‹ Ana sayfa
Danıştay5. DaireTicaret Hukuku

Danıştay 5. Daire E.2017/8151 K.2021/3473

Esas No: 2017/8151 · Karar No: 2021/3473 · Karar Tarihi: 03.11.2021
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2017/8151
Karar No : 2021/3473

**DAVACI:** …

**DAVALI:** … Kurulu

**VEKİLİ:** Av. …

DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali ile bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte iadesi istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu kararın disiplin soruşturması yapılmadan ve savunma hakkı tanınmadan tesis edildiği, adil yargılanma hakkının, masumiyet karinesinin ve Anayasa'nın 139. maddesinde güvence altına alınan hakimlik teminatının ihlal edildiği, Kanun Hükmünde Kararname ile suç oluşturulamayacağı, ayrıca suç tarihinden sonra çıkarılan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin geçmişte işlendiği ileri sürülen eylemlere uygulandığı, bu yönüyle suç ve cezaların kanuniliği ile cezaların geriye yürümezliği ilkesinin ihlal edildiği, meslekten çıkarma kararı verilmesini gerekli kılan somut bilgi, belge veya delil ortaya konulmadığı ileri sürülerek hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir.

DAVALININ SAVUNMASI : Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararın amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa'nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanunun 33.maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen karar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararın hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'NİN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI …'İN DÜŞÜNCESİ: Dava, yargı mensubu olan davacının 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun ile kanunlaşmıştır) 3. maddesinin birinci fıkrası uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin olarak Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nca verilen ... tarih ve ... sayılı kararın iptali ve bu karar nedeniyle davacının yoksun kaldığını ileri sürdüğü parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, T.C. Anayasası'na, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
Nitekim, T.C. Anayasası'nda, yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılacağı (9.madde); herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu (36.madde); hâkimlerin görevlerinde bağımsız oldukları ve Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verecekleri (138.madde); meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi hakkında kanundaki istisnalar saklı olmak üzere azlolunamayacakları (139.madde) kurala bağlanmıştır.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu'nun 23 Nisan 2003 tarihli oturumunda kabul edilen ve Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmiş bulunan Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde de, bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmış olup, hâkimlerin herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmelerine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışları ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmeleri gerektiği; yargı görevlerini tarafsız, önyargısız ve iltimassız olarak yerine getirmek zorunda oldukları; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olmaları gerektiği; davranışlarının makul bir kişinin gözünde tasvip edilir nitelikte olmasını sağlamaları ve hâl ve davranış tarzlarının, insanların yargının doğruluğuna ilişkin inancını kuvvetlendirici nitelikte olması gerektiği; yalnızca adaleti sağlamakla kalmamaları, bu görüntüyü yansıtılmak zorunda da oldukları; sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda oldukları ve bunu özgürce ve kendi iradeleriyle yapmaları gerektiği; ailelerinin, sosyal ilişkilerinin veya diğer ilişkilerinin, hâkim olarak meslekî davranışlarını veya kararlarını uygunsuz bir şekilde etkilemesine izin vermemeleri gerektiği; yargı görevinin yerine getirilmesinde herhangi bir kimsenin kendilerini uygunsuz bir şekilde etkileyebileceği izleni... yol açmamaları ve başkalarının böyle bir izlenime yol açmasına müsaade etmemeleri gerektiği; özetle, hâkimlerin yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranmak zorunda oldukları belirtilmiştir.
Yukarıda belirtilen meslek ve davranış kurallarının benimsenmesi ve sürdürülebilmesi bakımından hâkim ve savcıların denetimi ve gerektiğinde bu konuda meşru tedbir ve yaptırımların uygulanması zorunlu olup, bu amaçla T.C. Anayasası'nın 159. maddesi ile kurulan Hâkimler ve Savcılar Kurulu'na, hâkim ve savcılardan meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme ve görevden uzaklaştırma işlemlerini yapma yetkisi tanınmıştır.
22.7.2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasında ise, terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler Ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verileceği belirtilmiş olup; 2.1.2017 tarih ve 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un 11. maddesinin ikinci fıkrasında da, bu kapsamda verilmiş meslekten çıkartma kararlarına karşı, kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'a dava açılabileceği kuralına yer verilmiştir.
Başta FETÖ/PDY olmak üzere terör örgütleriyle veya milli güvenliğe karşı faaliyette bulunan yapı, oluşum ya da gruplarla herhangi bir bağı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının meslekten çıkarılması, demokratik toplumun temel değerlerinden biri olan yargının güvenilirliği ve saygınlığının sağlanması bakımından ayrı bir önem taşımaktadır. Nitekim 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3. maddesinin gerekçesinde; 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve kalkışmanın sorumlusu olan FETÖ/PDY ile bağlantılı yargı mensuplarının görevde tutulmaları en başta yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkeleriyle bağdaşmadığı; Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatine göre hüküm verme ödevi altındaki yargı mensuplarının bağımsızlık ve tarafsızlık ilkesiyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girmesi, örgüt hiyerarşisi içinde ve ideolojik bağlılık duygularıyla hareket etmesinin en başta yargının saygınlığı ve güvenilirliğine zarar vermekte olduğu; Devlet organizasyonu dışındaki başka bir hiyerarşik yapının talimatlarına boyun eğen yargı mensuplarının varlığının, vatandaşların yine Anayasa'nın teminatı altındaki adil yargılanma hakkı önünde büyük bir engel teşkil ettiği; bu nedenlerle, belirtilen türde irtibatları değerlendirilen yargı mensuplarının meslekte kalmalarının doğuracağı sakıncaları gidermek amacıyla, Anayasa'nın 139 uncu maddesinin ikinci fıkrasında tanınan takdir hakkı da gözetilerek bu düzenlemenin yapıldığı ifade edilmiştir.
667 sayılı KHK’nın yukarıda anılan 3. maddesinde genel olarak terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplardan söz edilmiş ise de madde gerekçesi dikkate alındığında FETÖ/PDY’nin bunların başında geldiği anlaşılmaktadır. Tedbirin uygulanması için mutlaka terör örgütüyle, terör faaliyetleriyle ve bu arada darbe teşebbüsüyle yargı mensupları arasında bağ kurulması aranmamış; MGK’ca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen “yapı”, “oluşum” veya “gruplar” ile bağ kurulması yeterli görülmüştür. Diğer taraftan maddeye göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için söz konusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba “üyelik” veya “mensubiyet” şeklinde olması zorunlu olmayıp “iltisak” ya da “irtibat” şeklinde olması da yeterlidir. Öte yandan, terör örgütleri veya MGK’ca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplar ile üyeler arasındaki bağın “sübut” derecesinde ortaya konulması aranmamıştır. Böyle bir bağın Hâkimler Ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca “değerlendirilmesi” yeterli görülmüştür. Buradaki değerlendirme Genel Kurulun salt çoğunluğunda oluşacak bir “kanaati” ifade etmektedir. Kuşkusuz bu kanaat cezai sorumluluğun bulunup bulunmadığından bağımsız olarak sadece meslekte kalmanın uygun olup olmadığı yönünde bir değerlendirmeden ibarettir ve bu değerlendirme yapılırken, yetkili kurulları belli bir kanaate ulaştıracak nedenler her somut olayın özelliğine göre değişebilecektir.
Nitekim, bazı Anayasa Mahkemesi üyelerinin 667 sayılı KHK uyarınca meslekten çıkartılmasına ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu'nca verilen 4/8/2016 gün ve E:2016/6; K:2016/12 sayılı kararda da yukarıda belirtilen uygulama koşulları aynen benimsenmiş bulunmaktadır.
Dava dosyasının incelenmesinden, davaya konu Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nun ... tarih ve ... sayılı kararıyla; ilgililerin mesleğe kabulleri ile başlayan, eğitim merkezi ve Türkiye Adalet Akademisi'ndeki faaliyetleri, hizmet içi eğitim ve yabancı dil eğitimlerine katılımlarına, yurtdışına gönderilmelerine, özel yetkili savcılıklara veya mahkemelere yahut idari görevlere atanmalarına ilişkin bilgiler ile bu görevlendirmelerde ve yine bir silah olarak kullanılan özel yetkili mahkemelere hâkim veya unvanlı olarak, Teftiş Kurulu Başkanlığına, başkan, başkan yardımcısı veya müfettiş sıfatıyla, idari kurumlara tetkik hâkimi, daire başkanı veya yardımcısı, genel müdür veya yardımcısı sıfatıyla v.s. şeklinde yapılan atamalarda dikkate alınan kriterler, özlük dosyalarındaki bilgi ve belgeler, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3. maddesinin birinci fıkrası kapsamında FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin anılan Kanun Hükmünde Kararname hükmü uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verildiği anlaşılmıştır.
Taraflarca dosyaya sunulan bilgi ve belgeler yukarıda belirtilen mevzuat ve mesleki ilkeler ile birlikte değerlendirildiğinde, davacının silahlı terör örgütü olduğu yargı kararıyla sabit görülen (Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16-956, K:2017/370 sayılı kararı) FETÖ/PDY’nin amaç ve eylemleri doğrultusunda faaliyet yürüttüğü hususunda Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nda oluşan kanaatin hukuken haklı ve geçerli nedenlere dayalı olduğu sonucuna varıldığından, bu husus gözetilerek ve davacının meslekte kalmasının doğuracağı sakıncaları gidermek amacıyla, T.C. Anayasası'nın 139. maddesi ile verilen takdir hakkı çerçevesinde meslekten çıkartılmasına ilişkin dava konusu Genel Kurul kararında hukuka aykırılık bulunmamıştır.
Öte yandan, davacının "FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma" suçu nedeniyle yargılandığı davada ... Ağır Ceza Mahkemesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile "ceza verilmesine yer olmadığına" hükmedilmiş ise de, anılan davadaki hukuki incelemenin takibe konu "terör örgütü üyeliği" suçunun unsurlarıyla sınırlı olarak yapılması nedeniyle, bu yargılama neticesinde ulaşılan müspet sonucun davacının meslekten çıkartılmasına ilişkin dava konusu işlemi hukuken dayanaksız hale getirmeyeceği açıktır.
Diğer taraftan, dava konusu Genel Kurulu kararının davacıya ilişkin kısmında hukuka aykırılık görülmediğinden, davacının bu nedenle meydana geldiğini ileri sürdüğü kayıplarının tazminine de olanak bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmeyerek işin gereği görüşüldü:

A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.

2) Davacıya İlişkin Süreç
... tarih ve ... sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından ... tarih ve ... sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın iptali ve bu karar nedeniyle yoksun kalınan parasal haklarının yasal faiziyle birlikte iadesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Öte yandan davacının, ceza yargılaması sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan etkin pişmanlık hükümleri kapsamında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan kararın kesinleşmediği görülmüştür.

B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...”

2) AİHS
AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."
AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”

AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."

3) Kanun
667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır...”

4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.

C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS'in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS'in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM'e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, "yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması" şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda, 28/05/2020 tarihli ara kararımızla, davacı hakkında ilave bilgi ve belgeler içeren ve 10/09/2018 tarihinde davacıya tebliğ edilmiş olan davalı idarenin 02/08/2018 tarihli ikinci savunma dilekçesi ve ekinde yer alan bilgi ve belgelere ilişkin beyanlarını sunabilmesi için davacıya on (10) gün süre verilmesine karar verilmiştir.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in "Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay'da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay'da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.

2) FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ'nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
"Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup ...bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. ...Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. ...Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl dav...caklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır...
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir...
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır...
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir...
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır..."
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı … kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.-- …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ("T" taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, "önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.

3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa'nın "Hâkimlik ve savcılık mesleği" kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede "... Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar." denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.

4) Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.

5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.

a) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları
Davacı hakkındaki tanık beyanları ve kendi ifadesi şu şekildedir:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Ş.Y., Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/11/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağında; ".. MÜLAKAT EVİ: Ben 2013 yılı adli yargı sınavını kazandığımı söylemiştim, bu sınavı benim haricimde kimsenin kazanamadığını biliyorum, ben sınavı kazandıktan sonra sınavı kazananların bir araya getirildiği başkaca bir eve geçtim, beni bu eve ... kod adlı şahıs götürdü, bu ev çalışma evlerinde sınavı kazananların toplandığı bir evdi, bu evin sorumlusu yine ... kod adlı şahıstı, bu evin ... kod adlı ve ... kod adlı şahsın sorumlu olduğunu bu aşamada öğrendim, bu evde sabit bir hat yoktu diye hatırlıyorum, öncesinde sabit hat olduğunu mülakat evi olunca kapatıldığını hatırlıyorum. Ben bu kapatılan sabit numarayı ve kime ait olduğunu bilmiyorum. Bu evde benimle beraber ..., ..., DUDU, HATIRLADIĞIM KADARIYLA GAMZE İSİMLİ ŞAHIS, İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM 2 ŞAHIS daha vardı. Bu şahıslarda benim gibi mülakatı bekliyordu. Bu eve ben eşyalarımı bırakarak memleketime döndüm, çünkü o tarihte mülakatın ne zaman olacağı açıklanmamıştı, 17-25 aralık olayları başlamıştı, bende memleketime bu süreçte gittim, bu olaylar başladığı için ben ve ailem huzursuz olduk babam kesinlikle bir daha bu yapıya mensub kimselerle görüşmeyeceksin evlerinde kalmayacaksın, eşyalarını al gel, diye sert bir dille beni uyardı, bende bu evden eşyalarımı alarak bu yapı ile tüm irtibatımı ve iltisakımı kestim. Cep telefonumu değiştirerek irtibat kurmalarım engelledim, sonrasında kendi imkanlarımla mülakata girerek mülakatta elendim, mülakat evinde kaldığım diğer şahısların mülakatı geçip geçmediklerini bilmiyorum.12-... İSİMLİ ŞAHIS: Bu şahsın soyadını bilmiyorum, nereli olduğunu bilmiyorum, hangi üniversite mezunu olduğunu bilmiyorum, bu şahıs uzun boylu, beyaz tenli, zayıf yapılı bir şahıstır, görsem teşhis ederim ....”
Aynı kişi; 25/11/2017 tarihli teşhis tutanağında ... İSİMLİ ŞAHIS olarak bildiği şahsı ... DOĞAN olarak teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Ş.T., Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 29/09/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağında; "...MÜLAKAT EVİ: Mülakat sınavı için evrak teslim edilecekti bunun için Ankara iline geldim. Burada daha kaldığım eve girmek istedim ancak evde kimse yoktu. Eve gelmeden önce ... ile görüşmüştüm. Ben kapının önünde beklerken ... geldi eve girerek kalan eşyalarımı ve kitaplarımı toplayarak beni Keçiören ilçesindeki Dutluk meydanı civarındaki eve götürdü. Ben bu evde çalışma evine gelmeden bir hafta kaldığımı yukarıda beyan etmiştim.Mülakat evine yerleştikten sonra ... evden ayrıldı ve ... ile bir daha görüşmedim. Mülakat evinde benimle birlikte İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olan ..., Ankara yada Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu ..., Kayseri Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu ..., Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu Ş.Ö, Kırıkkale Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunlan D.K. ve S.Ö. isimli bayanlar vardı. Mülakat evi ile ilgili herhangi bir yasaklama ve özellik yoklu. Bize herhangi bir şekilde yemin ettirilmedi. Bu evin sorumlusu bir kez gördüğüm ... kod adlı bayandı. ... kod adlı bayan eve bir kez geldi onun haricinde görmedim. ... kod adlı bayandan sonra yerine Stajer Hakim olduğunu tahmin ettiğim ... kod adlı bayan geldi. ... haricinde de 2-3 kez eve ... kod adlı bayan geldi. ..., ... ve ... kod adlı bayanlar bizden herhangi bir talepte bulunmadılar ve ev ile ilgili herhangi bir yasaklama söylemediler. Evde öylesine oturuyorduk. Ailemizin yanına gidip geldik. Mülakat sınavından önce 2 bayan geldi......39- Mülakat ev arkadaşım ...: Bu bayanın soyadını ve nereli olduğunu bilmiyorum. Ancak aklımda İzmir ilinde yaşadığı kalmış. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu. Fiziki özellikleri uzun boylu zayıf siyah saçlı beyaz tenli açık bir bayandı. ... ’’
Aynı kişi; 02/10/2017 tarihli teşhis tutanağında ... olarak bildiği şahsı ... olarak teşhis etmiştir.

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.K., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 28/09/2017 tarihli ek sorgulama tutanağında; "....Hâkim adaylığına başlayana kadar bu evde kalmaya devam ettim. Mülâkat süreci ile ilgili ilk ifademde ayrıntılı beyanda bulunmuştum, bunun haricinde ekleyecek herhangi bir husus yoktur. Mülâkatı kazandığım ilân edilince ... isimli şahıs beni yine ilk ifademde hakkında ayrıntılı beyanda bulunduğum ... isimli kişi ile tanıştırdı. Tekrar belirtmem gerekirse ...'nın soyadını bilmiyorum, ... ismi kod isim de olabilir. Bizimle ilgilemesinden dolayı örgüt içerisinde hâkim adaylarından sorumlu olduğunu düşünüyorum. Hangi üniversiteden mezun olduğunu söylememişti, işletme bölümü mezunu olduğunu biliyorum. ... bana, "Bundan sonra ... yerine ben varım, benimle görüşeceksin" dedi. Daha sonra ... beni ... ... ile tanıştırdı. ... de benim gibi hâkim adaylığına başlayacaktı, ikimizden kendisinin sorumlu olduğunu söyledi, biz ... ile birlikte ...'nın demesi üzerine kalabileceğimiz bir ev aramaya başladık, bir süre sonra Balgat'ta bir ev bulduk. Bu evi ... ile birlikte kiraladık. Kira sözleşmesini ikimiz imzaladık, elektrik aboneliğini ben kendi adıma yaptım. Bu evin örgüt ile bir alakası yoktu. Sadece ... bu eve geliş-gidiş yapıyordu. Çok nadir gelip-gidiyordu. Bu evde 1 yıl kaldık. Bu süre içerisinde ... birkaç kez gelmiştir. Örgüt tarafından bu eve başka bir kimse kalması için gönderilmedi, bir anlamda bu ev, özel bir evdi, ...'ya bu evi hiçbir zaman örgütsel faaliyetlerde kullanması için vermedim. Örgütsel toplantı, sohbet vb. Gibi faaliyetler bu evde hiç yapılmadı. 1 yıl sonra stajın uzayacağı söylenince stajımı Adıyaman'a almaya karar verdim, yine 17/25 Aralık ve devamındaki olaylar yaşanmaya başlamıştı, bu nedenle de cemaatle arama mesafe koymak istiyordum, bunu da bahane ederek cemaatin beni unutmasını da umarak Adıyaman'a gittim. Bu evi ...'ya teslim etmedim. Kira sözleşmesinin süresi bitince kira ilişkisi de sona erdi, evden bu şekilde ayrıldık. ... de İzmir'e kendi ailesinin yanma döndü. Adıyaman'da stajımı tamamladım, 2016 yılı Eylül ayında Düzce Hâkimliğine kur'a kararnamesi ile atanarak başladım. Ankara'dan 2016 yılı Haziran ayında ayrıldıktan sonra ... beni hiç aramadı, zaten 1 ay sonra darbe girişimi oldu...4- ... …: Hâkim adayı iken birlikte ev tutmuştuk. Mesleğe başladıktan sonra da kendisi ile görüşmeye devam ettik."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.T., Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/09/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağında; “...HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİ; Ben bayanla yaptığım görüşme sonrasında Kocaeli ’ne ailemin yanına gittim. Bana belirtilen gün ve tarihte kendi imkanlarım ile Aşti otogarına gittim. Beni Aşti otogarında sonradan SERMURAK1P olduğunu öğrendiğim ... KOD isimli şahıs ile yanında Bir Kez Gördüğüm Bir Bayan Karşıladı. Beni otogardan alarak taksi ile Ankara Keçiörendeki Hakim Savcı çalışma evine gittik ... KOD İSİMLİ ŞAHIS beni ev yerleştirdi. Ben 2013 yılı eylül aynıdan Aralık ayında yapılan adli yargı sınavına kadar yaklaşık 4 ay süreyle bu evde kaldım. Kalmış olduğum bu hakim savcı hazırlık evinde benim ile birlikte kalan şahıslar ise hatırladığım kadarı ile M.K. ,H.A. (Şu andaki soyadı …), ismini hatırlamadığım Samsunlu olduğunu ve Marmara Hukuk Mezunu bir şahıs ve ... ile kaldım. Ben evdeki kaldığım şahıslardan okul arkadaşım H.A. dışındaki şahısları ilk defa bu evde gördüm....2013 yılı Aralık ayında girmiş olduğum sınav 2014 yılı Ocak ayında açıklandı ve birlikte kaldığımız ... ... ve ben yazılı sınavı kazanmıştık. Hatice ve ismini hatırlamadığım diğer bayan kazanamamıştı. Beni mülakat sınavlarına hazırlık için çağırdılar ancak ailemin izin vermediğini söyleyerek mülakata hazırlık evine gitmedim.... ...: Bu şahsın İstanbul hukuk fakültesi mezunu olduğunu biliyorum. İzmirli olduğunu biliyorum. Bu şahıs birlikte hakim savcı çalışma evinde kaldığım şahıstır. Bu şahıs uzun boylu, normal kilolu, esmer tenli bir şahıstır, daha sonra hakim olduğunu listeden gördüm, görsem teşhis edebilirim... "
Aynı kişi; 29/09/2017 tarihli teşhis tutanağında davacıyı teşhis etmiştir.

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.Ç., Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 24/10/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağında; "...Memleketimden dönüşte tekrardan bu eve geldim yaklaşık bir hafta sonra ... Kod adlı şahıs beni ve A.A.’yı alarak yine yenimahallede bu eve yakın mesafede bulunan ve gösterebileceğim başka bir çalışma evine götürdü, bu eve ilk ben ve A.A. geldik ve sonrasında bu eve G.Ç., ... isimli şahıs, Sadiye isimli şahıs ve A.M.Y. ve ... isimli şahıs ile toplam 7 kişi kaldık. Bu eve geçici olarak ... isimli şahıs iki hafta kadar kaldı..... MÜLAKAT EVİ ÖZELLİKLERİ; Bu evin sorumlusu kod adını hatırlamadığım bir şahıstı. Eve geldikten sonra bize hitaben eteğiniz diz altı olsun, üzerinize tam olarak otursun, beyaz gömlek giyin, saçlarınız düz ve fönlü olsun hafif makyaj yapın küçük bir küpe takın, ayakkabınız çok topuklu olmasın şeklinde söyledi. Bu evde mülakat provası yapıldı. Prova yapılmadan önce biz kıyafetlerimizi almıştık daha sonra prova için ismini ve kod adını hatırlamadığım (Zümra Olabilir) şahıs ile yine ismini ve kod adını bilmediğim iki şahıs geldi ve mülakat ortamı oluşturarak bana iki hukuk ve bir genel kültür sorusu sordular, ben sorduklara sorulara cevap veremediğim için bana kendini toparla sorduğumuz sorulara cevap veremedin çalış şeklinde söylediler. Referans ile ilgili olarak çok fazla kişiye gitmememizi zaten kendilerinin referans olacakları söylediler. Mülakat aşamasında size cemaat evlerinde kalmamıza ilişkin soru sorulduğunda sonuna kadar inkar edin şeklinde söylediler. Daha sonra biz mülakata girdik ve mülakat süreci bittikten sonra memleketimize döndük. Ben ve bu evde bulunan Ş.T., M. K., ... , S.Ö., Ş.Ö., D.K. mülakatı geçemedik."
İfadesine başvurulan N.U., Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 19/01/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağında;‘...ayrıca Sorumlu olduğum FETÖ/PDY Terör Örgütü Hakim-Savcı sınavlarına hazırlık evlerinde kalan öğrencilerden , ad ve soyadlarını bildiğim ancak açık kimlik bilgilerini bilmediğim E.Ç., E.Ş., S.F.T., İ.K. , E.D., S.B isimli şahıslar ile Hakim-Savcı sınavını kazandığını bildiğim hangi üniversiteden mezun olduğunu ve açık kimlik bilgilerini bilmediğim adı soyadını ... AGIRKOL olarak bildiğim şahıs ile açık kimlik bilgilerini ve hangi üniversiteden mezun olduğunu bilmediğim adını soyadını ve M.T. olarak bildiğim şahıs ile kazandığından tam emin olmadığım soyadı ve açık kimlik bilgilerini, hangi üniversiteden mezun olduğunu bilmediğim adını Ümmügülsüm yada Ümmügülsün isimli olarak bildiğim şahıs vardı... '
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.A., Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 09/05/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağında; "...2.HAKÎM SAVCI ÇALIŞMA EVİ 2014 YILI EKİM-ARALIK AYLARI: Ben 2014 yılı yaz aylarında kendi imkanlarımla KPSS ve hakim savcılık sınavlarına hazırlanmaya karar verdim. Ancak KPSS den yeterli puan alamadım. Tek başıma da hakimlik savcılık sınavlarına istediğim şekilde hazırlanamıyordum. Bu dönemlerde beni İSMİNİ VE KOD İSMİNİ BİLMEDİĞİM bir şahıs beni ... isimli şahsın selamıyla aradı ve beni hakim savcı çalışma evine kalmak için davet etti. Bende evde düzenli ders çalışamadığım için bu teklifi kabul ettim. Bu görüşmeden kısa süre 2014 yılı Ekim ayı içerisinde kendi imkanlarımla Aşti otogarına gittim. Burada beni ... KOD ADLI Z.D. isimli şahıs karşıladı. (Bu şahsı ben İstanbul ilinde yürütülen … Esas Sayılı Soruşturma Kapsamında Teşhis ettim. ) Birlikte ticari taksiyle Yeni mahalle semtinde belediye binasına yakın mesafede bulunan ikinci kalacağım hakim savcı çalışma evine götürdü ve bıraktı. Evin kurallarıyla ilgili olarak ta bana zaten öncesinde hakim savcı çalışma evinde kalmışsın kuralları biliyorsun tekrardan anlatmaya gerek yok diyerek evden ayrıldı. Bu evde birinci hakim savcı çalışma evinde bahsetmiş olduğum kuralların aynısı geçerliydi. Bu hakim savcı çalışma evinin tek sorumlusu ... KOD ADLI Z.D. isimli şahıs idi. İkinci kaldığım hakim savcı çalışma evinde S.Ö., Z.A. isimli şahıslar vardı. Bu eve daha sonrasında Ö.A. ve Ş.T., ... isimli şahıs gelerek dahil oldular. ... isimli şahıs adli yargı sınavından 2 gün önce gelip dahil olmuştu. Bu evde yukarıda bahsetmiş olduğum ev gibi murakıb ve sermurakıb ayrımı yoktu. ... KOD ADLI Z.D. isimli şahıs eve haftada bir yada iki kez gelirdi. İlk geldiği zamanlarda Evde birlikte kaldığım şahıslarla bana eve sabit hat bağlatmamız gerektiğini söyledi. Ben ilk evde sabit hattı kendi adıma bağlattığımı bu yüzden bağlatmak istemediğimi evde kalan S.Ö. VE Z.A. isimli şahıslar da kendi adlarına hat bağlatmak istemediklerin söylediler. Bunun üzerine ... KOD ADLI Z.D. isimli şahıs sabit hat hususunda fazla ısrarcı olmadı. Cep telefonlarımızı bizden almadı. Bu süreçte ben cep telefonumu kullandım. Bu ikinci hakim savcı çalışma evinin doğalgaz ve elektirik faturası ... isimli şahıs üzerineydi. Ancak ... isimli şahsın kim olduğunu bilmiyorum. Ben bu şahsı hiç görmedim. Ben gelen faturalarda bu şahsın adını gördüğüm için ve faturaları yatırdığımdan dolayı biliyorum. Evin kirasını hiç ödemedim. Birlikte kaldığım S.Ö. isimli şahsın birkaç kez evin kirasını ödediğini biliyorum. Bu kirayı ziraat bankası ATM sinden ödediğini hatırlıyorum.....64-...: Bu şahsın nereli olduğunu bilmiyorum ancak İzmir de ikamet ediyordu. İstanbul hukuk mezunudur. Bu şahıs yapının ikinci hakim savcı çalışma evine sınava iki gün kala gelen şahıstır. Sonrasında ne iş yaptığını bilmiyorum...”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.I., Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 15/10/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağında; "Ben bu eve gittiğimde bu evin murakıbı yani sorumlusu Zümra kati adlı ... isimli bir şahıstı. Bu şahsın üstünde sermurakıp olarak görev yapan ... kod adlı Kübra isimli şahıs vardı. Bu evde benim dışımda S.Ö., H.A., ... , ... isimli şahıs vardı. Toplamda beş kişiydik, Bu eve gittiğimde ... kod adlı Kiıbra isimli şahıs telefonlarımızı ve eve getirmiş olduğum tableti topladı Bu evde kimin adına kayıtlı olduğunu bilmediğim içeriden dışarıya araması kapalı olduğunu düşündüğüm bir sabit hat vardı. Ayrıca bu evin faturalarının kimin adına kayıtlı olduğunu ve bu evi kimin kiraladığını bilmiyorum. Ben bu eve girdiğimde Zümra kod adlı ... isimli şahıs bu evde gördüklerimi, gördüğüm kişileri kimseye söylemeyeceğime dair Kuran'a el basarak yemin ettirdi. Biz bu evde 2013 yılında yapılan .Adli ve İdari Yargı Hâkimlik-Savcılık sınavlarına çalıştık. Bu evden İdari Yargı Sınavını hiç kimse kazanamadı. Adli Yargı Sınavını ben, ..., S.O. isimli şahıslar kazandı Bunun dışında diğer şahıslar kazanamadı... MÜLAKAT EVİ:Bu mülakat evinde benim dışımda S.Ö.,S.Ö., D.K.. Ş. T., ... isimli şahıs ve ... isimdi şahıslar vardı."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.B., Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 01-02/02/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağında; "Benim ilk katılmış olduğum toplantı yukarıda bahsetmiş olduğum yerde İSMİNİ VE KOD ADINI BİLMEDİĞİM ŞAHIS tarafından gerçekleştirildi. Bu kariyer görüşmesinde benimle birlikte ..., ..., İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM 2 ŞAHIS daha vardı. Bu ilk görüşmede İSMİNİ VE KOD ADINI BİLMEDİĞİM ŞAHIS bizi ere istişare kararlarına uymakla ilgili olarak hadislerden örnekler vererek aynı zamanda fedakarlıkla ilgili dini sohbet yaptı. Bizlere fedakarlıkla ilgili düşüncelerimizi sordu. Bu ilk kariyer görüşmesinden sonra birkaç toplantı daha yapmış ancak ben bu toplantıya çağrılmamışım. Buna da ... dan öğrendim. Kalmış olduğum yapıya ait birinci hakim savcı çalışma evinde benimle birlikle ..., S.T., R.A., A.M.Y., G.Ç., A.N.A. isimli şahıslarla birlikte kaldım. Bu şahıslarla daha önceden tanışıklığım yoktur, ilk defa kendileriyle bu evde karşılaştım. ... isimli şahıs bu evde 2 hafta kadar kaldıktan sonra başka bir hakim savcı çalışına evine gitti. Bu birlikte kaldığım ev arkadaşlarım benim gibi kendilerine kod adı edinmişlerdi. Ancak kimin hangi kod adı kullandığını şu an hatırlamıyorum......22-...: Bu şahıs İzmirlidir. İstanbul Hukuk mezunudur. Bu şahısla 1. Hakim savcı çalışına evinde kısa süreliğine kaldık Bu şahsın sonrasında adli hakim olduğunu ve ihraç olduğunu biliyorum."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan İ.D., Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 01/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağında; "....Dutluk - Aktepe bölgesindeki evde 15 gün kaldıktan sonra yeni bir eve gittim. Bu eve gerçek ismi Z.G. olan kod adı ... olan bir şahıs geliyordu. Bu şahıs 2013 yılında Ankara Adliyesi Adli Yargı Hakim adayı olarak staj yapıyordu. Z.G. yanlış hatırlamıyorsam GAZİANTEPLİ idi. Bu şahıs beni DUTLUK'taki evden KEÇlÖREN'deki başka bir eve götüren şahıstı. Bu evin bulunduğu bölge de yine DUTLUK bölgesi idi. Ancak hangi mahallede olduğunu hatırlamıyorum. DUTLUK bölgesine gitsem bu evi bulabilirim. Bu evin yakınında küçük stad vardı, bu stadı bulduğumda evi de bulabilirim. Hatta evin yakınında bir lise vardı. Ancak lisenin adını bilmiyorum. Bu eve gittiğimde evde S.Ö., H.A. isimli şahıslar vardı. Bu şahıslar ile kalmaya başladım. Bir kaç gün sonra aynı eve ... ve M.K. isimli şahıslar da geldi. Bu şahıslar da bizimle kalmaya başladılar. Bu evde ev ablası yoktu, haftada bir Z.G. gelip evi ve bizi kontrol edip giderdi. ... kod adlı, Z.G. isimli şahıs bu evin murakıbı idi. Bu eve arada bir de gerçek ismi KÜBRA, kod adı ... olan şahıs gelirdi. Bu şahsın soyîsmini bilmiyorum... 22/12/2013 tarihinde Adli Yargı Sınavı yapıldı. Bu sınava da aynı evde çalışmıştım, evde kalanlar ile hep birlikte sınava girdik, ben 66 puan aldım ve kazanamadım. Bu sınavı sadece ... 'un kazandığını hatırlıyorum."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan H.S., Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 09/01/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağında; "...HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİ: Ben bu evde kısa süreli kaldıktan sonra bu evden beni ... KOD ADLI ... isimli şahıs gelip aldı ve asıl kalacağım KEÇİÖREN semtinde Adnan menderes mahallesinde bulunan hakim savcı çalışma evine ticari taksi ile götürdü. Bu evde ben 2013 Eylül ayı başlarından Adli yargı sınavının yapıldığı 22 Aralık 2013 tarihine kadar kaldım. Bu eve gittiğimde bana anlatılan evin kurallarının aynısı geçerliydi. Bu hakim savcı çalışma evinden sorumlu olan kişiye Murakıb Murakıbın bir üstünde Sermurakıb denildiğini öğrendim. Benim Murakıbım ... KOD ADLI ... Sermurakıbım ise ... KOD ADLI K.Ü. isimli şahıstı. Ben yapıya ait olan hakim savcı çalışma evinde S.Ö., ..., M.K., ... İSİMLİ ŞAHIS lar ile birlikte kaldım. Ben birlikte kaldığım şahıslardan sadece S.Ö. isimli şahsı aynı üniversite mezunu olduğumuz için tanıyorum diğer şahısları ise ilk defa bu evde gördüm. Kalmış olduğum evin kim tarafından kiralandığını ve faturaların kimin adına olduğunu bilmiyorum. Evde kurulu vaziyetteki sabit hattın kimin adına kayıtlı olduğunu bilyorum. Ben eve gittiğimde hazır kurulu bir evdi. Ben evde bulunan sabit hat ile ailem ile farklı zamanlar da defaten görüştüğümü hatırlıyorum..... ...: Bu şahıs İzmirlidir. Bu şahıs benim kaldığım Hakim savcı çalışma evde birlikte kaldığım şahıstır. Bu şahıs 2013 yılındaki girdiğimiz Adli yargı sınavında mülakata hak kazandığını biliyorum. Bu şahıs İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mezunudur.... ”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan F.A., Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 08/11/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağında; "Bu evin sorumlusu olan daha sonradan ev sorumlularına Murakıb olarak adlandırıldığını öğrendiğim MURAKIB LEYLA isimli şahıs bana evle ilgili görüşmemizde benim üniversiteden daha mezun olmadığım alttan dersim olduğunu öğrenince sen bu evde şimdilik okuldaki derslerine çalış, mezun olduktan sonra hakim savcı sınavlarına hazırlanırsın dedi ve Hakim savcı çalışma evlerinde cep telefonu kullanmanın yasak olduğunu ancak şuan kalmış olduğumuz evin geçici bir ev olduğunu ve bu evde sabit bir hat bulunmadığından dolayı ailemizle günde bir saat kadar görüşebileceğimizi ancak 1-2 saat açık tutabileceğimizi söyledi. Evde gereksiz dışarı çıkmamız gerektiğini söyledi bende kendisine bir hafta sonra vizelerim olduğunu ve İstanbula dönmem gerektiğini söyledi, Leyla da bana o zaman vizelerin için git okulunu bitirdiğinde tekrar görüşürüz dedi ben bu evden yaklaşık 1 hafta sonra ayrıldım. Kalmış olduğum süre zarfında benimle birlikte kaldığım hatırladığım şahıslar ise ..., ..., İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM 6-7 kişi daha vardı, şuan isimlerini hatırlamıyorum, çünkü bu evde Ankaraya hakim savcı evlerinde kalmak için gelen şahısların ilk olarak Ankaraya geldiğinde geçici olarak bu evde kaldığı evdi. Sürekli bir devir dayım vardı, gelen kişiler birkaç gün kaldıktan sonra bazen de geldikleri gün gidiyorlardı o yüzden diğer şahıslan çok hatırlamıyorum. Zaten bende bir hafta kadar kaldım ve İstanbul a döndüm..."
Aynı kişi; 09/11/2017 tarihli teşhis tutanağıyla, ifadesinde "ismini hatırlamadığım 6-7 şahıs" olarak belirttiği şahıslardan birisini ... olarak teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan D.K.A, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 16/10/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağında; "...MÜLAKAT EVİ YAPILANMASI: Ben 2013 yılı Adli Hakimlik Savcılık sınavından sonra memleketime döndüm ve yaklaşık 15 gün sonra sonuçlar açıklandı ben kazandığımı memleketimde öğrendim bunun üzerine yaklaşık bir ay sonra ... kod adlı şahıs beni arayarak Hakim Savcı Çalışma evine çağırdı bende tek başıma eve gittim bu eve gittiğimde Bu evin Mülakat evi olduğunu öğrendim ve bu evde benimle beraber ..., ..., ..., ..., ... ve başkaca ... isimli şahıslar vardı.... ... isimli şahıs; Bu şahsın soyadını olarak biliyorum, İzmir'li olduğunu biliyorum, İstanbul Hukuk Fakültesi mezunudur, Mülakat evinde beraber kaldık görsem teşhis ederim..."
Aynı kişi; 17/10/2017 tarihli teşhis tutanağında ... olarak bildiği şahısı ... olarak teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.N.M.Y, Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 21-22/02/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağında;"...HAKİM-SAVCI ÇALIŞMA EVİ 2013 YILI EYLÜL-ARALIK AYI; Ben bu çalışma evinde 19 Aralık 2013 yılına kadar kaldım. Bu çalışma evi benim ilk ve son kez kalacağım Hakim-Savcı çalışma evim oldu. 3-4 aylık süre zarfında bu evle sorumlu şahıslar ilgileniyordu. Ben bu sorumlu şahısların yapıda hangi isimle adlandırıldıklarını bilmiyorum. Murakıp ve Ser murakıp kavramlarını ifadem aşamasında öğrendim. Bu evin SORUMLULARININ KOD ADINI KULLANDIĞINI bu süreçte derendim. KOD ADINI HATIRLAMADIĞIM SORUMLU ŞAHIS çalışma evine haftada 1 kere gelirdi. Bu şahsın haricinde de ... KOD ADLI daha seyrek çalışma evine gelen ve yaşadığım süreçte ÜST SORUMLU olarak bildiğim şahıstı. Çünkü Çalışma evinde problemler olunca ... KOD ADLI şahıs ile görüşüyorduk. Hatta ben ev değiştirmek istediğimde bu durumu öncesinde KOD ADINI HATIRLAMADIĞIM SORUMLU ŞAHIS ile görüştüm, bu şahısta beni problemimin çözümü için ... KOD ADLI üst sorumlu ile görüştürdü. Ben bu çalışma evine geldikten bir iki gün sonra KOD ADINI HATIRLAMADIĞIM SORUMLU ŞAHIS evde bulunanlar ile birlikte Hakim-Savcı çalışma evlerinin kurallarını anlatmak için toplantı yaptı. Bu toplantı öncesinde herhangi bir yemin etme olayı yaşanmadı. Bu çalışma evinde benimle beraber kalan ve ifademin devamında anlatacağım kurallar tabii olan şahıslar; ..., ... İSİMLİ ŞAHIS, ... İSİMLİ ŞAHIS, ..., ... İSİMLİ ŞAHIS, SADİYE İSİMLÎ ŞAHIS ve İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM ŞAHIS vardı. Hakim-Savcı çalışma evinin kuralları şu şekildeydi; Bu evde cep telefonu kullanmak yasaktı. Ben cep telefonum ile gitmiştim ancak yasak olduğu için KOD ADINI HATIRLAMADIĞIM SORUMLU ŞAHIS bataryasını çıkararak cep telefonumu aldı. Bu evde sabit bir hat vardı. Bu sabit hattın numarasını ve kime ait olduğunu hatırlamıyorum. Bu sabit hat dışardan aramalara açık ancak içerden şehirlerarası aramaya kapalıydı. Ben ve evde bulunan diğer şahıslar aileleri ile bu sabit hat üzerinden iletişim sağlıyordu. Ben de ailem ile bu şekilde iletişim kuruyordum. Ben ailemi arayacağım zaman ise dışarıdan ankesörlü telefondan iletişim sağlıyordum...."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan P.A, Adalet Müfettişliğince düzenlenen 07/11/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağında; "... (…- 2013 mezunu): Aynı sınıftaydık. Yapıya ait evde kaldığını biliyorum ama ne kadar süre kaldığını bilmiyorum. Bir konuşmuş olabilirim. Görev alıp almadığını bilmiyorum. Şu an nerede ne iş yaptığını bilmiyorum. Memleketini bilmiyorum."
Davacı Samsun Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 07/05/2017 tarihli sorgulama tutanağında; "... Lise sondayken FETÖ/PDY'ye ait Körfez Dershanesine %100 burs kazandığım için gittim.. Dershanede ayda bir dini içerikli sohbetler yapılıyordu. Bende mecburen katılıyordum...Ben üniversiteyi kazanınca benimle ilginenen E... Öğretmen İstanbul’da cemaate ait evlerin ve yurtların olduğunu söyledi. Ben daha 17 yaşındaydım. Güvenilir olabilir düşüncesiyle kalabileceğimi söyledim. Ailem herhangi bir şekilde müdahale etmedi. Önce Fatih 'te bir yurda gittim. Burada ismini hatırlamadığım bir kişiyle görüştüm. Bana evde mi yurtta mı kalmak istediğimi söylediler. Babam işçi olarak çalıştığı için maddi durumu çok iyi eteği İdi. Evin fiyatı daha uygun olduğu için bende evde kalmayı tercih ettim...Son sınıftayken Ankara 'dan gelen muhtemelen hakimlik yapan bayan kişiler bizi mülakata aldılar. Ne olmak istediğimizi sordular. Bende hakim olmak istediğimi söyledim. Gelen kişiler isimlerini ve mesleklerini söylemiyorlardı. Bize Ankara 'da hazırlık evleri olduğunu ve bu evde imtihana hazırlayabileceklerini söylediler. Ankara'da … ve … isimli kişiler karşıladılar.. Yenimahalledeki ev toplanma evi gibi bir yerdi... Bu evde bir ay kaldım... Sonra Keçiörende bir evde kalmaya başladım.. Bu eve gittiğimizde cep telefonlarımız toplandı.. 2014 yılında mülakattan Önce beni aradılar. Kimin aradığım hatırlamıyorum. Ankara 'da mülakat için çalışma evleri olduğunu söylediler. Bende Ankara 'ya gittim... Bu evde 2-3 ay kaldım.. Mülakattan önce bize referanslarınızı kendiniz bulun dediler.Bende referans bulamadığım için mülakatta kaybettim. Daha sonra İzmir 'e döndüm ve cemaatle bütün irtibatımı kestim. O dönemlerde benim kullandığım hat annem S.A. adına kayıtlı bir hattı. Ailemin yanında hakimlik imtihanına çalıştım. 2014 yılı Aralık ayınca hakimlik imtihanına girdim. Hem adli hemde idari yargıyı kazandım. Beni yine ankesörlü teiefonla aradılar. Ancak ben cemaat tarafından arandığımı bildiğim için bu telefonları hiç açıp görüşme yapmadım. İzmir 'de babamın arkadaşının tanıdığı olan Danıştay Üyesi C.E. yine Danıştay üyesi S.D. vardı. Ben her iki kişiyede cemaat evlerinde kaldığımı söylemedim....Staj dönemindeyken yine ankasörlü telefondan ısrarla aranınca bir kez baktım. ... isimli bir bayan benimle kafede buluşmak istediğini söyledi. Bende kabul ettim. Adaylığa yeni başlamıştım. Aleyhime fişleme yaparlar ve mesleğimden olurum kaygısıyla bu ... isimli bayanla görüştüm. ... 'nın ne iş yaptığını bilmiyorum. Kendisinin daha sonra bir kez evine gittim. … mahalle … Apt. D: … marketin yakınında Ankara adresine gittim. Evine gitmemdeki amacım onlarla tamamen irtibatımı koparttığımı belli etmemeleri içindi. Çünkü bana zarar verebileceklerini düşünmüştüm. ... bana evlilikle ilgili düşüncelerimi sordu. Bende cemaat içi evlilik yapmayacağımı söyledim. Şuan resmi olarak eşim olan H.S.D. ile akademide hazırlık bir sınıfında tanıştık. Görüştük ve evlendik. H.S. kesinlikle cemaatle hiç bir bağı yoktur ve cemaate tamamen karşıdır. Cemaate karşı fikirlerimin değişmesine de katkısı olmuştur.Ben H.S. ile görüştüğümde cemaatle irtibatlı olduğumu kendisine söylememiştir. Eşimle tanışma ve arkadaşlığıma yönelik Yozgat 'm ilçesinde savcı S.D. yine çok yakın arkadaşı Erzincan veya Elazığ 'da Cumhuriyet Savcısı S.C.T. tanık olarak dinlenebilir."
Davacı tarafından, cemaat yapılanmasının legal görünümlü illegal bir yapı olduğu bu nedenle kaldığı dönemde örgütün gerçek yüzünü bilmesinin mümkün olmadığı, bu evlerde sadece barınmak için kaldığı, görev üstlenmediği, bu yapıyla olan bağlantısını 2016 yılının Mart ayı itibariyle kopardığı beyan edilmiştir.
Bu durumda, davacının örgütün içinde yer aldığına, örgüt toplantılarına katıldığına, üniversitede örgüt evlerinde kaldığına, lise döneminde örgüte müzahir dershaneye gittiğine, sınavlara örgütün hakim-savcı sınav çalışma evlerinde hazırlandığına ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen ifadeler ile davacının bu ifadelere karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.

6) Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu karar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın, AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan "özel hayata saygı hakkı" çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen "özel hayat" kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen karar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu karar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak "kanunla öngörülmüş olma", aynı maddede sayılan "meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma" ve "demokratik bir toplumda gerekli olma" ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa'nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin "şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması", "anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması" gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS'in 8/2 ve Anayasa'nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS'in 15. ve Anayasa'nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS'in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa'nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu karar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu karara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu karar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu karara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa'nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu karar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS'in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı" hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararın müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS'in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.

7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte iadesi isteminin de reddi gerekmektedir.

D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte iadesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
3. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam …TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
5. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 03/11/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.

AvAi

Hukuki AI Asistanı
Merhaba! Ben AvAi, Avarsis Hukuki AI Asistanınız. Size nasıl yardımcı olabilirim?