‹ Ana sayfa
Danıştay5. Daireİdare Hukuku

Danıştay 5. Daire E.2017/7017 K.2021/2231

Esas No: 2017/7017 · Karar No: 2021/2231 · Karar Tarihi: 22.06.2021
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2017/7017
Karar No : 2021/2231

**DAVACI:** ...

**VEKİLİ:** Av. ...

**DAVALI:** ...Kurulu / ...

**VEKİLİ:** Av. ...

DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ...tarih ve ...sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin ...tarih ve ...sayılı kararının iptali ile yoksun kaldığı parasal ve özlük haklarının yasal faiziyle birlikte iadesi istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu kararlar tesis edilirken, hiçbir aşamada savunmasının alınmadığı, bu sebeple savunma hakkının ihlal edildiği, hakimlik teminatı dikkate alınmaksızın ve soruşturma yürütülmeksizin disiplin cezası verildiği, isnat edilen suçlamanın belirli olmadığı, suçlamanın belirsiz olduğu, masumiyet karinesinin, suç ve cezaların şahsiliği ilkesinin, ifade özgürlüğünün, ayrımcılık yasağı ve özel hayatın gizliliği ilkesinin ihlal edildiği ileri sürülerek dava konusu kararların hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir. Öte yandan, dava konusu kararın dayanağı olan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun) 3. ve 10. maddelerinin Anayasa'ya aykırı olduğu iddia edilerek, anılan hükümlerin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması talep edilmiştir.

DAVALININ SAVUNMASI : Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararların amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa'nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanunun 33.maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen kararlar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararların hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI ...'İN DÜŞÜNCESİ: Dava, FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatı sabit görülen davacı tarafından, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca yargıya mensubiyetinin uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararının iptali ile yoksun kalınan hakların tazmini istemiyle açılmıştır.
Anayasaya aykırılık iddiası ile usule ilişkin iddialar yerinde görülmeyerek işin esasına geçildi;
Anayasanın 138. maddesinde, "Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.", 139. maddesinde, "Hakimler ve savcılar azlolunamaz, ... meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.", 140. maddesinin üçüncü fıkrasında da, "Hakim ve savcıların meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ve meslek içi eğitimleri ile diğer özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.", "Hakimler ve Savcılar Kurulu" başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında ise, "Kurul, ... meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar; ayrıca, Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir.", bu maddenin 10. fıkrasında ise, "Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz. ..." hükümlerine yer verilmiştir.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hakimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" başlıklı 53. maddesinde, "Hakim ve savcıların: a) fıkrasında, Bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b) fıkrasında, Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması, .... hallerinde görevleri sona erer." şeklinde düzenleme yapılmıştır.
6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu'nun "Kurulun görevleri" başlıklı 4. maddesinin; hakim ve savcılarla ilgili olarak (b) fıkrasının 6. bendinde meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, 7. bendinde, disiplin cezası verme, 8. bendinde de görevden uzaklaştırma işlemlerini yapmak Kurulun görevleri arasında sayılmış, "Genel Kurulun Oluşumu ve Görevleri" başlıklı 7. maddesinin 2. fıkranın (ı) bendinde de, Adli ve idari yargı hâkim ve savcıları hakkında meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma Genel Kurulun görevleri arasında sayılmış, "Yeniden inceleme, itiraz ve yargı yolu" başlıklı 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'da görüleceği hükme bağlanmıştır.
Diğer taraftan, 15/07/2016 günlü darbe girişimi sonrası; kamu düzeni ve güvenliği açısından Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde; Milli Güvenlik Kurulunun Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi yönündeki 20/07/2016 tarih ve 498 sayılı tavsiye kararı üzerine, toplanan Bakanlar Kurulu'nca ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş, bu karar Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanarak 21/07/2016 tarihli ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
08/03/2018 tarihinde yürürlüğe giren 7075 sayılı Kanun ile kanunlaşan, 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 11. maddesinin 2. fıkrası ile, "22/07/2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3'üncü maddesinin birinci fıkrası ile 18/10/2016 tarih ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 3 üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenler, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştaya dava açabilir." hükmü getirilmiştir.
Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ...tarih ve ...sayılı kararıyla; ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3'üncü maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin, 23/07/2016 tarih ve 29779 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3'üncü maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verilmiştir.
Ceza yargılamasında hükme esas alınacak kanıtların kesin ve şüpheye mahal bırakmayacak kuvvette olması gerekir. Ancak disiplin cezalarında her türlü done değerlidir ve kanaat oluşumu için önem arzeder.
Yargıç ve savcıların kararlarının normatif kurallara ve hukuka uygun olması, gerekçelerinin hukuk alemini tatmin etmesi kuşkusuz çok önemlidir. Ancak bir o kadar önemli husus da bir bütün olarak yargı camiasının özellikle de yargı mensuplarının kamuoyunda bıraktıkları intibadır. Toplumda adalete güven ve inancın artmasında meslek mensuplarının isabetli kararlarının yanında vakur ve tarafsız duruşlarının katkısı yadsınamaz bir realitedir.
Anayasa'ya, kanunlara ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm vermekle yükümlü olan yargı mensuplarının, bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girerek örgüt hiyerarşisi altında ideolojik bağlılıkla hareket etmelerinin, Anayasal bir hak olan adil yargılanma hakkının önündeki en büyük engel olduğu ve nihayetinde yargıya olan güvene zarar verdiği kuşkusuzdur.
Dosyanın içeriğinden ve davalı idarece sunulan belgelerin incelenmesinden, tanık/şüpheli ifadeleri ile davacıya ilişkin tespitler dikkate alındığında, davacının FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatının olduğu anlaşılmaktadır.
Bu durumda, davacı hakkında tesis edilen işlemde hukuka aykırılık görülmemektedir.
Öte yandan, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmaması nedeniyle davacının yoksun kaldığı hakların tazmini isteminin yasal dayanağı da bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde, davacının Anayasa'ya aykırılık iddiaları yönünden; Anayasa Mahkemesinin 24/07/2019 tarih ve E:2016/205, K:2019/63 sayılı kararı ile 6749 sayılı Kanun'un 10. maddesi iptal edildiğinden bu madde ile ilgili Anayasa'ya aykırılık iddiası yerinde, 6749 sayılı Kanun'un 3. maddesi ile ilgili Anayasa'ya aykırılık iddiası ise ciddi görülmediğinden işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:

A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.

2) Davacıya İlişkin Süreç
... tarih ve ...sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından ...tarih ve ...sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın iptali ve bu kararlar nedeniyle yoksun kalınan parasal ve özlük haklarının yasal faiziyle birlikte iadesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Öte yandan davacının, ceza yargılaması sonucunda Yargıtay ... Ceza Dairesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 1 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK) 231. maddesinin 5-6. fıkrası uyarınca davacı hakkında kurulan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu davacı hakkında verilmiş olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı yapılan itirazın reddedilmesi üzerine sözkonusu kararın 12/01/2021 tarihinde kesinleştiği görülmüştür.

B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...”

2) AİHS
AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."
AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."

3) Kanun
667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır...”

4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.

C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS'in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS'in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM'e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, "yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması" şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in "Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay'da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay'da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.

2) FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ'nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
"Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup ...bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. ...Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. ...Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır...
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir...
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır...
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir...
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır..."
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı ...kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.-- …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ("T" taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, "önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.

3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa'nın "Hâkimlik ve savcılık mesleği" kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede "... Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar." denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.

4) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.

5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.

a) ByLock Delili
i. ByLock Uygulamasına İlişkin Genel Değerlendirme
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında belirtildiği üzere ByLock uygulaması, kullanılması için indirilmesi yeterli olmayan ve özel kurulum gerektiren, kullanıcıların haberleşebilmesi için her iki tarafın önceden temin ettikleri kullanıcı adlarını ve kodlarını eklemeden taraflar arasında mesajlaşmanın başlayamadığı, bu bakımından sadece oluşturulan hücre tipine uygun şekilde bir haberleşme gerçekleştirilmesine imkân veren, kriptolu anlık mesajlaşma, e-posta gönderimi, ekleme yoluyla kişi listesi oluşturma, grup içi mesajlaşma, kriptolu sesli görüşme, görüntü veya belge gönderebilme özellikleri bulunan, böylece kullanıcılarının, örgütsel mahiyetteki haberleşmelerini başka herhangi bir haberleşme aracına ihtiyaç duymadan gerçekleştirmesine olanak sağlayan bir iletişim sistemidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında; ByLock uygulamasının 2014 yılı başlarında uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olduğu, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve bluetooth yoluyla yüklenildiği hususunun yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesaj ve e-postalardan anlaşıldığı, ByLock üzerinden yapılan iletişimin çözümlenen içeriğinin tamamına yakınının FETÖ mensuplarına ait örgütsel temasa ve faaliyetlere ilişkin olduğu; kullanıcılar tarafından buluşma adreslerinin değiştirilmesi, yapılacak operasyonların önceden bildirilmesi, örgüt mensuplarının yurt içinde saklanması için yer temini, yurt dışına kaçış için yapılan organizasyonlar, himmet toplantıları, açığa alınan veya meslekten çıkarılan örgüt mensuplarına para temini, örgüt liderinin talimat ve görüşlerinin paylaşılması, Türkiye'yi terörü destekleyen ülke gibi göstermek amacına yönelik faaliyette bulunan birtakım internet adreslerinin paylaşılması ve bu sitelerdeki anketlerin desteklenmesi, FETÖ'ye yönelik yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda şüpheli veya sanıkların hâkim ve Cumhuriyet savcılarınca serbest bırakılmasının sağlanması, örgüt mensuplarına müdafi temin edilmesi, örgüt üyelerinden kimlere operasyon yapıldığına ve kimlerin deşifre olduğuna ilişkin bilgilerin paylaşılması, operasyon yapılması ihtimali olan yerlerde bulunulmaması ve bu yerlerdeki örgüt için önemli dijital verilerin arama-tarama mesulü olarak adlandırılan kişilerce önceden temizlenmesi, kamu kurumlarında FETÖ aleyhine görüş bildiren veya yapılanmayla mücadele edenlerin fişlenmesi, sistemin deşifre olduğunun düşünülmesi halinde ByLock iletişim sisteminin kullanımına son verilerek Eagle, Dingdong ve Tango gibi alternatif programlara geçiş yapılacağının haber verilmesi, yapılanmaya mensup kişilerin savunmalarında kullanabilmeleri amacıyla hukuki metinler hazırlanması gibi örgütsel nitelikte ve amaçta mesajlar gönderildiği ifade edilmiştir.
Bylock delilinin hukuki niteliği ile ilgili olarak ise Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yukarıda anılan kararında; Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesinin 32. maddesi ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 4.maddesinin 1.fıkrasının (i) bendi ile 6.maddesinin 1.fıkrasının (d) ve (g) bentlerine uygun şekilde Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından elde edilen Bylock'a ilişkin dijital materyaller hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Ceza Muhakemesi Kanununun 134.maddesi gereğince Ankara Sulh Ceza Hakimliğince verilen ''inceleme, kopyalama ve çözümleme'' kararına istinaden bilgisayar ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı görülmüştür.
Nitekim Anayasa Mahkemesi de Bylock verilerinin kanuni bir temele dayanmadan ve hukuka aykırı şekilde elde edildiğine yönelik iddialar yönünden yapılan başvuruda; 4/6/2020 tarih ve Başvuru No: 2018/15231 sayılı kararı ile Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi aynı kararında, yapısı, kullanım şekli ve teknik özellikleri itibarıyla sadece FETÖ/PDY mensuplarınca -örgütsel iletişimde gizliliği sağlama amacıyla- kullanılan kriptolu iletişim ağının başvurucu tarafından kullanılmasının terör örgütüne üye olma suçu açısından mahkumiyete dayanak olarak alınmasının, adil yargılanma hakkı kapsamındaki usul güvencelerini etkisiz hale getiren keyfi bir uygulama olarak değerlendirilemeyeceği tespitinde de bulunmuştur.
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan bazı kişilerin ByLock uygulamasına ilişkin birtakım ifadelerde bulunduğu görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan Y.G. isimli şahıs tarafından İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesine sunulmuş beyan: “Bana ByLock adlı programı indirmemi 2014 Temmuz’da ...adlı kişi söyledi. Önce VPN programını daha sonra da ByLock’u kurmamı, VPN’yi açmadan ByLock’u kullanmamam gerektiğini açıkladı. Daha sonra beni kendisi ekledi ve onaylamamı söyledi. Böylece buradan daha güvenli mesajlaşabilecektik onlara göre. Çünkü 2014 HSYK seçimleri yaklaşmaktaydı ve hızlı bir haberleşme ağı lazımdı.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö. isimli şahsa ait Malatya Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 16/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “2014 HSYK seçimlerinden yaklaşık 3-4 ay önce E.E.’nin evinde toplanmıştık. … abi denilen kişi bir programdan bahsetti. Bu program üzerinden haberleşeceğimizi söyleyerek telefonlarımızı istedi. Kendisi telefonlarımıza ByLock denilen programı söz konusu sohbet sırasında yükledi. …ByLock programını kullanan cemaatteki herkesin paylaşımlarını görmek mümkün değildi. Sadece arkadaş listesi (grup) şeklinde oluşturulan arkadaşlarla konuşabilmekte ve yazılar paylaşabilmekteydik. …HSYK seçimlerinin sonuna kadar ByLock programı üzerinden haberleşme sağlanıyordu. Cemaat mensuplarının istemleri doğrultusunda seçimlerden sonra ByLock programını sildim.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.B. isimli şahsa ait Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 22/03/2017 tarihli sorgulama tutanağı: “...isimli şahıs telefonuma ByLock yüklemek istedi. Ancak akıllı telefonum olmadığı için yükleyemedi. Ben de eşimin telefonunu kendisinden habersiz aldım. Bir şeyler yaptı. Bundan sonra buradan haberleşeceğiz dedi. … , hâkim ve savcıların kişisel bilgilerini (dünya görüşü, siyasi görüş vs.) özellikle ByLock’tan ona atmamı istiyordu. … bana tablet almamı, başka bir akrabamın adına hat almamı söyledi. Ancak ben bunu da yapmadım. Daha sonra ..., bana içinde hat olan bir tablet getirdi. Tablette ByLock programı yüklüydü. Gelen yazıları okuyordum. Ayrıca bana tablette silme programını gösterdi. Herhangi bir durumda onu kullanmamı söyledi.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.Ö. isimli şahsa ait Çankırı Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 02/03/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “2014 yılının Ağustos ayında E.Ö. çalıştığı yer olan Silivri’ye gelmemi söyledi. Silivri’ye gittikten sonra beni oradan alıp Silivri İlçesinde oturan D.S.’nin evine götürdü. Burada ...kod adlı şahıs da vardı. Kendisi telefonumu istedi. Kendisi bana ByLock isimli programı yükledi. Artık buradan haberleşeceğimizi bana söyledi. Çünkü benim tek kaldığımı, bir şekilde haberleşmemiz gerektiğini söyledi. 2015’in Şubat ayına kadar bu program üzerinden haberleştik.”
Bu durumda, FETÖ tarafından gizliliği sağlamak için örgütsel haberleşme amacıyla oluşturulduğu ve münhasıran FETÖ tarafından kullanıldığı anlaşılan ByLock uygulamasının yüklendiğinin, bu ağa dâhil olunduğunun tespit edilmesi hâlinde, bu kişilerin örgüte üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut örgütle irtibatı ortaya konulmuş olabilecektir.

ii. ByLock Delilinin Davacı Yönünden Değerlendirilmesi
Dava dosyasında, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından davacı hakkında düzenlenmiş "ByLock Tespit Tutanağı" yer almaktadır. Anılan tutanakta, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca 16.12.2016 tarih ve 2016/180056 sayılı soruşturma kapsamında gönderilen ByLock abone listeleri üzerinde yapılan çalışmalarda davacının 129.862 satırlık ByLock abone listesinin 85165. satırında kaydının olduğu, tespit edilen GSM aboneliğinin 0505.....64, tespit edilen cihaza ait IMEI numarasının ...olduğu belirtilmiştir.
Davacı tarafından, Bylock deliline ilişkin olarak beyanda bulunulmamıştır.
Öte yandan davacı hakkında verilen Yargıtay ... Ceza Dairesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararında; "..Şüphelinin, örgütün iletişimde kullandığı yargı kararları ile de kesinlik kazanan kriptolu haberleşme programı ByLock‘u bizzat kullandığı, tespit edilen GSM numarasının 505...64, tespit edilen cihaza ait IMEI numarasının; ...ve tespit edilen ilk tarihin 12.08.2014 olduğu görülmüştür.
CGNAT (Sicinat) verileri incelendiğinde; şüphelinin 0505...64 numaralı GSM hattından ... numaralı özel İP'den ...numaralı Hedef İP ye gönderilen 2103 ayrı işlem tespit edilmiştir. (Ek 2/28-154)
Sanığın (...ID) kullanıcısı olduğu, arama/aranma, mesaj alma/gönderme, mail alma/gönderme gibi örgüt içi iletişimde aktif olarak kullandığı,
Rehberinde kayıtlı kullanıcıların; HSYK eski üyeleri; (...ID) ile M.Ş., (...ID) ile K.T., (...ID) ile Ş.I., (...ID) ile örgütün HSYK sorumlusu N.D., (...ID) ile S.Y., (...ID) ile HSYK eski Genel Sekreteri M.B., (...ID) ile H.Ü.'nün bulunduğu, kayıtlı kullanıcıların sanığa "..., ..., ..., ..." kod adını verdikleri,
Şüphelinin örgütün, HSYK üst sorumlusu olduğu belirlenen Yargıtay eski üyesi N.D.'ye ait (...ID)'de "kahramanlar" başlığı altında oluşturulan grupta; HSYK eski üyeleri M.Ş. (...ID), A.B. (...ID), ... (...ID), K.T. (...ID), Ş.I.'nın (...ID) bulunduğu anlaşılmıştır. Bu kayıtlı olan şahıslara ait anılan (ID) rehberlerinde ve sanığa ait (...ID) rehberinde de N.D. tarafından oluşturulan "kahramanlar" grubunun paralel şekilde oluşturulduğu ve aynı örgüt mensuplarından oluştuğu,
Sanığa ait (...ID)' ye ilişkin kişi listesinde; yargı eski mensupları (...) ile Ş.I., (...ID) ile S.Y., (...ID) ile N.D., (...ID) ile R.İ.B., (...ID) ile K.T., (...ID) ile M.Ş., (...ID) ile U.Y., (...ID) ile A.B., (...ID) ile M.B., (...ID) ile örgütün sivil imamı İ.Ç.i'nin yer aldığı,.." tespit edilmiştir.
Bununla birlikte Bylock yazışmalarında davacının adının geçtiği,
- ...ve ...ID numaralı kullanıcıların arasında geçen 17/01/2016 tarihli yazışmada davacının isminin yazışmalara yansıdığı, "..(...ID)--" abi hafta içi bir gün ...le öğle yemeği yesek olurmu" (...ID)-- " gözden ırak bir yer düşünün bende düşünüyorum, biraz canı sıkkı gibi gerekirse biraz uzakta olabilir" (...ID)--" dişçinin anlattığı bir şey varmı, orayamı gitti geldi, abi onda haber çoktur bir ara görüşsek daha doğrusu MK ile görüşmemize hazırlıklı gelseniz," (...ID)--"Dün ...la görüştüm MK in psikolojisinin kötü olduğunu söyledi. çalışanlar etkilenmiyor bu arkadaş yazıp çizmediği için devamlı TV internet kafası bozuluor, inanın bu adamların basınını okuduğunuzda kötü olmammak mümkün değil en iyisi hiç okumamak. Bu günkü sohbet çok güzeldi abi bence çok açık mesajlar vardı.." ( ...ID)--"kurul başkanvekili kimin olacağı konusunda bir duyum varmı birde biz bir tarafı destekleyip bölünmeye vesile olabilirmiyiz, kendi aralarında anlaşamazlarsa biz belirleyici olabiliriz, bu konuda kulağımız delik olsa zaten daha var seçimden sonra neler olur bakalım, abi bu gün işyerinde hava nasıldı? tutuklama çıkarılan 49 lar konuşuluyormu? seçimin verdiği şımarıklık varmı? imkanınız olursa birkaç kelime yazabilirseniz, HSYKnu için bir görüş hazırlayalım demişsiniz abiler bunu soruyorlar, kim hazırlayacaksa akıbetinden bir haber verse. sizin kontörde bitmek üzeredir numaranızı tekrar atarsanız hazır olsun ..elimizde 49 lar icin kurulda yazilan muhalefet serhinin ingilizce tercumesi var mi? bu konuyu M abiyle görüşebilirmisiniz, varmıymış abi eğer mümkünse yoksa biz yaptırabiliriz, Servet abinin tabletini vermem lazım nasıl ulaştırayam, sorabilirmisiniz,..MK beyle beraber çrş veya prş gelseler daha iyi olur.."(... ID)--"salı günü öğleden sonra MK ve K bizim işyerine gelseler beraber yemeğe gitsek uygun bir yer bakacağız inş. ikiside yarın gelmesinler bir arkadaş rapor aldığı için GK toplantısına ben gidiyorum.MK beyle beraber çrş veya prş gelseler daha iyi olur" (... ID)--"Abi bu gün bir şey varmıydı, MK bey tatile gittimi buralardamı" şeklinde konuşmanın geçtiği;
- ... ve ... ID numaralı kullanıcıların arasında geçen 27/01/2016 tarihli yazışmada davacının isminin yazışmalara yansıdığı, (... ID)--"birde 3bgün önce yeni bir brüya görmüştüm anlatmayacaktım ama mkemal bey bunu anlat deyince sizevyazıyorum hayırdırvinşallah rüyamda tüm hizmet ünite olarak bir kamp ortamındayız he de orada he bu yıl ilkokula başkayacak çocukkarımızı ojula göndermeyelim inş seneye gönderelim bu yıl onlara kuran öğretelim diyor çocuklar ağkayıp okula gitmek istediklerini söylüyor ben de onlara ağlamamalatını kuranı öğrenenlere güzel hediye ve sürprizler yapacağımızı söylüyorum çocuklsr susuyor ve mutlu oluyorlar, he bu arada bana dönğp arkadsşkara söylesek yakını vefat edenlere mutlaka gidikse ziyaretvaüedikse diyor hatta sonra mkemal beyin babası vefatvetmiş ben de vaşsağlına gitmek istiyorum beraber gidelim diyor ben de hocam buradan ayrılmanız tedbire uygun olur mu o arkadaşın babası trabzonda idi nadıl gideceksinşz diyorum O da bana yok orada değil ankara da keçiörende gşdelim diyor. dün rüyayı m kemal beye anlattım babası iyiymiş ama jayın pederi hasta imiş ankaradabkiralık ev arıyormuş tedavi için ankarayabgelmiş bunu söyledi hayırdır inşallah."
şeklinde konuşmanın geçtiği,
- ... ve ... ID numaralı kullanıcıların arasında geçen 16/12/2015 tarihli yazışmada davacının isminin yazışmalara yansıdığı, (... ID)--" abi ... abinin cocuktan haber varmi, abi birde adresi yanlis olan bi abi vardi onunda guncel adresi isteyebilirmiyiz. (... ID)--Konu:m.... , "sa abi. ... ablamızın çocuğu 8. snf bölgenin evlerine gidiyor. geçen sene ... abinin çocuğu ile beraber evlere gitmişler. ... ablamız bu sene de beraber gitsinler diyor. şuan ... abinin çocuğu herhangi bir yere gitmiyormuş." (... ID)--"diğer abiler de isim isim çocukları bi yazıp size verseler. yada sistemleri varsa direk bana atsalar" şeklinde konuşmanın geçtiği,
-... ve ... ID numaralı kullanıcıların arasında geçen 28/11/2015 tarihli yazışmada davacının isminin yazışmalara yansıdığı, "..(... ID9)--" hsyk uyelerine bahsettim...anladim ... sen abiye falan mi ama elimde olmadigi icin icerigini ilk sizinle paylasiyorum...... e de ... in adi ... miydi ... miydi ... , sorusturmada onun da adi varmis, tamam abi.tamam simdi ben bunu duzenlwyip bilgi olarak cok acil gonderiyorum."(... ID)--... bizdeyken ... onun abisiymis ya da tersi, sizin sorusturmada mi abi adi gecoiyor.yani bunu ... soyluyor bu da paralelci diyor oyle mi.." şeklinde konuşmanın geçtiği, davacının konuşma içeriklerinde beyan edildiği üzere kamu görevini yerine getirirken terör örgütü talimatları ile hareket ettiği çocuğunun örgüt takibinde yetiştirildiği hususlarının Bylock yazışmasında ifade edildiği anlaşılmıştır..
Netice itibarıyla davacı hakkında düzenlenen "ByLock Tespit Tutanağı"nın incelenmesinden; davacı tarafından 0505.....64 GSM numarasından, ...IMEI numaralı cihazla ByLock uygulamasının yüklendiği anlaşılmaktadır.

b) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları
Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.H., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 04/11/2016 tarihli sorgulama tutanağında; "..İ.O. veya H.Y. bana ... ile E.D.'nin ismini verdi...bu iki hakim bizim genel müdürlüğe görevlendirildi. ... ve E.D. 2001 yıllarında personel genel müdürlüğüne tetkik hakimi olarak gelmelerinden sonra 2008 yılına kadar bu arkadaşların düzenlemiş oldukları Fetullah Gülen cemaati sohbet toplantılarına ben, İ.O., B.E. ve H.Y. katıldık...O dönem hepimiz tetkik hakimiydik. Çok düzenli olmamakla birlikte 15 günde bir veya ayda bir birbirimizin evinde sohbet toplantılarına başladık...Bu sohbetler daha önce yapılan Fetullah Gülen cemaat mensuplarının bir araya geldiği sohbet toplantıları şeklinde olmaktaydı. Sohbetlerde Risalei Nur okunuyor, Fetullah Gülen'in kitapları okunuyor ve Fetullah Gülen anlatılıyordu. Bu sohbetleri yapan ise genellikle ... ile E.D. idi. Ben bu arkadaşlar ile ilk bu şekilde sohbet toplantılarına katıldım. ... ile E. D. bu sohbetler başladıktan yaklaşık bir ay sonra bir sohbet toplantısında himmet parası olarak maaşın % 10'unun verilmesi gerektiğini, bu paranın Afrika'da cemaat okullarına gönderileceğini ve hayır işi olduğunu belirttiler. Ben kendilerine bu oranın fazla olduğunu söyledim ve en fazla % 5 vereceğimi söyledim. O zamanlar 3 çocuk veya fazla olanların % 5, çocuğu az olanlar ise maaşının % 10'unu veriyordu. Bu sohbet grubumuz 2008 yılına kadar devam etti. 2010 yılı HSYK seçimleri...o dönem seçim çalışmaları için ben Karadeniz bölgesine gittim. Bu bölgeye de ben, İ.O., ... ve M.K. ile yaptım. 2010 yılında Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu belirlendikten sonra....genel sekreter olan M.K. bizi kendi evine yemeğe çağırdı. Bu yemekte belirlenecek Yargıtay ve Danıştay üyelerinin isimlerinin de çalışmasının yapılacağını biliyorduk.... Yargıtay tetkik hakimlerinin ismi geçince evde bulunan cemaat mensubu tetkik hakimler ile Fetullah Gülen cemaat mensubu olan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyeleri bu kişi hakkında olumlu veya olumsuz görüş belirtiyorlardı....Sayının 80 civarında olduğu anlaşıldı. Bunun üzerine toplantıda bulunan Fetullah Gülen cemaatine mensup kurul üyesi A.B. ile birlikte .. evin holüne doğru gittiler, yaklaşık 3-4 dakika sonra geri geldiler. A.B. bize dönerek "hoca efendiye danışılmış, arkadaşların 140'tan aşağı razı olmaması gerektiğini" belirten söz sarfetti. Bu toplantıda anlaşma sağlanamayınca biz Yargıtay tetkik hakimleri hariç aynı ekip ile yaklaşık iki ay bu isimleri belirlemek için bir araya geldik... Sohbet toplantıları...daha çok dini sohbetler, Fetullah Gülen sohbetleri şeklinde gelişiyordu... sohbetlerin Fetullah Gülen cemaati sohbetleri olduğunu hepimiz bilirdik. Cemaatin belirlediği isimler Yargıtay için 108 kişi aynen kendini korudu. Bizim ve diğer üyelerin belirlediği bazı isimler de listeye girince sayı 180’e kadar çıktı. Ancak resmi seçim sonucu Fetullah Gülen cemaatinin daha önce belirlediği 108 adaydan 107 kişi aynen Yargıtay üyesi seçildi. Danıştay'da ise cemaatin belirlediği tüm adaylar seçilmiş oldu. 2010 Anayasa referandumunda Fetullah Gülen'in talimatları doğrultusunda tüm cemaat mensupları bu referandumda evet çıkması için yoğun şekilde çalıştıklarını, hatta Fetullah Gülen'in mezardaki ölüleri bile sandığa götürün talimatı üzerine, Çin'den dahi insanların gelip oy kullandığını biliyorum. Referandumdan sonra oluşan HSYK seçimlerinde de Fetullah Gülen cemaati mensubu hakim ve savcıların yoğun şekilde çalıştıklarını ve yeni oluşan kurulun bu kişiler sayesinde oluştuğunu biliyorduk. Ben ve cemaat mensubu olmayan Danıştay ve Yargıtay üyelerinden gelen üyeler hariç tüm üyeler Fetullah Gülen cemaatinin etkisinde ve gücünün etkisi altında kalarak bazı kararlar verdiğimiz olmuştur. İlk Yargıtay ve Danıştay'a üyelerin seçiminde, 1. Dairenin ilk çıkardığı kararnamede bu gücün etkisinde kalarak Fetullah Gülen cemaat mensuplarının çok etkin yerlere getirilmesi sağlanmıştır. Bu çalışmalarda cemaat çok etkin olarak kullanılmıştır. 2014 HSYK seçimlerinde cemaat kendisinden olan ...'i aday gösterdi..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.Ş., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 10/01/2017 tarihli tanık ifade tutanağında; "..Ben uzun bir süre Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı, HSYK Teftiş Kurulu Başkanlığında ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yaptığım için adli yargıdan da bu yapıya müzahir olan çok sayıda kişiyi tanıyorum. Bu kişilerden hatırladıklarım; M.A., ..., ....."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan İ.D., Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 08/02/2018 tarihli sorgulama tutanağında; "..... bir kez Gaziantep'e geldi, oradan tanıdım. Kendisinin cemaat mensubu olduğunu duydum...."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan H.E., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 08/12/2016 tarihli sorgulama tutanağında; "...Cemaat üyesi olmayan kişilere referans olunmuyordu. Ben bir avukat arkadaşımı mülakat öncesi Personel Genel Müdürü ...'e referans için götürmüştüm. Kendisi yapı mensubu olup olmadığını sordu. Ben yapı mensubu olmadığını söylemem üzerine referens noktasında olumsuz baktı ve sınav sonuçları açıklandığında arkadaş sınavı kazanamadı...."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan İ.C., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 25/11/2016 tarihli sorgulama tutanağında; "..Genellikle bir kişinin evinde kahvaltı veya akşam oturma şeklinde toplanırdık. Aidatları M.B. alırdı. Daire başkanları ve genel müdür yardımcıları ayda toplanırlardı ancak genellikle ayda bir onlardan birisi bizim toplantılarımıza davet edilirdi. Bu anlamda cemaat mensubu olduğunu bildiğim kişiler A.A.B., ... ve E.M.'dir..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan N.Ö., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 09/11/2016 tarihli sorgulama tutanağında; "..Bu süreçte Fetullah Gülen cemaati mensubu olduğunu bildiğim, aynı dairede çalıştığımız K.T.'de bana cemaat adayları olarak ..., K.T., S.S., A.E. ile cemaatin desteklediği Y.A.'nın kendi listelerinde yer aldığını açıkça söylemişti..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Ö.F.A., Kastamonu Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 25/11/2016 tarihli sorgulama tutanağında; "...Ben hakimlik sınavını kazandıktan sonra 2008 Nisa ayında Ankara'da staja başlayacaktım..soyadını ...veya ...olduğunu hatırladığım O. isimli şahıs beni telefonla arayarak ilişki kurdu. Ankara'ya otobüsle gittiğimde terminalde beni karşıladı. Çukurambar'da bir eve götürdü...Burada kaldığımız süre içerisinde daha çokta şu an ismini A.C. diye hatırladığım yaşlı, 60 yaşlarında, bıyıklı, kır saçlı bir şahsın eve getirilip götürülmesi ve şöförlüğünü yapıyordu... A.C. abi dedikleri şahsın Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunda başkan veya üye olduğunu, sık sık Amerika'ya gidip geldiğini, Hoca Efendinin yanından geldiğini söylerlerdi. A.C. geldiğinde de genelde Adalet Bakanlığı bürokratlarından ve Yargıtay üyelerinden bazıları gelirlerdi...Bu eve gidip gelenlerden bazıları sonradan basında da isimleri geçtiği için sonradan öğrendiğim. Ancak o yıllarda geldiklerini bildiğim Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünden; B.E., A.H., isimli şahıslar ile daha sonradan Akademi Başkanı olan H.Y., A.K., sonradan HSYK Genel Sekreteri olan M.B., HSYK Daire Başkanı olan İ.O., Ceza İşleri Genel Müdürlüğünde çalıştığını sandığım G.T.T., yine Akademide dersimize gelen savcı kökenli olduğunu bildiğim İ.H.Ş., A.T., E.D., ... isimli şahıslar bu eve gelirlerdi..…"
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan K.Y., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 08/11/2016 tarihli sorgulama tutanağında; "..Ben, Bilecik Başsavcısı olarak görev yaparken H.İ.A., Bilecik Komisyon Başkanıydı. 1 yıl birlikte çalıştık. Şahsi sohbetlerimizde Fethullah Gülen cemaati ile görüşme hâlinde olduğunu, HSYK üyesi Ö.K.'nin referansı ile komisyon başkanı olduğunu, Bilecik'e de komisyon başkanı olarak Ö.K.'nin referansı ile atandığını, eşinin, ...'in akrabası olduğunu ve seçimlerde ...'e ve bağımsızlara destek olacağını söylüyordu. Gerçekten seçimlerde bağımsız adaylar adına çalıştı. A.N.G. ile ...'i Bilecik Adliyesi'ndeki seçim çalışmalarında yanında gezdirmişti.... Yargıdaki tüm FETÖ örgütü yargı planlamalarını bu isimler yapmıştır. Bu kişilere geçmiş dönem HSYK üyeleri N.Ö., ..., A.K. ve sonradan HSYK üyeliğine seçilen ve Bakanlıktaki işleri yürüten ..., Aile Bakanlığı müsteşar yardımcılığı da yapan hakim H.K. yardımcı olmaktadır.."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan K.U., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 27/10/2016 tarihli sorgulama tutanağında; "....7- ...: Eski Yargıtay 18. Hukuk Dairesi üyesiydi. 2014 yılında Yargıtay Kontenjanından HSYK üyesi seçildi. Fethullah Gülen Cemaati üyesi olduğunu düşünüyorum..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Ö.K., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 24/11/2016 tarihli sorgulama tutanağında; "...Bakanlığa geldiğimde ...'in yanına vardım. ... ve E.D.'nin cemaatin odağında yer alan isimlerden olduğunu M.B. ile olan irtibatımdan biliyordum ve şuna şaşırıyordum. ... 'in avukat abisi ve babasının iyi CHP'li olduğunu biliyordum. Bu şekilde bir yön belirlemesi beni şaşırtıyordu. Yani o dönemde Bakanlıkta bir cemaat yapılanması olduğunu fark ediyordum. ... Bey'in Ladik ilçesinde Hakim iken Bakanlığa geldiğini ve bilinen süreçlerle Genel Müdürlüğe kadar yükseldiğini biliyorum... M.B. o dönemlerde Fetullah Gülen cemaatinin bakanlıkta etkin olmaya başladığım bana ima ediyordu. Hatta cemaat mensubu olarak o dönemde tetkik hakimleri olan E.D. ve ...'le beni tanıştırmıştı.... M.B. o dönemlerde Fetullah Gülen cemaatinin bakanlıkta etkin olmaya başladığım bana ima ediyordu. Hatta cemaat mensubu olarak o dönemde tetkik hakimleri olan E.D. ve ...'le beni tanıştırmıştı...."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan B.B., İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 04/12/2016 tarihli tanık ifade tutanağında; "...Cemaat M.Ö. aracılığıyla hakim ve savcı atamalarında C.Ç.’yi yanıltmak için bir sistem kurmuştu, O.B., ..., U.Y. ve ... cemaat tarafından Adalet Bakanı C.Ç.'ye sunulacak hakim ve savcı adayları listesinde oynamalar yapmak üzere görevlendirilmişti.......Yeni dönem HSYK'sında görev yapan ..., M.Ş., K.T., A.B. cemaatçidir...."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan B.Ü., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 12/04/2017 tarihli sorgulama tutanağında; "....H.Y., Ç.Ş., D.A., .................isimli şahıslar ile meslek hayatım süresince çeşitli ortamlarda tanıştım. Bu şahısların da kullandıkları kelimeler ve tavırlarından cemaat mensubu olduklarını gözlemledim..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan B.D., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 11/11/2016 tarihli sorgulama tutanağında; "..bana bu sınavla ilgili cemaatçi arkadaşlar uğraşıyorlar, davayı da onlar temyize götürdü diyerek hatta ... ismini vererek bu durumu izah etmişti..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan K.T., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 12/10/2016 tarihli sorgulama tutanağında; "...2014 yılında HSYK üyelik seçimleri vardı, N.D. yanıma gelerek adayımız sensin dedi. Eşimle ve dairedeki arkadaşlarla istişare ettik. Konuştuğumuz kişiler genelde aday olma dediler ancak ben yine de kurul üyeliğinin cazibesinden etkilenerek aday oldum. Beni ikna ederken Y.A.’yı da destekleyeceklerini, yapıya mensup diğer adayların ise ..., S.S. ve A.E.’nin olduğunu, yapının ortamı yumuşatmak istediğini, o nedenle ben ve ... gibi herkes ile ilişkisi olan kişileri aday göstermek istediklerini söylediler. Ben ve ... ve Y.A. asil olarak seçimleri kazandık.......Göreve başladıktan 1-2 ay sonra ... bana N.D.’nin bizi görmek istediğini söyledi ve evine davet etti. Akşam eve gittiğimde A.B., M.Ş., N.D. ve ... ordaydı, Ş.I.’nın bu ilk toplantıda olup olmadığını net hatırlamıyorum ancak sonraki toplantılara oda katıldı. Buradan N.D.’nin HSYK sorumlusu olduğunu anladık.......Az öncede belirttiğim gibi (...ID) ...kullanıcı adlı ByLock kullanıcısının ...’e ait olabileceğini söylemiştim. N.D.'nin de grubu kurmuş olabileceğini düşünüyorum..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan D.K., Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 16/12/2016 tarihli sorgulama tutanağında; "....7- Bakanlıkta görevli .......Bu kişiler FETÖ yapılanması içinde olan kişilerdi..... Bu yapılanma içinde her birinin ayrı görevleri vardır. S.A. bir nevi heyet şeklinde çalışan bu kişilerin manevi abisi konumunda dır. Kimse onu çiğneyemez, H.Y. bu yapının taktiksel beynidir. ... Adalet Bakanlığında görev yaptığı için bu yapının bakanlıktaki faaliyetleri ile ilgili görevi yürütmüştür..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan İ.O., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 26/12/2016 tarihli sorgulama tutanağında; "..Ben ... ile E.D.'yi bakanlığa geldikten yaklaşık iki ay sonra Fetullah Gülen cemaat mensubu olduklarını anladım. Personelci olarak bir araya geldiğimiz dönemlerde de bu iki arkadaşın Afrika'ya göndermek için kurban parası istediklerini hatırlıyorum. Konuşmalar sırasında cemaatin yaptığı okullar ve diğer işlerden bahsederek yardım edilmesini belirtiyorlardı… ... bazen hocanın yazısı diye bazı gazete köşe yazılarını ve farklı yazıları bize okuyordu. Bu şekilde diğer arkadaşlar da davranıyordu...."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Ö.F.T., Hâkimler ve Savcılar Kurulu Müfettişlerince düzenlenen 14/02/2017 tarihli tanık ifade tutanağında,"....Suluova da bulunduğum dönemde cemaat toplantılarına M.K., Savcı C.K., Hâkim G.D., Hâkim ..., Hâkim İ. D., Savcı M.Ş., Hâkim F.Ş., Hâkim E.G. Katılıyordu.... M.F.T. ve şu an tam hatırlamamakla beraber M.K. ya da C.K.’dan biri ile beraber cemaatin özel bir görüşmesi olduğunu söyleyerek birlikte Lâdik ilçesine gittik. Lâdik ilçesinde hâkimler ... ve İ.D. ile görüştüler..... M.K. ve ... cemaatçi oldukları halde tedbir amacı ile sol görüşlü olarak görünürlerdi ve bu şekilde kendilerini kamufle ederlerdi...."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.K., ...Ağır Ceza Mahkemesinin 26/01/2018 tarihli duruşmasında;"....T.G., A.K., H.S. ve A.B.’nin örgütten olduğunu biliyorum. HSYK üyelerinden ..., S.T., Ş.I. ve A.B.'nin örgüt ile irtibatlı olduğunu biliyorum.."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.H., Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 17/07/2017 tarihli duruşmasında; "..... o dönemde Personel Genel Müdürüydü. Daha önceden tanıdığım birisi değil. Ben ...'i cemaatçi olduğunu HSYK seçimleri sırasında Yargıtay kontajından seçilince öğrendim. Daha öncesinde zaten bildiğim belli değil. Bu beyanlar Hürriyet Gazetesinde yayınlandı itirafçı diye o zaman emin oldum.."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan gizli tanık ...'in davacı hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen ...tarih ve Soruşturma No: ...; Esas No: ...; İddianame No: ...sayılı iddianamede geçen ifadesinde; "..Ladik ilçesinde hakimlik yapan ... Ladik'te teftiş yapan sol görüşe mensup adalet müfettişi ile dönem arkadaşı imiş. ..., Fetullah Gülen cemaatinin bir üyesi idi. Ancak sol görüşlü müfettişin aracılığıyla Adalet Bakanlığı'nda Ankara'da görevlendirilebilmek için kendisine olumlu sicil yazılması gerekiyordu. ... cemaatten olmasına rağmen solcu rolü oynamak istedi. Önce eşine açık gelinlik giydirip fotoğrafını çektirdi. Daha önceki gelinlik fotoğrafları tesettürlü idi. Tesettürsüz gelinlik fotoğraflarını evine yerleştirdikten sonra sohbet için adalet müfettişlerini evine çağırdı. Kendisini solcu bir hakim gibi gösterip bu adalet müfettişinden istediği sicil raporunu aldı ve Adalet Bakanlığı'na tetkik hakimi oldu. Oradan da hızla yükselerek HSYK üyeliğine geldi. Ben ...'ten bunun böyle olduğunu duydum. Kendi ağzıyla anlattı..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan B.E., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 02/12/2016 tarihli tanık ifade tutanağında; "....Bu dönemde herhangi bir cemaate mensup bir yayın vs. okumuyorduk. Arkasından Personel Genel Müdürlüğü’ne E.D. ve ... geldiler. Bunlar da bu sohbetlere katılmaya başladılar. Bu sohbetlere o sırada A.H., H.Y., A.K., ben, ... ve E.D. katılıyordu. Engin ve ... geldikten sonra bu arkadaşlar sohbetlere Fethullah Gülen’in CD’lerini getirmeye başladılar... Bu kişilerle olan ilişkilerimizin yukarıda açıklanan sebeplerle 2010 yılından sonra farklı bir boyuta geçtiğini ve azaldığını 2012 yılından sonra da bir mücadeleye dönüştüğünü yukarıda örneklerini verdiğim bir çok olay vesilesiyle izah etmiştim. Ancak özellikle 2011 yılında yapılan Yargıtay ve Danıştay üyeliği seçimlerinde bu iş bir pazarlığa dönüştüğü için daha önce tanımadığım bir çok mensuplarını da bu vesileyle öğrenmiş oldum. Bu kapsamda tanıdığımız veya bu seçimler nedeniyle kendi ifadeleriyle bu yapıya mensup olduğunu öğrendiğimiz Yargıtay Üyeleri şunlardır; .., ..., .."
Davacı tarafından bu ifadelere karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Öte yandan davacı tarafından; Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında verilen 28/10/2016 tarihli ifadesinde; "..Kendi iradem ile verdiğim beyanlarımın nazara alınarak etkin pişmanlık hükümlerinin lehime uygulanmasını talep ediyorum. Bu yapılanma ile ilgili tüm bildiklerimi ve kendimi anlatacağım. Bu vesile ile bu yapılanmanın açığa çıkmasını sağlayacağım. Ben fakülte ve hakim adayı olduğum dönemlerde Fetullah Gülen cemaati mensupları ile bir araya gelmedim. ilk görev yaptığım Hanak ilçesinden Tunceli ili Çemişgezek ilçesine 1997 yılında hakim olarak atanınca orada savcı olarak görev yapan İ.H.Ş. ile tanıştım. Ben muhafazakar bir yapıya sahiptim. Bu kişi de muhafazakar olduğu için birlikte takılırdık. Bir süre sonra bu kişinin Fetullah Gülen cemaati mensubu olduğunu anladım. O da bu hususu bana bildirdi. Daha sonraları birlikte namaz kılmaya başladık. Bu birliktelik Fetullah Gülen'in kasetlerinin izlenmesine dönüştü. Bilaharede bu sohbetlere Sivrice Savcısı olan M.O.'da katılmaya başladı. Ben ilk defa burada Fetullah Gülen cemaatinin yapmış olduğu sohbet toplantılarına katılmaya başladım. İ.H.Ş.'e de isteği üzerine yardım parası toplar mahiyette bir para verdim. Maaşımızın belirli yüzdesini sohbet abisi olan kişiye verdiğimiz doğrudur. Çemişgezek ilçesinden Ekim 1999 tarihinde Ladik ilçesine tayinim çıktı. Fetullah Gülen cemaati mensuplarının yapmış olduğu sohbetlere bu ilçede de devam ettim. Ancak sohbete ilk önce beni kim çağırdı şu an için hatırlayamıyorum. Sohbet grubumuzda Havza Hakimi G.D., M.Ş. ile Ladik Hakimi İ.D. vardı. G.D. 2012 yıllarında Yargıtay üyesi olmuştur. Kendisi 2016 yılı içinde vefat etmiştir. M.Ş. ve İ.D. Yargıtay üyeliğine 2010 yılından sonra seçilmişlerdir. Bu sohbetlerde risaleler okunduğu gibi, Fetullah Gülen'e ait kitaplar okunuyor ve bu kişinin sohbet videoları izleniyordu. Sohbetler sırasında birlikte namaz kılınıyordu...hepimiz bir miktar parayı G.D.'ye verirdik. Kasım - Aralık 2001 tarihinde Personel Genel Müdürlüğü Tetkik Hakimliğinde görevlendirildim. A.H. beni Ankara'ya çağırdı...Sonra duydum ki, İ.O. benim ismimi A.H.'ye bildirmiş...beni İ.O.'nun tavsiyesi üzerine A.H.'nin getirdiğini biliyorum. Bakanlığa ilk geldiğimde..sohbet grubumuz ise, B.E., İ.O., A.H., E.D. ve H.Y.dan oluşmaktaydı. O dönemde bu kişilerle birlikte ayda bir evlerimizde sohbet toplantıları yapardık. Bu sohbet toplantılarında kişilerin yapısı itibariyle fazla bir önem arzetmeden Fetullah Gülen'in kitapları okunur, birlikte namaz kılınırdı. O dönemde para toplama işini ise ... 'ın yaptığını hatırlıyorum. Sohbete katılan kişiler yaşça benden büyük oldukları için bu kişiler bazen kendilerine göre takılırlardı. Ben 19. dönem hakim adayıyım...Fetullah Gülen cemaati mensuplarının devre arkadaşlığı ve devre toplantıları olarak bir araya geldiğimiz olmuştur. Bu kişiler C.Ö., H.K. ve A.K.'den oluşmaktaydı. Fetullah Gülen cemaat mensupları bakanlıkta kendi aralarında sohbet grupları oluşturmuştu. Bulunduğum Personel Genel Müdürlüğünde tetkik hakimliği dönemimde kendi aramızda sohbet grubu vardı. Bu arkadaşlardan bazıları daha sonra daire başkanı olmuştu. İlk daire başkanı olan İ.O.'dur. İ.Ok.daire başkanı olduktan sonra da bir süre bizim sohbetlerimize katılmaya devam etti. B.E. daire başkanı, A.H.'de genel müdür yardımcısı olunca bizim sohbetlere katılmaz oldular. Daha doğrusu benim bulunduğum sohbet grubuna az gelmeye başladılar. Bizim sohbet grubumuza daha sonra bu kişiler ayrılınca sayımız azaldı. Bu nedenle bizi Ceza İşleri Genel Müdürlüğü tetkik hakimleri ile birleştirdiler. Bu kişiler bilahare Yargıtay üyesi olan Ç.Ş. ve bilahare Danıştay üyesi olan G.T.T. idi. 2005 yılından sonra gelen tetkik hakimlerinin çoğunluğu Fetullah Gülen cemaati mensubu kişilerdir. Bu kişilerin getirilmesinde en çok İ.O., A.H., B.E.'in etkisi olmuştur. Kimlerin geleceğine bu kişiler karar veriyordu. Daha doğrusu bu kişiler refere ederdi, üst makamda uygun görürdü. Daire Başkanı, Genel Müdür Yardımcısı ve Genel Müdür olunca sohbet gruplarım değişmiştir. Daire Başkanlığından Genel Müdür Yardımcılığına terfi ettikten sonra sohbet grubum değişmişti. Personel Genel Müdürü olduktan sonra da sohbet grubum değişmiştir.Birlikte aynı sohbete katıldığım kişileri belirtebilirim. Bu kişiler; Ç.Ş., ..., S.M. ve ismini hatırlayamadığım kişiler ile bir araya gelerek sohbet toplantıları yaptık. Bu dönemlerde de değişerek evlerde sohbet toplantıları yapılmıştır. Bu dönemlerde de sohbetlerde Risale okunur, Fetullah Gülen'in kitapları okunur ve Fetullah Gülen'e ait sohbet CD'leri izlenirdi. Ben genel müdür olduğum dönemde personel alımları olmuştur. Bu personel alımlarını her genel müdür kendisi bize ismen verirdi. Hatta genel müdürler müsteşar bey ile bizzat görüşürdü. Biz personel genel müdürü olarak talep edilen kişilerin sicillerini çıkartıp ortaya koyardık. Fetullah Gülen'in" hizmet hareketi mensuplarının önünün açın" fetvasını biliyorum. O dönemde de cemaat mensuplarının yoğun şekilde bakanlığa girdiğini biliyorum. Ancak belirttiğim gibi bu kişileri hangi genel müdürlüğe alınacaksa o genel müdür bizzat kendisi bu isimleri verirdi. Ben Genel Müdür olduktan sonra sohbet toplantılarına sohbet abisi olarak sivil kişiler gelmeye başladı. M.O. bana ve diğer arkadaşlara dışarıdan hakim ve savcı olmayan kişilerin sohbet abisi olarak geleceğini söyledi. Bu tarihten sonra bizim meslekten olmayan kişiler sohbetlere gelmeye başladı ve sohbet abiliği yaptı. Bize gelen kişi isminin ... olduğunu söylemişti. Özel sektörde çalıştığını belirtmişti. Ancak gerçek ismini ve mesleğini tam olarak söylemiyordu. Bu kişi kendisi ile ilgili özel birşeyler bize anlatmazdı. Genel Müdür olduğum zaman sohbet abimiz bana ve diğer arkadaşlarıma bakanlığa alınacak kişilerin hizmetten olmasına dikkat edilmesi gerektiğini söylüyordu. Bu kişi direk olarak bana bir liste vermedi. Ancak ben bana kadar ulaşan isimlerin cemaat mensuplarından oluştuğunu anlıyordum. Ben de alınacak personelin cemaat mensubu olmasından yana olduğum için bu isteklere hayır demiyordum. Ancak alınacak hakim ve diğer personelin tümünün cemaatten olmaması gerektiğini dile getiriyordum. Hakim olarak alınacak kişinin tümünün cemaat mensubu olması halinde müsteşarlık makamı veya bakanlık makamından geri döneceğini bildiğim için alınacak hakimlerin tümünün cemaatten olmaması için dikkat ederdik. Ben genel müdür olduğum dönemde hakim ve savcıların alınması ile ilgili yapılan mülakatlarda genel müdür sıfatıyla katılırdım. Bu mülakata giren adaylar arasında cemaatçilerin listesini o dönem daire başkanı olan Fetullah Gülen cemaati mensubu M.B. bana getirir verirdi. M.B. bu listeyi bana vermesinin nedeni benim de cemaat mensubu olmamdan kaynaklanmaktadır. Size şu hususu belirtmek istiyorum, cemaat mensuplarına ait listede bulunan adaylar ayrıca siyasi referanslar yoluyla bizim önümüze gelirdi. Cemaat mensubu adayların diğer komisyon üyelerine de herhangi bir şekilde ulaştıklarını biliyorum. M.B.'ye gelen isimlerin cemaat mensupları aracılığı ile geldiğini biliyordum. 2010 yılı HSYK seçimlerinde bakanlık listesi olarak bir listenin çıktığı doğrudur. Bu seçimler esnasında sohbet toplantılarında bana listede olan şu adaya oy verin, şu adaya oy vermeyin diye bir şey söylenmedi. Ancak taşrada görev yapan cemaat mensuplarının İ.O., ..., İ.A.'nın asil üye, diğer kişiler olan C.A., H.K., H.T. ve A.Ö.'nün yedek kalması için hareket tarzı belirlediklerini daha sonra öğrendim. Ekim 2012 tarihine kadar ben Bakanlık Personel Genel Müdürü olarak görev yaptım. Haziran 2012 tarihlerinde dönemin bakanı S.E. benimle çalışmak istemediğini belli etmeye başladı. Bunun nedenleri arasında o dönemde MİT Müsteşarı H.F. ile cemaatin kavgası başlamıştı. Bakan bey'de benim cemaat mensubu olduğumu tahmin ettiğinden benimle arasına mesafe koymaya başladı. Bu durumu ben İ.O. ve A.H.'ye anlattım. O dönemde Yargıtay üyeliği seçimi olunca beni İ.O. ve A.H.'nin gayreti ile Yargıtay üyeliğine seçtiler. Ben 18. Hukuk Dairesinde üye olarak göreve başladıktan sonra sohbet grubumuzda Yargıtay üyeleri O. Y., Ö.B., H.G.B. ve ben vardım. Sohbet abiliğini O.Y. yapıyordu. Ayda toplanan parayı ise O.Y. topluyordu. Benim verdiğim para hiçbir zaman % 10 olmamıştır. Yargıtay üyeleri arasında yapılanma hukuk ve ceza olarak ayrılmaktaydı. Her grubun bir abisi vardı. Bizim grubun abisi ise O.Y.'di. Hukuk Dairelerinin sorumlusu ise A.A.'ydı. A.A.'nın üzerinde ise İ.Ş. vardı. İ.Ş.'nin üzerinde sivil kişi olarak ... isimli bir kişi vardı. Bu kişi İ.Ş.'nin üzerinde mi, yoksa aynı konumda mı olduğunu bilemiyorum. Bu kişiyi ben bir defa yemekte gördüm. İsmini Faik olarak tanıtmışlardı ve bu kişinin Yargıtay'ın sivil imamı olduğunu o zaman anladım. A.K., ..., K.A. Fetullah Gülen cemaati mensubudur. İ.Ş.'nin, Yargıtay imamı olduğunu bildiğimiz için kendisini gördüğümüzde bu konumundan dolayı saygı göstermekteydik. İ.Ş.'nin Amerika'ya gittiğini biliyorum. Yargıtayda yapılan daire başkanlarının seçiminde kime oy vereceğimizi cemaat belirlerdi. Bunu da sohbet abimiz olan kişi söylerdi. Bizlere de bu bildiriyi O.Y.yapardı. Benim Yargıtay üyeliği yaptığım dönemde Fetullah Gülen cemaatinin desteklemediği hiç kimse daire başkanı olamazdı. Cemaat bu adayı benimsemiyorsa seçimin kitlenmesi yönünde oy kullandırıyordu. 2014 yılında HSYK'da aday olmamı N.D. istedi. N.D.cemaat mensubu bir kişidir. Benim aday olmamı da o istediği için cemaatin beni aday olarak belirlediğini anladım ve bu şekilde aday oldum. N.D. bana adayımız sensin dedi. Cemaatin diğer adayları benden sonra belirlendi. Bu kişiler K.T., S.S.'di. A.E.'yi de cemaat S.S. gibi daha sonra aday gösterdi. K.T., Y.A. ve O.Y. HSYK seçimleri esnasında hareket tarzı belirlemek için bir araya gelmeye başladık. Bu toplantılara cemaat mensubu olan M.Ö.'de katılmıştı. Seçimler sonrası ben ve K.T., Y.A. asil üye olarak seçildik. S.S., A.E. ile cemaat üyesi olmayan A.A. yedek üye oldular. HSYK üyesi seçimlerinin yapıldığı Yargıtay'da çalışmalar esnasında biz N.D.'nin HSYK abisi olduğunu anladık. Seçim yapıldıktan sonra HSYK'da Fetullah Gülen cemaati mensupları olarak ben, A.B., K.T., M.Ş., Ş.I. vardı. HSYK'da yapılan sohbetleri de dönüşümlü olarak birbirimizin evinde yapıyorduk. Himmet parası olarak belirtilen parayı N.D. toplardı. Ben 1000 TL ile 1300 TL arasında bir para verirdim. N.D. bize Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nda görev yaptığımız esnada cemaat mensubu olan yargı mensupları ile ilgili kararlar verilmesi esnasında arkadaşları üzmeyelim, onlar hakkında lehe düşünelim, şeklinde bir söylevi oldu. Ben 2. Dairede görev yapıyordum. Dairede uzaklaştırma, ihraç ve terfilere ilişkin karar verilmekteydi. Ben kendi düşünceme göre karar verdiğim gibi N.D.'nin bildirisi üzerine cemaat mensupları lehine karar verdiğim de oldu. Cemaat istedi diye cemaat mensupları lehine kendi irademe aykırı olarak kararlar verdiğim istisnadır. Bazı kararlarda ben geçici olarak görevden alınması istenilen tüm yargı mensuplarının değil kusuru olan kişilerin alınması gerektiğini belirttim. Ancak çoğunluk tümümün alınmasını isteyince ben de tüm karara muhalefet kalmak zorunda kaldım. Örneğin MİT tırlarının durdurulması olayında ben usule ilişkin bir muhalefet koymuştum. 27/10/2016 tarihinde beyanımda genel müdür yardımcılığı ve genel müdürlük yaptığım dönemde Fetullah Gülen mensupları ile yapmış olduğum sohbetlere ilişkin sohbet grubumuzda olan kişileri belirtmiştim. Ancak bu şahıslar dışında genel müdürlük yaptığım dönemde sohbetimize Hukuk İşleri Genel Müdür Yardımcısı N.K.'da katılırdı. genel Müdür olduğum dönemde ise belirttiğim isimler dışında Ö.B., A. B., A.Ç. katılırdı. Şu hususu belirtmek isterim. Ben genel müdür olduğum zaman sadece benim dönemimde genel müdür olanlar ile sohbetlerimiz devam etmişti. Bu gruba sadece müsteşar yardımcısı olan S.M. ile K.Ö. devam etmiştir. Genel müdür yardımcılığı dönemimde ise benim dönemimde genel müdür yardımcısı olan Fetullah Gülen cemaati mensubu kişiler ile sohbet arkadaşlığımız olmuştur. Benim cep telefonumda bylock isimli bir program kurulu değildir. Ancak 2015 yılı içerisinde N.D. benim cep telefonuma bu programı kurmak istedi. Bana haberleşmeyi bu program üzerinden yapacağız dedi. Ancak ben istemediğim gibi kendisine benim cep telefonum buna müsait değil dedim. Konuşmalar sırasında bu program ... marka cep telefonları ile android telefonlara kurulabildiğini öğrendim. Ben böyle bir program kurmak istemediğim için de cep telefonumu yenilemedim. N.D. bana cep telefonunu yenile, bu programı kuracağız dedi. Ancak ben ona rağmen telefonumu yenilemedim. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyeleri arasında K.T.'ye bu programı kurduğunu biliyorum. Bunu da K. bey bana söylemişti. M.Ş. bey gibi bu programı kurdurmadı. Diğer üyelere kurup kurmadığını da tam olarak bilemiyorum. N.D. bana bu programı kuralım dediği için diğer üyelerden de bu programın kurulmasını istediğini biliyorum. 0505.... 64, bu telefon hattını uzun süredir ben kullanmaktayım. A.B.'yi, Personel Genel Müdürlüğünde daire başkanı olmasından dolayı tanırım. Kendisi Fetullah Gülen cemaati mensubudur. E.M.'yi, personel genel müdürlüğünde tetkik hakimi olmasından dolayı tanıyorum. Görev yaptığı yerde ziyaret esnasında sık sık telefon görüşmesi yapmıştık. Fetullah Gülen cemaati mensubu olduğunu biliyorum. M.M.Y.'nin, Fetullah Gülen cemaati mensubu olduğunu biliyorum. Adalet Akademisinde başkan yardımcılığı yapmıştır. B.A.'yı HSYK genel sekreter yardımcılığı yapmıştır. Fetullah Gülen cemaati mensubu olduğunu biliyorum. M.C.'yi, bakanlık personel genel müdürlüğünde tetkik hakimi olduğu dönemden tanırım. Fetullah Gülen cemaati mensubu olduğunu bilirim. M.D'yi, Personel Genel Müdürlüğünde tetkik hakimi olmasından dolayı tanırım. Fetullah Gülen cemaati mensubudur. Ben Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünde tetkik hakimliğinden başlayıp personel genel müdürlüğüne kadar görev yaptım. Bir çok hakim ve savcıyı bu nedenle tanımaktayım. Ayrıca bilahare Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nda görev yaptım. Görüştüğüm bir kısım insanların Fetullah Gülen cemaati mensubu olduğu doğrudur. Bunları da size tek tek belirttim. Bu kadar kişiyi tanımamın nedeni yapmış olduğum görevlerden kaynaklanmaktadır. Ben cemaat içerisinde abi, imam ve bunun gibi bir görev üstlenmedim. Yöneticilik yapmadım. Fetullah Gülen cemaati içerisindeki konumumu sizlere açıkça anlattım. Ben HSYK üyesi olduktan sonra da daha önce yapılan hataların yapılmamasını, hukukun önce gelmesini belirttim. Ben...MİT tırları...bu dosyada haklarında işlem yapılan hakim ve cumhuriyet savcılarından sadece Başsavcı S.B.'yi tanırım. Kendisinin Fetullah Gülen cemaati mensubu olduğunu biliyorum....Daha sonra cemaat mensubu olduklarını öğrendim. Bu soruşturma dosyasında Başsavcı S.B. ile Vekilinin bu soruşturma dosyasında doğrudan müdahalesini görmedim. Bu şekilde haklarında karar verilmesinin uygun olmadığını belirttim. Bu yönde muhalefet kaldım. Diğer savcıların ise muhalefet kalmayı uygun gördüm. O dönemde öğretim görevlisi olan E.Ş'nin adalet.org'da yazdığı görüşünü belirterek diğer savcılar içinde muhalefet yazdım. Aslında benim amacım Başsavcı ve vekile verilen cezanın ağır olduğunu belirtmek için bu şekilde muhalefet kalmıştım. MİT tırları ile ilgili...bu soruşturma dosyasında sizin belirttiğiniz hususlar ve ayrıntısını tam olarak okuyamadım. Raportörlük görevi yapan tetkik hakimi de bu hususta bir ayrıntı vermediğini hatırlıyorum. Sizin belirttiğiniz hususların var olduğunu dosyada görmüş olsam ben o muhalefet şerhini yazmazdım. Size şunu belirtmek isterim. Bize bir gün önce gündem dağıtılır, soruşturma dosyasını da inceleme fırsatı da bulamayız. Bu soruşturmada da ben klasik olan muhalefet şerhini yazdım. Soruşturma dosyasından ayrıntılı bilgim olmadığını bir kez daha belirtmek isterim. Davacının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında alınan ifadesinde:"Cemaatin etkisiyle bakanlığa geldim. İ.O., ..., H.Y. ve E.D. ile on beş günde bir veya ayda bir biraraya gelinir, kitap okunur, kaset izlenirdi. İ.O. ve B.E. de orada para veriyorlardı. İ.O., H.Y., B.E., A.H. cemaat içinde saygı duyulan kişilerdi. Kendi içlerinde de H. bey cemaatte etkin birisiydi. A.H. cemaati bilirdi cemaatte samimi olarak görülürdü. İ.O. cemaatte akıllı biri olarak, B.E. coşkulu biri olarak bilinirdi. İşin siyasetini H.Y. yürütürdü. Bakanlıkta kadrolara atanmada H.Y., B.E. ve İ.O. ile A.H.'nin etkin olduğu herkesçe bilinirdi. Bir kişi bir makama getirileceği zaman Personel Genel Müdürlüğü atamayı yaptığı için bunların haberdar edilmemesi mümkün değildi. Cemaatten birisi bakanlığa getirileceği zaman bu kişinin yargıda kimlerle irtibatlı olduğu, kimlere ulaşılabileceği sorulurdu. Onlardan olmayan birileri aracı kılınmaya çalışılırdı. Benim çalıştığım kısım hakim adaylığı alımından staj bitimine ve mesleğe kabulüne kadar olan kısımdı. Bu adaylar hakim veya savcı olduklarında hakimlerle ilgili bölümler; kararname bürosu, işlemler bürosu İ.O.'ya, terfi bürosu B.E.'ye, disiplin bürosu A.H.'ye bağlıydı. Benim hakim adaylığına daire başkanı veya genel müdür yardımcısı olarak baktığım dönemde yapı tarafından doğrudan hakim adaylarıyla ilgili olarak bir liste hazırlanıp geldiği dönem çok kısa bir süre olmuştur. Yapı mensuplarının isimlerinin bildirildiği çok kısa bir dönem olmuştur. Zannediyorum benim dönemde bir veya iki sınavla ilgili olarak geldi. İ.H.Ş.'nin verdiği listedeki isimleri yapının yargı kısmında bulunan hakim ve savcıların kendilerine ilettiğini bana söylemişti. Bana bu şekilde onun getirdiği listeyi bakanlığa gelen referanslarla karşılaştırıyorduk. Zira cemaatçi diye getirdiği listede yanlışlıklar olabilir, kendi tanıdıkları kişileri de bana cemaatçi diye yazdırmış olabilirler şeklinde de söylemişti. Ayrıca bakanlık içerisinde mülakata girecek olanlardan tanıdıkları olanlar da cemaatçi olup olmadıklarına bakılmaksızın bana isimler getiriyorlardı. Bana gelen bu listeyi ben mülakata giren genel müdürlere ki bunlar İ.O. veya B.E.'ye iletiyordum. Cemaatçi olarak belirtilen kişileri de kendilerine söylüyordum. Karar mekanizması kendileriydi. ...Ben Genel Müdür olduktan sonra listeleri M.B. hazırladı.2010 HSYK seçim çalışmaları sırasında A.H. ve İ.O. ile Karadeniz Bölgesinde seçim gezilerine katıldık. HSYK seçimleri sırasında ben Personel Genel Müdür Yardımcısıydım. 2011 Mart ayında Personel Genel Müdürlüğüne atandım. 2012 Şubat ayında MİT Müsteşarının ifadeye çağrılmasından sonra hükümet ile yapı arasında çok ciddi bir ayrışma başladı. Bu ayrışmayı bakanlıkta çalışıyor olmam nedeniyle çok açık olarak hissettim. Zira MİT Müsteşarının ifadeye çağrılmasının tamamen yapının bir operasyonu olduğu söyleniyor ve öyle gözüküyordu. Bu olaydan sonra bakanlıktaki yapıya mensup olanların tasfiye edileceği konuşuluyordu. İlk olarak da en etkin birim olarak gördükleri ancak HSYK'nın sekreteryasının ayrılmasından dolayı hakim ve savcılar yönünden herhangi bir fonksiyonu kalmayan Personel Genel Müdürlüğü makamındaki şahsım da gidecek isimler arasında geçiyordu. 2012 Ekim ayı içerisinde bir gün müsteşar olan B.E. beni çağırdı ve benim görevden alınacağımı adli sicil genel müdürlüğüne kaydırılacağını söyledi. Ben de bunun üzerine A.H.'yi aradım. İ.O. ile birlikte bakanlığa geldiler ve bakan bey ile görüştüler. 2012 Ekim ayında Yargıtay Üyesi seçildim. 2014 Ekim ayında HSYK'ya üye seçilmem nedeniyle Yargıtay'dan fiilen ayrıldım. Yargıtay da 18. Hukuk Dairesinde çalıştım. Grup abisi Ö. B. idi. Paraları da Ö.B. topluyordu. Genel olarak Yargıtay içerisindeki her seçim konusunda bize bilgi gelirdi. Bu bildirimler çoğunlukla Ö.B. tarafından getirilirdi. ...ID numarasını hatırlamamakla birlikte rehberdeki kayıtlı kişiler benim HSYK'daki arkadaşlarımdır. N.D. de HSYK'nın o dönem ki imamıdır. Bana verdikleri "..." kullanıcı ismi benim tarafımdan belirlenmiştir. ByLock'umda kayıtlı olan (...ID) M.Ş., (...ID) K.T., (...ID) N.D.'dir.
Ş.I.'da HSYK'dan arkadaşımdır. (...) S.Y., (...ID) HSYK Genel Sekreteri M.B., (...ID) Yargıtay eski Tetkik Hakimi H.Ü.'dür.
TEOG için sadece iki üç saat için çocuğuma ders aldırmıştım. Ders aldırdığım yerin adı Çınar Eğitim Kurumuydu. Bu yer Y.D.'ye aittir...."
Bu durumda, davacının örgütün içinde yer aldığına, örgüt toplantılarına katıldığına, örgüte himmet verdiğine ve topladığına 2014 yılı HSK seçimlerinde örgütün sözde ''bağımsız'' adayı olduğuna, örgüt talimatı ile karar verdiğine, örgüt faaliyetleri kapsamında gezilere katıldığına, Bylock kullandığına ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen ifadelerin değerlendirilmesi sonucunda, davacının FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.

c)Diğer Hususlar
c-1)Unvanlı Görevler
Davalı idare, davacının FETÖ/PDY terör örgütünün yargıda etkin olduğu dönemde unvanlı bir göreve atanmasının davacının anılan terör örgütü ile irtibat ve iltisakına yönelik bir tespit olduğunu ileri sürmüştür.
Kararımızın "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler" başlıklı kısmında açıklandığı üzere, FETÖ/PDY tarafından bu örgütle iltisak ve irtibatı bulunan hâkim ve savcılar adaylık dahil tüm süreçlerde üst görevlere getirilmek için emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmeye çalışılmış, örgütün Adalet Bakanlığı ve HSK'da etkin olduğu dönemde de örgüt mensupları üst görevlere getirilmişlerdir.
Davalı idare tarafından dosyaya sunulan davacıya ait hizmet belgesinin incelenmesinden, davacının hakim olarak görev yapmakta iken FETÖ/PDY terör örgütünün yargıda etkin olduğu dönemde 19/10/2012 tarihinde Yargıtay üyeliğine; 26/10/2014 tarihinde de Hakimler ve Savcılar Kurulu üyeliğine seçildiği görülmüştür.
Davacı tarafından bu tespit ile ilgili herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Netice itibarıyla davacının FETÖ/PDY terör örgütünün yargıda etkin olduğu dönemde yargıda etkin ve önemli bir makam olan Yargıtay ve Hakimler ve Savcılar Kurulu üyeliklerine seçilmesinin yukarıda yer verilen diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde anılan örgütle iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.

c-2)İddianamede Geçen Husus (HTS Baz Analizi)
Davacı hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen ...tarih ve Soruşturma No: ...; Esas No: ...; İddianame No: ...sayılı iddianamede; ".. Şüpheli ...'in, 01.09.2010-31.10.2010, 01.09.2014-31.10.2014 tarihleri, 01.01.2010-15.07.2016 tarihleri arasındaki Ankara ili dışında sivil imam denilen kişilerle ortak baz irtibatı olup olmadığı, 01.01.2010-15.07.2016 tarihleri arasındaki aynı şahıslarla baz çakışması bulunup bulunmadığı bilirkişi kurulundan istenilmiş olup,
Şüpheli adına kayıtlı olan telefonlar ile sivil imam soruşturması kapsamında HTS listeleri alınan numaraların BAZ verileri kullanılarak yapılan aynı gün 60 dakika içerisinde sinyal verilen ortak baz istasyon çalışmaları yıl yıl kronolojik sıralama ile belirtilmesi noktasında görevlendirilen bilirkişilerin düzenlediği rapor içeriğinde;
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının ... esas sayılı soruşturmasında, örgütün sivil imamı listesinde yer alıp, bir kısmı ByLock kullanıcısı olan şahısların, şehirlerarası, şehir merkezlerinde en fazla 1 km, AVM, plaza, otel vb yerlerde ise bu alanların büyüklüğü kadar kapsama alanı olan baz istasyonları esas alınarak yapılan incelemede; şüpheli ... ile aynı gün 60 dakika içerisinde aynı baz istasyonu kapsama alanı içerisinde bulunan sivil imamların ardışık baz vermeleri (tekrarlayan sürede), birlikte olmaları ihtimalini güçlendiren bir bulgu olarak değerlendirilmiş olup, bu kapsamda şüphelinin, 35 sivil imam ile 60 dakika süregelen ardışık bazları da içerir şekilde sivil imam adı, baz çakışma noktası, yer ve tarih kriterleri aşağıya işlenmiştir.
Şüpheli ...'in,
Sivil imam A.İ. ile;
24.07.2014 tarihinde Samsun ...Canik/Samsun,
10.05.2015 tarihinde Atakum/Samsun,
08.05.2015 tarihinde ...Apt, Samsun adresinde 60 dakika ortak baz, Ankara merkezde çok sayıda,
Sivil imam C.K.ile;
02.07.2016 tarihinde Piraziz/Giresun, Ilıca, Fatsa/Ordu, Nefise Akçelik Tüneli girişi Perşembe/Ordu, Tepe Harman Mahallesi, Perşembe/Ordu, Boztepe RL İstasyonu Yanı Boztepe/Ordu, Akyazı Mahallesi, Gaffar Okkan Caddesi, Merkez/Ordu, Boztepe RL İstasyonu, Boztepe/Ordu, Mehmetçik Bulvarı, Merkez/Ordu'da devam eden 60 dakika ortak baz,
Sivil imam D.A.ile;
24.07.2014 tarihinde Bulancak/Giresun adresinde 60 dakika ortak baz,
Sivil imam E.Y.le;
08.11.2015, 05.06.2015, 10.04.2015, 15.02.2015, 09.01.2015 tarihlerinde mesai saatleri genel olarak mesai saatleri haricinde … Apt, No:.., Demetevler adresinde,
27.03.2015, 30.03.2015, 23.01.2015, 06.02.2015, 14.11.2015, 16.11.2015 tarihlerinde genel olarak mesai saatleri haricinde … apt, No: .., Demetevler/Ankara,
Sivil imam H.D. ile;
01.07.2016 tarihinde Samsun Merzifon karayolu, Havza/Samsun, Eskice Köyü yol kavşağı Çorum, Mecitözü/Çorum, Merzifon Köyü üstü, Çorum adresinde devam eden 60 dakika ortak baz,
Sivil imam H.B. ile;
22.05.2016, 23.05.2016, 29.05.2016, 30.05.2016, 02.06.2016, 03.06.2016, 04.06.2016, 05.06.2016, 06.06.2016 tarihlerinde hep aynı adreste olmak üzere … Ada yanı Ostim/Ankara adresinde,
Sivil imam İ.A. ile;
03.09.2014 tarihinde İyas Park AVM, Isparta adresinde 259 dakika ortak baz,
Sivil imam M.G. ile;
05.06.2015 tarihinde Selçuklu/Konya adresinde,
Sivil imam O.S.ile;
19.05.2015 tarihinde Sarıışık köyü/Samsun,
15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişiminden bir gün önce 14.07.2016 tarihinde de olmak üzere 03.10.2014 - 20.07.2016 tarihleri arasında Ankara merkezde değişik adreslerde tam 59 kez 60 dakikayı aşan ortak baz,
Sivil imam Ö.A.K.ş ile;
25.04.2015 tarihinde Akçaabat/Trabzon, yine aynı gün devam eden Akçaabat/Trabzon ortak baz,
Sivil imam R.A. ile;
16.02.2015 tarihinde Ulukent/İzmir adresinde,
Sivil imam S.A. ile;
17.11.2014, 01.08.2014, 30.07.2015, 22.06.2015 tarihlerinde Trabzon da,
Sivil imam S.A. ile;
16.10.2014 tarihinde Çorum da,
Sivil imam İ.A. ile;
03.09.2010 tarihinde Isparta adresinde 60 dakika ortak baz,
İrtibatının bulunduğu tespit edilmiştir. (Ek 3/28-53 ),
Sivil İmam tabir edilen 35 şahıs ile 2010-2016 yılları arasında Ankara Merkezi ve Ankara il dışındaki 60 dakika ortak baz birlikteliklerinin, mahkeme aşamasında kolay olarak gösterilebilmesi için masaüstü ara yüz yazılımı dizayn edilerek, yapılan yazılımın çalışma mantığının, baz koordinat verilerini Google Maps üzerinden nokta olarak gösterebilmesi harita üzerinde tam nokta yakınlaştırma yapılmasını sağladığı, rapor ekinde ...'in 60 dakika ve üzerinde ortak baz birlikteliği olduğu sivil imamlar ile ilgili tek tek excel tablolarının oluşturulduğu, şahıs şahıs ortak baz ve excell koordinat bilgilerini harita üzerinden gösterilmesini sağlayan haritalandırma yazılımının rapora eklendiği görülmüştür. (Ek 3/28-53 )
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülmekte olan 2017/208 sayılı soruşturma dosyasında, şüphelinin diğer yüksek yargı mensupları ile birlikte örgütsel faaliyetlerinin belirlenmesi bağlamında, şüpheli ankesörlü ücretli telefonlarla ardışık veya sistematik, periyodik arama kayıtlarının araştırılması sırasında şüpheli ...'in, HTS listeleri alınan 2 şüpheli ankesör/sabit ücretli numara ile 5 ayrı irtibat kurduğu,
İrtibat kurulan ankesör/sabit numaradan yüksek yargıda görevli örgüt sanıkları Ö.K., Y.M., H.Y. ve H.Y.'nin de arandığı (Ek 3/553)..." hususları tespit edilmiştir.
Bu bağlamda davacının örgütün sivil imamları olarak değerlendirilen kişilerle yoğun HTS kayıtlarına ilişkin tespitlerin FETÖ/PDY ile irtibatını ve iltisakını ortaya koyan destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.

6) Dava Konusu Kararların Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu kararlar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın, AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan "özel hayata saygı hakkı" çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen "özel hayat" kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen kararlar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak "kanunla öngörülmüş olma", aynı maddede sayılan "meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma" ve "demokratik bir toplumda gerekli olma" ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa'nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin "şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması", "anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması" gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararlarla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS'in 8/2 ve Anayasa'nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS'in 15. ve Anayasa'nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS'in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa'nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu kararlar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu kararlara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa'nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu kararlar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu kararlar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS'in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı" hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararların müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS'in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.

7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal ve özlük haklarının yasal faiziyle birlikte iadesi isteminin de reddi gerekmektedir.

D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve ...sayılı kararı ile yine aynı Kurulun ...tarih ve ...sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal ve özlük haklarının yasal faiziyle birlikte iadesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
3. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ...TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen ...TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
5. Posta gideri avansından varsa artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 22/06/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.

AvAi

Hukuki AI Asistanı
Merhaba! Ben AvAi, Avarsis Hukuki AI Asistanınız. Size nasıl yardımcı olabilirim?