‹ Ana sayfa
Danıştay5. Daireİdare Hukuku

Danıştay 5. Daire E.2018/3611 K.2021/267

Esas No: 2018/3611 · Karar No: 2021/267 · Karar Tarihi: 12.02.2021
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2018/3611
Karar No : 2021/267

**DAVACI:** ... ...

**DAVALI:** … Kurulu

**VEKİLİ:** Av. …

DAVANIN KONUSU: Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile bu karara karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptaline ve bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesi ile getirilen düzenlemelerin olağanüstü halin gereklerini aşar nitelikte olduğu, süre yönünden herhangi bir belirleme içermediği, etkileri olağanüstü hal sona erdikten sonra da devam edecek şekilde geçici olmayan tasarruflar içerdiği, FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat veya iltisakını gösteren herhangi bir somut delil ve gerekçe gösterilmeden meslekten çıkarılmasına karar verildiği, kararlarda şahsı ile ilgili olarak kişiselleştirme yapılmadığı, kararlara dayanak yapılan olay ve eylemlerin kendisi için geçerli olmadığı, hakkında herhangi bir soruşturma yapılmadığı, savunmasının alınmadığı, meslek hayatı boyunca hiçbir organ, makam, merci veya kişiden emir ve talimat almadan Anayasa ve kanunların kendisine tanığı yetkiler çerçevesinde mevzuata ve vicdanına göre karar verdiği, dava konusu kararlar ile Anayasanın 13., 15., 36., 37., 38., 119., 120. ve 138. maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6., 7., 17. ve 18. maddelerinin ihlal edildiği ileri sürülerek dava konusu kararların hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir.

DAVALININ SAVUNMASI: Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararların amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa'nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanun'un 33.maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen kararlar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararların hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'İN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI …'İN DÜŞÜNCESİ: Dava, yargı mensubu olan davacının 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun ile kanunlaşmıştır) 3. maddesinin birinci fıkrası uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin olarak Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nca verilen ... tarih ve ... sayılı karar ile bu karara yönelik yeniden inceleme talebinin reddi yolunda aynı Kurul tarafından verilen ... tarih ve ... sayılı kararın iptali, yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmemiştir.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, T.C. Anayasası'na, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
Nitekim, T.C. Anayasası'nın 9. maddesinde, yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılacağı; 36.maddesinde, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu; 138.maddesinde, hâkimlerin görevlerinde bağımsız oldukları ve Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verecekleri kurala bağlanmış, Anayasa'nın ''Hakimlik ve savcılık teminatı'' başlıklı 139. maddesinde ise ''Hakimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.'' hükmüne yer verilmiştir.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu'nun 23 Nisan 2003 tarihli oturumunda kabul edilen ve Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmiş bulunan Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde de, bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmış olup, hâkimlerin herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmelerine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışları ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmeleri gerektiği; yargı görevlerini tarafsız, önyargısız ve iltimassız olarak yerine getirmek zorunda oldukları; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olmaları gerektiği; davranışlarının makul bir kişinin gözünde tasvip edilir nitelikte olmasını sağlamaları ve hâl ve davranış tarzlarının, insanların yargının doğruluğuna ilişkin inancını kuvvetlendirici nitelikte olması gerektiği; yalnızca adaleti sağlamakla kalmamaları, bu görüntüyü yansıtmak zorunda da oldukları; sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda oldukları ve bunu özgürce ve kendi iradeleriyle yapmaları gerektiği; ailelerinin, sosyal ilişkilerinin veya diğer ilişkilerinin, hâkim olarak meslekî davranışlarını veya kararlarını uygunsuz bir şekilde etkilemesine izin vermemeleri gerektiği; yargı görevinin yerine getirilmesinde herhangi bir kimsenin kendilerini uygunsuz bir şekilde etkileyebileceği izlenimine yol açmamaları ve başkalarının böyle bir izlenime yol açmasına müsaade etmemeleri gerektiği; özetle, hâkimlerin yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranmak zorunda oldukları belirtilmiştir.
Yukarıda belirtilen meslek ve davranış kurallarının benimsenmesi ve sürdürülebilmesi bakımından hâkim ve savcıların denetimi ve gerektiğinde bu konuda meşru tedbir ve yaptırımların uygulanması zorunlu olup, bu amaçla T.C. Anayasası'nın 159. maddesi ile kurulan Hâkimler ve Savcılar Kurulu'na, hâkim ve savcılardan meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme ve görevden uzaklaştırma işlemlerini yapma yetkisi tanınmıştır.
22.7.2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasında ise, terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verileceği belirtilmiş olup; 2.1.2017 tarih ve 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un 11. maddesinin ikinci fıkrasında da, bu kapsamda verilmiş meslekten çıkartma kararlarına karşı, kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'a dava açılabileceği kuralına yer verilmiştir.
Başta FETÖ/PDY olmak üzere terör örgütleriyle veya milli güvenliğe karşı faaliyette bulunan yapı, oluşum ya da gruplarla herhangi bir bağı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının meslekten çıkarılması, demokratik toplumun temel değerlerinden biri olan yargının güvenilirliği ve saygınlığının sağlanması bakımından ayrı bir önem taşımaktadır. Nitekim 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3. maddesinin gerekçesinde; 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve kalkışmanın sorumlusu olan FETÖ/PDY ile bağlantılı yargı mensuplarının görevde tutulmalarının en başta yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkeleriyle bağdaşmadığı; Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verme ödevi altındaki yargı mensuplarının bağımsızlık ve tarafsızlık ilkesiyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girmesi, örgüt hiyerarşisi içinde ve ideolojik bağlılık duygularıyla hareket etmesinin en başta yargının saygınlığı ve güvenilirliğine zarar vermekte olduğu; Devlet organizasyonu dışındaki başka bir hiyerarşik yapının talimatlarına boyun eğen yargı mensuplarının varlığının, vatandaşların yine Anayasa'nın teminatı altındaki adil yargılanma hakkı önünde büyük bir engel teşkil ettiği; bu nedenlerle, belirtilen türde irtibatları değerlendirilen yargı mensuplarının meslekte kalmalarının doğuracağı sakıncaları gidermek amacıyla, Anayasa'nın 139 uncu maddesinin ikinci fıkrasında tanınan takdir hakkı da gözetilerek bu düzenlemenin yapıldığı ifade edilmiştir.
667 sayılı KHK’nın yukarıda anılan 3. maddesinde genel olarak terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplardan söz edilmiş ise de madde gerekçesi dikkate alındığında FETÖ/PDY’nin bunların başında geldiği anlaşılmaktadır. Tedbirin uygulanması için mutlaka terör örgütüyle, terör faaliyetleriyle ve bu arada darbe teşebbüsüyle yargı mensupları arasında bağ kurulması aranmamış; MGK’ca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen “yapı”, “oluşum” veya “gruplar” ile bağ kurulması yeterli görülmüştür. Anılan maddeye göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için söz konusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba “üyelik” veya “mensubiyet” şeklinde olması zorunlu olmayıp “iltisak” ya da “irtibat” şeklinde olması da yeterlidir. Öte yandan, terör örgütleri veya MGK’ca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplar ile üyeler arasındaki bağın “sübut” derecesinde ortaya konulması aranmamıştır. Böyle bir bağın Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca “değerlendirilmesi” yeterli görülmüştür. Buradaki değerlendirme Genel Kurulun salt çoğunluğunda oluşacak bir “kanaati” ifade etmektedir. Kuşkusuz bu kanaat cezai sorumluluğun bulunup bulunmadığından bağımsız olarak sadece meslekte kalmanın uygun olup olmadığı yönünde bir değerlendirmeden ibarettir ve bu değerlendirme yapılırken, yetkili kurulları belli bir kanaate ulaştıracak nedenler her somut olayın özelliğine göre değişebilecektir.
Nitekim, bazı Anayasa Mahkemesi üyelerinin 667 sayılı KHK uyarınca meslekten çıkartılmasına ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu'nca verilen 4/8/2016 gün ve E:2016/6; K:2016/12 sayılı kararda da yukarıda belirtilen uygulama koşulları aynen benimsenmiş bulunmaktadır.
Dava dosyasının incelenmesinden, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla; ilgililerin mesleğe kabulleri ile başlayan, eğitim merkezi ve Türkiye Adalet Akademisi'ndeki faaliyetleri, hizmet içi eğitim ve yabancı dil eğitimlerine katılımlarına, yurtdışına gönderilmelerine, özel yetkili savcılıklara veya mahkemelere yahut idari görevlere atanmalarına ilişkin bilgiler ile bu görevlendirmelerde ve yine bir silah olarak kullanılan özel yetkili mahkemelere hâkim veya unvanlı olarak, Teftiş Kurulu Başkanlığına, başkan, başkan yardımcısı veya müfettiş sıfatıyla, idari kurumlara tetkik hâkimi, daire başkanı veya yardımcısı, genel müdür veya yardımcısı sıfatıyla v.s. şeklinde yapılan atamalarda dikkate alınan kriterler, özlük dosyalarındaki bilgi ve belgeler, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3. maddesinin birinci fıkrası kapsamında FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin anılan Kanun Hükmünde Kararname hükmü uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verildiği anlaşılmıştır.
Davacı tarafından, dava konusu işlemin savunması alınmadan tesis edildiği ileri sürülmekte ise de, bu eksikliğin yargılama süreci içinde giderilmesinin mümkün olması, 667 sayılı KHK'de öngörülen meslekten veya kamu görevinden çıkarmanın, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak “olağanüstü tedbir” niteliğini taşıması ve davaya konu Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının, disiplin hukukuna ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektiren meslekten çıkarma cezası niteliğinde bulunmaması karşısında bu iddiaya itibar edilmemiştir.
Taraflarca dosyaya sunulan bilgi ve belgeler yukarıda belirtilen mevzuat ve mesleki ilkeler ile birlikte değerlendirildiğinde, davacının silahlı terör örgütü olduğu yargı kararıyla sabit görülen (Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16-956, K:2017/370 sayılı kararı) FETÖ/PDY’nin amaç ve eylemleri doğrultusunda faaliyet yürüttüğü hususunda Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nda oluşan kanaatin hukuken haklı ve geçerli nedenlere dayalı olduğu sonucuna varıldığından, bu husus gözetilerek ve davacının meslekte kalmasının doğuracağı sakıncaları gidermek amacıyla, T.C. Anayasası'nın 139. maddesi ile verilen takdir hakkı çerçevesinde meslekten çıkarılmasında hukuka aykırılık bulunmamıştır.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, duruşma için taraflara önceden bildirilen 11/02/2021 tarihinde, davacının gelmediği, davalı idare vekili Av. …'ın geldiği, Danıştay Savcısının hazır olduğu görülmekle, açık duruşmaya başlandı, gelen tarafa usulüne uygun olarak söz verilerek dinlendikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan sonra gelen tarafa son kez söz verilip, duruşma tamamlandı, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmediğinden işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:

A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan B...lar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan B...lar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.

2) Davacıya İlişkin Süreç
... tarih ve ... sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından ... tarih ve ... sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın iptaline, bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle ödenmesine karar verilmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Öte yandan, davacının, ceza yargılaması sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile, silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 3 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan karara karşı yapılan istinaf başvurusunun … Bölge Adliye Mahkemesi ... Ceza Dairesinin … sayılı esasına kaydedildiği ve Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla (istinaf başvurusu hakkında karar verilmediği) anılan mahkumiyet kararının kesinleşmediği görülmüştür.

B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...”

2) AİHS
AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."
AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."

3) Kanun
667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır...”

4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet B...lığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet B...lığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.

C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS'in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS'in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM'e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, "yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması" şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Bu kapsamda davacının adli yardım istemi, Dairemizin 2016/57936 sayılı esasına kayıtlı dava dosyasında (20/06/2018 tarih ve K:2018/15085 sayılı dilekçe ret kararından önce) 18/01/2018 tarihli karar ile kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda, Dairemizin 24/12/2020 tarihli ara kararıyla, davalı idare tarafından dosyaya sunulmuş olan 1. savunma dilekçesinin ekinde yer alan ve davacı tarafından kendisine gönderilmediği ileri sürülen Ek-4 (CD) dışındaki diğer ekleri içeren CD'nin davacıya tebliğ edilmesine; 1. savunma dilekçesinin Ek-4 (CD) dışındaki diğer eklerini içeren CD'de yer alan bilgi ve belgelere ilişkin beyanlarını sunabilmesi için ara kararın tebliğ tarihinden itibaren davacıya on (10) gün süre verilmesine karar verilmiştir.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in ʽʽAdil Yargılanma Hakkıʼʼ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, ... / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay'da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay'da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.

2) FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ'nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
"Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup ...bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. ...Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. ...Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır...
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir...
HSYK ve Ad[a]let B...lığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır...
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir...
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır..."
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı … kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.-- …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ("T" taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, "önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.

3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa'nın "Hâkimlik ve savcılık mesleği" kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede "... Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar." denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.

4) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.

5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemlerin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.

a) Davacının Beyanları ve Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları
a-1) Davacının beyanları şu şekildedir:
Davacının silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesinin … sayılı esasına kayıtlı dava dosyasında şüpheli sıfatıyla verdiği ifadesinin yer aldığı 27/11/2018 tarihli 1. Celseye ilişkin duruşma tutanağı:
"...ben bugüne kadar devlet okullarında eğitim ve öğretim gördüm, üniversiteyi kazanıp birinci sınıfa başladığımda o tarihte cemaat olarak bilinen bu yapının evinde kaldım, ikinci sene babam Nur Cemaatinin okuyucular kolundan olduğu için Suffa adında bulunan vakıfın yurdunda kaldım, üçüncü ve dördüncü sene ise halamlarda kaldım, ancak ayrıldıktan sonra da cemaat evindeki ve üniversitedeki bu yapıya dahil olan arkadaşlarla bağımı koparmadım, arada bir sohbetlere gidiyordum, dördüncü sınıfta beni kariyer görüşmeleri için cemaat içerisinde evlerde kalan fakülteci olarak bilinen Y.Ç. isimli kişi çağırdı, ancak daha önce cemaatte aktif bir görev yapmadığımdan olsa gerek beni hakim-savcılık sınavlarına hazırlık için almadılar, bazı konuşmacılar gelip konuşuyordu, bir keresinde Bakırköy'den stajyer bir hakim gelmişti, ancak ismini hatırlamıyorum, kendim hazırlandım, ilk sene kazanamadım, ikinci sene kazandım, bu arada kardeşim de Gazi Tıp'ı kazanınca stajı onun evinde kalarak geçirdim, staj yaparken şu anki eşim S. ile tanıştım, eşimin bu yapıya karşı dini ve milli duygular çerçevesinde bir gönül bağının olduğunu biliyorum ancak terör ile bir ilişkisi yoktur, hakkımda ifade veren tanıklar H. ve A. ile Manavgat'ta göreve başladığımızda tanıştım, evimize geldiler, kadın, erkek ayrı oturmak istediler, ben de muhafazakar bir yapıdan geldiğimden garipsemedim, A. kendisini bana ... tarih ve ... olarak tanıtmıştı, bana eşi H.'nin benim yaşımda sohbet ettiğini, bizim de boş durmayıp, açıp Kur'an okumamızın iyi olacağını söyledi, ben de misafir gibi onu kırmadım, bunun dışında bir kaç kez daha evimize gelip gittiler, hakkımda ifade veren B.'nin beyanlarını kabul etmiyorum, ben Yargıda Birlik Derneğinin etkinliklerine katıldım, buna ilişkin fotoğraflar var, tarafınıza sunacağım, ancak kime oy vereceğimi açıklamadım, benim bu terör örgütü ile bağlantım, yapının bir terör örgütü olduğunu bilmememden kaynaklanmaktadır, tamamen dini ve milli duygularımdan kaynaklanan iyi niyet ve sempatimle bir ilişkim oldu, bunun dışında kesinlikle örgüte üyelik niteliğinde bir yakınlığım olmadı dedi. Sanığın [Davacının] Cumhuriyet Başsavcılığında vermiş olduğu ifadesi okundu, görülen çelişki üzerine soruldu: bu yapıyla olan bağlantım şu anda anlattığım kadardır, beyanlarımın bu şekilde anlaşılmasını talep ederim dedi. Sanıktan [Davacıdan] soruldu: biz [ben] H. - A. çiftinin evine hiç gitmedim, ancak sizin mahkemenizde de sanık olarak yargılanan ve o tarihte Serik hakimi olan E.Y.'lerin evine H. ler ile beraber gittik, aynı şekilde E. ler de bizim evde H.ler ile beraber geldiler, gerek E.lerin evinde gerekse bizim evde toplandığımızda cemaate yönelik sohbetler yapılırdı, yine erkek kadın ayrı oturarak bu sohbetleri yapardık, A. sohbetlerde cevşen hatmi yaptırırdı, Risale-i Nur'dan okuma yapardı, aynı zamanda fetullah gülenin yazılarını fotokopi şeklinde bize getirir, onlardan bize anlatım ve okuma yapardı, bunlar sırasında E. de bizimle beraberdi dedi. Sanıktan soruldu: beyanımda fakülteci olarak adı geçen Y.Ç. isimli şahıs yanılmıyorsam en son Kayseri'de hakimdi, benim gibi ihraç olduğunu ve hakkında yargılama olduğunu duymuştum..."
a-2) Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
A.I. isimli şahsın Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen … numaralı soruşturma kapsamında Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde verdiği ifadesine ilişkin düzenlenen 27/12/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağı:
"...Ben 1980 Gaziantep doğumluyum. İlk orta ve Lise eğitimim devlet okullarında okudum ve ailemin yanında kaldım. 1998 yılında Lise 3.sınıfta iken ve Lise den mezun olduktan sonrada 1999 yılında Gaziantep ilinde bulunan Üniversite dershanesine gittim. Bu dershanenin cemaat ile alakası yoktu. 1999 yılında İstanbul Marmara üniversitesi İlköğretim matematik öğretmenliği bölümünü kazandım ve kayıt yaptırdım. Üniversite eğitimim boyunca devlet yurdu olan Anadolu Hisarı kız öğrenci yurdunda kaldım. Bu yurtta kalırken yurdun mescidinde herhafta Cuma günleri camaatin sohbetleri olurdu. Ben namaz kılan biri olduğum için sadece Allah rızası için dini sohbet var diye bu sohbete giderdim. Bu sohbetlerin kalabalık olmasından ve uzun zaman geçmesinden dolayı kimler vardı hatırlamıyorum. Üniversiteden 2003 yılında mezun olduktan sonra ben kapalı bayan olduğumdan başımı açmak istemediğim için devlet okulunda çalışmak istemedim. Yukarıda belirttiğim yurdun mescidin de bir sohbet ortamında orada bulunan arkadaşlar genel olarak 'cemaatin dershanesinde çalışırsan başını açmana gerek yok biz zaten altın nesil yetiştiriyoruz, çocuklara aynı zamanda namazını öğretirsin dediler' bende tamamen dini duygular ile sadece Allah rızası için ailemin karşı çıkmasına rağmen bu teklifi kabul ettim. Mezun olduktan sonra 2003 yılında İstanbul ilinde bulunan Altunzade Sevgi Çiçeği Ana Fen Dershaneleri isimli dershanede matematik öğretmeni olarak göreve başladım. Burada görev yaparken kız öğrencilere bazen kendi evlerine giderek ailevileri ile görüşür, bazen de herhangi bir öğrencimin evine diğer öğrencileri de çağırır dini konulardan bahsederdim. Ben bu dershanede görev yaparken sohbete falan gitmedim. Bu dershanenin müdürü soyadını bilmediğim F. isimli bir şahıstı. Burada bir yıl çalıştıktan sonra ailemin buradan ayrılamam yönündeki baskılar neticesi 2004 yılında Gaziantep de bulunan o dönem Safa dershanesi isimli dershanede çalışmaya başladım. Buraya gelişim ailemin yanında olmam içindi. Burada çalışmaya başladığımda sana şu kadar maaş vereceğiz ama içinde fakir öğrencilere şuan miktarını hatırlamadığım bir miktar burs adı altında para kesiyorlardı. Yine burada iken ben sohbetlere gitmedim sadece işim olan öğretmenliği yaptım. Burada yaklaşık olarak 5 yıl görev yaptım. Şuan Eşim olan H.I. ile hem uzaktan akraba olmamız hem de aynı dershanede çalıştığımızdan dolayı aileler vesilesi ile 2006 yılında evlendik. 2009 yılına kadar burada çalıştıktan sonra Bitlis'te hem tarih öğretmeni hem matematik öğretmenine ihtiyaç olduğundan dolayı bizi burada bulunan Çağlayan FEM dershanesinde görevlendirdiler. Ben ikinci çocuğuma hamile olduğumdan dolayı burada 1 yıl görev yaptım. Daha sonra 1 yıl çocuklarıma bakmak için ara verdim. 2011 yılında Yine Bitlis'te cemaate ait Özel Reşat Kazancı Ortaokulunda Matematik öğretmeni olarak göreve başladım. Burada görev yaparken çocuğuma kreş imkanı sağlamadıkları için Kolej müdürü olan N.G. isimli şahıs ile anlaşmazlık yaşadım ve bu durumdan dolayı istifa ettim. Bu zamandan sonra Bitlis'te herhangi bir yerde çalışmadım. 2013 yılında eşimi İzmir ilinde görevlendirdiler ve İzmir'e taşındık. İzmir ilinde cemaate ait Özlem-iş Proje merkezinde eşimi görevlendirdiler ancak ne olarak görev verdiler bilmiyorum. Bana herhangi bir görev vermediler ben bu ilde çalışmıyordum. Ben eşimden öğrendiğim kadarı ile eşimi bu proje merkezine formalite gereği görevlendirmişler, aslında eşim Hakim-Savcılara sohbet vermesi gerektiğini söyledi. 2013 yılında İzmir'de iken eşim bazen sohbet vereceği Hakim Savcıları kendi evimize çağırıyordu. Ancak ben kendilerini hiç görmüyordum. Bu Hakim ve Savcılar bildiğim kadarı ile çalışan faal olarak görev yapan kişilerdi. Bunun haricinde gelen savcı ve Hakimlerin evinde de belirli aralıklar ile sohbet yapılıyordu. Bu sohbetler dini sohbetlerdi diye biliyorum. Eşim İzmir ilinde 11 ay kaldıktan sonra Denizli iline Sabiha Süt Kolejinde öğretmen olarak görevlendirdiğimizi söyledi. Ancak bunun kim tarafından görevlendirildiğimizi bilmiyorum. Bu zaman da eşim bana benim de kendisinin sohbet verdiği hakim ve Savcıların eşlerine sohbet vereceğimi ve benim sorumlumun da eşimin kendisinin olduğunu söyledi. 2014 yılın da Denizli iline gittik. Burada kolej müdürlüğü yapan soy ismini hatırlamadığım S. isimli şahıs ile muhatap olduk. Bana bu kolejde matematik öğretmeni olarak derslere girmemi ve öğrenciler ile rehber öğretmen olarak ilgilenmemi söyledi. Ben ders saatlerinin fazla olmasından dolayı hiç çalışmadım ancak sigortam buradan yatmaya devam etti. Ben arasıra koleje öğrencilere soru çözmek için etütlere gittim. Eşim de bu kolejde çalışmadığı halde sigortası bu kolej tarafından yatırıldı. Biz bu ilde ... kod adlı ne iş yaptığını bilmediğim ancak öğretmen olan ve BalIkesirli V.D. isimli şahıs bize Hakim ve Savcılara sohbet vermemizi ve bunun karşılığında öğretmenken ne kadar ücret alıyorsak o kadar ücret verileceğini söyledi. Ancak bu ücreti şu an hatırlamıyorum. Bizde bunu kabul ettik. Bu andan itibaren Savcı ve Hakimlerin eşleri ile birlikte ikamet ettiğimiz eve gelerek sohbet yapmaya başladık. Bu durum erkek ve bayanlar aynı anda olarak oluyordu. Bir odada erkekler bir odada bayanlar olarak sohbet veriyorduk. Bu sohbetler onların evinde olduğu zamanlarda oluyordu. ... Kod adlı V.D. bize sohbet esnasında gerçek adımızı kullanmamızı, benim ... tarih ve ... ismini eşimin de ... ismini kullanmamızı istedi. V.D. isimli şahıs tahminen Denizli ilinin Hakim ve Savcılar Abisi olduğunu biliyorum. Biz sohbetlerimizi hep dini içerikli yapıyorduk... Yine Benim sohbet grubumda hatırladığım kadarı ile Hakim veya Savcı olarak bildiğim; Antalya da soy ismini bilmediğim Hakim veya Savcı M. isimli şahsın eşi soy adını bilmediğim ev hanımı olan N., Antalya Manavgat da soy ismini bilmediğim Hakim veya Savcı S. isimli şahsın eşi soy adını bilmediğim Hakim olan ..., ... Bu sohbetlerin nasıl nerede ve ne zaman yapılacağını eşime ... kod adlı V.D. isimli şahıs söylerdi, eşimde bana ne zaman nerede yapılacağını söylerdi. Sohbetleri bazen 15 günde bir bazen 1 ayda bir yapmamızı ve hepsi ile aynı anda bir sohbet yapmamamızı ... kod adlı V.D. eşime söylerdi eşim de bana söylerdi..."
Aynı şahsın, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen … numaralı soruşturma kapsamında müdafi huzurunda verdiği ifadesine ilişkin düzenlenen 28/12/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı:
"... Benim Avukatlık mesleğinden Hakim Savcılığa geçen gruptan hatırladıklarım bunlardan ibarettir. Aklıma geldikçe beyanda bulunmak istiyorum. Ayrıca ben normal Hakim - Savcı grubu ile ilgili bildiklerimi anlatmak istiyorum...- Benim ve eşimin DENİZLİ ilinde hakim - savcılarla ilgilendiğimiz dönemde normal hakim-savcılık grubunda S. isimli hakim veya savcı olan şahıs vardı. S. isimli şahıs ile eşim ilgileniyordu. Bu şahsın hakim veya savcılık yapan ... isimli eşi vardı, ... isimli bayan ile ben ilgileniyordum, yanlış hatırlamıyorsam S. ve ... isimli şahıs ANTALYA ili Manavgat'ta görev yapıyordu. Bu şahısların bir tane erkek çocukları olduğunu hatırlıyorum. Hatta bu şahısların da çocukları için eşim aracılığı ile Fethullah GÜLEN'den isim istediklerini hatırlıyorum. Ancak ne ismi istediklerini eşim hatırlar. Bu şahıslar bizim Denizli iline gelmemizden 2016 yılı OCAK ayına kadar yapı içerisinde bulunmaya devam etmişlerdir. (Tayinlerinin çıkmadığını hatırlıyorum, ancak çıkıp çıkmadığı hususunda hatırladığım net birşey yoktur) Ben S. isimli şahsı teşhis edemem ancak eşi ... isimli bayanı teşhis ederim. Bu şahısların himmet, burs vb. Para işleri ile eşim ilgileniyordu, bu konuları eşim daha net anlatacaktır..."
H.I. isimli şahsın Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen … numaralı soruşturma kapsamında Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde verdiği ifadesine ilişkin düzenlenen 27/12/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağı:
"...S.[Davacının eşi]: T-5 olarak adlandırılan grupta idi. Evli, 1 erkek çocuk babası idi. Antalya ili Manavgat ilçesinde Savcı olarak görev yapıyordu. Eşi ise Antalya ili Manavgat ilçesinde Hakime olarak görev yapıyordu. Eşinin de [Davacının da] yapıdan olduğunu bitiyorum ancak katalog evliliğimi bilmiyorum. Akademide tanışarak evlendiklerini söylemişlerdi, ... marka aracı vardı. Daha sonraları Antalya grubu Denizli ilinden ayrıldığı için şahsın toplantılara katılmaya devam edip etmediğini bilmiyorum. Şahsı görsem teşhis edebilirim..."
Aynı şahsın Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen ... numaralı soruşturma kapsamında verdiği ifadesine ilişkin düzenlenen 11/01/2017 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı:
"...Ben daha önceki ifademde belirttiğim üzere ben bu yapı ile öğretmenlik yaptığım dönemde dershaneyle tanıştım. Bu yapının dershanelerinde Gaziantep ve Bitlis te çalıştım. 2013 yılı Haziran ayında bana Bitlis ten İzmir merkeze tayin olacağım söylendi ve daha sonra İzmir merkeze tayin oldum. Biz İzmir'e tayin olduğumuzda bana hitaben 'Sen Körfez dershanesinde, eşinde Yaman kolejinde öğretmenlik yapacak' şeklinde söylediler. Daha sonra bu sözlerini tutmadılar, bir süre sonra beni Özlem İş Proje Danışmanlık şirketinde kariyer uzmanı olarak çalıştırmaya başladılar, eşime herhangi bir iş vermediler. Benim sigortamı da 4 ay yatırmadılar. Daha sonra ben bu şirkette kariyer uzmanı olarak çalıştığım dönemde Gaziantep ten dershanede çalıştığım dönemde dershane genel müdürlüğü yapan ... kod adlı bana hitaben 'Bizim hakim savcı arkadaşlarımız var, Ankara daki arkadaşlar bunlarla ilgilenmeye yetişemiyor, aileleri arasında problemler çıkıyor, hakim savcılarla ilgilenir misin, sohbet eder misin' şeklinde söyledi. Bende dini duygularla bunu kabul ettim. ... kod adlı Ö.İ. ile yüz yüze görüştüm. Akabinde ... kod Ö.İ. bana hitaben '... kod adlı T.'nin bir ekibi var, onlarla irtibata geçip ayda bir onlarla ilgileneceksin' şeklinde söyledi. Ben bu görüşme sonrasında ... kod adlı T. ile irtibata geçtim, evine gittim, eve gittiğimde ... kod adlı T. isimli şahıs vardı, ayrıca bu evde hakim veya savcılık yapan H.Ö., H.B. vardı. H.Ö. ve H.B. grup başkanı denilen kişilerdi. Grup başkanları ile ilgili örgütün yapısını anlatırken bilgi vereceğim. Yine bu toplantıda başka grup başkanları vardı ancak kim vardı tam olarak hatırlamıyorum. Ayrıca bu toplantı da ... kod adlı Ö.İ. bana hitaben 'Önümüzdeki hafta Antalya'da buluşalım, orada da sana devredeceğim grup var' şeklinde söyledi. Bende bir hafta sonra Antalya'ya giderek ... kod adlı T. ile ... kod adlı M.K.'nin evinde buluştuk. Evde buluştuğumuzda ben ... kod adlı T. ... kod adlı M.K., ... kod adlı S.A. [Davacının eşi] vardı. ... kod adlı M.K. ile ... kod adlı S.A. [Davacının eşi] de grup başkanlarıydı. Bu toplantıda başka grup başkanları vardı ancak onlarla ... kod adlı T. ilgileniyordu. Ancak ben bunları görsem dahi teşhis edemem. Ben bu toplantıdan sonra tekrar dan İzmir'e döndüm. H.Ö., H.B., ... kod adlı M.K., ... kod adlı S.A.'nın [Davacının eşi] grup başkanı olduğu gruplarla ilgilenmeye başladım. İlgilenmeye başlama tarihim yanlış hatırlamıyorsam 2013 yılı Eylül aylarıydı. Ben bu dönem hakim savcı ile ilgilenmeye başladığımda eşim kimseyle ilgilenmiyordu. Ben hakim savcıyla ilgilenmeye başladığım dönemde Özlem İş Proje Danışmanlık şirketi tarafından yatıyordu. Benim dışımda bu şirkettin kimsenin sigortası yatıyor muydu onu tam olarak bilmiyorum... ... kod adlı S.A. [Davacının eşi]: Bu şahıs Manavgat ta savcı olarak görev yapıyordu. Ben Emniyetteki ifademde bu şahıstan bahsetmiştim ve ifadem sonrasında teşhis işlemi yapmıştım. Bu şahıs grup sorumlusudur. Eşinin adı ... dir. ... de Manavgat ta hakim olarak görev yapıyordu.bu şahıs Urfalıdır. Bu iki şahısta T5 toplantılarına katılıyordu. Bu iki şahısta yapı içerisinde yer alır. Ayrıca ben ... isimli şahsı görsem teşhis edebilirim.... Grup sorumlusu ... kod adlı S.A.'nın [Davacının eşinin] grubunda eşi olan ... ..., M. isimli şahıs ve C.G. Vardı. ... kod adlı S.A. [Davacının eşi]: Bu şahıs hakkında yukarıda bilgi vermiştim, aynen tekrar ederim. Ben Emniyetteki ifademde bu şahıstan bahsetmiştim ve ifadem sonrasında teşhis işlemi yapmıştım. Bu şahıs grup sorumlusudur. Bu şahıs yapı içerisinde yer alır. ... ... isimli şahıs: Bu şahıs nereli bilmiyorum. S.A.'nın eşiydi. Eşiyle birlikte T5 toplantılarına katılıyordu. Evlilikleri yapı evliliği mi bilmiyorum, ben tanıştığımda evliydiler. Ancak her ikisi de yapı içerisinde yer alıyordu. Eşi ile birlikte Manavgat ta görev yapıyordu. Ben Emniyetteki ifademde bu şahıstan bahsetmemiştim ve ifadem sonrasında hatırladığım şahıslardandır. Bu şahsı görsem teşhis edebilirim. Bu şahıs eşi ile birlikte yapı içerisinde yer alır... Ben İzmir e gittiğimde hakim savcı yapılanmasının ne olduğunu, nasıl yapılandığını bilmiyordum ancak daha sonra öğrendim. Ben hakim savcı yapılanmasını bildirim kadarıyla anlatmak istiyorum.Benim bildiğim kadarıyla Türkiye 5 büyük bölgeye bölünmüş haldedir. Bunlardan birincisi İstanbul, ikincisi İzmir, üçüncüsü Ankara, dördüncüsü Erzurum ve beşincisi de Antep tir. Bu büyük beş bölgenin altında iki veya üç küçük bölge vardır. İzmir in altında Antalya, Denizli ve Balıkesir bulunur. İstanbul ( İstanbul Avrupa ve İstanbul Asya olmak üzere İstanbul un) un ikiye ayrıldığını biliyorum. İstanbul un altındaki küçük bölgeler Bursa ve Sakarya vardı. Başka bir il varmıydı onu tam olarak bilmiyorum. Ankara nın altında Kayseri ve Samsun vardı, başka bir il varmıydı onu bilmiyorum ancak son anda Konya ilini de duymuştum, ancak emin değilim. Erzurum un altında Van vardı, birde Iğdır ili geçiyordu ancak emin değilim. Gaziantep in altında Adana, Diyarbakır ve Malatya vardı. Türkiye geneli yapılanmanın ve illerin bu şekilde olduğunu hatırlıyorum. Ben bölge yapılanmasını anlatmak istiyorum. Bölge yapılanma içerisinde T1,T2, T3 T4, T5 ve A1grupları vardı. T1,T2, T3 T4, T5 olarak adlandırılan gruplardaki T talebeyi ifade eder. Numaralar ise hakim savcıların dönemlerine ve sicil numaralarına göre oluşturulmuş gruplanmayı ifade eder. Ben sadece T5 grubunu biliyorum. Bu grupta 13-14 ve 15. Dönem hakim savcılar olduğunu öğrenmiştim ancak diğer gruplardaki sicillerin hangileri olduğunu ayırt etmem mümkün değildir. Bölge yapılanmasının tepesinde T1,T2, T3, T4, T5 ve A1 den sorumlu bölge imamı bulunur. Bölge imamının altında bölge imamına bağlı T1 sorumlusu veya sorumluları, T2 sorumlusu veya sorumluları, T3 sorumlusu veya sorumluları, T4 sorumlusu ve sorumluları, T5 sorumlusu veya sorumluları ile A1 sorumlusu veya sorumluları bulunur. Ayrıca T1,T2, T3 T4, T5 ve A1 de sorumluluk üstlenen bir kişiyi bölge imamlığı yapan kişi izdivaç yani evlilik işleriyle görevlendirir. Ayrıca gerektiğinde bölge imamı tarafından izdivaç işleriyle ilgilenen kişiye yardımcı olarak bir kişide görevlendirirdi. Ayrıca yine bölge imamının altında bulunan T1,T2, T3 T4, T5 ve A1 sorumlularından bir tanesi eğitimden sorumlu olarak görev yapıyordu. Eğitim sorumlusu denen bu kişilerin yapı içerisindeki görevi yapı içerisinde T1,T2, T3 T4, T5 ve A1 grubunda toplantıya katılan hakim savcıların çocuklarından ilkokul 4 ten üniversite aşamasına kadar eğitimini takip etmekti. Ayrıca eğitim sorumlusunun altında teyze olarak adlandırılan bir kişi vardı. Bu kişinin görevi T1,T2, T3 T4, T5 ve A1 grubu toplantılarına katılan hakim savcıların çocuklarının ilkokul 4. Sınıftan 8. Sınıfa kadar dini eğitim ve ders takibi yapmaktı. Bu sorumlular T1,T2, T3 T4, T5 ve A1 grubunda sohbete gelen hakim savcıların meslekten olmayan ve çalışmayan kişilerden oluşuyordu. Ayrıca bu görevi zaman T1,T2, T3 T4, T5 ve A1 grubundan sorumlu kişilerin çalışmayan eşleri de yapıyordu. Teyze olarak adlandırılan bu kişiler para almaksızın bu görevlerini yapıyorlardı. Ayrıca bölge imamına bağlı bölgenin altındaki küçük bölgelerden sorumlu olan imamlar vardı. İzmir deyken biz doğrudan İzmir bölge imamına bağlıydık. Benim yapılanma şekline ilişkin bildiklerim ve hatırladıklarım bunlardan ibarettir. Ayrıca yapı içerisinde kullanılan bazı terimler vardı, ben onlardan bahsetmek istiyorum. Yapı içerisinde kullanılan terimler talebe, refik ve ümiteri dir. TALEBE: Talebe T1,T2, T3 T4, T5 ve A1 gruplarında bulunan ve yapıya sıkı sıkıya bağlı olan yani yapı için kendini kelle koltukta gidecekler için kullanılan addır. Bunlar yapı içerisindeki öncelikli kişilerdir. Talebeler kendilerinin talebe olduğunu bilirlerdi. Bunlara talebe oldukları söylenirdi. REFİK: Talebe boyutunda olmayan ancak yapıya talebenin bir altı boyutunda bağlı olan kişilere verilen addır. Bu kişiler refik olduklarını bilmezlerdi. Zaten öğrendikleri anlarda biz neden talebe değiliz diye alınganlık yaparlardı. Ben bunu aşağıda bahsedeceğim Denizli de benim üstüm olan ve kolluk ifademde bahsettiğim ve teşhis ettiğim ... kod adlı V.D.'den duymuştum. V.D. den duyduğum kadarıyla sorumlu bir abi böyle bir pot kırmış ve refik olan kişi alınganmış yapmış. Bu konuda dikkat etmemiz gerektiğini söylemişti. ÜMİTERİ: Bu tabir yapı içerisinde daha önceden asker, emniyet gibi gruplarda bulunuyormuş ancak hakim savcılar için bu terim HSYK seçimleri sonrasında kullanılmaya başlandı. HSYK seçimleri sonrasında yapıdan kopuşlar oldu. Genelde avukatlar grubundan kopmalar oluyordu. Diğer gruplardan kopmalar pek olmuyordu. Benim grubumda avukatlardan kopmalar olmuştu. Kendileri hakkında bilgiler toplandığını bu nedenle görüşmemizin daha uygun olacağı söyleniyordu. Benim yapının şekli ve sistematiğe ilişkin bildiklerim bundan ibarettir. Ben İzmir de görev yaptığım dönemde ben ayrılana kadar İzmir hakim savcı bölge sorumlusu yukarıda açık net bir şekilde bahsetmiş olduğum ... kod adlı Ö.İ.'dir... Benim İzmir bölgesinden hatırladıklarım ve bildiklerim bundan ibarettir, zaten ilk başka İzmir ve diğer bölgelerin altlarında küçük bölgeler oluşturulmamıştı bu nedenle küçük bölge imamları yoktu. Ben İzmir de görev yaptığım dönemde T1, T2, T3,T4,T5 ve A1 grupları sorumluları olarak bölge sorumlusu olan ... kod adlı Ö.İ. ile birlikte haftalık toplantılar yapılıyordu, yapılacaklar ve sorunlar konuşuluyordu. Ayrıca bu dönemde Ege nin tamamında bulunan hukuk fakültelerinin sorumlusu olduğunu düşündüğüm bir kişi de zaman zaman bizim toplantılarımıza katılırdı, ancak bu kişi hakkında hiçbir bilgi hatırlamıyorum. Bu kişi zaten kendi bölgesine bağlıydı bizim bölgeyle hiçbir ilgisi yoktu... Biz İzmir de görev yapmaya başladığımız dönemde büyük bölgelerin altlarında küçük bölgeler oluşturulacağı söyleniyordu. İzmir in altında küçük bölge olarak Denizli ilinin yapılacağı söyleniyordu ve Denizli ye gidip gitmeyeceğimiz bize soruldu. Bizde öğretmenlik mesleğini unutmamız ve eşimin çalışmıyor olması nedeniyle Denizli de öğretmenlik yapmam kaydıyla hem öğretmenliği hemde yapı içerisinde bu işi yürütebileceğimi söyleyerek kabul ettim. İzmir de normalde eşim grupların bayanlarıyla eve geldiğinde ilgilense de sigortası yatmadı, herhangi bir maaş almadı ancak arada bir yardımda bulunuyorlardı. Denizliye geçtikten sonra maaş almaya ve sigortası yatmaya başladı. Biz İzmir de bulunduğum sürece yukarıda saymış olduğum 5 grupla ilgilendik..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan K.K. isimli şahsın, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğinden bahisle hakkında Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen … numaralı soruşturma kapsamında verdiği ifadesine ilişkin düzenlenen 06/12/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağı:
"...2001 yılında Bursa ilinde bulunan Ulubatlı Hasan Lisesinde lise öğrenimime başladım, hatırladığım kadarı ile 2004 yılı içinde lise son sınıfta sınıf arkadaşım E.E.’nin marifetiyle cemaat ablası ile tanıştım, bu suretle cemaat evlerine gitmeye banladım, cemaat evlerinde Fethullah GÜLEN’e ait kitaplar ve Risale i Nur okunur, namaz kılınırdı. Bu abla evlerinde Fethullah GÜLEN’ e ait kasetlerin izlettirildiğini ve dinlettirildiğini hatırlamıyorum. Abla olarak bahsettiğim bu kişinin ismi Y. idi, soy ismini hatırlamıyorum, kendisi Yeşilırmak dershanesinde Türkçe öğretmeni olarak görev yapardı. Lise son sınıfta Özel Grup Dershanesine gidiyordum, bu dershaneden İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandım... 2005 yılında Üniversiteyi kazandıktan sonra yukarıda bahsetmiş olduğum Y. öğretmen bana cemaat evlerinde kalmamı önerdi. Bu öneri üzerine Fatih İlçesindeki cemaat evine yerleştim... Bu cemaat evinde yaklaşık olarak 1 yıl kaldım, kaldığım dönem içinde Fethulah GÜLEN’ e ait kitapları okur ve kasetlerini izlerdik. Ayrıca Risale i Nur da okunurdu... Üniversiteyi bitirdikten sonra cemaatten sınıf arkadaşlarım olan E.D., R.A., Y.Ç., ... ... ile birlikte hakim olma kararı aldık. Bu karar doğrultusunda cemaat bizi Ankara’daki cemaat evlerine yerleştirdi. Bu evler cemaatte ders çalışma evleri olarak geçiyordu. Cemaat Ankara’ya gitmiş olduğum arkadaşlarım ile bizi ayrı ayrı evlere yerleştirdi, bizi neden ayrı evlere yerleştirdiklerini bilmiyorum. Evde normal yayınevinin kitapları olduğu gibi cemaate ait sınava yönelik kitaplarda bulunmaktaydı, evde herkes kendisi ders çalışırdı, evlerde abla yoktu, ancak haftada bir abla gelirdi, ders çalışıp çalışmadığımızı sorardı, kalmış olduğum cemaatin çalışma evinde, sınava hazırlanan soyadını bilmediğim R. ve D. adlı kişiler vardı. Bu kişiler 2010 veya 2011 yılındaki İdari Yargı sınavını kazanarak mesleğe girdiler, şuan nerede olduklarım bilmiyorum, hatırladığım kadarı ile D. ve R. Selçuk Üniversitesi mezunları idi, mezuniyet yıllarını bilmiyorum ancak 2010 yılı öncesi olabilir. Bu evlerde Fethulah GÜLEN’e ait kaset ve kitap bulunmakta idi, bu evde kalan herkes söz konusu evin cemaat evi olduğunu kesin bir şekilde bilirdi. Cemaatten olmayan bir kişi kesinlikle bu eve kabul edilmez. Bu evde sınava hazırlanan kişilerin cep telefonu kullanmaları yasaktı. Bu evlerde televizyon da bulunmamaktaydı, evin ihtiyaçlarını ev ablaları karşılardı. Bu cemaat evlerine zaman zaman hakim adayları uğrardı ve bize çalışmaların nasıl gittiğini sorardı, bu gelen kişi hep aynı kişiydi, bu gelen kişinin ismi Z.M. adlı hakim adayı idi. Z.M. FETÖ/PDY kapsamında soruşturma geçirmektedir. Bu evde sınava hazırlanıp sınavı kazanan kişilerin cemaatten ayrılması çok zordur, cemaatin ikna süreci vardır, bu kişileri ikna edip tekrar kazanmaya çalışırlar. Bununla beraber sınavı kazandıktan sonra kesinlikle cemaatten ayrılamaz diye bir durum yoktur, isteyen ve ısrarcı olan herkes cemaatten ayrılabilirdi. Ankara’da ilk yerleştirildiğim cemaat evi Yeni Mahalle semtinde Özer yada Örnek Apartmanı isimliydi, bu ev Şentepe tarafına doğruydu. Ancak çevresindeki ve yakınındaki hiç bir şeyi hatırlamıyorum. Bahsetmiş olduğum apartmanın 2. Katında otururduk. Bu evde kalmış olduğum R. ve D. isimli arkadaşlarım sınavı kazanarak İdari Yargı Hakimi oldular. Bu kişilerin görevlerini bilmiyorum çünkü bir daha bu kişiler ile görüşmedim. Ankara ya cemaat evine geldikten sonra B.E. adlı kişi bana artık İstanbul’da tanımış olduğum cemaatçi kimseler ile görüşmememi ve irtibatımı kesmemi söylemişti. Bende bu nedenle irtibatımı kestim, cemaatte böyle koruyucu bir sistem vardır, bağlı bulunduğumuz yerden ayrıldıktan sonra o yer ile irtibatımızı keseriz..."
Aynı şahsın Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen … numaralı soruşturma kapsamında verdiği ifadesine ilişkin düzenlenen 12/04/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı:
"... Ben 2005 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandım ve 2010 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldum. Ben üniversitenin 1.yılında ve son 1,5 yılında yapının evlerinde kaldım. Bunlar dışında üniversite hayatım boyunca 2,5 yıl da devlet yurdu olan Hüdavendigar kız öğrenci yurdunda kaldım. Bana sormuş olduğunuz kariyer görüşmesini ben meslek görüşmesi olarak biliyorum. Ben 4.sınıfa geldiğimde bölgede E.K. isimli bir abla vardı. Bu şahısla kariyer görüşmesi olarak bir görüşme yaptığımı hatırlıyorum. Ancak bu konuşmanın içeriğini hatırlamıyorum. Zaten bu görüşme sonrasında da E.K. beni Ankara'dan gelen, o dönemde hakim adayı olan B.A.'ya yönlendirdi. Ben bu yönlendirmeden sonra asıl meslek görüşmesinin tamamını B.A. ile yaptım. B.A. bizim üst dönemimiz olması nedeniyle önceden tanıyordum ve isim olarak biliyordum. Bu nedenle kod adı var mıydı yok muydu tam olarak hatırlamıyorum. B.A. ile 4.sınıfta görüştük mü onu da tam olarak hatırlamıyorum. Ancak 5.sınıfta birden fazla kez görüştüğümü hatırlıyorum. B.A. ile yapılan görüşmelerde benim gibi görüşmeye katılan kişiler E.D., R.A., Y.Ç., ... ..., H.A., C.K., M. isimli şahıs, E.Ş. isimli şahıslardı. Başka biri var mıydı onu tam olarak hatırlamıyorum. Ben bu şahıslarla birlikte B.A. ile en az 3-4 kez görüştüğümü hatırlıyorum. Ben sizin sorduğunuz şekilde tek tek görüşme yapılıp yapılmadığını tam olarak hatırlamıyorum ancak bu görüşmelerde B.A. isimli şahıs bize veya bana hitaben 'Ankara'da çalışma evlerimiz var, orada ders çalışmak isterseniz çalışabilirsiniz, ancak bu görüşmelerden kimseye bahsetmeyeceksiniz, ailenize cemaatten ayrıldık deyin ve sınıf arkadaşlarımızla Ankara'da hakim-savcılık sınavlarına hazırlanacağız deyin, sizin cemaatte kaldığınızı bilen kişilerle irtibatı kesmelisiniz, çalışma evine baş örtüsü ile girmek yasak, Ankara'ya geldiğinizde başınızı açmalısınız, Ankara'da sizi ben karşılayacağım ve çalışma evine götüreceğim, vb' şeklinde söylemişti. Bana sormuş olduğunuz şekilde ben üniversitede kapalıydım. Ankara'ya gittiğimde başımı açtım. Hakim-savcı çalışma evlerine başı kapalı kişilerin alınmadığını önceden biliyordum. Ben mezun olduktan sonra memlekete döndüm. Hangi gün geleceğimizi nasıl kararlaştırdığımızı tam olarak hatırlamıyorum ancak kararlaştırdığımız günde ben memleketimden Ankara'ya gittim. Ankara AŞTİ'de B.A. beni karşıladı ve kendi özel aracı ile alarak beni birinci kalmış olduğum Yenimahalle Şentepe de bulunan bir eve götürdü. Bu ev benim ilk kalacağım çalışma eviydi, B.A. beni bu eve bıraktıktan sonra evden ayrıldı ve bir daha da bu eve gelmedi, daha sonra da kendisini görmedim, dedi.... STAJ YAPILANMASI: (2011 yılının haziran ayından 2013 yılının 3 Mayısına kadar kaldığını beyan eder) DEVAMLA: 14.dönem Ankara staj yapılanmasının en üstünde benim bildiğim kadarıyla ... KOD ADLI şahıs vardı. Ayrıca ... KOD ADLI şahıstan da bahsediliyordu ancak ben bu şahsı hiç görmedim. Gerçek ismini de bilmiyorum. ... KOD ADLI şahsın üstünde kim vardı veya biri var mıydı onu tam olarak hatırlamıyorum. ... KOD ADLI şahsın altında devreci olarak adlandırılan E.Ö.Ş. ve A. İSİMLİ şahıs vardı. Bu şahısların altında da 14.dönem Ankara staj evlerinde kalan yapı içerisinde yer alan kişiler vardı. E.Ö.Ş.'nin benim devrecim olması nedeniyle altında Ankara staj yapılanmasından 5 tane staj evinin olduğunu biliyorum. A. İSİMLİ şahsın devreci olduğunu biliyorum ancak altında kaç ev var ondan tam olarak bilgi sahibi değilim. Çünkü bir devrecinin altında bulunan evde kalan kişilerle diğer devrecinin altında bulunan evde kalan kişilerin çok haşır neşir olması, birbirine gidip gelmesi yasaktı ve tedbire aykırı olduğu söyleniyordu. Ben A. İSİMLİ şahsın altındaki evleri bilmiyorum ancak bu evlerde kalan bazı kişileri biliyorum. Bizim devrecimiz olan E.Ö.Ş.'nin sorumlu olduğu evlerden birincisinde bizim dönemden ben, G.İ., Y.T., Ö.Y., N.D. vardı... ikincisinde B.Z., F.N.Ç., TGS, N.G., F.T. ve E.Ö.Ş. vardı... üçüncüsünde E.Y., K.D., Z.Ö., L.T., A.B., C.K. ve ... ... vardı... dördüncüsünde B.H., Z.Y., E.P.Z. vardı... beşincisinde Y.Ç., S.S., S.A. vardı... staj süreci boyunca evlenme nedeniyle zaman zaman değişiklikler oldu, sayının azalması nedeniyle kapanan staj evleri olduğunu da hatırlıyorum. Hatırladıklarım bunlardır. Ayrıca biz sınavı kazandığımızda ve mesleğe başladığımızda devrecimiz olan E.Ö.Ş. bize hitaben 'sınavı geçtiniz, mesleğe başladınız, bundan sonraki maaşlarınız sizin olacak ilk maaşını bereket ve zekat olsun cemaate verin' şeklinde söyledi. Ben de zekatım olsun, bereket olsun diye ilk maaşımı E.Ö.Ş.'ye verdim. Zaten sonraki maaşlarımızda da bekarlardan %15, evlilerden %10 oranında para talep ediliyordu. Ben de ilk maaşım dışındaki diğer maaşlarımda zaman zaman bu şekilde E.Ö.Ş.'ye para verdiğimi hatırlıyorum..."
Aynı şahsın Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen … numaralı soruşturma kapsamında Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde verdiği ifadesine ilişkin düzenlenen 13/04/2018 tarihli şüpheli ek ifade tutanağı:
"... EK İFADEMDE VE SAVCILIK İFADEMDE BELİRTMİŞ OLDUĞUM ŞAHISLARIN BENİMLE HANGİ DÖNEMDE BİRLİKTE NEREDE KALDIKLARIMIZA DAİR AYRINTILI (NERELİ OLDUKLARI, HANGİ OKUL MEZUNU OLDUKLARI VS.) BİLGİ VERMEM GEREKİRSE; .... 14- ... ...: Hatırladığım kadarıyla Yozgatlıdır. İstanbul Hukuk Fakültesinden sınıf arkadaşımdır. Bu şahısla benimle meslek görüşmelerine katılan, staj döneminde yapının evlerinde kalan şahıstır. Adli yargı hakimi olduğunu biliyorum. Görsem teşhis ederim..."
Ayrıca, dava dosyasında yer alan 18/04/2018 tarihli teşhis tutanaklarında, ifade sahibi K.K. tarafından davacı ... ...'ın net ve kesin bir şekilde teşhis edilmiş olduğu görülmektedir.
Davacı tarafından; meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karardan sonra elde edilen delillerin dava konusu karara dayanak teşkil edemeyeceği, tanıkların, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak, tahliye olmak veya tutuklanmamak amacıyla beyanda bulundukları, beyanlarının soyut nitelikte olduğu ve dikkate alınamayacağı, öte yandan, anılan tanıkların adli soruşturma kapsamında verdikleri ifadelerin tek başına dikkate alınamayacağı, hakkında açılacak disiplin soruşturması kapsamında tanıkların beyanlarının ayrıca alınması gerektiği, hakkında açılan adli soruşturma kapsamında Manavgat Adliyesinde birlikte görev yaptıkları yargı mensuplarının, şahsının 2014 yılı HSK üye seçimleri döneminde örgütün sözde bağımsız adayları lehine herhangi bir söylemde bulunmadığını beyan ettikleri; K.K. adlı tanığın beyanlarına karşı, anılan tanığa, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanma amacıyla verdiği ifadeden sonra istifa imkanı tanındığı, anılan tanığın beyanlarının gerçeğe aykırı nitelikte olduğu ve beyanlarına itibar edilmemesi gerektiği, hakim savcı çalışma evlerine yerleştirilme gibi bir durum varsa bu hususun nereye, ne zaman, kim tarafından yerleştirildiği ve kimlerle birlikte kaldığı soruları cevaplandırılacak şekilde somutlaştırılması gerektiği ileri sürülmüştür.
Davalı idare tarafından dava dosyasına sunulan davacıya ait hizmet cetveli incelendiğinde; davacının, doğum yerinin Yozgat olduğu, nüfusu kayıtlı olduğu yerin ise Ceylanpınar (Şanlıurfa) olduğu, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 2010 yılında mezun olduğu, … sicil numarasıyla 17/06/2011 tarihli onaya istinaden 21/06/2011 tarihinde Ankara Adliyesinde hakim ve savcı adayı olarak staja başladığı, 03/05/2013 tarihli kur'a kararnamesiyle Manavgat (Antalya) hakimi olarak atandığı ve meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verildiği tarihe kadar Manavgat (Antalya) Hakimi olarak görev yaptığı görülmüştür.
Davacının beyanları, davacı hakkındaki tanık beyanları ve davacıya ait hizmet cetveli birlikte değerlendirildiğinde, davacının, üniversite döneminde örgüt tarafından sohbet olarak adlandırılan toplantılara ve kariyer görüşmesi olarak adlandırılan görüşmelere katıldığını, Manavgat Adliyesinde görev yaptıkları dönemde A.I. ve H.I. tarafından düzenlenen sohbetlere eşiyle birlikte katıldıklarını, örgüte sempatisi olduğunu beyan ve ikrar ettiği; A.I. adlı tanığın, düzenlediği sohbet adı verilen toplantılara davacının da katıldığını beyan ettiği; H.I. adlı tanığın, davacının Manavgat Adliyesinde görev yaptığı dönemde T5 grubu içinde yer aldığını ve bu grupla birlikte sohbet adı verilen toplantılara katıldığını, davacının, eşi olan ... kod adlı S.A.'nın grubu içerisinde yer aldığını beyan ettiği; A.I. ve H.I. adlı tanıkların, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanma amacıyla verdiği ifadelerinde, örgüte, örgütün stratejisine ve örgüt içindeki konumlarına dair ayrıntılı beyanlarda bulunduğu, beyanlarının birbirleriyle uyumlu ve birbirini destekler mahiyette olması nedeniyle itibar edilebilir olduğu; K.K. adlı tanığın, davacıyla aynı üniversiteden mezun olduklarını, davacıyla birlikte örgüt tarafından mezun görüşmesi olarak adlandırılan görüşmelere birlikte katıldıklarını, davacıyla ve diğer arkadaşlarıyla birlikte hakim savcı sınavlarına hazırlanmak amacıyla Ankara'ya geldiklerini ve örgüt tarafından örgüte ait farklı hakim savcı çalışma evlerine yerleştirildiklerini, davacının, staj döneminde E.Ö.Ş. adlı eski yargı mensubunun sorumlu olduğu üçüncü staj evinde kaldığını beyan ettiği, beyanlarının kısmen davacının hakkında açılan ceza davasında Ceza Mahkemesi huzurunda verdiği yukarıda yer verilen ifadesiyle uyumlu olduğu, anılan tanığın davacıyla ilgili ayrıntılı, net ve tutarlı beyanlarda bulunduğu görüldüğünden söz konusu tanık beyanının itibar edilebilir nitelikte olduğu; davacı hakkındaki söz konusu tanık beyanlarının, davacının değişik tarihlerde (üniversite dönemi, staj dönemi, mesleğe başladıktan sonraki dönemi de kapsayacak şekilde) örgüt ile irtibatını ortaya koyduğu değerlendirilmiştir
Bu durumda, davacının örgüt içinde yer aldığına, üniversite döneminde örgüt tarafından sohbet olarak adlandırılan toplantılara ve mezun görüşmesine katıldığına, sınavlara örgütün hakim-savcı sınav çalışma evlerinde hazırlandığına, mesleğe başladıktan sonraki dönemde örgüt tarafından sohbet olarak adlandırılan toplantılara katılmaya devam ettiğine, örgüt içinde 'T5' grubu içerisinde yer aldığına ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen davacının ve davacı hakkındaki tanık beyanları ile davacının tanık beyanına karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının tanık beyanlarına karşı beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.

b) Hakim-Savcılık Sınavlarına Örgüte Ait Çalışma Evinde Hazırlanma
i. Çalışma Evinde Sınava Hazırlanma Hususunda Genel Değerlendirme
Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca ... sayılı soruşturma kapsamında düzenlenen 25/02/2019 tarihli dosya inceleme ve değerlendirme tutanağında, "...F.G. isimli şahsın şüpheli olarak alınan savunmalarında ve Tokat Sulh Ceza Mahkemesinde yapılan sorgusunda özetle '2010 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olduğunu ve Kırıkkale İlinde avukatlık stajını yapmaya başladığını, daha önce ismini zikrettiği Ş. isimli şahsın kendisine ulaştığını, kendisini hakim savcı hazırlama evlerine davet ettiğini, Ş.' nin ve ailesinin ısrarı üzerine staj süresinde Ankara Etlik' te bulunan açık adresini hatırlamadığı bir eve yerleştirildiğini, bu evde Amasya'lı, Ankara Hukuk Mezunu olan S.K. (İdari hakim, abisi de hakim), Adana'lı Ankara Hukuk Mezunu esmer, dudağının üzerinde ben bulunan C., Afyonlu H., Afyon'un bir köyünden Ankara hukuk mezunu ailesi çiftçilik yapan uzun boylu zayıf ismini A. olarak hatırladığı kişiler olduğunu, bu hazırlık evinde yaklaşık dört ay kaldıklarını, kendisi dışında hepsinin sınavı kazandıklarını ve mülakatı geçtiklerini, zaten kendisini eve davet ederken sen yazılıyı geç biz mülakatı hallederiz şeklinde söylediklerini, Hakim Savcı hazırlık evlerine haftada bir gün hakim bir bayanın geldiğini, kitap ihtiyacını karşıladığını, bu bayanın zayıf, uzun boylu, Hatay yada Mersinli isminin E. olduğunu, E. isimli şalısın [şahsın] piyasadan fotokopi şeklinde soru ve konu anlatını [anlatımı] getirdiğini, bu fotokopilerdeıı[n] girmiş olduğu sınavda çıktığını hatırladığını ancak miktarını hatırlamadığını, bu evlerde cep telefonun yasak olduğunu, bu çalışma evinde sabit bir hat olduğunu, bu hatların dışarıya aramasının kapalı olduğunu, ancak bu sabit hattın dışarıdan arandığını, bu hat sayesinde sınava çalıştıkları dönemde aileleri ile görüştüklerini' beyan etmesi üzerine FETÖ/PYD Silahlı Terör Örgütünün Hakim/Savcılık sınavlarına hazırlık evi olarak kullanılan hücre evlerine yönelik Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından soruşturma başlatılmıştır.
...
-Bu evlere, üniversite döneminde yapının evlerinde veya yurtlarında kalan, yapıya güvenini ispat etmiş kişiler ile KARİYER GÖRÜŞMESİ adı altında görüşme yapılarak Hakim/Savcılık mesleğini yapmak isteyenler yönlendirilmektedir. KARİYER GÖRÜŞMESİ yapıldığı esnada kariyer görüşmesi yapan kişi KOD adı kullanmaktadır ve KOD adı kullandığını görüşme yaptığı kişiler bilmektedir.
-KARİYER GÖRÜŞMESİ sonucunda hakim savcı olmak isteyen kişiler genelde Ankara İlinde (...) bulunan evlere sınavdan yaklaşık üç-dört-beş ay önce çağrılmaktadır. Bu evleri bahse konu sınav döneminde Ankara Adliyesinde adli veya idari yargı hakim/savcı adayı olarak staj yapan ve yapının Ankara ilinde kiralamış olduğu adaylık (Staj evlerinde) evlerinde kalan yapı üyesi kişiler kiralamakta ve evin kira ve bazı masraflarını bu kişiler karşılamaktadır. Bu evlerin bir tanesinden sorumlu kişilere yapı içerisinde MURAKIP denilmektedir. Bu murakıp olarak adlandırılan kişilerin üstlerinde yer alan ve yapı içerisinde en az iki evden sorumlu kişilere SER MURAKKIP denilmektedir. MURAKIP ve SER MURAKIP'lık yapan kişiler gizlilik ve kendilerinin deşifre olmaması amacıyla KOD adı kullanmaktadır. KOD adı kullandıklarını evde kalan kişiler bilmektedir. Yapı içerinde MURAKIP ve SER MURAKIP olarak adlandırılan bu kişiler, bu görevi yaptıkları dönemde Ankara İlinde Hakim/Savcı adayı olarak görev yapmaktadırlar.
-Bu evlerde kalan kişilere, ev sorumluları olan MURAKIP veya SER MURAKIP olarak görev yapan kişiler mümkün olduğunca dışarı çıkmamaları, bu evin varlığından kimseye bahsetmemeleri, evin bulunduğu apartmandakiler ile muhatap olmamaları, muhatap olduklarında kendilerini avukat adayı yada hukuk öğrencisi olarak tanıtmalarını istemektedir. Bu evlerde kalmaya başlayacak kişilere bu evde şahit olacağı hususlardan kimseye bahsetmemeleri konusunda abdest aldırıp Kuran'ı Kerime el basarak yemin ettirilmektedir. Bu evlerde kalmaya başlayan kişilerin bir tanesinden adına bahse konu örgüt hücre evine kullanılmak üzere dışarıdan içeriyi aramaya açık, içeriden dışarıyı aramaya kapalı olan, yani tek taraflı aranmaya açık olan bir sabit hat alması istenilmektedir. Ancak son dönemde yapılan tespitlerde bazı hatların içeriden dışarıyı aramaya açık olduğu ve içeriden dışarıya nadirende olsa aramalar yapıldığı tespit edilmiştir. Kaldı ki bazı evlerin HTS dökümlerinin incelenmesinde içeriden dışarının arandığına ilişkin tespitler yapılmıştır. Ayrıca alınan son beyanlarda hat içeriden dışarıya veya dışarı içeriye aramaya açık olsa da ilgili sorumlular içeriden dışarıyı aramayı yasaklamaktadırlar. Yine eve gelen kişilerin cep telefonları toplanmakta ve bu evde telefon kullanımı yasaklanmaktadır ancak alınan savunmaların bazılarında evde gizli bir şekilde telefon kullandıklarını, bazı savunmalarda ise hattı memlekette açık bir şekilde bıraktıklarını, o dönemde telefonların memlekette açık olduğunu beyan etmişlerdir. Yine bu evde kalan kişilere bu sabit hattı sadece çekirdek ailelerine vermeleri gerektiği, evde kalan kişilere birilerini arayacakları zaman ANKESÖRULÜ telefon kullanmaları yönünde talimat verilmektedir. Bu sayede bu evlerin deşifre olmasının önüne geçilmektedir. Hatta alınan son beyanlarda sorumlu kişilerin evde kalacak kişilere hitaben "Ankara çalışma evleri cemaatin yatak odasıdır, buradan kimseye bahsetmemek gerekir" söyledikleri tespit edilmiştir.
-Bu evde kalan kişilere hakimlik savcılık sınavlarının soruların doğrudan veya deneme adı altında soru çözdürülmek suretiyle verildiğine ilişkin birden fazla itirafçı beyanı mevcuttur. Ayrıca bu hakim/savcılık sınavlarına hazırlık hücre evinde mülakat provaları yapılmaktır. Bu soru verilme ve mülakat provaları ile örgüt kendi elemanlarını Türkiye Cumhuriyetinin üç kuvvetinden biri olan yargı erkindeki hakimlik veya savcılık mesleğine yerleştirmektedir.
...
-Hakim/Savcılık stajına başlayan yapı içerinde yer alan hakim/savcı adaylarından ilk maaşının tamamı ve sonraki maaşlarının da bekarlardan yüzde 15' i, evlilerden ise yüzde 10'u talep edilmektedir. Bu şekilde FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Hakim/Savcılık çalışma evlerinin finansmanı sağlanmaktadır.
..." şeklinde tespitlerde bulunulmuştur.
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan bazı kişilerin ve bu kişiler hakkında tanık beyanında bulunan kişilerin hakim-savcılık sınavı çalışma evlerine ilişkin birtakım ifadelerde bulunduğu görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Z.T.S. isimli şahsa ait Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 12/09/2017 tarihli sorgulama tutanağı:
"...Yine bu evlerde şahit olduğum bir husus daha vardır. Bu husus; dıamond isimli ve bandrolsüz test kitabı vardı ve bu kitabı en az bir kez bitirmemiz söyleniyordu ayrıca bu kitabı evin dışına hatta balkona bile çıkarmamamız isteniliyordu. Sebebini sorduğumuzda ise kitapların bandrolsüz olduğu söyleniyordu. Piyasada yokmu falan diye sormuştum, bana bu kitabın piyasada olmadığını, bizlerin üst dönemlerinde olan kişilerin bütün kitaplardan derleme yaparak oluşturdukları söylenmişti. yine eve ilk geldiğimde bu evin varlığından bu evden bahsetmememiz tembihlenmişti. hatta evin sabit telefonunu irtibat numarası olarak biryere vermemiz söyleniyordu. Bu evlerde 10 saat ders çalışmak zorunluydu. Evde deneme adı altında sınav yapıyorlardı. bu denemeyi murakıplar dışarıdan getiriyorlardı. daha sonra süre tutuyordu. süresi tamamlandıktan sonra cevap anahtarını söylüyor ve netlerimizi not ediyordu. Gelen denemeler bizde bırakılmayıp tekrar toplatılıyordu. Bu denemeleri evde bırakmıyorlardı. ...SORU VERİLME OLAYI 2011 yılı Nisan ayında yapılan sınavın gecesinde eve sermurakıp olan ... kod adlı G. isimli şahıs geldi. evde bulunan 6 kişiyi salona topladı. bizlere hitaben bir konuşma yaptı. bu konuşmada 'elinde şuan yarınki sınava ilişkin soruların bulunduğunu ve yemin etmemiz karşılığında bu soruları bizimle paylaşacağını' söyledi. bunun üzerine evde bulunan kişiler hak yiyeceklerini düşünerek çok rıza göstermediler. Bunun üzerine ... kod adlı G. konuşmasının devamında 'görevdeki kişilerin hakkıyla gelmediğini, solcuların ve diğer kişilerin kendi adamlarını kayırarak getirdiklerini, muhtemelen kazanacağımızı ama bunun yinede bizimle paylaşmak istediğini' söylemesi zerine evdeki kişiler de bunu kabul etti. Bunun üzerine herkese abdest aldırdı. kendisi de Kuranı-kerimi eline aldı. elinde bulunan metni bize verdi ve kuranı-kerime el bastırdı. bu metini kelimesi kelimesine hatırlamıyorum ancak bütün değerlerimiz üzerine yeminle alakalı bir metindi. daha sonra her bir soru için ayrı ayrı küçük kağıtlar halindeki fotokopi parçalarını bizlere kısım kısım dağıttı. yanlış hatırlamıyorsam 100 sorudan 60 70 civarından sorunun cevapları işaretlenmiş şekilde vardı. Biz bunları alarak okuyup ezberledik, daha sonra soruları toplayarak götürdü. daha sonra ben sabah sınava girdim ve sınavdan 82 veya 83 puan aldım, zaten gösterdikleri sorular sınavda çıkmıştı."
İfadesine başvurulan E.Y. isimli şahsa ait Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 26/02/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı:
“... 1.HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİ 2013 YILI AĞUSTOS-ARALIK AYLARI:
... Murakıblar hakim savcı çalışma evine daha sık gelir, sermurakıblar ise eve daha nadir gelen şahıslardı. Murakıbım olan ... KOD ADLI Ş. isimli şahıs yanımda getirmiş olduğum cep telefonumu eve gittikten kısa süre sonra benden aldı. ...Kira ve fatura evde kalanlar olarak ödenmiyordu. Sadece yiyecek ihtiyacı karşılanıyordu. Ben bu eve gittiğimde evde sabit hat kurulu vaziyetteydi. O yüzden sabit hattın kimin adına olduğunu bilmiyorum. Benim adıma değildir. Faturaların ve kira sözleşmesinin kimin adına olduğunu bilmiyorum. Evde bulunan sabit hat Ankara iç dış aramalara açık ancak il dışına aramalara kapalıydı. Dışardan aramalara ise açıktı. Bu sabit hat ile annemle defaten farklı zamanlarda görüştüğümü hatırlıyorum.
...
Ben kalmış olduğum birinci hakim savcı çalışma evinde 2013 yılı idari ve adli yargı sınavından önce genel kültür sorularının verildiğini anlatmak istiyorum.
Ben birinci kaldığım hakim savcı çalışma evinde 2013 yılı Kasım ayında yapılan idari yargı sınavından bir gün önce evin SERMURAKIBI OLAN ... KOD ADLI M.Y. isimli şahıs kalmış olduğumuz hakim savcı çalışma evine geldi. Geldiğinde evde birlikte kaldığım Ü.D., M., Y.A., B.K. ve beni evin salonuna topladı. İlk olarak evde bulunan sabit hattın fişini çektirdi. Öncelikle salonu toplamamızı istedi. Herkes ile kendi kaldıkları odada birebir görüştü. Benimle kendi kaldığım odada SERMURAKIB ... KOD ADLI M.Y. ile yaptığım görüşmede sen buraya hizmet hareketi için geldin. Sen bir hizmet insanısın dedi. ...SERMURAKIB ... KOD ADLI M.Y. hepimize tek tek Kurana el basmak suretiyle sözlü olarak yemin ettirdi. ...Yeminden sonra SERMURAKIB ... KOD ADLI M.Y. isimli şahıs yanında getirmiş olduğu fotokopi halinde A4 kağıtlarında bulunan genel kültür sorularını çıkarttı. Bu sorular 20-25 civarında beş altı sayfadan ibaretti. Cevapları yoktu, Evde kalanlar olarak Ü.D., M., Y.A., B.K. isimli şahıslarla birlikte topluca bu sorulara baktık ve defterimizden kopardığımız kağıtlara soruların cevapları birlikte çözdük. ...Ben ertesi gün girmiş olduğum 2013 yılı idari yargı sınavında bir gün öncesinden tarafımıza verilen Genel kültür sorularının birebir aynısının çıktığını gördüm. Ancak tamamı değil yarısının çıktığını hatırlıyorum...
2013 YILI ADLİ YARGI SINAVINDAN ÖNCE SINAV SORULARININ VERİLMESİ OLAYI:
Ben aynı şekilde birinci hakim savcı çalışma evinde 2013 yılında kalmaya devam ederken aralık ayında yapılan adli yargı sınavından bir gün önce evin SERMURAKIBI ... KOD ADLI M.Y. isimli şahıs tekrar evimize geldi. ...SERMURAKIB ... KOD ADLI M.Y. isimli şahıs yanında getirdiği leptopu açtı ve boynunda muskanın içerisine gizlenmiş flash belleği çıkardı ve leptopa taktı. Bize hitaben yarın ki gireceğimiz adli yargı sınavında çıkma ihtimali bulunan soruların olduğunu söyleyip. Bu sorulara bakmamızı istedi. Bu sorulara Ü.D., M., Y.A., B.K. ve ben hep beraber baktık. Bu sorular hatırladığım kadarıyla toplamda 25-30 sorunun olduğu genel kültür kısmındaki sorulardı. Ancak bu sınav sorularının bir kısmının cevapları işaretli, bir kısmının cevapları işaretli değildi. ...Ben ertesi gün girmiş olduğum 2013 yılı adli yargı sınavında tarafıma bir gün önce gösterilen genel kültür sorularının hatırladığım kadarıyla tamamı olmamakla birlikte tamamına yakını çıktı. Yanlış hatırlamıyorsam soruların yerleri değişikti, ancak doğru cevapları aynıydı...
2.HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİ 2014 YILI OCAK-2015 YILI OCAK AYI:
...Bu evde DİAMOND isimli hazırlık kitabı da vardı. Bu kitap piyasada bulunmayan evden dışarıya çıkartılması yasak olan bir kitaptı. Bu kitap yapı tarafından derlenen bir çalışma kitabıydı. Girmiş olduğum gerçek sınavlarda DİAMOND isimli kitaptan benzer soruların çıktığını hatırlıyorum. Çünkü çok fazla soru vardı..."
Yukarıda yer verilen bilgilerden de anlaşılacağı üzere FETÖ'ye ait hakim-savcılık sınavına hazırlık evlerinde kalan kişiler kapalı devre bir sistem içerisine alınmaktadır. Bahse konu sınava hazırlık evlerinde gizliliğin sağlanması ve deşifre olunmaması amacıyla cep telefonlarının toplanması, dışarıdan içeriyi aramaya açık, içeriden dışarıyı aramaya kapalı yani tek yönlü aramaya açık olan sabit telefon kullanılması gibi kurallar bulunmaktadır. Kişiler farklı illerden hakim-savcılık sınavını kazanabilmeleri amacıyla başta Ankara olmak üzere belli illere getirilmekte ve örgüt içinde yer alan kişilerce bu evlere yerleştirilmektedir. Sınava hazırlık evlerinde gizliliğin en üst seviyede tutulduğu, gerek doğrudan gerek deneme adı altında hakim-savcılık sınavı sorularının verildiği görülmektedir.
Sonuç olarak hakim-savcılık sınavına hazırlanma evi olarak nitelendirilen bu evlerde anılan yöntemler uygulanarak FETÖ tarafından örgüte iltisak ve irtibatı bulunan kişilerin sınava giren diğer adayların önüne geçmesinin amaçlandığı, FETÖ için yargı organlarının ve yargı erkiyle bağlantılı kurumların ele geçirilmesi bakımından hakim-savcılık mesleğine giriş sınavlarına hazırlık evlerinin özel önem arz ettiği anlaşılmaktadır.

ii. Çalışma Evinde Sınava Hazırlanma Hususunun Davacı Yönünden Değerlendirilmesi
Davalı idare tarafından 08/01/2019 tarihli 2. savunma dilekçesi ekinde yer alan CD içeriğinde; Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca ... sayılı soruşturma dosyası kapsamında düzenlenen 04/11/2018 tarihli dosya inceleme ve değerlendirme tutanağının dava dosyasına sunulduğu görülmüştür.
Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca ... sayılı soruşturma dosyası kapsamında düzenlenen 4 nolu çalışma evine ilişkin 04/11/2018 tarihli dosya inceleme ve değerlendirme tutanağında, '…' adresinde bulunan ev ile ilgili olarak;
anılan adresteki evin, 15/08/2010 tarihinde Ş.(T.)Y. tarafından kiralandığı, bu şahsa H.(C.)G. adlı kişinin kefil olduğu,
anılan adresteki eve 17/08/2010-23/08/2012 tarihleri arasında H.(D.)T. adlı şahıs tarafından … numaralı hattın sabit hat olarak alındığı ve bu sabit hattın örgütün haberleşmesinde kullanıldığı,
anılan adresteki eve ait doğalgaz ve elektrik aboneliklerinin tapu sahibinin adına kayıtlı olduğu, ASKİ aboneliğinin ise 06/08/2010-27/08/2012 tarihleri arasında Ş.(T.)Y. adına kayıtlı olduğu,
anılan adresteki eve ait kira ödemelerinin ev sahibinin Vakıfbankası nezdinde bulunan hesabına yatırıldığı, hesap açıklamalarına göre kira ücretlerinin büyük çoğunluğunda açıklama kısmında yatıran şahsın kimliğine ilişkin bilgilerin yer almadığı, 11/12/2011 ve 18/01/2012 tarihlerinde yatırılan kira ödemesinin karşılığında yer alan TC Kimlik numarasının H.Ö. isimli şahsa ait olduğu, 09/02/2012, 12/05/2012, 18/06/2012 ve 10/08/2012 tarihlerinde yatırılan kira ödemelerin karşılığında yer alan TC Kimlik numarasının ... (...) ... isimli şahsa ait olduğu,
yukarıda ismi geçen Ş.(T.)Y., H.(C.)G., H.Ö. ve ... (...) ... isimli şahıslar hakkında yapılan araştırmalarda bu şahısların hukuk mezun olduğu bilgilerine yer verildikten sonra '…' adresinde bulunan evin 15/08/2010-23/08/2012 tarihleri arasındaki süreçte hakimlik-savcılık sınavlarına hazırlık hücre evi olarak kullanıldığı tespitine yer verilmiş ve tasnif kolaylığı sağlaması açısından bu hücre evinin, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 4 nolu çalışma evi olarak adlandırıldığı belirtilmiştir.
Öte yandan, aynı dosya inceleme ve değerlendirme tutanağında, 4 nolu çalışma evi kapsamında ismi geçen on dört kişi yönünden ayrı ayrı yapılan değerlendirmeler sonucunda,
Davacının, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde eğitim kaydı olup 09 Nisan 2011 tarihinde ÖSYM tarafından yapılan adli yargı hakim ve savcı adaylığı yazılı yarışma sınavına katıldığı ve yazılı sınavı geçerek mülakata girmeye hak kazandığı, sınava girerken … nolu GSM hattını irtibat numarası olarak verdiği, 15 Temmuz Darbe girişimi sonrasında Manavgat Adliyesinde hakim/savcı olarak görevli iken ihraç olduğu,
anılan adresteki evin, örgüt tarafından hakimlik-savcılık sınavlarına hazırlık mahrem hücre evi olarak kullanıldığı dönemde bazı kira ödemelerine ilişkin hesap açıklamalarında kimlik numarasının yazılı olduğu ve anılan kira ödemelerinin davacı tarafından yapıldığı tarihlerde hakim/savcı olarak görev yaptığı tespit edilmiş ve Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hakimlik savcılık sınavlarına hazırlık evi olarak kullanılan hücre evlerine yönelik yürütülen soruşturma kapsamında alınan ifadelerde, mahrem hücre evinin kiralanması, kira ücretlerinin yatırılması işlemlerinin ev sorumluları olan Murakıp/Sermurakıp tarafından yapıldığı hususlarına yönelik veriler de göz önünde bulundurularak davacının, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün hakim/savcılık sınavlarına hazırlık MAHREM hücre evlerinden sorumlu kişi (MURAKIP/SERMURAKIP) olarak görev yaptığı sonucuna ulaşılmıştır.
Davacı tarafından, örgütün hakim-savcılık sınavına hazırlık mahrem hücre evlerinden sorumlu murakıp/sermurakıp olarak görev aldığına yönelik tespite ilişkin herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Davalı idare tarafından dava dosyasına sunulan davacıya ait hizmet cetveli incelendiğinde; davacının, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 2010 yılında mezun olduğu, 17/06/2011 tarihli onaya istinaden 21/06/2011 tarihinde Ankara adli yargı hakim ve savcı adayı olarak staja başladığı, Hakimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesinin 03/05/2013 tarihli kararnamesiyle Manavgat Hakimi olarak atandığı görülmektedir.
Öte yandan, Dairemizde derdest olan dava dosyalarında, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan kişilerin beyanları ile İçişleri B...lığı Emniyet Genel Müdürlüğü TEM Dairesi Başkanlığınca yayınlanan FETÖ/PDY Sözlüğünün Aralık/2019 Baskısında yer alan tanımlar incelendiğinde, murakıbın, "FETÖ/PDY terör örgütünün yargı mahrem yapılanmasında hakimlik ve savcılık sınavlarına hazırlanan öğrencilerin kaldıkları mahrem hakimlik/savcılık sınavı hazırlık evlerini kiralayan, denetleyen, evin kira ve bazı masraflarını karşılayan, avukatlık yapan veya aktif olarak Adalet B...lığı kadrolarında hakimlik veya savcılık yapan ya da hakimlik/savcılık adaylarından seçilen örgüt mensupları için kullanılan bir ifade" olduğu, her hakim savcılık sınavlarına hazırlık evinden sorumlu bir murakıp bulunduğu, murakıpların da en az iki hakimlik/savcılık sınavlarına hazırlık evinden sorumlu ser-murakıba bağlı olarak faaliyet yürüttüğü anlaşılmaktadır.
Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca ... sayılı soruşturma dosyası kapsamında düzenlenen 04/11/2018 tarihli dosya inceleme ve değerlendirme tutanağında yer alan tespitler, davacının 09/04/2011 tarihinde ÖSYM tarafından yapılan adli yargı hakim ve savcı adaylığı yazılı yarışma sınavına katılması, anılan yazılı sınav ile bu sınava ilişkin mülakatı geçerek 21/06/2011 tarihinde hakim savcı adaylığına başlamış olması, hakim savcı adayı olarak görev yaptığı dönemde örgütün hakimlik-savcılık sınavına hazırlık mahrem hücre evine ait kira ücretlerini belirli bir dönem yatırmış olması hususları ile 'murakıp' kavramıyla ilgili yukarıda yer verilen tanım birlikte incelendiğinde; davacının, 4 nolu hakimlik-savcılık sınavına hazırlık mahrem hücre evinden sorumlu murakıp/sermurakıp olarak görev aldığı değerlendirilmiştir.
Netice itibarıyla, davacının örgütün yargı erkine kendisine iltisak ve irtibatlı kişileri yerleştirebilmek amacıyla oluşturduğu hakimlik-savcılık sınavına hazırlık mahrem hücre evlerinden sorumlu murakıp/sermurakıp olarak görev almış olmasının FETÖ ile iltisak ve irtibatı ortaya koyan bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.

6) Dava Konusu Kararların Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu kararlar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın, AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan "özel hayata saygı hakkı" çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen "özel hayat" kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen kararlar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak "kanunla öngörülmüş olma", aynı maddede sayılan "meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma" ve "demokratik bir toplumda gerekli olma" ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa'nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin "şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması", "anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması" gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararlarla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS'in 8/2 ve Anayasa'nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS'in 15. ve Anayasa'nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS'in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa'nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu kararlar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu kararlara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa'nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu kararlar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu kararlar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS'in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı" hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararların müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS'in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.

7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle ödenmesine karar verilmesi isteminin de reddi gerekmektedir.

D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile yine aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2.Davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle ödenmesine karar verilmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
3. Davacının adli yardım isteminin kabul edilmiş olması nedeniyle davanın açılışı sırasında tahsil edilemeyen ve ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacıdan tahsili için müzekkere yazılmasına,
4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işleri için belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
5.Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 12/02/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.

AvAi

Hukuki AI Asistanı
Merhaba! Ben AvAi, Avarsis Hukuki AI Asistanınız. Size nasıl yardımcı olabilirim?