Danıştay5. Daireİdare Hukuku
Danıştay 5. Daire E.2017/4711 K.2021/1595
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2017/4711
Karar No : 2021/1595
**DAVACI:** …
**VEKİLİ:** Av. …
**DAVALI:** … Kurulu
**VEKİLİ:** Av. …
DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali ile bu karar nedeniyle yoksun kalınan parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu kararlar tesis edilirken, hiçbir aşamada savunmasının alınmadığı, bu sebeple savunma hakkının ihlal edildiği, hakimlik teminatı dikkate alınmaksızın ve soruşturma yürütülmeksizin disiplin cezası verildiği, isnat edilen suçlamanın belirli olmadığı, somut bir tespit yapılmadan ve hukuken kabul edilebilir bilgi, belgeye dayandırılmadan işlem tesis edildiği, masumiyet karinesinin, suç ve cezaların şahsiliği ilkesinin, özel hayatın gizliliği ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiği ileri sürülerek dava konusu kararın hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir.
DAVALININ SAVUNMASI : Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararın amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa'nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanun'un 33. maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen karar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararın hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'İN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI …'IN DÜŞÜNCESİ: Dava, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali ve bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
T.C. Anayasasının 138. maddesinde, "Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.", 139. maddesinde, "Hakimler ve savcılar azlolunamaz, meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.", "Hakimler ve Savcılar Kurulu" başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında, "Kurul, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında idari karar alma, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; maddenin 10. fıkrasında ise, "Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz. " hükümlerine yer verilmiştir.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hakimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" başlıklı 53. maddesinde, "Hakim ve savcıların: a)-Bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b)- Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması, hallerinde görevleri sona erer." hükmü öngörülmüştür.
6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu'nun "Kurulun görevleri" başlıklı 4. maddesinin; hakim ve savcılarla ilgili olarak (b) fıkrasının 6. bendinde meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, 7. bendinde, disiplin cezası verme, 8. bendinde de görevden uzaklaştırma işlemlerini yapmak Kurulun görevleri arasında sayılmıştır. "Genel Kurulun Oluşumu ve Görevleri" başlıklı 7. maddesinin 2. fıkranın (ı) bendinde de, Adli ve İdari yargı hâkim ve savcıları hakkında meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma Genel Kurulun görevleri arasında sayılmış, "Yeniden inceleme, itiraz ve yargı yolu" başlıklı 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'da görüleceği hükme bağlanmıştır.
Diğer taraftan, kamu düzeni ve güvenliği açısından Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde Milli Güvenlik Kurulu'nun, Hükümete olağanüstü hal ilan edilmesi yönünde 20.07.2016 günlü, 498 sayılı tavsiye kararı üzerine toplanan Bakanlar Kurulu'nca 15.07.2016 tarihinde başlatılan darbe girişimi üzerine ülke genelinde olağanüstü hal ilan edilmesine karar verilmiş ve bu karar TBMM'de onaylanarak yürürlüğe girmiştir.
2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu uyarınca 23.07.2016 günlü, 29779 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin "Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler" başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında, "Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir." şeklinde düzenleme yapılmış ve bu Kanun Hükmünde Kararname, 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun ile yasalaşmış, 08.03.2018 tarihinde yürürlüğe giren ve 7075 sayılı Kanun ile yasalaşan 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 11. maddesinin 2. fıkrasında da, meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenlerin, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'a dava açabilecekleri hükme bağlanmıştır.
Dosyanın incelenmesinden, dava konusu Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunun … günlü, … sayılı kararıyla, ilgililer hakkında Kurula intikal eden ihbar, şikayet, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Kurulun, FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları ile birlikte dikkate alınarak yapılan değerlendirme sonucu adı belirlenen hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nin 3'üncü maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu gerekçesiyle, 23/07/2016 günlü, 29779 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3'üncü maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verildiği, anlaşılmaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 günlü, E:2017/16-956, K:2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 24/04/2017 günlü, E:2015/3, K;2017/3 sayılı kararında da, FETÖ/PDY'nin silahlı bir terör örgütü olduğu belirlenmiş bulunmaktadır.
Bakılmakta olan davanın incelendiği tarih itibariyle dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden; davacı hakkında "silahlı terör örgütüne üye olma" suçu nedeniyle açılan kamu davasında Yargıtay ... Ceza Dairesinin … günlü, E:…, K:… sayılı kararı ile suçun sabit görüldüğü gerekçesiyle mahkumiyet kararı verildiği anlaşılmıştır.
Bu durumda, meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin dava konusu Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu kararında mevzuata ve hukuka aykırılık görülmemiştir. Davacı hakkında tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmaması karşısında bu işlem nedeniyle ortada tazmini gereken bir zarar da bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmeyerek işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:
A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.
2) Davacıya İlişkin Süreç
... tarih ve ... sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından 29/11/2016 tarih ve 2016/434 sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın iptali ve bu kararlar nedeniyle yoksun kalınan parasal haklarının yasal faiziyle birlikte iadesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Öte yandan davacının, ceza yargılaması sonucunda Yargıtay ... Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 8 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan mahkumiyet kararının kesinleşmediği görülmüştür.
B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...”
2) AİHS
AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."
AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."
3) Kanun
667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır...”
4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.
C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS'in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS'in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM'e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, "yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması" şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Bu kapsamda davacının adli yardım istemi, Dairemizin 30/11/2017 tarihli kararı ile kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava dosyasına sunulmuş olan ve davacı hakkında yeni bilgi ve belgeleri içeren 31/08/2018 tarihli ek beyan dilekçesi ve eki CD, 05/11/2019 tarihli ara kararımızla davacıya tebliğ edilmiş ve söz konusu bilgi ve belgelere ilişkin beyanlarını sunabilmesi için davacıya otuz gün süre verilmiştir.
Bu kapsamda, 11/06/2020 tarihli ara kararımızla, davalı idare tarafından dosyaya sunulmuş olan ve davacı hakkında yeni bilgi ve belgeler içeren ve 06/11/2018 tarihinde davacı vekiline tebliğ edilmiş olan 16/10/2018 tarihli ikinci savunma dilekçesi ve eki CD'de yer alan bilgi ve belgelere ilişkin beyanlarını sunabilmesi için davacıya on gün süre verilmesine karar verilmiştir.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bu kapsamda, davacının ek süre talebi Dairemizin 05/06/2018 tarihli kararı ile kabul edilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in "Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay'da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay'da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.
2) FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ'nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
"Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup ...bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. ...Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. ...Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır...
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir...
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır...
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir...
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır..."
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı … kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.-- …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ("T" taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, "önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.
3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa'nın "Hâkimlik ve savcılık mesleği" kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede "... Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar." denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
4) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.
a) ByLock Delili
i. ByLock Uygulamasına İlişkin Genel Değerlendirme
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında belirtildiği üzere ByLock uygulaması, kullanılması için indirilmesi yeterli olmayan ve özel kurulum gerektiren, kullanıcıların haberleşebilmesi için her iki tarafın önceden temin ettikleri kullanıcı adlarını ve kodlarını eklemeden taraflar arasında mesajlaşmanın başlayamadığı, bu bakımından sadece oluşturulan hücre tipine uygun şekilde bir haberleşme gerçekleştirilmesine imkân veren, kriptolu anlık mesajlaşma, e-posta gönderimi, ekleme yoluyla kişi listesi oluşturma, grup içi mesajlaşma, kriptolu sesli görüşme, görüntü veya belge gönderebilme özellikleri bulunan, böylece kullanıcılarının, örgütsel mahiyetteki haberleşmelerini başka herhangi bir haberleşme aracına ihtiyaç duymadan gerçekleştirmesine olanak sağlayan bir iletişim sistemidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında; ByLock uygulamasının 2014 yılı başlarında uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olduğu, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve bluetooth yoluyla yüklenildiği hususunun yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesaj ve e-postalardan anlaşıldığı, ByLock üzerinden yapılan iletişimin çözümlenen içeriğinin tamamına yakınının FETÖ mensuplarına ait örgütsel temasa ve faaliyetlere ilişkin olduğu; kullanıcılar tarafından buluşma adreslerinin değiştirilmesi, yapılacak operasyonların önceden bildirilmesi, örgüt mensuplarının yurt içinde saklanması için yer temini, yurt dışına kaçış için yapılan organizasyonlar, himmet toplantıları, açığa alınan veya meslekten çıkarılan örgüt mensuplarına para temini, örgüt liderinin talimat ve görüşlerinin paylaşılması, Türkiye'yi terörü destekleyen ülke gibi göstermek amacına yönelik faaliyette bulunan birtakım internet adreslerinin paylaşılması ve bu sitelerdeki anketlerin desteklenmesi, FETÖ'ye yönelik yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda şüpheli veya sanıkların hâkim ve Cumhuriyet savcılarınca serbest bırakılmasının sağlanması, örgüt mensuplarına müdafi temin edilmesi, örgüt üyelerinden kimlere operasyon yapıldığına ve kimlerin deşifre olduğuna ilişkin bilgilerin paylaşılması, operasyon yapılması ihtimali olan yerlerde bulunulmaması ve bu yerlerdeki örgüt için önemli dijital verilerin arama-tarama mesulü olarak adlandırılan kişilerce önceden temizlenmesi, kamu kurumlarında FETÖ aleyhine görüş bildiren veya yapılanmayla mücadele edenlerin fişlenmesi, sistemin deşifre olduğunun düşünülmesi halinde ByLock iletişim sisteminin kullanımına son verilerek Eagle, Dingdong ve Tango gibi alternatif programlara geçiş yapılacağının haber verilmesi, yapılanmaya mensup kişilerin savunmalarında kullanabilmeleri amacıyla hukuki metinler hazırlanması gibi örgütsel nitelikte ve amaçta mesajlar gönderildiği ifade edilmiştir.
Bylock delilinin hukuki niteliği ile ilgili olarak ise Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yukarıda anılan kararında; Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesinin 32. maddesi ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 4.maddesinin 1.fıkrasının (i) bendi ile 6.maddesinin 1.fıkrasının (d) ve (g) bentlerine uygun şekilde Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından elde edilen Bylock'a ilişkin dijital materyaller hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Ceza Muhakemesi Kanununun 134.maddesi gereğince Ankara Sulh Ceza Hakimliğince verilen ''inceleme, kopyalama ve çözümleme'' kararına istinaden bilgisayar ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı görülmüştür.
Nitekim Anayasa Mahkemesi de Bylock verilerinin kanuni bir temele dayanmadan ve hukuka aykırı şekilde elde edildiğine yönelik iddialar yönünden yapılan başvuruda; 4/6/2020 tarih ve Başvuru No: 2018/15231 sayılı kararı ile Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi aynı kararında, yapısı, kullanım şekli ve teknik özellikleri itibarıyla sadece FETÖ/PDY mensuplarınca -örgütsel iletişimde gizliliği sağlama amacıyla- kullanılan kriptolu iletişim ağının başvurucu tarafından kullanılmasının terör örgütüne üye olma suçu açısından mahkumiyete dayanak olarak alınmasının, adil yargılanma hakkı kapsamındaki usul güvencelerini etkisiz hale getiren keyfi bir uygulama olarak değerlendirilemeyeceği tespitinde de bulunmuştur.
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan bazı kişilerin ByLock uygulamasına ilişkin birtakım ifadelerde bulunduğu görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan Y.G. isimli şahıs tarafından İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesine sunulmuş beyan: “Bana ByLock adlı programı indirmemi 2014 Temmuz’da … adlı kişi söyledi. Önce VPN programını daha sonra da ByLock’u kurmamı, VPN’yi açmadan ByLock’u kullanmamam gerektiğini açıkladı. Daha sonra beni kendisi ekledi ve onaylamamı söyledi. Böylece buradan daha güvenli mesajlaşabilecektik onlara göre. Çünkü 2014 HSYK seçimleri yaklaşmaktaydı ve hızlı bir haberleşme ağı lazımdı.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö. isimli şahsa ait Malatya Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 16/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “2014 HSYK seçimlerinden yaklaşık 3-4 ay önce E.E.’nin evinde toplanmıştık. …… abi denilen kişi bir programdan bahsetti. Bu program üzerinden haberleşeceğimizi söyleyerek telefonlarımızı istedi. Kendisi telefonlarımıza ByLock denilen programı söz konusu sohbet sırasında yükledi. …ByLock programını kullanan cemaatteki herkesin paylaşımlarını görmek mümkün değildi. Sadece arkadaş listesi (grup) şeklinde oluşturulan arkadaşlarla konuşabilmekte ve yazılar paylaşabilmekteydik. …HSYK seçimlerinin sonuna kadar ByLock programı üzerinden haberleşme sağlanıyordu. Cemaat mensuplarının istemleri doğrultusunda seçimlerden sonra ByLock programını sildim.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.B. isimli şahsa ait Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 22/03/2017 tarihli sorgulama tutanağı: “… isimli şahıs telefonuma ByLock yüklemek istedi. Ancak akıllı telefonum olmadığı için yükleyemedi. Ben de eşimin telefonunu kendisinden habersiz aldım. Bir şeyler yaptı. Bundan sonra buradan haberleşeceğiz dedi. ……, hâkim ve savcıların kişisel bilgilerini (dünya görüşü, siyasi görüş vs.) özellikle ByLock’tan ona atmamı istiyordu. …… bana tablet almamı, başka bir akrabamın adına hat almamı söyledi. Ancak ben bunu da yapmadım. Daha sonra …, bana içinde hat olan bir tablet getirdi. Tablette ByLock programı yüklüydü. Gelen yazıları okuyordum. Ayrıca bana tablette silme programını gösterdi. Herhangi bir durumda onu kullanmamı söyledi.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.Ö. isimli şahsa ait Çankırı Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 02/03/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “2014 yılının Ağustos ayında E.Ö. çalıştığı yer olan Silivri’ye gelmemi söyledi. Silivri’ye gittikten sonra beni oradan alıp Silivri İlçesinde oturan D.S.’nin evine götürdü. Burada … kod adlı şahıs da vardı. Kendisi telefonumu istedi. Kendisi bana ByLock isimli programı yükledi. Artık buradan haberleşeceğimizi bana söyledi. Çünkü benim tek kaldığımı, bir şekilde haberleşmemiz gerektiğini söyledi. 2015’in Şubat ayına kadar bu program üzerinden haberleştik.”
Bu durumda, FETÖ tarafından gizliliği sağlamak için örgütsel haberleşme amacıyla oluşturulduğu ve münhasıran FETÖ tarafından kullanıldığı anlaşılan ByLock uygulamasının yüklendiğinin, bu ağa dâhil olunduğunun tespit edilmesi hâlinde, bu kişilerin örgüte üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut örgütle irtibatı ortaya konulmuş olabilecektir.
ii. ByLock Delilinin Davacı Yönünden Değerlendirilmesi
Dava dosyasında, … Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları Soruşturma Bürosunun … tarih ve … CBS Soruşturma Dosyası sayılı yazısı ile Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliğine gönderdiği 1776 yargı mensubuna ait ByLock kullanıcı bilgisinin bulunduğu "Excel Tablosu" ile Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından davacı hakkında düzenlenmiş "ByLock CBS Sorgu Sonucu Raporu" yer almaktadır.
Dava dosyasına sunulan ByLock kullanan hakim ve savcıların yer aldığı Excell Tablosunun ve ByLock CBS Sorgu Sonucu Raporunun incelenmesinden; söz konusu belgelerle davacının adı ve soyadının yer aldığı, davacının ByLock kullandığı tespit edilen GSM aboneliğinin …, tespit edilen cihaza ait IMEI numaralarının … ve …, ilk tespit tarihinin 13/08/2014 olduğunun belirtildiği görülmüştür.
Bununla birlikte davacının yargılandığı Yargıtay ... Ceza Dairesinin … tarih ve E:… sayılı dosyasında, davacı adına kayıtlı … numaralı GSM hattına ait HTS kayıtları ve ByLock sorgu sonuçlarının incelenmesi sonucu hazırlanan 22/10/2018 havale tarihli bilirkişi raporunda: "… IMEİ numaralı ... marka ... model ve … IMEİ numaralı .. marka ...model iki ayrı cep telefonu ile … numaralı GSM hattı kullanılarak "…" ve "…" numaralı ByLock IP'lerine, 13.08.2014 tarihi saat 13:55 ile 14.02.2015 tarihi saat 13:40 arasında toplam 5279 kez bağlanıldığı, İletişim tespiti verileri ile HIS (CGNAT) verileri arasında teknik açıdan herhangi bir uyumsuzluğa rastlanmadığı, ByLock sorgu sonuçlarında tespit edilen IMEİ numaraları ile … numaralı GSM hattından ByLock IP'lerine bağlanıldığı sırada kullanılan cep telefonlarının aynı olduğu" tespitinde bulunulmuştur.
Davacı tarafından, Bylock kullanıcısı olmadığı ve Bylock delilinin hukuka aykırı olarak elde edildiği beyan edilmiştir.
ByLock uygulaması ile ilgili yukarıda aktarılan hususların ve davacı hakkında düzenlenmiş olan Excell Tablosunun ve ByLock CBS Sorgu Sonucu Raporunun birlikte değerlendirilmesi sonucunda davacının bu beyanına itibar edilmemiştir.
Netice itibarıyla davacı hakkında düzenlenen Excell Tablosunun ve ByLock CBS Sorgu Sonucu Raporunun incelenmesinden; davacı tarafından … GSM numarasından, … ve … IMEI numaralı cihazla ByLock uygulamasının yüklendiği anlaşılmaktadır.
b)Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları ve Davacının Adının Geçtiği ByLock Yazışmaları
Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan B.E., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 28/11/2016 tarihli tanık ifade tutanağında; “... Özellikle 2011 yılında yapılan Yargıtay ve Danıştay üyeliği seçimlerinde bu iş bir pazarlığa dönüştü için daha önce tanımadığım bir çok mensuplarını bu vesileyle öğrenmiş oldum. Bu kapsamda tanıdığımız veya bu seçimler nedeniyle kendi ifadeleriyle bu yapıya mensup olduğunu öğrendiğimiz Yargıtay üyeleri şunlardır; ......,”
Aynı tanık davacının yargılandığı Yargıtay ... Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında yer alan beyanında; "Sanık hakkındaki bilgilerim 2013 Aralık önceki döneme ait. Dolayısıyla o dönemde bu yapı nasıl biliniyorsa benim bilgilerimde o çerçevede. Yani o dönemde bu yapı işte bir cemaat olarak biliniyordu. 2013 Aralık öncesinde. Bende bakanlıkta 96'dan 2010 yılına kadar personelde çalıştım. Ondan sonra da HSYK'da bir sene üye olarak çalıştım. Müsteşar olduğum dönemde de 1. Daire üyesi olarak Aralık 2013 tarihine kadar görev yaptım. Dolayısıyla hakim savcıların özlük işleriyle ilgili bölümde çalıştım. ...'ı öyle bire bir benim yanıma ziyarete falan geldiğini de hatırlamıyorum. Bire bir görüşmüşlüğüm, tanışmışlığım yok kendisiyle ama ismende sima olarak bakanlıkta, kurulda görmüşlüğüm var. O şekilde gıyaben kendisini tanıyorum ve zaman içindeki bilgilerimden de o zamanki cemaat mensubu arkadaşlardan diye bir kanaatim var benim. Öyle bir kanaat edinmiş durumdayım. Asıl kendisiyle ilgili kanaatimi şey yapan da benim yaptığım çalışmada kendi listeme almamın sebebi de 2011'deki üyelik seçimlerinde ...'ı cemaat mensubu kuruldaki üyeler özellikle talep ettiler, istediler. Şimdi 2011'deki Yargıtay üyeliği seçiminden sonra yani Yargıtay'daki bu yapı mensuplarının uygulamalarıyla ilgili Bakanlığa şikayetler ulaşmaya başladı. Daha önce mesela bir önceki şeyde aklıma gelmemişti. Mesela Yargıtay'dan 2013 yılının başında bir yüksek seçim kurulu üyeliği seçimi yapılacaktı herhalde. 3 tane aday seçilecekti. Bir Yargıtay üyesi arkadaşım geldi yanıma. Dedi ki, daha seçim süreci başlamadı ama ortada 3 kişinin ismi geziyor dedi. Kimmiş bunlar dedim. İşte bahsetti. O seçilen üyelerin isimleriydi. YSK'ya seçilen üyelerin isimleriydi. Hadi dedi, Sadi Bey'e bir şey demiyoruz ama diğer 2'si de bu yapıya mensup gibi ifadeler kullandı. Peki dedim, sizinle hiç görüşen olmadı mı bu konuyu. Yani değerlendirme yapmadınız mı Yargıtay'da kendi içinizde. Yok dedi. Daha öncede geçen duruşmada da anlatmıştım. Bazı yargısal konularda mensubiyetle hareket edildiğine ilişkin olaylar kulağımıza geldi. Bir tanesine müdahilde oldum ki İstanbul H.K.'nun mahkumiyet kararı verilmişti kendisine Silivri'de ve bu kararın Yargıtay'da, Yargıtay tarafından da herhalde kendisi dilekçe vermiş. Bir an önce karara bağlayın diye. Bizde o kadar hızlı bağlanacağını bilmiyorduk. Onanmıştı. Bu konuda Yargıtay başsavcısıyla İ. Bey'le beraber gidip görüştük. Yani dedi ki, bu karar itiraz etmesini istedik sayın başsavcıdan. Çünkü, ben kararı dosyayı inceledim. Dedim ki, ben bir idari yargı mensubuyum ama dosyayı inceledim ortada bir suç yok. Burada varsa bu bir görev suçu. Dolayısıyla mutlaka izin alınması gerekir vesaire. Sayın başsavcı da itiraz etti ve o karar değişti. Önceki müsteşarımız A.K.'la ilgili bir tazminat görüşüldü. Yine bir mensubiyet hissi ile kararında lehine verilen kararın, tazminat kararının bozulduğu şeklinde. Yalnız mensubiyetlerin işe yansıdığına ilişkin kanaatler bizde oluşunca ne yapılabilir noktasında biz sayın bakanla da daha üst seviyedeki kişilerle de görüşerek alınması gereken tedbirler hakkında görüştük. Hatta ben bu kapsamda hemen benden sonra çıkan bütün kanun tasarılarını şuan ki HSYK üyesi Y.Ş. Bey'le beraber oturarak bizzat kendim hazırladım. Yani kanunlar genel müdürü gibi çalıştım. Akademi kanununa, adalet akademisine, HSYK kanununa, Yargıtay, Danıştay Kanununa, Yargıtay'dan, Danıştay'dan arkadaşlarda katıldılar bu çalışmalarımıza. Ve benim en son önerimde bu yapıya mensup arkadaşları yani duyuyorduk. Belirleyelim ve Yargıtay'dan, Danıştay'dan uzaklaştıralım şeklindeydi. Bunu da şöyle yapabiliriz diye düşündüm. Yargıtay üyeliğiyle ilgili bir süre yok. Halende yok bildiğim kadarıyla. Daha sonra geldi herhalde yeni, o zaman yoktu. O zaman yoktu. Bir süre yoktu. İsnaflarda kanunla görevlendirebiliriz şeklinde bir kanaat belirttim ve oturdum. Gerçi sadece Yargıtay'la ilgili çalışmayı kendim yaptığım için anlatıyorum ama bütün teşkilatta bir çalışma başlattım. Yani adli yargıda, idari yargıda, bakanlıkta. Bakanlık ve idari yargı ayağı tamamlandı. Bana tespit edildi. Hem bakanlıkta bıraktım ben görevden ayrılmadan hem de HSYK'ya da gönderdim bu listeleri. Adli yargı henüz bitmemişti ama yarılamıştık orada da. Yani bu yapı mensuplarını tespit edip sistemin dışına bir şekilde almanın yollarını araştırmaya ben, benim dönemimde başlandı. Ben bu çalışmayı yarıladım. Elde ettiğim listeleri de ilgili bütün makamlara sundum. Biraz öncede söyledim. MİT müsteşarına dahil verdim ve bir gün sonra Yargıtay, Danıştay üyelerinin listesi yayınlandı. Ve o yaptığım çalışmada da hem kendi bilgilerimi, bize gelen talepleri (internet sitesinde yayınlanan listelerden bahsediyorsunuz?) O listeyi ben sayın H.F.'a verdim. O benim kendimin yayınlamamı istedi. Dedi ki, benim, ben dedim. Şuanda herhangi bir sosyal paylaşım sitesi veya şeyim yok. Twitter, facebook kullanmam. O tarihte de kullanmıyordum. Bilgisayardan çok az anlarım. Ben öyle şeyleri beceremem dedim. Kendisine verdim ve ertesi gün o başka bir yerde yayınladı bu listeleri. O şekilde de kamuoyu da öğrenmiş oldu. (H.F.'dan başkalarına da verdiniz mi listeyi? sorusuna) En az 20 kişiye verdim. Verdiğim 10 kişiyi de söyledim. Bütün mevcut Adalet Bakanlığına, eski Adalet Bakanlarımıza, komisyon başkanlarına, adalet anayasa...(H.F.'a verdiğin de diğerlerine de vermiş miydin listeyi? sorusuna) En son ona verdim. O şekilde yani hatta ... Bey'e de listeyle beraber nasıl bir kanun çıkması gerekir şeklindeki o bilgi notunu ... Bey'e de verdim ve mevcut müsteşarla da paylaş dedim. (Başkan: ... Bey?) ... ... Bey. Şuan HSYK üyesi. O zaman Kanunlar genel müdürümüzdü. Beraber çalışmıştık zaten kendisiyle bu tasarılara da. Yani bizim şeyimiz hepsiyle ilgili böyle bir müşadem yok ama özellikle bazı dairelerdeki bu yapı mensuplarının mensubiyetlerini işlerine yansıttığıyla ilgili kanaatlerimiz vardı. Aynı şey bakanlıkta da oldu. Mensubiyetini işine yansıttığı müsteşarlığım dönemimde. Birim amirlerini tespit ettim. Bunların tamamını görevden aldım. 5 birim amiri, adli tıp kurumu başkanıyla beraber ve 3 tanesinin sicili de bana geldi. Mensubiyetlerini işlerine yansıtıyorlar, objektif davranmıyorlar şeklinde sicilde verdim. Yani bu konuda mensubiyetin işlerine yansıması nedeniyle bu yapı mensuplarına karşı böyle bir tavır gelişti. Geliştirdim daha doğrusu. Ve ilgili makamlarında onayını alarak ilgili yasaları da hazırlaması öncülük ettim. Bu kapsamda da böyle bir liste Yargıtay'la ilgili hazırladım. O listede de gerek ... Bey'in ismi bize getirilen isimlerdendir. Mensup, cemaat mensubu üyeler tarafından o zaman. HSYK üyeleri tarafından. Bize getirilen isimlerdendi. HSYK teftişten. O nedenle de yani daha önceki kendisiyle ilgili çok yakın bir bilgim yoktu açıkçası. 2011'deki seçimde getirilen isimlerden birisiydi, ... Bey. O şekilde bendeki kanaat oluşmuş oldu. (Listeye bu şekilde aldınız?) Evet. (Başka ... Bey'le ilgili özel bir toplantınız, bir yerde sohbetiniz, yemeğiniz?) ... Bey'le benden direk böyle yani şu mesafeden yakın olmamıştır. Onun için gıyaben dedim. Mesela bir önceki sanık bana bir kaç defa ziyarete gelmişti ama yüz yüze hiç yakın oturup görüşmemişimdir kendisiyle. Gıyaben tanıyordum o yüzden. Bu listede isminin getirilmesi o cemaat mensupları tarafından seçilmesinin talep edilmesi nedeniyle daha sonra da yani çok somut kendisiyle ilgili ben listemi yaparken bahsettiğim gibi hem Yargıtay'dan hem HSYK'dan arkadaşlardan da o listeyi yaparken emin olmadığım kişileri sordum. O listeyi oluştururken. O şekilde oluşturdum. Yaptığım listede de kendisinin ismi var yani. (Sanık: Benim görevimi yapmamla ilgili kendisine hiç hakim savcılara tavır ve davranışlarım, sicil düzenlemelerim veya personel davranışlarındaki olumsuz bir şey intikal etmiş mi? Hani belli bir bakış açısına tavır yaptım diye? sorusuna) ... Bey'in görevini işine yansıttığıyla, mensubiyetini işine yansıttığıyla ilgili veya kendisiyle ilgili somut bir şikayet bana ulaşmadı."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.K.Ö., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 27/10/2016 tarihli sorgulama tutanağında; “Ben 19. dönem hakim adayıyım. Askerden dönenlerden oluşan ara dönem olduğum için bu dönemde Fetullah Gülen cemaati mensuplarının fazla olmadığını söyleyebilirim. Fetullah Gülen cemaati mensuplarının devre arkadaşlığı ve devre toplantıları olarak bir araya geldiğimiz olmuştur. Bu kişiler C.Ö., ... ve A.K.ten oluşmaktaydı. Yılda bir defa devre toplantısı olarak bir araya gelir ve yemek yerdik. Bu toplantılarda fazla sürmedi. Çünkü bizim sayımız azdı.”
Aynı tanık davacının yargılandığı Yargıtay … Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında yer alan beyanında; "Bu konuda savcılıkta ek ifade vermiştim. O ifademi tekrar ediyorum. Tabi sanığın, sanıkla tanışıklığımız stajda aynı dönemdik ama çok fazla bir şeyimiz yoktu. Çok uzun zaten ben daha öncede bahsetmiştim. O dönemlerde benim cemaatle herhangi bir bağlantımda yoktu. Daha sonra Ankara'ya geldikten sonra kendisi de zannediyorum kurul teftişinde müfettiş olarak çalışıyordu. O dönemlerde de çok ilişkimiz yoktu ama Yargıtay üyesi olduktan sonra bahsettiğim kişilerle tam sayıyı hatırlamıyorum ama çünkü sayımız çok azdı. Orada da söylemiştim. Dönem olarak bir veya iki defa bir yemek yedik. 4 kişiydik yanılmıyorsam. İşte ... Bey'de vardı. … Bey vardı ve A.K. vardı. Bir defasında da yanılmıyorsam A.K.'in babası zannediyorum öyle hatırlıyorum vefat etmişti. Bir taziyeye gitmiştik. O şekilde başka bir şeyimiz olmadı. Yani devre görüşmesi var mıydı diye sorulmuştu. Benim şeyim bilgim bu manada. Zaten bizim dönem asker artı bir dönemdi staj itibarıyla. Orada da çok kişi yokmuş. Tabi onu sonradan öğrendim. Bende o dönemde dediğim gibi cemaatçi tanımıyordum zaten. Yani terör örgütü üyesi olarak, silahlı terör örgütü üyesi olarak bir araya gelmedik. Ben biraz önceki ifademde de söylemiştim. Yani bir cemaat birlikteliydi. Başka bir şey değildi. (Müdafi: Devre toplantılarından bahsetmiş ama bu devre toplantılarına cemaat mensubu olmayan şahıslarda gelmiş mi? Gülen cemaatinin en önemli özelliklerinden birisi de mensuplarının belirli aralıkla düzenlediği sohbet toplantıları yapmalarıdır. Böyle bir toplantıya müvekkilim dahil olmuş mudur? Bilgisi var mıdır? sorusuna) Yani öyle dışarıdan herhangi bir kişi kesinlikle yoktu. Yani o şeylerimizi kesin olarak biliyorum. Zaten dediğim gibi sayımızda azdı. Diğerlerine katılıyor muydu onu bilmiyorum işin doğrusu. (Müdafi: müvekkilim herhangi bir şekilde cemaat toplatılarına katılıp katılmadığı sorusuna) Onu bilemiyorum ben. O konuda bilgim yok. (Himmet parası topladınız mı hiç? Devre arkadaş olduğunuz için bu bahsettiği isimler arasında? sorusuna) Yani ben bu devreler de himmet parası toplandığını bizim şeyimizde hiç görmedim. Öyle bir şey olmadı yani. (Şimdi yemeğe odaklanıldı da sizin ifadenizde yemek değilde toplantılar şeklinde bahsediliyordu. Yemeksizde olsa toplantı şeklinde bir araya gelmeler oldu mu? sorusuna) Onun dışında söylediğim sadece bir taziyeye gittik. Onun dışında bir şeyimiz, dedim ya şimdi ifademde de arz ettim. Yani öyle şöyle yapalım, böyle yapalım anlamındaki bir şey değildi. Yani yemekte genel sohbet arasında geçmiştir yani bazı şeyler konuşulur ama yani bunlar cemaat politikası anlamındaki işte hani şöyle yapalım, böyle yapalım anlamındaki şeyler değildi."
İfadesine başvurulan M.G., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 26/07/2016 tarihli sorgulama tutanağında; “..Toplantılar esnasında yukarıda bahsettiği kitap ve dergilere bizi diğer vatandaşları abone etmemiz konusunda telkinde bulunulur, ve kaç kişi abone ettiğimi sürekli sorarlardı, benim dahil olduğum grupta M.A., H.U., B.A., B.A.’ın damadı ismini bilmediğim soy ismi KIVRIL olan Yargıtay da üyeydi, o da örgüt içerisindedir, o dönemlerde kayınpederi iftiharla damadından bahsederdi kendisini bu örgüt içerisinde mevki makam sahibi yaptık diye..”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.Ş., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 10/01/2017 tarihli tanık ifade tutanağında; “Ben uzun bir süre Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı, HSYK Teftiş Kurulu Başkanlığında ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yaptığım için adli yargıdan bu yapıya müzahir olan çok sayıda kişiyi tanıyorum. Bu kişilerden hatırladıklarım;…. ...…"
Aynı tanık davacının yargılandığı Yargıtay ... Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında yer alan beyanında; "Biz kişiyle teftiş kurulu başkanlığında beraber çalıştık. Ben 2004 yılında teftiş kurulu başkanlığına gelmiştim. 2011 yılında ayrıldım, teftiş kurulu başkanlığında. Ama o dönem içerisinde kendisi adli yargı müfettişiydi. Bende iradi yargı müfettişiydim. Kendisiyle ilgili bu konuda bizim idari yargıda başmüfettiş olan G.C. Bey vardı, yine bu örgüte mensup. Biz hani adli yargıdan tanımadıklarımızı bende o zaman cemaatin içerisindeydim. 2011 yılının Eylül ayına kadar. 2011 Eylül ayında ayrıldım ben cemaatten. Bağımı koparttım. Yani o dönemde biz tanımadığımız kişileri ... Bey'e ben sorardım. ... Bey o zaman ... Bey hakkında bizim arkadaşlardandır ifadesini kullanmıştı. Yani benim bildiklerim bu kadar."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.H., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 03/11/2016 tarihli sorgulama tutanağında; “85- ...; Fetullah Gülen cemaat mensubu olan HSYK üyelerinin hazırlamış olduğu listeden Yargıtay üyesi seçilmiştir. Kendisini tanımıyorum, cemaat mensubu olup olmadığını da bilemiyorum.”
Aynı tanık davacının yargılandığı Yargıtay ... Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında yer alan beyanında; "..., Adalet Bakanlığı teftiş kurulunda müfettiş olduğu dönemden beni kendisini simaen tanırdım. O dönemde kendisiyle bir görüşmüşlüğüm olmadı. Daha sonra HSYK teftiş kurulunda çalıştı. HSYK teftiş kurulunda müfettiş olarak çalıştığı dönemde biz onu Yargıtay üyeliğine seçtik. 2010 yılı sonu itibarıyla tarihini kesin olarak hatırlamıyorum sayın başkanım. Yalnız M.K.'nın evinde biz bir görüşme yaptık. Bu cemaatçi HSYK üyeleri. (bu toplantıya katılan isimlerini söyler misiniz tamamının isimlerini? sorusuna) Şimdi ben vardım. İ.O., B.E., N.Ö., R.Y., Ö.K., A.B., genel sekreter M.K., genel sekreter yardımcısı E.D., genel sekreter yardımcısı M.B., Yargıtay'dan M.Ö., N.D., bir kaç kişi daha vardı ama şuan tam şey gelmedi aklıma, bu M.K.'nın evinde yapmış olduğumuz görüşmede bunların elinde 350-400 kişilik bir liste vardı. (Bunların derken kimi kast ediyorsun? sorusuna) Şimdi M.K. o çalışmayı önceden yapmış. Genel sekreter, HSYK genel sekreteri olarak bu çalışmayı yapmış. Elinde 350-400 kişilik bir liste vardı. Ben listenin tamamını görmedim ama. Şimdi bu listeyi duvara bir projeksiyon cihazı eve kurulmuş ve evin duvarına yansıtıldı. Orada isimler tek tek görüşüldü. Terfileri ve hal kağıtları da yazılıyordu. Yazılıydı o listede. Bizim adımıza ... Bey'e teşkilatı daha iyi tanıdığı için yani bakanlıkta da hep hakim savcı atamalarıyla ilgili işlemlerde çalıştığı için B.E. ve ben, bizim adımıza sen konuş İ. Bey dedik. Şimdi onların istediği karşı İ. Bey eğer bu kişinin bir sakıncası varsa geçmişte bir soruşturması varsa (Yani şöyle mi oluyordu. Diyelim A.H. yansıdı ismi. O konuda herkes şeyde bulunanlar fikirlerini mi söylüyordu. Yoksa içlerinden birisi mi söylüyordu? sorusuna) Onlar zaten önceden çalışmışlar. Yani İ.O., B.E. ve benim dışımda orada bulunanlar benim tahminim bu onlar önceden çalışmışlar. (Peki kimdi, sizinle muhatap olan kimdi o isimle ilgili? Şey mi, M.K. mı sunuyordu. sorusuna) Zannedersem M.K. sunuyordu efendim. Onu çok net hatırlayamıyorum. Ev sahibi M.K.'ydı. M.K., o projeksiyona duvara yansıttı. Liste duvarda gözüküyor, isim okunuyordu. M.K. tarafından okunuyordu. Yani tanıyan tanıdığı için fikir beyan ediyordu. Mesela Yargıtay'da tetkik hakimiyse daha öncede bu kişi diyelim Yargıtay tetkik hakimlerinden biri. Veya T.G.'de vardı o görüşmede. T.G.'de tabi Yargıtay tetkik hakimliğinden geldiği için kurula o tanıyordu. M.Ö. tanıyordu. N.D. tanıyordu. Kim kimi tanıyorsa o kişiyle ilgili beyanlarda bulunuyordu. Şimdi İ.O.'da bunların beyanlarına karşılık farklı bir bilgi varsa o da o bilgileri söylüyordu. Mesela diyordu ki, bu kişi bence belki terfileri çok iyi ama yani adliyede çok saygın biri değil. Yani bunun seçilmesini ben çok uygun bulmam. Bu HSYK'nın ismini zedeler, diyebiliyordu. Bizde İ.O. bizim adımıza konuştuğu için onun beyanlarını destekliyorduk. Şimdi burada istenen isimler arasında yani buda olur denilen istiyoruz, bunun seçilmesini istiyoruz denilen isimler arasında ...'da vardı. Ama ben ...'la geçmişte yani o gün ben ...'ı efendim ilk defa ceza evinde aynı koğuşta kaldığımızda konuştum. O güne kadar tek kelime bir konuşmuşluğum, tek kelime bir muhabbetim yok. Benim odama gelip gitmişte değil. Yani geçmişini çok bilmiyorum ama bildiğim net bir şey var. O evde yaptığımız, M.K.'nın evinde yapmış olduğumuz görüşmede cemaatten olan kurul üyelerinin ve diğer genel sekreter ve yardımcılarıyla Yargıtay'dan gelen tetkik hakimlerinin ittifak halinde bunu da seçelim, bu da iyi bir arkadaş. Çalışkan, başarılı, Yargıtay'da faydalı olur diye söyledikleri isimlerden biri de ...'ın ismiydi. (Şimdi İ.O., şöyle bir beyanda bulundu. Sizin bahsettiğiniz 350-400 kişilik liste vardı. Bunun üzerinde çalışırken işte bu cemaatçi dediğimiz kişiler bir kısım isimlerde çok ısrar ettiler. Bu 80 kişilik bir listeden de bahsediyor. Yani bu liste 80 kişiye düştü. Kendisinin yani İ.O.'un böyle bir rakamı telaffuzu var. Yani doğrusu o dur diye demiyorum ben. Yani bu şunun için soruyorum. Bir kısım çok ısrar ettiler ve 80 kişi böyle belirlendi. Şimdi ... Bey'in bu isimlerin hangisinde 350 kişilik listede mi yoksa seçildiğine göre 80 kişinin içinde miydi? Nasıl?) Efendim şimdi biz M.K.'nın evinde oturduğumuzda duvara yansı yansıtıldı. Herkesin ittifak edeceği isimler belirlendi. Fakat baştan şöyle pazarlık etmiştik. Bu belirlenen isimleri saymayacaksınız. ... Okur, hani tamam bu olur denen orada isimleri ayrı bir kağıda not halinde geçiyordu. Çıkan sonucu saymayacaksınız. Sayıya oynamayacaksınız diye biz bu arkadaşlara söyledik. Bu liste komple tarandı. 350-400 kişi tarandı, liste bitti. İ.O.'da tabi not alıyordu o isimleri eline. Bittikten sonra bu cemaatçi olan kurul üyeleri dediler ki biz bunu sayacağız dediler. Sayacağız. Kaç kişi olduğunu. Ama dedik bak biz sizinle böyle konuşmadık. Sayıya oynamak yok. Bu isimleri saymayacaksınız. Kaç kişi olduğunun bir önemi yok. Şuan şurada ortaklaşa belirlediğimiz bu isimler kurulda görev yapan cemaatçilerin talebi olarak biz bu isimleri alacağız. Hatta İ.O. dedi ki, biz bu isimleri bakan ve müsteşar nezdinde de savunacağız dedi. Yani seçeceğiz anlamında kesin bir söz vermedi ama bakan ve müsteşar beyin nezdinde de biz bunları savunacağız ama saymayın bu isimleri dedi. Şimdi sonra bizi dinlemediler. Ben sigara kullanıyorum. Ara ara balkona çıkıyordum. Evin içinde sigara içilmiyordu. O arada bir şey oldu. Geldim, baktım bu isimler saydılar. 80 çıktı ve biz buna razı değiliz dediler. Ben savcılık ifademde daha detaylı M.K., A.B., Ö.A.'ta vardı orada. M.K., A.B., N.D., Ö.A.. Bu 4'ü yani oturduğumuz salondan dışarı çıktılar. Bir 5-10 dakika kadar bizim yanımıza gelmediler. Daha sonra içeri girdiklerinde A.B. aynen şöyle dedi. Hoca efendiye danışılmış. Arkadaşlar 140'tan aşağısına razı olmasınlar demiş. Benim için tartışma bitmiştir. Biz 140'tan aşağısına razı değiliz dedi. O 80 çıkmıştı ya ona razı olmadılar. Efendim o ilk 80'nin içinde miydi ... yoksa sonradan eklenenler içinde miydi ben onu hatırlayamıyorum şimdi. Sonradan 107'ye çıktı bu sayı ama 3 ay sonra. Efendim biz bununla ilgili A.K. Bey'le görüştük. O zaman Adalet Bakanı müsteşarıydı. (ilk toplantı sonucu sorusuna) O gün dağıldık. Kavgayla dağıldı efendim. N.Ö., kapıyı çarptı çıktı. A.B., ben bunun pazarlığını bile yapmam...(O dönem henüz kanun çıkmamıştı ama ön hazırlıklar mı sorusuna) Efendim onu bakan bey söylemişti ama bu kanun çıkacak. Yargıtay'a en az 150 kişi seçilecek. Şimdiden hazırlıklarınızı yapın. Kanun çıkar çıkmazda seçimi yapmanızı istiyoruz. Bizim beklentimiz bu demişti. Bende bunu genel kurul toplantısında tüm kurul üyelerine duyurmuştum. Hepsine anlatmıştım ben bunu. Ona yönelik bir hazırlıktı. Kanun daha yürürlüğe girmemişti, çıkmamıştı. Daha sonra A.K. Bey'in yanına gittik. Hakim evinde kendisiyle görüştük. İ.O., B.E., ben A.K. Bey'in yanına gittik. Durumu anlattık. Dedik ki, yani bunlar çok fazla istiyor. A.K. Adalet Bakanı müsteşarı o zaman. Acaba bağımsız bakan mıydı efendim onu da tam... Bir dönemde bağımsız bakanlık yaptı A.K. seçim dönemi. Belki bakandı belki müsteşardı. Durumu kendisine izah ettik, anlattık. A.K. Bey, o zaman dedi ki yani bu hem anayasa değişikliği referandumunda cemaatin ciddi bir etkisi oldu. Yani bu Türkiye genelinde yapılan bu referandumda işte cemaat çok destekledi. HSYK seçimlerinde de üyelik seçimlerinde de taşraya yönelik cemaat çok ortak oldu bize ve bize destek oldu. Hemen hemen her il il dolaştılar falan. Yani bu ortaklığı bozmayalım. Bunları da ikna ederek bu sayıyı düşürün. 140 olabilecek, kabul edilebilecek bir rakam değil. Hatta 80 bile o an bizim düşüncemize göre kabul edilebilecek bir rakam değil. A.K. Bey tekrar görüşün, tekrar görüşün. Bizim bu görüşmemiz yaklaşık 2 ay, 2 buçuk ay her akşam oldu. Değişik evlerde, Yani R.Y.'ın evinde de oturduk. M.K.'nın (O bak R.Y. ismini saymadınız. R.Y. var mıydı o toplantıda? sorusuna) Vardı. R.Y. vardı. Tabi vardı. Yani benim bizim evde benim kendi oturduğum lojmanda yani değişik evlerde tekrar tekrar hemen her akşam bir araya geldik ve bu sayı pazarlığı yani isim pazarlığı devam etti. En son 107'de, ben 107 hatırlıyorum. Belki 108 olabilir, emin değilim. Bu sayıda kaldı. Daha aşağıda inemeyince en son seçimi yaptık. Biz cemaatçi kurul lideriyle bu görüşmeleri sonlandırdıktan sonra kurulun diğer üyeleriyle ama Yargıtay'dan ve Danıştay'dan 5 üye hariç diğer üyeleriyle tekrar tekrar onlarla da görüştük. Onların taleplerini de aldık. Tabi bakan beyin, müsteşar beyinde talepleri oldu. Bunları hep bir araya gelerek ama o 5 üye hariç. Yani A.S.E., N. …, Z.K., Z.Ö., bir kişi daha vardı ama A.K.. O 5'i hariç, bu 5'i hariç diğerleriyle bir araya geldik. Tekrar toplandık. Yani ilginç olan birde şu yalnız. Onu da açık söylemem lazım. Yani bu isimler belki onlara da verildi başka mahallerde yani veya kulis yapıldı, bir şey yapıldı. Çünkü, o insanlar bu isimlere karşı çıkmadıkları gibi bir çok isim çakıştı. Yani onlarında zaten listesinde..(Yani Yargıtay'dan seçilen üyelere siz hiç toplanmadınız mı? sorusuna) onlarla görüşme, onlarda dairede görüşmelerimiz oldu tabi. Gelip ya ben şunu seçmek bunu seçmek istiyorum diye. (böyle bir 107 kişilik liste onlarla paylaşılmadı mı? sorusuna) Yok yok efendim hayır. Bu 5 kişi Yargıtay'dan ve Danıştay'dan seçilen 5 üyeydi. Bunların haricindeki cemaatçi olmayan mesela R.A., İ.A., A.A., ondan sonra bir iki isim daha var. A.G. onlarla beraber tekrar bir araya geldik. Tabi cemaatçi kurul üyeleri de var, onlarda var. Hep bir araya geldik. Hakim evinde bir kaç kez görüşme yaptık. Onlarında bu isimlere muhalefet etmedikleri gibi bazı isimlerde çakıştı. Yani onların verdiği isimlerle de bu isimlerde bizim belirlediğimiz 107... (Peki Yargıtay'dan seçilen üyelerin tavırları nasıl belirlendi sorusuna) Efendim onlarla, onlar mesela ... Okur'la daha çok mesela N. Hanım 1.Dairede olması hasebiyle İ.O.'la sık sık görüşmüş. Benim odama da geldi zaman zaman. Yani seçilmesi istediği isimleri bize verdi. İşte A.K., işte ben şunun için destek istiyorum sizden dedi. Özcan'ın işte aklından geçen bazı isimler vardı. Z.K.. Her biri münferit olarak yani dairede mesai saatleri içinde seçim öncesi hani bizlere gelip ya ben şunun için sizden destek istiyorum. Yani ben şu kişinin seçilmesini istiyorum. Buna destek olun şeklinde talepleri oldu. (sanığın talebi doğrultusunda A.K., benim ismimi vermiş olabilir mi diye soruyor. Var mı böyle bir hatırınızda bir şey? sorusuna) Tabi A.K.'da vermiş olabilir. Yani ben şimdi mesela net hatırladığım bir iki isim var. A.K.'ın bu isimler arasında karşı olduğu bir kaç isim vardı. Mesela sonradan vefat etti. Bizim İzmir hakimiydi. Daha sonra Ankara hakimliğinden üyeliğe seçtiğimiz biri vardı. Şimdi ismini hatırlayamıyorum. O vefat etti ama. Yani 15 Temmuz darbe planından önce darbesinden önce, darbe girişiminden önce (G.D.?) Ha ona itiraz etmişti A.K., bu olmaz demişti. (Ama seçmiştiniz niye seçmiştiniz? sorusuna) Daha sonra ikna ettiler. Yani gittiler bire bir kendisiyle de görüştüler. Kendisini yolladılar belki. Mesela İ.K.'ye çok karşıydı. Bu olmasın diyordu A.K.. Yani o cemaatçilerin o bizim birlikte hazırladığımız o listede bazı isimlere itiraz etmişti. Ama şimdi ...'ın ismini verdi mi, mesela Ç.Ş.'i istedi. G.T.T.'ı istedi. Onlar hemşehrisiydi. Yani hemşehricilik kaygısıyla da değil belki ama bakanlıkta da yıllarca birlikte çalışmışlardı. Belki ...'ı da söylemiş olabilir ama onu hatırlayamıyorum. (Cumhuriyet Savcısı: Bu sizin ön çalışmanızdan müsteşar beyin o isimlerin hazırlanmasından bilgisi öncede oldu mu yoksa sonradan mı oldu? sorusuna) Şimdi biz listeyi hazırladıktan sonra gittik müsteşar beyle görüştük. Ama müsteşar beyin böyle bir görüşme olacağından haberi vardı."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan İ.O., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 14/12/2016 tarihli sorgulama tutanağında; “124) ...; Fetullah Gülen cemaat mensuplarının kontenjanından seçilen bir kişidir. Kendisini yakinen tanımam."
Aynı tanık davacının yargılandığı Yargıtay ... Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında yer alan beyanında; "... Bey, başmüfettişti. Daha önce Adalet Bakanlığında ve HSYK'da başmüfettişlik yaptı. 2011 seçimlerinde cemaat mensubu arkadaşların istedikleri isimler arasında ... Bey'inde ismi vardı. Yani birinci dosyada bahsettiğim bu 80 isim arasında ilk elemelerde geçen 80 isim içinde ... Bey'inde ismi vardı. Onun dışında kendisiyle ilgili somut bir bilgim yok. Birde 2013 yılında Yargıtay'da cemaat mensubu arkadaşların bütün sağ muhafazakar kesimin gücünü kullanmalarından dolayı rahatsızlık sebebiyle bazı yemekler tertip etmiştik B. Bey'le birlikte. Cemaat mensubu olmadığını bildiğimiz arkadaşları bir araya getirme, tanıştırma gibi yemekler vardı. O yemeklere de davet etmediğimizi hatırlıyorum kendisini. Çünkü, Yargıtay'ın içinde görüştüğümüz arkadaşlarla da istişare etmiştik. Kimleri çağıralım bu yemeklere, kimlerin gelmesi uygun olur, irtibatlı olmayan isimler kimlerdir diye yaptığımız çalışmada kendisini davet etmediğimizi hatırlıyorum. Bilgim bundan ibaret. (Müdafi:2011 seçimlerinde Gülen kontenjanından seçildiğini söylemiş ama bir listeden bahsediyor. Bu listeyi kim ve nerede aldı? Nereden gördü? sorusuna) o seçimlerde Yargıtay ve Danıştay'dan gelen üyeler dışındaki 17 üye birlikte çalışma kararı aldık. Bakan bey ve müsteşar beyin talimatıyla. Cemaat mensubu olduğunu düşündüğüm 8 arkadaş genel sekreterin evinde 300-350 kişilik bir liste, genel bir liste hazırlamışlardı. O listeden seçim yapmamızın uygun olacağını, bunların geldiklerinde birlikte hareket edebileceklerini, uyumlu çalışabileceklerini söylemişlerdi. (o toplantıya kimlerin katıldığını söyleyin.) Ö.K., A.K., R.Y., N.Ö., H.S., B.Ç., T.G., A.H., B. Bey ve bende oraya davet edildik. Orada bu 350 kişilik genel listede farklı isimler vardı. Farklı cephelerden isimler vardı. Biz oradan seçilemeyeceğini, diğer arkadaşlarında geriye kalan 17 kişinin 9'unun da isimleri olduğu, bizlerin isimleri olduğunu, tümünü buradan seçmemiz mümkün olmadığını söyleyince isimler üzerinde tek tek yaptığımız değerlendirmede arkadaşlar kendilerine yakın olduklarını düşündükleri isimlerde ısrarcı oldular. ... Bey'de oradaki 80'e kadar yani cemaat mensubu arkadaşların istedikleri 80'e kadar isimlerden bir tanesiydi. O nedenle biz cemaat bağlantısı olduğunu düşündük. (Arkadaşlar derken cemaate yakın olduğunu söylediğiniz kişiler mi ısrar ettiler? sorusuna) Evet. Yani onların istedikleri olsun diye biz çünkü o listeyi azaltmaya çalışıyorduk, elemeye çalışıyorduk. Onlarda o listeden olabildiğince fazla isim sokmaya çalışıyorlardı. Orada ilk 80'e kalan ilk elemelerde geçen arkadaşlardan bir tanesiydi. (Sanık: 350-400 kişilik bir listeden değerlendirme yaptıklarını söyledi. Sonra bir 80 kişi bunun indirildiğini belirtti. Yani burada seçerken sadece bir mensubiyetten dolayı mı bir seçim yapıldı yoksa bunların mesleki geçmişleri, liyakatı, terfileri, sicilleri mi değerlendirme konusu oldu? Çünkü, hani ben ısrar edildiği için öyle olduğunu düşünüyorum diyorsunuz. Böyle olduğunu biliyorum demiyor tanık. İkincisi, kendisi uzun yıllar personelde görev yaptı. Ben 10 yıl teftişte çalıştım. Hani benimle ilgili mesleğimi yaparken, görevimi yaparken, görevlerin gerekleri dışında acaba bir davranışım, ki kendisi tanımadığını söylüyor beni zaten muhtemelen ayrı binalarda farklı yerlerde çalıştığımızdan dolayıdır. Hakim savcılardan, personelden yani teftiş sırasında kendine intikal eden bir şey var mı acaba benim mesleğimi tarafsız olarak yapmadığım konusunda sorusuna) Başkanım, dikkat edildi elbette. Çünkü, 350 kişi yoksa 80'e indirme imkanı yoktu. Kıdemleri, terfileri işte mesleki durumları, çalıştıkları yerdeki kendisinden daha kıdemli olanlarla mukayeseler yapıldı. Bu çerçevede yani engel bir durum yoktu. Biz sadece o listede olup da herhangi bir yere mensubiyeti olmayan ama kıdem sicili itibarıyla uygun olan bazı arkadaşlara destek çıkılmazken bazı isimlere çok ısrarla sahip çıkıldığı için böyle bir kanıya vardık. Yoksa somut olarak mensubiyetinden dolayı seçilmiş değil. Onu bilmiyorum zaten o tarihte öyle bir ayrımda açıkçası yoktu. Öyle bir tartışmada yoktu gündemimizde. Fakat arkadaşların belli isimlerde ısrarcı olması ama en az ... Bey kadar uygun olan başka isimlerde işte kimisinin evet kimisinin hayır demiş olması bizi böyle bir düşünceye itti. Kendisiyle ilgili kanaatimle ilgili de isterseniz ikinci soruyla da ilgili şunu söyleyebilirim. Olumsuz bir şey duymadım. Gerçekten teftişte çalıştığı dönemde herhangi bir olumsuzluğu yansımadı. Olumsuzluğu olsaydı zaten seçilmesine karşı çıkardık. (Cumhuriyet Savcısı: Bir açıklama yapması anlamında bir soru soracağım sayın başkanım. O 80 kişi belirlenirken mutlaka liyakata da dikkat edildi dediniz. Fakat liyakatlı olup da o 80'e giremeyen kişilerde oldu mu? sorusuna) Tabi. Onu söyledim zaten biraz önce. O nedenle biz 80'in bir mensubiyeti olduğunu düşündük açıkçası. Yani onlar kadar liyakatlı olan, onlar kadar olabilecek durumda olduğu halde listeye giremeyen isimler oldu. Daha sonra biz onlardan bir kısmını 160'ın içine almayı başardık ama bir kısmını alamadık. (Sanık : Şimdi o zamanki HSYK'nın internet sitesinde yapılan açıklamaya göre ben 16 oyla seçildim. Bu toplantıya katılan kişiler hani ifadelerinde de geçiyor. 8 kişinin cemaat mensubu olduğu söyleniyor. Peki genel kurulda seçim sırasında bu durum nasıl oldu? Bu konuda nasıl bir izahat getirecek tanık? Diğer o 8 kişi kimlerdi? sorusuna) uzlaşı sağlandıktan sonra seçilecek 160 isim belirlendikten sonra çünkü 160'ın içinde başka isimlerde var. Sizlerin isimleri de var. Hepsinde mutabık kaldıktan sonra dediğim 17 arkadaş yani bakan dahil 17 kişi bu listeden oy verdi. Dolayısıyla 17'ye kadar olan oylar normaldir. 12 oyu garantileyecek şekilde biz oyları arkadaşlara taksim ettik. 160 isimde mutabık kalınmıştı çünkü. Hepsi, bunun hepsi cemaat mensubu değildi. Farklı görüşlü arkadaşlarda var. Mutabakat sağlandıktan sonra 16 oy almış olması, 17 alması, Bütün bizim oylarımızı aldığı gibi Yargıtay'dan gelen üyelerinde oyunu aldı. O listede bizim seçtiğimiz isimler içinde 21 oy alanda var. 8 kişinin oyu yeterli değil zaten 8 kişi seçemiyor. 12 olmak gerektiği için mutabakat sağladık. (... Bey'i daha önceden tanımıyorum dediniz. Siz uzun süre Adalet Bakanlığında, Personel Genel Müdürlüğü sonrasında müsteşar yardımcılığı ve sonrasında HSYK'da çalıştınız. ... Bey'de teftiş kurulunda uzun süre çalıştı. Dolayısıyla hem personeldeyken hem HSYK'dayken ister istemez teftiş kurulunda çalışanların yakın irtibatları, temasları oluyor. Sizde bire bir tanıyacak pozisyondasınız. Kişi olarak hiç mi tanımıyordunuz? Yoksa cemaat mensubiyetini mi bilmiyordunuz? sorusuna) Orada samimiyetim olmadığını kast etmiştim ben tanımıyorumdan kastım o, artı cemaat mensubiyetiyle ilgili. Sizde teftişte uzun yıllar çalıştınız. Sizinle ne kadar görüşmüşsem ... Bey'le de o kadar karşılaşmış, görüşmüşümdür. Toplantılarda işte genel şeylerde karşılaştık. Özel bir tanışıklığımız, özel bir muhabbetimiz yok. Onu kast ettim"
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan K.T., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 12/10/2016 tarihli sorgulama tutanağında; “12) ...; Fetullah Gülen cemaati mensubu olduğunu biliyorum.”
Aynı tanık davacının yargılandığı Yargıtay ... Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında yer alan beyanında; "Ben daha öncede ifade etmiştim. Bu kişiyi içeride tanıyorum. Yani sadece Yargıtay'da tanıyorum. Hiçbir samimiyetim yoktur. Kendisinin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında da verdiğim ifadede de belirttiğim gibi kendisini sadece ikili konuşmalarda FETÖ/PDY üyesi olduğunu duydum. Başkaca hiçbir şey bilmiyorum. Hangi dairede görev yaptığını bile bilmiyorum yani o kadar. Sadece ceza bloğunda olmadığını biliyorum. Yani sadece sağdan soldan duyduk. Başka hiçbir bilgim yok. O zamanda öyle demiştim zaten. Yani yoksa başka bir bilgim yok. Hiçbir cemaat toplantısında yada şurada, burada hiçbir yerde görmedim kendisini. Yani hiç ikili sohbetimizde olmadı. "
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.G., İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 17/02/2017 tarihli ek sorgulama tutanağında; “2005 yılı itibari ile Teftiş Kurulu Başkanlığı’na müfettiş olarak geldiğimde S.A., S.M., A.E., M.A., G.C., İ.İ., İ.K., O.A., Y.M., ...…. Bu yapı içerisinde bulunan kişilerdi.”
Aynı tanık davacının yargılandığı Yargıtay ... Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında yer alan talimat mahkemesindeki beyanında; "Ben 17/02/2017 tarihinde İstanbul CBS'de kapsamlı bir ifade vermiştim. Bu ifademi tekrar ediyorum. İfademde de belirttiğim üzere ben 1988 ve 2011 yılları arasında o dönemde cemaat olarak bilinen FETÖ/PDY yapılanması içerisinde kesintili olarak ve örgütün arzuladığı şekilde olmamak kaydıyla yer aldım. Ben 2004-2005 yılında Marmaris'te Cumhuriyet Savcısı olarak görev yaptım. İddianame de ismi geçen sanık ... o dönem Marmaris'e gezi amaçlı gelmişti. Bu dönemde görev yapan hakim G.D. ile tanışıklığı vardı. G.D. bizi arkadaşlarımız diyerek tanıştırdı. G.D.'da bu yapılanma içerisinde yer alan bir hakimdi. ..., Y.M. ile gelmişti. Arkadaşlardan kastı bu kişilerinde bu yapılanma içerisinde olduğunu belirtmek içindi. Ben 2005 Nisan ayında Adalet Müfettişliği'ne geçtim. 2008 yılına kadar fiili olarak çalıştım. 2008 yılından sonra geçici görevlendirme ile Adalet Müfettişi sıfatıyla mecliste görevlendirildim. 2010 yılına kadar burada görev yaptım. 2010 yılında HSYK'nın yapısı değişti. Kurul müfettişliği ve Bakanlık müfettişliği olarak 2 ayrı müfettişlik oluşturuldu. Ben bu yeni yapılanmada Adalet Bakanlığı Müfettişliğine görevlendirildim. Bu dönemde ... HSK müfettişi olarak görev aldı. Daha sonra da Yargıtay üyesi oldu. Ben görev yaptığım süre içerisinde ... ile herhangi bir ortak sohbete gitmişliğimiz yoktur. Yine kendisi ile birlikte herhangi bir göreve çıkmadık. Bu yapılanma içerisinde Bakanlıkta, Yargıtay'da ve Teftiş Kurulu'nda çalışanların birbirini tanımaması normaldir, ancak Teftiş Kurulu'nda aynı birimde çalışanlar bu yapılanma içerisinde olan kişileri tanır. Bu nedenle sanık ...'ı görev yaptığım süre içerisinde bu yapılanma içerisinde olduğunu biliyorum. Ben 2008 yılında fiilen görevden ayrıldım. Bu sebeple kendisinin bu tarihten sonraki pozisyonunu ve duruşunu bilemiyorum. Ancak 2008'e kadar ki pozisyonunu biliyorum. Ben 2011 tarihinde bu yapılanma ile irtibatımı kestim. Kendisinin bu tarihlerden sonra bu yapılanma ile irtibatının devam edip etmediğini bilmiyorum. Ben sanığın bu yapılanma kapsamında sohbetlere gidip gitmediğini, himmet, bağış, kurban adı altında para verip vermediğini bilmiyorum. Bu konuya ilişkin tanıklığım yoktur. Ancak o dönemki yapılanmada bu yapılanma içerisinde bulunan kişiler bu örgütün faaliyetlerine katılmaması durumunda diğer üyeler tarfından bu durum duyulurdu. Mahalle baskısı oluşturulmaya çalışılırdı. Ben çalıştığım dönemde sanığın toplantılara katılmadığı şeklinde olumsuz bir şey duymadım. Ben kendisi ile herhangi bir ortak faaliyete katılmadığım için somut olarak örgüt faaliyeti kapsamında şunları yaptı diyemem. Ancak bu yapılanma içerisinde olduğunu biliyorum. Zira kendisi ile samimiyetimiz vardır. Ben 2011 yılında bu yapı ile irtibatımı kestiğim için sanığın ByLock kullanıp kullanmadığını bilemiyorum. Bu konuya ilişkin bir bilgim yoktur. Medyadan takip ettiğim kadarıyla bu program 2014 yılından sonra kullanılmaya başlamıştır."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan B.Ü., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 15/05/2017 tarihli sorgulama tutanağında; “27-...; 16. Hukuk Dairesi üyesi, Nevşehirdeyken kendisi ilçelerden Ürgüp te görevliydi, bu nedenle kendisinin yapı mensubu olduğunu bilmekteyim.”
Davacının yargılandığı Yargıtay ... Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında yer alan tanık M.Ç.'ın Yargıtay 9.Ceza Dairesinde sanık sıfatıyla vermiş olduğu 29/03/2018 tarihli ifadesinde; "...S.D. ve H.O.K. ile kısa bir süre 15. Cezada beraber çalıştık. S.D., H.O.K. ve M.M.F. ile lojmanlarda ortalama 1, 1 buçuk ayda sohbet düzeyinde bir araya geldim. Haber ve mesajları 15. Cezada 2 yıl 3 ay birlikte çalıştığım aynı lojmanda oturduğum M.A. getiriyordu. O gelemediği zaman dersleri S.D. yapıyordu. M.A., H.Y., Y.Z.A., ..., ..., ..., Y.T., Z.T., Z.E., Z.D.. Bunlarında ilgili olduklarını biliyorum, duydum."
Davacının yargılandığı Yargıtay ... Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında yer alan tanık C.G.'in Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığında şüpheli sıfatıyla vermiş olduğu 25/08/2016 tarihli ifadesinde; "Bir gün S.M. beni yanına çağırdı, elindeki bir şikayet dilekçesini bana verdi ve bu soruşturma görevini bana vermeyi düşündüğünü şimdilik bir şey yapmam gerekmediğini sadece Sincan Sulh Ceza Hakimliğinden bir dinleme kararı alıp 3-4 ay sonra göreve başlayacağım tarzında konuştu ben teftiş kurulu başkanları arasında iş bölümü ve görevleri bildiğim için dilekçeyi okudum, bir İstanbul Hakimi hakkındaki görev yaparken menfaat sağladığı şeklinde iddialar içeren dilekçeydi, müstahil isimle yazılmış bir dilekçeydi bir müfettişin önceden çağrılıp bu şekilde konuşulmasının yadırgadım, bana karşı daha önceki tutumlarını da bildiğim için müfettişe görev vermeden önce çağrılıp pazarlık yapmak yeni mi adet oldu, soruşturma görevleri genelde A.C. tarafından verilirken neden böyle bir muameleye ihtiyaç duyulduğunu sordum, sen böyle yaparsan bende sana görev vermem dediğimi yaparsan görev veririm şeklinde konuşunca bende 7-8 yıllık müfettişim görev ve yetkilerimi bilirim, çerçeveyide iyi bilirim müfettiş insiyatifi ne kullanmak gerekiyorsa onu kullanırım, hiç bir görevin meraklısı yada delisi değilim dedim bunun üzerine o zaman sana görev vermiyorum dedi, bende siz bilirsiniz deyip çıktım, daha sonra bu görev hemşehrim olan Başmüfettiş ... a verilmiş, bu kamuoyunda ... Başkanı M.Y.'ın tutuklanmış olduğu İstanbul Hakimlerinden birinin kira dosyaları ile ilgili rüşvet aldığı hatta ilgili yargıtay üyesinin de menfaat sağladığı yönünde bir takım teknik izleme ve dinlemelerin yapıldığı soruşturma dosyası oldu, bu dosyayı hemşehrim ... yürütürken tamamen polis teknik takip ve dinleme takipleri üzerinden yürüyen bir soruşturmaydı, ben müfettiş arkadaşımın yaşadığı bir takım sıkıntıları görünce ona öncelikle yapacağı işi müfettiş tekniği ile yaklaşması gerektiğini polisten gelecek teknik dinleme ve tapelerin ne kadar sürede geldiğini sordum, 45-50 güne varabildiğini söyledi ben sıkıştırarak bu süreyi kısaltması gerektiğini söyledim yoğun ısrarlar souncunda 10 güne kadar bu süreyi düşürebildi diye hatırlıyorum hatta bu teknik takiplerde Ankarada bir avukat hakkında ve yargıtay üyeleri hakkında da teknik takip yapıldığını biliyorum bunların müfettiş olarak yetkisini aştığını avukat hakkındakini kendi soruşturması ile ilgili olmayanları ayırıp Ankara Başsavcılığına devretmesi gerektiğini, Yargıtay Daire Başkaını ve Üyesi ile iglili olanları ayırıp geciktirmeksizin hemen Yargıtaya göndermesi gerektiğini söyledim, yanlış hatırlamıyorsam biraz gecikmeli de olsa bunu yapabildi diye biliyorum."
Davacı, tanık ifadelerinin duyuma ve yoruma dayalı kişisel görüş mahiyetinde ifadeler olduğunu, hakkında somut bir suç isnadının olmadığını ve söz konusu ifadelerin hukuki anlamda delil olmaktan uzak olduğunu beyan etmektedir.
Bu durumda, davacının örgüt içerisinde yer aldığına, örgüt toplantılarına katıldığına, Yargıtay üyeliğine örgüt kontenjanından seçildiğine ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen ifadeler ile davacının bu ifadelere karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.
Öte yandan, dava dosyasına sunulan "…" ID numaralı ByLock kullanıcısına ait ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağında yer alan yazışma içerikleri incelendiğinde, "…" ID numaralı ByLock kullanıcısından "…" ID numaralı ByLock kullanıcısına 04/12/2015 tarihinde ve saat 00:42:32'de gönderilen mesajda; "abi bu davalar ile ilgili kanaatimce ayri su abilerden bir kisminin fikrini alsak, müfettis kökenli abiler...M.A 22.H.D, A.E., O.A. 18. H.D, A.Y. 20. H.D, İ.K. 7. H.D., VE ... 16. H.D. Bu abilerden yararlanalim tamam abi. Abi bosluk birakmamak lazim, eğer yunuz abi pazartesi dolusa pazar diyeyim, ama öncelikle pazartesi olsun.. Tamam abi. … abi sabah açar. Ben size yazarim." ifadelerine yer verildiği görülmüştür.
Davacı tarafından, söz konusu yazışma içeriğinde geçen ismin ... değil, ... olduğu bu sebeple şahsıyla ilgisinin bulunmadığı, üçüncü şahıslar tarafından iradesi dışında isminin Bylock verilerinde yer almasının hükme esas teşkil edecek delil mahiyetinde bulunmadığı ileri sürülmektedir.
Davalı idare tarafından dosyaya sunulan davacıya ait hizmet cetvelinin incelemesinden; davacının, 2001-2011 yılları arasında Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığında Adalet Müfettişi, Hakimler ve Savcılar Kurulunda Kurul Başmüfettişi olarak, 25/03/2011-17/07/2016 tarihleri arasında Yargıtay 16. Hukuk Dairesi üyesi olarak görev yaptığı, yazışmalarda geçen hususların davacıya ait bilgilerle uyumlu olduğu görülmüştür.
Öte yandan, davacının yargılandığı Yargıtay ... Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında; (… ID) numaralı ByLock kullanıcısı olduğu değerlendirilen Yargıtay Ceza Genel Kurulu eski tetkik hakimi S.B. ile Dairelerinin … esas … sayılı kararı ile örgüt üyesi olmaktan mahkum edilen ve (… ID) numaralı ByLock kullanıcısı olduğu tespit edilen Yargıtay eski üyesi A.K. arasında geçen 09.01.2016 tarihli yazışmada: "... abiyi siz çözesilir misiniz, ... abi için randevu alırmısınız. Ne zaman müsait olur. Ve giriş çıkış bakımından nasıl hareket tarzımız olmalı" şeklinde ByLock yazışmalarında davacının isminin geçtiği anlaşılmış olup, Mahkemelerinin kabulü ve diğer tüm dosya delillerinin birlikte değerlendirilmesi sonucu örgüt üyelerinin, "Dava Takip Birimi" veya "Dosya Takip Ekibi" (kısaltma; DT) görevlendirilerek örgütün talimatları ile örgütün amaçları doğrultusunda yargısal kararlara müdahalede bulundukları, Bylock yazışma içeriğinde örgüt üyesi şahıslar tarafından davacıya, erkek örgüt üyelerinin birbirlerine örgütsel hitap şekli olan "abi" olarak bahsedildiği, davacının dava takibinde bilgisine başvurulacak şahıslar içinde sayıldığı ve Bylock yazışmalarından örgütün amacı doğrultusunda yargısal kararlar için danışılan şahıslarından biri olup hiyerarşik yapıya dahil olduğu anlaşılmış ve bahsi geçen ByLock mesajlarının davacı aleyhine delil olarak kabul edildiği vurgulanmıştır.
Davacının adının geçtiği ByLock yazışmaları yukarıda yer verilen diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir unsur olarak değerlendirilmiştir.
c) Unvanlı Görev
Davalı idare, davacının FETÖ/PDY terör örgütünün yargıda etkin olduğu dönemde unvanlı bir göreve atanmasının davacının anılan terör örgütü ile irtibat ve iltisakına yönelik bir tespit olduğunu ileri sürmüştür.
Kararımızın "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler" başlıklı kısmında açıklandığı üzere, FETÖ tarafından bu örgütle iltisak ve irtibatı bulunan hâkim ve savcılar adaylık dahil tüm süreçlerde üst görevlere getirilmek için emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmeye çalışılmış, örgütün Adalet Bakanlığı ve HSK'da etkin olduğu dönemde de örgüt mensupları üst görevlere getirilmişlerdir.
Nitekim, yargı mensubu olarak görev yapmış ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiş olan R.A. isimli şahsın, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 04/11/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağında yer alan, "...Ben Tatvan'dan sonra 2010 yılında Konya Ereğli'ye hakim olarak atandım. Burada göreve başladıktan sonra cemaat adına şuan soyadını hatırlayamadığım ve mesleğini bilmediğim İ. isimdeki bir şahıs cemaat adına benimle irtibata geçti ve ben burada maaşımdan cemaate gönderdiğim parayı bu şahsa verdim. Bu şahıs bana unvanlı görev talep etmemi tavsiye etti. Ben de onun yönlendirmesiyle hatırladığım kadarıyla 2012 yılının Kasım, Aralık ayları gibi Ankara ili Batıkent semtindeki cemaate bağlı şuan ismini hatırlayamadığım bir liseye gittim. Burada hakim olduğunu bildiğim ancak idari görevi hakkında bilgi sahibi olmadığımı E.D. isimli şahısla tanıştım. O, benim Ankara'ya neden geldiğimi zaten biliyordu. O, beni İ.O.'ya yönlendirdi. Ben, E.D.'nin HSYK'da görevli olduğunu daha sonra öğrendim. Ben, İ.O.'yu makamında ziyaret ettim. Burada kendisine unvanlı görev talep ettiğimi ilettim. O da benim talebimi not aldı ve daha sonra 2013 yılı yaz kararnamesi ile … Ağır Ceza Mahkemesi başkanı olarak atandım..." yönündeki ifadesi de yukarıda yer verilen tespitleri doğrulamaktadır.
Davalı idare tarafından dosyaya sunulan davacıya ait hizmet belgesinin incelenmesinden, davacının adalet başmüfettişi olarak görev yapmakta iken FETÖ/PDY terör örgütünün yargıda etkin olduğu dönemde 13/01/2011 tarihinde HSK Kurul Başmüfettişi olarak atandığı, 25/02/2011 tarihinde de Yargıtay üyeliğine seçildiği görülmüştür.
Davacı tarafından bu tespit ile ilgili herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Netice itibarıyla, davacının FETÖ/PDY terör örgütünün yargıda etkin olduğu dönemde Bakanlık bünyesinde adalet başmüfettişi ve HSK Kurul Başmüfettişi olarak görevlendirilmesinin ve yargıda önemli bir makam olan Yargıtay üyeliğine seçilmesinin yukarıda yer verilen diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, anılan örgütle iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.
d) Diğer Hususlar
Davalı idare tarafından dosyaya sunulan ve davacı hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 11/10/2017 tarihli iddianamede yer alan Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı tarafından sunulan, 01/12/2017 tarih ve 2017/MAR.16-01/81 sayılı Mali Analiz (MASAK) Raporunda; davacının, ... Ağır Ceza Mahkemesinin … Esas sayılı dosyası kapsamında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan hakkında kovuşturma yürütülen kardeşi M.K.'ın 20/06/2011 de açtırdığı Bank Asya hesabına davacının 27/01/2014 tarihinde 20.000 TL havale gönderdiği, M.K.’ın belirtilen hesaba 2014 ocak döneminde 23.000, 2.000 ve 600 TL nakit yatırdığı ve şahsın hesap bakiyesinin davacının para transfer ettiği 2014 ocak döneminde artış yaşadığı belirtilmiştir.
Davacı tarafından, bu delile karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Netice itibarıyla davacının silahlı terör örgütüne üye olma suçundan hakkında kovuşturma yürütülen kardeşinin Bank Asya hesabına 17/25 Aralık 2013 tarihinden sonra para göndermesinin yukarıda yer verilen diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, davacının anılan örgütle iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.
6) Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu karar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın, AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan "özel hayata saygı hakkı" çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen "özel hayat" kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen karar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak "kanunla öngörülmüş olma", aynı maddede sayılan "meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma" ve "demokratik bir toplumda gerekli olma" ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa'nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin "şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması", "anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması" gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS'in 8/2 ve Anayasa'nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS'in 15. ve Anayasa'nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS'in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa'nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu karar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu karara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa'nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu karar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS'in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı" hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararın müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS'in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.
7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte iadesi isteminin de reddi gerekmektedir.
D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte iadesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
3. Davacının adli yardım isteminin kabul edilmiş olması nedeniyle davanın açılışı sırasında tahsil edilemeyen ve ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL'den yatırılan vekalet harcının düşülmesi sonucu kalan toplam … TL yargılama giderinin davacıdan tahsili için müzekkere yazılmasına,
4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 27/05/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2017/4711
Karar No : 2021/1595
**DAVACI:** …
**VEKİLİ:** Av. …
**DAVALI:** … Kurulu
**VEKİLİ:** Av. …
DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali ile bu karar nedeniyle yoksun kalınan parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu kararlar tesis edilirken, hiçbir aşamada savunmasının alınmadığı, bu sebeple savunma hakkının ihlal edildiği, hakimlik teminatı dikkate alınmaksızın ve soruşturma yürütülmeksizin disiplin cezası verildiği, isnat edilen suçlamanın belirli olmadığı, somut bir tespit yapılmadan ve hukuken kabul edilebilir bilgi, belgeye dayandırılmadan işlem tesis edildiği, masumiyet karinesinin, suç ve cezaların şahsiliği ilkesinin, özel hayatın gizliliği ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiği ileri sürülerek dava konusu kararın hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir.
DAVALININ SAVUNMASI : Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararın amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa'nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanun'un 33. maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen karar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararın hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'İN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI …'IN DÜŞÜNCESİ: Dava, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali ve bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
T.C. Anayasasının 138. maddesinde, "Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.", 139. maddesinde, "Hakimler ve savcılar azlolunamaz, meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.", "Hakimler ve Savcılar Kurulu" başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında, "Kurul, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında idari karar alma, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; maddenin 10. fıkrasında ise, "Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz. " hükümlerine yer verilmiştir.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hakimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" başlıklı 53. maddesinde, "Hakim ve savcıların: a)-Bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b)- Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması, hallerinde görevleri sona erer." hükmü öngörülmüştür.
6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu'nun "Kurulun görevleri" başlıklı 4. maddesinin; hakim ve savcılarla ilgili olarak (b) fıkrasının 6. bendinde meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, 7. bendinde, disiplin cezası verme, 8. bendinde de görevden uzaklaştırma işlemlerini yapmak Kurulun görevleri arasında sayılmıştır. "Genel Kurulun Oluşumu ve Görevleri" başlıklı 7. maddesinin 2. fıkranın (ı) bendinde de, Adli ve İdari yargı hâkim ve savcıları hakkında meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma Genel Kurulun görevleri arasında sayılmış, "Yeniden inceleme, itiraz ve yargı yolu" başlıklı 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'da görüleceği hükme bağlanmıştır.
Diğer taraftan, kamu düzeni ve güvenliği açısından Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde Milli Güvenlik Kurulu'nun, Hükümete olağanüstü hal ilan edilmesi yönünde 20.07.2016 günlü, 498 sayılı tavsiye kararı üzerine toplanan Bakanlar Kurulu'nca 15.07.2016 tarihinde başlatılan darbe girişimi üzerine ülke genelinde olağanüstü hal ilan edilmesine karar verilmiş ve bu karar TBMM'de onaylanarak yürürlüğe girmiştir.
2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu uyarınca 23.07.2016 günlü, 29779 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin "Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler" başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında, "Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir." şeklinde düzenleme yapılmış ve bu Kanun Hükmünde Kararname, 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun ile yasalaşmış, 08.03.2018 tarihinde yürürlüğe giren ve 7075 sayılı Kanun ile yasalaşan 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 11. maddesinin 2. fıkrasında da, meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenlerin, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'a dava açabilecekleri hükme bağlanmıştır.
Dosyanın incelenmesinden, dava konusu Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunun … günlü, … sayılı kararıyla, ilgililer hakkında Kurula intikal eden ihbar, şikayet, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Kurulun, FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları ile birlikte dikkate alınarak yapılan değerlendirme sonucu adı belirlenen hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nin 3'üncü maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu gerekçesiyle, 23/07/2016 günlü, 29779 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3'üncü maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verildiği, anlaşılmaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 günlü, E:2017/16-956, K:2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 24/04/2017 günlü, E:2015/3, K;2017/3 sayılı kararında da, FETÖ/PDY'nin silahlı bir terör örgütü olduğu belirlenmiş bulunmaktadır.
Bakılmakta olan davanın incelendiği tarih itibariyle dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden; davacı hakkında "silahlı terör örgütüne üye olma" suçu nedeniyle açılan kamu davasında Yargıtay ... Ceza Dairesinin … günlü, E:…, K:… sayılı kararı ile suçun sabit görüldüğü gerekçesiyle mahkumiyet kararı verildiği anlaşılmıştır.
Bu durumda, meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin dava konusu Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu kararında mevzuata ve hukuka aykırılık görülmemiştir. Davacı hakkında tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmaması karşısında bu işlem nedeniyle ortada tazmini gereken bir zarar da bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmeyerek işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:
A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.
2) Davacıya İlişkin Süreç
... tarih ve ... sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından 29/11/2016 tarih ve 2016/434 sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın iptali ve bu kararlar nedeniyle yoksun kalınan parasal haklarının yasal faiziyle birlikte iadesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Öte yandan davacının, ceza yargılaması sonucunda Yargıtay ... Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 8 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan mahkumiyet kararının kesinleşmediği görülmüştür.
B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...”
2) AİHS
AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."
AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."
3) Kanun
667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır...”
4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.
C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS'in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS'in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM'e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, "yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması" şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Bu kapsamda davacının adli yardım istemi, Dairemizin 30/11/2017 tarihli kararı ile kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava dosyasına sunulmuş olan ve davacı hakkında yeni bilgi ve belgeleri içeren 31/08/2018 tarihli ek beyan dilekçesi ve eki CD, 05/11/2019 tarihli ara kararımızla davacıya tebliğ edilmiş ve söz konusu bilgi ve belgelere ilişkin beyanlarını sunabilmesi için davacıya otuz gün süre verilmiştir.
Bu kapsamda, 11/06/2020 tarihli ara kararımızla, davalı idare tarafından dosyaya sunulmuş olan ve davacı hakkında yeni bilgi ve belgeler içeren ve 06/11/2018 tarihinde davacı vekiline tebliğ edilmiş olan 16/10/2018 tarihli ikinci savunma dilekçesi ve eki CD'de yer alan bilgi ve belgelere ilişkin beyanlarını sunabilmesi için davacıya on gün süre verilmesine karar verilmiştir.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bu kapsamda, davacının ek süre talebi Dairemizin 05/06/2018 tarihli kararı ile kabul edilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in "Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay'da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay'da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.
2) FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ'nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
"Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup ...bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. ...Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. ...Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır...
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir...
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır...
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir...
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır..."
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı … kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.-- …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ("T" taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, "önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.
3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa'nın "Hâkimlik ve savcılık mesleği" kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede "... Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar." denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
4) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.
a) ByLock Delili
i. ByLock Uygulamasına İlişkin Genel Değerlendirme
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında belirtildiği üzere ByLock uygulaması, kullanılması için indirilmesi yeterli olmayan ve özel kurulum gerektiren, kullanıcıların haberleşebilmesi için her iki tarafın önceden temin ettikleri kullanıcı adlarını ve kodlarını eklemeden taraflar arasında mesajlaşmanın başlayamadığı, bu bakımından sadece oluşturulan hücre tipine uygun şekilde bir haberleşme gerçekleştirilmesine imkân veren, kriptolu anlık mesajlaşma, e-posta gönderimi, ekleme yoluyla kişi listesi oluşturma, grup içi mesajlaşma, kriptolu sesli görüşme, görüntü veya belge gönderebilme özellikleri bulunan, böylece kullanıcılarının, örgütsel mahiyetteki haberleşmelerini başka herhangi bir haberleşme aracına ihtiyaç duymadan gerçekleştirmesine olanak sağlayan bir iletişim sistemidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında; ByLock uygulamasının 2014 yılı başlarında uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olduğu, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve bluetooth yoluyla yüklenildiği hususunun yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesaj ve e-postalardan anlaşıldığı, ByLock üzerinden yapılan iletişimin çözümlenen içeriğinin tamamına yakınının FETÖ mensuplarına ait örgütsel temasa ve faaliyetlere ilişkin olduğu; kullanıcılar tarafından buluşma adreslerinin değiştirilmesi, yapılacak operasyonların önceden bildirilmesi, örgüt mensuplarının yurt içinde saklanması için yer temini, yurt dışına kaçış için yapılan organizasyonlar, himmet toplantıları, açığa alınan veya meslekten çıkarılan örgüt mensuplarına para temini, örgüt liderinin talimat ve görüşlerinin paylaşılması, Türkiye'yi terörü destekleyen ülke gibi göstermek amacına yönelik faaliyette bulunan birtakım internet adreslerinin paylaşılması ve bu sitelerdeki anketlerin desteklenmesi, FETÖ'ye yönelik yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda şüpheli veya sanıkların hâkim ve Cumhuriyet savcılarınca serbest bırakılmasının sağlanması, örgüt mensuplarına müdafi temin edilmesi, örgüt üyelerinden kimlere operasyon yapıldığına ve kimlerin deşifre olduğuna ilişkin bilgilerin paylaşılması, operasyon yapılması ihtimali olan yerlerde bulunulmaması ve bu yerlerdeki örgüt için önemli dijital verilerin arama-tarama mesulü olarak adlandırılan kişilerce önceden temizlenmesi, kamu kurumlarında FETÖ aleyhine görüş bildiren veya yapılanmayla mücadele edenlerin fişlenmesi, sistemin deşifre olduğunun düşünülmesi halinde ByLock iletişim sisteminin kullanımına son verilerek Eagle, Dingdong ve Tango gibi alternatif programlara geçiş yapılacağının haber verilmesi, yapılanmaya mensup kişilerin savunmalarında kullanabilmeleri amacıyla hukuki metinler hazırlanması gibi örgütsel nitelikte ve amaçta mesajlar gönderildiği ifade edilmiştir.
Bylock delilinin hukuki niteliği ile ilgili olarak ise Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yukarıda anılan kararında; Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesinin 32. maddesi ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 4.maddesinin 1.fıkrasının (i) bendi ile 6.maddesinin 1.fıkrasının (d) ve (g) bentlerine uygun şekilde Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından elde edilen Bylock'a ilişkin dijital materyaller hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Ceza Muhakemesi Kanununun 134.maddesi gereğince Ankara Sulh Ceza Hakimliğince verilen ''inceleme, kopyalama ve çözümleme'' kararına istinaden bilgisayar ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı görülmüştür.
Nitekim Anayasa Mahkemesi de Bylock verilerinin kanuni bir temele dayanmadan ve hukuka aykırı şekilde elde edildiğine yönelik iddialar yönünden yapılan başvuruda; 4/6/2020 tarih ve Başvuru No: 2018/15231 sayılı kararı ile Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi aynı kararında, yapısı, kullanım şekli ve teknik özellikleri itibarıyla sadece FETÖ/PDY mensuplarınca -örgütsel iletişimde gizliliği sağlama amacıyla- kullanılan kriptolu iletişim ağının başvurucu tarafından kullanılmasının terör örgütüne üye olma suçu açısından mahkumiyete dayanak olarak alınmasının, adil yargılanma hakkı kapsamındaki usul güvencelerini etkisiz hale getiren keyfi bir uygulama olarak değerlendirilemeyeceği tespitinde de bulunmuştur.
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan bazı kişilerin ByLock uygulamasına ilişkin birtakım ifadelerde bulunduğu görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan Y.G. isimli şahıs tarafından İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesine sunulmuş beyan: “Bana ByLock adlı programı indirmemi 2014 Temmuz’da … adlı kişi söyledi. Önce VPN programını daha sonra da ByLock’u kurmamı, VPN’yi açmadan ByLock’u kullanmamam gerektiğini açıkladı. Daha sonra beni kendisi ekledi ve onaylamamı söyledi. Böylece buradan daha güvenli mesajlaşabilecektik onlara göre. Çünkü 2014 HSYK seçimleri yaklaşmaktaydı ve hızlı bir haberleşme ağı lazımdı.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö. isimli şahsa ait Malatya Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 16/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “2014 HSYK seçimlerinden yaklaşık 3-4 ay önce E.E.’nin evinde toplanmıştık. …… abi denilen kişi bir programdan bahsetti. Bu program üzerinden haberleşeceğimizi söyleyerek telefonlarımızı istedi. Kendisi telefonlarımıza ByLock denilen programı söz konusu sohbet sırasında yükledi. …ByLock programını kullanan cemaatteki herkesin paylaşımlarını görmek mümkün değildi. Sadece arkadaş listesi (grup) şeklinde oluşturulan arkadaşlarla konuşabilmekte ve yazılar paylaşabilmekteydik. …HSYK seçimlerinin sonuna kadar ByLock programı üzerinden haberleşme sağlanıyordu. Cemaat mensuplarının istemleri doğrultusunda seçimlerden sonra ByLock programını sildim.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.B. isimli şahsa ait Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 22/03/2017 tarihli sorgulama tutanağı: “… isimli şahıs telefonuma ByLock yüklemek istedi. Ancak akıllı telefonum olmadığı için yükleyemedi. Ben de eşimin telefonunu kendisinden habersiz aldım. Bir şeyler yaptı. Bundan sonra buradan haberleşeceğiz dedi. ……, hâkim ve savcıların kişisel bilgilerini (dünya görüşü, siyasi görüş vs.) özellikle ByLock’tan ona atmamı istiyordu. …… bana tablet almamı, başka bir akrabamın adına hat almamı söyledi. Ancak ben bunu da yapmadım. Daha sonra …, bana içinde hat olan bir tablet getirdi. Tablette ByLock programı yüklüydü. Gelen yazıları okuyordum. Ayrıca bana tablette silme programını gösterdi. Herhangi bir durumda onu kullanmamı söyledi.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.Ö. isimli şahsa ait Çankırı Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 02/03/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “2014 yılının Ağustos ayında E.Ö. çalıştığı yer olan Silivri’ye gelmemi söyledi. Silivri’ye gittikten sonra beni oradan alıp Silivri İlçesinde oturan D.S.’nin evine götürdü. Burada … kod adlı şahıs da vardı. Kendisi telefonumu istedi. Kendisi bana ByLock isimli programı yükledi. Artık buradan haberleşeceğimizi bana söyledi. Çünkü benim tek kaldığımı, bir şekilde haberleşmemiz gerektiğini söyledi. 2015’in Şubat ayına kadar bu program üzerinden haberleştik.”
Bu durumda, FETÖ tarafından gizliliği sağlamak için örgütsel haberleşme amacıyla oluşturulduğu ve münhasıran FETÖ tarafından kullanıldığı anlaşılan ByLock uygulamasının yüklendiğinin, bu ağa dâhil olunduğunun tespit edilmesi hâlinde, bu kişilerin örgüte üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut örgütle irtibatı ortaya konulmuş olabilecektir.
ii. ByLock Delilinin Davacı Yönünden Değerlendirilmesi
Dava dosyasında, … Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları Soruşturma Bürosunun … tarih ve … CBS Soruşturma Dosyası sayılı yazısı ile Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliğine gönderdiği 1776 yargı mensubuna ait ByLock kullanıcı bilgisinin bulunduğu "Excel Tablosu" ile Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından davacı hakkında düzenlenmiş "ByLock CBS Sorgu Sonucu Raporu" yer almaktadır.
Dava dosyasına sunulan ByLock kullanan hakim ve savcıların yer aldığı Excell Tablosunun ve ByLock CBS Sorgu Sonucu Raporunun incelenmesinden; söz konusu belgelerle davacının adı ve soyadının yer aldığı, davacının ByLock kullandığı tespit edilen GSM aboneliğinin …, tespit edilen cihaza ait IMEI numaralarının … ve …, ilk tespit tarihinin 13/08/2014 olduğunun belirtildiği görülmüştür.
Bununla birlikte davacının yargılandığı Yargıtay ... Ceza Dairesinin … tarih ve E:… sayılı dosyasında, davacı adına kayıtlı … numaralı GSM hattına ait HTS kayıtları ve ByLock sorgu sonuçlarının incelenmesi sonucu hazırlanan 22/10/2018 havale tarihli bilirkişi raporunda: "… IMEİ numaralı ... marka ... model ve … IMEİ numaralı .. marka ...model iki ayrı cep telefonu ile … numaralı GSM hattı kullanılarak "…" ve "…" numaralı ByLock IP'lerine, 13.08.2014 tarihi saat 13:55 ile 14.02.2015 tarihi saat 13:40 arasında toplam 5279 kez bağlanıldığı, İletişim tespiti verileri ile HIS (CGNAT) verileri arasında teknik açıdan herhangi bir uyumsuzluğa rastlanmadığı, ByLock sorgu sonuçlarında tespit edilen IMEİ numaraları ile … numaralı GSM hattından ByLock IP'lerine bağlanıldığı sırada kullanılan cep telefonlarının aynı olduğu" tespitinde bulunulmuştur.
Davacı tarafından, Bylock kullanıcısı olmadığı ve Bylock delilinin hukuka aykırı olarak elde edildiği beyan edilmiştir.
ByLock uygulaması ile ilgili yukarıda aktarılan hususların ve davacı hakkında düzenlenmiş olan Excell Tablosunun ve ByLock CBS Sorgu Sonucu Raporunun birlikte değerlendirilmesi sonucunda davacının bu beyanına itibar edilmemiştir.
Netice itibarıyla davacı hakkında düzenlenen Excell Tablosunun ve ByLock CBS Sorgu Sonucu Raporunun incelenmesinden; davacı tarafından … GSM numarasından, … ve … IMEI numaralı cihazla ByLock uygulamasının yüklendiği anlaşılmaktadır.
b)Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları ve Davacının Adının Geçtiği ByLock Yazışmaları
Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan B.E., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 28/11/2016 tarihli tanık ifade tutanağında; “... Özellikle 2011 yılında yapılan Yargıtay ve Danıştay üyeliği seçimlerinde bu iş bir pazarlığa dönüştü için daha önce tanımadığım bir çok mensuplarını bu vesileyle öğrenmiş oldum. Bu kapsamda tanıdığımız veya bu seçimler nedeniyle kendi ifadeleriyle bu yapıya mensup olduğunu öğrendiğimiz Yargıtay üyeleri şunlardır; ......,”
Aynı tanık davacının yargılandığı Yargıtay ... Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında yer alan beyanında; "Sanık hakkındaki bilgilerim 2013 Aralık önceki döneme ait. Dolayısıyla o dönemde bu yapı nasıl biliniyorsa benim bilgilerimde o çerçevede. Yani o dönemde bu yapı işte bir cemaat olarak biliniyordu. 2013 Aralık öncesinde. Bende bakanlıkta 96'dan 2010 yılına kadar personelde çalıştım. Ondan sonra da HSYK'da bir sene üye olarak çalıştım. Müsteşar olduğum dönemde de 1. Daire üyesi olarak Aralık 2013 tarihine kadar görev yaptım. Dolayısıyla hakim savcıların özlük işleriyle ilgili bölümde çalıştım. ...'ı öyle bire bir benim yanıma ziyarete falan geldiğini de hatırlamıyorum. Bire bir görüşmüşlüğüm, tanışmışlığım yok kendisiyle ama ismende sima olarak bakanlıkta, kurulda görmüşlüğüm var. O şekilde gıyaben kendisini tanıyorum ve zaman içindeki bilgilerimden de o zamanki cemaat mensubu arkadaşlardan diye bir kanaatim var benim. Öyle bir kanaat edinmiş durumdayım. Asıl kendisiyle ilgili kanaatimi şey yapan da benim yaptığım çalışmada kendi listeme almamın sebebi de 2011'deki üyelik seçimlerinde ...'ı cemaat mensubu kuruldaki üyeler özellikle talep ettiler, istediler. Şimdi 2011'deki Yargıtay üyeliği seçiminden sonra yani Yargıtay'daki bu yapı mensuplarının uygulamalarıyla ilgili Bakanlığa şikayetler ulaşmaya başladı. Daha önce mesela bir önceki şeyde aklıma gelmemişti. Mesela Yargıtay'dan 2013 yılının başında bir yüksek seçim kurulu üyeliği seçimi yapılacaktı herhalde. 3 tane aday seçilecekti. Bir Yargıtay üyesi arkadaşım geldi yanıma. Dedi ki, daha seçim süreci başlamadı ama ortada 3 kişinin ismi geziyor dedi. Kimmiş bunlar dedim. İşte bahsetti. O seçilen üyelerin isimleriydi. YSK'ya seçilen üyelerin isimleriydi. Hadi dedi, Sadi Bey'e bir şey demiyoruz ama diğer 2'si de bu yapıya mensup gibi ifadeler kullandı. Peki dedim, sizinle hiç görüşen olmadı mı bu konuyu. Yani değerlendirme yapmadınız mı Yargıtay'da kendi içinizde. Yok dedi. Daha öncede geçen duruşmada da anlatmıştım. Bazı yargısal konularda mensubiyetle hareket edildiğine ilişkin olaylar kulağımıza geldi. Bir tanesine müdahilde oldum ki İstanbul H.K.'nun mahkumiyet kararı verilmişti kendisine Silivri'de ve bu kararın Yargıtay'da, Yargıtay tarafından da herhalde kendisi dilekçe vermiş. Bir an önce karara bağlayın diye. Bizde o kadar hızlı bağlanacağını bilmiyorduk. Onanmıştı. Bu konuda Yargıtay başsavcısıyla İ. Bey'le beraber gidip görüştük. Yani dedi ki, bu karar itiraz etmesini istedik sayın başsavcıdan. Çünkü, ben kararı dosyayı inceledim. Dedim ki, ben bir idari yargı mensubuyum ama dosyayı inceledim ortada bir suç yok. Burada varsa bu bir görev suçu. Dolayısıyla mutlaka izin alınması gerekir vesaire. Sayın başsavcı da itiraz etti ve o karar değişti. Önceki müsteşarımız A.K.'la ilgili bir tazminat görüşüldü. Yine bir mensubiyet hissi ile kararında lehine verilen kararın, tazminat kararının bozulduğu şeklinde. Yalnız mensubiyetlerin işe yansıdığına ilişkin kanaatler bizde oluşunca ne yapılabilir noktasında biz sayın bakanla da daha üst seviyedeki kişilerle de görüşerek alınması gereken tedbirler hakkında görüştük. Hatta ben bu kapsamda hemen benden sonra çıkan bütün kanun tasarılarını şuan ki HSYK üyesi Y.Ş. Bey'le beraber oturarak bizzat kendim hazırladım. Yani kanunlar genel müdürü gibi çalıştım. Akademi kanununa, adalet akademisine, HSYK kanununa, Yargıtay, Danıştay Kanununa, Yargıtay'dan, Danıştay'dan arkadaşlarda katıldılar bu çalışmalarımıza. Ve benim en son önerimde bu yapıya mensup arkadaşları yani duyuyorduk. Belirleyelim ve Yargıtay'dan, Danıştay'dan uzaklaştıralım şeklindeydi. Bunu da şöyle yapabiliriz diye düşündüm. Yargıtay üyeliğiyle ilgili bir süre yok. Halende yok bildiğim kadarıyla. Daha sonra geldi herhalde yeni, o zaman yoktu. O zaman yoktu. Bir süre yoktu. İsnaflarda kanunla görevlendirebiliriz şeklinde bir kanaat belirttim ve oturdum. Gerçi sadece Yargıtay'la ilgili çalışmayı kendim yaptığım için anlatıyorum ama bütün teşkilatta bir çalışma başlattım. Yani adli yargıda, idari yargıda, bakanlıkta. Bakanlık ve idari yargı ayağı tamamlandı. Bana tespit edildi. Hem bakanlıkta bıraktım ben görevden ayrılmadan hem de HSYK'ya da gönderdim bu listeleri. Adli yargı henüz bitmemişti ama yarılamıştık orada da. Yani bu yapı mensuplarını tespit edip sistemin dışına bir şekilde almanın yollarını araştırmaya ben, benim dönemimde başlandı. Ben bu çalışmayı yarıladım. Elde ettiğim listeleri de ilgili bütün makamlara sundum. Biraz öncede söyledim. MİT müsteşarına dahil verdim ve bir gün sonra Yargıtay, Danıştay üyelerinin listesi yayınlandı. Ve o yaptığım çalışmada da hem kendi bilgilerimi, bize gelen talepleri (internet sitesinde yayınlanan listelerden bahsediyorsunuz?) O listeyi ben sayın H.F.'a verdim. O benim kendimin yayınlamamı istedi. Dedi ki, benim, ben dedim. Şuanda herhangi bir sosyal paylaşım sitesi veya şeyim yok. Twitter, facebook kullanmam. O tarihte de kullanmıyordum. Bilgisayardan çok az anlarım. Ben öyle şeyleri beceremem dedim. Kendisine verdim ve ertesi gün o başka bir yerde yayınladı bu listeleri. O şekilde de kamuoyu da öğrenmiş oldu. (H.F.'dan başkalarına da verdiniz mi listeyi? sorusuna) En az 20 kişiye verdim. Verdiğim 10 kişiyi de söyledim. Bütün mevcut Adalet Bakanlığına, eski Adalet Bakanlarımıza, komisyon başkanlarına, adalet anayasa...(H.F.'a verdiğin de diğerlerine de vermiş miydin listeyi? sorusuna) En son ona verdim. O şekilde yani hatta ... Bey'e de listeyle beraber nasıl bir kanun çıkması gerekir şeklindeki o bilgi notunu ... Bey'e de verdim ve mevcut müsteşarla da paylaş dedim. (Başkan: ... Bey?) ... ... Bey. Şuan HSYK üyesi. O zaman Kanunlar genel müdürümüzdü. Beraber çalışmıştık zaten kendisiyle bu tasarılara da. Yani bizim şeyimiz hepsiyle ilgili böyle bir müşadem yok ama özellikle bazı dairelerdeki bu yapı mensuplarının mensubiyetlerini işlerine yansıttığıyla ilgili kanaatlerimiz vardı. Aynı şey bakanlıkta da oldu. Mensubiyetini işine yansıttığı müsteşarlığım dönemimde. Birim amirlerini tespit ettim. Bunların tamamını görevden aldım. 5 birim amiri, adli tıp kurumu başkanıyla beraber ve 3 tanesinin sicili de bana geldi. Mensubiyetlerini işlerine yansıtıyorlar, objektif davranmıyorlar şeklinde sicilde verdim. Yani bu konuda mensubiyetin işlerine yansıması nedeniyle bu yapı mensuplarına karşı böyle bir tavır gelişti. Geliştirdim daha doğrusu. Ve ilgili makamlarında onayını alarak ilgili yasaları da hazırlaması öncülük ettim. Bu kapsamda da böyle bir liste Yargıtay'la ilgili hazırladım. O listede de gerek ... Bey'in ismi bize getirilen isimlerdendir. Mensup, cemaat mensubu üyeler tarafından o zaman. HSYK üyeleri tarafından. Bize getirilen isimlerdendi. HSYK teftişten. O nedenle de yani daha önceki kendisiyle ilgili çok yakın bir bilgim yoktu açıkçası. 2011'deki seçimde getirilen isimlerden birisiydi, ... Bey. O şekilde bendeki kanaat oluşmuş oldu. (Listeye bu şekilde aldınız?) Evet. (Başka ... Bey'le ilgili özel bir toplantınız, bir yerde sohbetiniz, yemeğiniz?) ... Bey'le benden direk böyle yani şu mesafeden yakın olmamıştır. Onun için gıyaben dedim. Mesela bir önceki sanık bana bir kaç defa ziyarete gelmişti ama yüz yüze hiç yakın oturup görüşmemişimdir kendisiyle. Gıyaben tanıyordum o yüzden. Bu listede isminin getirilmesi o cemaat mensupları tarafından seçilmesinin talep edilmesi nedeniyle daha sonra da yani çok somut kendisiyle ilgili ben listemi yaparken bahsettiğim gibi hem Yargıtay'dan hem HSYK'dan arkadaşlardan da o listeyi yaparken emin olmadığım kişileri sordum. O listeyi oluştururken. O şekilde oluşturdum. Yaptığım listede de kendisinin ismi var yani. (Sanık: Benim görevimi yapmamla ilgili kendisine hiç hakim savcılara tavır ve davranışlarım, sicil düzenlemelerim veya personel davranışlarındaki olumsuz bir şey intikal etmiş mi? Hani belli bir bakış açısına tavır yaptım diye? sorusuna) ... Bey'in görevini işine yansıttığıyla, mensubiyetini işine yansıttığıyla ilgili veya kendisiyle ilgili somut bir şikayet bana ulaşmadı."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.K.Ö., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 27/10/2016 tarihli sorgulama tutanağında; “Ben 19. dönem hakim adayıyım. Askerden dönenlerden oluşan ara dönem olduğum için bu dönemde Fetullah Gülen cemaati mensuplarının fazla olmadığını söyleyebilirim. Fetullah Gülen cemaati mensuplarının devre arkadaşlığı ve devre toplantıları olarak bir araya geldiğimiz olmuştur. Bu kişiler C.Ö., ... ve A.K.ten oluşmaktaydı. Yılda bir defa devre toplantısı olarak bir araya gelir ve yemek yerdik. Bu toplantılarda fazla sürmedi. Çünkü bizim sayımız azdı.”
Aynı tanık davacının yargılandığı Yargıtay … Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında yer alan beyanında; "Bu konuda savcılıkta ek ifade vermiştim. O ifademi tekrar ediyorum. Tabi sanığın, sanıkla tanışıklığımız stajda aynı dönemdik ama çok fazla bir şeyimiz yoktu. Çok uzun zaten ben daha öncede bahsetmiştim. O dönemlerde benim cemaatle herhangi bir bağlantımda yoktu. Daha sonra Ankara'ya geldikten sonra kendisi de zannediyorum kurul teftişinde müfettiş olarak çalışıyordu. O dönemlerde de çok ilişkimiz yoktu ama Yargıtay üyesi olduktan sonra bahsettiğim kişilerle tam sayıyı hatırlamıyorum ama çünkü sayımız çok azdı. Orada da söylemiştim. Dönem olarak bir veya iki defa bir yemek yedik. 4 kişiydik yanılmıyorsam. İşte ... Bey'de vardı. … Bey vardı ve A.K. vardı. Bir defasında da yanılmıyorsam A.K.'in babası zannediyorum öyle hatırlıyorum vefat etmişti. Bir taziyeye gitmiştik. O şekilde başka bir şeyimiz olmadı. Yani devre görüşmesi var mıydı diye sorulmuştu. Benim şeyim bilgim bu manada. Zaten bizim dönem asker artı bir dönemdi staj itibarıyla. Orada da çok kişi yokmuş. Tabi onu sonradan öğrendim. Bende o dönemde dediğim gibi cemaatçi tanımıyordum zaten. Yani terör örgütü üyesi olarak, silahlı terör örgütü üyesi olarak bir araya gelmedik. Ben biraz önceki ifademde de söylemiştim. Yani bir cemaat birlikteliydi. Başka bir şey değildi. (Müdafi: Devre toplantılarından bahsetmiş ama bu devre toplantılarına cemaat mensubu olmayan şahıslarda gelmiş mi? Gülen cemaatinin en önemli özelliklerinden birisi de mensuplarının belirli aralıkla düzenlediği sohbet toplantıları yapmalarıdır. Böyle bir toplantıya müvekkilim dahil olmuş mudur? Bilgisi var mıdır? sorusuna) Yani öyle dışarıdan herhangi bir kişi kesinlikle yoktu. Yani o şeylerimizi kesin olarak biliyorum. Zaten dediğim gibi sayımızda azdı. Diğerlerine katılıyor muydu onu bilmiyorum işin doğrusu. (Müdafi: müvekkilim herhangi bir şekilde cemaat toplatılarına katılıp katılmadığı sorusuna) Onu bilemiyorum ben. O konuda bilgim yok. (Himmet parası topladınız mı hiç? Devre arkadaş olduğunuz için bu bahsettiği isimler arasında? sorusuna) Yani ben bu devreler de himmet parası toplandığını bizim şeyimizde hiç görmedim. Öyle bir şey olmadı yani. (Şimdi yemeğe odaklanıldı da sizin ifadenizde yemek değilde toplantılar şeklinde bahsediliyordu. Yemeksizde olsa toplantı şeklinde bir araya gelmeler oldu mu? sorusuna) Onun dışında söylediğim sadece bir taziyeye gittik. Onun dışında bir şeyimiz, dedim ya şimdi ifademde de arz ettim. Yani öyle şöyle yapalım, böyle yapalım anlamındaki bir şey değildi. Yani yemekte genel sohbet arasında geçmiştir yani bazı şeyler konuşulur ama yani bunlar cemaat politikası anlamındaki işte hani şöyle yapalım, böyle yapalım anlamındaki şeyler değildi."
İfadesine başvurulan M.G., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 26/07/2016 tarihli sorgulama tutanağında; “..Toplantılar esnasında yukarıda bahsettiği kitap ve dergilere bizi diğer vatandaşları abone etmemiz konusunda telkinde bulunulur, ve kaç kişi abone ettiğimi sürekli sorarlardı, benim dahil olduğum grupta M.A., H.U., B.A., B.A.’ın damadı ismini bilmediğim soy ismi KIVRIL olan Yargıtay da üyeydi, o da örgüt içerisindedir, o dönemlerde kayınpederi iftiharla damadından bahsederdi kendisini bu örgüt içerisinde mevki makam sahibi yaptık diye..”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.Ş., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 10/01/2017 tarihli tanık ifade tutanağında; “Ben uzun bir süre Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı, HSYK Teftiş Kurulu Başkanlığında ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yaptığım için adli yargıdan bu yapıya müzahir olan çok sayıda kişiyi tanıyorum. Bu kişilerden hatırladıklarım;…. ...…"
Aynı tanık davacının yargılandığı Yargıtay ... Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında yer alan beyanında; "Biz kişiyle teftiş kurulu başkanlığında beraber çalıştık. Ben 2004 yılında teftiş kurulu başkanlığına gelmiştim. 2011 yılında ayrıldım, teftiş kurulu başkanlığında. Ama o dönem içerisinde kendisi adli yargı müfettişiydi. Bende iradi yargı müfettişiydim. Kendisiyle ilgili bu konuda bizim idari yargıda başmüfettiş olan G.C. Bey vardı, yine bu örgüte mensup. Biz hani adli yargıdan tanımadıklarımızı bende o zaman cemaatin içerisindeydim. 2011 yılının Eylül ayına kadar. 2011 Eylül ayında ayrıldım ben cemaatten. Bağımı koparttım. Yani o dönemde biz tanımadığımız kişileri ... Bey'e ben sorardım. ... Bey o zaman ... Bey hakkında bizim arkadaşlardandır ifadesini kullanmıştı. Yani benim bildiklerim bu kadar."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.H., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 03/11/2016 tarihli sorgulama tutanağında; “85- ...; Fetullah Gülen cemaat mensubu olan HSYK üyelerinin hazırlamış olduğu listeden Yargıtay üyesi seçilmiştir. Kendisini tanımıyorum, cemaat mensubu olup olmadığını da bilemiyorum.”
Aynı tanık davacının yargılandığı Yargıtay ... Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında yer alan beyanında; "..., Adalet Bakanlığı teftiş kurulunda müfettiş olduğu dönemden beni kendisini simaen tanırdım. O dönemde kendisiyle bir görüşmüşlüğüm olmadı. Daha sonra HSYK teftiş kurulunda çalıştı. HSYK teftiş kurulunda müfettiş olarak çalıştığı dönemde biz onu Yargıtay üyeliğine seçtik. 2010 yılı sonu itibarıyla tarihini kesin olarak hatırlamıyorum sayın başkanım. Yalnız M.K.'nın evinde biz bir görüşme yaptık. Bu cemaatçi HSYK üyeleri. (bu toplantıya katılan isimlerini söyler misiniz tamamının isimlerini? sorusuna) Şimdi ben vardım. İ.O., B.E., N.Ö., R.Y., Ö.K., A.B., genel sekreter M.K., genel sekreter yardımcısı E.D., genel sekreter yardımcısı M.B., Yargıtay'dan M.Ö., N.D., bir kaç kişi daha vardı ama şuan tam şey gelmedi aklıma, bu M.K.'nın evinde yapmış olduğumuz görüşmede bunların elinde 350-400 kişilik bir liste vardı. (Bunların derken kimi kast ediyorsun? sorusuna) Şimdi M.K. o çalışmayı önceden yapmış. Genel sekreter, HSYK genel sekreteri olarak bu çalışmayı yapmış. Elinde 350-400 kişilik bir liste vardı. Ben listenin tamamını görmedim ama. Şimdi bu listeyi duvara bir projeksiyon cihazı eve kurulmuş ve evin duvarına yansıtıldı. Orada isimler tek tek görüşüldü. Terfileri ve hal kağıtları da yazılıyordu. Yazılıydı o listede. Bizim adımıza ... Bey'e teşkilatı daha iyi tanıdığı için yani bakanlıkta da hep hakim savcı atamalarıyla ilgili işlemlerde çalıştığı için B.E. ve ben, bizim adımıza sen konuş İ. Bey dedik. Şimdi onların istediği karşı İ. Bey eğer bu kişinin bir sakıncası varsa geçmişte bir soruşturması varsa (Yani şöyle mi oluyordu. Diyelim A.H. yansıdı ismi. O konuda herkes şeyde bulunanlar fikirlerini mi söylüyordu. Yoksa içlerinden birisi mi söylüyordu? sorusuna) Onlar zaten önceden çalışmışlar. Yani İ.O., B.E. ve benim dışımda orada bulunanlar benim tahminim bu onlar önceden çalışmışlar. (Peki kimdi, sizinle muhatap olan kimdi o isimle ilgili? Şey mi, M.K. mı sunuyordu. sorusuna) Zannedersem M.K. sunuyordu efendim. Onu çok net hatırlayamıyorum. Ev sahibi M.K.'ydı. M.K., o projeksiyona duvara yansıttı. Liste duvarda gözüküyor, isim okunuyordu. M.K. tarafından okunuyordu. Yani tanıyan tanıdığı için fikir beyan ediyordu. Mesela Yargıtay'da tetkik hakimiyse daha öncede bu kişi diyelim Yargıtay tetkik hakimlerinden biri. Veya T.G.'de vardı o görüşmede. T.G.'de tabi Yargıtay tetkik hakimliğinden geldiği için kurula o tanıyordu. M.Ö. tanıyordu. N.D. tanıyordu. Kim kimi tanıyorsa o kişiyle ilgili beyanlarda bulunuyordu. Şimdi İ.O.'da bunların beyanlarına karşılık farklı bir bilgi varsa o da o bilgileri söylüyordu. Mesela diyordu ki, bu kişi bence belki terfileri çok iyi ama yani adliyede çok saygın biri değil. Yani bunun seçilmesini ben çok uygun bulmam. Bu HSYK'nın ismini zedeler, diyebiliyordu. Bizde İ.O. bizim adımıza konuştuğu için onun beyanlarını destekliyorduk. Şimdi burada istenen isimler arasında yani buda olur denilen istiyoruz, bunun seçilmesini istiyoruz denilen isimler arasında ...'da vardı. Ama ben ...'la geçmişte yani o gün ben ...'ı efendim ilk defa ceza evinde aynı koğuşta kaldığımızda konuştum. O güne kadar tek kelime bir konuşmuşluğum, tek kelime bir muhabbetim yok. Benim odama gelip gitmişte değil. Yani geçmişini çok bilmiyorum ama bildiğim net bir şey var. O evde yaptığımız, M.K.'nın evinde yapmış olduğumuz görüşmede cemaatten olan kurul üyelerinin ve diğer genel sekreter ve yardımcılarıyla Yargıtay'dan gelen tetkik hakimlerinin ittifak halinde bunu da seçelim, bu da iyi bir arkadaş. Çalışkan, başarılı, Yargıtay'da faydalı olur diye söyledikleri isimlerden biri de ...'ın ismiydi. (Şimdi İ.O., şöyle bir beyanda bulundu. Sizin bahsettiğiniz 350-400 kişilik liste vardı. Bunun üzerinde çalışırken işte bu cemaatçi dediğimiz kişiler bir kısım isimlerde çok ısrar ettiler. Bu 80 kişilik bir listeden de bahsediyor. Yani bu liste 80 kişiye düştü. Kendisinin yani İ.O.'un böyle bir rakamı telaffuzu var. Yani doğrusu o dur diye demiyorum ben. Yani bu şunun için soruyorum. Bir kısım çok ısrar ettiler ve 80 kişi böyle belirlendi. Şimdi ... Bey'in bu isimlerin hangisinde 350 kişilik listede mi yoksa seçildiğine göre 80 kişinin içinde miydi? Nasıl?) Efendim şimdi biz M.K.'nın evinde oturduğumuzda duvara yansı yansıtıldı. Herkesin ittifak edeceği isimler belirlendi. Fakat baştan şöyle pazarlık etmiştik. Bu belirlenen isimleri saymayacaksınız. ... Okur, hani tamam bu olur denen orada isimleri ayrı bir kağıda not halinde geçiyordu. Çıkan sonucu saymayacaksınız. Sayıya oynamayacaksınız diye biz bu arkadaşlara söyledik. Bu liste komple tarandı. 350-400 kişi tarandı, liste bitti. İ.O.'da tabi not alıyordu o isimleri eline. Bittikten sonra bu cemaatçi olan kurul üyeleri dediler ki biz bunu sayacağız dediler. Sayacağız. Kaç kişi olduğunu. Ama dedik bak biz sizinle böyle konuşmadık. Sayıya oynamak yok. Bu isimleri saymayacaksınız. Kaç kişi olduğunun bir önemi yok. Şuan şurada ortaklaşa belirlediğimiz bu isimler kurulda görev yapan cemaatçilerin talebi olarak biz bu isimleri alacağız. Hatta İ.O. dedi ki, biz bu isimleri bakan ve müsteşar nezdinde de savunacağız dedi. Yani seçeceğiz anlamında kesin bir söz vermedi ama bakan ve müsteşar beyin nezdinde de biz bunları savunacağız ama saymayın bu isimleri dedi. Şimdi sonra bizi dinlemediler. Ben sigara kullanıyorum. Ara ara balkona çıkıyordum. Evin içinde sigara içilmiyordu. O arada bir şey oldu. Geldim, baktım bu isimler saydılar. 80 çıktı ve biz buna razı değiliz dediler. Ben savcılık ifademde daha detaylı M.K., A.B., Ö.A.'ta vardı orada. M.K., A.B., N.D., Ö.A.. Bu 4'ü yani oturduğumuz salondan dışarı çıktılar. Bir 5-10 dakika kadar bizim yanımıza gelmediler. Daha sonra içeri girdiklerinde A.B. aynen şöyle dedi. Hoca efendiye danışılmış. Arkadaşlar 140'tan aşağısına razı olmasınlar demiş. Benim için tartışma bitmiştir. Biz 140'tan aşağısına razı değiliz dedi. O 80 çıkmıştı ya ona razı olmadılar. Efendim o ilk 80'nin içinde miydi ... yoksa sonradan eklenenler içinde miydi ben onu hatırlayamıyorum şimdi. Sonradan 107'ye çıktı bu sayı ama 3 ay sonra. Efendim biz bununla ilgili A.K. Bey'le görüştük. O zaman Adalet Bakanı müsteşarıydı. (ilk toplantı sonucu sorusuna) O gün dağıldık. Kavgayla dağıldı efendim. N.Ö., kapıyı çarptı çıktı. A.B., ben bunun pazarlığını bile yapmam...(O dönem henüz kanun çıkmamıştı ama ön hazırlıklar mı sorusuna) Efendim onu bakan bey söylemişti ama bu kanun çıkacak. Yargıtay'a en az 150 kişi seçilecek. Şimdiden hazırlıklarınızı yapın. Kanun çıkar çıkmazda seçimi yapmanızı istiyoruz. Bizim beklentimiz bu demişti. Bende bunu genel kurul toplantısında tüm kurul üyelerine duyurmuştum. Hepsine anlatmıştım ben bunu. Ona yönelik bir hazırlıktı. Kanun daha yürürlüğe girmemişti, çıkmamıştı. Daha sonra A.K. Bey'in yanına gittik. Hakim evinde kendisiyle görüştük. İ.O., B.E., ben A.K. Bey'in yanına gittik. Durumu anlattık. Dedik ki, yani bunlar çok fazla istiyor. A.K. Adalet Bakanı müsteşarı o zaman. Acaba bağımsız bakan mıydı efendim onu da tam... Bir dönemde bağımsız bakanlık yaptı A.K. seçim dönemi. Belki bakandı belki müsteşardı. Durumu kendisine izah ettik, anlattık. A.K. Bey, o zaman dedi ki yani bu hem anayasa değişikliği referandumunda cemaatin ciddi bir etkisi oldu. Yani bu Türkiye genelinde yapılan bu referandumda işte cemaat çok destekledi. HSYK seçimlerinde de üyelik seçimlerinde de taşraya yönelik cemaat çok ortak oldu bize ve bize destek oldu. Hemen hemen her il il dolaştılar falan. Yani bu ortaklığı bozmayalım. Bunları da ikna ederek bu sayıyı düşürün. 140 olabilecek, kabul edilebilecek bir rakam değil. Hatta 80 bile o an bizim düşüncemize göre kabul edilebilecek bir rakam değil. A.K. Bey tekrar görüşün, tekrar görüşün. Bizim bu görüşmemiz yaklaşık 2 ay, 2 buçuk ay her akşam oldu. Değişik evlerde, Yani R.Y.'ın evinde de oturduk. M.K.'nın (O bak R.Y. ismini saymadınız. R.Y. var mıydı o toplantıda? sorusuna) Vardı. R.Y. vardı. Tabi vardı. Yani benim bizim evde benim kendi oturduğum lojmanda yani değişik evlerde tekrar tekrar hemen her akşam bir araya geldik ve bu sayı pazarlığı yani isim pazarlığı devam etti. En son 107'de, ben 107 hatırlıyorum. Belki 108 olabilir, emin değilim. Bu sayıda kaldı. Daha aşağıda inemeyince en son seçimi yaptık. Biz cemaatçi kurul lideriyle bu görüşmeleri sonlandırdıktan sonra kurulun diğer üyeleriyle ama Yargıtay'dan ve Danıştay'dan 5 üye hariç diğer üyeleriyle tekrar tekrar onlarla da görüştük. Onların taleplerini de aldık. Tabi bakan beyin, müsteşar beyinde talepleri oldu. Bunları hep bir araya gelerek ama o 5 üye hariç. Yani A.S.E., N. …, Z.K., Z.Ö., bir kişi daha vardı ama A.K.. O 5'i hariç, bu 5'i hariç diğerleriyle bir araya geldik. Tekrar toplandık. Yani ilginç olan birde şu yalnız. Onu da açık söylemem lazım. Yani bu isimler belki onlara da verildi başka mahallerde yani veya kulis yapıldı, bir şey yapıldı. Çünkü, o insanlar bu isimlere karşı çıkmadıkları gibi bir çok isim çakıştı. Yani onlarında zaten listesinde..(Yani Yargıtay'dan seçilen üyelere siz hiç toplanmadınız mı? sorusuna) onlarla görüşme, onlarda dairede görüşmelerimiz oldu tabi. Gelip ya ben şunu seçmek bunu seçmek istiyorum diye. (böyle bir 107 kişilik liste onlarla paylaşılmadı mı? sorusuna) Yok yok efendim hayır. Bu 5 kişi Yargıtay'dan ve Danıştay'dan seçilen 5 üyeydi. Bunların haricindeki cemaatçi olmayan mesela R.A., İ.A., A.A., ondan sonra bir iki isim daha var. A.G. onlarla beraber tekrar bir araya geldik. Tabi cemaatçi kurul üyeleri de var, onlarda var. Hep bir araya geldik. Hakim evinde bir kaç kez görüşme yaptık. Onlarında bu isimlere muhalefet etmedikleri gibi bazı isimlerde çakıştı. Yani onların verdiği isimlerle de bu isimlerde bizim belirlediğimiz 107... (Peki Yargıtay'dan seçilen üyelerin tavırları nasıl belirlendi sorusuna) Efendim onlarla, onlar mesela ... Okur'la daha çok mesela N. Hanım 1.Dairede olması hasebiyle İ.O.'la sık sık görüşmüş. Benim odama da geldi zaman zaman. Yani seçilmesi istediği isimleri bize verdi. İşte A.K., işte ben şunun için destek istiyorum sizden dedi. Özcan'ın işte aklından geçen bazı isimler vardı. Z.K.. Her biri münferit olarak yani dairede mesai saatleri içinde seçim öncesi hani bizlere gelip ya ben şunun için sizden destek istiyorum. Yani ben şu kişinin seçilmesini istiyorum. Buna destek olun şeklinde talepleri oldu. (sanığın talebi doğrultusunda A.K., benim ismimi vermiş olabilir mi diye soruyor. Var mı böyle bir hatırınızda bir şey? sorusuna) Tabi A.K.'da vermiş olabilir. Yani ben şimdi mesela net hatırladığım bir iki isim var. A.K.'ın bu isimler arasında karşı olduğu bir kaç isim vardı. Mesela sonradan vefat etti. Bizim İzmir hakimiydi. Daha sonra Ankara hakimliğinden üyeliğe seçtiğimiz biri vardı. Şimdi ismini hatırlayamıyorum. O vefat etti ama. Yani 15 Temmuz darbe planından önce darbesinden önce, darbe girişiminden önce (G.D.?) Ha ona itiraz etmişti A.K., bu olmaz demişti. (Ama seçmiştiniz niye seçmiştiniz? sorusuna) Daha sonra ikna ettiler. Yani gittiler bire bir kendisiyle de görüştüler. Kendisini yolladılar belki. Mesela İ.K.'ye çok karşıydı. Bu olmasın diyordu A.K.. Yani o cemaatçilerin o bizim birlikte hazırladığımız o listede bazı isimlere itiraz etmişti. Ama şimdi ...'ın ismini verdi mi, mesela Ç.Ş.'i istedi. G.T.T.'ı istedi. Onlar hemşehrisiydi. Yani hemşehricilik kaygısıyla da değil belki ama bakanlıkta da yıllarca birlikte çalışmışlardı. Belki ...'ı da söylemiş olabilir ama onu hatırlayamıyorum. (Cumhuriyet Savcısı: Bu sizin ön çalışmanızdan müsteşar beyin o isimlerin hazırlanmasından bilgisi öncede oldu mu yoksa sonradan mı oldu? sorusuna) Şimdi biz listeyi hazırladıktan sonra gittik müsteşar beyle görüştük. Ama müsteşar beyin böyle bir görüşme olacağından haberi vardı."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan İ.O., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 14/12/2016 tarihli sorgulama tutanağında; “124) ...; Fetullah Gülen cemaat mensuplarının kontenjanından seçilen bir kişidir. Kendisini yakinen tanımam."
Aynı tanık davacının yargılandığı Yargıtay ... Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında yer alan beyanında; "... Bey, başmüfettişti. Daha önce Adalet Bakanlığında ve HSYK'da başmüfettişlik yaptı. 2011 seçimlerinde cemaat mensubu arkadaşların istedikleri isimler arasında ... Bey'inde ismi vardı. Yani birinci dosyada bahsettiğim bu 80 isim arasında ilk elemelerde geçen 80 isim içinde ... Bey'inde ismi vardı. Onun dışında kendisiyle ilgili somut bir bilgim yok. Birde 2013 yılında Yargıtay'da cemaat mensubu arkadaşların bütün sağ muhafazakar kesimin gücünü kullanmalarından dolayı rahatsızlık sebebiyle bazı yemekler tertip etmiştik B. Bey'le birlikte. Cemaat mensubu olmadığını bildiğimiz arkadaşları bir araya getirme, tanıştırma gibi yemekler vardı. O yemeklere de davet etmediğimizi hatırlıyorum kendisini. Çünkü, Yargıtay'ın içinde görüştüğümüz arkadaşlarla da istişare etmiştik. Kimleri çağıralım bu yemeklere, kimlerin gelmesi uygun olur, irtibatlı olmayan isimler kimlerdir diye yaptığımız çalışmada kendisini davet etmediğimizi hatırlıyorum. Bilgim bundan ibaret. (Müdafi:2011 seçimlerinde Gülen kontenjanından seçildiğini söylemiş ama bir listeden bahsediyor. Bu listeyi kim ve nerede aldı? Nereden gördü? sorusuna) o seçimlerde Yargıtay ve Danıştay'dan gelen üyeler dışındaki 17 üye birlikte çalışma kararı aldık. Bakan bey ve müsteşar beyin talimatıyla. Cemaat mensubu olduğunu düşündüğüm 8 arkadaş genel sekreterin evinde 300-350 kişilik bir liste, genel bir liste hazırlamışlardı. O listeden seçim yapmamızın uygun olacağını, bunların geldiklerinde birlikte hareket edebileceklerini, uyumlu çalışabileceklerini söylemişlerdi. (o toplantıya kimlerin katıldığını söyleyin.) Ö.K., A.K., R.Y., N.Ö., H.S., B.Ç., T.G., A.H., B. Bey ve bende oraya davet edildik. Orada bu 350 kişilik genel listede farklı isimler vardı. Farklı cephelerden isimler vardı. Biz oradan seçilemeyeceğini, diğer arkadaşlarında geriye kalan 17 kişinin 9'unun da isimleri olduğu, bizlerin isimleri olduğunu, tümünü buradan seçmemiz mümkün olmadığını söyleyince isimler üzerinde tek tek yaptığımız değerlendirmede arkadaşlar kendilerine yakın olduklarını düşündükleri isimlerde ısrarcı oldular. ... Bey'de oradaki 80'e kadar yani cemaat mensubu arkadaşların istedikleri 80'e kadar isimlerden bir tanesiydi. O nedenle biz cemaat bağlantısı olduğunu düşündük. (Arkadaşlar derken cemaate yakın olduğunu söylediğiniz kişiler mi ısrar ettiler? sorusuna) Evet. Yani onların istedikleri olsun diye biz çünkü o listeyi azaltmaya çalışıyorduk, elemeye çalışıyorduk. Onlarda o listeden olabildiğince fazla isim sokmaya çalışıyorlardı. Orada ilk 80'e kalan ilk elemelerde geçen arkadaşlardan bir tanesiydi. (Sanık: 350-400 kişilik bir listeden değerlendirme yaptıklarını söyledi. Sonra bir 80 kişi bunun indirildiğini belirtti. Yani burada seçerken sadece bir mensubiyetten dolayı mı bir seçim yapıldı yoksa bunların mesleki geçmişleri, liyakatı, terfileri, sicilleri mi değerlendirme konusu oldu? Çünkü, hani ben ısrar edildiği için öyle olduğunu düşünüyorum diyorsunuz. Böyle olduğunu biliyorum demiyor tanık. İkincisi, kendisi uzun yıllar personelde görev yaptı. Ben 10 yıl teftişte çalıştım. Hani benimle ilgili mesleğimi yaparken, görevimi yaparken, görevlerin gerekleri dışında acaba bir davranışım, ki kendisi tanımadığını söylüyor beni zaten muhtemelen ayrı binalarda farklı yerlerde çalıştığımızdan dolayıdır. Hakim savcılardan, personelden yani teftiş sırasında kendine intikal eden bir şey var mı acaba benim mesleğimi tarafsız olarak yapmadığım konusunda sorusuna) Başkanım, dikkat edildi elbette. Çünkü, 350 kişi yoksa 80'e indirme imkanı yoktu. Kıdemleri, terfileri işte mesleki durumları, çalıştıkları yerdeki kendisinden daha kıdemli olanlarla mukayeseler yapıldı. Bu çerçevede yani engel bir durum yoktu. Biz sadece o listede olup da herhangi bir yere mensubiyeti olmayan ama kıdem sicili itibarıyla uygun olan bazı arkadaşlara destek çıkılmazken bazı isimlere çok ısrarla sahip çıkıldığı için böyle bir kanıya vardık. Yoksa somut olarak mensubiyetinden dolayı seçilmiş değil. Onu bilmiyorum zaten o tarihte öyle bir ayrımda açıkçası yoktu. Öyle bir tartışmada yoktu gündemimizde. Fakat arkadaşların belli isimlerde ısrarcı olması ama en az ... Bey kadar uygun olan başka isimlerde işte kimisinin evet kimisinin hayır demiş olması bizi böyle bir düşünceye itti. Kendisiyle ilgili kanaatimle ilgili de isterseniz ikinci soruyla da ilgili şunu söyleyebilirim. Olumsuz bir şey duymadım. Gerçekten teftişte çalıştığı dönemde herhangi bir olumsuzluğu yansımadı. Olumsuzluğu olsaydı zaten seçilmesine karşı çıkardık. (Cumhuriyet Savcısı: Bir açıklama yapması anlamında bir soru soracağım sayın başkanım. O 80 kişi belirlenirken mutlaka liyakata da dikkat edildi dediniz. Fakat liyakatlı olup da o 80'e giremeyen kişilerde oldu mu? sorusuna) Tabi. Onu söyledim zaten biraz önce. O nedenle biz 80'in bir mensubiyeti olduğunu düşündük açıkçası. Yani onlar kadar liyakatlı olan, onlar kadar olabilecek durumda olduğu halde listeye giremeyen isimler oldu. Daha sonra biz onlardan bir kısmını 160'ın içine almayı başardık ama bir kısmını alamadık. (Sanık : Şimdi o zamanki HSYK'nın internet sitesinde yapılan açıklamaya göre ben 16 oyla seçildim. Bu toplantıya katılan kişiler hani ifadelerinde de geçiyor. 8 kişinin cemaat mensubu olduğu söyleniyor. Peki genel kurulda seçim sırasında bu durum nasıl oldu? Bu konuda nasıl bir izahat getirecek tanık? Diğer o 8 kişi kimlerdi? sorusuna) uzlaşı sağlandıktan sonra seçilecek 160 isim belirlendikten sonra çünkü 160'ın içinde başka isimlerde var. Sizlerin isimleri de var. Hepsinde mutabık kaldıktan sonra dediğim 17 arkadaş yani bakan dahil 17 kişi bu listeden oy verdi. Dolayısıyla 17'ye kadar olan oylar normaldir. 12 oyu garantileyecek şekilde biz oyları arkadaşlara taksim ettik. 160 isimde mutabık kalınmıştı çünkü. Hepsi, bunun hepsi cemaat mensubu değildi. Farklı görüşlü arkadaşlarda var. Mutabakat sağlandıktan sonra 16 oy almış olması, 17 alması, Bütün bizim oylarımızı aldığı gibi Yargıtay'dan gelen üyelerinde oyunu aldı. O listede bizim seçtiğimiz isimler içinde 21 oy alanda var. 8 kişinin oyu yeterli değil zaten 8 kişi seçemiyor. 12 olmak gerektiği için mutabakat sağladık. (... Bey'i daha önceden tanımıyorum dediniz. Siz uzun süre Adalet Bakanlığında, Personel Genel Müdürlüğü sonrasında müsteşar yardımcılığı ve sonrasında HSYK'da çalıştınız. ... Bey'de teftiş kurulunda uzun süre çalıştı. Dolayısıyla hem personeldeyken hem HSYK'dayken ister istemez teftiş kurulunda çalışanların yakın irtibatları, temasları oluyor. Sizde bire bir tanıyacak pozisyondasınız. Kişi olarak hiç mi tanımıyordunuz? Yoksa cemaat mensubiyetini mi bilmiyordunuz? sorusuna) Orada samimiyetim olmadığını kast etmiştim ben tanımıyorumdan kastım o, artı cemaat mensubiyetiyle ilgili. Sizde teftişte uzun yıllar çalıştınız. Sizinle ne kadar görüşmüşsem ... Bey'le de o kadar karşılaşmış, görüşmüşümdür. Toplantılarda işte genel şeylerde karşılaştık. Özel bir tanışıklığımız, özel bir muhabbetimiz yok. Onu kast ettim"
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan K.T., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 12/10/2016 tarihli sorgulama tutanağında; “12) ...; Fetullah Gülen cemaati mensubu olduğunu biliyorum.”
Aynı tanık davacının yargılandığı Yargıtay ... Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında yer alan beyanında; "Ben daha öncede ifade etmiştim. Bu kişiyi içeride tanıyorum. Yani sadece Yargıtay'da tanıyorum. Hiçbir samimiyetim yoktur. Kendisinin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında da verdiğim ifadede de belirttiğim gibi kendisini sadece ikili konuşmalarda FETÖ/PDY üyesi olduğunu duydum. Başkaca hiçbir şey bilmiyorum. Hangi dairede görev yaptığını bile bilmiyorum yani o kadar. Sadece ceza bloğunda olmadığını biliyorum. Yani sadece sağdan soldan duyduk. Başka hiçbir bilgim yok. O zamanda öyle demiştim zaten. Yani yoksa başka bir bilgim yok. Hiçbir cemaat toplantısında yada şurada, burada hiçbir yerde görmedim kendisini. Yani hiç ikili sohbetimizde olmadı. "
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.G., İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 17/02/2017 tarihli ek sorgulama tutanağında; “2005 yılı itibari ile Teftiş Kurulu Başkanlığı’na müfettiş olarak geldiğimde S.A., S.M., A.E., M.A., G.C., İ.İ., İ.K., O.A., Y.M., ...…. Bu yapı içerisinde bulunan kişilerdi.”
Aynı tanık davacının yargılandığı Yargıtay ... Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında yer alan talimat mahkemesindeki beyanında; "Ben 17/02/2017 tarihinde İstanbul CBS'de kapsamlı bir ifade vermiştim. Bu ifademi tekrar ediyorum. İfademde de belirttiğim üzere ben 1988 ve 2011 yılları arasında o dönemde cemaat olarak bilinen FETÖ/PDY yapılanması içerisinde kesintili olarak ve örgütün arzuladığı şekilde olmamak kaydıyla yer aldım. Ben 2004-2005 yılında Marmaris'te Cumhuriyet Savcısı olarak görev yaptım. İddianame de ismi geçen sanık ... o dönem Marmaris'e gezi amaçlı gelmişti. Bu dönemde görev yapan hakim G.D. ile tanışıklığı vardı. G.D. bizi arkadaşlarımız diyerek tanıştırdı. G.D.'da bu yapılanma içerisinde yer alan bir hakimdi. ..., Y.M. ile gelmişti. Arkadaşlardan kastı bu kişilerinde bu yapılanma içerisinde olduğunu belirtmek içindi. Ben 2005 Nisan ayında Adalet Müfettişliği'ne geçtim. 2008 yılına kadar fiili olarak çalıştım. 2008 yılından sonra geçici görevlendirme ile Adalet Müfettişi sıfatıyla mecliste görevlendirildim. 2010 yılına kadar burada görev yaptım. 2010 yılında HSYK'nın yapısı değişti. Kurul müfettişliği ve Bakanlık müfettişliği olarak 2 ayrı müfettişlik oluşturuldu. Ben bu yeni yapılanmada Adalet Bakanlığı Müfettişliğine görevlendirildim. Bu dönemde ... HSK müfettişi olarak görev aldı. Daha sonra da Yargıtay üyesi oldu. Ben görev yaptığım süre içerisinde ... ile herhangi bir ortak sohbete gitmişliğimiz yoktur. Yine kendisi ile birlikte herhangi bir göreve çıkmadık. Bu yapılanma içerisinde Bakanlıkta, Yargıtay'da ve Teftiş Kurulu'nda çalışanların birbirini tanımaması normaldir, ancak Teftiş Kurulu'nda aynı birimde çalışanlar bu yapılanma içerisinde olan kişileri tanır. Bu nedenle sanık ...'ı görev yaptığım süre içerisinde bu yapılanma içerisinde olduğunu biliyorum. Ben 2008 yılında fiilen görevden ayrıldım. Bu sebeple kendisinin bu tarihten sonraki pozisyonunu ve duruşunu bilemiyorum. Ancak 2008'e kadar ki pozisyonunu biliyorum. Ben 2011 tarihinde bu yapılanma ile irtibatımı kestim. Kendisinin bu tarihlerden sonra bu yapılanma ile irtibatının devam edip etmediğini bilmiyorum. Ben sanığın bu yapılanma kapsamında sohbetlere gidip gitmediğini, himmet, bağış, kurban adı altında para verip vermediğini bilmiyorum. Bu konuya ilişkin tanıklığım yoktur. Ancak o dönemki yapılanmada bu yapılanma içerisinde bulunan kişiler bu örgütün faaliyetlerine katılmaması durumunda diğer üyeler tarfından bu durum duyulurdu. Mahalle baskısı oluşturulmaya çalışılırdı. Ben çalıştığım dönemde sanığın toplantılara katılmadığı şeklinde olumsuz bir şey duymadım. Ben kendisi ile herhangi bir ortak faaliyete katılmadığım için somut olarak örgüt faaliyeti kapsamında şunları yaptı diyemem. Ancak bu yapılanma içerisinde olduğunu biliyorum. Zira kendisi ile samimiyetimiz vardır. Ben 2011 yılında bu yapı ile irtibatımı kestiğim için sanığın ByLock kullanıp kullanmadığını bilemiyorum. Bu konuya ilişkin bir bilgim yoktur. Medyadan takip ettiğim kadarıyla bu program 2014 yılından sonra kullanılmaya başlamıştır."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan B.Ü., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 15/05/2017 tarihli sorgulama tutanağında; “27-...; 16. Hukuk Dairesi üyesi, Nevşehirdeyken kendisi ilçelerden Ürgüp te görevliydi, bu nedenle kendisinin yapı mensubu olduğunu bilmekteyim.”
Davacının yargılandığı Yargıtay ... Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında yer alan tanık M.Ç.'ın Yargıtay 9.Ceza Dairesinde sanık sıfatıyla vermiş olduğu 29/03/2018 tarihli ifadesinde; "...S.D. ve H.O.K. ile kısa bir süre 15. Cezada beraber çalıştık. S.D., H.O.K. ve M.M.F. ile lojmanlarda ortalama 1, 1 buçuk ayda sohbet düzeyinde bir araya geldim. Haber ve mesajları 15. Cezada 2 yıl 3 ay birlikte çalıştığım aynı lojmanda oturduğum M.A. getiriyordu. O gelemediği zaman dersleri S.D. yapıyordu. M.A., H.Y., Y.Z.A., ..., ..., ..., Y.T., Z.T., Z.E., Z.D.. Bunlarında ilgili olduklarını biliyorum, duydum."
Davacının yargılandığı Yargıtay ... Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında yer alan tanık C.G.'in Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığında şüpheli sıfatıyla vermiş olduğu 25/08/2016 tarihli ifadesinde; "Bir gün S.M. beni yanına çağırdı, elindeki bir şikayet dilekçesini bana verdi ve bu soruşturma görevini bana vermeyi düşündüğünü şimdilik bir şey yapmam gerekmediğini sadece Sincan Sulh Ceza Hakimliğinden bir dinleme kararı alıp 3-4 ay sonra göreve başlayacağım tarzında konuştu ben teftiş kurulu başkanları arasında iş bölümü ve görevleri bildiğim için dilekçeyi okudum, bir İstanbul Hakimi hakkındaki görev yaparken menfaat sağladığı şeklinde iddialar içeren dilekçeydi, müstahil isimle yazılmış bir dilekçeydi bir müfettişin önceden çağrılıp bu şekilde konuşulmasının yadırgadım, bana karşı daha önceki tutumlarını da bildiğim için müfettişe görev vermeden önce çağrılıp pazarlık yapmak yeni mi adet oldu, soruşturma görevleri genelde A.C. tarafından verilirken neden böyle bir muameleye ihtiyaç duyulduğunu sordum, sen böyle yaparsan bende sana görev vermem dediğimi yaparsan görev veririm şeklinde konuşunca bende 7-8 yıllık müfettişim görev ve yetkilerimi bilirim, çerçeveyide iyi bilirim müfettiş insiyatifi ne kullanmak gerekiyorsa onu kullanırım, hiç bir görevin meraklısı yada delisi değilim dedim bunun üzerine o zaman sana görev vermiyorum dedi, bende siz bilirsiniz deyip çıktım, daha sonra bu görev hemşehrim olan Başmüfettiş ... a verilmiş, bu kamuoyunda ... Başkanı M.Y.'ın tutuklanmış olduğu İstanbul Hakimlerinden birinin kira dosyaları ile ilgili rüşvet aldığı hatta ilgili yargıtay üyesinin de menfaat sağladığı yönünde bir takım teknik izleme ve dinlemelerin yapıldığı soruşturma dosyası oldu, bu dosyayı hemşehrim ... yürütürken tamamen polis teknik takip ve dinleme takipleri üzerinden yürüyen bir soruşturmaydı, ben müfettiş arkadaşımın yaşadığı bir takım sıkıntıları görünce ona öncelikle yapacağı işi müfettiş tekniği ile yaklaşması gerektiğini polisten gelecek teknik dinleme ve tapelerin ne kadar sürede geldiğini sordum, 45-50 güne varabildiğini söyledi ben sıkıştırarak bu süreyi kısaltması gerektiğini söyledim yoğun ısrarlar souncunda 10 güne kadar bu süreyi düşürebildi diye hatırlıyorum hatta bu teknik takiplerde Ankarada bir avukat hakkında ve yargıtay üyeleri hakkında da teknik takip yapıldığını biliyorum bunların müfettiş olarak yetkisini aştığını avukat hakkındakini kendi soruşturması ile ilgili olmayanları ayırıp Ankara Başsavcılığına devretmesi gerektiğini, Yargıtay Daire Başkaını ve Üyesi ile iglili olanları ayırıp geciktirmeksizin hemen Yargıtaya göndermesi gerektiğini söyledim, yanlış hatırlamıyorsam biraz gecikmeli de olsa bunu yapabildi diye biliyorum."
Davacı, tanık ifadelerinin duyuma ve yoruma dayalı kişisel görüş mahiyetinde ifadeler olduğunu, hakkında somut bir suç isnadının olmadığını ve söz konusu ifadelerin hukuki anlamda delil olmaktan uzak olduğunu beyan etmektedir.
Bu durumda, davacının örgüt içerisinde yer aldığına, örgüt toplantılarına katıldığına, Yargıtay üyeliğine örgüt kontenjanından seçildiğine ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen ifadeler ile davacının bu ifadelere karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.
Öte yandan, dava dosyasına sunulan "…" ID numaralı ByLock kullanıcısına ait ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağında yer alan yazışma içerikleri incelendiğinde, "…" ID numaralı ByLock kullanıcısından "…" ID numaralı ByLock kullanıcısına 04/12/2015 tarihinde ve saat 00:42:32'de gönderilen mesajda; "abi bu davalar ile ilgili kanaatimce ayri su abilerden bir kisminin fikrini alsak, müfettis kökenli abiler...M.A 22.H.D, A.E., O.A. 18. H.D, A.Y. 20. H.D, İ.K. 7. H.D., VE ... 16. H.D. Bu abilerden yararlanalim tamam abi. Abi bosluk birakmamak lazim, eğer yunuz abi pazartesi dolusa pazar diyeyim, ama öncelikle pazartesi olsun.. Tamam abi. … abi sabah açar. Ben size yazarim." ifadelerine yer verildiği görülmüştür.
Davacı tarafından, söz konusu yazışma içeriğinde geçen ismin ... değil, ... olduğu bu sebeple şahsıyla ilgisinin bulunmadığı, üçüncü şahıslar tarafından iradesi dışında isminin Bylock verilerinde yer almasının hükme esas teşkil edecek delil mahiyetinde bulunmadığı ileri sürülmektedir.
Davalı idare tarafından dosyaya sunulan davacıya ait hizmet cetvelinin incelemesinden; davacının, 2001-2011 yılları arasında Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığında Adalet Müfettişi, Hakimler ve Savcılar Kurulunda Kurul Başmüfettişi olarak, 25/03/2011-17/07/2016 tarihleri arasında Yargıtay 16. Hukuk Dairesi üyesi olarak görev yaptığı, yazışmalarda geçen hususların davacıya ait bilgilerle uyumlu olduğu görülmüştür.
Öte yandan, davacının yargılandığı Yargıtay ... Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında; (… ID) numaralı ByLock kullanıcısı olduğu değerlendirilen Yargıtay Ceza Genel Kurulu eski tetkik hakimi S.B. ile Dairelerinin … esas … sayılı kararı ile örgüt üyesi olmaktan mahkum edilen ve (… ID) numaralı ByLock kullanıcısı olduğu tespit edilen Yargıtay eski üyesi A.K. arasında geçen 09.01.2016 tarihli yazışmada: "... abiyi siz çözesilir misiniz, ... abi için randevu alırmısınız. Ne zaman müsait olur. Ve giriş çıkış bakımından nasıl hareket tarzımız olmalı" şeklinde ByLock yazışmalarında davacının isminin geçtiği anlaşılmış olup, Mahkemelerinin kabulü ve diğer tüm dosya delillerinin birlikte değerlendirilmesi sonucu örgüt üyelerinin, "Dava Takip Birimi" veya "Dosya Takip Ekibi" (kısaltma; DT) görevlendirilerek örgütün talimatları ile örgütün amaçları doğrultusunda yargısal kararlara müdahalede bulundukları, Bylock yazışma içeriğinde örgüt üyesi şahıslar tarafından davacıya, erkek örgüt üyelerinin birbirlerine örgütsel hitap şekli olan "abi" olarak bahsedildiği, davacının dava takibinde bilgisine başvurulacak şahıslar içinde sayıldığı ve Bylock yazışmalarından örgütün amacı doğrultusunda yargısal kararlar için danışılan şahıslarından biri olup hiyerarşik yapıya dahil olduğu anlaşılmış ve bahsi geçen ByLock mesajlarının davacı aleyhine delil olarak kabul edildiği vurgulanmıştır.
Davacının adının geçtiği ByLock yazışmaları yukarıda yer verilen diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir unsur olarak değerlendirilmiştir.
c) Unvanlı Görev
Davalı idare, davacının FETÖ/PDY terör örgütünün yargıda etkin olduğu dönemde unvanlı bir göreve atanmasının davacının anılan terör örgütü ile irtibat ve iltisakına yönelik bir tespit olduğunu ileri sürmüştür.
Kararımızın "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler" başlıklı kısmında açıklandığı üzere, FETÖ tarafından bu örgütle iltisak ve irtibatı bulunan hâkim ve savcılar adaylık dahil tüm süreçlerde üst görevlere getirilmek için emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmeye çalışılmış, örgütün Adalet Bakanlığı ve HSK'da etkin olduğu dönemde de örgüt mensupları üst görevlere getirilmişlerdir.
Nitekim, yargı mensubu olarak görev yapmış ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiş olan R.A. isimli şahsın, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 04/11/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağında yer alan, "...Ben Tatvan'dan sonra 2010 yılında Konya Ereğli'ye hakim olarak atandım. Burada göreve başladıktan sonra cemaat adına şuan soyadını hatırlayamadığım ve mesleğini bilmediğim İ. isimdeki bir şahıs cemaat adına benimle irtibata geçti ve ben burada maaşımdan cemaate gönderdiğim parayı bu şahsa verdim. Bu şahıs bana unvanlı görev talep etmemi tavsiye etti. Ben de onun yönlendirmesiyle hatırladığım kadarıyla 2012 yılının Kasım, Aralık ayları gibi Ankara ili Batıkent semtindeki cemaate bağlı şuan ismini hatırlayamadığım bir liseye gittim. Burada hakim olduğunu bildiğim ancak idari görevi hakkında bilgi sahibi olmadığımı E.D. isimli şahısla tanıştım. O, benim Ankara'ya neden geldiğimi zaten biliyordu. O, beni İ.O.'ya yönlendirdi. Ben, E.D.'nin HSYK'da görevli olduğunu daha sonra öğrendim. Ben, İ.O.'yu makamında ziyaret ettim. Burada kendisine unvanlı görev talep ettiğimi ilettim. O da benim talebimi not aldı ve daha sonra 2013 yılı yaz kararnamesi ile … Ağır Ceza Mahkemesi başkanı olarak atandım..." yönündeki ifadesi de yukarıda yer verilen tespitleri doğrulamaktadır.
Davalı idare tarafından dosyaya sunulan davacıya ait hizmet belgesinin incelenmesinden, davacının adalet başmüfettişi olarak görev yapmakta iken FETÖ/PDY terör örgütünün yargıda etkin olduğu dönemde 13/01/2011 tarihinde HSK Kurul Başmüfettişi olarak atandığı, 25/02/2011 tarihinde de Yargıtay üyeliğine seçildiği görülmüştür.
Davacı tarafından bu tespit ile ilgili herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Netice itibarıyla, davacının FETÖ/PDY terör örgütünün yargıda etkin olduğu dönemde Bakanlık bünyesinde adalet başmüfettişi ve HSK Kurul Başmüfettişi olarak görevlendirilmesinin ve yargıda önemli bir makam olan Yargıtay üyeliğine seçilmesinin yukarıda yer verilen diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, anılan örgütle iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.
d) Diğer Hususlar
Davalı idare tarafından dosyaya sunulan ve davacı hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 11/10/2017 tarihli iddianamede yer alan Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı tarafından sunulan, 01/12/2017 tarih ve 2017/MAR.16-01/81 sayılı Mali Analiz (MASAK) Raporunda; davacının, ... Ağır Ceza Mahkemesinin … Esas sayılı dosyası kapsamında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan hakkında kovuşturma yürütülen kardeşi M.K.'ın 20/06/2011 de açtırdığı Bank Asya hesabına davacının 27/01/2014 tarihinde 20.000 TL havale gönderdiği, M.K.’ın belirtilen hesaba 2014 ocak döneminde 23.000, 2.000 ve 600 TL nakit yatırdığı ve şahsın hesap bakiyesinin davacının para transfer ettiği 2014 ocak döneminde artış yaşadığı belirtilmiştir.
Davacı tarafından, bu delile karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Netice itibarıyla davacının silahlı terör örgütüne üye olma suçundan hakkında kovuşturma yürütülen kardeşinin Bank Asya hesabına 17/25 Aralık 2013 tarihinden sonra para göndermesinin yukarıda yer verilen diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, davacının anılan örgütle iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.
6) Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu karar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın, AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan "özel hayata saygı hakkı" çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen "özel hayat" kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen karar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak "kanunla öngörülmüş olma", aynı maddede sayılan "meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma" ve "demokratik bir toplumda gerekli olma" ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa'nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin "şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması", "anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması" gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS'in 8/2 ve Anayasa'nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS'in 15. ve Anayasa'nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS'in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa'nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu karar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu karara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa'nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu karar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS'in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı" hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararın müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS'in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.
7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte iadesi isteminin de reddi gerekmektedir.
D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte iadesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
3. Davacının adli yardım isteminin kabul edilmiş olması nedeniyle davanın açılışı sırasında tahsil edilemeyen ve ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL'den yatırılan vekalet harcının düşülmesi sonucu kalan toplam … TL yargılama giderinin davacıdan tahsili için müzekkere yazılmasına,
4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 27/05/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.