Danıştay5. Daireİdare Hukuku
Danıştay 5. Daire E.2017/5150 K.2021/1191
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2017/5150
Karar No : 2021/1191
**DAVACI:** …
**DAVALI:** … Kurulu / …
**VEKİLİ:** Av. …
DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile irtibatlı ve iltisaklı olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ...tarih ve ... sayılı kararı ile yine aynı Kurulun ...tarih ve ... sayılı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararının iptali ve bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı özlük ve parasal haklarının yasal faiziyle birlikte iadesine karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu kararlar tesis edilirken, hiçbir aşamada savunmasının alınmadığı, bu sebeple savunma hakkının ihlal edildiği, görevini yerine getirirken bağımsız ve tarafsız olduğu, hakimlik teminatı dikkate alınmaksızın ve soruşturma yürütülmeksizin disiplin cezası verildiği, suç ve cezaların şahsiliği ve geriye yürümezliği ilkesinin, masumiyet karinesinin, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerinin ihlal edildiği, kararların tesisinde kişiselleştirme yapılmadığı, kararlarda özel olarak şahsıyla ilgili kriter bulunmadığı, davalı idarenin Anayasal ve yasal olarak tanımış olduğu güvenceleri yok saydığı, davaya konu kararların gerekçesiz olduğu, Anayasa'ya, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'na, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine ve ilgili mevzuata aykırı olarak usule ilişkin işlemlere riayet edilmediği ileri sürülerek dava konusu kararların hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir. Öte yandan, dava konusu kararların dayanağı olan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin kabulüne dair 6749 sayılı Kanunun 3/1. maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğu iddia edilerek, anılan hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması talep edilmiştir.
DAVALININ SAVUNMASI :Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararların amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa'nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanunun 33.maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen kararlar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararların hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI …'IN DÜŞÜNCESİ: Dava, 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu'nun ... günlü, ... sayılı kararının ve bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu'nun ... günlü, ... sayılı kararının davacıya ilişkin kısmının iptali ile yoksun kalınan tüm özlük, mali ve sosyal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi ve 6749 sayılı Kanun'un 3. maddesinin Anayasa'ya aykırılığı nedeniyle iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması istemiyle açılmıştır.
Davacının Anayasaya aykırılık iddiası ciddi görülmemiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114. maddesinin 1. fıkrasının (ı) bendinde, "Aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması" dava şartları arasında sayılmış, 115. maddesinde ise, mahkemenin dava şartı noksanlığını tespit etmesi halinde davayı usulden reddedeceği kurala bağlanmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda "derdestlik" müessesesi düzenlenmemiş ve Kanunun 31. maddesinde, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun derdestlik ile ilgili maddelerine atıfta bulunulmamış olmakla birlikte; tarafları, konusu ve sebebi aynı olan bir davanın daha önce aynı veya başka bir mahkemede açıldığının ve görülmekte olduğunun saptanması halinde, ikinci davanın esasının derdestlik nedeniyle incelenemeyeceği usul hukukunun genel ilkelerindendir.
Dosyanın incelenmesinden; davacı tarafından, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu'nun ... günlü, ... sayılı kararının ve bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu'nun ... günlü, ... sayılı kararının iptali istemiyle Danıştay Beşinci Dairesinin E:2016/58761 sayılı dosyasında açılan dava derdest iken, aynı istemleri de içeren bakılmakta olan ikinci davanın açıldığı anlaşıldığından, yukarıdaki hükümler uyarınca bakılmakta olan davanın ... günlü, ... sayılı ve ... günlü, ... sayılı işlemler yönünden derdestlik nedeniyle incelenme olanağı bulunmamaktadır.
Davanın yoksun kalınan tüm özlük, mali ve sosyal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine ilişkin bölümüne gelince;
T.C. Anayasasının 138. maddesinde, "Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.", 139. maddesinde, "Hakimler ve savcılar azlolunamaz, meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.", "Hakimler ve Savcılar Kurulu" başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında, "Kurul, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında idari karar alma, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; maddenin 10. fıkrasında ise, "Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz. " hükümlerine yer verilmiştir.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hakimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" başlıklı 53. maddesinde, "Hakim ve savcıların: a)-Bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b)- Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması, hallerinde görevleri sona erer." hükmü öngörülmüştür.
6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu'nun "Kurulun görevleri" başlıklı 4. maddesinin; hakim ve savcılarla ilgili olarak (b) fıkrasının 6. bendinde meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, 7. bendinde, disiplin cezası verme, 8. bendinde de görevden uzaklaştırma işlemlerini yapmak Kurulun görevleri arasında sayılmıştır. "Genel Kurulun Oluşumu ve Görevleri" başlıklı 7. maddesinin 2. fıkranın (ı) bendinde de, Adli ve İdari yargı hâkim ve savcıları hakkında meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma Genel Kurulun görevleri arasında sayılmış, "Yeniden inceleme, itiraz ve yargı yolu" başlıklı 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'da görüleceği hükme bağlanmıştır.
Diğer taraftan, kamu düzeni ve güvenliği açısından Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde Milli Güvenlik Kurulu'nun, Hükümete olağanüstü hal ilan edilmesi yönünde 20.07.2016 günlü, 498 sayılı tavsiye kararı üzerine toplanan Bakanlar Kurulu'nca 15.07.2016 tarihinde başlatılan darbe girişimi üzerine ülke genelinde olağanüstü hal ilan edilmesine karar verilmiş ve bu karar TBMM'de onaylanarak yürürlüğe girmiştir.
2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu uyarınca 23.07.2016 günlü, 29779 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin "Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler" başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında, "Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir." şeklinde düzenleme yapılmış ve bu Kanun Hükmünde Kararname, 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun ile yasalaşmış, 08.03.2018 tarihinde yürürlüğe giren ve 7075 sayılı Kanun ile yasalaşan 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 11. maddesinin 2. fıkrasında da, meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenlerin, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'a dava açabilecekleri hükme bağlanmıştır.
Dosyanın incelenmesinden, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunun ... günlü, ... sayılı kararıyla, ilgililer hakkında Kurula intikal eden ihbar, şikayet, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Kurulun, FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları ile birlikte dikkate alınarak yapılan değerlendirme sonucu adı belirlenen hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nin 3'üncü maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu gerekçesiyle, 23/07/2016 günlü, 29779 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3'üncü maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verildiği, bu kararda ismi yer alan davacı tarafından yapılan yeniden inceleme isteminin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunun ... günlü, ... sayılı kararıyla reddedildiği anlaşılmaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 günlü, E:2017/16-956, K:2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 24.04.2017 günlü, E:2015/3, K;2017/3 sayılı kararında da, FETÖ/PDY'nin silahlı bir terör örgütü olduğu belirlenmiş bulunmaktadır.
Dosyanın ve Danıştay Beşinci Dairesinin E:2016/58761 sayısına kayıtlı dosyanın incelenmesinden, davacı hakkında "silahlı terör örgütüne üye olma" suçu nedeniyle açılan kamu davasında ... Ağır Ceza Mahkemesinin … günlü, E:…, K:… sayılı kararı ile 6 yıl, 10 ay, 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, istinaf isteminin … Bölge Adliye Mahkemesi ... Ceza Dairesinin … günlü, E:…, K:… sayılı kararı ile esastan reddedildiği, kararın henüz kesinleşmediği anlaşılmıştır.
Bu durumda, meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu kararlarında mevzuata ve hukuka aykırılık görülmediğinden, ortada tazmini gereken bir zarar da bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davanın; Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu'nun … günlü, … sayılı ve ... günlü, ... sayılı kararlarına ilişkin kısmının derdestlik nedeniyle incelenmeksizin reddine, yoksun kalınan tüm özlük, mali ve sosyal hakların yasal faiziyle birlikte ödenmesine ilişkin kısmının ise esastan reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde, davacının 6749 sayılı Kanun'un 3. maddesi ile ilgili Anayasa'ya aykırılık iddiası ise ciddi görülmediğinden işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:
A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.
2) Davacıya İlişkin Süreç
...tarih ve ... sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından ...tarih ve ... sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın iptali ve bu kararlar nedeniyle yoksun kalınan maddi ve özlük haklarının yasal faiziyle birlikte iadesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Öte yandan davacının, ceza yargılaması sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 6 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan mahkumiyet kararının kesinleşmediği görülmüştür.
B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...”
2) AİHS
AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."
AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."
3) Kanun
667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır...”
4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.
C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS'in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS'in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM'e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, "yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması" şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Bu kapsamda davacının adli yardım istemi, Dairemizin 13/11/2017 tarihli kararı ile kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda, 08/08/2018 tarihli ara kararımızla, davalı idare tarafından birinci savunma dilekçesinin tebliğe çıkarıldığı tarihten sonraki bir tarihte dosyaya sunulması nedeniyle birinci savunma dilekçesiyle birlikte davacıya gönderilemeyen ve davacı hakkında ilave bilgi ve belgeler içeren CD'nin davacıya tebliğ edilmesine karar verilmiş ve söz konusu CD'ye ilişkin beyanlarını sunabilmesi için davacıya otuz gün süre verilmiştir.
Yine bu kapsamda, 04/06/2020 tarihli ara kararımızla, davalı idarenin 29/06/2018, 16/08/2018, 27/07/2018 ve 07/02/2019 tarihli ek beyan dilekçesi ve eklerinde davacının cevap vermesini gerektiren hususlar bulunduğu bildirilerek, dosyaya sunulan ek beyan dilekçeleri ve eklerinin davacıya tebliğine karar verilmiş, ek beyan dilekçelerine ilişkin beyanlarını sunabilmesi için davacıya on gün süre verilmiştir.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in "Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay'da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay'da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.
2) FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ'nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
"Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup ...bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. ...Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. ...Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır...
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir...
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır...
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir...
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır..."
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı … kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.-- …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ("T" taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, "önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.
3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa'nın "Hâkimlik ve savcılık mesleği" kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede "... Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar." denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
4) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.
a) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Y.K.'in Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 30/11/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "...Mülakatın açıklanmasından sonra göreve başlamadan önce Ankarada 13.dönem olarak staj yapacak bayan hakim-savcı adaylarına yönelik Ankara Keçiörende bulunan çalışma evi olarak kullanıldığını öğrendiğim bir evde toplantı yaptılar. Bu toplantıda ismini veya kod adını bilmediğim, şu an teşhis edebileceğimi düşünmediğim bir şahıs bize önce sohbet yaptı. Sonrasında staj evlerinde kimin hangi evde kalacağını, ev sorumlularının kimler olacağını, devre mesullerinin kimler olacağını açıkladı. Bu toplantıya benimle birlikte ... kod adlı M.G., A.Ö., A.K., M.Y., B.B., E.E., Ç.S., M.B.A., Nesrin kod adlı N.K., H.Ö., R.A., ... kod adlı A.T., S.K., ... vardı...Biz de bu bölgeden ... kod adlı M.G.'nın sorumlu olacağı dört ev kiraladık.... kod adlı M.G.'nın sorumlu olduğu dört evin birincisinin ev sorumlusu bendim. Benim evde benim dışımda ..., N.Ö., S.K. vardı..... yapı aracılığı ile M.K. ile evlendiğini biliyorum. Bunu ben staj döneminde arkadaş ortamında öğrendim. Hatta bu şahıslara evlilik için aracılık eden izdivaç sorumlusu Adnan kod adlı M.E.' dı...Birebir görüşmesinde gördüğü kişileri Ankaradaki ders çalışma evlerine yönlendirir. Bu kişiler kariyer görüşmesi adı altında görüşme yaparken tedbir amaçlı kod adı kullanırlar. Bu kişiler bu görevi atandıktan sonra bir sonraki dönemde üniversitecilik yapan kişiye bırakır.Bizim dönemde bu görevi yaptığını bildiğim A.Ö., Ç.S., M.B., Nesrin kod adlı N.K. ... vardı. Diğerlerinin kod adı illa ki vardır ancak ben bu kişilerin hangi kod adını kullandıklarını bilmiyorum. Ayrıca ... staj döneminde benimle aynı evde kalması nedeniyle zaman zaman arkadaşı olan Duygu isimli arkadaşı ile geldiği olmuştur. Geldiğinde de … isimli şahsın da üniversitecilik görevini yaptığını … ve …'dan öğrendim. Aslında zaten staj evlerine, çalışma, evlerine ve mülakat evlerine dışarıdan insan alınması yasaktı. Ancak Duygu ve ... üniversitecilik yaptıkları için …’nun bizim eve geldiği olmuştu...Bizim stajımız bitmeye yakın bir gün beni ... kod adlı M.G. kendi evine çağırdı. Gittiğimde orada A.K. ve H.Ö.'in de olduğunu gördüm. Bize hitaben "siz artık grup sorumlusu olacaksınız ve bu görev sizin meslek hayatınız boyunca devam edecek ve değişmeyecek" diyerek sorumlu olduğumuz kişileri ayrı ayrı açıkladı. Buna göre benim grup sorumlusu olarak sorumlu olduğum kişiler ..., M.B., Nesrin kod adlı N.K., ... kod adlı A.T.'dır..49-Kod adını bilmediğim ...; Amasyalıdır. Marmara Hukuk Mezunudur. Beyaz tenli, kısa boyludur. Adli hakimdir. Bu yapıya ait 13.dönem hakim-savcı staj evlerinde kalan kişilerden biridir Yapı içerisindeki görevi üniversiteciliktir. Görsem teşhis edebilirim..."
Aynı şahsın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 07/12/2016 tarihli şüpheli ek ifade tutanağı; "...Bu şekilde staja başlamış oldum ve yine cemaat evinde benim gibi hakim adayları olan ..., S.K. ve N.K.'di. Banu ve N.’ın bu süreçte haklarında soruşturma açıldı ama S.K. hakkında bu süreçte hakkında soruşturma açılıp açılmadığını bilmiyorum.."
Aynı şahıs Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 02/12/2017 tarihli teşhis tutanağında davacıyı açık ve net olarak teşhis etmiştir.
Aynı şahsın, davacının silahlı terör örgütü üyesi olmak suçundan yargılandığı ...Ağır Ceza Mahkemesinin E:… sayılı dosyasına Ünye Ağır Ceza Mahkemesi tarafından alınan 10/01/2018 tarihli beyanı; "Sanık ... hakkında daha önce savcılık evresinde ayrıntılı olarak beyanda bulundum. Beyanlarımı aynen tekrar ederim. Başkaca ekleyecek bir husus yoktur,."
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan A.G.'in HSK Müfettişince alınan 11/01/2017 tarihli tanık ifade tutanağı; "...Bizim Marmara Hukukta okuyan benimle aynı sınıfta olan bayan arkadaşlarımın hemen hemen hepsi bu sohbetlere katılırdı, bu sohbetler Ö.Ö. isimli kişinin kaldığı FETÖ’ye bağlı Üsküdar’daki öğrenci evinde yapılırdı, bu evin ablası da Ö.'ydi. Hatta Ö. Marmara Hukukta bizim sınıfın sorumlusuydu. Katıldığım sohbetlere Üniversitede aynı sınıfta olduğum veya bizden birkaç dönem üste olan F.K., K.G., D.A., ..., H.Y. ile soy isimlerini hatırlamadığım K., Ş. ve N. isimli kişilerin olduğunu biliyorum. Bu kişiler Fetö’ye ait gazete ve dergilere abone toplar, kurban bağışı isterler, dini günlerde aktif olarak bu yapı adına çalışıyorlardı. Bu isimlerini belirttiğim kişiler hâkimlik sınavına ilk girişlerinde kazandılar, bu kişiler üniversiteyi uzatmalarına ve başarılı olmamalarına rağmen smavı ilk girişte adli ve idari yargı sınavlarını aynı anda kazanmalarına ben şaşırmıştım. Bu kişilerin hepsi derece ile kazanmışlardı,.....(…): Bana gösterdiğiniz resimdeki kişi ...’tur. Bu kişi benimle üniversitede aynı sınıftaydı. FETÖ/PDY ait öğrenci evlerinde kaldı. Bu yapının hangi evinde nerede kaldığını bilmiyorum ancak benim gittiğim sohbetlerde bu kişiyi görüyordum. Bu yapının yayın organlarına abone bulmak hususunda çalışmıştır. Bu sebeple FETÖ ile iltisaklı ve irtibatlı olduğunu düşünüyorum..."
Aynı şahsın davacının silahlı terör örgütü üyesi olmak suçundan yargılandığı ...Ağır Ceza Mahkemesinin E:… sayılı dosyasına Adıyaman 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından alınan 05/01/2018 tarihli beyanı; "Ben bu hususta daha önce müfettiş odasında beyanda bulundum, o beyanlarımı aynen tekrar ederim, ben 2006-2010 yılları arasında Marmara Üniveristesi Hukuk Fakültesinde Lisans eğitimi aldım. Marmara Hukukta okuyan benimle aynı sınıfta olan bayan arkadaşların hemen hemen hepsi bu tarih aralığında yapılan sohbetlere katılırdı, bu kişilerden biri de ... idi. Bu kişi Fetö’ye ait gazete ve dergilere abone toplar, kurban bağışı isterler, dini günlerde aktif olarak bu yapı adına çalışırdı. ... hâkimlik sınavına ilk girişinde kazandı. Sınıfımdaki çoğu kişinin sınavda başarısız olmasına rağmen ...'un ilk girişte sınavı kazanmasına çok şaşırmıştım. Sanık ...'u hazırlık aşamasında bana gösterilen fotoğraflardan teşhis etmiştim, benimle üniversitede aynı sınıftaydı. FETÖ/PDY ait öğrenci evlerinde kaldı. Bu yapının hangi evinde nerede kaldığını bilmiyorum, ancak benim gittiğim sohbetlerde bu kişiyi görüyordum. Sanık bu yapının yayın organlarına abone bulmak hususunda çalışmıştır. Bu sebeple FETÖ ile iltisaklı ve irtibatlı olduğunu düşünüyorum."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan B.B.'ın Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 11/10/2017 tarihli ifade tutanağı; "...Ben savcılık ifademde 13. Dönem hakim savcı adaylarından bir kısmından sorumlu M.A. isimli şahsın sorumlu olduğu hakim savcı staj evlerinde kalan şahıslan söylemiştim, bu şahıslardan bir kişiyi söylemeyi unutmuşum, sonradan düşününce aklıma geldi, bu şahıs … isimli şahıstır. Soyadını … olarak hatırlıyorum...101-… İSİMLİ ŞAHIS: Bu şahsın soyadının … olarak hatırlıyorum, sonrasında evlendiğini duydum, nereli olduğunu bilmiyorum. Bu şahıs M.A.ın hakim savcı staj evlerinde kalan şahıştır. Bu şahıs kısa boylu, zayıf, sarışın bir şahıstır, görsem teşhis ederim..."
Aynı şahıs Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 11/10/2017 tarihli teşhis tutanağında davacıyı açık ve net olarak teşhis etmiştir.
Aynı şahsın davacının silahlı terör örgütü üyesi olmak suçundan yargılandığı ...Ağır Ceza Mahkemesinin E:... sayılı dosyasına Nevşehir 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından alınan 24/01/2018 tarihli beyanı;"Ben bahsettiğiniz M.K. isimli şahsı tanımıyorum. Soyismini hatırlamamakla birlikte Banu isimli bir kişiyi tanıyorum. Daha öncede bu kişiyle ilgili Tokat Savcılığında beyanda bulunmuştum. Ben bahsettiğiniz … isimli şahsı hakim-savcı stajer evlerinde kaldığını biliyorum. Bu staj evleri Ankara'da olurdu. O dönemde Fethullah GÜLEN cemaati olarak bilinen cemaate bağlı olarak çalışırdı. Buradaki evlerde oturan kişiler hakim-savcılık sınavını geçerek staj yapan kişilerden oluşurdu. Bahsettiğiniz sanık 2011-2012 yılları arasında bu evlerde kalıyordu. Kendisiyle bir samimiyetimiz yoktu. Örgüt içerisinde hangi konumda olduğunu ve neler yaptığını bilmiyorum. Bildiklerim bunlardan ibarettir. Önceki beyanımda da belirttiğim gibi ben şahsın soyadını … olarak hatırlıyorum. Soyismi evlendikten sonra … olmuş olabilir."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Ç.S.'in Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 04/11/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "...4. Evde; Soyismini hatırlamadığım Y. ve Banu ile N.K. kalıyordu. Y., 13. Dönemde hakim savcı olmuştur. Görsem teşhis edebilirim. Gerçek ismidir…., 13. Dönemde hakim savcı olmuştur Görsem teşhis edebilirim. Gerçek ismidir...Ben yapı evliliği yaptığını bildiğim kişiler M.G. ve M.G.(A), M.B.(D) ve Y.B., N.K. (Z) ve F.(F) K.,...tır. Bunların yapı evliliği yaptığını gerek bayanlardan gerekse sohbet ortamlarından net bir şekilde biliyorum. Ayrıca yapı evliliği yapıp ta eşlerinin ismini bilmediğim bayanlar vardır, bunlar; R.A. H.Ö., A.T....., ...'tir. Ben bu şahısların yapı evliliği yaptıklarını gerek kendilerinden gerekse sohbet ortamından net bir şekilde biliyorum, bu şahısların eşlerini teşhis edemem.."
Aynı şahıs Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 09/11/2017 tarihli teşhis tutanağında davacıyı açık ve net olarak teşhis etmiştir.
Aynı şahsın davacının silahlı terör örgütü üyesi olmak suçundan yargılandığı ...Ağır Ceza Mahkemesinin E:… sayılı dosyasına Zonguldak 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından alınan 03/01/2018 tarihli beyanı; "Bana talimat içeriğinde bulunan ... ve M.K. isimli şahısları tanırım. ... benim 13. Dönem hakim savcı adaylığı döneminden arkadaşım olmaktadır. M.K.'u ise ...'un eşi olmasından dolayı bilirim ve M.K. hakkında başkaca bir bilgim ve duyumum yoktur. Sanık ... demin belirttiğim üzere 13. Dönem hakim ve savcı adaylığı döneminden arkadaşım olmakla beraber aynı grupta cemaatin evinde birlikte kalmaktaydık ve aynı sohbet toplantılarında bulunmuşluğumuz oldu. Sohbet toplantılarının sayısını hatırlamıyorum ancak birkaç kez olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. ...'un 2013 yılında ataması yapıldı. Ataması yapıldıktan sonra irtibatımız kesildi. Ne yaptığı ve ettiği konusunda bilgi sahibi değilim."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.G.K.'nın Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 10/02/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "...2011 yılı yanlış hatırlamıyorsam şubat ayında adli yargı mülakatı açıklandı ve mülakatı kazandığımı öğrendim. Daha soma beni İSMİNİ VE KOD ADINI BİLMEDİĞİM bir şahıs beni telefonla arayarak seninle Keçiören de bir evde görüşeceğiz dedi. Soma ben Keçiörendeki bu eve gittim. Bu evde 13. Dönem arkadaşlarımdan E.E., R.A. M.G., H.Ö., ..., ...’u bu evde gördüm. Bu toplantıda staj dönemimde dönem sorumlumun M.G. olduğunu öğrendim..Yapının 2. staj evinde Y.K., N.Ö., S.K., ... isimli şahısların birlikte kaldığım hatırlıyorum...... un yapı aracılığıyla M.K. isimli şahıs ile evlendiğini biliyorum. Ben bunu staj döneminde arkadaş ortamımdan öğrendim. Bu yapı evliliğine aracılık eden şahıs ... KOD ADLI şahıstır...Ben T5 toplantılarına esimle birlikte katılmaya devam ederken o dönemde hamileydim. T5 toplantılarımızı gerçekleştiren ...KOD ADLI ŞAHIS VE EŞİ OLAN ...KOD adlı şahıslar. Bize hitaben eğer istersek çocuğumuz için Fetullah Gülen den isim isteyebileceklerini söylediler. Ancak ben talep etmedim. Birkaç toplantı sonrası ...KOD ADLI ŞAHIS çocuğumuz için Fetullah GÜLEN den ...isminin geldiğini bana söyledi. Ben çocuğumuz için ismi eşimin talep ettiğini düşünüyorum. Bizde çocuğumuzun ismini ...olarak kovduk. Ayrıca M.K. ile N.K. ın çocuklarına isim istediklerini hatırlıyorum. Staj döneminde M.G. nın sorumluluğunda olan gruptaki hamile olan arkadaşlardan M.G. nın. ... un. R.A., B.B.ın. A.B.un. N.Ö. ün. çocuklarına Fetullah Gülenden isim istediklerini bizzat kendi ağızlarından veya arkadaş ortamında muhabbet esnasında söylediklerinden biliyorum.
Aynı şahıs Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 13/02/2018 tarihli teşhis tutanağında davacıyı açık ve net olarak teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.K.'nın Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 09/01/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "...Ben mülakat açıklandıktan sonra mülakat evi olarak kullandığımız eve M.G., Y.B., ..., A.T.nın geldiğini hatırlıyorum. Buraya geldiklerinde M.G. kendisinin devreci olduğunu ve benim Y.B.'ın sonımlu olduğu evde kalacağımı söylemişti, Yenimahalle de kiralık ev bakmamız gerektiğini söylediler. Daha sonra ben, Y.B., ...'la beraber Y.B.'ın sorumlu olacağı ve bizim kalacağımız evi kiraladık. Bu evin adresini net olarak hatırlamıyorum, ancak gitsem gösterebilirim..Y.B.ın sorumlu olduğu evde ben, N.K. ve ... kalıyorduk ve toplamda bu evde dört kişiydik,.....da tam olarak tarihini hatırlamadığım zaman diliminde staj süresi içerisinde evlenerek evden ayrıldı. ... hatırladığım kadarıyla alt dönemimiz olan M.K. ile evlendi. Yapı evliliği yaptığını bizzat kendisinden duymuştum, Bunların evlenmesine kimin aracılık ettiğinden emin değilim. Bizim dönemde evlilik işlerine ...KOD ADLI M.E.ve ...KOD ADLI M.F. aracılık ediyordu, İkisinden birisi aracılık etmiştir...Benim yapı içerisinde yer almam ve staj evlerinde kalmam sebebiyle yukarıda çalışma evleri ve mülakat evleri dışında saymış olduğum fakülteciler dışında fakültecilik görevini yaptığını bildiğim kişiler vardır.Bunlar ..., Ç.S., N.Z. ve A.Ö.dir. Ben bu şahısların bu görevi yaptığım aynı ortamda olduğumuzdan dolayı ve arkadaş olduğumuzdan dolayı biliyorum. Bunlar dışında bizim dönemden yada başka dönemden bu işi kimsenin yaptığım bilmiyorum,...Grup sorumlum olan A.K. beni arayarak Ankara'ya görüşmeye davet etli. Bunun üzerine ben de Ankara'ya geldim. Benim dışımda bu görüşmeye DEVRECİ M.G.'ın sorumluluğu altında olup da benimle birlikte katıldıklarını kesin hatırladığım Y.B., E.E., N.K., A.K. da gelmişti. Hatta bu grupla birlikte Ankara Macun köy'de bulunan Kardelen Balıkta buluşmuştuk, Bu görüşme öncesinde A.K. ile yüz yüze görüştüğümde toplantıya gelmeden telefon bataryasının çıkarılması gerekliğini söyledi, ben de yanlış hatırlamıyorsam telefonumun bataryasını çıkararak çantama koydum. Bu görüşmede devreci M.G. herhangi bir sıkıntımız olup olmadığını, yapı ile irtibata geçip geçmediğimizi sordu. Ben de benimle irtibata geçen kimsenin olmadığım söyledim. O da bu durumu ileteceğini söyledi. Zaten bu görüşmeden yaklaşık 1-2 ay sonra ilerde de anlatacağım üzere meslekteki ahilerle görüşmeye başladım.Bu grup görüşmesi sonrasında yine bir grup görüşmesine gittiğimi net olarak hatırlıyorum, Bana bu grup görüşmesine 2014 yılının Ramazan ayında gittiğimi ve bu görüşmenin R.A'ın ailesinin evinde yaptığımızı bu görüşme sonrasında dışarıda Balgat civarında bir yerde iftar yaptığımızı hatırlıyorum. Bu görüşmeye beni A.K. çağırdı. Bu görüşmede R.A.'ın ailesinin evine gelenler hatırladığım kadarıyla M.G., A.K., Y.B., ..., R.A., N.K.'dı....Staj evlerinde haftalık olarak kitap okuma programı düzenleniyordu. Bu programlar M.G.'ya bağlı olan evlerde dönüşümlü olarak yapılıyordu. Evlilerin evinde de kitap okuma programı düzenlendiği olmuştu, Kitap okuma programına M.G.'ya bağlı olan evlerde kalan kişiler katılmaktaydı. Ayrıca ailesi ile birlikte kalan E.G. de katılmaktaydı. Bu programlara yapıya bağlı olan ve evlenen ..., A.T. ve R.A. da katılıyordu...Grup sorumlum A.K.n beni araması üzerine Ankara'ya gittiğimde yapı İle irtibat kurmadığımı DEVRECİM M.G.'ya söyledim. O da bu durumu ileteceğini söyledi. Bu tarihten yaklaşık 1-2 ay sonra Gazlantep’de yapı ile görüşmeye başladım. Bu görüşmeye beni ya E.Ç. yada ... arayarak davet etti. Ancak hangisinin çağırdığını net oturak hatırlamıyorum. Yapı İle görüşmek amacıyla Gaziantep Merkez'e E.Ç. ve M.Ç.'in evine gittim. Buraya benim dışımda E.Ö. ve ... ile eşi M.K. gelmişti. Ayrıca M.Ş. vardı. Bunlar dışında bir erkek hakim-savcı vardı ancak adını, soyadını hatırlamıyorum Bayanlar ayrı odada, erkekler ayrı odadaydı. Yanlış hatırlamıyorsam buraya sivil imam gelmemişti. İlk görüşmeyi bu şekilde hatırlıyorum. Daha sonra İkinci görüşme için tekrardan Gaziantep'e E.Ç.K veya ... tarafından çağrıldığımı hatırlıyorum, ancak hangisi çağırdı tam olarak hatırlamıyorum. İkinci görüşme sivil imamın evinde gerçekleşti. Bu eve M.Ç. ve E.Ç. ile gitmiştim. Bu toplantıya benimle birlikte E.Ö., ..., M.K. geldi. M.Ş.in buraya gelip gelmediğini hatırlamıyorum ancak Ceylan pınarda bulunduğum dönemde bizim grupta ben, E.Ç., E.Ö., ..., M.K., M.Ç., M.Ş. ve İSMİNİ SOY İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM ERKEK HAKİM SAVCI vardı Bizim grubumuz bunlardan ibaretti. Erkek bayan ayrı odada toplandığından erkekleri hatırlamakta güçlük çekiyorum. Burada yine kitap okuduk, f’etullah GÜLEN videosu İzledik. İSMİNİ VE KOD ADINI HATIRLAMADIĞIM SİVİL İMAM OLAN ABİ bana himmet borcumun olduğunu, bu borcu ödemem gerekliğini söyledi. Ben de araba aldığımı, onun borçlarını ödediğimi, yine para biriktirip himmet borcumu ödeyeceğimi söyledim. İSMİNİ VE KOD ADINI HATIRLAMADIĞIM SİVİL İMAM OLAN ABİ de bana bazı şahısların kendileri ile görüşülmese bile himmet parasını ayırdıklarını söyledi. Nöbetime denk gelmesinden dolayı davet edildiğim yapı görüşmesine bir veya iki defa katılamadığımı hatırlıyorum. Sonrasında E.Ç. veya ... beni arayarak Şanlıurfa Merkez'e gitmem gerektiğini, otogara gitmemi ve burada İSMİNİ VE KOD ADINI HATIRLAMADIĞIM SİVİL İMAM OLAN ABİ'yi kastederek onun beni karşılayacağını, benim için hayırlı bir görüşme olacağım söyledi..."
Aynı şahsın Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 09/01/2018 tarihli şüpheli ek ifade tutanağı; "...42-...: Nereli olduğunu hatırlamıyorum ancak ailesinin İstanbul ilinde ikamet ettiğini biliyomm. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Kumral sarışın arası saç rengi olan buğday tenli, kısa boylu, normal kiloda açık bir bayandı. ... ile 13. Dönem Adli Yargı Hakim adayı olarak göreve başladı, bu şahısla yapının staj evinde birlikte kaldım. ...’un yapılanmada görevleri arasında Fakültecilik olduğunu biliyorum. KHK ile İhraç olduğunu internetten yayımlanan listelerden biliyorum. Meslekte de Yapılanma tarafından taşra grubu olarak adlandırılan gruptaydık, bu şekilde görüşmelerimize devam ettik..."
Aynı şahıs Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 29/01/2018 tarihli teşhis tutanağında davacıyı açık ve net olarak teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan F.C.'nın Tokat Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdiği 12/07/2016 tarihli dilekçesi; "...Marmara Hukuk mezunu olup da çoğu hakim-savcılık yapmakta olan FETÖ/PDY ile bağlantılı isimlerden bir kısmı şunlardır:..4....: 2006 tarihinde Marmara Hukuka girmiştir.2010 Adli Yargı Hakim-Savcı Adaylığı Sınavı'nı kazanmıştır.İstanbul GOP. Fem Dersanesi çıkışlı olup, ev imamlığı sonrası üst düzey göreve getirilmiştir.."
Aynı şahsın Adalet Müfettişince düzenlenen 29/07/2016 tarihli tanık ifade tutanağı; "......: Marmara 2006 girişlidir. Gaziosmanpaşa FEM dershanesine gitmiş. Ev ablalığı yaptıktan sonra bir üst göreve getirildi. 2010 yılında Adli Yargı Hakim Adaylığı sınavını kazandı. Militan biriydi..."
Aynı şahsın Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 24/10/2016 tarihli ifade tutanağı; "......(...):2006 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesine girmiştir. İstanbul GOP FEM Dersanesi çıkışlıdır. Ailesi İstanbul Gaziosmanpaşa'da ikamet etmesine rağmen kendisi öğrenciliği boyunca yapıya ait evlerde kalmıştır. Ev imamlığı sonrası üst düzey göreve getirilmiştir. Militan cemaatçilerden olduğunu hatırlıyorum. 2010 yılında adli yargı hakimi olmuştur. Hakkında gözaltı kararı çıkarıldığını öğrendim..."
Aynı şahıs Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 25/10/2016 tarihli teşhis tutanağında davacıyı açık ve net olarak teşhis etmiştir.
Aynı şahsın davacının silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan yargılandığı ...Ağır Ceza Mahkemesinin E:... sayılı dosyasına Çine Asliye Ceza Mahkemesi tarafından alınan beyanı: "... ile Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesine başladığım 2006 yılında tanıştım.Kendisiyle aynı sınıftaydık.O dönem Gülen Cemaati olarak bilinen FETÖ/PDY'nin üniversite öğrencilerine tahsis ettiği İstanbul Anadolu Yakası'ndaki evlerde kalıyordu.Kısa sürede kendisini ev ablası yapmışlardı.Sonradan yükselerek semt ablalığı yaptı.Daha önceden Tokat Başsavcılığında vermiş olduğum ifade nedeniyle teşhis ettiğim, hukuk fakültesi kız öğrencilerden sorumlu abla olan K.S.'ya bağlı çalışıyordu.E.Y.Y., K.G.M. ve D.S. ile yakın ilişki içerisindeydi.(Her üçü de FETÖ/PDY üyeliği nedeniyle hakimlik mesleğinden çıkarıldı). K.G.M. ile İstanbul/Gaziosmanpaşa FEM Dershanesinden tanıştıklarını, her ikisinin de aileleri İstanbul'da ikamet etmesine rağmen üniversite öğrenimleri boyunca yapıya ait evlerde kaldıklarını biliyorum. ... her ortamda Fetullah Gülen'i savunan militan bir tipti.Mezun olduktan sonra adli yargı hakimi olduğunu duydum.FETÖ/PDY ile 2010 yılı sonrasında (mezun olduktan sonra) bağını devam ettirip ettirmediği hususunda bilgi sahibi değilim.Eşini tanımıyorum."
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan N.A.'ın HSK Müfettişlerince düzenlenen 10/03/2017 tarihli tanık ifade tutanağı; "..M.K.(14....): Ben M.K.’u akademide tanıdığım ve arkadaş olduğum ...’un eşi olması nedeni ile tanırım. M. ve ... görev yaptığım Osmaniye gelerek beni ziyaret ettiler. Hafta sonu olması nedeni ile bir AVM de kendileri ile görüştüm. M. HSYK seçimleri muhabbetini açtı, bana FETÖ/PDY’nin adaylarını şahsen yakinen tanıdığını bu kişilere oy vermemi söyleyerek övücü konuşmalar yaptı. Yargıda Birlik Platformunu adaylarını ise kötüleyici sözler söyledi.."
Davacı tarafından bu ifadelere karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Bu durumda, davacının örgütün içinde yer aldığına, lise döneminde örgüte müzahir dershaneye gittiğine, üniversitede örgüt evlerinde kaldığına, örgüt toplantılarına katıldığına, örgüte himmet verdiğine, örgütün yönlendirmesiyle katalog evlilik yaptığına, 2014 yılı HSK seçimlerinde örgütün sözde ''bağımsız'' adaylarını desteklediğineve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen ifadelerin değerlendirilmesi sonucunda, davacının FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.
b) Diğer Hususlar
b-1) MASAK raporu
Meslekten çıkarılan hakim-savcılardan M.O. hakkında yapılan ceza yargılaması sonucu verilen ...Ağır Ceza Mahkemesinin E:..., K:...sayılı kararında; M.O.'nun yakalanması sırasında saklandığı evde yapılan aramada bir kısım dijital materyaller bulunduğu ve bu materyaller üzerinde yapılan inceleme sonucu düzenlenen 19/08/2017 tarihli tutanakta; Proton.com isimli şifreli e-posta servisi izlerine rastlandığı, iz içeriğinde European Association of Judges (EAJ) (Avrupa Hakimler Derneği) isimli kuruluşun ...şifreli e-posta servisi üzerinden kendileri ile iletişime geçilmesi durumunda fon yardımında bulunacaklarıyla ilgili ingilizce içeriğe ulaşıldığı, buna karşılık yine ingilizce olarak çocuk sağlık ve eğitim masrafları, saklanmak için bir ev kiralamak ve olası faturalar için aylık en az 800 euroya ihtiyaç duyulduğuna ilişkin ibarelerin yer aldığı metin izlerine rastlandığı, bu talebe istinaden ...e-posta kullanıcısından 21/05/2017 tarihinde gelen e-posta içeriğinde 20/05/2017 tarihinde 400 euronun ...isimli uluslararası para transfer şirketi üzerinden M.O.'nun eşine gönderildiği, M.O.'nun eşinin parayı sorunsuz alarak teşekkür ettiğinin belirtildiği, konu ile ilgili olarak talep üzerine Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) tarafından 30/03/2018 tarihinde düzenlenen rapora göre M.O.'nun eşi G.O.'nun ...aracılığıyla iki işlemde toplam 1300,00 euro aldığı, M.O.'nun eşine para gönderen P.S.'nin Almanya'nın Stuttgart şehrinde savcı olduğu ve Alman Hakimler Birliğinin üyeleri arasında bulunduğu, Türkiye'de yürütülen FETÖ/PDY operasyonları ve soruşturmaları kapsamında tutuklanan veya görevden alınan hakim ve savcılara yardım etmek için Birlik Bünyesinde fon oluşturulduğu, fona aktarılan 50.000,00 eurodan ilk etapta 10.000,00 euroluk kısmın dağıtıldığına dair haberlerin bulunduğu ve bu yönde Avrupa Hakimler Derneği ile bağlantılı olduğu değerlendirilen kaynaklardan meslekten ihraç edilen 45 hakim-savcıya ve yakınlarına para transferleri yapıldığına ilişkin tespitler bulunduğunun ifade edildiği görülmektedir.
Yukarıda yer verilen bilgiler doğrultusunda, FETÖ/PDY yapılanması ile irtibatı ve iltisakı bulunan yargı mensupları tarafından uluslararası kurum ve kuruluşlar ile iletişime geçilerek anılan yapılanma ile ilgili bu kurum ve kuruluşlar nezdinde bir mağduriyet algısı yaratılmaya çalışıldığı ve bu şekilde hukuki ve maddi destek sağlama amacı güdüldüğü, Dairemizde bu yönde tespitler bulunan diğer dosyalar da göz önüne alındığında bu faaliyetler esnasında organize şekilde hareket edildiği sonucuna varılmıştır.
Somut olayda; Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) tarafından düzenlenen rapora göre, göndericisi "..." olan ve ...kanalıyla yapılan transfer işleminde davacıya 12/04/2017 tarihinde 424,24 USD gönderildiğinin tespit edildiği anlaşılmıştır.
Sonuç olarak, davacı tarafından uluslararası bir sivil toplum kuruluşundan organize bir şekilde maddi yardım talebinde bulunulmasının, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.
b-2) Davacının Adının Geçtiği ByLock Yazışmaları Şu Şekildededir:
Davalı idarece dosyaya sunulan ...ID numaralı, ByLock kullanıcısına ait '...' kullanıcı adlı ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağında yer alan yazışma içeriklerinin incelenmesinden;
19/12/2015 tarihinde ...ID numaralı ByLock kullanıcısı ile ...ID numaralı ByLock kullanıcısı arasındaki yazışmalar:
"... ...için isim isteyecekmis baya da olmuş son durum ne
... kzi olacakmis
... abi tmm
... bide abi ...un mali tablosunu bi atsa
... son ne vermiş
... neyi para mi
...
... kurt isim donusu olmamis
...
... KATMAN SİCİL NO ADI SOYADI ÇALİŞTİĞİ YER DERECE T5 ... ...
...BATMAN T T5 ... ...BATMAN T T5 ... ...BATMAN T T5 ... ...BATMAN MURAKABE T5 ... ...CİZRE T T5 ... ... ...CİZRE T T5 ......CİZRE T T5 ... ... CİZRE T T5 ... ...DİYARBAKIR T T5 ... ...DİYARBAKIR R T5 ... ...DİYARBAKIR R T5 ... ...DİYARBAKIR R T5 ... ...DİYARBAKIR T T5 ... ...DİYARBAKIR T T5 ... ... DİYARBAKIR T T5 ... ... DİYARBAKIR T T5 ... ...DİYARBAKIR T T5 ... ... DİYARBAKIR T T5 ... ...DİYARBAKIR T T5 ... ...ERGANİ R T5 ... ...KIZILTEPE T T5 ... ...KIZILTEPE R T5 ... ...MARDİN T T5 ... ...MARDİN T T5 ... ... MARDİN T T5 ... ...MARDİN R T5 ... ...MAZIDAĞI T T5 ... ...MİDYAT R T5 ...MİDYAT T T5 ... ...NUSAYBİN T T5 ...... NUSAYBİN T T5 ... ...ÖMERLİ T T5 ... ...ÖMERLİ T T5 ... ...PERVARİ T T5 ... ... SİLOPİ BİREBİR T5 ... ...ŞIRNAK T T5 ... ...ŞIRNAK T T5 ......ŞIRNAK T T5 ... ...ŞİRVAN DT T5 ... ...ULUDERE T" ifadeleri yer almıştır.
Davacının eşinin adının geçtiği ByLock yazışma içeriği ile E.G.K.'nın Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 10/02/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağında, "davacının çocuklarına bu yöntemle isim istediğini belirttiği" hususları birlikte değerlendirildiğinde davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir unsur olarak değerlendirilmiştir.
Yine davalı idarece dosyaya sunulan ... ID numaralı, 'Batu' kullanıcı adlı ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağında yer alan yazışma içeriklerinin incelenmesinden;
" ... kilis savcisi ...ya bazi meslektaşlar su andaki kurul üyelerine nasil oy verdi demiş, bunun üzerine ertesi gun reis serdar savcinin odasina gelip yaklasik yarim saat cematcilerin ergenokandan daha tehlikeli olduğunu anlatmis, reis heo
... ...hakimden de duyduğumuza göre reis adliyedej laf toplayip ankaraya tasiyormus, reis genelde ortama göre konuşuyor ve elde ettiği bilgileri yukarilara tasiyormus, mesele mehmet akit savcinin iddiasina göre gûya ... abimiz kurula kufur etmiş ve bunu da reis bassavciya iletmiş, bassavci da ... abimizin yemeğine katilmama gerekçesi de bunu yapti, reis ... abimizn esi banu hakime herhangi bir veda organizasyonu yapmadigi yemeğe de katilmadi ayrica katilacak arkadaşlara da katilmama tavsiyesinde bulundu"
Davalı idare tarafından dosyaya sunulan davacıya ait hizmet cetveli ile davacıya ait aile nüfus kayıt örneğinin birlikte incelemesinden; davacının, Hakimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesinin 03/05/2013 onay tarihinde kura ile Kilis Hakimliğine atandığı ve 13/05/2013-02/11/2015 tarihleri arasında Kilis Ağır Ceza Mahkemesi Hakimi olarak görev yaptığı, 15/05/2015 tarihinde Nusaybin Hakimliğine atandığı, eşinin isminin ... olduğu ve yargı mensubu olarak görev yapmakta iken Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ...tarih ve ... sayılı kararıyla meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verildiği görülmüştür.
Davacı tarafından, adının geçtiği ByLock yazışma içeriklerine karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Bu durumda, FETÖ/PDY mensubu şahıslara ait ByLock yazışma içeriklerinde davacının adının geçmesi hususu davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir unsur olarak değerlendirilmiştir.
6) Dava Konusu Kararların Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu kararlar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın, AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan "özel hayata saygı hakkı" çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen "özel hayat" kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen kararlar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak "kanunla öngörülmüş olma", aynı maddede sayılan "meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma" ve "demokratik bir toplumda gerekli olma" ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa'nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin "şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması", "anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması" gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararlarla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS'in 8/2 ve Anayasa'nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS'in 15. ve Anayasa'nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS'in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa'nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu kararlar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu kararlara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa'nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu kararlar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu kararlar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS'in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı" hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararların müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS'in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.
7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı özlük ve parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi isteminin de reddi gerekmektedir.
D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ...tarih ve ... sayılı kararı ile yine aynı Kurulun ...tarih ve ... sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı maddi haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
3. Davacının adli yardım isteminin kabul edilmesi sebebiyle davanın açılışı sırasında tahsil edilemeyen ve ayrıntısı aşağıda gösterilen … TL yargılama giderinden peşin ödenen … TL vekalet harcının mahsubu sonrasında kalan … TL 'nin davacıdan tahsili için müzekkere yazılmasına,
4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 22/04/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2017/5150
Karar No : 2021/1191
**DAVACI:** …
**DAVALI:** … Kurulu / …
**VEKİLİ:** Av. …
DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile irtibatlı ve iltisaklı olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ...tarih ve ... sayılı kararı ile yine aynı Kurulun ...tarih ve ... sayılı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararının iptali ve bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı özlük ve parasal haklarının yasal faiziyle birlikte iadesine karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu kararlar tesis edilirken, hiçbir aşamada savunmasının alınmadığı, bu sebeple savunma hakkının ihlal edildiği, görevini yerine getirirken bağımsız ve tarafsız olduğu, hakimlik teminatı dikkate alınmaksızın ve soruşturma yürütülmeksizin disiplin cezası verildiği, suç ve cezaların şahsiliği ve geriye yürümezliği ilkesinin, masumiyet karinesinin, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerinin ihlal edildiği, kararların tesisinde kişiselleştirme yapılmadığı, kararlarda özel olarak şahsıyla ilgili kriter bulunmadığı, davalı idarenin Anayasal ve yasal olarak tanımış olduğu güvenceleri yok saydığı, davaya konu kararların gerekçesiz olduğu, Anayasa'ya, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'na, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine ve ilgili mevzuata aykırı olarak usule ilişkin işlemlere riayet edilmediği ileri sürülerek dava konusu kararların hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir. Öte yandan, dava konusu kararların dayanağı olan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin kabulüne dair 6749 sayılı Kanunun 3/1. maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğu iddia edilerek, anılan hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması talep edilmiştir.
DAVALININ SAVUNMASI :Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararların amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa'nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanunun 33.maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen kararlar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararların hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI …'IN DÜŞÜNCESİ: Dava, 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu'nun ... günlü, ... sayılı kararının ve bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu'nun ... günlü, ... sayılı kararının davacıya ilişkin kısmının iptali ile yoksun kalınan tüm özlük, mali ve sosyal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi ve 6749 sayılı Kanun'un 3. maddesinin Anayasa'ya aykırılığı nedeniyle iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması istemiyle açılmıştır.
Davacının Anayasaya aykırılık iddiası ciddi görülmemiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114. maddesinin 1. fıkrasının (ı) bendinde, "Aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması" dava şartları arasında sayılmış, 115. maddesinde ise, mahkemenin dava şartı noksanlığını tespit etmesi halinde davayı usulden reddedeceği kurala bağlanmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda "derdestlik" müessesesi düzenlenmemiş ve Kanunun 31. maddesinde, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun derdestlik ile ilgili maddelerine atıfta bulunulmamış olmakla birlikte; tarafları, konusu ve sebebi aynı olan bir davanın daha önce aynı veya başka bir mahkemede açıldığının ve görülmekte olduğunun saptanması halinde, ikinci davanın esasının derdestlik nedeniyle incelenemeyeceği usul hukukunun genel ilkelerindendir.
Dosyanın incelenmesinden; davacı tarafından, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu'nun ... günlü, ... sayılı kararının ve bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu'nun ... günlü, ... sayılı kararının iptali istemiyle Danıştay Beşinci Dairesinin E:2016/58761 sayılı dosyasında açılan dava derdest iken, aynı istemleri de içeren bakılmakta olan ikinci davanın açıldığı anlaşıldığından, yukarıdaki hükümler uyarınca bakılmakta olan davanın ... günlü, ... sayılı ve ... günlü, ... sayılı işlemler yönünden derdestlik nedeniyle incelenme olanağı bulunmamaktadır.
Davanın yoksun kalınan tüm özlük, mali ve sosyal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine ilişkin bölümüne gelince;
T.C. Anayasasının 138. maddesinde, "Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.", 139. maddesinde, "Hakimler ve savcılar azlolunamaz, meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.", "Hakimler ve Savcılar Kurulu" başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında, "Kurul, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında idari karar alma, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; maddenin 10. fıkrasında ise, "Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz. " hükümlerine yer verilmiştir.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hakimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" başlıklı 53. maddesinde, "Hakim ve savcıların: a)-Bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b)- Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması, hallerinde görevleri sona erer." hükmü öngörülmüştür.
6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu'nun "Kurulun görevleri" başlıklı 4. maddesinin; hakim ve savcılarla ilgili olarak (b) fıkrasının 6. bendinde meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, 7. bendinde, disiplin cezası verme, 8. bendinde de görevden uzaklaştırma işlemlerini yapmak Kurulun görevleri arasında sayılmıştır. "Genel Kurulun Oluşumu ve Görevleri" başlıklı 7. maddesinin 2. fıkranın (ı) bendinde de, Adli ve İdari yargı hâkim ve savcıları hakkında meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma Genel Kurulun görevleri arasında sayılmış, "Yeniden inceleme, itiraz ve yargı yolu" başlıklı 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'da görüleceği hükme bağlanmıştır.
Diğer taraftan, kamu düzeni ve güvenliği açısından Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde Milli Güvenlik Kurulu'nun, Hükümete olağanüstü hal ilan edilmesi yönünde 20.07.2016 günlü, 498 sayılı tavsiye kararı üzerine toplanan Bakanlar Kurulu'nca 15.07.2016 tarihinde başlatılan darbe girişimi üzerine ülke genelinde olağanüstü hal ilan edilmesine karar verilmiş ve bu karar TBMM'de onaylanarak yürürlüğe girmiştir.
2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu uyarınca 23.07.2016 günlü, 29779 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin "Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler" başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında, "Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir." şeklinde düzenleme yapılmış ve bu Kanun Hükmünde Kararname, 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun ile yasalaşmış, 08.03.2018 tarihinde yürürlüğe giren ve 7075 sayılı Kanun ile yasalaşan 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 11. maddesinin 2. fıkrasında da, meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenlerin, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'a dava açabilecekleri hükme bağlanmıştır.
Dosyanın incelenmesinden, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunun ... günlü, ... sayılı kararıyla, ilgililer hakkında Kurula intikal eden ihbar, şikayet, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Kurulun, FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları ile birlikte dikkate alınarak yapılan değerlendirme sonucu adı belirlenen hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nin 3'üncü maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu gerekçesiyle, 23/07/2016 günlü, 29779 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3'üncü maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verildiği, bu kararda ismi yer alan davacı tarafından yapılan yeniden inceleme isteminin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunun ... günlü, ... sayılı kararıyla reddedildiği anlaşılmaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 günlü, E:2017/16-956, K:2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 24.04.2017 günlü, E:2015/3, K;2017/3 sayılı kararında da, FETÖ/PDY'nin silahlı bir terör örgütü olduğu belirlenmiş bulunmaktadır.
Dosyanın ve Danıştay Beşinci Dairesinin E:2016/58761 sayısına kayıtlı dosyanın incelenmesinden, davacı hakkında "silahlı terör örgütüne üye olma" suçu nedeniyle açılan kamu davasında ... Ağır Ceza Mahkemesinin … günlü, E:…, K:… sayılı kararı ile 6 yıl, 10 ay, 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, istinaf isteminin … Bölge Adliye Mahkemesi ... Ceza Dairesinin … günlü, E:…, K:… sayılı kararı ile esastan reddedildiği, kararın henüz kesinleşmediği anlaşılmıştır.
Bu durumda, meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu kararlarında mevzuata ve hukuka aykırılık görülmediğinden, ortada tazmini gereken bir zarar da bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davanın; Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu'nun … günlü, … sayılı ve ... günlü, ... sayılı kararlarına ilişkin kısmının derdestlik nedeniyle incelenmeksizin reddine, yoksun kalınan tüm özlük, mali ve sosyal hakların yasal faiziyle birlikte ödenmesine ilişkin kısmının ise esastan reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde, davacının 6749 sayılı Kanun'un 3. maddesi ile ilgili Anayasa'ya aykırılık iddiası ise ciddi görülmediğinden işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:
A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.
2) Davacıya İlişkin Süreç
...tarih ve ... sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından ...tarih ve ... sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın iptali ve bu kararlar nedeniyle yoksun kalınan maddi ve özlük haklarının yasal faiziyle birlikte iadesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Öte yandan davacının, ceza yargılaması sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 6 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan mahkumiyet kararının kesinleşmediği görülmüştür.
B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...”
2) AİHS
AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."
AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."
3) Kanun
667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır...”
4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.
C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS'in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS'in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM'e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, "yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması" şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Bu kapsamda davacının adli yardım istemi, Dairemizin 13/11/2017 tarihli kararı ile kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda, 08/08/2018 tarihli ara kararımızla, davalı idare tarafından birinci savunma dilekçesinin tebliğe çıkarıldığı tarihten sonraki bir tarihte dosyaya sunulması nedeniyle birinci savunma dilekçesiyle birlikte davacıya gönderilemeyen ve davacı hakkında ilave bilgi ve belgeler içeren CD'nin davacıya tebliğ edilmesine karar verilmiş ve söz konusu CD'ye ilişkin beyanlarını sunabilmesi için davacıya otuz gün süre verilmiştir.
Yine bu kapsamda, 04/06/2020 tarihli ara kararımızla, davalı idarenin 29/06/2018, 16/08/2018, 27/07/2018 ve 07/02/2019 tarihli ek beyan dilekçesi ve eklerinde davacının cevap vermesini gerektiren hususlar bulunduğu bildirilerek, dosyaya sunulan ek beyan dilekçeleri ve eklerinin davacıya tebliğine karar verilmiş, ek beyan dilekçelerine ilişkin beyanlarını sunabilmesi için davacıya on gün süre verilmiştir.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in "Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay'da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay'da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.
2) FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ'nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
"Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup ...bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. ...Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. ...Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır...
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir...
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır...
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir...
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır..."
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı … kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.-- …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ("T" taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, "önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.
3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa'nın "Hâkimlik ve savcılık mesleği" kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede "... Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar." denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
4) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.
a) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Y.K.'in Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 30/11/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "...Mülakatın açıklanmasından sonra göreve başlamadan önce Ankarada 13.dönem olarak staj yapacak bayan hakim-savcı adaylarına yönelik Ankara Keçiörende bulunan çalışma evi olarak kullanıldığını öğrendiğim bir evde toplantı yaptılar. Bu toplantıda ismini veya kod adını bilmediğim, şu an teşhis edebileceğimi düşünmediğim bir şahıs bize önce sohbet yaptı. Sonrasında staj evlerinde kimin hangi evde kalacağını, ev sorumlularının kimler olacağını, devre mesullerinin kimler olacağını açıkladı. Bu toplantıya benimle birlikte ... kod adlı M.G., A.Ö., A.K., M.Y., B.B., E.E., Ç.S., M.B.A., Nesrin kod adlı N.K., H.Ö., R.A., ... kod adlı A.T., S.K., ... vardı...Biz de bu bölgeden ... kod adlı M.G.'nın sorumlu olacağı dört ev kiraladık.... kod adlı M.G.'nın sorumlu olduğu dört evin birincisinin ev sorumlusu bendim. Benim evde benim dışımda ..., N.Ö., S.K. vardı..... yapı aracılığı ile M.K. ile evlendiğini biliyorum. Bunu ben staj döneminde arkadaş ortamında öğrendim. Hatta bu şahıslara evlilik için aracılık eden izdivaç sorumlusu Adnan kod adlı M.E.' dı...Birebir görüşmesinde gördüğü kişileri Ankaradaki ders çalışma evlerine yönlendirir. Bu kişiler kariyer görüşmesi adı altında görüşme yaparken tedbir amaçlı kod adı kullanırlar. Bu kişiler bu görevi atandıktan sonra bir sonraki dönemde üniversitecilik yapan kişiye bırakır.Bizim dönemde bu görevi yaptığını bildiğim A.Ö., Ç.S., M.B., Nesrin kod adlı N.K. ... vardı. Diğerlerinin kod adı illa ki vardır ancak ben bu kişilerin hangi kod adını kullandıklarını bilmiyorum. Ayrıca ... staj döneminde benimle aynı evde kalması nedeniyle zaman zaman arkadaşı olan Duygu isimli arkadaşı ile geldiği olmuştur. Geldiğinde de … isimli şahsın da üniversitecilik görevini yaptığını … ve …'dan öğrendim. Aslında zaten staj evlerine, çalışma, evlerine ve mülakat evlerine dışarıdan insan alınması yasaktı. Ancak Duygu ve ... üniversitecilik yaptıkları için …’nun bizim eve geldiği olmuştu...Bizim stajımız bitmeye yakın bir gün beni ... kod adlı M.G. kendi evine çağırdı. Gittiğimde orada A.K. ve H.Ö.'in de olduğunu gördüm. Bize hitaben "siz artık grup sorumlusu olacaksınız ve bu görev sizin meslek hayatınız boyunca devam edecek ve değişmeyecek" diyerek sorumlu olduğumuz kişileri ayrı ayrı açıkladı. Buna göre benim grup sorumlusu olarak sorumlu olduğum kişiler ..., M.B., Nesrin kod adlı N.K., ... kod adlı A.T.'dır..49-Kod adını bilmediğim ...; Amasyalıdır. Marmara Hukuk Mezunudur. Beyaz tenli, kısa boyludur. Adli hakimdir. Bu yapıya ait 13.dönem hakim-savcı staj evlerinde kalan kişilerden biridir Yapı içerisindeki görevi üniversiteciliktir. Görsem teşhis edebilirim..."
Aynı şahsın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 07/12/2016 tarihli şüpheli ek ifade tutanağı; "...Bu şekilde staja başlamış oldum ve yine cemaat evinde benim gibi hakim adayları olan ..., S.K. ve N.K.'di. Banu ve N.’ın bu süreçte haklarında soruşturma açıldı ama S.K. hakkında bu süreçte hakkında soruşturma açılıp açılmadığını bilmiyorum.."
Aynı şahıs Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 02/12/2017 tarihli teşhis tutanağında davacıyı açık ve net olarak teşhis etmiştir.
Aynı şahsın, davacının silahlı terör örgütü üyesi olmak suçundan yargılandığı ...Ağır Ceza Mahkemesinin E:… sayılı dosyasına Ünye Ağır Ceza Mahkemesi tarafından alınan 10/01/2018 tarihli beyanı; "Sanık ... hakkında daha önce savcılık evresinde ayrıntılı olarak beyanda bulundum. Beyanlarımı aynen tekrar ederim. Başkaca ekleyecek bir husus yoktur,."
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan A.G.'in HSK Müfettişince alınan 11/01/2017 tarihli tanık ifade tutanağı; "...Bizim Marmara Hukukta okuyan benimle aynı sınıfta olan bayan arkadaşlarımın hemen hemen hepsi bu sohbetlere katılırdı, bu sohbetler Ö.Ö. isimli kişinin kaldığı FETÖ’ye bağlı Üsküdar’daki öğrenci evinde yapılırdı, bu evin ablası da Ö.'ydi. Hatta Ö. Marmara Hukukta bizim sınıfın sorumlusuydu. Katıldığım sohbetlere Üniversitede aynı sınıfta olduğum veya bizden birkaç dönem üste olan F.K., K.G., D.A., ..., H.Y. ile soy isimlerini hatırlamadığım K., Ş. ve N. isimli kişilerin olduğunu biliyorum. Bu kişiler Fetö’ye ait gazete ve dergilere abone toplar, kurban bağışı isterler, dini günlerde aktif olarak bu yapı adına çalışıyorlardı. Bu isimlerini belirttiğim kişiler hâkimlik sınavına ilk girişlerinde kazandılar, bu kişiler üniversiteyi uzatmalarına ve başarılı olmamalarına rağmen smavı ilk girişte adli ve idari yargı sınavlarını aynı anda kazanmalarına ben şaşırmıştım. Bu kişilerin hepsi derece ile kazanmışlardı,.....(…): Bana gösterdiğiniz resimdeki kişi ...’tur. Bu kişi benimle üniversitede aynı sınıftaydı. FETÖ/PDY ait öğrenci evlerinde kaldı. Bu yapının hangi evinde nerede kaldığını bilmiyorum ancak benim gittiğim sohbetlerde bu kişiyi görüyordum. Bu yapının yayın organlarına abone bulmak hususunda çalışmıştır. Bu sebeple FETÖ ile iltisaklı ve irtibatlı olduğunu düşünüyorum..."
Aynı şahsın davacının silahlı terör örgütü üyesi olmak suçundan yargılandığı ...Ağır Ceza Mahkemesinin E:… sayılı dosyasına Adıyaman 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından alınan 05/01/2018 tarihli beyanı; "Ben bu hususta daha önce müfettiş odasında beyanda bulundum, o beyanlarımı aynen tekrar ederim, ben 2006-2010 yılları arasında Marmara Üniveristesi Hukuk Fakültesinde Lisans eğitimi aldım. Marmara Hukukta okuyan benimle aynı sınıfta olan bayan arkadaşların hemen hemen hepsi bu tarih aralığında yapılan sohbetlere katılırdı, bu kişilerden biri de ... idi. Bu kişi Fetö’ye ait gazete ve dergilere abone toplar, kurban bağışı isterler, dini günlerde aktif olarak bu yapı adına çalışırdı. ... hâkimlik sınavına ilk girişinde kazandı. Sınıfımdaki çoğu kişinin sınavda başarısız olmasına rağmen ...'un ilk girişte sınavı kazanmasına çok şaşırmıştım. Sanık ...'u hazırlık aşamasında bana gösterilen fotoğraflardan teşhis etmiştim, benimle üniversitede aynı sınıftaydı. FETÖ/PDY ait öğrenci evlerinde kaldı. Bu yapının hangi evinde nerede kaldığını bilmiyorum, ancak benim gittiğim sohbetlerde bu kişiyi görüyordum. Sanık bu yapının yayın organlarına abone bulmak hususunda çalışmıştır. Bu sebeple FETÖ ile iltisaklı ve irtibatlı olduğunu düşünüyorum."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan B.B.'ın Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 11/10/2017 tarihli ifade tutanağı; "...Ben savcılık ifademde 13. Dönem hakim savcı adaylarından bir kısmından sorumlu M.A. isimli şahsın sorumlu olduğu hakim savcı staj evlerinde kalan şahıslan söylemiştim, bu şahıslardan bir kişiyi söylemeyi unutmuşum, sonradan düşününce aklıma geldi, bu şahıs … isimli şahıstır. Soyadını … olarak hatırlıyorum...101-… İSİMLİ ŞAHIS: Bu şahsın soyadının … olarak hatırlıyorum, sonrasında evlendiğini duydum, nereli olduğunu bilmiyorum. Bu şahıs M.A.ın hakim savcı staj evlerinde kalan şahıştır. Bu şahıs kısa boylu, zayıf, sarışın bir şahıstır, görsem teşhis ederim..."
Aynı şahıs Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 11/10/2017 tarihli teşhis tutanağında davacıyı açık ve net olarak teşhis etmiştir.
Aynı şahsın davacının silahlı terör örgütü üyesi olmak suçundan yargılandığı ...Ağır Ceza Mahkemesinin E:... sayılı dosyasına Nevşehir 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından alınan 24/01/2018 tarihli beyanı;"Ben bahsettiğiniz M.K. isimli şahsı tanımıyorum. Soyismini hatırlamamakla birlikte Banu isimli bir kişiyi tanıyorum. Daha öncede bu kişiyle ilgili Tokat Savcılığında beyanda bulunmuştum. Ben bahsettiğiniz … isimli şahsı hakim-savcı stajer evlerinde kaldığını biliyorum. Bu staj evleri Ankara'da olurdu. O dönemde Fethullah GÜLEN cemaati olarak bilinen cemaate bağlı olarak çalışırdı. Buradaki evlerde oturan kişiler hakim-savcılık sınavını geçerek staj yapan kişilerden oluşurdu. Bahsettiğiniz sanık 2011-2012 yılları arasında bu evlerde kalıyordu. Kendisiyle bir samimiyetimiz yoktu. Örgüt içerisinde hangi konumda olduğunu ve neler yaptığını bilmiyorum. Bildiklerim bunlardan ibarettir. Önceki beyanımda da belirttiğim gibi ben şahsın soyadını … olarak hatırlıyorum. Soyismi evlendikten sonra … olmuş olabilir."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Ç.S.'in Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 04/11/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "...4. Evde; Soyismini hatırlamadığım Y. ve Banu ile N.K. kalıyordu. Y., 13. Dönemde hakim savcı olmuştur. Görsem teşhis edebilirim. Gerçek ismidir…., 13. Dönemde hakim savcı olmuştur Görsem teşhis edebilirim. Gerçek ismidir...Ben yapı evliliği yaptığını bildiğim kişiler M.G. ve M.G.(A), M.B.(D) ve Y.B., N.K. (Z) ve F.(F) K.,...tır. Bunların yapı evliliği yaptığını gerek bayanlardan gerekse sohbet ortamlarından net bir şekilde biliyorum. Ayrıca yapı evliliği yapıp ta eşlerinin ismini bilmediğim bayanlar vardır, bunlar; R.A. H.Ö., A.T....., ...'tir. Ben bu şahısların yapı evliliği yaptıklarını gerek kendilerinden gerekse sohbet ortamından net bir şekilde biliyorum, bu şahısların eşlerini teşhis edemem.."
Aynı şahıs Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 09/11/2017 tarihli teşhis tutanağında davacıyı açık ve net olarak teşhis etmiştir.
Aynı şahsın davacının silahlı terör örgütü üyesi olmak suçundan yargılandığı ...Ağır Ceza Mahkemesinin E:… sayılı dosyasına Zonguldak 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından alınan 03/01/2018 tarihli beyanı; "Bana talimat içeriğinde bulunan ... ve M.K. isimli şahısları tanırım. ... benim 13. Dönem hakim savcı adaylığı döneminden arkadaşım olmaktadır. M.K.'u ise ...'un eşi olmasından dolayı bilirim ve M.K. hakkında başkaca bir bilgim ve duyumum yoktur. Sanık ... demin belirttiğim üzere 13. Dönem hakim ve savcı adaylığı döneminden arkadaşım olmakla beraber aynı grupta cemaatin evinde birlikte kalmaktaydık ve aynı sohbet toplantılarında bulunmuşluğumuz oldu. Sohbet toplantılarının sayısını hatırlamıyorum ancak birkaç kez olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. ...'un 2013 yılında ataması yapıldı. Ataması yapıldıktan sonra irtibatımız kesildi. Ne yaptığı ve ettiği konusunda bilgi sahibi değilim."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.G.K.'nın Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 10/02/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "...2011 yılı yanlış hatırlamıyorsam şubat ayında adli yargı mülakatı açıklandı ve mülakatı kazandığımı öğrendim. Daha soma beni İSMİNİ VE KOD ADINI BİLMEDİĞİM bir şahıs beni telefonla arayarak seninle Keçiören de bir evde görüşeceğiz dedi. Soma ben Keçiörendeki bu eve gittim. Bu evde 13. Dönem arkadaşlarımdan E.E., R.A. M.G., H.Ö., ..., ...’u bu evde gördüm. Bu toplantıda staj dönemimde dönem sorumlumun M.G. olduğunu öğrendim..Yapının 2. staj evinde Y.K., N.Ö., S.K., ... isimli şahısların birlikte kaldığım hatırlıyorum...... un yapı aracılığıyla M.K. isimli şahıs ile evlendiğini biliyorum. Ben bunu staj döneminde arkadaş ortamımdan öğrendim. Bu yapı evliliğine aracılık eden şahıs ... KOD ADLI şahıstır...Ben T5 toplantılarına esimle birlikte katılmaya devam ederken o dönemde hamileydim. T5 toplantılarımızı gerçekleştiren ...KOD ADLI ŞAHIS VE EŞİ OLAN ...KOD adlı şahıslar. Bize hitaben eğer istersek çocuğumuz için Fetullah Gülen den isim isteyebileceklerini söylediler. Ancak ben talep etmedim. Birkaç toplantı sonrası ...KOD ADLI ŞAHIS çocuğumuz için Fetullah GÜLEN den ...isminin geldiğini bana söyledi. Ben çocuğumuz için ismi eşimin talep ettiğini düşünüyorum. Bizde çocuğumuzun ismini ...olarak kovduk. Ayrıca M.K. ile N.K. ın çocuklarına isim istediklerini hatırlıyorum. Staj döneminde M.G. nın sorumluluğunda olan gruptaki hamile olan arkadaşlardan M.G. nın. ... un. R.A., B.B.ın. A.B.un. N.Ö. ün. çocuklarına Fetullah Gülenden isim istediklerini bizzat kendi ağızlarından veya arkadaş ortamında muhabbet esnasında söylediklerinden biliyorum.
Aynı şahıs Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 13/02/2018 tarihli teşhis tutanağında davacıyı açık ve net olarak teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.K.'nın Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 09/01/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "...Ben mülakat açıklandıktan sonra mülakat evi olarak kullandığımız eve M.G., Y.B., ..., A.T.nın geldiğini hatırlıyorum. Buraya geldiklerinde M.G. kendisinin devreci olduğunu ve benim Y.B.'ın sonımlu olduğu evde kalacağımı söylemişti, Yenimahalle de kiralık ev bakmamız gerektiğini söylediler. Daha sonra ben, Y.B., ...'la beraber Y.B.'ın sorumlu olacağı ve bizim kalacağımız evi kiraladık. Bu evin adresini net olarak hatırlamıyorum, ancak gitsem gösterebilirim..Y.B.ın sorumlu olduğu evde ben, N.K. ve ... kalıyorduk ve toplamda bu evde dört kişiydik,.....da tam olarak tarihini hatırlamadığım zaman diliminde staj süresi içerisinde evlenerek evden ayrıldı. ... hatırladığım kadarıyla alt dönemimiz olan M.K. ile evlendi. Yapı evliliği yaptığını bizzat kendisinden duymuştum, Bunların evlenmesine kimin aracılık ettiğinden emin değilim. Bizim dönemde evlilik işlerine ...KOD ADLI M.E.ve ...KOD ADLI M.F. aracılık ediyordu, İkisinden birisi aracılık etmiştir...Benim yapı içerisinde yer almam ve staj evlerinde kalmam sebebiyle yukarıda çalışma evleri ve mülakat evleri dışında saymış olduğum fakülteciler dışında fakültecilik görevini yaptığını bildiğim kişiler vardır.Bunlar ..., Ç.S., N.Z. ve A.Ö.dir. Ben bu şahısların bu görevi yaptığım aynı ortamda olduğumuzdan dolayı ve arkadaş olduğumuzdan dolayı biliyorum. Bunlar dışında bizim dönemden yada başka dönemden bu işi kimsenin yaptığım bilmiyorum,...Grup sorumlum olan A.K. beni arayarak Ankara'ya görüşmeye davet etli. Bunun üzerine ben de Ankara'ya geldim. Benim dışımda bu görüşmeye DEVRECİ M.G.'ın sorumluluğu altında olup da benimle birlikte katıldıklarını kesin hatırladığım Y.B., E.E., N.K., A.K. da gelmişti. Hatta bu grupla birlikte Ankara Macun köy'de bulunan Kardelen Balıkta buluşmuştuk, Bu görüşme öncesinde A.K. ile yüz yüze görüştüğümde toplantıya gelmeden telefon bataryasının çıkarılması gerekliğini söyledi, ben de yanlış hatırlamıyorsam telefonumun bataryasını çıkararak çantama koydum. Bu görüşmede devreci M.G. herhangi bir sıkıntımız olup olmadığını, yapı ile irtibata geçip geçmediğimizi sordu. Ben de benimle irtibata geçen kimsenin olmadığım söyledim. O da bu durumu ileteceğini söyledi. Zaten bu görüşmeden yaklaşık 1-2 ay sonra ilerde de anlatacağım üzere meslekteki ahilerle görüşmeye başladım.Bu grup görüşmesi sonrasında yine bir grup görüşmesine gittiğimi net olarak hatırlıyorum, Bana bu grup görüşmesine 2014 yılının Ramazan ayında gittiğimi ve bu görüşmenin R.A'ın ailesinin evinde yaptığımızı bu görüşme sonrasında dışarıda Balgat civarında bir yerde iftar yaptığımızı hatırlıyorum. Bu görüşmeye beni A.K. çağırdı. Bu görüşmede R.A.'ın ailesinin evine gelenler hatırladığım kadarıyla M.G., A.K., Y.B., ..., R.A., N.K.'dı....Staj evlerinde haftalık olarak kitap okuma programı düzenleniyordu. Bu programlar M.G.'ya bağlı olan evlerde dönüşümlü olarak yapılıyordu. Evlilerin evinde de kitap okuma programı düzenlendiği olmuştu, Kitap okuma programına M.G.'ya bağlı olan evlerde kalan kişiler katılmaktaydı. Ayrıca ailesi ile birlikte kalan E.G. de katılmaktaydı. Bu programlara yapıya bağlı olan ve evlenen ..., A.T. ve R.A. da katılıyordu...Grup sorumlum A.K.n beni araması üzerine Ankara'ya gittiğimde yapı İle irtibat kurmadığımı DEVRECİM M.G.'ya söyledim. O da bu durumu ileteceğini söyledi. Bu tarihten yaklaşık 1-2 ay sonra Gazlantep’de yapı ile görüşmeye başladım. Bu görüşmeye beni ya E.Ç. yada ... arayarak davet etti. Ancak hangisinin çağırdığını net oturak hatırlamıyorum. Yapı İle görüşmek amacıyla Gaziantep Merkez'e E.Ç. ve M.Ç.'in evine gittim. Buraya benim dışımda E.Ö. ve ... ile eşi M.K. gelmişti. Ayrıca M.Ş. vardı. Bunlar dışında bir erkek hakim-savcı vardı ancak adını, soyadını hatırlamıyorum Bayanlar ayrı odada, erkekler ayrı odadaydı. Yanlış hatırlamıyorsam buraya sivil imam gelmemişti. İlk görüşmeyi bu şekilde hatırlıyorum. Daha sonra İkinci görüşme için tekrardan Gaziantep'e E.Ç.K veya ... tarafından çağrıldığımı hatırlıyorum, ancak hangisi çağırdı tam olarak hatırlamıyorum. İkinci görüşme sivil imamın evinde gerçekleşti. Bu eve M.Ç. ve E.Ç. ile gitmiştim. Bu toplantıya benimle birlikte E.Ö., ..., M.K. geldi. M.Ş.in buraya gelip gelmediğini hatırlamıyorum ancak Ceylan pınarda bulunduğum dönemde bizim grupta ben, E.Ç., E.Ö., ..., M.K., M.Ç., M.Ş. ve İSMİNİ SOY İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM ERKEK HAKİM SAVCI vardı Bizim grubumuz bunlardan ibaretti. Erkek bayan ayrı odada toplandığından erkekleri hatırlamakta güçlük çekiyorum. Burada yine kitap okuduk, f’etullah GÜLEN videosu İzledik. İSMİNİ VE KOD ADINI HATIRLAMADIĞIM SİVİL İMAM OLAN ABİ bana himmet borcumun olduğunu, bu borcu ödemem gerekliğini söyledi. Ben de araba aldığımı, onun borçlarını ödediğimi, yine para biriktirip himmet borcumu ödeyeceğimi söyledim. İSMİNİ VE KOD ADINI HATIRLAMADIĞIM SİVİL İMAM OLAN ABİ de bana bazı şahısların kendileri ile görüşülmese bile himmet parasını ayırdıklarını söyledi. Nöbetime denk gelmesinden dolayı davet edildiğim yapı görüşmesine bir veya iki defa katılamadığımı hatırlıyorum. Sonrasında E.Ç. veya ... beni arayarak Şanlıurfa Merkez'e gitmem gerektiğini, otogara gitmemi ve burada İSMİNİ VE KOD ADINI HATIRLAMADIĞIM SİVİL İMAM OLAN ABİ'yi kastederek onun beni karşılayacağını, benim için hayırlı bir görüşme olacağım söyledi..."
Aynı şahsın Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 09/01/2018 tarihli şüpheli ek ifade tutanağı; "...42-...: Nereli olduğunu hatırlamıyorum ancak ailesinin İstanbul ilinde ikamet ettiğini biliyomm. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Kumral sarışın arası saç rengi olan buğday tenli, kısa boylu, normal kiloda açık bir bayandı. ... ile 13. Dönem Adli Yargı Hakim adayı olarak göreve başladı, bu şahısla yapının staj evinde birlikte kaldım. ...’un yapılanmada görevleri arasında Fakültecilik olduğunu biliyorum. KHK ile İhraç olduğunu internetten yayımlanan listelerden biliyorum. Meslekte de Yapılanma tarafından taşra grubu olarak adlandırılan gruptaydık, bu şekilde görüşmelerimize devam ettik..."
Aynı şahıs Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 29/01/2018 tarihli teşhis tutanağında davacıyı açık ve net olarak teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan F.C.'nın Tokat Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdiği 12/07/2016 tarihli dilekçesi; "...Marmara Hukuk mezunu olup da çoğu hakim-savcılık yapmakta olan FETÖ/PDY ile bağlantılı isimlerden bir kısmı şunlardır:..4....: 2006 tarihinde Marmara Hukuka girmiştir.2010 Adli Yargı Hakim-Savcı Adaylığı Sınavı'nı kazanmıştır.İstanbul GOP. Fem Dersanesi çıkışlı olup, ev imamlığı sonrası üst düzey göreve getirilmiştir.."
Aynı şahsın Adalet Müfettişince düzenlenen 29/07/2016 tarihli tanık ifade tutanağı; "......: Marmara 2006 girişlidir. Gaziosmanpaşa FEM dershanesine gitmiş. Ev ablalığı yaptıktan sonra bir üst göreve getirildi. 2010 yılında Adli Yargı Hakim Adaylığı sınavını kazandı. Militan biriydi..."
Aynı şahsın Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 24/10/2016 tarihli ifade tutanağı; "......(...):2006 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesine girmiştir. İstanbul GOP FEM Dersanesi çıkışlıdır. Ailesi İstanbul Gaziosmanpaşa'da ikamet etmesine rağmen kendisi öğrenciliği boyunca yapıya ait evlerde kalmıştır. Ev imamlığı sonrası üst düzey göreve getirilmiştir. Militan cemaatçilerden olduğunu hatırlıyorum. 2010 yılında adli yargı hakimi olmuştur. Hakkında gözaltı kararı çıkarıldığını öğrendim..."
Aynı şahıs Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 25/10/2016 tarihli teşhis tutanağında davacıyı açık ve net olarak teşhis etmiştir.
Aynı şahsın davacının silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan yargılandığı ...Ağır Ceza Mahkemesinin E:... sayılı dosyasına Çine Asliye Ceza Mahkemesi tarafından alınan beyanı: "... ile Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesine başladığım 2006 yılında tanıştım.Kendisiyle aynı sınıftaydık.O dönem Gülen Cemaati olarak bilinen FETÖ/PDY'nin üniversite öğrencilerine tahsis ettiği İstanbul Anadolu Yakası'ndaki evlerde kalıyordu.Kısa sürede kendisini ev ablası yapmışlardı.Sonradan yükselerek semt ablalığı yaptı.Daha önceden Tokat Başsavcılığında vermiş olduğum ifade nedeniyle teşhis ettiğim, hukuk fakültesi kız öğrencilerden sorumlu abla olan K.S.'ya bağlı çalışıyordu.E.Y.Y., K.G.M. ve D.S. ile yakın ilişki içerisindeydi.(Her üçü de FETÖ/PDY üyeliği nedeniyle hakimlik mesleğinden çıkarıldı). K.G.M. ile İstanbul/Gaziosmanpaşa FEM Dershanesinden tanıştıklarını, her ikisinin de aileleri İstanbul'da ikamet etmesine rağmen üniversite öğrenimleri boyunca yapıya ait evlerde kaldıklarını biliyorum. ... her ortamda Fetullah Gülen'i savunan militan bir tipti.Mezun olduktan sonra adli yargı hakimi olduğunu duydum.FETÖ/PDY ile 2010 yılı sonrasında (mezun olduktan sonra) bağını devam ettirip ettirmediği hususunda bilgi sahibi değilim.Eşini tanımıyorum."
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan N.A.'ın HSK Müfettişlerince düzenlenen 10/03/2017 tarihli tanık ifade tutanağı; "..M.K.(14....): Ben M.K.’u akademide tanıdığım ve arkadaş olduğum ...’un eşi olması nedeni ile tanırım. M. ve ... görev yaptığım Osmaniye gelerek beni ziyaret ettiler. Hafta sonu olması nedeni ile bir AVM de kendileri ile görüştüm. M. HSYK seçimleri muhabbetini açtı, bana FETÖ/PDY’nin adaylarını şahsen yakinen tanıdığını bu kişilere oy vermemi söyleyerek övücü konuşmalar yaptı. Yargıda Birlik Platformunu adaylarını ise kötüleyici sözler söyledi.."
Davacı tarafından bu ifadelere karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Bu durumda, davacının örgütün içinde yer aldığına, lise döneminde örgüte müzahir dershaneye gittiğine, üniversitede örgüt evlerinde kaldığına, örgüt toplantılarına katıldığına, örgüte himmet verdiğine, örgütün yönlendirmesiyle katalog evlilik yaptığına, 2014 yılı HSK seçimlerinde örgütün sözde ''bağımsız'' adaylarını desteklediğineve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen ifadelerin değerlendirilmesi sonucunda, davacının FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.
b) Diğer Hususlar
b-1) MASAK raporu
Meslekten çıkarılan hakim-savcılardan M.O. hakkında yapılan ceza yargılaması sonucu verilen ...Ağır Ceza Mahkemesinin E:..., K:...sayılı kararında; M.O.'nun yakalanması sırasında saklandığı evde yapılan aramada bir kısım dijital materyaller bulunduğu ve bu materyaller üzerinde yapılan inceleme sonucu düzenlenen 19/08/2017 tarihli tutanakta; Proton.com isimli şifreli e-posta servisi izlerine rastlandığı, iz içeriğinde European Association of Judges (EAJ) (Avrupa Hakimler Derneği) isimli kuruluşun ...şifreli e-posta servisi üzerinden kendileri ile iletişime geçilmesi durumunda fon yardımında bulunacaklarıyla ilgili ingilizce içeriğe ulaşıldığı, buna karşılık yine ingilizce olarak çocuk sağlık ve eğitim masrafları, saklanmak için bir ev kiralamak ve olası faturalar için aylık en az 800 euroya ihtiyaç duyulduğuna ilişkin ibarelerin yer aldığı metin izlerine rastlandığı, bu talebe istinaden ...e-posta kullanıcısından 21/05/2017 tarihinde gelen e-posta içeriğinde 20/05/2017 tarihinde 400 euronun ...isimli uluslararası para transfer şirketi üzerinden M.O.'nun eşine gönderildiği, M.O.'nun eşinin parayı sorunsuz alarak teşekkür ettiğinin belirtildiği, konu ile ilgili olarak talep üzerine Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) tarafından 30/03/2018 tarihinde düzenlenen rapora göre M.O.'nun eşi G.O.'nun ...aracılığıyla iki işlemde toplam 1300,00 euro aldığı, M.O.'nun eşine para gönderen P.S.'nin Almanya'nın Stuttgart şehrinde savcı olduğu ve Alman Hakimler Birliğinin üyeleri arasında bulunduğu, Türkiye'de yürütülen FETÖ/PDY operasyonları ve soruşturmaları kapsamında tutuklanan veya görevden alınan hakim ve savcılara yardım etmek için Birlik Bünyesinde fon oluşturulduğu, fona aktarılan 50.000,00 eurodan ilk etapta 10.000,00 euroluk kısmın dağıtıldığına dair haberlerin bulunduğu ve bu yönde Avrupa Hakimler Derneği ile bağlantılı olduğu değerlendirilen kaynaklardan meslekten ihraç edilen 45 hakim-savcıya ve yakınlarına para transferleri yapıldığına ilişkin tespitler bulunduğunun ifade edildiği görülmektedir.
Yukarıda yer verilen bilgiler doğrultusunda, FETÖ/PDY yapılanması ile irtibatı ve iltisakı bulunan yargı mensupları tarafından uluslararası kurum ve kuruluşlar ile iletişime geçilerek anılan yapılanma ile ilgili bu kurum ve kuruluşlar nezdinde bir mağduriyet algısı yaratılmaya çalışıldığı ve bu şekilde hukuki ve maddi destek sağlama amacı güdüldüğü, Dairemizde bu yönde tespitler bulunan diğer dosyalar da göz önüne alındığında bu faaliyetler esnasında organize şekilde hareket edildiği sonucuna varılmıştır.
Somut olayda; Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) tarafından düzenlenen rapora göre, göndericisi "..." olan ve ...kanalıyla yapılan transfer işleminde davacıya 12/04/2017 tarihinde 424,24 USD gönderildiğinin tespit edildiği anlaşılmıştır.
Sonuç olarak, davacı tarafından uluslararası bir sivil toplum kuruluşundan organize bir şekilde maddi yardım talebinde bulunulmasının, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.
b-2) Davacının Adının Geçtiği ByLock Yazışmaları Şu Şekildededir:
Davalı idarece dosyaya sunulan ...ID numaralı, ByLock kullanıcısına ait '...' kullanıcı adlı ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağında yer alan yazışma içeriklerinin incelenmesinden;
19/12/2015 tarihinde ...ID numaralı ByLock kullanıcısı ile ...ID numaralı ByLock kullanıcısı arasındaki yazışmalar:
"... ...için isim isteyecekmis baya da olmuş son durum ne
... kzi olacakmis
... abi tmm
... bide abi ...un mali tablosunu bi atsa
... son ne vermiş
... neyi para mi
...
... kurt isim donusu olmamis
...
... KATMAN SİCİL NO ADI SOYADI ÇALİŞTİĞİ YER DERECE T5 ... ...
...BATMAN T T5 ... ...BATMAN T T5 ... ...BATMAN T T5 ... ...BATMAN MURAKABE T5 ... ...CİZRE T T5 ... ... ...CİZRE T T5 ......CİZRE T T5 ... ... CİZRE T T5 ... ...DİYARBAKIR T T5 ... ...DİYARBAKIR R T5 ... ...DİYARBAKIR R T5 ... ...DİYARBAKIR R T5 ... ...DİYARBAKIR T T5 ... ...DİYARBAKIR T T5 ... ... DİYARBAKIR T T5 ... ... DİYARBAKIR T T5 ... ...DİYARBAKIR T T5 ... ... DİYARBAKIR T T5 ... ...DİYARBAKIR T T5 ... ...ERGANİ R T5 ... ...KIZILTEPE T T5 ... ...KIZILTEPE R T5 ... ...MARDİN T T5 ... ...MARDİN T T5 ... ... MARDİN T T5 ... ...MARDİN R T5 ... ...MAZIDAĞI T T5 ... ...MİDYAT R T5 ...MİDYAT T T5 ... ...NUSAYBİN T T5 ...... NUSAYBİN T T5 ... ...ÖMERLİ T T5 ... ...ÖMERLİ T T5 ... ...PERVARİ T T5 ... ... SİLOPİ BİREBİR T5 ... ...ŞIRNAK T T5 ... ...ŞIRNAK T T5 ......ŞIRNAK T T5 ... ...ŞİRVAN DT T5 ... ...ULUDERE T" ifadeleri yer almıştır.
Davacının eşinin adının geçtiği ByLock yazışma içeriği ile E.G.K.'nın Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 10/02/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağında, "davacının çocuklarına bu yöntemle isim istediğini belirttiği" hususları birlikte değerlendirildiğinde davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir unsur olarak değerlendirilmiştir.
Yine davalı idarece dosyaya sunulan ... ID numaralı, 'Batu' kullanıcı adlı ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağında yer alan yazışma içeriklerinin incelenmesinden;
" ... kilis savcisi ...ya bazi meslektaşlar su andaki kurul üyelerine nasil oy verdi demiş, bunun üzerine ertesi gun reis serdar savcinin odasina gelip yaklasik yarim saat cematcilerin ergenokandan daha tehlikeli olduğunu anlatmis, reis heo
... ...hakimden de duyduğumuza göre reis adliyedej laf toplayip ankaraya tasiyormus, reis genelde ortama göre konuşuyor ve elde ettiği bilgileri yukarilara tasiyormus, mesele mehmet akit savcinin iddiasina göre gûya ... abimiz kurula kufur etmiş ve bunu da reis bassavciya iletmiş, bassavci da ... abimizin yemeğine katilmama gerekçesi de bunu yapti, reis ... abimizn esi banu hakime herhangi bir veda organizasyonu yapmadigi yemeğe de katilmadi ayrica katilacak arkadaşlara da katilmama tavsiyesinde bulundu"
Davalı idare tarafından dosyaya sunulan davacıya ait hizmet cetveli ile davacıya ait aile nüfus kayıt örneğinin birlikte incelemesinden; davacının, Hakimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesinin 03/05/2013 onay tarihinde kura ile Kilis Hakimliğine atandığı ve 13/05/2013-02/11/2015 tarihleri arasında Kilis Ağır Ceza Mahkemesi Hakimi olarak görev yaptığı, 15/05/2015 tarihinde Nusaybin Hakimliğine atandığı, eşinin isminin ... olduğu ve yargı mensubu olarak görev yapmakta iken Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ...tarih ve ... sayılı kararıyla meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verildiği görülmüştür.
Davacı tarafından, adının geçtiği ByLock yazışma içeriklerine karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Bu durumda, FETÖ/PDY mensubu şahıslara ait ByLock yazışma içeriklerinde davacının adının geçmesi hususu davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir unsur olarak değerlendirilmiştir.
6) Dava Konusu Kararların Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu kararlar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın, AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan "özel hayata saygı hakkı" çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen "özel hayat" kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen kararlar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak "kanunla öngörülmüş olma", aynı maddede sayılan "meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma" ve "demokratik bir toplumda gerekli olma" ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa'nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin "şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması", "anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması" gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararlarla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS'in 8/2 ve Anayasa'nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS'in 15. ve Anayasa'nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS'in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa'nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu kararlar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu kararlara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa'nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu kararlar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu kararlar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS'in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı" hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararların müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS'in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.
7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı özlük ve parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi isteminin de reddi gerekmektedir.
D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ...tarih ve ... sayılı kararı ile yine aynı Kurulun ...tarih ve ... sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı maddi haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
3. Davacının adli yardım isteminin kabul edilmesi sebebiyle davanın açılışı sırasında tahsil edilemeyen ve ayrıntısı aşağıda gösterilen … TL yargılama giderinden peşin ödenen … TL vekalet harcının mahsubu sonrasında kalan … TL 'nin davacıdan tahsili için müzekkere yazılmasına,
4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 22/04/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.