVUNMASI : Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararın amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu'nun ilgili hükümlerine değil Anayasa'nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanun'un 33. maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen karar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararın hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmüştür.
DANIŞTAY SAVCISI …'NIN DÜŞÜNCESİ: Davacının 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi ile 6749 sayılı Kanun'un 3/1 maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu'nun … tarih ve … sayılı Kararının yeniden incelenmesi talebiyle yaptığı başvurunun reddi yolundaki 19.4.2018 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu Kararının iptali ile 1.500,00 TL maddi ve 500.000 TL manevi tazminatın meslekten çıkarma tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi istenilmektedir.
Dava dosyasının yeniden tekemmülü nedeniyle Savcılık düşüncesi ikinci kez yazılmış ve davalı yanın usule yönelik itirazları yerinde görülmediğinden işin esası incelenmiştir:
T.C. Anayasasının 138. maddesinde, "Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz." hükmüne yer verilmiş, 139. maddesinde, "Hakimler ve savcılar azlolunamaz. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır." kuralı yer almıştır. "Hakimler ve Savcılar Kurulu" başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında da, "Kurul, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar; ayrıca, Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir." hükmü getirilmiş, bu maddenin 10. fıkrasında ise, "Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz." hükmüne yer verilmiştir.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hakimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" başlıklı 53. maddesinde, "Hakim ve savcıların: a) fıkrasında, bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b) fıkrasında, Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması hallerinde görevleri sona erer." şeklinde düzenleme yapılmıştır.
6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu'nun "Kurulun görevleri" başlıklı 4. maddesinin; hakim ve savcılarla ilgili olarak (b) fıkrasının 6. bendinde meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, 7. bendinde, disiplin cezası verme, 8. bendinde de görevden uzaklaştırma işlemlerini yapmak Kurulun görevleri arasında sayılmıştır. "Genel Kurulun Oluşumu ve Görevleri" başlıklı 7. maddesinin 2. fıkranın (ı) bendinde de, Adli ve İdari yargı hâkim ve savcıları hakkında meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma Genel Kurulun görevleri arasında sayılmış, "Yeniden inceleme, itiraz ve yargı yolu" başlıklı 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'da görüleceği hükme bağlanmıştır.
Öte yandan, kamu düzeni ve güvenliği açısından, Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde, Milli Güvenlik Kurulunun, Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi yönündeki 20.7.2016 tarih ve 498 sayılı tavsiye kararı üzerine toplanan Bakanlar Kurulu'nca 15.7.2016 tarihinde başlatılan darbe girişimi üzerine ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş, bu karar Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanarak 21.7.2016 tarihli ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununun 4. maddesi uyarınca Bakanlar Kurulunca 22.7.2016 tarihinde kararlaştırılan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname 23.07.2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konulmuş, "Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler" başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında, "Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir." şeklinde düzenleme yapılmış ve bu Kanun Hükmünde Kararname, 29.10.2016 tarih ve 29872 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun ile kanunlaşmıştır.
08.03.2018 tarihinde yürürlüğe giren 7075 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 11. maddesinin 2. fıkrasında, "22.7.2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3'üncü maddesinin birinci fıkrası ile 18.10.2016 tarih ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 3 üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenler, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştaya dava açabilir." hükmü getirilmiştir.
Olayda, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu'nun … tarih ve … sayılı kararıyla, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3'üncü maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenler hakkında 23/07/2016 tarih ve 29779 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3'üncü maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş ve davacının yeniden inceleme talebi, 19.4.2018 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu Kararı ile reddedilmiştir.
Öte yandan, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 26.9.2017 tarih ve 2017/16-956 Esas, 2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 24.4.2017 tarih ve 2015/3 esas, 2017/3 sayılı kararında, FETÖ/PDY'nin silahlı bir terör örgütü olduğu belirlenmiştir.
Dosyanın incelendiği tarihteki mevcut belge ve bilgilerden; davacı hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçuyla açılan kamu davasında ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:.., K:… sayılı kararı ile suçu sabit görülerek mahkumiyetine hükmedildiği ve meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan hüküm giydiği görülmekte olup, kararın … Bölge Adliye Mahkemesi ... Ceza Dairesinin … esas sayılı dosyasında istinaf incelemesinden geçtiği ve Yargıtay aşamasında olduğu anlaşılmaktadır.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hakim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre karar vermeleri ve Anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir. Terör örgütleri ile milli güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara yönelik üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hakim ve savcılar hakkında olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hallerdendir.
Bu nedenle, dosyanın incelendiği tarih itibariyle FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçuyla açılan kamu davasında mahkumiyetine hükmedilmiş ve meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu'nun … tarih ve … sayılı Kararının yeniden incelenmesi talebiyle yaptığı başvurunun reddi yolundaki 19.4.2018 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu Kararı hukuka uygun olduğundan, bu kararın iptali ile 1.500,00 TL maddi ve 500.000 TL manevi tazminatın meslekten çıkarma tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi istemiyle açılan davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde görülmeyerek işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:
A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.
2) Davacıya İlişkin Süreç
… tarih ve … sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından … tarih ve … sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine dair kararın iptaline, bu karar nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü zararlara karşılık olarak 1.500,00 TL maddi ve 500.000,00 TL manevi tazminatın meslekten çıkarma tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Öte yandan, davacının, ceza yargılaması sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçunu işlediğinden bahisle etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanarak 2 yıl 1 ay süre hapis cezası ile cezalandırılmasına, 1 yıl denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verilmiştir. Söz konusu mahkumiyet kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun … Bölge Adliye Mahkemesi ... Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla esastan reddine karar verilmiştir. Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan kararın kesinleşmediği görülmüştür.
B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...”
2) AİHS
AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."
AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."
3) Kanun
667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır...”
4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.
C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS'in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS'in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM'e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, "yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması" şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Bu kapsamda davacının adli yardım istemi, Dairemizin 08/10/2018 tarihli kararı ile kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda, Dairemizin 07/06/2022 tarihli ara kararıyla, davalı idare tarafından dosyaya sunulan ve 25/11/2021 tarihinde davacıya tebliğ edilmiş olan 11/11/2021 tarihli ikinci savunma dilekçesi ve eki CD'de yer alan bilgi ve belgeler ile davacı hakkında yeni bilgi ve belgeleri içeren 29/03/2021 tarihli ek beyan dilekçesi ve ekinde yer alan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve bunlara ilişkin beyanlarını sunabilmesi için davacıya on gün süre verilmesine karar verilmiştir.
Yine bu kapsamda, Dairemizin 18/10/2022 tarihli ara kararıyla, davacı vekili tarafından, 03/10/2022 tarihli dilekçe ile, davalı idarenin ikinci savunma dilekçesi eki olarak gönderilen CD'nin kırık olduğu ve bu nedenle söz konusu ara karara cevap veremediğinden bahisle söz konusu CD'nin tarafına tekrar gönderilmesi ve buna karşı cevap verebilmesi için tarafına süre verilmesinin talep edilmesi üzerine 11/11/2021 tarihli ikinci savunma dilekçesi ve eki CD'de yer alan bilgi ve belgeler davacıya tekrar tebliğ edilmiş ve bunlara ilişkin beyanlarını sunabilmesi için davacıya otuz gün süre verilmesine karar verilmiştir.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in "Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay'da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay'da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.
2) FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ'nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
"Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup ...bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. ...Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. ...Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır...
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir...
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır...
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir...
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır..."
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı … kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.-- …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ("T" taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, "önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.
3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa'nın "Hâkimlik ve savcılık mesleği" kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede "... Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar." denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
4) Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararın dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.
Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları, Davacının Kendi Beyanı ve Davacının Adının Geçtiği ByLock Yazışması:
Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan Ş.A. isimli şahsa ait, Adalet Müfettişliğince düzenlenen 26/08/2016 tarihli tanık ifade tutanağı; "... 19. Dönem Adli Yargı Hakim/Savcı Adayı ...: B.A. ile aynı lise mezunu. Kendisi 4 yıl cemaatte kaldı. Kendisi ile okul boyunca arkadaştık. Cemaate bağlı biriydi. Ailesinin de cemaate bağlı olduğunu sanıyorum. Kendisi yapı içinde önemli kişilerle dolaşıp görüşüyordu. 12. Dönem İdari Yargı Hakim Adayı H.K.: B.A. vesilesiyle tanıştım. B.'nin kaldığı Yenimahalle tarafında cemaat evinde kalıyordu. Aktif görevleri vardı. Tam olarak görevi ve sıfatı neydi emin değilim. ... ile samimiydi. ...."
Avukat olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Y.T. isimli şahsa ait, Edirne Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 19/02/2021 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "......: şahıs ile ilgili olarak ifademde beyanda bulunmamıştım ancak fotoğrafını görünce kendisini hatırladım, Ankara Hakuk Fakültesi 2009 girişlidir tam dönemini hatırlamıyorum ancak yapının evlerinde kaldığını hatırlıyorum, ..."
Aynı şahıs, 19/02/2021 tarihli fotoğraf teşhis tutanağında davacıyı kesin ve net olarak teşhis etmiştir.
Hakim adayı olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.D. isimli şahsa ait, Adalet Müfettişliğince düzenlenen 28/12/2016 tarihli tanık ifade tutanağı; "........: Cemaat evinde kalırken bir keresinde Samanyolu kolejinde bir programa götürülmüştük. Orada okulda halı saha maçlarından da bildiğim 18. dönem hakim adayı halen meslekte (Hâkim) olduğunu bildiğim ... ile karşılaşmıştık. ...'le orda ayaküstü muhabbet etmiştik. FETÖ evlerinde kalıp kalmadığını ve o programa geliş sebebini bilmiyorum. Götürüldüğümüz başka bir program ve orada gördüğüm isim hatırlamıyorum. ..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan H.Ö. isimli şahsa ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen (Soruşturma No: …) soruşturma kapsamında Tokat Emniyet Müdürlüğü KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 08-09/01/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı; ".....MURAKIBLIK YAPMIŞ OLDUĞUM SÜREÇLE İLGİLİ BİLDİKLERİM; Ben 2013 yılı Ekim ayından Aralık ayına kadar murakıblık yaptım. Aynı zamanda bu süreçte stajer hakim adayı idim, ....... Murakıplık yaptığım çalışma evinde ilgilendiğim şahıslar S.K., ... VE Ö. İSİMLİ AHISLAR dı. Ben murakıplık yaptığım bu eve sermurakıb M.Y.'nin bana vermiş olduğu deneme sınavlarını götürürdüm. Çalışma evinde kalan şahıslarda bu deneme kitapçığını optik forma doldurarak tamamlardı. Bende bu op tik formları tekrardan sermurakıb M.Y.'ye verirdim. SERMURAKIB M.Y. da daha sonra bu optik formları okutarak evde kalanlara kaç puan aldığını söylerdi. Ben Sermurakıb M.Y.'nin deneme kitapçığını nerden aldığını sonrasında optik formu nerde okuttuğunu bilmiyorum. Benden önce murakıplık yapmış olduğum evde sorumlu olarak başkaca bir murakıbın olmadığını biliyorum. Yine benim kalmış olduğum çalışma evindeki tüm kurallar murakıplık yaptığım bu evde de geçerli idi. Ben murakıplık yaptığım çalışma evinin kurallarını evde kalanlara anlatmadım. Öncesinde sermurakıb M.Y. evde kalanlara bu kuralları anlattığı için evde kalanlar evin kurallarını biliyorlardı. Yine murakıplık yaptığım bu dönemde çalışma evine deneme kitapçığı haricinde DİAMOND ibareli soru bankalarını da götürüyordum. Bu DİAMOND ibareli soru bankalarını da yine sermurakıb M.Y. vermişti. Bir keresinde sermurakıb M.Y. bana DİAMOND soru bankasını eve götürdüğümde çalışma evinde kalan şahısların bu DİAMOND ibareli soru bankalarını hiçbir yerde anlatmayacakları ve bu evin varlığından ve evde yaşananlarla alakalı öncesinde yemin yaptırılmadığı için bana evde kalanlara tüm bu hususlar doğrultusunda yemin ettirmemi söylemişti. Bende sermurakıb M.Y.'nin bana vermiş olduğu bir A4 kağıdına yazılı yemin metnini evde kalan ş ahısıardan S.K., ... VE Ö. İSİMLİ ŞAHIS lar ile birebir görüştüm. Birebir murakıb olarak görüştüğüm bu şahıslara evin varlığından, evdeki kurallardan ve DİAMOND ibareli soru bankasından hiç kimseye bahsetmemeleri üzerine SERMURAKIB M.Y.'nin bana vermiş olduğu yemin metnini okutarak kuranı kerime el bastırdım. Hatırladığım kadarıyla yemin metninde bu evde gördüklerim yaşadıklarımı kimseye anlatmayacağım üzerine namusum ve şerefim üzerine emin ederim. Şeklinde idi. .......Ben bu evde 2013 yılı aralık ayına kadar murakıplık yaptım. 2013 yılı Aralık ayında yapılan idari ve adli yargı sınavlarına bu şahıslar girdi. Sınav öncesinde ben kesinlikle herhangi bir soru vermedim. Bu süreçten sonrada murakıplık yapmayı bıraktım. Yapı içerisinde başkaca bir görev almadım. Murakıblık yaptığım çalışma evindeki şahısların da sonraki süreçte sınavı kazanamadıklarını hatırlıyorum. ... isimli şahısın kazanıp kazanamadığından emin değilim. ..."
Aynı şahıs, 26/01/2018 tarihli fotoğraf teşhis tutanağında davacıyı kesin ve net olarak teşhis etmiştir.
Öğretmen olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.Ş. isimli şahsın, davacının yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında yer verilen tanık ifadesi ve teşhisi; "....2010-2011 Eğitim Öğretim yılında kaldığım evin abisi E. isimli şahıs evimin değiştiğini söyleyerek Akdere'de bulunan cemaat evinde kalacağımı söyledi, bende bu söylemiş olduğu eve gittim, bu evde 1 sene kaldım, evin abisi S. isimli şahıstı, evde kalan diğer şahıslar Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2. Sınıfta okuyan öğrenciler A., S., ve G. diye tanıtan öğrencilerdi, bu şahısların gerçek isimlerini bilmiyorum, bu evde kalmış olduğum süre boyunca cemaatsel toplantılar yapılıyordu, benim A. ismi ile bildiğim ... isimli şahsı kesin ve net olarak teşhis ettim. ...''
E.A. isimli şahsın, davacının yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:.. sayılı kararında yer verilen tanık ifadesi; "....''..Ankara çalışma evi ile mülakat evi arasında bir kaç gün aynı çalışma evinde birlikte kaldığımız ... isimli şahıs daha vardı, yargı sınavını kazanmıştı ve mülakat süreci için Ankara da bekliyordu, ben mülakat evine geçtim, onun bu evde mi yoksa başka bir eve geçtiği konusunda bilgim yoktur. ...''
Davacı tarafından, tanık ifadelerine karşı; beyanların doğru olmadığı, soyut, tahmine dayalı ve iftira niteliğinde olduğu ileri sürülmüştür.
Öte yandan, davacının, Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 06/10/2017 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında; "...Üniversite hazırlık döneminde Balıkesir ilinde Zağnos Dersanesine gittim ve mezun olduğum sene 2009 da Ankara Hukuk Fakültesini kazandım, Dersane FETÖ/PDY örgütü ile iltisaklı dersaneydi, .....Lise eğitimini özel Balıkesir Fırat lisesinde okudum, lisenin yurdunda da kaldım, burası aynı şekilde FETÖ/PDY yapısına ait idi, 4 Yıl boyunca burada kaldım, ....Yurtta kaldığım sırada zaman zaman sohbet adı altında toplantılara katıldım, üniversite eğitimi sırasında katılmadım, ...lise eğitimi sırasında bu yapıya ait okulda okudum ve yurdunda kaldım bu dönemde yapıyla temas içerisinde idim, üniversite eğitimi sırasında etrafımızda bizimle temas kurmaya çalışanlar olur idi, bize "siz bir şey olamazsınız, hakim savcı olamazsınız, kaymakamlık sınavını kazanmazsınız gibi" söylemleri ve iletişim kurma çabaları oluyordu, mesleğe başladıktan sonra herhangi bir iletişimleri olmadı ve herhangi bir talepleri de olmamıştır, ..."
Bununla birlikte, davacının, etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak amacıyla verdiği, yargılandığı … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:.., K:… sayılı gerekçeli kararında yer verilen, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen (Soruşturma No: …) soruşturma kapsamında Tokat Emniyet Müdürlüğü KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/05/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağında; "...BEN TCK 221. MADDESİNDE TANIMLANAN ETKİN PİŞMANLIK HÜKÜMLERİNDEN FAYDALANMAK İSTİYORUM. ...... Liseyi yapıya ait olan Özel Balıkesir Fırat Lisesinde okudum. Lise 3 ve lise 4. Sınıfta yapıya ait olan Balıkesir Zağnos dershanesine gittim. 2009 yılında liseden mezun oldum. Aynı yıl girmiş olduğum üniversite sınavından Ankara üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandım. ÜNİVERSİTE DÖNEMİ 2009-2013 YILLARI: Ben üniversiteyi kazandıktan sonra Ankara'da bulunan annemin teyzesinin oğlu olan M.E. isimli akrabamızın evinde 4 yıl boyunca kalarak üniversiteyi 2013 yılında tamamladım. Üniversite dönemimde liseden sınıf arkadaşım olan B.A. isimli şahıs yapıya ait cemaat evlerinde kalıyordu. Bende zaman zaman B.A.'nın kalmış olduğu eve giderek üniversite döneminde bu evde kalmışlığım olmuştur. Ben bu eve gittiğimde sohbetlere katılma amacıyla gitmedim. Liseden sınıf arkadaşım olması sebebiyle gitmiştim. Ben bu şekilde eğitimimi tamamlayarak 2013 yılında üniversiteden mezun oldum. ÜNİVERSİTE SONRASI HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİNE YÖNLENDİRME SÜRECİ 2013 YILI: Ben üniversiteden mezun olduktan sonra memleketimdeyken kendisini telefonda H. yada H. olarak tanıtan bir şahıs aradı. Aradığında bana dershaneden hocalarının selamıyla seni arıvorıım. Seninle Ankara da bir görüşelim dedi. Bende bu görüşmede hocaların selamıyla aradığını söyleyince bir sakınca görmediğim icin kabul ettim. Bende daha sonra Ankara ya giderek Kızılayda bir kafede H. ya da H. isimli şahıs ile görüştüm. Ancak bu görüşmeyi kiminle yaptığımı üzerinden zaman geçtiği için net olarak hatırlamıyorum. Görüşmemizde bana Ankara da hakim savcılık sınavlarına hazırlanmak için uygun ders çalışacağınız ev olduğunu söyledi. Eğer istersen sende bu evde kalarak hakim savcılık sınavlarına hazırlanabilirsin dedi. Bende o sırada Ankara akrabamızın evi tadilatta olduğu icin ve düzenli ders çalışma ortamımın olamavacağını düşünerek bu teklifini kabul ettim. Bana hakim savcı çalışma evini anlatırken herhangi bir kuralının olduğunu söylemedi. İfade esnasında avukatım huzurunda tarafıma sorulan mezuniyet görüşmesi adı altında herhangi bir toplantı olmadı, benim hakim savcı çalışma evine davet şekli yukarıda anlattığım şekilde olmuştur. H. Ya da H. KOD YA DA GERÇEK isimli şahısla birlikte yaptığımız ilk ve tek bu görüşmeden hemen sonrasında bana hakim savcı çalışma evini tanıtma maksatlı açık adresini hatırlamadığım Keçiören ilçesi Etlik semtinde bir eve gittik. Bu eve ben ilk gittiğimde yanımda uzun süreli kalmak icin eşyalarım olmadığı icin evin ortamı benim hakim savcı sınavlarına hazırlanabilmem için uygun olduğunu gördükten sonra H. YA DA H. KOD ya da gerçek isimli şahsa Etimesgut semtinde bulunan eşyalarımı alıp hakim savcı çalışma evinde kalacağımı söyledikten sonra kendi imkanlarımla gidip eşyalarımı aldım ve bahsetmiş olduğum hakim savcı çalışma evine adresini bildiğim için kendi imkanlarımla bu eve geri döndüm. HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİ 2013 YILI EYLÜL-ARALIK AYI: Ben kalmış olduğum bu hakim savcı çalışma evine yerleştikten sonra hakim savcı çalışma evinin sorumlularına ifadem esnasında tarafıma sorulan MURAKIB ve SERMURAKIB tabirlerini denildiğini hatırlamıyorum. Benim kalmış olduğum hakim savcı çalışma evinin sorumlusuna abi olarak hitap ediyorduk. Bu hakim savcı çalışma evinin ilk sorumlusu H. KOD YA DA GERÇEK isimli şahıstı. Bu şahsın bir üst sorumlusu da H. KOD YA DA GERÇEK isimli şahıs idi. H. KOD YA DA GERÇEK İSİMLİ şahıs eve haftada bir gelir. H. KOD YA DA GERÇEK isimli şahıs daha nadiren iki üç haftada bir gelirdi. Bu eve ilk gittiğimde hatırladığım kadarıyla H. KOD YA DA GERÇEK isimli şahıs bana bu evde görüp duyacaklarını kimseye bahsetmemem hususunda Kuran a el basmak suretiyle yemin ettirdi. Bu yemin metninin içeriğini ise net olarak şuan hatırlamıyorum. Bu hakim savcı çalışma evinde benim haricimde birlikte kaldığım S.K., Ö.K., O. ve B. isimli şahıslar vardı. Bu şahısları ben daha önceden tanımıyorum. İlk defa bu evde gördüm. O. ve B. isimli şahıslar birlikte kaldığımız bir ay süre sonrasında bu hakim savcı çalışma evinden ayrılarak memleketlerine gitmek istediklerini söylediler. O. ve B. isimli şahıslar evden ayrılmak istedikleri için evin bir üst sorumlusu olan H. KOD YA DA GERÇEK isimli şahıs ve H. KOD YA DA GERÇEK isimli şahıs kalmış olduğumuz hakim savcı çalışma evine geldiler. H. KOD YA DA GERÇEK İSİMLİ ŞAHIS O. ve B. isimli şahsa hitaben evden ayrılacaklarını söyledikleri için yazılı sınavı kazansanız dahi mülakat aşamasında eleneceklerini söyleyerek kendilerini bir nevi tehdit etmişti. Bu şahıslar buna rağmen evden ayrıldılar. Bu şahısların yerine O.K. isimli gelerek dahil oldu. Bu saatten sonra dört kişi olarak kalmaya devam ettik. H. KOD YA DA GERÇEK isimli şahıs bana bu yemini ettirdikten sonra hakim savcı çalışma evinin kurallarından bahsetti. Bu kurallar hatırladığım kadarıyla şu şekildeydi. Hakim savcı çalışma evinde ders çalışırken cep telefonu kullanımının yasak olduğunu söyledi ve cep telefonu ya kendisine vermemi ya da memlekete göndermemizi ailemizle de ankesörlü telefon üzerinden görüşebileceğimizi söyledi. Bende kendisine eve göndereceğimi belirttim. Ancak bu evde kaldığım dönemde cep telefonumu eve göndermedim cep telefonumu kullanmaya devam ettim. Bunun haricinde hakim savcı çalışma evinden sınav dönemine kadar memlekete gitmemizin uygun olmayacağını, Cuma namazı dışında camiyi fazla kullanmamızı, komşularla ve esnaflarla fazla muhattap olmamamızı eğer muhatap olmak zorunda kalırsak kendinizi avukat stajeri olarak tanıtmamızı söyledi. Kurallar bu şekildeydi. Ayrıca ben evde kaldığım dönemde herhangi bir kira ödemedim. Evde kalanlar olarak gıda ihtiyaçlarımızı kendi aramızda topladığımız ortaklaşa para ile karşılıyorduk. Kalmış olduğum hakim savcı çalışma evinin kim tarafından kiralandığını ve faturaların kimin adına olduğunu bilmiyorum. Ancak ben evde kalmaya başladıktan üç dört hafta sonra evin su aboneliği üzerine olan şahıs aboneliği iptal ettirmiş ve evin suyu kesildi. Yukarıda bahsettiğim evden ayrılan O. ve B. isimli şahıslar da bunun üzerine evden ayrılmışlardı. Su aboneliği iptal edildiği için H. KOD YA DA GERÇEK isimli şahıs eve gelerek aboneliği evde kalanlardan birinin üzerine alması gerektiğini söyledi. Bunun üzerine kura çektik. Kurada ben çıktım. H. KOD YA DA GERÇEK İSİMLİ şahısla ASKİ ye giderek bahsetmiş olduğum bu hakim savcı çalışma evinin su aboneliğini kendi adıma aldırdım. Evin sorumlusu H. KOD YA DA GERÇEK isimli şahsın hatırladığım kadarıyla iki tane cep telefonu vardı. Birisi akıllı telefon bir tanesi de tuşlu telefondu. Eve geldiğinde iki telefonu da ayakkabının içerisine bırakırdı. Evde acil bir durum olduğunda kendisine ulaşabilmemiz için bize bir numara bırakmıştı. Bu numarayı da aramamız gerektiğinde de ankesörden aramamamız gerektiğini söylemişti. Hatta evin suları kesildiğinde bize bırakmış olduğu kendisini vermiş olduğu numaradan arayıp haberdar ettik. Bu evde piyasada bulunan hakim savcı sınavlarına hazırlık kitaplarından alınarak derlendiği söylenilen DİAMOND isimli soru kitabı mevcuttu. Bu kitabın üzerine kalem kullanılması ve dışarıya çıkartılması yasaktı. Ben hakim savcı çalışma evinde kalmaya devam ederken hatırladığım kadarıyla üç kez deneme sınavı olduğumuzu hatırlıyorum. Bu deneme sınavını gerçek bir sınav süresince salonda evde kalanlar olarak toplu çözüyorduk. Bu deneme sınavlarım evin ilk sorumlusu H. KOD YA DA GERÇEK isimli şahıs getiriyordu. Deneme sınavlarını optik forma dolduruyorduk. Optik formun isim bölümüne adımızı yazıyorduk. Sınav sonrasında H. KOD YA DA GERÇEK isimli şahıs bizlere soruların cevaplarını söyler ve yanlışlarımızı kontrol ederdik. Sınav sonrasında optik formları götürüyordu ancak deneme kitapçığını götürüp götürmediğini tam olarak hatırlamıyorum. Ben bu evde 2013 yılı Kasım ayında yapılan idari yargı ve aynı yıl aralık ayında yapılan adli yargı sınavına girdim. İdari yargı sınavından 81 puan alarak başarısız oldum. Adli yargı sınavından 75 civarında bir puan alarak sınavda başarılı oldum. Evde kalanlardan benim haricimde adli ve idari yargı sınavını kazanan kimse olmadı, Sınav öncesinde tarafıma kesinlikle soru verilme olayı olmadı. Evde kalan diğer şahıslara da soru verilme olayına şahit olmadım. Evde bulunan DİAMOND ve deneme sınavlarından gerçek sınavda birebir aynısı ya da benzerinin çıktığını hatırlamıyorum. H. KOD YA DA GERÇEK isimli şahıs sınav sonrası eğer sınavı kazanırsak tekrardan sizlerle irtibata geçerim demişti. Ben sınav sonrası üzerime olan su aboneliğini ASKİ ye giderek kapattırdım. Daha sonra memleketim Çanakkaleye döndüm. Sınav sonuçları 2014 yılı ocak ayında açıklandı. Sınavı kazandıktan sonra evimizin üst sorumlusu olan H. KOD YA DA GERÇEK isimli şahıs beni telefonla aradı. Aradığında bana sınavı kazandığımı mülakat için Ankara ya tekrardan gelmemi istedi. Bende Ankara ya referans icin gideceğim için bu teklifini kabul ettim. Hatırladığım kadarıvla 2014 yılı Ocak ya da Şubat aylarında Ankara'ya gittim. H. KOD YA DA GERÇEK isimli şahıs ile Kızılay da bir kafede buluştıık. Bana mülakat sürecinde de birlikte hareket edelim dedi ancak ben 17-25 Aralık olayları olduğu için bu teklifini kabul etmediğimi söyledim. O da bana yine görüşürüz diyerek ikna etmeye çalıştı. Görüşme esnasında yine eğer bizimle irtibatı kesersen mülakatta eleneceğimi söyledi. Ben kararımın kesin olduğunu söyledim. Görüşmemiz bu şekilde sonlandı. Bende görüşmeden sonra Etimesgutta bulunan akrabalarımın ikametine gittim. Burada beni yanlış hatırlamıyorsam 0 850 diye başlayan bir numaradan bana ulaşmaya çalıştılar. Ancak ben o görüşmeden sonra yabancı numaraları hiç açmadım. Daha sonra 2014 yılı haziran ayında adli yargı mülakatına girdim ve mülakattan başarısız oldum. Mülakattan başarısız olduktan sonra Etimesgutta akrabalarımın yanındaki eşyalarımı toplayarak memleketim Çanakkaleye kesin dönüş yaptım. Memleketimdeyken 2014 yılı Eylül ayında Çanakkale Barosunda avukatlık stajımı başlattım. Bu süreçte hakim savcılık sınavlarına kendi ikametimde hazırlandım. 2014 yılı Aralık ayında yapılan idari ve adli yargı sınavına girdim. İdari yargı sınavından 88 puan alarak başarılı oldum. Adli yargı sınavından ise 82 puan alarak başarılı oldum. Daha sonra ilk olarak idari yargı mülakatına girerek elendim. Hatta elendikten sonra yapının benimle halen uğraştığını o yüzden de mülakattan elendiğimi düşündüm. Adli yargı mülakatından da eleneceğimi düşünerek kendi kendime artık avukatlık yaparım diye bir tesellim olmuştur. Daha sonra 2015 yılı Mayıs ayında yapılan adli yargı mülakatına girerek başarılı oldum. Başarılı olduktan sonra 2015 yılı Temmuz ayında Çanakkale Adliyesinde Hakim Savcı Adayı olarak göreve başladım. Staj döneminde kendi ikametimde kaldım. Ben Çanakkale Adliyesinde stajımı başlatmaya gittiğim ilk gün stajdan sorumlu kişiye burada başka staj yapacak var mı diye sorduğumda o da bana Ö.K. isimli şahsın da olduğunu söyledi. Ancak Ö.K. isimli şahıs burada hiç staj yapmadı. Bu şahsı benim tekrar yapıya kazandırılmam için görevlendirildiğini düşündüm. Çünkü Ö.K. isimli şahıs Kahramanmaraşlı olmasına rağmen Çanakkale de staj yapması hiç makul değildi. Yine bu dönemde de beni yabancı numaralardan arayanlar oldu ancak ben yine bu numaralara cevap vermedim. Muhtemelen bu aramalar beni yapıya davet etmek amaçlıydı. Yine Türkiye Adalet Akademisinde stajımı yaparken Ö.K. isimli şahıs ile karşılaştım. Ö.K. isimli şahsa neden Çanakkale de stajını yapmak gibi bir talepte bulunduğunu sordum. O da bana Çanakkale de akrabalarının olduğunu bu yüzden böyle bir talepte bulunduğunu ancak daha sonra vazgeçerek değiştirdiğini söylemişti. Bende kendisine yapıyı kast ederek bunlardan uzak dur, bunlarla irtibatın varsa uzak dur diye telkinde bulundum. O da bana zaten bir irtibatının olmadığını söyledi. Ancak ben kendisinin o dönemde halen yapıyla irtibatlı olduğunu düşünüyorum. Daha sonra 2016 yılı Eylül ayında stajımı tamamladım. 22 Eylül 2016 tarihinde kura çekerek Bitlis iline Savcı olarak göreve başladım. .......Ben 6 Ekim 2017 tarihinde ...... hakkımda beyanda bulunan iki şahsın ifadesine istinaden gözaltına alındım. Bu beyanlar benim Samanyolu Kolejinde düzenlenen bir programda beni gördüğünü ve yukarıda ifademde bahsetmiş olduğum B.A. ile cemaat evinde kaldığıma ilişkin beyanlardı. Burada Adli Kontrol ile serbest kaldım. Ben serbest kaldıktan sonra kendi isteğimle HSK ya giderek Erzurum ilinde gözaltına alındığımı ancak benim daha öncesinden hakim savcı çalışma evinde kaldığımı buna ilişkin bir soruşturma olmadığı için bu bilgileri anlatamadığımı ve şuan anlatmak istediğimi şifai olarak söyledim. Bana ihtiyaç olması halinde bana ulaşacaklarını söylediler. Ben HSK dan haber beklerken İstanbul ilinde Tokat ilindeki soruşturmaya istinaden gözaltına alındım. Benim hakim savcı çalışma evinde kaldığıma dair döneme ilişkin tüm bildiklerimi anlattım. Herhangi bir konuyu gizleme yada birilerini saklama gibi bir durumum yoktur. Daha öncesinde Tokat ilinde böyle bir soruşturma yürütüldüğünü bilseydim gözaltına alınmadan kendim gelerek yine bu beyanlarda bulunurdum. ........ İFADEMDE GEÇEN ŞAHISLARI AYRINTILI (NERELİ OLDUKLARI, HANGİ OKUL MEZUNU OLDUKLARI, HANGİ MESLEĞİ YAPTIKLARI VE YAPIDAKİ POZİSYONLARI) HAKKINDA AÇIKLAMAM GEREKİRSE; 1- B.A.: Bu şahıs Balıkesir Bigadiç lidir. Bu şahıs benim liseden arkadaşımdır. Ankara hukuk mezunudur. Bu şahıs üniversite döneminde yapıya ait evlerde maddi imkansızlıklardan dolayı kaldı. 2013 yılı haziran ayında mezun olduktan sonra yapıyla ilişkisini kestiğini net olarak biliyorum. Bu şahıs şuanda Bursa da avukatlık yapmaktadır. Görsem teşhis ederim. 2- H. KOD YA DA GERÇEK İSİMLİ ŞAHIS: Bu şahsın gerçek ismini, soy- ismini bilmiyorum. Hatırladığım kadarıyla Konyalıdır. Selçuk Hukuk mezunu olabilir. Bu şahıs kalmış olduğum hakim savcı çalışma evinin sorumlusuydu. Bu şahıs o dönemde hakim adayıydı. Görsem teşhis ederim. 3- H. KOD YA DA GERÇEK İSİMLİ ŞAHIS: Bu şahsın gerçek ismini, soy ismini ve nereli olduğunu bilmiyorum. Selçuk Hukuk mezunu olabilir. Bu şahıs kalmış olduğum hakim savcı çalışma evinin üst sorumlusuydu. Bu şahıs o dönemde hakim adayıydı. Görsem teşhis ederim. 4- S.K.: Bu şahıs hatırladığım kadarıyla Ankaralıdır. Kırıkkale hukuk mezunudur. Bu şahısla yapının hakim savcı çalışma evinde birlikte kaldım. Sonrasında ne iş yaptığını bilmiyorum. Görsem teşhis ederim. 5- Ö.K.: Bu şahıs Kahramanmaraşlıdır. Ankara Hukuk Mezunudur. Bu şahısla yapının hakim savcı çalışma evinde birlikte kaldım. Sonrasında hakim adayıyken ihraç edildiğini biliyorum. Görsem teşhis ederim. 6- O. İSİMLİ ŞAHIS: şahsın soy ismini bilmiyorum. Bu şahıs Çorumludur. Ankara hukuk mezunudur. Bu şahısla yapının hakim savcı çalışma evinde bir ay kadar kısa süreliğine kaldım. Sonrasında ne iş yaptığını bilmiyorum. Görsem teşhis ederim. 7- B. İSİMLİ ŞAHIS: Bu şahsın soy ismini bilmiyorum. Bu şahıs Ankara hukuk mezunudur. Bu şahısla yapının hakim savcı çalışma evinde bir ay kadar kısa süreliğine kaldım. Sonrasında ne iş yaptığını bilmiyorum. Görsem teşhis ederim. 8- O.K.: Bu şahıs İzmir Balçovalıdır. Kırıkkale hukuk mezunudur. Bu şahısla yapının hakim savcı çalışma evinde birlikte kaldım. Sonrasında ne iş yaptığını bilmiyorum. Görsem teşhis ederim. ...'' yönünde beyanlarda bulunduğu görülmüştür.
Bu durumda, davacının, örgütün içinde yer aldığına, üniversite döneminde örgüte müzahir evlerde kaldığına, sınavlara örgütün hakim-savcı sınav çalışma evlerinde hazırlandığına, hakimlik-savcılık adaylık döneminde örgüte müzahir evlerde kaldığına, kod adı kullandığına ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen tanık ifadeleri ile üniversiteye hazırlık döneminde örgüte ait dershaneye gittiğine, üniversite döneminde örgüte müzahir evlerde kaldığına, sınavlara örgütün hakim-savcı sınav çalışma evlerinde hazırlandığına, hakimlik-savcılık adaylık döneminde örgüte müzahir evlerde kaldığına yönelik kendi beyanlarının birlikte değerlendirilmesi sonucunda, davacının tanık ifadelerine karşı beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.
Öte yandan, davalı idarece dosyaya sunulan "…" ID numaralı ByLock kullanıcısı ile "…" ID numaralı ByLock kullanıcısı arasında ve "…" ID numaralı ByLock kullanıcısı ile "…" ID numaralı ByLock kullanıcısı arasında;
"… ID-… ID, 2015-12-19 00:31:28 11:38:14"
"… … .....e.a. gazi üni. 2014 ö.a. ankara üni. 2012 e.a. gazi üni. 2013 ..... a.m.s. TOBB 2014 ... ankara üni. 2013 e.t. ankara üni. ... var... 2012-2015 yılları arası ibf-hukuk mesullerinden mezunculardan da tanıdık olabilir. ..tanıdık çıkarsa bizi yönlendirirseniz müteşekkir kalacağız. hurmetler "
......
"… ID-… ID, 2015-09-17 19:05:35 2015-09-18 01:10:02"
"… … ... TAS 18 ADLI ANKARA ÜNIVERSIESI 2013 MEZUNU BU ELEMANI ÇORUM OSMANCIKTA BULUNAN M.Y. IYI TANIYORMUS. BU M.Y.'LA NASIL TANISABILIRIZ"
.....
Anılan mesaj içerikleri incelendiğinde, davacının örgüte müzahir kişilerle irtibatının bulunduğu anlaşılmaktadır.
Davacı tarafından, bu delile karşı; herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Netice itibarıyla, bu yazışma içerikleri, davacı hakkında işbu dosya kapsamında aktarılan diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir unsur olarak değerlendirilmiştir
6) Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu karar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın, AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan "özel hayata saygı hakkı" çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen "özel hayat" kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen karar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak "kanunla öngörülmüş olma", aynı maddede sayılan "meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma" ve "demokratik bir toplumda gerekli olma" ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa'nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin "şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması", "anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması" gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS'in 8/2 ve Anayasa'nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS'in 15. ve Anayasa'nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS'in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa'nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu karar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu karara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa'nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu karar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS'in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı" hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararın müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS'in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu karar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.
7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir. Dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu karar nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü zararlara karşılık olarak 1.500,00 TL maddi ve 500.000,00 TL manevi tazminatın meslekten çıkarma tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi isteminin de reddi gerekmektedir.
D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Davacının bu karar nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü zararlara karşılık olarak … TL maddi ve … TL manevi tazminatın meslekten çıkarma tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesine yönelik istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
3. Davacının adli yardım istemi kabul edilmiş olduğundan, davanın açılışı sırasında tahsil edilemeyen ve ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacıdan tahsili için müzekkere yazılmasına,
4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
5. Davacının manevi tazminat isteminin de reddedilmesi nedeniyle karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 10. maddesinin 4. fıkrası uyarınca … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 01/02/2023 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.