Danıştay 13. Daire İdare Hukuku · ön sınıflandırma
Danıştay 13. Daire E.2024/126 K.2025/4077
T.C. DANIŞTAY ONÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No:2024/126
Karar No:2025/4077
TEMYİZ EDEN (DAVALI): ... Bakanlığı
VEKİLİ: Hukuk Müşaviri ...
KARŞI TARAF (DAVACI): ... Ticaret Sınırlı Yetkili Müessese A.Ş.
VEKİLİ: Av. ...
İSTEMİN KONUSU: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: Davacı şirketin, Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ'in (Tebliğ No: 2018-32/45) 17. maddesinin birinci fıkrasına aykırı olarak Bakanlığa bildirdiği adres dışında şube açarak döviz alım satım faaliyetinde bulunduğunun tespit edildiğinden bahisle anılan Tebliğ'in fiil tarihi itibarıyla yürürlükte olan 29. maddesinin on birinci fıkrası uyarınca faaliyet izni ve yetkili müessese faaliyet izin belgesinin iptaline ilişkin ... tarih ve E... sayılı Hazine ve Maliye Bakanlığı Finansal Piyasalar ve Kambiyo Genel Müdürlüğü işlemiyle bildirilen ... tarih ve ... sayılı Bakanlık Olur'unun iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; uyuşmazlık konusu olayda, 03/12/2019 tarihinde "İstanbul ili, Esenler ilçesi, ... Mahallesi, ... Caddesi, No:..." adresinde "... Döviz" ünvanıyla; 06/12/2019 tarihinde ise "İstanbul ili, Bağcılar ilçesi, ... Mahallesi, ... Caddesi, No:..." adresinde "... Döviz" ünvanıyla faaliyette bulunulan iş yerlerinde yapılan incelemeler neticesinde düzenlenen yoklama fişleri ve eki belgeler incelendiğinde, söz konusu adreslerde yer alan iş yerlerinin duvarlarında asılı bulunan elektronik tabelalarda döviz kurlarının anlık olarak gösterildiği, yoklama esnasında birden çok müşteriye döviz alım satımı yapıldığının tespit edildiği, davacı şirketçe söz konusu iş yerlerinde döviz alım satım faaliyetinde bulunulmasına yönelik herhangi bir iznin alınmadığının anlaşıldığı;
Bu kapsamda, Bakanlığa bildirdiği adres dışında şube olarak döviz alım satım faaliyetinde bulunması nedeniyle davacı şirketin faaliyet izni ve yetkili müessese faaliyet izin belgesinin iptaline ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlem hukuka uygun bulunarak davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince, Dairemizin 14/09/2023 tarih ve E:2020/3789, K:2023/3546 sayılı bozma kararına uyularak verilen kararda; 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesinde ve diğer maddelerinde faaliyet izninin iptaline ilişkin açık bir kurala yer verilmediği, davalı idarece, faaliyet izninin iptaline ilişkin işlemlerin hukuki dayanağının 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesi ile bu madde uyarınca alınan 32 Sayılı Karar ve bu Karar'a dayanılarak hazırlanan alt düzenleyici işlemler (Yönetmelik/Tebliğ) olduğunun belirtildiği; ancak, belirtilen kanuni düzenlemede davacı bakımından mülk teşkil eden faaliyet izninin iptalini öngören açık, belirli ve öngörülebilir bir kuralın bulunmadığı;
Bu kapsamda, faaliyet izninin iptaline ilişkin idari işlemlerin dayanağı olarak gösterilen 1567 sayılı Kanun'da yer alan kuralların kanunilik ölçütü yönünden Anayasa'nın 13. ve 35. maddelerinde öngörülen güvenceyi sağlamadığı; öte yandan, 32 Sayılı Karar'ın 21. maddesinin dördüncü fıkrasında, kambiyo mevzuatına olan aykırılıkları ya da bu Karar'da belirtilen yükümlülükleri yerine getirmediği tespit edilen bankalar, yetkili müesseseler, PTT, kıymetli maden aracı kuruluşları ve aracı kurumların dövize ilişkin işlemlere aracılık etme yetkisinin Bakanlıkça kısmen veya tamamen kaldırılabileceği kurala bağlanmış olsa da Anayasa Mahkemesinin birçok kararında vurgulandığı üzere, mülkiyet hakkına yapılacak müdahalelerin ancak mutlak manada şekli bir kanuna dayanması gerektiği, dolayısıyla belirtilen düzenleyici işlemlerin de tek başına müdahalenin kanuniliği şartını sağlamadığının açık olduğu anlaşıldığından, 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 29. maddesinin fiil tarihi itibarıyla yürürlükte olan on birinci fıkrası uyarınca döviz alım satım faaliyetine yönelik davacı şirkete verilmiş olan faaliyet izninin ve yetkili müessese faaliyet izin belgesinin iptal edilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uygunluk, davanın reddi yönündeki İdare Mahkemesi kararında ise hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesi uyarınca davacının istinaf başvurusunun kabulü ile İdare Mahkemesinin davanın reddi yolundaki kararının kaldırılmasına ve dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davalı idare tarafından, kambiyo piyasasının uzmanlık gerektiren ve oldukça detaylı düzenlenmesi gereken ekonomik bir alan olduğu, bu alana yönelik tedbirlerin kısa sürede alınmaması durumunda telafisi imkansız zararların ortaya çıkabileceği, 1567 sayılı Kanun hükümlerine yönelik açılan davalarda Anayasa Mahkemesince herhangi bir hukuka aykırılığın tespit edilmediği, Danıştay Onüçüncü Dairesince 1567 sayılı Kanun'da tarihsel süreçte yapılan değişiklikler dikkate alınarak yetkili müesseselerin faaliyet izninin iptaline ilişkin idarelerine açık bir yetki verilmediği tespitinin yerinde olmadığı, yaklaşık 35 yıldır faaliyet izninin iptaline yönelik düzenlemelerin mevzuatta yer aldığı, dava konusu işlemin hukuka uygun olarak tesis edildiği ileri sürülmüştür.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Davacı tarafından, Bölge İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu, davalı idarenin temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ...'İN DÜŞÜNCESİ: Temyiz istemin kabulü gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE
GEREKÇE:
MADDİ
OLAY:
Davalı idarece, "... Mahallesi, ... Çarşısı, ... Ada, No:... Bağcılar/İSTANBUL" adresinde yerleşik davacı şirkete döviz alım satım faaliyetine yönelik yetkili müessese faaliyet izni verilmiştir.
Gelir İdaresi Başkanlığının (İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı) ... tarih ve E... sayılı yazısıyla davalı idareye iletilen Denetim ve Uyum Yönetimi Daire Başkanlığı tarafından yapılan denetim sonucu Esenler Uygulama Grup Müdürlüğünce düzenlenen ... tarih ve ... benzersiz kod numaralı e-yoklama fişinde, "... Mahallesi, ... Caddesi, No:... Esenler/İSTANBUL" adresinde davacı şirketin "... Döviz" tabelasıyla; ... tarih ve ... benzersiz kod numaralı e-yoklama fişinde, "... Mahallesi, ... Çarşısı, ... Ada, No:... Bağcılar/İSTANBUL" adresinde "... Döviz" tabelasıyla faaliyet gösterdiği, söz konusu iş yerlerinde döviz alım satım faaliyetinde bulunulduğu, ancak bu iş yerleri için faaliyet izin belgesinin düzenlenmediği, döviz alım satımı yapan müşterilere sadece bilgi fişinin verildiği ifadelerine yer verilmiştir.
Davalı idarece, davacı şirkete şube faaliyet izni verilmediği halde belirtilen adreslerde davacı şirketçe şube açılarak döviz alım satım faaliyetinde bulunulduğundan bahisle, 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 29. maddesinin fiil tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan haliyle on birinci fıkrası uyarınca davacı şirkete verilen faaliyet izninin ve yetkili müessese faaliyet izin belgesinin iptaline karar verilmesi üzerine bu işlemin iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun'un dava tarihi itibarıyla yürürlükte olan 1. maddesinde, "Kambiyo, nukut, esham ve tahvilat alım ve satımının ve bunlar ile kıymetli madenler ve kıymetli taşlarla bunlardan mamul veya bunları muhtevi her nevi eşya ve kıymetlerin ve ticari senetlerle tediyeyi temine yarıyan her türlü vasıta ve vesikaların memleketten ihracı veya memlekete ithalinin tanzim ve tahdidine ve Türk parasının kıymetinin korunması zımnında kararlar ittihazına Cumhurbaşkanı salahiyetlidir."; 5. maddesinde, "Bu Kanun ve bu Kanuna dayanılarak çıkarılan mevzuat kapsamında faaliyet izni ve/veya yetki verilen anonim şirketler, 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 330’uncu maddesi kapsamında özel kanuna tabi anonim şirket olarak değerlendirilir. Bu kapsamda, söz konusu anonim şirketler, sadece bu Kanun ve bu Kanuna dayanılarak çıkarılan karar, yönetmelik ve tebliğlerde belirtilen ekonomik amaç ve konular kapsamında kurulabilir ve faaliyet gösterebilir." kurallarına yer verilmiştir.
24/07/2025 tarih ve 32965 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7555 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda ve 635 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 3. maddesiyle 1567 sayılı Kanun'un 4. maddesinde yapılan değişiklik sonrası anılan maddede, "Aşağıda yazılı olan faaliyetlerde bulunmak için Hazine ve Maliye Bakanlığından izin alınması zorunludur:
a) Ticari amaçla döviz alım satımında bulunmak.
b) Borsa İstanbul Anonim Şirketi Kıymetli Madenler Piyasasında üye olarak faaliyette bulunmak.
c) Kıymetli maden rafinaj faaliyetlerinde bulunmak.
ç) 21/2/2005 tarihli ve 2005/8518 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile katılınması kararlaştırılan Kimberley Süreci Sertifika Sistemi kapsamında faaliyette bulunmak.
Bu Kanun ve bu Kanuna dayanılarak çıkarılan mevzuat kapsamında izin verilen anonim şirketlerin 5’inci madde çerçevesinde belirlenen ekonomik amaç ve konulara aykırı faaliyette bulunduğunun tespiti halinde izinlerini iptal etmeye ve birinci fıkranın (a) bendi kapsamındaki anonim şirketler için; faaliyet yürütülen il ve ilçelerin büyüklüğü, nüfusu, ticaret ve turizm hacmi gibi ölçütler dikkate alınmak suretiyle faaliyet bölgeleri belirlemeye Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkilidir. (...) " kuralları yer almıştır.
1567 sayılı Kanun'un 1. maddesi uyarınca (mülga) Bakanlar Kurulunca alınan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar'ın (32 Sayılı Karar) 1. maddesinde, "Türk parasının kıymetini korumak amacıyla, Türk parasının yabancı paralar karşısındaki değerinin belirlenmesine, döviz ve dövizi temsil eden belgelere (menkul değerler ve diğer sermaye piyasası araçları dahil) ilişkin tüm işlemler ile dövizlerin tasarruf ve idaresine, Türk parası ve Türk parasını temsil eden belgelerin (menkul değerler ve diğer sermaye piyasası araçları dahil) ithal ve ihracına, kıymetli maden, taş ve eşyalara ilişkin işlemlere, ihracata, ithalata, özelliği olan ihracat ve ithalata, görünmeyen işlemlere, sermaye hareketlerine ilişkin kambiyo işlemlerine ait düzenleyici, sınırlayıcı esaslar bu Karar ile tayin ve tespit edilmiştir.
Bu Kararın uygulanmasına yönelik usul ve esasların belirlenmesi amacıyla Bakanlıkça yönetmelik, tebliğ ve genelgeler yayımlanır. Bu Karara ve bu Kararın uygulanması amacıyla yayımlanacak yönetmelik, tebliğ ve genelgelere muhalefet, 20/2/1930 tarihli ve 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun ile ek ve tadillerine muhalefet sayılır.
Çeşitli kanunlar ve uluslararası anlaşmalarda yer alan özel hükümler saklıdır."; "Yetki" başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasında, "Bakanlık bu Kararın tatbikatını temin etmek ve Türk parasının kıymetini korumak maksadıyla lüzumlu göreceği her türlü tedbiri almaya, Kararda öngörülen haller dışında kalan özel durumları inceleyip sonuçlandırmaya, haklı ve mücbir sebeplerin varlığı halinde döviz getirme sürelerini uzatmaya ve döviz getirme zorunluluğunu kısmen veya tamamen kaldırmaya, bu Kararda öngörülen miktarları değiştirmeye ve miktar belirlemeye yetkilidir." kurallarına yer verilmiştir.
Yetkili müesseselerin kuruluş, faaliyet, şube açma, yükümlülük ve denetimlerine dair usûl ve esasları düzenlemek amacıyla Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar'a dayanılarak hazırlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ'in (Tebliğ No: 2018-32/45) "Şube açma izni" başlıklı 11. maddesinin birinci fıkrasında -fiil tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan haliyle-, "A grubu yetkili müesseselerin şube açmaları Bakanlığın iznine tâbîdir. Şube açmak üzere yapılacak başvurulara yönetim kurulu kararının eklenmesi zorunludur."; "Adres ve unvan değişikliği" başlıklı 17. maddesinde, "Yetkili müesseselerin merkez ve şubeleri, Bakanlığa bildirdikleri adresleri dışında bir yerde faaliyette bulunamazlar."; "Yaptırım" başlıklı 29. maddesinin on birinci fıkrasında -fiil tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan haliyle-, "Yetkili müessese veya ortaklarının veya tüzel kişi kurucu ortaklarda yüzde on veya daha fazla ortaklık payı bulunan kişilerin yetkili müessesenin Bakanlık kayıtlarında yer alan merkez, şube ve internet adresleri dışında faaliyet gösterdiğinin tespiti hâlinde yetkili müessese veya yetkisiz faaliyet gösteren ortakları veya tüzel kişi kurucu ortaklarda yüzde on veya daha fazla ortaklık payı bulunan kişiler hakkında 1567 sayılı Kanun uyarınca yasal işlem başlatılır. Söz konusu yetkisiz faaliyeti yetkili müessesenin veya şirket tek ortaklıysa bu tek ortağın gerçekleştirmesi durumunda yetkili müessese faaliyet izni iptal edilir. Yetkisiz faaliyeti gerçekleştiren kişilerin ortak olması ya da tüzel kişi kurucu ortaklarda yüzde on veya daha fazla ortaklık payı bulunması durumunda ortaklıktan çıkarılması; genel müdür, yönetim kurulu üyesi, imza yetkisini haiz çalışan veya iç kontrol görevlisi olması durumunda söz konusu görevden azledilmesi için 60 güne kadar süre verilir. Belirtilen süre sonunda gerekli işlemlerin gerçekleştirilmemesi durumunda verilmiş olan yetkili müessese faaliyet izni iptal edilir. Bu fıkra kapsamında faaliyet izni iptal edilen yetkili müessese ve hissedarları 5 yıl boyunca yeni yetkili müessese kuruluş veya faaliyet izni başvurusunda bulunamazlar." kuralları yer almıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Davalı idare tarafından, 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak (mülga) Bakanlar Kurulunca alınan 32 Sayılı Karar ve bu karar uyarınca Bakanlıkça tesis edilen alt düzenleyici işlemlerde yer alan kurallara istinaden faaliyet izninin iptal edildiği belirtilmekte; dolayısıyla faaliyet izninin iptaline ilişkin idari işlemlerin yasal dayanağı olarak 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesi gösterilmektedir.
1567 sayılı Kanun'un dava tarihi itibarıyla yürürlükte olan 1. maddesinde, kanun koyucu tarafından, Cumhurbaşkanına (mülga hükümet sisteminde Bakanlar Kuruluna), kambiyo, nukut, esham ve tahvilat alım ve satımının ve bunlar ile kıymetli madenler ve kıymetli taşlarla bunlardan mamul veya bunları muhtevi her nevi eşya ve kıymetlerin ve ticari senetlerle tediyeyi temine yarıyan her türlü vasıta ve vesikaların ihracı veya ithalinin düzenlenmesi ve sınırlanması ile Türk parasının kıymetinin korunmasına yönelik kararlar alma yetkisi verilmiştir.
Dairemizin 13/09/2024 tarih ve E:2019/2259 sayılı kararıyla, 1567 sayılı Kanun'da faaliyet izni veya yetki belgesi alınması zorunlu olan konularda gerekli izin veya belgeyi alanların faaliyet izninin iptali hususuna ilişkin olarak açık, belirli ve öngörülebilir nitelikte yasal bir düzenlemenin bulunmadığı ve bu yönüyle faaliyet izninin iptali suretiyle mülkiyet hakkına yönelik olarak ortaya çıkan müdahalenin kanunilik şartını taşımadığı, bu itibarla 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesinde yer alan düzenlemeyle Cumhurbaşkanına tanınan yetkinin temel ilkelerinin belirlenmediği ve çerçevesinin çizilmediğinden bahisle söz konusu düzenlemenin Anayasa'nın 2., 7., 13. ve 35. maddelerine aykırı olduğu sonucuna varılarak Anayasa Mahkemesine başvurulmuştur.
Anayasa Mahkemesince verilen 17/06/2025 tarih ve E:2024/193, K:2025/136 sayılı kararda, "8. Anayasa'nın 7. maddesinde 'Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.' denilmektedir. Yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine (TBMM) ait olması ve bu yetkinin devredilememesi, kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir gereğidir. Bu hükme yer veren Anayasa'nın 7. maddesinin gerekçesinde yasama yetkisinin parlamentoya ait olması 'demokrasi rejimini benimseyen siyasi rejimlerde kaçınılmaz bir durum' olarak nitelendirilmiştir. Madde gerekçesinden de anlaşılacağı üzere yasama yetkisinin devredilemezliği, esasen kanun koyma yetkisinin TBMM dışında başka bir organca kullanılamaması anlamına gelmektedir. Anayasa'nın 7. maddesi ile yasaklanan, kanun yapma yetkisinin devredilmesidir (AYM, E.2011/42, K.2013/60, 9/5/2013; E.2021/73, K.2022/51, 21/4/2022, § 15; E.2022/54, K.2022/99, 8/9/2022, § 25).
9. Türevsel nitelikteki düzenleyici işlemler bakımından yürütmenin düzenleme yetkisi; sınırlı, tamamlayıcı ve bağımlı bir yetkidir. Bu nedenle temel ilkeleri belirlenmeksizin ve çerçevesi çizilmeksizin yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir kanun kuralı ile sınırsız, belirsiz, geniş bir alanın yürütmenin düzenlemesine bırakılması, Anayasa'nın belirtilen maddesine aykırılık oluşturur. Bununla birlikte yasama organının temel ilkeleri ve çerçeveyi kanunla belirledikten sonra uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususları yürütmeye bırakması, yasama yetkisinin devri olarak yorumlanamaz (AYM, E.2011/42, K.2013/60, 9/5/2013; E.2019/36, K.2021/15, 4/3/2021, § 57).
10. Anayasa'nın açıkça kanunla düzenlenmesini öngörmediği konularda kanunda genel ifadelerle düzenleme yapılarak ayrıntıların düzenlenmesinin yürütmenin türevsel nitelikteki düzenleyici işlemlerine bırakılması mümkündür. Anayasa'da münhasıran kanunla düzenleme yapılması öngörülmeyen konularda yasamanın asliliği ve Cumhurbaşkanlığı kararnameleri haricinde geçerli olan yürütmenin türevselliği ilkeleri gereği idari işlemlerin kanuna dayanması zorunluluğu vardır. Ancak bu durumda kanunda belirlenmesi gereken çerçeve, Anayasa'nın kanunla düzenlenmesini öngördüğü durumdakinden çok daha geniş olabilecektir (AYM, E.2018/91, K.2020/10, 19/2/2020, § 110).
11. Kuralla döviz, banknot, hisse senetleri ve tahvillerin alım satımının ve bunlar ile kıymetli madenler ve kıymetli taşlarla bunlardan yapılmış ya da bunları içeren her türlü eşya ve kıymetlerin, ticari senetlerle ödeme sağlamak için kullanılan her türlü araç ve belgenin ülke dışına çıkarılması veya ülkeye getirilmesinin düzenlenmesi, sınırlandırılması ve Türk parasının değerinin korunması hususlarıyla ilgili olarak karar alma yetkisi Cumhurbaşkanına tanınmıştır.
12. Döviz, banknot, hisse senedi ve tahvillerin alım satımı ile bunların ve mücevheratın ya da bunlarla ilgili diğer kıymetli evrakın ülke dışına çıkarılması veya ülkeye getirilmesinin mülkiyet hakkı, sözleşme özgürlüğü ve teşebbüs özgürlüğüyle yakından ilgili olduğu açıktır. Zira kural kişilerin anılan haklar kapsamında, malvarlığı değerleriyle ilgili olarak borçlandırıcı ve tasarruf işlemlerinde ya da ticari faaliyetlerde bulunmalarına ilişkin hususlarda Cumhurbaşkanına düzenleme ve sınırlama yetkisi vermektedir.
13. Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceği belirtilmektedir. Dolayısıyla Cumhurbaşkanına tanınan düzenleme yetkisinin Anayasa'da münhasıran kanunla düzenlenebileceği belirtilen bir konuya ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle kural kapsamındaki karar alma yetkisi konusundaki kanuni çerçeve oluşturma yükümlülüğünün daha katı olduğu söylenebilir.
14. Kuralla Cumhurbaşkanına, ekonomik faaliyetlerin önemli bir kısmını yani döviz ve değerli malların ticaretini ve hareketini doğrudan etkileyen kararlar alabilme yetkisi verilmiştir. Bununla birlikte geniş bir düzenleme alanını kapsayan bu yetkinin nasıl kullanılacağına, hangi şartlar altında ve hangi ilkeler doğrultusunda uygulanacağına dair kanunda yeterli bir çerçeve çizilmemiştir. Kanun, yalnızca Türk parasının kıymetinin korunması amacıyla kararlar alınabileceğini belirtmekte ancak bu yetkinin sınırlarını belirleyen somut ilkeleri ortaya koyamamaktadır.
15. Bu itibarla kural kapsamında döviz, banknot, hisse senetleri ve tahvillerin alım ve satımının ve bunlar ile kıymetli madenler ve kıymetli taşlarla bunlardan yapılmış ya da bunları içeren her türlü eşya ve kıymetlerin ve ticari senetlerle ödeme sağlamak için kullanılan her türlü araç ve belgenin ülke dışına çıkarılması veya ülkeye getirilmesinin düzenlenmesi, sınırlandırılması ve Türk parasının değerinin korunması hususlarıyla ilgili temel ilke ve esaslar kanunda belirlenmeksizin Cumhurbaşkanına doğrudan düzenlenme yapma yetkisi verilmesinin yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesiyle bağdaşan bir yönü bulunmamaktadır.
16. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 7. maddesine aykırıdır. İptali gerekir. (...)" gerekçesine yer verilmek suretiyle 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesinde yer alan söz konusu düzenlemenin iptaline; iptal hükmünün, kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak 9 (dokuz) ay sonra (15/07/2026 tarihinde) yürürlüğe girmesine karar verilmiştir.
Söz konusu Anayasa Mahkemesi kararı henüz Resmî Gazete'de yayımlanmadan (15/10/2025 tarih ve 33048 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmıştır.) 24/07/2025 tarih ve 32965 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7555 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda ve 635 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 3. maddesiyle 1567 sayılı Kanun'un 4. maddesinde değişiklikler yapılmıştır.
1567 sayılı Kanun'un yeniden düzenlenen 4. maddesinin birinci fıkrasında, ticari amaçla döviz alım satımında bulunmak, Borsa İstanbul Anonim Şirketi Kıymetli Madenler Piyasasında üye olarak faaliyette bulunmak, kıymetli maden rafinaj faaliyetlerinde bulunmak ve 21/02/2005 tarih ve 2005/8518 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile katılınması kararlaştırılan Kimberley Süreci Sertifika Sistemi kapsamında faaliyette bulunmak için Hazine ve Maliye Bakanlığından izin alınmasının zorunlu olduğu; ikinci fıkrasında da, bu Kanun ve bu Kanun'a dayanılarak çıkarılan mevzuat kapsamında izin verilen anonim şirketlerin Kanun'un 5. maddesi çerçevesinde belirlenen ekonomik amaç ve konulara aykırı faaliyette bulunduğunun tespiti halinde izinlerini iptal etmeye Hazine ve Maliye Bakanlığının yetkili olduğu kurala bağlanmıştır.
7555 sayılı Kanun ile 1567 sayılı Kanun'un 4. maddesinin ikinci fıkrasında yapılan değişikliğin gerekçesinde, "İkinci fıkrada bu Kanun ve bu Kanuna dayanılarak çıkarılan mevzuat kapsamında faaliyet izni ve/veya yetki verilen anonim şirketlere ilgili düzenlenmelerde belirlenen amaç ve konulara aykırı faaliyet gösterildiğinin tespiti halinde verilen faaliyet izinlerinin iptal edilebilmesine ilişkin yetki Kanun metnine daha açık dercedilerek yasal dayanak güçlendirilmektedir." açıklamasına yer verilmiştir.
Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında, "Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez."; beşinci fıkrasında ise "İptal kararları geriye yürümez." kuralına yer verilmiş ise de, Anayasa Mahkemesince bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin tümünün ya da bunların belirli kısımlarının Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edilmiş olduğu bilindiği halde, eldeki davaların Anayasa'ya aykırılığı saptanmış olan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa'nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülemez.
Öte yandan, Anayasa'nın 153. maddesinde yer alan ve iptal kararlarının geriye yürümezliğine ilişkin bulunan kural, iptal edilen hükümlere göre kazanılmış olan hakların ortadan kaldırılmasına veya toplum huzurunun bozulmasına yol açacak sonuçları önlemek amacıyla kabul edilmiş olup bu kuralın mutlak anlamda anlaşılıp uygulanamayacağı; özellikle bir davaya bakmakta olan mahkeme tarafından itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine götürülen konularda uygulanmasının mümkün olmadığı, aksi halde, Anayasa'nın 152. maddesinde düzenlenmiş olan "Anayasa'ya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi" (itiraz) yolunun hukuk ve uygulama yönünden sonuçsuz kalacağı yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır. Nitekim, Anayasa Mahkemesi kararının 5 (beş) ay içinde gelmemesi halinde mahkemenin davayı yürürlükteki kanun hükümlerine göre sonuçlandıracağına işaret edilen Anayasa'nın 152. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan, "Ancak, Anayasa Mahkemesinin kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse, mahkeme buna uymak zorundadır." yolundaki kural da Anayasa Mahkemesinin verdiği iptal kararlarının, bu karardan önce açılmış bulunan ve bakılmakta olan davalarda uygulanması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.
Bu hukuksal durumun doğal sonucu olarak, bir kanun ya da kanun hükmünde kararnamenin uygulanması nedeniyle dava açmak durumunda kalan ve Anayasa'nın 153. maddesi uyarınca itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulmasını isteme hakkına sahip olan kişilerin de hak veya menfaatlerini ihlal eden kuralın iptal davası veya itiraz yoluyla daha önce yapılan başvuru sonucunda Anayasa Mahkemesince iptal edilmiş olması halinde iptal hükmünün hukuki sonuçlarından yararlanmaları gerekeceği açıktır. Aksi halde, iptal edilen kanun kuralının uygulanmasının sürdürülmesi nedeniyle bu uygulamaya karşı dava yoluna başvuracakların iptal kararının hukuki sonuçlarından yararlanamayacaklarının kabulü; bir yandan dava yoluna başvuran herkes için Anayasa ile tanınmış olan itiraz hakkının bunlar için fiilen işlemez hale getirilerek ortadan kalkması ve iptal kararının uygulanamaması, öte yandan Anayasa'ya aykırılığı hükmen saptanmış olan bir yasa kuralının uygulanmasının hukuken korunması gibi bir sonuca neden olur ki bu durumun Anayasa'nın üstünlüğü ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceğinin kabulü gerekir.
2018-32/45 sayılı Tebliğ'in asıl dayanağını teşkil eden 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesi yönünden Anayasa Mahkemesinin 17/06/2025 tarih ve E:2024/193, K:2025/136 sayılı kararıyla iptal kararı verilmesi üzerine işbu uyuşmazlık kapsamında öncelikli olarak Anayasa Mahkemesi kararı ile bir kanun hükmünün iptal edilmesinden sonra söz konusu kanun hükmünün yürürlükte olduğu dönemde tesis edilen işlemlerin yargısal denetiminin Anayasa Mahkemesinin iptal kararından ne şekilde etkileneceği hususunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Bu noktada, Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının geriye yürümemesi ilkesi ele alındığında, bu ilkenin temelinde hukuki güvenlik ilkesi etkin kılınarak hukuk düzeninde güven ve istikrarın sağlanmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Bu ilkenin idare hukuku açısından önemi ise Anayasa Mahkemesinin iptal kararı öncesinde tesis edilen işlemlerin doğrudan hukuka aykırı hale gelmediği ve bu kapsamda tesis edilen işlemlerin "kanunilik ilkesi" yönünden dayanaksız kalmadığı noktasında toplanmaktadır. Aksinin kabulü halinde iptal edilen kanunun yürürlükte olduğu dönemde, bu kanuna dayanılarak tesis edilmiş olan bütün işlemlerin geçersiz hale gelmesi gibi bir durum ortaya çıkacaktır.
Öte yandan, yargı kararları yalnızca hüküm fıkrası ile anlam ifade etmemekte olup gerekçeleriyle bir bütün oluşturmaktadır. Gerekçenin bir nevi, mahkemece tespit edilen maddi olgular ile hüküm fıkrası arasında bir köprü olduğu söylenebilir. Bu anlamda iptal ya da yürütmenin durdurulması yolunda verilen kararların, gerekçesi ile birlikte dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekir. Zira, Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında da "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır." denilmek suretiyle bu konuya verilen öneme dikkat çekilmiştir. Bu husus, Anayasa Mahkemesince hukuka aykırılığı saptanan yasal düzenlemeye dayanılarak tesis edilen idari işlemlerin hukuka uygunluk denetimi açısından da önem arz etmektedir.
Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmasına ve doğuracağı sonuçlara ilişkin yukarıda belirtilen kurallar, Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü ilkeleri çerçevesinde değerlendirildiğinde, itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulan bir davada Anayasa Mahkemesi kararı uygulanacağı gibi emsali durumda olan davalarda da yani daha açık bir ifade ile dayanak kanun hükmünün, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından önce yürürlükte olduğu dönemde tesis edilen idari işlemlerin yargısal denetiminde de dikkate alınması gerekecek, Anayasa Mahkemesi kararı uygulanırken dayanak yasa hükmü ortadan kaldırılmak suretiyle oluşan ileriye yönelik hukuki durumun -Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümezlik ilkesi gözetilmek suretiyle- kararın gerekçesi dikkate alınarak idari işlem üzerindeki etkisi belirlenecektir.
İncelenen uyuşmazlıkla ilgili olarak Anayasa Mahkemesince verilen kararla, 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesinin, Anayasa'nın 7. maddesine aykırılık oluşturduğu gerekçesiyle iptal edilmesi nedeniyle 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 29. maddesi uyarınca, yetkili müesseselerin faaliyet izinlerinin iptal edilmesine ilişkin işlemlerin yasal dayanağının kalmadığı anlaşılmaktadır. Ancak anılan iptal kararı henüz yürürlüğe girmeden önce, 7555 sayılı Kanun'un 3. maddesi ile 1567 sayılı Kanun'un 4. maddesinin ikinci fıkrası yeniden düzenlenerek, ticari amaçla döviz alım satımında bulunan yetkili müesseselerin, Kanun'un 5. maddesi çerçevesinde belirlenen ekonomik amaç ve konulara aykırı faaliyette bulunduğunun tespiti halinde bu şirketlere verilen faaliyet izinlerinin Hazine ve Maliye Bakanlığınca iptal edileceği kurala bağlanmıştır.
Bu bağlamda, 1567 sayılı Kanun'un 7555 sayılı Kanunla değişik 4. maddesi uyarınca yetkili müesseselerin, Kanun'un 5. maddesi çerçevesinde belirlenen ekonomik amaç ve konulara aykırı faaliyette bulunduğunun tespiti halinde bu şirketlere verilen faaliyet izinlerinin Hazine ve Maliye Bakanlığınca iptal edilmesinin önünde herhangi bir yasal engel bulunmamaktadır.
Bu durum karşısında, Anayasa Mahkemesince bir kanun maddesinin iptaline karar verildikten sonra yasama organınca yeni bir kanuni düzenleme yapılmak suretiyle yetkili müesseselerin faaliyet izinlerinin iptaline imkan tanınması durumunda, uyuşmazlığın bu düzenlemeye göre çözümlenmesi gerekmektedir. Aksi yaklaşım, Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilen kanun düzenlemesine dayalı olarak tesis edilen işlemlerin muhataplarınca önceki dönemde gerçekleştirilen eylemlerin yaptırımsız kalması sonucunu doğuracaktır.
İşbu uyuşmazlık özelinde de Anayasa Mahkemesinin yukarıda anılan iptal kararı henüz yürürlüğe girmeden 1567 sayılı Kanun'un 4. maddesi, 7555 sayılı Kanun ile değiştirilerek yetkili müesseselerin Kanun'un 5. maddesi çerçevesinde belirlenen ekonomik amaç ve konulara aykırı faaliyette bulunduğunun tespiti halinde faaliyet izinlerinin iptali konusunda Hazine ve Maliye Bakanlığına yetki verildiğinden uyuşmazlığın yeni kanuni düzenlemeye göre çözümlenmesi gerekmektedir.
2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 29. maddesinin fiil tarihi itibarıyla yürürlükte olan on birinci fıkrasında, yetkili müessesenin veya şirket tek ortaklıysa bu tek ortağın, yetkili müessesenin Bakanlık kayıtlarında yer alan merkez, şube ve internet adresleri dışında faaliyet gösterdiğinin tespiti halinde yetkili müessesenin faaliyet izninin Bakanlıkça iptal edileceği kuralına yer verilmiştir.
Bu kapsamda, yetkili müesseselerin 1567 sayılı Kanun'un 5. madde çerçevesinde belirlenen ekonomik amaç ve konulara aykırı faaliyette bulunduğunun tespiti halinde 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 29. maddesinde yer alan düzenlemeler uyarınca faaliyet izinlerinin davalı idarece iptali mümkün hale geldiğinden, söz konusu Tebliğ'in 29. maddesinin fiil tarihi itibarıyla yürürlükte olan on birinci fıkrasında yer alan düzenleme kapsamında yetkili müesseseler hakkında tesis edilecek işlemler yönünden, ilgililere atfedilen iddiaların niteliği dikkate alınmak suretiyle ilgili yetkili müesseselerin faaliyet izninin iptaline yönelik işlemler hakkında değerlendirme yapılacağı açıktır.
Her ne kadar, temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararıyla, mülkiyet hakkına yapılacak müdahalelerin ancak mutlak manada şekli bir kanuna dayanması gerektiği, dolayısıyla diğer alt düzenleyici işlemler, tek başına müdahalenin kanuniliği şartını sağlamadığından, 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 29. maddesinin fiil tarihi itibarıyla yürürlükte olan on birinci fıkrası uyarınca, ticari amaçlı döviz alım satımı yapmak üzere davacı şirkete verilmiş olan faaliyet izninin iptal edilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılarak İdare Mahkemesinin davanın reddi yolundaki kararının kaldırılmasına ve dava konusu işlemin iptaline karar verilmiş ise de, yukarıda belirtilen hukuki süreç sonrasında oluşan yeni hukuki duruma göre Bölge İdare Mahkemesince tekrar değerlendirme yapılarak bir karar verilmesi gerektiği sonucuna varıldığından, davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile İdare Mahkemesi kararının kaldırılarak dava konusu işlemin iptaline ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalının temyiz isteminin kabulüne,
2. Davanın reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun yukarıda özetlenen gerekçeyle kabulü ile İdare Mahkemesi kararının kaldırılması ve dava konusu işlemin iptali yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 22/12/2025 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi.
(X) KARŞI OY:
1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun'un 1. maddesinin dava tarihinde yürürlükte olan halinde, "Kambiyo, nukut, esham ve tahvilat alım ve satımının ve bunlar ile kıymetli madenler ve kıymetli taşlarla bunlardan mamul veya bunları muhtevi her nevi eşya ve kıymetlerin ve ticari senetlerle tediyeyi temine yarıyan her türlü vasıta ve vesikaların memleketten ihracı veya memlekete ithalinin tanzim ve tahdidine ve Türk parasının kıymetinin korunması zımnında kararlar ittihazına Cumhurbaşkanı salahiyetlidir." kuralına yer verilmiştir.
Dairemizin 13/09/2024 tarih ve E:2019/2259 sayılı kararıyla, 1567 sayılı Kanun'da faaliyet izni veya yetki belgesi alınması zorunlu olan konularda gerekli izin veya belgeyi alanların faaliyet izninin iptali hususuna ilişkin olarak açık, belirli ve öngörülebilir nitelikte yasal bir düzenlemenin bulunmadığı ve bu yönüyle faaliyet izninin iptali suretiyle mülkiyet hakkına yönelik olarak ortaya çıkan müdahalenin kanunilik şartını taşımadığı, bu itibarla 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesinde yer alan düzenlemeyle Cumhurbaşkanı'na tanınan yetkinin temel ilkelerinin belirlenmediği ve çerçevesinin çizilmediğinden bahisle söz konusu düzenlemenin Anayasa'nın 2., 7., 13. ve 35. maddelerine aykırı olduğu sonucuna varılarak Anayasa Mahkemesine başvurulmuştur.
Anayasa Mahkemesince verilen 17/06/2025 tarih ve E:2024/193, K:2025/136 sayılı kararla, 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesinde yer alan söz konusu düzenlemenin Anayasa'nın 7. maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline; iptal hükmünün, kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak 9 (dokuz) ay sonra (15/07/2026 tarihinde) yürürlüğe girmesine karar verilmiştir.
Öte yandan, 24/07/2025 tarih ve 32965 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7555 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda ve 635 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 1. maddesiyle 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesinde, 3. maddesiyle 1567 sayılı Kanun'un 4. maddesinde değişiklikler yapılmıştır.
Anayasa'nın “Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi” başlıklı 152. maddesinde, bir davaya bakmakta olan mahkemenin, uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa'ya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakacağı; Anayasa Mahkemesinin kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse, mahkemenin buna uymak zorunda olduğu; "Anayasa Mahkemesinin kararları" başlıklı 153. maddesinde ise iptal edilen kanun hükmünün, iptal kararının Resmî Gazete'de yayınlandığı tarihte yürürlükten kalkacağı, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı ve geriye yürümeyeceği kurala bağlanmıştır.
Bu durumda, erteleme süresi içerisinde veya daha sonra kanuni düzenleme yapılması halinde görülmekte olan dava, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı dikkate alınarak mı, yoksa yeni kanun hükümleri uygulanarak mı çözülmelidir?
Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralı sadece lafzi yorumlandığında, Anayasa Mahkemesinin iptal kararının görülmekte olan davayı etkilemeyeceği kabul edilerek, iptal kararı üzerine yeniden düzenlenen kanun hükümleri uygulanarak dava görülebilir. Ancak, Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması bazı hallerde adalete, hakkaniyete ve hukuk devleti ilkesine aykırı sonuçlar doğurabilecektir. Bu nedenle Anayasa’nın 153. maddesindeki hükmü sadece lafzi değil, Anayasa’nın genel esasları, Anayasa’da teminat altına alınan temel hak ve özgürlükler ve Türkiye’nin taraf olduğu insan hakları sözleşmeleri çerçevesinde amaçsal yorumlaması gerekmektedir.
Anayasa’nın 152. maddesi uyarınca mahkemelerce bir kanunun iptali için Anayasa Mahkemesine başvuru yapabileceği ve süresinde de kanunun iptaline karar verilir ise iptal hükmü doğrultusunda davanın karara bağlanacağı hususu dikkate alındığında; “geriye yürümezlik” kuralının katı uygulanarak Anayasa Mahkemesinin iptal kararının dikkate alınmaması Anayasa 152. maddesi kapsamında itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da aykırılık oluşturacaktır.
Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının geriye yürümemesinin temel gerekçesi hukuki güvenlik ve istikrar ilkesi ile kazanılmış hakların korunması olup, bu ilkeler tümden göz ardı edilmemeli ancak, bu ilkeler de kişilerin temel hak ve özgürlüklerini ihlal eden, onlara telafisi imkansız zararlar veren ve Anayasa’ya aykırılığı tespit edilmiş kanunların erteleme süresince uygulanmasına da imkan vermemelidir.
Temel hak ve özgürlükler ile lehe hukuki durumların korunmasının gerektirdiği hallerde, “geriye yürümezlik” kuralının katı uygulanmayarak Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının görülen davada dikkate alınması adilane bir çözüm olacaktır.
Kanunların zaman bakımından uygulanmasına ilişkin temel ilke kanunların, yürürlüğe girdikleri tarihten sonra meydana gelen olaylara uygulanması olmakla birlikte; bazı istisnai durumlarda, haklı beklentiler ve kazanılmış haklar korunarak, geçmişi kapsayacak şekilde kanuni düzenleme yapılabilir.
Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra, 24/07/2025 tarih ve 32965 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7555 sayılı Kanun'un 1. ve 3. maddeleriyle 1567 sayılı Kanun'un 1. ve 4. maddelerinde yapılan değişikliklerde ise dava konusu işlemlere uygulanabileceğine ilişkin herhangi bir düzenleme yer almadığından yeni Kanun'un işbu davada uygulanmaması gerekmektedir.
Öte yandan, Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararı sonrasında yapılmış olan yeni kanuni düzenleme uyarınca davalı idare tarafından yeniden bir işlem tesis edilebileceği de tabiidir.
Kişilerin de hak veya menfaatlerini ihlal eden bir kanun hükmünün Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi halinde, ilgililerin iptal hükmünün hukuki sonuçlarından yararlanmaları gerekmektedir. Aksi durumda, Anayasa ile tanınmış olan itiraz hakkının fiilen işlemez hale getirilmesi ve Anayasa'ya aykırılığı hükmen saptanmış olan bir yasa kuralının uygulanmasının hukuken korunması gibi bir sonuca neden olur, ki bu durumun da Anayasa'nın üstünlüğü ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceğinin kabulü gerekir.
Bu itibarla, 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in dayanağı olan yasal düzenlemenin Anayasa Mahkemesince iptal edilerek kararın 15/10/2025 tarih ve 33048 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmış olması ve Anayasa'nın 38. maddesinde düzenlenen "suç ve cezaların kanuniliği" ilkesinin muhatabını cezalandırma amacı taşıması halinde faaliyet izninin iptaline ilişkin işlemler bakımından da uygulanması gerektiği dikkate alındığında, hukuka aykırılığı Anayasa Mahkemesi kararı ile tespit edilmiş bulunan Kanun maddesi uyarınca hazırlanan 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 29. maddesinin fiil tarihi itibarıyla yürürlükte olan on birinci fıkrasında yer alan düzenlemede dikkate alınmak suretiyle davacı şirketin faaliyet izninin iptal edilmesine ilişkin işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf isteminin kabulü ile kararın kaldırılması ve dava konusu işlemin iptali yolundaki temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının belirtilen gerekçeyle onanması gerektiği oyuyla karara katılmıyoruz.
Esas No:2024/126
Karar No:2025/4077
TEMYİZ EDEN (DAVALI): ... Bakanlığı
VEKİLİ: Hukuk Müşaviri ...
KARŞI TARAF (DAVACI): ... Ticaret Sınırlı Yetkili Müessese A.Ş.
VEKİLİ: Av. ...
İSTEMİN KONUSU: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: Davacı şirketin, Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ'in (Tebliğ No: 2018-32/45) 17. maddesinin birinci fıkrasına aykırı olarak Bakanlığa bildirdiği adres dışında şube açarak döviz alım satım faaliyetinde bulunduğunun tespit edildiğinden bahisle anılan Tebliğ'in fiil tarihi itibarıyla yürürlükte olan 29. maddesinin on birinci fıkrası uyarınca faaliyet izni ve yetkili müessese faaliyet izin belgesinin iptaline ilişkin ... tarih ve E... sayılı Hazine ve Maliye Bakanlığı Finansal Piyasalar ve Kambiyo Genel Müdürlüğü işlemiyle bildirilen ... tarih ve ... sayılı Bakanlık Olur'unun iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; uyuşmazlık konusu olayda, 03/12/2019 tarihinde "İstanbul ili, Esenler ilçesi, ... Mahallesi, ... Caddesi, No:..." adresinde "... Döviz" ünvanıyla; 06/12/2019 tarihinde ise "İstanbul ili, Bağcılar ilçesi, ... Mahallesi, ... Caddesi, No:..." adresinde "... Döviz" ünvanıyla faaliyette bulunulan iş yerlerinde yapılan incelemeler neticesinde düzenlenen yoklama fişleri ve eki belgeler incelendiğinde, söz konusu adreslerde yer alan iş yerlerinin duvarlarında asılı bulunan elektronik tabelalarda döviz kurlarının anlık olarak gösterildiği, yoklama esnasında birden çok müşteriye döviz alım satımı yapıldığının tespit edildiği, davacı şirketçe söz konusu iş yerlerinde döviz alım satım faaliyetinde bulunulmasına yönelik herhangi bir iznin alınmadığının anlaşıldığı;
Bu kapsamda, Bakanlığa bildirdiği adres dışında şube olarak döviz alım satım faaliyetinde bulunması nedeniyle davacı şirketin faaliyet izni ve yetkili müessese faaliyet izin belgesinin iptaline ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlem hukuka uygun bulunarak davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince, Dairemizin 14/09/2023 tarih ve E:2020/3789, K:2023/3546 sayılı bozma kararına uyularak verilen kararda; 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesinde ve diğer maddelerinde faaliyet izninin iptaline ilişkin açık bir kurala yer verilmediği, davalı idarece, faaliyet izninin iptaline ilişkin işlemlerin hukuki dayanağının 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesi ile bu madde uyarınca alınan 32 Sayılı Karar ve bu Karar'a dayanılarak hazırlanan alt düzenleyici işlemler (Yönetmelik/Tebliğ) olduğunun belirtildiği; ancak, belirtilen kanuni düzenlemede davacı bakımından mülk teşkil eden faaliyet izninin iptalini öngören açık, belirli ve öngörülebilir bir kuralın bulunmadığı;
Bu kapsamda, faaliyet izninin iptaline ilişkin idari işlemlerin dayanağı olarak gösterilen 1567 sayılı Kanun'da yer alan kuralların kanunilik ölçütü yönünden Anayasa'nın 13. ve 35. maddelerinde öngörülen güvenceyi sağlamadığı; öte yandan, 32 Sayılı Karar'ın 21. maddesinin dördüncü fıkrasında, kambiyo mevzuatına olan aykırılıkları ya da bu Karar'da belirtilen yükümlülükleri yerine getirmediği tespit edilen bankalar, yetkili müesseseler, PTT, kıymetli maden aracı kuruluşları ve aracı kurumların dövize ilişkin işlemlere aracılık etme yetkisinin Bakanlıkça kısmen veya tamamen kaldırılabileceği kurala bağlanmış olsa da Anayasa Mahkemesinin birçok kararında vurgulandığı üzere, mülkiyet hakkına yapılacak müdahalelerin ancak mutlak manada şekli bir kanuna dayanması gerektiği, dolayısıyla belirtilen düzenleyici işlemlerin de tek başına müdahalenin kanuniliği şartını sağlamadığının açık olduğu anlaşıldığından, 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 29. maddesinin fiil tarihi itibarıyla yürürlükte olan on birinci fıkrası uyarınca döviz alım satım faaliyetine yönelik davacı şirkete verilmiş olan faaliyet izninin ve yetkili müessese faaliyet izin belgesinin iptal edilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uygunluk, davanın reddi yönündeki İdare Mahkemesi kararında ise hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesi uyarınca davacının istinaf başvurusunun kabulü ile İdare Mahkemesinin davanın reddi yolundaki kararının kaldırılmasına ve dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davalı idare tarafından, kambiyo piyasasının uzmanlık gerektiren ve oldukça detaylı düzenlenmesi gereken ekonomik bir alan olduğu, bu alana yönelik tedbirlerin kısa sürede alınmaması durumunda telafisi imkansız zararların ortaya çıkabileceği, 1567 sayılı Kanun hükümlerine yönelik açılan davalarda Anayasa Mahkemesince herhangi bir hukuka aykırılığın tespit edilmediği, Danıştay Onüçüncü Dairesince 1567 sayılı Kanun'da tarihsel süreçte yapılan değişiklikler dikkate alınarak yetkili müesseselerin faaliyet izninin iptaline ilişkin idarelerine açık bir yetki verilmediği tespitinin yerinde olmadığı, yaklaşık 35 yıldır faaliyet izninin iptaline yönelik düzenlemelerin mevzuatta yer aldığı, dava konusu işlemin hukuka uygun olarak tesis edildiği ileri sürülmüştür.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Davacı tarafından, Bölge İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu, davalı idarenin temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ...'İN DÜŞÜNCESİ: Temyiz istemin kabulü gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE
GEREKÇE:
MADDİ
OLAY:
Davalı idarece, "... Mahallesi, ... Çarşısı, ... Ada, No:... Bağcılar/İSTANBUL" adresinde yerleşik davacı şirkete döviz alım satım faaliyetine yönelik yetkili müessese faaliyet izni verilmiştir.
Gelir İdaresi Başkanlığının (İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı) ... tarih ve E... sayılı yazısıyla davalı idareye iletilen Denetim ve Uyum Yönetimi Daire Başkanlığı tarafından yapılan denetim sonucu Esenler Uygulama Grup Müdürlüğünce düzenlenen ... tarih ve ... benzersiz kod numaralı e-yoklama fişinde, "... Mahallesi, ... Caddesi, No:... Esenler/İSTANBUL" adresinde davacı şirketin "... Döviz" tabelasıyla; ... tarih ve ... benzersiz kod numaralı e-yoklama fişinde, "... Mahallesi, ... Çarşısı, ... Ada, No:... Bağcılar/İSTANBUL" adresinde "... Döviz" tabelasıyla faaliyet gösterdiği, söz konusu iş yerlerinde döviz alım satım faaliyetinde bulunulduğu, ancak bu iş yerleri için faaliyet izin belgesinin düzenlenmediği, döviz alım satımı yapan müşterilere sadece bilgi fişinin verildiği ifadelerine yer verilmiştir.
Davalı idarece, davacı şirkete şube faaliyet izni verilmediği halde belirtilen adreslerde davacı şirketçe şube açılarak döviz alım satım faaliyetinde bulunulduğundan bahisle, 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 29. maddesinin fiil tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan haliyle on birinci fıkrası uyarınca davacı şirkete verilen faaliyet izninin ve yetkili müessese faaliyet izin belgesinin iptaline karar verilmesi üzerine bu işlemin iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun'un dava tarihi itibarıyla yürürlükte olan 1. maddesinde, "Kambiyo, nukut, esham ve tahvilat alım ve satımının ve bunlar ile kıymetli madenler ve kıymetli taşlarla bunlardan mamul veya bunları muhtevi her nevi eşya ve kıymetlerin ve ticari senetlerle tediyeyi temine yarıyan her türlü vasıta ve vesikaların memleketten ihracı veya memlekete ithalinin tanzim ve tahdidine ve Türk parasının kıymetinin korunması zımnında kararlar ittihazına Cumhurbaşkanı salahiyetlidir."; 5. maddesinde, "Bu Kanun ve bu Kanuna dayanılarak çıkarılan mevzuat kapsamında faaliyet izni ve/veya yetki verilen anonim şirketler, 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 330’uncu maddesi kapsamında özel kanuna tabi anonim şirket olarak değerlendirilir. Bu kapsamda, söz konusu anonim şirketler, sadece bu Kanun ve bu Kanuna dayanılarak çıkarılan karar, yönetmelik ve tebliğlerde belirtilen ekonomik amaç ve konular kapsamında kurulabilir ve faaliyet gösterebilir." kurallarına yer verilmiştir.
24/07/2025 tarih ve 32965 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7555 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda ve 635 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 3. maddesiyle 1567 sayılı Kanun'un 4. maddesinde yapılan değişiklik sonrası anılan maddede, "Aşağıda yazılı olan faaliyetlerde bulunmak için Hazine ve Maliye Bakanlığından izin alınması zorunludur:
a) Ticari amaçla döviz alım satımında bulunmak.
b) Borsa İstanbul Anonim Şirketi Kıymetli Madenler Piyasasında üye olarak faaliyette bulunmak.
c) Kıymetli maden rafinaj faaliyetlerinde bulunmak.
ç) 21/2/2005 tarihli ve 2005/8518 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile katılınması kararlaştırılan Kimberley Süreci Sertifika Sistemi kapsamında faaliyette bulunmak.
Bu Kanun ve bu Kanuna dayanılarak çıkarılan mevzuat kapsamında izin verilen anonim şirketlerin 5’inci madde çerçevesinde belirlenen ekonomik amaç ve konulara aykırı faaliyette bulunduğunun tespiti halinde izinlerini iptal etmeye ve birinci fıkranın (a) bendi kapsamındaki anonim şirketler için; faaliyet yürütülen il ve ilçelerin büyüklüğü, nüfusu, ticaret ve turizm hacmi gibi ölçütler dikkate alınmak suretiyle faaliyet bölgeleri belirlemeye Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkilidir. (...) " kuralları yer almıştır.
1567 sayılı Kanun'un 1. maddesi uyarınca (mülga) Bakanlar Kurulunca alınan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar'ın (32 Sayılı Karar) 1. maddesinde, "Türk parasının kıymetini korumak amacıyla, Türk parasının yabancı paralar karşısındaki değerinin belirlenmesine, döviz ve dövizi temsil eden belgelere (menkul değerler ve diğer sermaye piyasası araçları dahil) ilişkin tüm işlemler ile dövizlerin tasarruf ve idaresine, Türk parası ve Türk parasını temsil eden belgelerin (menkul değerler ve diğer sermaye piyasası araçları dahil) ithal ve ihracına, kıymetli maden, taş ve eşyalara ilişkin işlemlere, ihracata, ithalata, özelliği olan ihracat ve ithalata, görünmeyen işlemlere, sermaye hareketlerine ilişkin kambiyo işlemlerine ait düzenleyici, sınırlayıcı esaslar bu Karar ile tayin ve tespit edilmiştir.
Bu Kararın uygulanmasına yönelik usul ve esasların belirlenmesi amacıyla Bakanlıkça yönetmelik, tebliğ ve genelgeler yayımlanır. Bu Karara ve bu Kararın uygulanması amacıyla yayımlanacak yönetmelik, tebliğ ve genelgelere muhalefet, 20/2/1930 tarihli ve 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun ile ek ve tadillerine muhalefet sayılır.
Çeşitli kanunlar ve uluslararası anlaşmalarda yer alan özel hükümler saklıdır."; "Yetki" başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasında, "Bakanlık bu Kararın tatbikatını temin etmek ve Türk parasının kıymetini korumak maksadıyla lüzumlu göreceği her türlü tedbiri almaya, Kararda öngörülen haller dışında kalan özel durumları inceleyip sonuçlandırmaya, haklı ve mücbir sebeplerin varlığı halinde döviz getirme sürelerini uzatmaya ve döviz getirme zorunluluğunu kısmen veya tamamen kaldırmaya, bu Kararda öngörülen miktarları değiştirmeye ve miktar belirlemeye yetkilidir." kurallarına yer verilmiştir.
Yetkili müesseselerin kuruluş, faaliyet, şube açma, yükümlülük ve denetimlerine dair usûl ve esasları düzenlemek amacıyla Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar'a dayanılarak hazırlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ'in (Tebliğ No: 2018-32/45) "Şube açma izni" başlıklı 11. maddesinin birinci fıkrasında -fiil tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan haliyle-, "A grubu yetkili müesseselerin şube açmaları Bakanlığın iznine tâbîdir. Şube açmak üzere yapılacak başvurulara yönetim kurulu kararının eklenmesi zorunludur."; "Adres ve unvan değişikliği" başlıklı 17. maddesinde, "Yetkili müesseselerin merkez ve şubeleri, Bakanlığa bildirdikleri adresleri dışında bir yerde faaliyette bulunamazlar."; "Yaptırım" başlıklı 29. maddesinin on birinci fıkrasında -fiil tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan haliyle-, "Yetkili müessese veya ortaklarının veya tüzel kişi kurucu ortaklarda yüzde on veya daha fazla ortaklık payı bulunan kişilerin yetkili müessesenin Bakanlık kayıtlarında yer alan merkez, şube ve internet adresleri dışında faaliyet gösterdiğinin tespiti hâlinde yetkili müessese veya yetkisiz faaliyet gösteren ortakları veya tüzel kişi kurucu ortaklarda yüzde on veya daha fazla ortaklık payı bulunan kişiler hakkında 1567 sayılı Kanun uyarınca yasal işlem başlatılır. Söz konusu yetkisiz faaliyeti yetkili müessesenin veya şirket tek ortaklıysa bu tek ortağın gerçekleştirmesi durumunda yetkili müessese faaliyet izni iptal edilir. Yetkisiz faaliyeti gerçekleştiren kişilerin ortak olması ya da tüzel kişi kurucu ortaklarda yüzde on veya daha fazla ortaklık payı bulunması durumunda ortaklıktan çıkarılması; genel müdür, yönetim kurulu üyesi, imza yetkisini haiz çalışan veya iç kontrol görevlisi olması durumunda söz konusu görevden azledilmesi için 60 güne kadar süre verilir. Belirtilen süre sonunda gerekli işlemlerin gerçekleştirilmemesi durumunda verilmiş olan yetkili müessese faaliyet izni iptal edilir. Bu fıkra kapsamında faaliyet izni iptal edilen yetkili müessese ve hissedarları 5 yıl boyunca yeni yetkili müessese kuruluş veya faaliyet izni başvurusunda bulunamazlar." kuralları yer almıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Davalı idare tarafından, 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak (mülga) Bakanlar Kurulunca alınan 32 Sayılı Karar ve bu karar uyarınca Bakanlıkça tesis edilen alt düzenleyici işlemlerde yer alan kurallara istinaden faaliyet izninin iptal edildiği belirtilmekte; dolayısıyla faaliyet izninin iptaline ilişkin idari işlemlerin yasal dayanağı olarak 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesi gösterilmektedir.
1567 sayılı Kanun'un dava tarihi itibarıyla yürürlükte olan 1. maddesinde, kanun koyucu tarafından, Cumhurbaşkanına (mülga hükümet sisteminde Bakanlar Kuruluna), kambiyo, nukut, esham ve tahvilat alım ve satımının ve bunlar ile kıymetli madenler ve kıymetli taşlarla bunlardan mamul veya bunları muhtevi her nevi eşya ve kıymetlerin ve ticari senetlerle tediyeyi temine yarıyan her türlü vasıta ve vesikaların ihracı veya ithalinin düzenlenmesi ve sınırlanması ile Türk parasının kıymetinin korunmasına yönelik kararlar alma yetkisi verilmiştir.
Dairemizin 13/09/2024 tarih ve E:2019/2259 sayılı kararıyla, 1567 sayılı Kanun'da faaliyet izni veya yetki belgesi alınması zorunlu olan konularda gerekli izin veya belgeyi alanların faaliyet izninin iptali hususuna ilişkin olarak açık, belirli ve öngörülebilir nitelikte yasal bir düzenlemenin bulunmadığı ve bu yönüyle faaliyet izninin iptali suretiyle mülkiyet hakkına yönelik olarak ortaya çıkan müdahalenin kanunilik şartını taşımadığı, bu itibarla 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesinde yer alan düzenlemeyle Cumhurbaşkanına tanınan yetkinin temel ilkelerinin belirlenmediği ve çerçevesinin çizilmediğinden bahisle söz konusu düzenlemenin Anayasa'nın 2., 7., 13. ve 35. maddelerine aykırı olduğu sonucuna varılarak Anayasa Mahkemesine başvurulmuştur.
Anayasa Mahkemesince verilen 17/06/2025 tarih ve E:2024/193, K:2025/136 sayılı kararda, "8. Anayasa'nın 7. maddesinde 'Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.' denilmektedir. Yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine (TBMM) ait olması ve bu yetkinin devredilememesi, kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir gereğidir. Bu hükme yer veren Anayasa'nın 7. maddesinin gerekçesinde yasama yetkisinin parlamentoya ait olması 'demokrasi rejimini benimseyen siyasi rejimlerde kaçınılmaz bir durum' olarak nitelendirilmiştir. Madde gerekçesinden de anlaşılacağı üzere yasama yetkisinin devredilemezliği, esasen kanun koyma yetkisinin TBMM dışında başka bir organca kullanılamaması anlamına gelmektedir. Anayasa'nın 7. maddesi ile yasaklanan, kanun yapma yetkisinin devredilmesidir (AYM, E.2011/42, K.2013/60, 9/5/2013; E.2021/73, K.2022/51, 21/4/2022, § 15; E.2022/54, K.2022/99, 8/9/2022, § 25).
9. Türevsel nitelikteki düzenleyici işlemler bakımından yürütmenin düzenleme yetkisi; sınırlı, tamamlayıcı ve bağımlı bir yetkidir. Bu nedenle temel ilkeleri belirlenmeksizin ve çerçevesi çizilmeksizin yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir kanun kuralı ile sınırsız, belirsiz, geniş bir alanın yürütmenin düzenlemesine bırakılması, Anayasa'nın belirtilen maddesine aykırılık oluşturur. Bununla birlikte yasama organının temel ilkeleri ve çerçeveyi kanunla belirledikten sonra uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususları yürütmeye bırakması, yasama yetkisinin devri olarak yorumlanamaz (AYM, E.2011/42, K.2013/60, 9/5/2013; E.2019/36, K.2021/15, 4/3/2021, § 57).
10. Anayasa'nın açıkça kanunla düzenlenmesini öngörmediği konularda kanunda genel ifadelerle düzenleme yapılarak ayrıntıların düzenlenmesinin yürütmenin türevsel nitelikteki düzenleyici işlemlerine bırakılması mümkündür. Anayasa'da münhasıran kanunla düzenleme yapılması öngörülmeyen konularda yasamanın asliliği ve Cumhurbaşkanlığı kararnameleri haricinde geçerli olan yürütmenin türevselliği ilkeleri gereği idari işlemlerin kanuna dayanması zorunluluğu vardır. Ancak bu durumda kanunda belirlenmesi gereken çerçeve, Anayasa'nın kanunla düzenlenmesini öngördüğü durumdakinden çok daha geniş olabilecektir (AYM, E.2018/91, K.2020/10, 19/2/2020, § 110).
11. Kuralla döviz, banknot, hisse senetleri ve tahvillerin alım satımının ve bunlar ile kıymetli madenler ve kıymetli taşlarla bunlardan yapılmış ya da bunları içeren her türlü eşya ve kıymetlerin, ticari senetlerle ödeme sağlamak için kullanılan her türlü araç ve belgenin ülke dışına çıkarılması veya ülkeye getirilmesinin düzenlenmesi, sınırlandırılması ve Türk parasının değerinin korunması hususlarıyla ilgili olarak karar alma yetkisi Cumhurbaşkanına tanınmıştır.
12. Döviz, banknot, hisse senedi ve tahvillerin alım satımı ile bunların ve mücevheratın ya da bunlarla ilgili diğer kıymetli evrakın ülke dışına çıkarılması veya ülkeye getirilmesinin mülkiyet hakkı, sözleşme özgürlüğü ve teşebbüs özgürlüğüyle yakından ilgili olduğu açıktır. Zira kural kişilerin anılan haklar kapsamında, malvarlığı değerleriyle ilgili olarak borçlandırıcı ve tasarruf işlemlerinde ya da ticari faaliyetlerde bulunmalarına ilişkin hususlarda Cumhurbaşkanına düzenleme ve sınırlama yetkisi vermektedir.
13. Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceği belirtilmektedir. Dolayısıyla Cumhurbaşkanına tanınan düzenleme yetkisinin Anayasa'da münhasıran kanunla düzenlenebileceği belirtilen bir konuya ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle kural kapsamındaki karar alma yetkisi konusundaki kanuni çerçeve oluşturma yükümlülüğünün daha katı olduğu söylenebilir.
14. Kuralla Cumhurbaşkanına, ekonomik faaliyetlerin önemli bir kısmını yani döviz ve değerli malların ticaretini ve hareketini doğrudan etkileyen kararlar alabilme yetkisi verilmiştir. Bununla birlikte geniş bir düzenleme alanını kapsayan bu yetkinin nasıl kullanılacağına, hangi şartlar altında ve hangi ilkeler doğrultusunda uygulanacağına dair kanunda yeterli bir çerçeve çizilmemiştir. Kanun, yalnızca Türk parasının kıymetinin korunması amacıyla kararlar alınabileceğini belirtmekte ancak bu yetkinin sınırlarını belirleyen somut ilkeleri ortaya koyamamaktadır.
15. Bu itibarla kural kapsamında döviz, banknot, hisse senetleri ve tahvillerin alım ve satımının ve bunlar ile kıymetli madenler ve kıymetli taşlarla bunlardan yapılmış ya da bunları içeren her türlü eşya ve kıymetlerin ve ticari senetlerle ödeme sağlamak için kullanılan her türlü araç ve belgenin ülke dışına çıkarılması veya ülkeye getirilmesinin düzenlenmesi, sınırlandırılması ve Türk parasının değerinin korunması hususlarıyla ilgili temel ilke ve esaslar kanunda belirlenmeksizin Cumhurbaşkanına doğrudan düzenlenme yapma yetkisi verilmesinin yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesiyle bağdaşan bir yönü bulunmamaktadır.
16. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 7. maddesine aykırıdır. İptali gerekir. (...)" gerekçesine yer verilmek suretiyle 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesinde yer alan söz konusu düzenlemenin iptaline; iptal hükmünün, kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak 9 (dokuz) ay sonra (15/07/2026 tarihinde) yürürlüğe girmesine karar verilmiştir.
Söz konusu Anayasa Mahkemesi kararı henüz Resmî Gazete'de yayımlanmadan (15/10/2025 tarih ve 33048 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmıştır.) 24/07/2025 tarih ve 32965 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7555 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda ve 635 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 3. maddesiyle 1567 sayılı Kanun'un 4. maddesinde değişiklikler yapılmıştır.
1567 sayılı Kanun'un yeniden düzenlenen 4. maddesinin birinci fıkrasında, ticari amaçla döviz alım satımında bulunmak, Borsa İstanbul Anonim Şirketi Kıymetli Madenler Piyasasında üye olarak faaliyette bulunmak, kıymetli maden rafinaj faaliyetlerinde bulunmak ve 21/02/2005 tarih ve 2005/8518 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile katılınması kararlaştırılan Kimberley Süreci Sertifika Sistemi kapsamında faaliyette bulunmak için Hazine ve Maliye Bakanlığından izin alınmasının zorunlu olduğu; ikinci fıkrasında da, bu Kanun ve bu Kanun'a dayanılarak çıkarılan mevzuat kapsamında izin verilen anonim şirketlerin Kanun'un 5. maddesi çerçevesinde belirlenen ekonomik amaç ve konulara aykırı faaliyette bulunduğunun tespiti halinde izinlerini iptal etmeye Hazine ve Maliye Bakanlığının yetkili olduğu kurala bağlanmıştır.
7555 sayılı Kanun ile 1567 sayılı Kanun'un 4. maddesinin ikinci fıkrasında yapılan değişikliğin gerekçesinde, "İkinci fıkrada bu Kanun ve bu Kanuna dayanılarak çıkarılan mevzuat kapsamında faaliyet izni ve/veya yetki verilen anonim şirketlere ilgili düzenlenmelerde belirlenen amaç ve konulara aykırı faaliyet gösterildiğinin tespiti halinde verilen faaliyet izinlerinin iptal edilebilmesine ilişkin yetki Kanun metnine daha açık dercedilerek yasal dayanak güçlendirilmektedir." açıklamasına yer verilmiştir.
Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında, "Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez."; beşinci fıkrasında ise "İptal kararları geriye yürümez." kuralına yer verilmiş ise de, Anayasa Mahkemesince bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin tümünün ya da bunların belirli kısımlarının Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edilmiş olduğu bilindiği halde, eldeki davaların Anayasa'ya aykırılığı saptanmış olan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa'nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülemez.
Öte yandan, Anayasa'nın 153. maddesinde yer alan ve iptal kararlarının geriye yürümezliğine ilişkin bulunan kural, iptal edilen hükümlere göre kazanılmış olan hakların ortadan kaldırılmasına veya toplum huzurunun bozulmasına yol açacak sonuçları önlemek amacıyla kabul edilmiş olup bu kuralın mutlak anlamda anlaşılıp uygulanamayacağı; özellikle bir davaya bakmakta olan mahkeme tarafından itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine götürülen konularda uygulanmasının mümkün olmadığı, aksi halde, Anayasa'nın 152. maddesinde düzenlenmiş olan "Anayasa'ya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi" (itiraz) yolunun hukuk ve uygulama yönünden sonuçsuz kalacağı yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır. Nitekim, Anayasa Mahkemesi kararının 5 (beş) ay içinde gelmemesi halinde mahkemenin davayı yürürlükteki kanun hükümlerine göre sonuçlandıracağına işaret edilen Anayasa'nın 152. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan, "Ancak, Anayasa Mahkemesinin kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse, mahkeme buna uymak zorundadır." yolundaki kural da Anayasa Mahkemesinin verdiği iptal kararlarının, bu karardan önce açılmış bulunan ve bakılmakta olan davalarda uygulanması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.
Bu hukuksal durumun doğal sonucu olarak, bir kanun ya da kanun hükmünde kararnamenin uygulanması nedeniyle dava açmak durumunda kalan ve Anayasa'nın 153. maddesi uyarınca itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulmasını isteme hakkına sahip olan kişilerin de hak veya menfaatlerini ihlal eden kuralın iptal davası veya itiraz yoluyla daha önce yapılan başvuru sonucunda Anayasa Mahkemesince iptal edilmiş olması halinde iptal hükmünün hukuki sonuçlarından yararlanmaları gerekeceği açıktır. Aksi halde, iptal edilen kanun kuralının uygulanmasının sürdürülmesi nedeniyle bu uygulamaya karşı dava yoluna başvuracakların iptal kararının hukuki sonuçlarından yararlanamayacaklarının kabulü; bir yandan dava yoluna başvuran herkes için Anayasa ile tanınmış olan itiraz hakkının bunlar için fiilen işlemez hale getirilerek ortadan kalkması ve iptal kararının uygulanamaması, öte yandan Anayasa'ya aykırılığı hükmen saptanmış olan bir yasa kuralının uygulanmasının hukuken korunması gibi bir sonuca neden olur ki bu durumun Anayasa'nın üstünlüğü ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceğinin kabulü gerekir.
2018-32/45 sayılı Tebliğ'in asıl dayanağını teşkil eden 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesi yönünden Anayasa Mahkemesinin 17/06/2025 tarih ve E:2024/193, K:2025/136 sayılı kararıyla iptal kararı verilmesi üzerine işbu uyuşmazlık kapsamında öncelikli olarak Anayasa Mahkemesi kararı ile bir kanun hükmünün iptal edilmesinden sonra söz konusu kanun hükmünün yürürlükte olduğu dönemde tesis edilen işlemlerin yargısal denetiminin Anayasa Mahkemesinin iptal kararından ne şekilde etkileneceği hususunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Bu noktada, Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının geriye yürümemesi ilkesi ele alındığında, bu ilkenin temelinde hukuki güvenlik ilkesi etkin kılınarak hukuk düzeninde güven ve istikrarın sağlanmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Bu ilkenin idare hukuku açısından önemi ise Anayasa Mahkemesinin iptal kararı öncesinde tesis edilen işlemlerin doğrudan hukuka aykırı hale gelmediği ve bu kapsamda tesis edilen işlemlerin "kanunilik ilkesi" yönünden dayanaksız kalmadığı noktasında toplanmaktadır. Aksinin kabulü halinde iptal edilen kanunun yürürlükte olduğu dönemde, bu kanuna dayanılarak tesis edilmiş olan bütün işlemlerin geçersiz hale gelmesi gibi bir durum ortaya çıkacaktır.
Öte yandan, yargı kararları yalnızca hüküm fıkrası ile anlam ifade etmemekte olup gerekçeleriyle bir bütün oluşturmaktadır. Gerekçenin bir nevi, mahkemece tespit edilen maddi olgular ile hüküm fıkrası arasında bir köprü olduğu söylenebilir. Bu anlamda iptal ya da yürütmenin durdurulması yolunda verilen kararların, gerekçesi ile birlikte dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekir. Zira, Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında da "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır." denilmek suretiyle bu konuya verilen öneme dikkat çekilmiştir. Bu husus, Anayasa Mahkemesince hukuka aykırılığı saptanan yasal düzenlemeye dayanılarak tesis edilen idari işlemlerin hukuka uygunluk denetimi açısından da önem arz etmektedir.
Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmasına ve doğuracağı sonuçlara ilişkin yukarıda belirtilen kurallar, Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü ilkeleri çerçevesinde değerlendirildiğinde, itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulan bir davada Anayasa Mahkemesi kararı uygulanacağı gibi emsali durumda olan davalarda da yani daha açık bir ifade ile dayanak kanun hükmünün, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından önce yürürlükte olduğu dönemde tesis edilen idari işlemlerin yargısal denetiminde de dikkate alınması gerekecek, Anayasa Mahkemesi kararı uygulanırken dayanak yasa hükmü ortadan kaldırılmak suretiyle oluşan ileriye yönelik hukuki durumun -Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümezlik ilkesi gözetilmek suretiyle- kararın gerekçesi dikkate alınarak idari işlem üzerindeki etkisi belirlenecektir.
İncelenen uyuşmazlıkla ilgili olarak Anayasa Mahkemesince verilen kararla, 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesinin, Anayasa'nın 7. maddesine aykırılık oluşturduğu gerekçesiyle iptal edilmesi nedeniyle 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 29. maddesi uyarınca, yetkili müesseselerin faaliyet izinlerinin iptal edilmesine ilişkin işlemlerin yasal dayanağının kalmadığı anlaşılmaktadır. Ancak anılan iptal kararı henüz yürürlüğe girmeden önce, 7555 sayılı Kanun'un 3. maddesi ile 1567 sayılı Kanun'un 4. maddesinin ikinci fıkrası yeniden düzenlenerek, ticari amaçla döviz alım satımında bulunan yetkili müesseselerin, Kanun'un 5. maddesi çerçevesinde belirlenen ekonomik amaç ve konulara aykırı faaliyette bulunduğunun tespiti halinde bu şirketlere verilen faaliyet izinlerinin Hazine ve Maliye Bakanlığınca iptal edileceği kurala bağlanmıştır.
Bu bağlamda, 1567 sayılı Kanun'un 7555 sayılı Kanunla değişik 4. maddesi uyarınca yetkili müesseselerin, Kanun'un 5. maddesi çerçevesinde belirlenen ekonomik amaç ve konulara aykırı faaliyette bulunduğunun tespiti halinde bu şirketlere verilen faaliyet izinlerinin Hazine ve Maliye Bakanlığınca iptal edilmesinin önünde herhangi bir yasal engel bulunmamaktadır.
Bu durum karşısında, Anayasa Mahkemesince bir kanun maddesinin iptaline karar verildikten sonra yasama organınca yeni bir kanuni düzenleme yapılmak suretiyle yetkili müesseselerin faaliyet izinlerinin iptaline imkan tanınması durumunda, uyuşmazlığın bu düzenlemeye göre çözümlenmesi gerekmektedir. Aksi yaklaşım, Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilen kanun düzenlemesine dayalı olarak tesis edilen işlemlerin muhataplarınca önceki dönemde gerçekleştirilen eylemlerin yaptırımsız kalması sonucunu doğuracaktır.
İşbu uyuşmazlık özelinde de Anayasa Mahkemesinin yukarıda anılan iptal kararı henüz yürürlüğe girmeden 1567 sayılı Kanun'un 4. maddesi, 7555 sayılı Kanun ile değiştirilerek yetkili müesseselerin Kanun'un 5. maddesi çerçevesinde belirlenen ekonomik amaç ve konulara aykırı faaliyette bulunduğunun tespiti halinde faaliyet izinlerinin iptali konusunda Hazine ve Maliye Bakanlığına yetki verildiğinden uyuşmazlığın yeni kanuni düzenlemeye göre çözümlenmesi gerekmektedir.
2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 29. maddesinin fiil tarihi itibarıyla yürürlükte olan on birinci fıkrasında, yetkili müessesenin veya şirket tek ortaklıysa bu tek ortağın, yetkili müessesenin Bakanlık kayıtlarında yer alan merkez, şube ve internet adresleri dışında faaliyet gösterdiğinin tespiti halinde yetkili müessesenin faaliyet izninin Bakanlıkça iptal edileceği kuralına yer verilmiştir.
Bu kapsamda, yetkili müesseselerin 1567 sayılı Kanun'un 5. madde çerçevesinde belirlenen ekonomik amaç ve konulara aykırı faaliyette bulunduğunun tespiti halinde 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 29. maddesinde yer alan düzenlemeler uyarınca faaliyet izinlerinin davalı idarece iptali mümkün hale geldiğinden, söz konusu Tebliğ'in 29. maddesinin fiil tarihi itibarıyla yürürlükte olan on birinci fıkrasında yer alan düzenleme kapsamında yetkili müesseseler hakkında tesis edilecek işlemler yönünden, ilgililere atfedilen iddiaların niteliği dikkate alınmak suretiyle ilgili yetkili müesseselerin faaliyet izninin iptaline yönelik işlemler hakkında değerlendirme yapılacağı açıktır.
Her ne kadar, temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararıyla, mülkiyet hakkına yapılacak müdahalelerin ancak mutlak manada şekli bir kanuna dayanması gerektiği, dolayısıyla diğer alt düzenleyici işlemler, tek başına müdahalenin kanuniliği şartını sağlamadığından, 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 29. maddesinin fiil tarihi itibarıyla yürürlükte olan on birinci fıkrası uyarınca, ticari amaçlı döviz alım satımı yapmak üzere davacı şirkete verilmiş olan faaliyet izninin iptal edilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılarak İdare Mahkemesinin davanın reddi yolundaki kararının kaldırılmasına ve dava konusu işlemin iptaline karar verilmiş ise de, yukarıda belirtilen hukuki süreç sonrasında oluşan yeni hukuki duruma göre Bölge İdare Mahkemesince tekrar değerlendirme yapılarak bir karar verilmesi gerektiği sonucuna varıldığından, davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile İdare Mahkemesi kararının kaldırılarak dava konusu işlemin iptaline ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalının temyiz isteminin kabulüne,
2. Davanın reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun yukarıda özetlenen gerekçeyle kabulü ile İdare Mahkemesi kararının kaldırılması ve dava konusu işlemin iptali yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 22/12/2025 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi.
(X) KARŞI OY:
1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun'un 1. maddesinin dava tarihinde yürürlükte olan halinde, "Kambiyo, nukut, esham ve tahvilat alım ve satımının ve bunlar ile kıymetli madenler ve kıymetli taşlarla bunlardan mamul veya bunları muhtevi her nevi eşya ve kıymetlerin ve ticari senetlerle tediyeyi temine yarıyan her türlü vasıta ve vesikaların memleketten ihracı veya memlekete ithalinin tanzim ve tahdidine ve Türk parasının kıymetinin korunması zımnında kararlar ittihazına Cumhurbaşkanı salahiyetlidir." kuralına yer verilmiştir.
Dairemizin 13/09/2024 tarih ve E:2019/2259 sayılı kararıyla, 1567 sayılı Kanun'da faaliyet izni veya yetki belgesi alınması zorunlu olan konularda gerekli izin veya belgeyi alanların faaliyet izninin iptali hususuna ilişkin olarak açık, belirli ve öngörülebilir nitelikte yasal bir düzenlemenin bulunmadığı ve bu yönüyle faaliyet izninin iptali suretiyle mülkiyet hakkına yönelik olarak ortaya çıkan müdahalenin kanunilik şartını taşımadığı, bu itibarla 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesinde yer alan düzenlemeyle Cumhurbaşkanı'na tanınan yetkinin temel ilkelerinin belirlenmediği ve çerçevesinin çizilmediğinden bahisle söz konusu düzenlemenin Anayasa'nın 2., 7., 13. ve 35. maddelerine aykırı olduğu sonucuna varılarak Anayasa Mahkemesine başvurulmuştur.
Anayasa Mahkemesince verilen 17/06/2025 tarih ve E:2024/193, K:2025/136 sayılı kararla, 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesinde yer alan söz konusu düzenlemenin Anayasa'nın 7. maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline; iptal hükmünün, kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak 9 (dokuz) ay sonra (15/07/2026 tarihinde) yürürlüğe girmesine karar verilmiştir.
Öte yandan, 24/07/2025 tarih ve 32965 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7555 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda ve 635 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 1. maddesiyle 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesinde, 3. maddesiyle 1567 sayılı Kanun'un 4. maddesinde değişiklikler yapılmıştır.
Anayasa'nın “Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi” başlıklı 152. maddesinde, bir davaya bakmakta olan mahkemenin, uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa'ya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakacağı; Anayasa Mahkemesinin kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse, mahkemenin buna uymak zorunda olduğu; "Anayasa Mahkemesinin kararları" başlıklı 153. maddesinde ise iptal edilen kanun hükmünün, iptal kararının Resmî Gazete'de yayınlandığı tarihte yürürlükten kalkacağı, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı ve geriye yürümeyeceği kurala bağlanmıştır.
Bu durumda, erteleme süresi içerisinde veya daha sonra kanuni düzenleme yapılması halinde görülmekte olan dava, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı dikkate alınarak mı, yoksa yeni kanun hükümleri uygulanarak mı çözülmelidir?
Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralı sadece lafzi yorumlandığında, Anayasa Mahkemesinin iptal kararının görülmekte olan davayı etkilemeyeceği kabul edilerek, iptal kararı üzerine yeniden düzenlenen kanun hükümleri uygulanarak dava görülebilir. Ancak, Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması bazı hallerde adalete, hakkaniyete ve hukuk devleti ilkesine aykırı sonuçlar doğurabilecektir. Bu nedenle Anayasa’nın 153. maddesindeki hükmü sadece lafzi değil, Anayasa’nın genel esasları, Anayasa’da teminat altına alınan temel hak ve özgürlükler ve Türkiye’nin taraf olduğu insan hakları sözleşmeleri çerçevesinde amaçsal yorumlaması gerekmektedir.
Anayasa’nın 152. maddesi uyarınca mahkemelerce bir kanunun iptali için Anayasa Mahkemesine başvuru yapabileceği ve süresinde de kanunun iptaline karar verilir ise iptal hükmü doğrultusunda davanın karara bağlanacağı hususu dikkate alındığında; “geriye yürümezlik” kuralının katı uygulanarak Anayasa Mahkemesinin iptal kararının dikkate alınmaması Anayasa 152. maddesi kapsamında itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da aykırılık oluşturacaktır.
Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının geriye yürümemesinin temel gerekçesi hukuki güvenlik ve istikrar ilkesi ile kazanılmış hakların korunması olup, bu ilkeler tümden göz ardı edilmemeli ancak, bu ilkeler de kişilerin temel hak ve özgürlüklerini ihlal eden, onlara telafisi imkansız zararlar veren ve Anayasa’ya aykırılığı tespit edilmiş kanunların erteleme süresince uygulanmasına da imkan vermemelidir.
Temel hak ve özgürlükler ile lehe hukuki durumların korunmasının gerektirdiği hallerde, “geriye yürümezlik” kuralının katı uygulanmayarak Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının görülen davada dikkate alınması adilane bir çözüm olacaktır.
Kanunların zaman bakımından uygulanmasına ilişkin temel ilke kanunların, yürürlüğe girdikleri tarihten sonra meydana gelen olaylara uygulanması olmakla birlikte; bazı istisnai durumlarda, haklı beklentiler ve kazanılmış haklar korunarak, geçmişi kapsayacak şekilde kanuni düzenleme yapılabilir.
Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra, 24/07/2025 tarih ve 32965 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7555 sayılı Kanun'un 1. ve 3. maddeleriyle 1567 sayılı Kanun'un 1. ve 4. maddelerinde yapılan değişikliklerde ise dava konusu işlemlere uygulanabileceğine ilişkin herhangi bir düzenleme yer almadığından yeni Kanun'un işbu davada uygulanmaması gerekmektedir.
Öte yandan, Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararı sonrasında yapılmış olan yeni kanuni düzenleme uyarınca davalı idare tarafından yeniden bir işlem tesis edilebileceği de tabiidir.
Kişilerin de hak veya menfaatlerini ihlal eden bir kanun hükmünün Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi halinde, ilgililerin iptal hükmünün hukuki sonuçlarından yararlanmaları gerekmektedir. Aksi durumda, Anayasa ile tanınmış olan itiraz hakkının fiilen işlemez hale getirilmesi ve Anayasa'ya aykırılığı hükmen saptanmış olan bir yasa kuralının uygulanmasının hukuken korunması gibi bir sonuca neden olur, ki bu durumun da Anayasa'nın üstünlüğü ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceğinin kabulü gerekir.
Bu itibarla, 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in dayanağı olan yasal düzenlemenin Anayasa Mahkemesince iptal edilerek kararın 15/10/2025 tarih ve 33048 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmış olması ve Anayasa'nın 38. maddesinde düzenlenen "suç ve cezaların kanuniliği" ilkesinin muhatabını cezalandırma amacı taşıması halinde faaliyet izninin iptaline ilişkin işlemler bakımından da uygulanması gerektiği dikkate alındığında, hukuka aykırılığı Anayasa Mahkemesi kararı ile tespit edilmiş bulunan Kanun maddesi uyarınca hazırlanan 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 29. maddesinin fiil tarihi itibarıyla yürürlükte olan on birinci fıkrasında yer alan düzenlemede dikkate alınmak suretiyle davacı şirketin faaliyet izninin iptal edilmesine ilişkin işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf isteminin kabulü ile kararın kaldırılması ve dava konusu işlemin iptali yolundaki temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının belirtilen gerekçeyle onanması gerektiği oyuyla karara katılmıyoruz.
Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.