‹ Ana sayfa
Danıştay5. Daireİdare Hukuku

Danıştay 5. Daire E.2019/1042 K.2021/739

Esas No: 2019/1042 · Karar No: 2021/739 · Karar Tarihi: 18.03.2021
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2019/1042
Karar No : 2021/739

**DAVACI:** …

**VEKİLİ:** Av. …

**DAVALI:** … Kurulu / …

**VEKİLİ:** Av. …

DAVANIN KONUSU: Davacının, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin geçici 35. maddesinin (A) fıkrası uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... kararının iptaline karar verilmesi istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI: Dava konusu kararda soyut isnatlar dışında herhangi bir somut isnat bulunmadığı, savunması istenilen hususların tüm gerçeklik ve şeffaflığıyla ortaya konulmadığı bu nedenle süresinde savunma vermesine rağmen savunma hakkının ihlal edildiği, FETÖ ile iltisak ve irtibatı konusunda kişiselleştirme yapılmadığı, masumiyet karinesinin, çalışma ve kamu görevine girme hakkı, hukuki dinlenilme hakkı ile adil yargılanma hakkının ve özel hayatın gizliliğinin, kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesinin ihlal edildiği ileri sürülerek hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir.

DAVALININ SAVUNMASI: Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararın amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin geçici 35. maddesinin (A) fıkrasına dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Yasa'nın 33.maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen karar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararın hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'NİN DÜŞÜNCESİ: Dava dosyasında yer alan bilgi ve belgelerin incelenmesi sonucunda, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının sabit olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği görüldüğünden dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmakta olup davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI …'IN DÜŞÜNCESİ: Dava, davacı tarafından, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun ile kanunlaşan) 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali istemiyle açılmıştır.
Anayasanın 138. Maddesinde, "Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.", 139. maddesinde, "Hakimler ve savcılar azlolunamaz.... Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.", 140. maddesinin üçüncü fıkrasında, "Hakim ve savcıların nitelikleri, atanmaları, hakları ve ödevleri, aylık ve ödenekleri, meslekte ilerlemeleri, görevlerinin ve görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında disiplin kovuşturması açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle ilgili veya görevleri sırasında işledikleri suçlarından dolayı soruşturma yapılması ve yargılanmalarına karar verilmesi, meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ve meslek içi eğitimleri ile diğer özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.", Hakimler ve Savcılar Kurulu başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında, "Kurul, ... meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar; ayrıca, Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir.", bu maddenin 10. fıkrasında ise, "Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz." hükümlerine yer verilmiştir.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hakimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" başlıklı 53. maddesinde, " Hakim ve savcıların: a) Bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b) Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması, c) Görevdeyken, 8 inci maddenin (a), (d) ve (g) bentlerinde yazılı niteliklerden herhangi birini kaybetmeleri, d) Meslekten çekilmeleri veya çekilmiş sayılmaları, e) İstek, yaş haddi veya malullük nedenlerinden biriyle emekliye ayrılmaları, f) Ölümleri, hallerinde görevleri sona erer." hükmü yer almıştır.
6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu'nun "Kurulun görevleri" başlıklı 4. maddesinin; hakim ve savcılarla ilgili olarak (b) fıkrasının 6. bendinde, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, 7. bendinde, disiplin cezası verme, 8. bendinde de görevden uzaklaştırma işlemlerini yapmak Kurulun görevleri arasında sayılmış, "Genel Kurulun Oluşumu ve Görevleri" başlıklı 7. maddesinin 2. fıkranın (ı) bendinde de, 4. maddenin anılan bentlerindeki düzenlemelere Genel Kurulun görevleri arasında yer verilmiş, 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'da görüleceği hükme bağlanmıştır.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu'nun 23 Nisan 2003 tarihli oturumunda kabul edilen ve Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmiş bulunan Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde de, bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmış, hâkimlerin herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, kendi vicdani kanaatleriyle, bağımsız hareket etmek suretiyle yargı görevlerini tarafsız, önyargısız ve iltimassız olarak yerine getirmek zorunda oldukları; mahkeme içinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olmaları gerektiği; davranışlarının makul bir kişinin gözünde tasvip edilir boyutta ve hâl ve davranış tarzlarının, insanların yargının doğruluğuna ilişkin inancını kuvvetlendirici nitelikte olması gerektiği; yalnızca adaleti sağlamakla kalmamaları, bu görüntüyü de yansıtmak zorunda oldukları; sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları özgürce ve kendi iradeleriyle kabul etmek durumunda oldukları, ailelerinin, sosyal ilişkilerinin veya diğer ilişkilerinin, hâkim olarak meslekî davranışlarını veya kararlarını uygunsuz bir şekilde etkilemesine izin vermemeleri gerektiği; yargı görevinin yerine getirilmesinde herhangi bir kimsenin kendilerini uygunsuz bir şekilde etkileyebileceği izlenimine yol açmamaları ve başkalarının böyle bir izlenime yol açmasına müsaade etmemeleri gerektiği; özetle, hâkimlerin yargı vazifesini yerine getirilirken mesleğin vakar ve onuruna uygun davranmaları gerektiği belirtilmiştir.
15.7.2016 günü başlatılan darbe girişimi üzerine; kamu düzeni ve güvenliği açısından Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde; Milli Güvenlik Kurulunun Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi yönündeki 20.7.2016 tarihli ve 498 sayılı tavsiye kararı üzerine, toplanan Bakanlar Kurulu'nca ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş, bu karar Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanarak 21.7.2016 tarihli ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu'nun 4. maddesi uyarınca Bakanlar Kurulunca 22.7.2016 tarihinde kararlaştırılan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname 23.7.2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konulmuş, "Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler" başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında, "Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun salt çoğunluğunca; Yargıtay daire başkanı ve üyeleri hakkında Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunca; Danıştay daire başkanı ve üyeleri hakkında Danıştay Başkanlık Kurulunca; hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca ve Sayıştay meslek mensupları hakkında Sayıştay Başkanının başkanlığında, başkan yardımcıları ile Sayıştay Başkanı tarafından belirlenecek bir daire başkanı ve bir üyeden oluşan komisyonca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir." şeklinde düzenleme yapılmış ve bu Kanun Hükmünde Kararname, 29.10.2016 tarih ve 29872 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun ile kanunlaşmıştır.
7075 sayılı Kanun ile kanunlaşan ve 23.1.2017 tarih ve 29957 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında 685 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 11'inci maddesiyle, 22.7.2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesinin birinci fıkrası ile 18.10.2016 tarih ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 3 üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenlerin, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'a dava açabileceği hükmü getirilmiştir.
Davaya konu Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, ilgililerin mesleğe kabulleri ile başlayan, eğitim merkezi ve Türkiye Adalet Akademisindeki faaliyetleri, hizmet içi eğitim ve yabancı dil eğitimlerine katılımlarına, yurtdışına gönderilmelerine, özel yetkili savcılıklara veya mahkemelere yahut idari görevlere atanmalarına ilişkin bilgiler ile bu görevlendirmelerde ve yine bir silah olarak kullanılan özel yetkili mahkemelere hâkim veya unvanlı olarak, Teftiş Kurulu Başkanlığına, başkan, başkan yardımcısı veya müfettiş olarak, idari kurumlara tetkik hâkimi, daire başkanı veya yardımcısı, genel müdür veya yardımcısı v.s. şeklinde yapılan atamalarda dikkate alınan kriterler, özlük dosyalarındaki bilgi ve belgeler, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3 üncü maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin, 667 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verilmiştir.
667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3. maddesinde, yargı mensuplarının meslekten çıkarılmasının gerekçesi olarak, Anayasa'ya, kanunlara ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermekle yükümlü olan yargı mensuplarının bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girmeleri ile örgüt hiyerarşisi içerisinde ve ideolojik bağlılıkla hareket etmelerinin, Anayasal bir hak olan adil yargılanma hakkının önündeki en büyük engel olduğu ve nihayetinde yargıya olan güvene zarar verdiği ifade edilmiştir. 6749 sayılı Kanun ve 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin “Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler” başlıklı 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında, genel olarak “terör örgütlerine” veya “Milli Güvenlik Kurulunca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplar”dan söz edilmekle birlikte, 667 sayılı KHK’nın genel gerekçesi ile madde gerekçesinde “FETÖ/PDY” maddede sayılan “terör örgütü, yapı, oluşum veya gruplar” arasında belirtilmiş ve anılan maddeye göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için sözkonusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba üyelik veya mensubiyet şeklinde olması zorunlu olmayıp irtibat ya da iltisak şeklinde olması da yeterli görülmüştür.
Davacı tarafından, dava konusu işlemin savunması alınmadan tesis edildiği ileri sürülmekte ise de, bu eksikliğin yargılama süreci içinde giderilmesinin mümkün olması, 667 sayılı KHK'de öngörülen meslekten veya kamu görevinden çıkarmanın, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak “olağanüstü tedbir” niteliğini taşıması ve davaya konu Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının, disiplin hukukuna ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektiren meslekten çıkarma cezası niteliğinde bulunmaması karşısında bu iddiaya itibar edilmemiştir.
Anayasa'ya, kanunlara ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm vermekle yükümlü olan yargı mensuplarının, bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girerek örgüt hiyerarşisi altında ideolojik bağlılıkla hareket etmeleri, Anayasal bir hak olan adil yargılanma hakkının önünde en büyük engel olduğu gibi toplum nazarında yargıya olan güvene zarar vermesi kaçınılmazdır. Dolayısıyla, adaletin icrasında görev yapan yargı mensuplarının taraflılık veya iltimas görüntüsüne yol açabilecek durumlardan kaçınması mesleki bir zaruret olup toplum nazarında da yargıya güvenin sağlanmasının bir gereğidir.
Dosya içeriğinde bulunan bilgi ve belgelerin incelenmesinden, davacının FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlı olduğu kabul edilerek meslekten çıkarılmasına ilişkin dava konusu Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararında hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, duruşma için taraflara önceden bildirilen 18/03/2021 tarihinde, davacı ve vekilinin gelmediği, davalı idare vekili Av. …'in geldiği, Danıştay Savcısının hazır olduğu görülmekle, açık duruşmaya başlandı, gelen taraflara usulüne uygun olarak söz verilerek dinlendikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan sonra katılan taraflara son kez söz verilip, duruşma tamamlandı. Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmediğinden işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:

A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.

2) Davacıya İlişkin Süreç
... tarih ve ... sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından ... tarih ve ... sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın iptali talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Öte yandan davacının, ceza yargılaması sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 1 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK) 231. maddesinin 5. ve 6. fıkraları uyarınca davacı hakkında kurulan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu davacı hakkında verilmiş olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının itiraz edilmeden 16/01/2021 tarihinde kesinleştiği görülmüştür.

B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...”

2) AİHS
AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."
AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."

3) Kanun
31/07/2018 tarih ve 30495 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 26. maddesi ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye eklenen geçici 35. maddenin (A) fıkrası: " Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç yıl süreyle; terör örgütlerine veya Millî Güvenlik Kurulunca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen ... hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca, ... meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazetede yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazetede yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Bu kişiler hakkında alınan kararlar on beş gün içinde Devlet Personel Başkanlığına bildirilir. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir. Bu fıkranın birinci paragrafı uyarınca görevine son verilenler hakkında bu maddenin (B) fıkrasının ikinci paragrafı hükümleri uygulanır. ..."
Son fıkrası: "Bu maddenin (A) ve (B) fıkraları uyarınca haklarında işlem tesis edilecek olanlara yedi günden az olmamak üzere ilgili kurum tarafından uygun vasıtalarla savunma hakkı verilir. Verilen süre içinde savunmasını yapmayanlar, savunma hakkından vazgeçmiş sayılır."

4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.

C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS'in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS'in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM'e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, "yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması" şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in "Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay'da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay'da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.

2) FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ'nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
"Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup ...bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. ...Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. ...Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır...
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir...
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır...
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir...
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır..."
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı … kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.-- …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ("T" taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, "önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.

3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa'nın "Hâkimlik ve savcılık mesleği" kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede "... Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar." denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.

4) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi veya 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin geçici 35. maddesinin (A) fıkrası uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK'nın 3. Maddesi veya 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin geçici 35. maddesinin (A) fıkrası uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.

5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.

a) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları
Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.K., Sivas Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 14/09/2018 tarihli şüpheli ek ifade tutanağında; " Burada ...(Marmara Hukuk Fakültesi 3. Sınıf öğrencisi 175-180 boyalarında 70 kg civarında siyah saçlı, sakallı, esmer tenli 25 yaşlarında) isimli şahsın ev abisi olduğu eve beni bıraktı bana bundan sonra bu evde kalacaksın dedi. Bu evde benimle birlikte E.K.,F.Ş., B.D., ..... isim kodlu şahıs( 180-185 boyalında 70-75 kg civarında esmer, saçları uzun, 25-30 yaşlarında Marmara hukuk 4. sınıf öğrencisi) ile birlikte bu evde kalmaya başladım."
Aynı kişiye ait 14/09/2018 tarihli teşhis tutanağında ... kod isimli şahsı ... olarak teşhis ettiği görülmüştür.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan N.Y., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 09/10/2020 tarihli sorgulama tutanağında; " İkinci gittiğim evde olan şahısların ismi A.K., ..., E.K., R.G. isimli şahıslar vardı. Bu şahıslarla birlikte yaklaşık 3 ay kadar ders çalıştık."
Öğretmen olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.T., KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 27/03/2019 tarihli sorgulama tutanağında; " ... isimli şahıs yukarıda ifademde de belirttiğim Ankara Hakimlik Savcılık sınav evlerinde kalan Emin isimli şahıstır. Bu şahsı fotoğraflardan kesin ve net olarak teşhis ettim. Bu şahsın daha sonradan hakimlik savcılık sınavını kazandığı bilgisi geldi ve irtibat numarası istendi. Hakimlik Savcılık sınav evlerinde kalan tüm öğrencilerle alakalı örgütün tutmuş olduğu ve verilerin kaydettiği sistem bulunmaktadır. Bu bilgiler Flash Disk e kayıt edilir. Herhangi bir ihtiyaç olduğunda bu bilgiler gerekli yerlere ulaştırılır. ... 2014 yılında Hakimlik Savcılık sınavını kazanamamış ilerleyen dönemlerde bu sınavı kazandığı yönünde bilgi geldi. Memleketinin Erzurum olduğunu hatırlıyorum. Yukarıda beyanımda da bu şahsın memleketi ile ilgili bilgi vermiştim. Bu şahısla sınav evinden sonra irtibata geçmedim."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan O.A., KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 19/02/2018 tarihli sorgulama tutanağında; "... isim olarak hatırladığım İstanbul yapılanmasında sınav evlerinde kalan bir öğrenci olabilir veya bu öğrenci sınav evleri için gelmiştir kalmadan avukatlık birimine devredilmiş olabilir."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.E.T, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 25/03/2019 tarihli sorgulama tutanağında; “...2014 Yılı Hâkim Savcılık Sınav Evi; 2013 yılının Aralık ayına doğru gecikmeli olarak okulu bitirdim. Daha sonra memleketim olan İzmir’ e dönerek Avukatlık stajımı başlattım. O dönem Hâkim/Savcılık sınavlarına girmeyi düşünüyordum. Kuzenim olan İ.Ç. de benim gibi aynı dönem mezun olduğu için o da İzmir ilinde benimle birlikte stajı başlattı. ... de Hâkim Savcılık Sınavlarını düşünüyordu. Bir gün kendisi bana FETÖ’ ye ait Ankara ilinde Hâkim/Savcı Çalışma Evleri var, ben bu evlere gideceğim, herkesi bu evlere götürmüyorlar, fakat ben abilerle konuşup sana referans olabilirim, buraya gidip burada sınava çok iyi ve rahat şekilde hazırlanabiliriz dedi Ben de rahat çalışma ortamı olacağı için bu evde kalmayı kabul ettim..... Ben eve geldim ve kapıyı çaldım kapıyı kuzenim açtı ve eve girdim. Bu evde, yukarıda bahsettiğim İstanbul Kültür Üniversitesi’ nden mezun olan ... isimli şahıs, yine Marmara Hukuk Fakültesi Mezunu olan soy isimin hatırlamadığım … isimli (27-28 yaşlarında, ince zayıf kıvırcık siyah saçlı) şahıs ve F.K. isimli (Marmara Hukuk Fakültesi Mezunu, 27-28 yaşlarında, Karadenizli olabilir ve kısa boyludur.) şahıslar vardı. Evdeki konuşmalardan anladığım kadarıyla bu eve yeni taşınılmıştı fakat hangi evden bu eve taşınıldığını bilmiyorum. Bu evde hepimiz aynı dönem olduğumuz için evde bizim aramızda kimse ev abisi gibi bir konumu yoktu. Bu evin, sorumlu abisi olarak bildiğim kişi ... isimli (Evli, 35-37 yaşlarında, Dershanede öğretmen, kısa boylu şişman, gözlüklü, ... marka arabası var) şahıstı, ... isimli şahıs evde kalanlara bu evin çok gizli bir ev olduğunu, komşularınızla mümkün mertebe muhatap olmayın, zorunda kalırsanız da avukat olduğunuzu söyleyin ve zorunda kalmadıkça evin dışına çıkmayın derdi. Bu ismin kod isim olduğunu tahmin ediyorduk. ... bize, bu evin Hâkim Savcılık Çalışma evi olduğunu, günlük 10 saat çalışma hedefi olacağını, bununla ilgili haftada bir eve gelerek çetele tutturur ve kontrol ederdi, bu kontrollerde bana neden fazla ders çalışmıyorsun, diğer hâkim savcılık evlerinde kalanlar bu çalışma hedefini tutturuyor, istesen sen de yapabilirsin diyerek teşvik ediyordu. Diğer evlerin nerde olduğunu kimlerin kaldığını kesinlikle söylemezdi fakat 3-4 evden ...’ un anlattıkları kadarıyla sorumlu olduğunu biliyorum. Bize ..., üzerinde herhangi bir yayın ibaresi olmayan fakat üstünde elmas simgesi olan fotokopi şeklinde kitapçıklar getirirdi. Ayrıca belli aralıklarla fotokopi kitapçıklar getirerek deneme sınavı yapardı. Ayrıca arada dini sohbetler yapar ve FETÖ kitapları okurdu. Bu evin tüm giderlerini ... karşılardı, evde kalan hiçbir kişinin üstüne bir abonelik yoktu. Ayrıca telefon kullanmamıza izin vermezdi fakat benim nişanlım olduğu için ben ... un haberi olmadan kullanırdım. Ben bu evde yaklaşık 1,5 ay kaldım ve kaldığım süre içerisinde evin sorumlu abisi ... ve kalan kişiler F.K., soy ismini hatırlamadığım …, halamın oğlu İ. Ç. ve ...’ in sınıf arkadaşı soy ismini ... veya … olarak hatırladığım ... isimli kişiler vardı. Bunların dışında Hâkim Savcılık Evinde 2014 yılı Aralık ayında yapılan sınavlardan 1 gün öncesine kadar kesinlikle bu saydıklarım kişiler dışında kimse kalmadı...”
Bununla birlikte davacı, yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesinin 09/10/2020 tarihli duruşmasında etkin pişmanlık hükümleri kapsamında verdiği ifadede; "Efendim öncelikle söz konusu FETÖ/PDY terör örgütüyle hiyerarşik yapı içerisinde hareket ettiğim, gönül bağlantısına sahip bir örgüt üyesi olduğum iddiasını kabul etmiyorum. Benim söz konusu örgüte üyeliğim olmamakla birlikte dosya arasında ki olaylarda vaki olduğu görülen belki irtibat ve iltisak olarak değerlendirilebilecek tüm hadiselerle alakalı ayrıntılı açıklama yapmak isterim. Ben de belki ülkemizdeki çoğu genç gibi söz konusu örgütle iltisakımın sebebi lise ve üniversite dönemlerinde yaşamış olduğum maddi imkansızlıklardır. Bununla alakalı bir adım geriye gitmek isterim, lise 2. sınıftayken bir evde 4 ayrı öğrenci var iken babamızı kaybettik, esasında emekli olmamasına rağmen hastalık sürecinde malulen emeklilik dediğimiz prosedürü işleterek emekli oldu, kendisinden anneme bir emekli maaşı kaldı ama Bağ-Kur dediğimiz az emekli maaşı alan kesimden olduğu için bu bizim maddi sıkıntılarımızı gidermeye yetmedi. Bu sıkıntılar kapsamında ben mesela lisedeyken birçok defa, Erzurum ilinde doğumum, ikametim de, birçok dershaneye başvurup ücretsiz okuma talebimde bulunduysam da kabul edilmedi, bu dershanelerin içerisinde Erzurum'daki FEM dershanesi de dahildir, o yıllarda hiçbir irtibatım olmadı, başka bir yerel dershaneye girip oradaki bir tanıdığım hoca vasıtasıyla öğrenim görmeye, üniversiteye hazırlanmaya başladım, bu maddi imkansızlığı bu şekilde aştım, sonra üniversiteyi kazandım, kazandıktan sonra üniversitede yani İstanbul ilinde, Marmara Üniversitesi mezunuyum ben, nerede ikamet edeceğim, nerede kalacağım problemi çıktı karşıma, burada bir sıkıntı yaşamadım çünkü o dönemlerde benim ikamet ettiğim Erzurum ilinde üniversite kazanan talebelerin çoğu birbirinden farklı sağ görüşlü camialara ait yurtlarda veya öğrenci evlerinde kalırlardı. Bunlar mesela İlim Yayma Vakfı olabilir, Süleymancılar'ın cemaati olabilir, Nurcular'ın cemaati olabilir, farklı ...atlar olabilir falan bu dönemlerde böyle bir siyasi algı olmadığı için ben de hiçbir sıkıntı yaşamadım, zaten maddi durumum da iyi olmadığı için annemden bana gelebilecek gelir de olmadığı için siyasi de bir problem olmadığı için herhangi bir ön yargıyla yaklaşmadım bunlara ve benimle irtibata geçen, Erzurum'da da çok yaygın olan Nurcular'dan bir grup olan Hamidiye Vakfı'nın daveti üzerine gidip evlerini inceledim, bu dönemde KYK yurtlarına da gittim İstanbul'a geldikten sonra, ben şahsen titiz bir yani temizlik noktasında biraz aileden kalma titizlik olduğu için KYK yurtlarının fiziki şartlarını beğenmedim, çünkü birden fazla insanlarla aynı yurtta kalıp işte temizlik sıkıntıları gibi bazı noktalardan dolayı çok temiz bulduğum, çok mükemmel bulduğum Hamidiye Vakfı'na ait lüks bir ev gösterdiler bana, belki ben daha önce o vakıftan gelen bir talebe olmadığım için beni kendilerine çekmek için lüks evi göstermiş olabilirler o noktayı bilmiyorum, ben bu ev çok temiz, okula da yürüme mesafesinde deyip o evi kazandım, KYK yurdu okulu yürüme mesafesinde değildi, sonra ben 3 sene kadar bu vakıfta kalmaya devam ettim, vakfın kalan talebelere bazı prosedürleri vardı mesela sürekli kitap okumak işte namaz kılmak, ondan sonra işte sabah belirli saatlerde kalkıp kahvaltı yapmak, akşam belli saatlerde eve gelmek, şimdi maddi problemler yaşadığım için akşam bir saatte eve gelmek benim için çok büyük bir problem değildi yani zaten yemek yemem gerekiyorsa o saatte eve gelir yerdim, bunların hiçbirini problem yapmadım ve 3 sene bu camianın içerisinde kalmaya devam ettim ancak özellikle son sınıfa doğru kaldıramadığım bazı hadiseler oldu, bunlar da mesela yaz tatillerinde bir ay boyunca bu vakfa ait bir cemaat evinde toplanıp 15-20 kişinin, belki 30 kişinin saatlerce kitap okuması yani böyle bir-iki saatten bahsetmiyorum, mesela 10 saat, akşama kadara risale denen kitapları... Ben önceki yıllarda bazı vesilelerle bunlardan kaçtım, işte hastam var, sıkıldım abi, gelmeyeceğim abi falan, memlekete gitmem lazım, annem beni çok özlemiş gibi sebeplerle kaçtım ama son sınıfa gelince artık bu Hamidiye Vakfı dediğim cemaatin mensupları mezun olduktan sonra benden bir menfaat elde edemeyeceklerini zannediyorum anladılar, anlayınca da en son kitap okuma programına katılmadığım için dördünce sınıfta, bu evlerde kalmana müsaade yoktur, üçüncü sınıfın bitiminden itibaren 15 gün içerisinde evi terk et diye bana telefonla bir vakıf görevlisi bilgi verdi, bu dönemde benim mezun olmama bir sene daha vardı, bu bir sene içerisinde nerede kalacağım, nerede barınacağım sorusu çıktı, hem siyasi ortamda böyle bir problem yaşamamış olmam, hem de daha önce kalmış olduğum Hamidiye Vakfının bu FETÖ'yle aynı kaynaktan besleniyor olması, Erzurum'da FETÖ'nün de çok kuvvetli olması sebebiyle bu Hamidiye Vakfı aracılığıyla ben onları da tanımış oldum, nasıl tanımış oldum, şöyle ki; bu Hamidiye Vakfı'nın herhangi bir sohbetine, konferansına gittiğimiz zaman dışarıda FETÖ evlerinde kalıp da bu konferanslara da gelen bir sürü insan oluyordu, çünkü bu cemaatlerin kaynağının hepsi risale-i nur kitapları bir taraf çok okuyor, bir taraf az okuyor gibi çok basit algıları öğrencilerin nazarına verirlerdi, bunun dışında bizim hiçbir ayrılığımız gayrılığımız yoktur, biz hepimizi kardeşiz, herkes Müslümanlık ve İslam için çalışıyor diye geçiştirirlerdi. Benim de yıllardaki yaşım 19 ile 22 arasıdır, ben de bunun bir ötesini düşünmek, anlamak gayretinde değildim çünkü ben günü kurtarmak gayretindeydim, bu Hamidiye Vakfı aracılığıyla tanıdığım, okulda da mensubu olan arkadaşlarım olduğu, mecburen, başka bir cemaat almıyor çünkü, mesela Süleymancılık çok daha farklı bir prosedürler işletiyor, başka ...atlar çok daha farklı prosedürler işletiyor, dolayısıyla Hamidiye Vakfının da bize gelmeyen bunların evinde kalsın diye telkin ettikleri mecburen FETÖ/PDY'nin kucağına düştüm, kucağına düşmemdeki olaylar sırasıyla şöyledir; üç sene boyunca ben Hamidiye Vakfında okurken FETÖ/PDY evlerinde kalan sınıfta arkadaşlarım vardı, bunlarla biz kendi kaldığımız yerleri kıyaslardık, benim yerim daha güzel, senin yerin daha güzel, manzarası var, ev temiz şu bu diye bu vesilelerle tanımış olduğum arkadaşlarımdan ... isimli, teşhis etme imkanı bulamadım henüz, ... isimli sınıf arkadaşım benim bu durumumdan haberdar olduğu için hani ben mi ona teklif ettim, o mu bana teklif etti o kısmı tam hatırlamıyorum, her ikisi de olabilir, çünkü ben daha önce ...'nin evine yemek yemeye, ders çalışmaya gidip gelmiştim, o da benim Hamidiye'deki evime gidip gelirdi, gece kalmışlığı da vardır hatta, ...'yle beraber onların evlerinden birine gittik, seni bir abiyle tanıştıracağım, cemaat içerisindeki üst konumdaki kişilere malumunuz olduğu üzere abi diye tabir edilirdi yaş küçüklüğü bahane edilerek, orada ... isimli Erzurum İspirli olduğunu bildiğim, simasını çok iyi hatırladığım, dosya arasındaki diğer teşhis tutanaklarından da gerçek ismini bildiğim ve şu an defterimde kayıtlı, isterseniz söyleyebilirim, ... isimli kişiyle denk geldik, bu kişiyle bir evin salonunda otururken tabi farklı insanlar da giriyordu çıkıyordu ama bu konuşmamızın bir mülakat tarzı da vardı, hani sen acaba bizim evlerimizde kalabilecek bir insan mısın nazarıyla beni test ettiğinin farkındaydım, ben de onların bu sorularına şöyle cevaplar veriyordum; Hamidiye Yurdu'nda kaldım, risale okudum ne olduğunu biliyorum, işte namaz kılmayı biliyorum, ramazanda oruçlarımı tutarım, Erzurum'dan geldim, annem başörtülüdür gibi laflar söylüyordum, onlar da şöyle bir algı içerisindelerdi, biz de zaten risale okuyoruz, senin daha önce bizden daha çok risale okumuş olma ihtimalin bizim için çok pozitif bir durumdur, biz senin bu yüzden bu evlerde kalmana müsaade edeceğiz dediler, çünkü böyle bir farlılık var, bir kısım daha çok okur, bir kısmı daha az okur gibi, sonra bu ... ile bu noktada bazı sıkıntılarımız oldu, işte bana dedi ki sen namaz kılar mısın, kılarım falan deyince İslamiyet noktasında ben onlardan daha fazla hani sabah namazına kesin kalkılır Hamidiye Vakfında, işte namaz kılmayanı evde barındırmazlar, sigara içeni evde barındırmazlar gibi ifadeler konuşunca, ilk ... lakabının ortaya çıkış olayını anlatıyorum, burada aramızda işte sen de amma radikalmişsin, o kadar da radikal olursak bizim elimizde kimse kalmaz, esasında bunların hepsi Müslüman çocukları ama küçük hataları sebebiyle bunları dışarı atmamak lazım, Hamidiye Vakfı sana yanlış yapmış, biz o kadar sert durmuyoruz, problemi olan arkadaşları dinlemeye çalışıyoruz, dışarı atmıyoruz gibi şeyler söyledi, ben de Hamidiye Vakfının tavrını anlatınca orada aramızda ... kelimesi geçti, ... Bin Ladin misin sen anlamında, bu sırada ...'in hemen peşine işte kod isim koymamız lazım sana işte ne koyacağız deyince tabi bu benim Hamidiye Vakfında görmediğim bir şey yani kod isim, beni zaten bütün okul tanır, kaldığımız yer okula yakın, beni buraya getiren senin okul arkadaşım zaten, evlerde kalan çocukların hepsi beni sınıfta tanır belki, hukuk fakültesi oradadır, tıp fakültesi oradadır, bir gizlilik olamaz anlamında ben garipsedim, bu gizliliğin kaynağını da tabi herkese o dönemde biz işte FETÖ/PDY adında bir örgüt kurduk, devleti ele geçirmek istiyoruz demiyorlar, 28 Şubat paradigmasını kullanıyorlar, diyorlar ki muhafazakar insanlar muhafazakar olmayan insanlar tarafından devlet kademelerine girmeleri engellenir, bu algının bende karşılığı vardı çünkü Hamidiye Vakfı da aynı algı üzereydi, ya da Erzurum'daki Süleymancılar da aynı algı üzereydi, sağ camianın bütünü solcular bizi işe almıyor diye bu durumdan şikayetçiydi, çocukluğumuzdan beri bununla büyüdük çünkü. Ben de olması gerektiği kadar korku uyandırmadı bu Sayın Başkanım, çocukluktan kalma bir algıdır bu, sonra orada ...'in bana sen çok radikalsin, senin adın da ... koyalım diye yapmış olduğu bu çirkin espriler, gülüşmeler, benimle orada dalga geçmeleri belki beni kendilerine ısındırmak ve yumuşatmak istemeleri sebebiyle o gün orada kaldı, ben bunu tabi çok ciddiye almadım, sonra ... ve ... aracılığıyla bana gösterilen bir eve eşyalarımı taşıdım, o sene orada kalmaya başladım, ... de ara sıra eve gelir evin durumuna bakar, burada neler yapıyorsunuz, mesela işte ben size temizlik yapıp yapmadığınızı kontrol etmeye geldim, kitaplık düzgün mü falan gibi böyle normal ev kontrolü anlamında gelir giderdi, e tabi ben sonradan yaşım ilerleyince anlıyorum ki oradaki esas maksat temizlik değil, bir nevi oradaki kişilerin haftada bir cemaate olan aidiyetlerini kontrol etmeye geliyormuş ama çocuk yaşlarda bunu algılayamıyorum tabi ve her geldiğinde aramızda, etrafımızda bulunan kişilerin yanında bana "... sen ne yapıyorsun, sen nasılsın" falan filan diye hitap ederdi, şurada benim ... lakabını gizlenmek maksadıyla kullanmadığım açıktır, şöyle ki; herkes benim yani bu dosyada da, dosya haricinde de belki yarın öbür gün sınıf arkadaşlarımızdan başka insanların ifadeleri gelir, hepsi benim gerçek ismimi bilir, gerçek ismimi bilmeyenler ancak beni ...'den ya da herhangi bir cemaat yetkilisinden duyan ya da beni görmeden evrak üstünde beni tanıyan yani evrak üstünden benimle alakalı bir şeyler yazan, çizen, karalayan insanlar olabilir, zaten şöyle bir durum var, üç sene bir sınıfta, 300 kişilik bir sınıfta kendimi herkese … olarak tanıtmışım, aynısının yan sınıfı da var 300 kişi, aynı zamanda bir de ikinci öğretimler var toplamda 1200 kişinin olduğu sadece benim dönemimde 1200 kişinin olduğu yerde 3 sene kendimi … olarak tanıttıktan sonra başka bir yere gidip gizlenme gayretine girmem mümkün değil, böyle olmadı zaten, ancak ben de ...'in bana sürekli ... diye bahsetmesi ya da ...'in yanında, geldiğinde dosyada fotoğraflarını görüp teşhis ettiğim, şu anda isimleri notumda kayıtlıdır, gerekirse söylerim, o kişilerin de ...'le birlikte bana ... diye hitap etmesini bir süre sonra ben de evde kalabilmek için, en azından o seneyi tamamlayabilmek için ses çıkaramaz hale geldim, çünkü Hamidiye Vakfında sesini çıkarma, abi gelirse kitap okuyormuş gibi görün, abi gidene kadar davran diye, abi gittikten sonra hayatına devam et diye bir tavır vardı, şimdi ben bu FETÖ/PDY'de de biraz daha rahatlık gördüm, çünkü mesela sıkı değil, sabah kalkmak kurala tabi değil, akşam gelmek kurala tabi değil, kitap okumak kurala tabi değil, e onun üstüne bir tek sana birisi saçma bir şekilde isminin dışında ... diye hitap ediyor, evde kalabilmek için buna rıza gösterir oldum. Benim bahsettiğim bu öğrenci evinde bir senemi tamamladım, bu sene, benim vurgulamak istediğim bir diğer husus; bu sene 2012 ve 2013 eğitim öğretim yılını içerir, benim de üniversite son yılıma işaret eder, bu sene içerisinde ülke siyasetinde bu melanet yapı ülkemizi de, benim şahısımı da bu kadar zorluğun içerisine sokan, bin kere, yüz bin kere temas ettiğim için, içine girdiğim için, evlerinde kaldığım için pişman olduğum bu aşağılık yapı ülke genelinde muteber bir yapı olarak kabul ediliyordu hatta efendim size şöyle bir anekdot anlatmak isterim; 2013 yılındaki en meşhur Türkçe olimpiyatları yapıldığında bu olimpiyatlara gitmeyip evde tek başıma hukuk usulü sınavına çalıştığımı çok iyi hatırlıyorum, çalıştığım kitabın rengine kadar hatırlıyorum şu anda, benim bir aidiyetim olsa ben de onlar gibi sevinir işte bu cemaatin en yüksek faaliyeti şu an olmaktadır, bu cemaate Başbakan katılmaktadır, bakanlar katılmaktadır diye onlar şevkle koşarken o etkinliğe, ben o zaman ertesi günkü ya da bir sonraki yakın olan sınavımı daha çok önemseyip farkında olmadan hatta sınavıma çalışmışım yani kalkıp Üsküdar ilçesinden Atatürk Olimpiyat Stadına gitme tenezzülünde dahi bulunmamışım yani geriye dönüp kendimi çek ettiğim zaman böyle bir vakanın varlığı çıkıyor benim vicdanımın ve beynimin karşısına, kalmaya bir sene boyunca devam ettim, bu senenin sonuna doğru şöyle bir şey oldu; Hamidiye Vakfında nasıl ki talebelerden geleceği doğru bazı beklentiler olursa, ikinci dönem cemaat içerisinde de böyle bazı beklentiler olmaya başladı, bu vakalardan biri ...'in, o bizim en büyük abimiz olan ...'in eve gelip "Ne olmak istiyorsunuz, ileride neye hazırlanacaksınız, hangi mesleği istersiniz" şeklinde girişler yapması oldu, sonra herkesi kaydettiler, ben de hakim-savcı olmak istediğimi, çocukluğumdan beri Cumhuriyet savcısı olmak istediğimi söyledim, birkaç kere böyle gelip yüz yüze konuştuktan sonra bizi Üsküdar'da evin yakınında bir yurda davet ettiler, bu yurdun giriş katında bir odada bir kişiyle tanıştırdılar beni, bu kişinin adı da ...'dir ama az önce bahsettiğim Erzurumlu olan ...'den ayrı olarak bu daha esmer ve Mardinli'dir, görürsem teşhis edebilirim, bu kişiye giderken bize şöyle bir şey söylediler, cemaat bünyesinde bir dernek kuruldu, bu dernek Marmara Üniversitesinin öğrencilerine iş ve işçi bulma kurumu gibi işte rehberlik edebilecek bir dernektir, o dernekten bir kişidir bu da dendi, o kişiyle orada yalnızca tanıştık ve bize ne olmak istediğimizi sordu ... gibi, şimdi ben sonradan bunların mülakat, eleme, bizi süzgeçten geçirme olduğunu anlıyorum ama 19 yaşındayken benim hakim olmam kolaylaşıyor mu acaba diye size her sunulan şeye atlıyorsunuz yani affedersiniz yani yaşın, 19 yaşının, 20 yaşının cahilliğiyle ileride nasıl problemler yaşayabilirim demiyorsunuz, bence haklıyım orada, deme imkanım yok, çünkü Başbakan geçen ay Türkçe Olimpiyatları'nda gövde gösterisi yapmış, bunlar bütün ülke bizim gibi diyorlar, ben 19 yaşında ne bunları, ne onları karşıma alma hayalinde bile değilim, böyle bir soru bile gelmiyor aklıma, bırakın cevap vermeyi, ...'le tanıştıktan sonra zannediyorum o noktada benim adımı bir yere yazdılar yani bu çocuğu hakim-savcılığa hazırlayalım diye, sonra senenin sonuna doğru diğer Erzurumlu ... benim Ankara'da bulunan hakim-savcı çalışma evlerine gidebileceğimi, bu evlerde çok üstün disiplinde, yüksek sürelerle ders çalışma imkanım olduğunu, geçmişte bu evlerde kalıp da hakim-savcılık sınavını kazanamayan çok az insan olduğunu, çok müthiş ders çalıştırdıklarını söyledi, bu benim aklıma yatan bir şeydi, çünkü ben FEM Dershanesinde kalmama rağmen okuduğum Anadolu Öğretmen Lisesinin en çalışkan insanları ya cemaatten çıkar ya da sonradan cemaat onları ücretsiz dershaneye alma, gerekirse para verme, gerekirse burs bağlama şeklinde kendilerine çeker, yine başarılı hale getirirlerdi, ben de lise ve üniversite hayatımda hep başarılı olduğum için burada da yüksek disiplinli ve işte çok az miktarda kira ödeyerek kalabileceğim bir ev bulduğum için bu evlerde kalmayı kabul ettim. ...'in yönlendirmesiyle bir kişiyle telefonda görüştüm, telefonda görüştükten sonra Ankara'ya, Harem'den Ankara'ya gittim, Ankara'da beni ismini ... olarak tanıtan, simasını çok iyi hatırladığım ve o dönemde sohbetin ilerleyen zamanlarında hakim-savcı stajyeri olduğunu bildiğim kişi karşıladı, ayrıntılarıyla hatırlıyorum efendim, bir akşamüstü ramazan ayında iftar ettik yani hakim-savcılık sınavının tarihine iki yahut üç ay gibi bir süre vardı belki, sonra birlikte bir eve gittik, o evde kimse yoktu, gece benle ... o evde kaldık, sabah ... ayrıldı ya ertesi gün ya da iki-üç gün sonra birkaç talebe daha gelmeye başladı teker teker eve, bu kişilerin isimlerini de vermeye hazırım, mesela evdeki kişilerden biri telefon kayıtlarında geçen ... isimli kişidir, bir diğerinin ismi ...'tir, bir diğerinin ismi ...'dir, bir diğerinin ismi ...'tir hatta ..., mesela biz orada üç ay kaldıysak bir buçuk ay sonra ..., ... diye biriyle yer değişikliği yaptı yani ..., ... diye biriyle eve gelip ... isimli kişi eşyalarını topla seninle diğer eve geçeceğiz deyip onu başka bir yere götürdü, bu kişilerin simaları ve isimleri malumumdur ama şimdiye kadar bunları ifade etme imkanı bulamadım, o kısmı da anlatmak istiyorum, çünkü odamda dosya okurken ihraç edildiğim haberini aldım, o dönemde eşimle nişanlıydım, zaten meslekte para kazanırken bile hani günü gününe kurtarabilecek, düğün hazırlıkları içerisinde bir dönemdeyken şok geçirdim, yapılacak hiçbir şey olmadığı için başsavcımın odasına gidip durumu izah edip beklemeye başladım, başsavcım da odadan dışarı çıkmamamı, beklemem gerektiğini söyledi, bir müddet odada bekledim, sonra akşam oldu efendim, ocak ayı sonuçta, başsavcıma rica ettim, üşüdüm başsavcım, eşim de üşüyor, eşim de şok geçirip yanıma gelmişti, rica ettik, başsavcım eve gitmeme müsaade etti, biz akşam 5 buçuk- 6 gibi eve gidip 11 buçuk - 12'ye kadar polislerin gelmesini bekledik, şimdi o geceyi gözaltında geçirdim, sabah da aniden savcılık ifadesine çıktım, şimdi bu psikolojiyle benim ayrıntılı bir şekilde hem cemaati çökertmeye yönelik, bu terör örgütünün ayrıntılarını anlatmaya yönelik, hem de kendi şahsım açısından adli soruşturmada lehime hükümlerin neler olduğunu tespit edebilmem, bu yönde ayrıntılı beyanda bulunmam mümkün olmadı, bahsettiğim ifadeler muallak kaldı, savcılık soruşturması sırasında şifahen Cumhuriyet Savcısı ... bana bir fotoğraf gösterdi ifade sırasında, ... deyince, ... isimli kişinin soyadı nedir diye sordu, ben de soyadını bilmediğimi, şu an hatırlayamadığımı 3 sene- 4 sene önceki olay olduğu için ama simasını hatırladığımı söyledim, kendisi sandalyeden kalkıp kendi önünde bulunan dosyaya bakmamı istedi, o dosyada ...'ın fotoğrafını görünce ben ... isimli kişiyi teşhis ettim, Cumhuriyet savcısı da bana şifahen aynen bu şekilde isimlerini söyleyeceğin diğer kişilerle alakalı da seni polise gönderip teşhiste bulundurtacağım dedi, ben de o rahatlıkla isimleri söyledim ama ayrıntılarını anlatamadım, çünkü daha sonra polise gidip teşhiste, Cumhuriyet savcısının bana yaptırdığı gibi, zaten görev icabı da teşhisin ne olduğunu bildiğim için aynı işlemin uygulanacağını zannettim, Efendim, Hamidiye Vakfından, FETÖ/PDY öğrenci evlerine geçişimi anlatmıştım, kısaca tekrar etmek gerekirse buradan buraya geçişimdeki benim şahsi amacım aşağı yukarı işte namaz niyaz, din, iman, Allah, kitap mevzularında yakınlık olduğu için bir sene öğrenciliğimi burada tamamlamaktı, girdikten sonra etrafımdaki kişilerden cemaatin mezun olduktan sonra insanı bırakmak istemediğini, bu kişilerden maddi gelir elde etmek istediğini, işte bazı işlere sokmak istediğini falan filan duyuyordum ama ben de o zaman zor durumda olduğum için gelecekte para kazanmaya başlarsam benden paramı silah zoruyla alacak değiller ya, irtibatımı keserim kurtulurum kısmını çok kolay görüyordum, bu sebeple bir seneyi orada tamamladım, kaldığım bu eve öğrenciler gider gelirdi, apartmandan, mahalleden ortaokul öğrencileri, lise öğrencileri, çok fazla öğrenci gidip geldiği için onların tamamının isimlerini ve simalarını şu anda hatırlayamıyorum ama üniversite talebesi olarak ben ve yine benim sınıf arkadaşım olan ... isimli kişi vardı, bir de bizim ikinci öğretimlerden yine Marmara Hukuk 4. Sınıfta okuyan ... isimli Diyarbakırlı bir arkadaş vardı, zannediyorum bu eve beni koyarken de dışarıdan, hariçten bir cemaatten geldiğimi, onlara bir problem oluşturabileceğimi düşünerek beni sınıf arkadaşım olan ...'la aynı eve koydular ki evde bir problem çekmeyeyim, arkadaşım bana yardımcı olsun, diğer insanlarla bir yabancılık çekersem erkenden onlardan kaçabileceğimi düşündüler, Ankaradaki evden değil 4. Sınıftan bahsediyorum efendim, Sonra Ankara'ya, ...'in aracılığıyla, o anlattığım kısımları geçerek Ankara'ya gittim, Ankara'daki evde kalan isimleri saydım, Sulh Ceza ifademde de mevcuttur, yazılı dilekçelerimizde de bu isimler mevcuttur, gerekli görülmesi halinde teşhis yapmaya hazırım, bu evin özelliği şuydu, çok azami bir ders çalışma disiplini vardı, abartısız günde 10 saat safi ders çalışılırdı hatta kendimiz bu evin sorumlusu olan ...'un tavsiyesi üzerine, zorunlu değildi ama saatle takip etmek zor olduğu için minibüsçülerin dakika ölçmek için kullandıkları kronometrelerden almıştık, onunla işte ders çalışırdık, benim şahsi çalışmam 7-8 saati bulurdu ama mesela diğer arkadaşlarda falan 10 saate kadar kesintisiz ders çalışan arkadaşlar vardı daha dikkatli çalışan, onlar sınavı kazandılar, bu evde ben ve ... sınavı kazanamadık, evdeki kişilerin cemaat geçmişleri vardı, çok iyi anlatırlardı, işte şurada kaldım, bu işi yaptım falan diye, kısaca ondan da bahsetmek isterim, aynı odada kaldığım ... 4 sene-5 sene ceamat yurtlarında belletmen denilen öğrencilere abilik yapan yani yurt müdürü gibi bir pozisyonda bulunmuş, ... isimli kişi kendisi özel üniversiteden mezun bir arkadaş, babası varlığı yerinde bir iş adamı, annesi ve babası ciddi bir cemaat mensubu, bunu ben ...'ın anlattıklarından biliyorum, çünkü mesela ... babasının bir konsolos, büyükelçilik gibi bazı faaliyetlerde fahri konsolosluk ne, resmi olarak nasıl oluyor bilmiyorum ama artık ticaret ateşesi anlamında teknik ifade edemeyeceğim orayı, Gambiya ya da Zambiya diye bir Afrika ülkesiyle ilgilendiğini, babasının sık sık yurt dışına gidip geldiğini söylerdi, ... isimli kişinin babası da işte İzmirli'ydi, İzmir'in önemli iş adamlarından yine kendisinin de özel üniversite mezunu olduğunu, çünkü varlıklı olunca özel üniversitesinin parasını ödeyebilmiş adam, ondan sonra ... isimli kişi de ...'in kuzeni olurdu, aynı varlıklı sülaleden gelmelerine rağmen ..., İstanbul Üniversitesi mezunuydu, ...'la ... cemaate çok ait olduklarını, ailelerini de cemaat... ...'le ... cemaate mutlak manada işte ait olan bir aileden geldiklerini söylerlerdi hatta işte aile büyüklerinden birisi taa Bediuzzaman'ı bile görmüş diye anlatırlardı büyük dedemiz şu bu diye, ... yine benim sınıf arkadaşım olan, son seneyi birlikte geçirdiğimiz, o zaten ben Hamidiye Vakfında kalırken de onun cemaatte kaldığını bilirdim, sonra zaten son sene beni onun yanına verdiler cemaate dışarıdan gelen biri olarak problem yapmayayım, sıkıntılarını söylemeyeyim, kaçmak istemeyeyim, kalmaya devam edeyim diye, şimdi şu soruyu, sorunun cevabını anlatmak istiyorum, benim medyadan yaptığım araştırmalara göre şey yapıyorlar bu öğrenci evlerinde kalan çocukların içerisinden işte bir puanlama sistemi yapıyorlar, o puana göre yüksek puan alan işte cemaate aidiyeti yüksek olan kişileri Ankara'daki hakim evlerine yönlendiriyorlar, ben kendi cenahımdan bunu düşünüp tarttığım zaman bakıyorum benim arkadaş, aynı evde kaldığım arkadaşlarımın hepsi böyle, ilk evdeki arkadaşlarımın da hepsi böyle, e ben bu cemaatte yalnızca bir yıl yani eğitim yılı hani o da 7-8 ay edebilir en fazla kalmama rağmen bu cemaatte kalırken de Hamidiye Vakfının konferanslarına gidip gelmeye devam etmeme rağmen o vakfın yöneticileri de şahittir buna, beni nasıl aldılar bu yere diye düşündüğüm zaman da muhtemelen Hamidiye Vakfı bizden daha dindar bir vakıf, bu da dindar bir insan olarak bizim içimize girdi, bize sıkıntı yapmadı, gelecekte de sıkıntı yapmaz herhalde diye düşündüler ya da maddi durumumun kötü olduğunu fırsat bilip kullanıp kendilerine bağlamayı düşündüler diye düşünüyorum, ikinci evdeki kişilerin cemaate mensubiyetlerini ve isimlerini anlattım, ilk evdeki kişilerden yine ... ve ... isimli kişilerin de bütün 4 sene boyunca cemaat evlerinde kalmış, cemaat mensubiyetleri yüksek kişilerdi, bu evlerin ders çalışma disiplini dışında bir, sanki şöyle bir durum vardı; eskiden kalma bir gizlilik esası var, 28 Şubat'tan kalma, tabii o zaman böyle cemaat diye vasıflandırılıyor, FETÖ/PDY terör örgütü diye vasıflandırılmıyor, meseleyi bize şey olarak anlatırlardı, biz dindar bir cemaatiz, 28 Şubat vari problemlerden korktuğumuz için gizlilik prensibiyle çalışıyoruz diye, mesela işte evlerde telefon kullanmayacaksınız diye şifahen söylenirdi, söylendi de ancak herkes bunu sanki suistimal edercesine eve telefon sokardı, bunu evin sorumlusu olan ... da bilirdi ama telefon yok değil mi deyince herkes yok yok derdi işte bir tebessüm olurdu, tamam çaktırmayın benden büyük abiye bunu söylemeyelim, siz ders çalışmalarınıza engel olmayacak şekilde aranızda halledin bu işi derdi, telefon olduğuna ciddi bir delil de şuydu; mesela iki arkadaşımız nişanlıydı o tarihte, ders çalışmalarını engelleyecek şekilde günde birkaç saat nişanlılarıyla konuşurlardı, maddi vakıa bu olduğu için çok iyi hatırlıyorum, bu da gizlilik esasının çok ciddi olmadığını, benim de hani tedirgin olmama mahal verecek şiddette bir gizlilik olmadığını anlatmaya çalışıyorum şu anda size. O evin bir diğer unsuru da dışarıdan herkesin kitap alması serbest olmakla birlikte zaten ders çalışma evi mantığıyla olduğu için sivil kitaplar yok yani dini kitap, ne Kur-an kitapla işte ne dua kitapları, ne cemaate ait kitaplar, ondan sonra terörist başının kitabı, bunların hiçbiri yok, risale-i nur hiçbir şey yok, sadece ders çalışma kitapları var, şahsi ders çalışma kitaplarınızı getirebilirsiniz, bunun dışında cemaatin o evde bulunan daha önceden hazırlanmış bazı kitapları var, bu kitapları da şöyle A4 sayfalarının böyle ilkel bir yayınevi tarafından ilkel bir kapakla hazırlandığını tarif edeyim size, beyaz bir kapak var üstünde, İngilizce "Diamond" elmas kelimesi bulunurdu, içeriğinde de soru bankası vardı yani üniversite sınavlarına hazırlığımız ya da hepimiz biliyoruz hakim-savcılık sınavında da klasik değil test soruları olur, böyle bir soru bankası, mesela içeriğinde 600 tane-700 tane- 1000 tane soru var, işte HMK kitabı, CMK kitabı şu bu diye bunlar da ücretsiz verilirdi, bu benim için de çok büyük bir avantaj olarak görülüyordu o zaman, mesela çok iyi hatırlıyorum, Savaş Yayınları'nın hakim-savcılık hazırlanma idare hukuku kitabı o zaman 150 liraydı, sadece şimdi 10 tane ders olduğunu düşünürsek, bunların konu anlatımı ve soru bankalarını ayırırsak bu kitapları dışarıdan parayla almak ciddi bir maddi külfetti, cemaatin zaten … Yayınları'ndan, … Yayınları'ndan işte şimdi hatırlamadığım Zafer Çarşısı'nda temsilcisi bulunan bütün yayınevlerinin kitaplarından belki orada olmayan soruları da böyle bir topladığı kitabı bize dağıtması bizim için çok önemliydi, sürekli onlardan çalışır soru çözerdik hatta işte haftada bir, iki haftada bir eve gelen ilk evdeki sorumlu olan ... ya da ikinci evdeki sorumlu olan ... diye bildiğim, sonra dosyada benim aleyhime tanıklık yaptığında gerçek isminin ... olduğunu öğrendiğim kişi haftada bir, iki haftada bir gelince kaç soru çözdün, ne kadar ders çalıştın, günde kaç saat ders çalıştın diye bunlardan sorardı. Bir diğer özellik; kitaplar biz eve gittiğimizde ya vardı ya da ilk evdeki sorumlu ..., ikinci evdeki sorumlu ... eve elinde poşetlerle yeni kitaplar getirirdi, bu kitapların üzerini kurşun kalemlerle kullanmayın, sizden sonra başkaları da kullanacak, onlara da bırakın, siz kurşun kalemle yazarsanız silip tekrar çalışabilirler, tükenmez kalem kullanmayın falan derlerdi, ben bu iki evde çalışırken de girmiş olduğum hakimlik-savcılık sınavlarını kazanamadım, hani çok da alışık yani olmadığım bir ortamda olduğum için ne kadar uzun süre ders çalışsam da sınavda başarılı olamadım, bu evlerde bize kesinlikle sınav soruları falan verilmedi, verilse zaten ben kazanırdım, hadi benim dışımda mesela her iki evde de hatta birinde 5'de 2, diğerinde de 5'de 3 kazanamayan var zaten hani bu kişilerin kendi ders çalışma performanslarıyla kazandığına dair bir delil, en azından benim için kendi kendime kaybettim, bana soru verilmiş olsaydı verilen sorularla sınavı kazanırdım, her iki evde de sınavı kazanamadıktan sonra ayrılıp evime gittim, ilk evden devam edeyim, sınavı kazanamayınca ayrılıp kendi evime gittim, kendi evime gittikten sonra 2013 Aralık ayında sınava girdik biz, idari ve adli yargı ikiye ayrıldı, eve gittim, bir ay sonra falan sınav sonuçları ilan edildi, sınavı kazanamadığımı gördüm ama o evde çalışan herkesin numarası benim cep telefonumda vardı hatta biz mesela evden markete gittiğimiz zaman evden birini telefonla arayabilirdik bir şey lazım mı, şu da lazım mı, bu da lazım mı diye irtibat halindeydik, ben kendi memleketim olan Erzurum'a döndükten sonra sınav açıklanınca gece bir telefon trafiği yaptık aramızda, herkes herkese sordu, sen sınavı kazandın mı, sen kazandın mı, ben kazanamadım işte hatta şu an o ... isimli kişiyle, ... isimli kişiyle telefon konuşması yaptığımı, ben sınavı kazanamadım, sen kazandın diye onları tebrik ettiğimi çok iyi hatırlıyorum, sınavı kazanamayınca ben Erzurum'da bir avukat yanında staja başladım, çünkü ben nasılsa kazanırım, ben zeki bir talebeyim, zaten gittiğim evde ders çalışma imkanım olacak diye avukatlık stajımı ben başlatmamıştım, o sırada bu herkes aradığı gibi ... da beni aradı, ... değil, ilk evin sorumlusu olan ... da beni aradı, yaş küçüklüğü, tecrübesizlik, bütün bu hadiselerin bu kadar vuku bulmaması sebebiyle beni arayan ankesörden mi arar, cep telefonundan mı arar, ben onu aramamalıyım, gizliden aramalıyım gibi bir gayret kesinlikle bende yoktu, zaten olsa kendi evde kaldığım arkadaşımı, oda arkadaşımı hatta sınavı kazanan kişiyi kendi telefonumdan arayıp 45 dakika sohbet yapmam, sınavı kazanamamak, kazanamayınca staj yapmaya başladım, staj yaptığım kişilerden biri de daha önce hiçbir şekilde tanımadığım, zaten üniversiteyi İstanbul'da okuduğum için Erzurum'un hukuk camiasını hiç tanımıyordum çocuk yaşta çıkmıştım Erzurum'dan, döndüğümde baro binası içerisinde rastgele tanıştığım bir Avukat Bey'e yaşça da benden 10-15 yaş kadar büyük olan beyefendiye yeni mezun olduğumu söyledim, Erzurum'da staja başladığımı söyledim, çalışacak bir yer arıyorum dediğimde, ben sana ücret veremem ama benim ofisime gidip gelebilirsin ben seni sevdim dedi, ben bu şahsın ofisine birkaç kere gidip geldim, birkaç hafta boyunca takip ettim, sonra ücret alamadığımı görünce maddi ihtiyacım da olduğu için devam etmedim, bu kişinin adı ...'dır, dosyada da benim telefon kayıtlarımda bu kişinin adı geçiyor ama ben şimdi Erzurum'da adliyenin içerisinde, baro adliyeye yakındır, karşılaşıp tanışıp bir-iki hafta ofisine gidip geldiğim birinin bir cemaat geçmişi olduğunu, hakkında adli bir soruşturma olup olamayacağını bilemem tabiatıyla, o da benim hakkımda bir FETÖ/PDY soruşturması olup olamayacağını hele o zamanda asla tahmin edemez, bu kişinin yanında böyle ofisine gidip gelip staj yapmaya çalıştıktan sonra bir süre geçti, ikinci sınav ilan edildi yaz aylarında, e ben üniversiteye hazırlanırken yıl kaybı yapmadığım için ikinci defa hakimlik-savcılık sınavına girip denemeyi düşündüm, bu sırada da ... tabi sürekli, ... değil, ilk evin sorumlusu olan ... sürekli arayıp ne yaptın, kazanamadım, gel seni avukat yapalım, Ankara'da staja başla, işte bizim evlerimizde kalmaya devam et, küçük bir şehir olan Erzurum'da ne yapacaksın gibi konuşmalar dolaşıyor aramda ama ben de sadece hakim-savcı olmayı işte avukat olursam onlarla irtibatımı koparamayacağımı düşündüğüm için gitmedim, bu beni arayan ankesörlerin yani %90 ihtimalle o ...'la yaptığımız telefon görüşmeleridir, çünkü evde kalanların hepsinin yaş ortalaması bana yakındı ve biz onlarla telefon yani telefon numaraları yakın bir zamana kadar kırılan önceki telefonumda bile vardı bende, birbirimizi aramıştık o sınavdan önce, o kişiler beni kesinlikle ankesörle aramış olamaz, beni arasa arasa kalmış olduğum hakim-savcı çalışma evinin sorumlusu olan ... aramış olabilir, kendisiyle telefon görüşmesi yaptığımı hatırlıyorum, yalnızca ankesör üzerinden mi cep telefonu üzerinden mi aradı onu hatırlamıyorum. İkinci seneye gelince, bu kişilerle yine hakim-savcılık sınavcı ilan edilince yeniden aynı disiplinle çalışabilirsem bu sefer bu sefer kazanabilirim, geçen sınavı zor yaptılar, bu sınav daha kolay olabilir gibi üniversite hazırlık mantığından kalma bazı şeyler düşünüp yine bahsettiğim eve gittim, aynen bahsettiğim şekilde kitaplardan çalıştık, yine benzer kitaplar vardı, fotokopi, işte eğri büğrü ilkel bir yayıncılıkla basılmış, beyaz, üzerinde "Diamond" ibaresi olan bir elmas işareti olan kitaplar falan, az önce saydığım kişiler vardı bu evde de, isimlerini biraz önce zikrettim, bu evde bu sefer ... sınavı kazandı, ... sınavı kazandı, hatırladığım kadarıyla ..., ben ve ... sınavı kazanamadık, sınavı kazanamayınca ben bu seferde olmadı diye bir de ben daha düşük bir puan aldım, iyice moralim bozuldu, artık hakim-savcılık defterini ben kapattım dedim, gideceğim İstanbul'da avukatlık stajına başlayacağım diye düşündüm, çünkü Erzurum'da da avukatlık stajı yapmaya çalıştım, beğenmedim, olmadı, ilin avukatlık potansiyelini beğenmedim, İstanbul'a avukatım olan, şu anda şahsi sebepleriyle burada olamamış bir sonraki duruşmada burada olacak olan arkadaşım ...'in bekar evi tabir ettiğimiz sivil evine gidip yerleştim, bu eve yerleştikten sonra İstanbul'da baro ilanlarından bir stajyer ilanıyla bir ofiste işe başladım, sonra işte aşağı yukarı başlangıç aşamasında herkese icra takipleri falan yapılır staj aşamasında, bu tarz şeylerden sıkıntı duyduğum için ayrılıp başka bir ofiste çalışmaya devam ettim, ben bu şekilde ofislerde çalışmaya devam ederken 2015 Mayıs sınav ilan edildi, o seneye kadar her sene bir kere sınav yapılırken 2015 yılının mayıs ayında da yani aralıktan hemen 4-5 ay sonra bir ilan daha yapılınca ben ne kadar vazgeçmiş olsam da bu sefer fikir değiştirdim, bilgilerim tazeyken bir tekrarla girersem belki üçüncü sefer bu sınavı kazanırım diye düşündüm, burada ben herhangi bir hakim-savcı evine Ankara'ya gitme teşebbüsünde bulunmadım, böyle bir olay da vuku bulmadı, Marmara Üniversitesi mezunu olduğum için ve kütüphanede ders çalışma kültürüne sahip olduğumuz için otobüsle ulaşımı daha kolay olan, öğrencilik zamanlarında da sınavlara, final, bütünlemelere çok hazırlandığım Marmara Üniversitesi İlahiyat Kütüphanesinde çalışmaya başladım, o döneme ait şimdi elimde fotoğraflarım da vardır kütüphanede çekilmiş, dosya arasında benim bazımın Üsküdar'da gösterilmesinin asıl sebebi budur, çünkü bu tarihte ben zaten sivil ev olan arkadaşım ...'in evinde kaldım, dilekçemde belirttiğim dosya arasında delil olarak bulunmayan, benim de etkin pişmanlık çerçevesinde yaşadığım her hadiseyi anlatırken onu da anlatmak zorunda olduğum ... isimli kişiyle de bu fakültenin etrafındaki kafelerde, öğrenci mekanlarında denk geldim, çünkü sabah erkenden gider kütüphanenin açılışıyla birlikte çalışmaya başlar, öğlen ya da akşam birer saat yemek ya da dinlenme molası verirdik, işte satranç oynardık ya da işte tavla oynardık, çay içerdik, birer saat mola verip akşam geç 9-10'lara kadar çalışmaya devam ederdik. Bu sivil evde çalışırken daha önce benimle mülakat yapan Mardinli ... diye bildiğim kişiyle birçok defa karşılaştım, kendisi zaten benim hiç gitmediğim ama ...'in beyanına göre Üsküdar'da Capitol İş Merkezinin yakınında bulunan cemaate ait bir derneğin artık yöneticisi ya da çalışanıydı, bu yüzden hep böyle öğrenci mekanları olan Marmara Hukuk talebelerinin, ilahiyat talebelerinin bulunduğu yerlerde gezerdi elinde çantasıyla bu adam, herkesi de tanırdı yani bir kütüphaneye girdiği zaman sanki bir hoca girmiş gibi, o fakültenin hocası girmiş gibi 50 tane talebe bunu tanır, buna selam verirdi, burada ben bazı sıkıntılar daha yaşamaya başladım, çalışırken ...'in kirasına iştirak edip bir kısmını ben ödüyordum ama ders çalışmak için işten ayrılıp kütüphaneye gidip gelmeye başlayınca bu sefer yeniden maddi sıkıntılar baş göstermeye başladı, bu arada da ben ...'le görüşünce ... de bana hep sen ne yapıyorsun, işte sınava hazırlanıyorum, daha öncekini kazanamadım derdim, o da bana sürekli sen zaten cemaat evinde bir kere kalmış bulundun, artık seni almazlar, bizim senin gibi işte insanlara ihtiyacımız var, Hamidiye Vakfından geldiğin için işte alt yapın da kuvvetli, sen gel bizim hukuk birimimizde çalış derdi, o arada da ... bana yani iş, içti bulma mahiyetli olan dernekten ayrılıp hukuk işte bilmem ne hukuk kulübü şeklinde bir cemaate ait başka bir dernekte çalıştığını söylemişti, hukukçulara eğiliyorum ben, işte çok yüksek kazanç sağlayan hukuk bürolarında seni çalıştırabilirim şeklinde beni avukatlık yapmaya yönlendiriyordu ama ben doğulu olduğumu ve çocukluğumdan beri hep devlet bünyesinde çalışmak istediğim, hakim-savcı olmak istediğim için bir kere daha denemek istedim, bu sırada ...'in ısrarıyla benim de ... denen arkadaşımın evine maddi katkıda bulunmadığım için mahcup olmamak için ...'e eğer sınavı kazanamazsam bana iş bulabilir misin, kalacak yer ayarlayabilir misin şeklinde şeyler söylediğimde ..., cemaat evi olmayan bir ev olduğunu, sınava kazanamazsan gel burada kalmaya devam edebilirsin dediğini, anahtarı da alıp ben kendim bizzat o evi kontrol etmek için gittiğimi dilekçemde yazılı olarak belirttim zaten, Çağlayan civarında, ihtiyaç halinde gösterebileceğim bir eve gittiğimde evde hiçbir şey yoktu, kanepeler, halılar yani normal bir öğrenci ve hakim-savcı çalışma evi şeklinde insanların daimi olarak kalamayacağı, sanki böyle bir fazla eşyaların konulduğu bir depo mahiyetli bir evdi, mutfak eşyası yoktu mesela, su içmeye bir bardak yok, demek ki burada daimi olarak insanlar kalmamış, böyle bir eve gidip geldim ben yani ...'le kalırken mesela ...'in evine akşamları üniversiteden, onlar benden alt dönem oldukları için son sınıftalardı, ders çalışmak için onun 5-6 arkadaşı gelince benim bütün ders çalışma konsantrasyonum gidiyordum, özellikle sınav dönemlerinde işte 3 gün, 5 gün, bir hafta evde farklı insanlar kalınca ben kalamaz oluyordum, çünkü onların mesela yemek yiyecekler, herkes kendine pizza söylerken sen söyleyemeyince bu sefer onlarla irtibatın gidiyor, ev 1+1'dir, bir yatak odası var ve bir salon var, bir yere kaçma ihtimalim de yok, ben de çok ciddi ders çalışmam gerektiği için bu ...'in gösterdiği evde bazen kalıyordum, yani gündüz Marmara Üniversitesine gidip orada ders çalıştıktan sonra güya kimsenin bilmediği cemaat evi de olmayan ...'in bana beyanına göre bu eve geri döner, burada kalır, buradan tekrar sabah Marmara Üniversitesine giderdim, çünkü Marmara Üniversitesinde hem okul yemekhanesini kullanırdım hem de civardaki ucuz öğrenci mekanlarından istifade ederdim. Burada ben ... dışında hiçbir cemaat mensubuyla görüşmedim, ...'le olan irtibatım da önceden öğrenciyken vakit geçirdiğim Üsküdar civarında deyim yerindeyse takılıyor olmamdır yani Ankara'dan tekrar seni İstanbul'a avukat olarak gönderdik, git bu kişiyle görüş, ...'le arayın, buluşun, bir karar verin şeklinde bir organizasyon haricinde ...'ın beni 3-5 defa görüp ısrarda bulunmasıyla ben bu eve dahil oldum, zaten benim cemaatle olan bütün iltisakım hiyerarşi ilişkisi dahilinde değil, benim şahsi tanışıklıklarım, bu tanışıklıklarımı kullanarak geçici olarak barınma ve maddi ihtiyaçlarımı kullanmak amacıyla vukua gelmiştir. Bu evde kalırken ben Ankara'ya kimseye haber vermeden, bir evin sorumlusu olmadan, herhangi birine bağlı olmadan ...'le bile çok ilişki kurmadan Ankara'ya gidip sınavıma girip geldim, gidip geldikten sonra sınavın biraz iyi geçtiğini fark ediyorum tabi kazanma ihtimalim var, ...'le görüşmedim ama eve geldikten sonra eve iki kişinin daha gelmiş olduğunu gördüm, bu kişilerin de bu isimlerini ben soruşturma safahatında sulh cezada ayrıntılarıyla söyledim, bütün okul, memleket ve isim bilgileriyle, sonra bu iki kişi ...'le görüştüklerini, bu evi boşaltmamız gerektiğini, kendilerinin de avukat stajyeri olduğunu, başka bir eve taşınmamız gerektiğini söyledi, tabi o aşamada ben hızlıca evden ayrılamadığım için kalacak yer bulamama sebebiyle, bu şahısların söylediklerine uymak zorunda kaldım ve bir-iki gün içerisinde kendi şahsi eşyalarımızı toplayıp bu iki kişiden birinin yahut ikisinin birlikte Üsküdar'da kiraladıkları, eşyalı olarak kiraladıkları bir eve taşındık, mesela o ev sahibiyle anahtarı ver, anahtarı şuraya bıraktım şeklinde telefon görüşmelerim olmuştu, belki de şu anda ismini hatırlamadığım, benim HTS beyanlarında görüştüğüm kişilerden biri belki bu evin yani hane sahibi olabilir tam bilmiyorum, bu evde ya bir yahut iki hafta kalıp aklımdaki planı icra ettim, çünkü benim en başından beri aklımdaki plan şuydu; sınavı kazanıp, para kazanma aşamasına denk gelince bu cemaatle olan irtibatımı bitirmek, benim bu aklımdaki niyetimi icra etmemde şöyle bir etkili oldu, eskiden cemaat diye herkesin telkin ettiği yapı, artık bir terör örgütüydü yani silahlı bir 15 Temmuz'daki faaliyeti olmasa da siyaseten kötülüğü, memlekete kötülüğünün dokunduğu artık sabit hale gelmişti, her akşam televizyonlarda onların kötülüğü anlatıyordu, ben de yavaştan kaçma irademi hızlandırdım, evdeki çocuklardan birine, evdeki iki kişiye de ben sınava girdiğimi, işte hakim-savcı sınavını kazanma ihtimalimin olduğunu söylemedim, işe girdiğimi, avukat stajyeri olduğumu söyledim, ondan sonra da bir-iki hafta kaldıktan sonra da işten çıktığımı, Erzurum'a gidip avukatlık yapacağımı söyleyip elimdeki anahtarı da bu iki kişiden uzun boylu olan ...'a bırakıp kendi şahsi bavulumu toplayıp evden hızlıca ayrıldım, ayrılırken ne ...'e ne de başka bir kişiye herhangi bir ayrılıyorum, ayrılabilir miyim, lütfen beni bırakın şeklinde bir şey söylemedim, sadece eşyamı toplayıp gittim. Unutmamam gereken bir nokta daha var, biz bu Üsküdar'daki evi kiralayıp o iki kişiyle birlikte daha önce tanımadığım iki kişiyle bu eve gittikten sonra bir akşam eve tanımadığımız şahıs geldi, şu anda ismini hatırlamıyorum ama siması ve bazı bilgileri aklımdadır, teknik destek verilirse kendisini teşhis edebileceğimi düşünüyorum, bu kişi bu evin sorumlusu olduğunu, kendisinin avukat olduğunu, bundan sonra birlikte çalışacağımızı, işte kendisinin bizi kontrol edeceğini söyledi, ben de bu işin Ankara'daki gibi bir abi var, evde birileri kalacak, sürekli kontrol altında olacağız şeklinde devam edeceğini anlayınca kaçtım açıkçası, sonra kaçtıktan sonra telefon numaramı değiştim, kendilerinin bana ulaşamamasını sağladım, o süreçte çünkü insanlar yavaş yavaş cemaatin terör örgütüne dönüşmesini artık anlamaya başlamış, bu terör örgütünden, bu lanet yapıdan kurtulmaya çalışıyorlardı, yapı da tam tersi hani lütfen gitmeyin anlamında herkesle görüşmesini devam ettirip onlara böyle reddedemeyecekleri imkanlar sunmaktaydı, mesela ben hakim-savcılık sınavını kazanamasaydım benim için İstanbul'da barınabileceğim temiz bir stajyer avukat evi reddedemeyeceğim bir şeydi ama elhamdülillah o zaman ben o sınavı kazanmışım ki memleketime mülakat aşamasını beklemek üzere geri döndüm, olay bundan ibarettir, geri döndükten sonra kendileriyle hiçbir şekilde irtibatım olmadı, ne beni arayan kimse oldu, ne ben cemaatten bir kimseyi aradım hatta 15 Temmuz başlamadan ve ben yazılı sınav sonucunu gelmeden önceydi yani yazılı sınav sonucuna girdikten sonra, yazılı sınav sonucu kazanmam var, mülakat aşaması var, meslek, stajyer bütün bu aşamalarda bırakın herhangi bir cemaat sorumlusu, cemaate mensup olan sınıf arkadaşlarımı bile aramadım, aynı odada kaldığım, aynı evde kaldığım ... isimli kişinin bile cemaatten kopup kopmadığını bilmediğim için bana zararı olma ihtimaline binaen kendisini arkadaş sıfatıyla dahi aramadım, kendisini aramadığım gibi cemaat sorumlularının da beni aramalarını, kendilerini aramadım beni aramalarını engellemek için, iki kere telefon numaramı değiştim, sonrasında mesleğe kabul edildim, görevime başladım ve malum olduğu üzere ihraç edildim."
Davacı tarafından bu ifadelere karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Bu durumda, davacının örgütün içinde yer aldığına örgüt toplantılarına katıldığına, üniversitede örgüt evlerinde kaldığına, sınavlara örgütün hakim-savcı sınav çalışma evlerinde hazırlandığına ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen ifadeler ile davacının etkin pişmanlık hükümleri kapsamında vermiş olduğu beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.
Öte yandan davacı hakkında verilen ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı gerekçeli kararında: "06.12.2017 tarihli Rapor ve ByLock Analiz Tutanağı’ ndaki tespitlere göre, Kocaeli ilinde faaliyet gösteren ve FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatı nedeniyle kapatılan özel okullarda SGK kaydı bulunan ve firari olması nedeniyle hakkında yakalama emri çıkarılan, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü’nün tüm Türkiye' deki avukatlara yönelik yapılanmasında görev alan, hukuk fakültesi mezunu örgüt mensuplarına avukatlık stajı yapacakları yeri belirleyen, avukatlıktan hâkim ve savcılığa geçiş sınavlarına hazırlayan ekibin içerisinde olan ...(ID ...) tarafından ...(ID ...)’ya gönderilen Bylock yazışma içeriklerinde “... kendi, kardeş ...” şeklinde belirtilen şahsın; sanık olduğu her iki GSM hattının da sanığın adına kayıtlı olduğu, ... Numaralı GSM hattını ise sanığın kardeşi olan Arzu Sinem YELER isimli şahsın kullandığı" şeklinde tespitin yer aldığı görülmüştür.
Netice itibarıyla Bylock kullanıcılarına yönelik olarak yürütülen FETÖ/PDY silahlı terör örgütü soruşturmaları kapsamında yapılan araştırmalarda davacının kullanmış olduğu GSM numaralarının yer aldığı ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanakları, yukarıda yer verilen diğer ifadeler ile birlikte değerlendirildiğinde davacının anılan örgütle iltisak ve irtibatına yönelik unsur olduğu sonucuna varılmıştır.

6) Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu karar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın, AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan "özel hayata saygı hakkı" çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen "özel hayat" kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen karar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak "kanunla öngörülmüş olma", aynı maddede sayılan "meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma" ve "demokratik bir toplumda gerekli olma" ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa'nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin "şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması", "anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması" gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS'in 8/2 ve Anayasa'nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS'in 15. ve Anayasa'nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS'in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa'nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin ikinci fıkrasında ise Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu karar, davalı idare tarafından, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin geçici 35. maddesinin (A) fıkrası uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 7145 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 31/07/2018 tarih ve 30495 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu karara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa'nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu kararlar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS'in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı" hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararın müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS'in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu karar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.

7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir

D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
3. Posta gideri avansından varsa artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işler için belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
5.Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 18/03/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.

AvAi

Hukuki AI Asistanı
Merhaba! Ben AvAi, Avarsis Hukuki AI Asistanınız. Size nasıl yardımcı olabilirim?