Danıştay10. Daireİdare Hukuku
Danıştay 10. Daire E.2023/4308 K.2024/997
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2023/4308
Karar No : 2024/997
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Üniversitesi Rektörlüğü
**VEKİLİ:** Av. ...
KARŞI TARAF (DAVACI) : ...
**VEKİLİ:** Av. ...
İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ...İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının davalı idare tarafından aleyhine ilişkin kısmının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı tarafından; kardeşinin mezuniyet töreni için 09/06/2017 tarihinde seyirci olarak katıldığı ... Üniversitesinde düzenlenen mezuniyet töreninde atılan havai fişek nedeniyle ağır şekilde yaralandığından bahisle uğradığı iddia edilen zarara karşılık fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.400,00 TL (miktar artırımı sonrası 550.626,50 TL) maddi ve 600.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; dava konusu olayda hizmet kusurunun bulunduğu, davacının zararlarının tazmin edilmesi gerektiği, Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu tarafından hazırlanan ... tarih ve ... sayılı raporda, davacının %13 oranında meslekte kazanma gücü kaybı olduğunun belirtildiği, maddi zararların tespiti için yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde düzenlenen 06/06/2020 tarihli bilirkişi raporunda, %13 oranında sürekli, 9 ay geçici iş gücü kaybına uğrayan davacının, geçici iş gücü kaybından kaynaklanan maddi zararının 13.087,78 TL, sürekli iş gücü kaybından kaynaklanan maddi zararının 537.438,72 TL olarak hesaplandığı, anılan raporun hükme esas alınabilecek nitelikte bulunduğu gerekçesiyle davacının 16/06/2020 tarihli miktar artırım dilekçesi de dikkate alınarak, 550.626,50 TL maddi tazminat isteminin kabulüne, manevi tazminat isteminin ise 100.000,00 TL'lik kısmı kabulüne, 500.000,00-TL'lik kısmı yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; tarafların kararın esasına yönelik istinaf başvurularının reddine, miktar artırım dilekçesi artırılan maddi tazminat için işletilecek yasal faizin başlangıç tarihi yönünden davacının istinaf başvurusunun kabulü ile hükmedilen maddi tazminatın tamamının davalı idareye başvuru tarihi olan 06/06/2018 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davalı idare tarafından, hizmet kusurunun bulunmadığı, işitme kaybının dava konusu patlama sonucunda meydana geldiğinin kesin bir şekilde ortaya konulamadığı, oluştuğu iddia edilen zararın organizasyon şirketinin kusurundan kaynaklandığı, bilirkişi tarafından yapılan hesaplamanın hatalı olduğu, hükmedilen tazminat miktarının fahiş olduğu ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davacı tarafından temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ :Temyiz isteminin kısmen kabulü gerektiği düşünülmekle birlikte davacının çalışma gücü kaybı zararının tespiti açısından, Mahkemece iş bu bozma kararı üzerine yeniden yapılacak yargılama neticesinde, davacının sigortalı bir işte çalışmaya başlamadığının tespit edilmesi halinde; davacının ... Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Bölümü mezunu olduğu da dikkate alındığında, bilirkişi raporunun düzenleneceği tarihten belirli bir süre sonra alanıyla ilgili bir bölümde çalışmaya başlayacağının kabul edilmesi (Ülkemizdeki mevcut ekonomik şartları da dikkate alınarak bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihten yaklaşık 2 yıl sonra), biyomedikal mesleki emsal ücretinin ise ilgili oda ve meslek kuruluşlarından sorularak tespit edilmesi ve davacının çalışma gücü kaybı zararına ilişkin hesaplamaya esas alınması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE
**GEREKÇE:**
MADDİ
**OLAY:**
Dava, davacı tarafından, kardeşinin mezuniyet töreni için 09/06/2017 tarihinde seyirci olarak katıldığı ... Üniversitesinde düzenlenen mezuniyet töreninde atılan havai fişek nedeniyle ağır şekilde yaralandığından bahisle uğradığı iddia edilen zararlara karşılık fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.400,00 TL (miktar artırımı sonrası 550.626,50 TL) maddi, 600.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
A) Temyize konu kararın, İdare Mahkemesi kararının manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne ilişkin kısmına davalı idare tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine dair kısmının incelenmesi:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın, İdare Mahkemesi kararının manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne ilişkin kısmına davalı idare tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, davalı idarenin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
B) Temyize konu kararın, İdare Mahkemesi kararının maddi tazminat isteminin kabulüne ilişkin kısmına davalı idare tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine dair kısmının incelenmesi:
**İLGİLİ MEVZUAT:**
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.
İdare, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun "Bedensel zarar" başlıklı 54. maddesinde, bedensel zararların; tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar olduğu; "Belirlenmesi" başlıklı 55. maddesinin 1. fıkrasında, destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararların, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanacağı, kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemelerin, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemeyeceği; zarar veya tazminattan indirilemeyeceği, hesaplanan tazminatın, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile artırılamayacağı veya azaltılamayacağı, bu Kanun hükümlerinin, her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanacağı hükümlerine yer verilmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesinin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, "Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir." hükmü düzenlenmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Uyuşmazlıkta, dava konusu tazminat istemine esas olan yaralanma olayının davalı idarenin gözetim ve denetimi altında düzenlenen mezuniyet töreninde gerçekleştiği dikkate alındığında, olayın gerçekleşmesinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu anlaşıldığından, davacının maddi zararlarının davalı idarece karşılanması gerektiği hususunda duraksama bulunmamaktadır.
Bununla birlikte, uyuşmazlığa konu yaralanma olayının 09/06/2017 tarihinde gerçekleştiği, davacının olay tarihinde üniversite 3. sınıf öğrencisi olduğu ve sigortalı herhangi bir işte çalışmadığı dikkate alındığında, davacının çalışma gücü kaybı oranının olay tarihinde yürürlükte bulunan 30/03/2013 tarih ve 28603 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırılması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik uyarınca belirlenmesi gerekirken, Mahkemece hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun ... tarih ve ... sayılı raporunda, davacının çalışma gücü kaybı oranının 11/10/2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği esas alınmak suretiyle %13 olarak belirlendiği anlaşılmaktadır.
Bu durumda, Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun ... tarih ve ...sayılı raporu, yanlış mevzuatın esas alınması sebebiyle hükme esas alınabilecek nitelikte olmadığından, dava konusu olay nedeniyle davacıda meydana gelen çalışma gücü kaybı oranının 30/03/2013 tarih ve 28603 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırılması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmeliğin esas alınması suretiyle yeniden belirlenmesi gerekmektedir.
Öte yandan, Mahkemece hükme esas alınan hesap bilirkişisi raporunda; davacının olay tarihinde üniversite 3. sınıf öğrencisi olduğu ve geçici iş göremezlik süresinin 9 ay olduğu, başka bir anlatımla bu dönemde davacının herhangi bir gelirinin bulunmadığı biliniyor olmamasına rağmen, geçici iş göremezlik dönemi için zarar hesabının yapıldığı; sürekli iş göremezlik dönemi çalışma gücü kaybı zararının tespiti açısından dayanak alınan mesleki emsal ücretlerin ise, ilgili oda ve meslek kuruluşlarından sorularak tespit edilmesi gerekirken, 2014 yılı TÜİK verileri esas alınarak tespit edilen biyomedikal mühendisi gelirinin gene 2014 yılı brüt asgari ücret ile kıyaslanması sonucu elde edilen 4,581 kat sayısı esas alınmak suretiyle belirlendiği anlaşılmaktadır.
Karar veren Mahkemece hükme esas alınan hesap bilirkişi raporunun içeriğine ilişkin açıklanan hususlar, söz konusu raporun karara dayanak olarak kabul edilemeyeceğini, başka bir anlatımla alınan raporun hükme esas alınacak nitelikte olmadığını açıkça göstermektedir.
Bu itibarla, Mahkemece, davacının uğradığı zarara karşılık ödenecek tazminatın tespiti amacıyla, aşağıda belirtilen açıklamalar doğrultusunda maddi tazminat hesabına ilişkin yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılması gerekmektedir.
1- Geçici iş göremezlik tazminatı yönünden;
Geçici iş göremezlik tazminatı, çalışma gücünün kullanılamaması nedeniyle çalışma gücünün %100 oranında kaybedildiğinin kabul edildiği "tedavi ve iyileşme süresi" ile sınırlı bir tazminat olup, bu süreçte olay öncesinde çalışılan kişinin işe devam edememesinden dolayı uğradığı kazanç kaybının giderilmesi amaçlanmaktadır. Bu kapsamda, olay/zarar tarihinde gelir getirici bir işte çalışmayan kişinin kazanç kaybı söz konusu olmayacağından geçici iş göremezlik zararı da doğmayacaktır.
2- Sürekli/kalıcı "çalışma gücü kaybı" ile "efor (güç) kaybı" tazminatı yönünden;
Çalışma gücü, zarar görenin iş gücünün, yani beden ve fikir gücünün, gelir getirici şekilde kullanılması demektir. Burada asıl önem arz eden, kazanç kaybı veya azalması değil, kazanma gücünün kaybı veya azalmasıdır. Bu kayıp ve azalmadan doğan olumsuz ekonomik sonuçlar zararı oluşturmaktadır (Eren, Fikret, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, B. 9, İstanbul 2006, s. 713).
Bu aşamada, Türk Borçlar Kanunu'nun 54. maddesinde bedensel zarar kalemlerinden biri olarak sayılan "çalışma gücü kaybı" ile yargısal içtihatlarla geliştirilen, benimsenen ve uygulanan çalışma gücü kaybının özel bir türü olan "efor (güç) kaybı" kavramları arasındaki farkı da ortaya koymak gerekmektedir. İki kavram arasındaki ayrımı netleştirmek için, efor kaybı tazminatının çıkış sebebine bakmakta fayda bulunmaktadır.
Buna göre, gelir getirici bir işte çalışma gücünden kısmen veya tamamen kalıcı olarak yoksun kalan kişilere çalışma gücü kaybı tazminatı ödenmesi gerektiği noktasında bir duraksama bulunmamaktadır. Ancak maddi bir zarar kalemi olan çalışma gücü kaybının, yalnızca "mal varlığında bir azalma ya da artış olanağından yoksun kalma" şartıyla tazmin edileceği anlayışının benimsenmesi sonucu kalıcı sakatlığa maruz kalmış olmalarına rağmen ev hanımları, emekliler, işsizler, yaşlılar ve 0-18 yaş arası küçüklerin, gelir getirici bir işte çalışmamalarına bağlı olarak mal varlığı zararına uğramadıkları gerekçesiyle bedensel zararları tazmin edilmemiştir. Oysa bu kişilerin, kalıcı sakatlık nedeniyle -mal varlığı zararı oluşmamış olsa dahi- günlük yaşamsal faaliyetlerini (yeme, içme, alışveriş yapma, tuvalet vb. zaruri ve yaşamsal ihtiyaçlarını giderme yönünden) eskisine ve emsallerine nazaran daha zor, bir başka ifadeyle daha fazla efor (güç) harcayarak yerine getirdikleri hayatın olağan akışına uygun bir gerçektir. Yine, kalıcı çalışma gücü kaybına uğrayan kişinin, gelir getirici bir işte çalışmaya devam etmesi ve gelirinde herhangi bir azalma olmaması halinde de, kişinin mevcut işini yapabilmesi için zarardan önceki durumuna ve diğer kişilere/emsallerine göre bedensel güç kaybı oranında fazladan efor sarf etmek zorunda kalmasına rağmen, kişi, sırf mal varlığında -gelirinde- bir azalma olmaması nedeniyle çalışma gücü kaybı tazminatına müstehak kabul edilmemiştir. Aktarılan her iki durumda da, kalıcı sakatlığa uğrayan bu kişilerin, klasik anlamda bir "mal varlığı zararı" doğmamış olsa bile beden bütünlüğünün ihlalinden kaynaklanan "beden varlığı zararı"na uğramış olmaları gerçeği görmezden gelinerek, çalışma gücü kaybı tazminatı ödenmemiş, bu durum bir yandan bedensel olarak zarara uğrayan kişinin zararın sonuçlarına bizzat katlanmasına (zararın kişinin üzerinde bırakılmasına), diğer yandan bedensel zararın doğmasına neden olan taraftan zararın tazmin edilememesine, dolayısıyla hakkaniyete aykırı bir sonuca yol açmıştır.
İşte bu noktada ortaya çıkan "efor (güç) kaybı" kavramı, kalıcı iş gücü kaybına uğrayan kişinin, gelir getirici bir işte çalışmaya devam etmesine ve gelirinde herhangi bir azalma olmamasına rağmen mevcut işini yapabilmesi için zarardan önceki durumuna ve diğer kişilere göre, bedensel güç kaybı oranında fazladan efor sarf etmek zorunda kalmasından veya kişinin gelir getirici bir işte çalışmamakla birlikte günlük yaşamını emsallerine göre daha fazla efor sarf ederek sürdürmesinden kaynaklanan zarar olarak tanımlanmış ve zararı, bir anlamda, bu "fazladan sarf edilen gücün" oluşturduğu benimsenmiştir. Diğer bir anlatımla, kişinin mevcut zararını bizzat kendisinin "daha fazla güç" harcayarak gidermiş olması nedeniyle zarar verenin tazmin sorumluluğuna gidilmiştir.
Bu bağlamda, çalışma gücü kaybı, efor kaybını da içeren bir bedensel zarar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir diğer ifadeyle, efor kaybı, sürekli çalışma gücü kaybının özel ve istisnai bir görünümü olup, aynen çalışma gücü kaybı gibi maddi ve bedensel bir zarar kalemidir.
Özetlemek gerekirse, terminolojik olarak “efor kaybı” kavramı, sürekli kısmi iş göremezlik kaybına uğramış olup da,
a)gelir getirici bir işte çalışmayan (çalışma hayatına dahil bulunmayan) ev hanımları, emekliler, yaşlılar, işsizler ve 0-18 yaş arası küçükler ile
b)gelir getirici işte çalışmaya devam etmesine ve gelirinde bir azalma olmamasına rağmen mevcut işini eskiye ve emsallerine nazaran daha fazla güç sarf ederek yerine getirebilen kişiler ile sınırlı olarak kullanılmaktadır. (Esasen, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun E:2018/17-142, K:2018/1625 sayılı kararı da aynı yönde olup adli yargı uygulaması da bu şekildedir.)
Yukarıda belirtilen kişiler dışında, sürekli kısmi sakatlığa maruz kalanların uğradıkları bedensel zararın “çalışma gücü kaybı” adı altında tazmini gerekmektedir. Başka bir ifadeyle, (kişinin gelir getirici bir işte çalışmamasına bağlı olarak bir gelirinin olmaması veya kişinin çalışmasına rağmen gelirinde bir azalma olmaması nedenleriyle) çalışma gücü kaybı tazminatı verilemeyen kişiler bakımından “efor kaybı" kavramı kullanılmaktadır.
Örneğin, çalışan ve fakat kusurlu bir idari eylem sonucu kalıcı sakatlığa uğrayan ve bu sebeple çalışamayacak hale gelen kişiye, (taleple bağlı olarak) aktif dönemi bakımından sakatlığı oranında çalışma gücü kaybı tazminatı ile ayrıca bakıma muhtaç olması halinde bakıcı gideri ödenmesi, ancak efor kaybı tazminatı verilmemesi gerekmektedir. Zira, her iki kavram da (çalışma gücü ve efor) çalışma gücü kaybı zararına ilişkin bulunduğundan, aynı olayda ve aynı dönemde hem çalışma gücü kaybı hem de efor kaybı tazminatına hükmedilmesi mümkün bulunmamaktadır. Bir başka ifadeyle, çalışma gücü kaybı tazminatı ödenebilecek hallerde kişiye ayrıca efor kaybı tazminatı verilememektedir.
İki bedensel zarar kalemindeki (çalışma gücü ve efor) bir başka fark ise, Dairemiz içtihatlarıyla geliştirilen, bu zararlar karşılığında ödenecek tazminatın hesaplanmasına esas tutarın belirlenmesi konusudur. Çalışma gücü kaybı tazminatı, kişinin aktif dönemdeki bedensel gücünü gelir getirici bir işte kısmen veya tamamen kullanamaması, dolayısıyla mal varlığında bedensel güç kaybı oranında azalma olması karşılığında ödendiğinden, beden gücü kaybının maddi/parasal karşılığı olan kalıcı sakatlık oranındaki "gerçek gelir" üzerinden (gerçek gelir x kalıcı sakatlık oranı formulü ile) hesaplanmaktadır. Efor kaybı tazminatı ise, gelir getirici bir işte çalışmayan ev hanımları, emekliler, yaşlılar, işsizler ve 0-18 yaş arası küçüklerin günlük yaşamsal faaliyetlerini emsallerine nazaran daha fazla güç sarf ederek yerine getirmeleri karşılığında ödendiğinden, bu faaliyetlerin maddi karşılığı olan, objektif ve eşit bir tutar niteliğindeki "net asgari ücret (AGİ hariç)" üzerinden, yine kalıcı sakatlık oranında hesap edilmektedir. Öte yandan, gelir getirici işte çalışmaya devam etmek ve gelirinde bir azalma olmamakla birlikte mevcut işini eskiye ve emsallerine nazaran daha fazla güç sarf ederek yapan kişilerin, bu fazladan sarf ettiği eforun maddi karşılığı olarak da kalıcı sakatlık oranındaki "net asgari ücret (AGİ dahil)" esas alınmaktadır. Bu halde, kişinin beden gücü kaybı oranında daha fazla güç sarf etmesi sayesinde çalışmaya devam etmesine, başka bir anlatımla fazladan sarf ettiği efor sayesinde gelir kaybına uğramamasına rağmen gerçek geliri üzerinden hesaplama yapılmamasının nedeni, aynı orandaki kalıcı sakatlık sonucu aynı veya benzer işleri yapan kişilerin alacağı efor kaybı tazminatının, gelirleri arasındaki fark nedeniyle farklılaşmasını önlemek, benzer durumda bulunanların, alacakları tazminat miktarı yönünden aynı hukuki sonuçlara muhatap olmalarını sağlamaktır. Yine, kalıcı sakatlık oranları aynı olmasına karşın, işinin niteliği gereği daha fazla efor sarf ederek çalışan kişinin gelirinin, iş ve çalışma koşulları gereği daha az efor sarf ederek çalışan kişiye nazaran düşük olması halinde oluşan hakkaniyete aykırı durumun bertarafı da amaçlanmaktadır.
a) Sürekli/kalıcı çalışma gücü kaybı tazminatı yönünden;
Sürekli/kalıcı çalışma gücü kaybı (sürekli iş göremezlik) tazminatı, tedavi ve iyileşme (geçici iş göremezlik) sürecinin tamamlanmasını müteakip kişide tedavi ile geçmeyen, bir başka ifadeyle yaşamı süresince kalıcı ve sürekli hale gelen çalışma gücü kaybının tazminini amaçlamaktadır. Dolayısıyla sürekli çalışma gücü kaybı tazminatının başlangıç tarihi, geçici iş göremezlik süresinin sona erdiği tarihtir.
Uyuşmazlıkta, davacının çalışma gücü kaybı zararının doğru bir şekilde tespit edilebilmesi açısından, Mahkemece iş bu bozma kararı üzerine yeniden yapılacak yargılamada, öncelikle davacının sigortalı bir işte çalışmaya başlayıp başlamadığının ilgili idarelerden sorularak araştırılması, çalışmaya başladığının tespit edilmesi halinde, çalışma gücü kaybı zararının gerçek gelirinin esas alınması suretiyle hesaplanması gerekmektedir.
Bu itibarla, davacının aktif dönemdeki çalışma gücü kaybı tazminatı, davacının sigortalı bir işte çalışmaya başladığının tespit edilmesi halinde, çalışmaya başladığı tarihten itibaren 5510 sayılı Kanun'a göre içtihadi emeklilik yaşı olarak belirlenen 60 yaşını ikmal ettiği tarihe kadar yukarıda anılan Yönetmeliğe göre yeniden alınacak rapor ile belirlenecek olan kalıcı sakatlık oranı ile Mahkemece yapılacak araştırma sonucunda tespit edilecek olan gerçek gelirinin çarpımı suretiyle hesaplanmalı, çalışmadığının tespiti halinde ise asgari ücret üzerinden hesaplanmalı, gelecek yılların gelirleri, bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihte bilinen gerçek gelir miktarı her yıl %10 artırılarak ve %10 iskontoya (progresif rant yöntemine) tabi tutularak peşin sermaye değeri belirlenmeli ve bu şekilde hesaplanan toplam zarar miktarı tutarında tazminata hükmedilmelidir.
b) Efor (güç) kaybı tazminatıyönünden;
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında davacı açısından, 5510 sayılı Kanun'a göre içtihadi emeklilik yaşı olarak belirlenen 60 yaşını ikmal ettiği tarihten TRH 2010 Ulusal Mortalite Tablosuna göre belirlenen muhtemel yaşam süresinin sonuna kadar geçen pasif dönemde efor kaybı zararı doğmaktadır.
Bu çerçevede davacının efor kaybı tazminatının, 5510 sayılı Kanun'a göre içtihadi emeklilik yaşı olarak belirlenen 60 yaşını ikmal ettiği tarihten TRH 2010 Ulusal Mortalite Tablosuna göre belirlenen muhtemel yaşam süresinin sonuna kadar geçen pasif dönem için -bir çalışmanın karşılığı olmaması/günlük yaşamsal faaliyetlerin karşılığı olması nedeniyle- AGİ hariç net asgari ücrete sakatlık oranının uygulanması suretiyle hesaplanması gerekmektedir.
Söz konusu hesaplamada, gelecek yılların asgari ücretlerinin bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihte bilinen net asgari ücret miktarının her yıl %10 artırılmak ve %10 iskontoya tabi tutulmak suretiyle peşin sermaye değerinin belirlenmesi gerekmektedir.
Öte yandan, davacının sigortalı bir işte çalışmaya başladığının tespit edilmesi halinde, geçici iş göremezlik süresinin sona erdiği tarihten itibaren çalışmaya başladığı tarihe kadar yukarıda anılan Yönetmeliğe göre yeniden alınacak rapor ile belirlenecek olan kalıcı sakatlık oranı ile -bir çalışmanın karşılığı olmaması/günlük yaşamsal faaliyetlerin karşılığı olması nedeniyle- AGİ hariç net asgari ücretin çarpımı suretiyle bu döneme ilişkin efor kaybı zararının ayrıca hesaplanması gerekmektedir. Bu dönemdeki zarar kalemlerinin -fiilen gerçekleşmiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerinin hesaplanmayacağı da dikkate alınmalıdır.
Bu durumda Mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda davacının maddi zararının bilirkişi marifetiyle hesaplanması sonucu maddi tazminat istemi hakkında yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir.
Ayrıca, davacı tarafından temyiz isteminde bulunulmadığı anlaşıldığından, iş bu bozma kararı üzerine davacı lehine hükmedilecek olan maddi tazminat tutarının, aleyhe bozma ve hüküm verme yasağı uyarınca daha önce hükmedilen maddi tazminat tutarını (550.626,50 TL) aşamayacağı da açıktır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalı idarenin temyiz isteminin kısmen KABULÜNE, kısmen REDDİNE,
2. ... Bölge İdare Mahkemesi ...İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:...sayılı kararının temyize konu İdare Mahkemesi kararının davacının maddi tazminat isteminin kabulüne ilişkin kısmına yönelik olarak davalı idare tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmının BOZULMASINA, davacının manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne ilişkin kısmına yönelik olarak davalı idare tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmının ONANMASINA,
3. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 20/03/2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2023/4308
Karar No : 2024/997
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Üniversitesi Rektörlüğü
**VEKİLİ:** Av. ...
KARŞI TARAF (DAVACI) : ...
**VEKİLİ:** Av. ...
İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ...İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının davalı idare tarafından aleyhine ilişkin kısmının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı tarafından; kardeşinin mezuniyet töreni için 09/06/2017 tarihinde seyirci olarak katıldığı ... Üniversitesinde düzenlenen mezuniyet töreninde atılan havai fişek nedeniyle ağır şekilde yaralandığından bahisle uğradığı iddia edilen zarara karşılık fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.400,00 TL (miktar artırımı sonrası 550.626,50 TL) maddi ve 600.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; dava konusu olayda hizmet kusurunun bulunduğu, davacının zararlarının tazmin edilmesi gerektiği, Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu tarafından hazırlanan ... tarih ve ... sayılı raporda, davacının %13 oranında meslekte kazanma gücü kaybı olduğunun belirtildiği, maddi zararların tespiti için yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde düzenlenen 06/06/2020 tarihli bilirkişi raporunda, %13 oranında sürekli, 9 ay geçici iş gücü kaybına uğrayan davacının, geçici iş gücü kaybından kaynaklanan maddi zararının 13.087,78 TL, sürekli iş gücü kaybından kaynaklanan maddi zararının 537.438,72 TL olarak hesaplandığı, anılan raporun hükme esas alınabilecek nitelikte bulunduğu gerekçesiyle davacının 16/06/2020 tarihli miktar artırım dilekçesi de dikkate alınarak, 550.626,50 TL maddi tazminat isteminin kabulüne, manevi tazminat isteminin ise 100.000,00 TL'lik kısmı kabulüne, 500.000,00-TL'lik kısmı yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; tarafların kararın esasına yönelik istinaf başvurularının reddine, miktar artırım dilekçesi artırılan maddi tazminat için işletilecek yasal faizin başlangıç tarihi yönünden davacının istinaf başvurusunun kabulü ile hükmedilen maddi tazminatın tamamının davalı idareye başvuru tarihi olan 06/06/2018 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davalı idare tarafından, hizmet kusurunun bulunmadığı, işitme kaybının dava konusu patlama sonucunda meydana geldiğinin kesin bir şekilde ortaya konulamadığı, oluştuğu iddia edilen zararın organizasyon şirketinin kusurundan kaynaklandığı, bilirkişi tarafından yapılan hesaplamanın hatalı olduğu, hükmedilen tazminat miktarının fahiş olduğu ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davacı tarafından temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ :Temyiz isteminin kısmen kabulü gerektiği düşünülmekle birlikte davacının çalışma gücü kaybı zararının tespiti açısından, Mahkemece iş bu bozma kararı üzerine yeniden yapılacak yargılama neticesinde, davacının sigortalı bir işte çalışmaya başlamadığının tespit edilmesi halinde; davacının ... Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Bölümü mezunu olduğu da dikkate alındığında, bilirkişi raporunun düzenleneceği tarihten belirli bir süre sonra alanıyla ilgili bir bölümde çalışmaya başlayacağının kabul edilmesi (Ülkemizdeki mevcut ekonomik şartları da dikkate alınarak bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihten yaklaşık 2 yıl sonra), biyomedikal mesleki emsal ücretinin ise ilgili oda ve meslek kuruluşlarından sorularak tespit edilmesi ve davacının çalışma gücü kaybı zararına ilişkin hesaplamaya esas alınması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE
**GEREKÇE:**
MADDİ
**OLAY:**
Dava, davacı tarafından, kardeşinin mezuniyet töreni için 09/06/2017 tarihinde seyirci olarak katıldığı ... Üniversitesinde düzenlenen mezuniyet töreninde atılan havai fişek nedeniyle ağır şekilde yaralandığından bahisle uğradığı iddia edilen zararlara karşılık fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.400,00 TL (miktar artırımı sonrası 550.626,50 TL) maddi, 600.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
A) Temyize konu kararın, İdare Mahkemesi kararının manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne ilişkin kısmına davalı idare tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine dair kısmının incelenmesi:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın, İdare Mahkemesi kararının manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne ilişkin kısmına davalı idare tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, davalı idarenin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
B) Temyize konu kararın, İdare Mahkemesi kararının maddi tazminat isteminin kabulüne ilişkin kısmına davalı idare tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine dair kısmının incelenmesi:
**İLGİLİ MEVZUAT:**
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.
İdare, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun "Bedensel zarar" başlıklı 54. maddesinde, bedensel zararların; tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar olduğu; "Belirlenmesi" başlıklı 55. maddesinin 1. fıkrasında, destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararların, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanacağı, kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemelerin, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemeyeceği; zarar veya tazminattan indirilemeyeceği, hesaplanan tazminatın, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile artırılamayacağı veya azaltılamayacağı, bu Kanun hükümlerinin, her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanacağı hükümlerine yer verilmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesinin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, "Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir." hükmü düzenlenmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Uyuşmazlıkta, dava konusu tazminat istemine esas olan yaralanma olayının davalı idarenin gözetim ve denetimi altında düzenlenen mezuniyet töreninde gerçekleştiği dikkate alındığında, olayın gerçekleşmesinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu anlaşıldığından, davacının maddi zararlarının davalı idarece karşılanması gerektiği hususunda duraksama bulunmamaktadır.
Bununla birlikte, uyuşmazlığa konu yaralanma olayının 09/06/2017 tarihinde gerçekleştiği, davacının olay tarihinde üniversite 3. sınıf öğrencisi olduğu ve sigortalı herhangi bir işte çalışmadığı dikkate alındığında, davacının çalışma gücü kaybı oranının olay tarihinde yürürlükte bulunan 30/03/2013 tarih ve 28603 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırılması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik uyarınca belirlenmesi gerekirken, Mahkemece hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun ... tarih ve ... sayılı raporunda, davacının çalışma gücü kaybı oranının 11/10/2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği esas alınmak suretiyle %13 olarak belirlendiği anlaşılmaktadır.
Bu durumda, Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun ... tarih ve ...sayılı raporu, yanlış mevzuatın esas alınması sebebiyle hükme esas alınabilecek nitelikte olmadığından, dava konusu olay nedeniyle davacıda meydana gelen çalışma gücü kaybı oranının 30/03/2013 tarih ve 28603 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırılması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmeliğin esas alınması suretiyle yeniden belirlenmesi gerekmektedir.
Öte yandan, Mahkemece hükme esas alınan hesap bilirkişisi raporunda; davacının olay tarihinde üniversite 3. sınıf öğrencisi olduğu ve geçici iş göremezlik süresinin 9 ay olduğu, başka bir anlatımla bu dönemde davacının herhangi bir gelirinin bulunmadığı biliniyor olmamasına rağmen, geçici iş göremezlik dönemi için zarar hesabının yapıldığı; sürekli iş göremezlik dönemi çalışma gücü kaybı zararının tespiti açısından dayanak alınan mesleki emsal ücretlerin ise, ilgili oda ve meslek kuruluşlarından sorularak tespit edilmesi gerekirken, 2014 yılı TÜİK verileri esas alınarak tespit edilen biyomedikal mühendisi gelirinin gene 2014 yılı brüt asgari ücret ile kıyaslanması sonucu elde edilen 4,581 kat sayısı esas alınmak suretiyle belirlendiği anlaşılmaktadır.
Karar veren Mahkemece hükme esas alınan hesap bilirkişi raporunun içeriğine ilişkin açıklanan hususlar, söz konusu raporun karara dayanak olarak kabul edilemeyeceğini, başka bir anlatımla alınan raporun hükme esas alınacak nitelikte olmadığını açıkça göstermektedir.
Bu itibarla, Mahkemece, davacının uğradığı zarara karşılık ödenecek tazminatın tespiti amacıyla, aşağıda belirtilen açıklamalar doğrultusunda maddi tazminat hesabına ilişkin yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılması gerekmektedir.
1- Geçici iş göremezlik tazminatı yönünden;
Geçici iş göremezlik tazminatı, çalışma gücünün kullanılamaması nedeniyle çalışma gücünün %100 oranında kaybedildiğinin kabul edildiği "tedavi ve iyileşme süresi" ile sınırlı bir tazminat olup, bu süreçte olay öncesinde çalışılan kişinin işe devam edememesinden dolayı uğradığı kazanç kaybının giderilmesi amaçlanmaktadır. Bu kapsamda, olay/zarar tarihinde gelir getirici bir işte çalışmayan kişinin kazanç kaybı söz konusu olmayacağından geçici iş göremezlik zararı da doğmayacaktır.
2- Sürekli/kalıcı "çalışma gücü kaybı" ile "efor (güç) kaybı" tazminatı yönünden;
Çalışma gücü, zarar görenin iş gücünün, yani beden ve fikir gücünün, gelir getirici şekilde kullanılması demektir. Burada asıl önem arz eden, kazanç kaybı veya azalması değil, kazanma gücünün kaybı veya azalmasıdır. Bu kayıp ve azalmadan doğan olumsuz ekonomik sonuçlar zararı oluşturmaktadır (Eren, Fikret, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, B. 9, İstanbul 2006, s. 713).
Bu aşamada, Türk Borçlar Kanunu'nun 54. maddesinde bedensel zarar kalemlerinden biri olarak sayılan "çalışma gücü kaybı" ile yargısal içtihatlarla geliştirilen, benimsenen ve uygulanan çalışma gücü kaybının özel bir türü olan "efor (güç) kaybı" kavramları arasındaki farkı da ortaya koymak gerekmektedir. İki kavram arasındaki ayrımı netleştirmek için, efor kaybı tazminatının çıkış sebebine bakmakta fayda bulunmaktadır.
Buna göre, gelir getirici bir işte çalışma gücünden kısmen veya tamamen kalıcı olarak yoksun kalan kişilere çalışma gücü kaybı tazminatı ödenmesi gerektiği noktasında bir duraksama bulunmamaktadır. Ancak maddi bir zarar kalemi olan çalışma gücü kaybının, yalnızca "mal varlığında bir azalma ya da artış olanağından yoksun kalma" şartıyla tazmin edileceği anlayışının benimsenmesi sonucu kalıcı sakatlığa maruz kalmış olmalarına rağmen ev hanımları, emekliler, işsizler, yaşlılar ve 0-18 yaş arası küçüklerin, gelir getirici bir işte çalışmamalarına bağlı olarak mal varlığı zararına uğramadıkları gerekçesiyle bedensel zararları tazmin edilmemiştir. Oysa bu kişilerin, kalıcı sakatlık nedeniyle -mal varlığı zararı oluşmamış olsa dahi- günlük yaşamsal faaliyetlerini (yeme, içme, alışveriş yapma, tuvalet vb. zaruri ve yaşamsal ihtiyaçlarını giderme yönünden) eskisine ve emsallerine nazaran daha zor, bir başka ifadeyle daha fazla efor (güç) harcayarak yerine getirdikleri hayatın olağan akışına uygun bir gerçektir. Yine, kalıcı çalışma gücü kaybına uğrayan kişinin, gelir getirici bir işte çalışmaya devam etmesi ve gelirinde herhangi bir azalma olmaması halinde de, kişinin mevcut işini yapabilmesi için zarardan önceki durumuna ve diğer kişilere/emsallerine göre bedensel güç kaybı oranında fazladan efor sarf etmek zorunda kalmasına rağmen, kişi, sırf mal varlığında -gelirinde- bir azalma olmaması nedeniyle çalışma gücü kaybı tazminatına müstehak kabul edilmemiştir. Aktarılan her iki durumda da, kalıcı sakatlığa uğrayan bu kişilerin, klasik anlamda bir "mal varlığı zararı" doğmamış olsa bile beden bütünlüğünün ihlalinden kaynaklanan "beden varlığı zararı"na uğramış olmaları gerçeği görmezden gelinerek, çalışma gücü kaybı tazminatı ödenmemiş, bu durum bir yandan bedensel olarak zarara uğrayan kişinin zararın sonuçlarına bizzat katlanmasına (zararın kişinin üzerinde bırakılmasına), diğer yandan bedensel zararın doğmasına neden olan taraftan zararın tazmin edilememesine, dolayısıyla hakkaniyete aykırı bir sonuca yol açmıştır.
İşte bu noktada ortaya çıkan "efor (güç) kaybı" kavramı, kalıcı iş gücü kaybına uğrayan kişinin, gelir getirici bir işte çalışmaya devam etmesine ve gelirinde herhangi bir azalma olmamasına rağmen mevcut işini yapabilmesi için zarardan önceki durumuna ve diğer kişilere göre, bedensel güç kaybı oranında fazladan efor sarf etmek zorunda kalmasından veya kişinin gelir getirici bir işte çalışmamakla birlikte günlük yaşamını emsallerine göre daha fazla efor sarf ederek sürdürmesinden kaynaklanan zarar olarak tanımlanmış ve zararı, bir anlamda, bu "fazladan sarf edilen gücün" oluşturduğu benimsenmiştir. Diğer bir anlatımla, kişinin mevcut zararını bizzat kendisinin "daha fazla güç" harcayarak gidermiş olması nedeniyle zarar verenin tazmin sorumluluğuna gidilmiştir.
Bu bağlamda, çalışma gücü kaybı, efor kaybını da içeren bir bedensel zarar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir diğer ifadeyle, efor kaybı, sürekli çalışma gücü kaybının özel ve istisnai bir görünümü olup, aynen çalışma gücü kaybı gibi maddi ve bedensel bir zarar kalemidir.
Özetlemek gerekirse, terminolojik olarak “efor kaybı” kavramı, sürekli kısmi iş göremezlik kaybına uğramış olup da,
a)gelir getirici bir işte çalışmayan (çalışma hayatına dahil bulunmayan) ev hanımları, emekliler, yaşlılar, işsizler ve 0-18 yaş arası küçükler ile
b)gelir getirici işte çalışmaya devam etmesine ve gelirinde bir azalma olmamasına rağmen mevcut işini eskiye ve emsallerine nazaran daha fazla güç sarf ederek yerine getirebilen kişiler ile sınırlı olarak kullanılmaktadır. (Esasen, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun E:2018/17-142, K:2018/1625 sayılı kararı da aynı yönde olup adli yargı uygulaması da bu şekildedir.)
Yukarıda belirtilen kişiler dışında, sürekli kısmi sakatlığa maruz kalanların uğradıkları bedensel zararın “çalışma gücü kaybı” adı altında tazmini gerekmektedir. Başka bir ifadeyle, (kişinin gelir getirici bir işte çalışmamasına bağlı olarak bir gelirinin olmaması veya kişinin çalışmasına rağmen gelirinde bir azalma olmaması nedenleriyle) çalışma gücü kaybı tazminatı verilemeyen kişiler bakımından “efor kaybı" kavramı kullanılmaktadır.
Örneğin, çalışan ve fakat kusurlu bir idari eylem sonucu kalıcı sakatlığa uğrayan ve bu sebeple çalışamayacak hale gelen kişiye, (taleple bağlı olarak) aktif dönemi bakımından sakatlığı oranında çalışma gücü kaybı tazminatı ile ayrıca bakıma muhtaç olması halinde bakıcı gideri ödenmesi, ancak efor kaybı tazminatı verilmemesi gerekmektedir. Zira, her iki kavram da (çalışma gücü ve efor) çalışma gücü kaybı zararına ilişkin bulunduğundan, aynı olayda ve aynı dönemde hem çalışma gücü kaybı hem de efor kaybı tazminatına hükmedilmesi mümkün bulunmamaktadır. Bir başka ifadeyle, çalışma gücü kaybı tazminatı ödenebilecek hallerde kişiye ayrıca efor kaybı tazminatı verilememektedir.
İki bedensel zarar kalemindeki (çalışma gücü ve efor) bir başka fark ise, Dairemiz içtihatlarıyla geliştirilen, bu zararlar karşılığında ödenecek tazminatın hesaplanmasına esas tutarın belirlenmesi konusudur. Çalışma gücü kaybı tazminatı, kişinin aktif dönemdeki bedensel gücünü gelir getirici bir işte kısmen veya tamamen kullanamaması, dolayısıyla mal varlığında bedensel güç kaybı oranında azalma olması karşılığında ödendiğinden, beden gücü kaybının maddi/parasal karşılığı olan kalıcı sakatlık oranındaki "gerçek gelir" üzerinden (gerçek gelir x kalıcı sakatlık oranı formulü ile) hesaplanmaktadır. Efor kaybı tazminatı ise, gelir getirici bir işte çalışmayan ev hanımları, emekliler, yaşlılar, işsizler ve 0-18 yaş arası küçüklerin günlük yaşamsal faaliyetlerini emsallerine nazaran daha fazla güç sarf ederek yerine getirmeleri karşılığında ödendiğinden, bu faaliyetlerin maddi karşılığı olan, objektif ve eşit bir tutar niteliğindeki "net asgari ücret (AGİ hariç)" üzerinden, yine kalıcı sakatlık oranında hesap edilmektedir. Öte yandan, gelir getirici işte çalışmaya devam etmek ve gelirinde bir azalma olmamakla birlikte mevcut işini eskiye ve emsallerine nazaran daha fazla güç sarf ederek yapan kişilerin, bu fazladan sarf ettiği eforun maddi karşılığı olarak da kalıcı sakatlık oranındaki "net asgari ücret (AGİ dahil)" esas alınmaktadır. Bu halde, kişinin beden gücü kaybı oranında daha fazla güç sarf etmesi sayesinde çalışmaya devam etmesine, başka bir anlatımla fazladan sarf ettiği efor sayesinde gelir kaybına uğramamasına rağmen gerçek geliri üzerinden hesaplama yapılmamasının nedeni, aynı orandaki kalıcı sakatlık sonucu aynı veya benzer işleri yapan kişilerin alacağı efor kaybı tazminatının, gelirleri arasındaki fark nedeniyle farklılaşmasını önlemek, benzer durumda bulunanların, alacakları tazminat miktarı yönünden aynı hukuki sonuçlara muhatap olmalarını sağlamaktır. Yine, kalıcı sakatlık oranları aynı olmasına karşın, işinin niteliği gereği daha fazla efor sarf ederek çalışan kişinin gelirinin, iş ve çalışma koşulları gereği daha az efor sarf ederek çalışan kişiye nazaran düşük olması halinde oluşan hakkaniyete aykırı durumun bertarafı da amaçlanmaktadır.
a) Sürekli/kalıcı çalışma gücü kaybı tazminatı yönünden;
Sürekli/kalıcı çalışma gücü kaybı (sürekli iş göremezlik) tazminatı, tedavi ve iyileşme (geçici iş göremezlik) sürecinin tamamlanmasını müteakip kişide tedavi ile geçmeyen, bir başka ifadeyle yaşamı süresince kalıcı ve sürekli hale gelen çalışma gücü kaybının tazminini amaçlamaktadır. Dolayısıyla sürekli çalışma gücü kaybı tazminatının başlangıç tarihi, geçici iş göremezlik süresinin sona erdiği tarihtir.
Uyuşmazlıkta, davacının çalışma gücü kaybı zararının doğru bir şekilde tespit edilebilmesi açısından, Mahkemece iş bu bozma kararı üzerine yeniden yapılacak yargılamada, öncelikle davacının sigortalı bir işte çalışmaya başlayıp başlamadığının ilgili idarelerden sorularak araştırılması, çalışmaya başladığının tespit edilmesi halinde, çalışma gücü kaybı zararının gerçek gelirinin esas alınması suretiyle hesaplanması gerekmektedir.
Bu itibarla, davacının aktif dönemdeki çalışma gücü kaybı tazminatı, davacının sigortalı bir işte çalışmaya başladığının tespit edilmesi halinde, çalışmaya başladığı tarihten itibaren 5510 sayılı Kanun'a göre içtihadi emeklilik yaşı olarak belirlenen 60 yaşını ikmal ettiği tarihe kadar yukarıda anılan Yönetmeliğe göre yeniden alınacak rapor ile belirlenecek olan kalıcı sakatlık oranı ile Mahkemece yapılacak araştırma sonucunda tespit edilecek olan gerçek gelirinin çarpımı suretiyle hesaplanmalı, çalışmadığının tespiti halinde ise asgari ücret üzerinden hesaplanmalı, gelecek yılların gelirleri, bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihte bilinen gerçek gelir miktarı her yıl %10 artırılarak ve %10 iskontoya (progresif rant yöntemine) tabi tutularak peşin sermaye değeri belirlenmeli ve bu şekilde hesaplanan toplam zarar miktarı tutarında tazminata hükmedilmelidir.
b) Efor (güç) kaybı tazminatıyönünden;
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında davacı açısından, 5510 sayılı Kanun'a göre içtihadi emeklilik yaşı olarak belirlenen 60 yaşını ikmal ettiği tarihten TRH 2010 Ulusal Mortalite Tablosuna göre belirlenen muhtemel yaşam süresinin sonuna kadar geçen pasif dönemde efor kaybı zararı doğmaktadır.
Bu çerçevede davacının efor kaybı tazminatının, 5510 sayılı Kanun'a göre içtihadi emeklilik yaşı olarak belirlenen 60 yaşını ikmal ettiği tarihten TRH 2010 Ulusal Mortalite Tablosuna göre belirlenen muhtemel yaşam süresinin sonuna kadar geçen pasif dönem için -bir çalışmanın karşılığı olmaması/günlük yaşamsal faaliyetlerin karşılığı olması nedeniyle- AGİ hariç net asgari ücrete sakatlık oranının uygulanması suretiyle hesaplanması gerekmektedir.
Söz konusu hesaplamada, gelecek yılların asgari ücretlerinin bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihte bilinen net asgari ücret miktarının her yıl %10 artırılmak ve %10 iskontoya tabi tutulmak suretiyle peşin sermaye değerinin belirlenmesi gerekmektedir.
Öte yandan, davacının sigortalı bir işte çalışmaya başladığının tespit edilmesi halinde, geçici iş göremezlik süresinin sona erdiği tarihten itibaren çalışmaya başladığı tarihe kadar yukarıda anılan Yönetmeliğe göre yeniden alınacak rapor ile belirlenecek olan kalıcı sakatlık oranı ile -bir çalışmanın karşılığı olmaması/günlük yaşamsal faaliyetlerin karşılığı olması nedeniyle- AGİ hariç net asgari ücretin çarpımı suretiyle bu döneme ilişkin efor kaybı zararının ayrıca hesaplanması gerekmektedir. Bu dönemdeki zarar kalemlerinin -fiilen gerçekleşmiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerinin hesaplanmayacağı da dikkate alınmalıdır.
Bu durumda Mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda davacının maddi zararının bilirkişi marifetiyle hesaplanması sonucu maddi tazminat istemi hakkında yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir.
Ayrıca, davacı tarafından temyiz isteminde bulunulmadığı anlaşıldığından, iş bu bozma kararı üzerine davacı lehine hükmedilecek olan maddi tazminat tutarının, aleyhe bozma ve hüküm verme yasağı uyarınca daha önce hükmedilen maddi tazminat tutarını (550.626,50 TL) aşamayacağı da açıktır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalı idarenin temyiz isteminin kısmen KABULÜNE, kısmen REDDİNE,
2. ... Bölge İdare Mahkemesi ...İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:...sayılı kararının temyize konu İdare Mahkemesi kararının davacının maddi tazminat isteminin kabulüne ilişkin kısmına yönelik olarak davalı idare tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmının BOZULMASINA, davacının manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne ilişkin kısmına yönelik olarak davalı idare tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmının ONANMASINA,
3. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 20/03/2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.