Danıştay10. Daireİdare Hukuku
Danıştay 10. Daire E.2022/7676 K.2023/9342
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2022/7676
Karar No : 2023/9342
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Üniversitesi Rektörlüğü
**VEKİLİ:** Av. ...
KARŞI TARAF (DAVACILAR) : 1- ...
2- ...
3- ...
4- ...
**VEKİLİ:** Av. ...
İSTEMİN_KONUSU : ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, ...'nun Marmara Üniversitesi Nörolojik Bilimler Enstitüsünde 01/10/2012 tarihinde gerçekleştirilen bel fıtığı ameliyatındaki tıbbi uygulama hataları nedeniyle engelli hale geldiği iddiasıyla, davalı idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığını ileri sürdükleri zararlarına karşılık toplam 100.000,00 TL maddi ve 500.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılan dava sonucunda; ... İdare Mahkemesince, davanın maddi tazminata ilişkin kısmının reddine, manevi tazminata ilişkin kısmının kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik kararın Danıştay (Kapatılan) Onbeşinci Dairesinin 27/02/2017 tarih ve E:2016/6242, K:2017/947 sayılı kararıyla maddi tazminata ilişkin kısmının onanması, manevi tazminata ilişkin kısmının bozulması neticesinde, bozulan manevi tazminata ilişkin kısım yönünden verilen davanın reddine yönelik kararın Danıştay Onuncu Dairesinin 21/09/2020 tarih ve E:2019/10546, K:2020/3080 sayılı kararıyla bozulması üzerine, bozmaya uyularak verilen davanın kısmen kabulü, kısmen reddi yolundaki ... tarih ve E:.., K:... sayılı kararın, davalı idare tarafından aleyhine olan kısmının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, onam belgelerinin usulüne uygun olduğu, onam belgelerinin asıllarının gönderilmemesi halinde davadaki bilgi ve belgelere göre karar verileceğinin ihtar edilmediği, onam belgelerinin asıllarının daha önce dosyaya sunulmuş olması nedeniyle gönderilememiş olduğu, idare yetkililerince aslı gibi olduğu kayıt altına alınarak gönderilen belgelere itibar edilmesi gerektiği, somut olayda tazmin şartlarının gerçekleşmediği, hükmedilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğu, faize hatalı olarak hükmedildiği, harçlardan muaf oldukları ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davacılar tarafından, davalı idarenin temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE
**GEREKÇE:**
MADDİ
**OLAY:**
Dosyanın incelenmesinden;
Davacılardan ... 'nun Marmara Üniversitesi Nörolojik Bilimler Enstitüsünde bel fıtığı tanısı ile ameliyat olduğu, ameliyattan sonra yapılan tetkiklerde hematom tespit edilmesi üzerine Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edildiği, burada uygulanan tedavilere rağmen hematoma bağlı olarak böbrek fonksiyonlarında bozulma meydana geldiği, takip ve tedavileri neticesinde verilen konsey kararı üzerine üreterinin serbestleştirilmesine yönelik ameliyat edildiği,
Davacılar tarafından, hizmet kusurundan kaynaklandığını ileri sürdükleri zararlarının tazmini amacıyla davalı idareye yapmış oldukları başvurunun reddi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı,
Olayda idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 2. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen ... tarih ve ... karar numaralı raporda, "Semptomatik bel fıtığının tedavisinde cerrahinin uygulanabildiği, cerrahi esnasında cerrahi alan komşuluğunda bulanan damar ve sinir yapılarında istenmeyen hasarlanmaların oluşabildiğinin tıbben bilindiği, kişinin bel ve sağ bacak ağrısı şikayeti ile Marmara Üniversitesi Nörolojik Bilimler Enstitüsü'ne başvurduğu, bel fıtığı tanısı konulduğu ve Marmara Üniversitesi Nörolojik Bilimler Enstitüsü'nde 01.10.2012 tarihinde ameliyata alındığı, sağ L5 hemilaminektomi, sağdan L5-S1 mikrodiskektomi ve foraminotomi operasyonu uygulandığı, kişinin postoperatif erken dönemde yapılan batın MR tetkikinde paravertebral alanda hematom görülmesi üzerine iliak arter yaralanması ön tanısıyla tekrar entübe edilerek anjio yapılmak üzere Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne sevk edildiği, burada yoğun bakıma alındığı, girişimsel radyoloji tarafından sağ iliac artere stent greft yerleştirildiği ve kanamasının kontrol altına alındığının tıbbi belgelerde kayıtlı olduğu, kişide ameliyat sonrası ortaya çıkan tablonun bu tür ameliyatlardan sonra her türlü özene rağmen oluşabilen herhangi bir tıbbi kusur ya da ihmal izafe edilemeyen "komplikasyon" olarak nitelendiği, kişiye konulan tanı ve yapılan ameliyat ve oluşan komplikasyonun yönetiminin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, kişinin tedavisinde görev alan sağlık çalışanlarına atfı kabil kusur tespit edilmediği" yönünde görüş bildirildiği,
İdare Mahkemesince; Adli Tıp Kurumundan alınan raporda da belirtildiği üzere yapılan işlemlerde davalı idareye atfedilebilecek hizmet kusuru bulunmadığı anlaşıldığından, davacının maddi kaybının karşılanmasına olanak bulunmamakla birlikte, operasyon öncesi komplikasyon ve riskler konusunda davacının yeterli olarak bilgilendirilmediği, başka bir ifade ile ameliyat sonucu iç kanama yaşanabileceği, silikon idrar sondası ve pigtail takılabileceği veya kısmi felç yaşanabileceği ile ilgili davacının bilgilendirilmediği, ameliyatın muhtemel riskleri bilinmesine rağmen (iç kanama ihtimali) kalp - damar cerrahisi uzmanı bulunmayan bir enstitüde ameliyatın yapılmış olması nedeniyle hizmet kusuru bulunduğu, ameliyatla ilgili eksik bilgilendirme nedeniyle davacının duyduğu acı ve üzüntü nedeniyle manevi zararların tazmini gerektiği gerekçesiyle, davanın maddi tazminata ilişkin kısmının reddine, manevi tazminata ilişkin kısmının kısmen kabulüne, kısmen reddine ve davacılardan ... için 200.000,00 TL, diğer davacıların her biri için 20.000,00 TL olmak üzere toplam 260.000,00 TL manevi tazminatın davacılara ödenmesine karar verildiği,
Danıştay (Kapatılan) Onbeşinci Dairesince; İdare Mahkemesi kararının maddi tazminata ilişkin kısmında hukuka aykırılık görülmediği, manevi tazminata ilişkin kısmında ise, davalı idare tarafından temyiz dilekçesiyle birlikte Hasta Tedavi Kabul Formu, Hasta Bilgilendirme ve Onam Kağıdı fotokopilerinin dosyaya sunulduğu, tarafların iddia ve savunmalarının tümüyle incelenebilmesi için söz konusu belge ve kayıtlar araştırılarak bir karar verilmesi gerektiği, söz konusu form ve belgeler getirtilerek Adli Tıp Kurumu raporundaki tespitlerle birlikte değerlendirilmesi gerekeceğinden, eksik inceleme nedeniyle hukuka uyarlık görülmediği gerekçesiyle, İdare Mahkemesi kararının maddi tazminata ilişkin kısmının onanmasına, manevi tazminata ilişkin kısmının bozulmasına karar verildiği,
İdare Mahkemesince; bilirkişi raporu ve diğer belgelerin birlikte değerlendirilmesi sonucunda, kişide ameliyat sonrası ortaya çıkan tablonun bu tür ameliyatlardan sonra her türlü özene rağmen oluşabilen herhangi bir tıbbi kusur veya ihmal izafe edilemeyen komplikasyon olarak nitelendirildiği, kişiye konulan tanı, yapılan ameliyat ve oluşan komplikasyonun tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, kişinin tedavisinde görev alan sağlık çalışanlarına affedilebilecek nitelikte hizmet kusurunun bulunmadığı belirlendiğinden, manevi tazminat istemlerinin karşılanmasına olanak bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği,
Dairemizce; İdare Mahkemesi kararıyla, davacıların manevi tazminat isteminin söz konusu ameliyata ilişkin Hasta Tedavi Kabul Formu, Hasta Bilgilendirme ve Onam Kağıdı ile varsa onama dair diğer belge ve kayıtların asıllarının getirtilmesi suretiyle Adli Tıp Kurumu Raporundaki tespitlerle birlikte değerlendirilmesi gerekirken, anılan belge ve kayıtlara yönelik bir araştırma yapılmaksızın, dolayısıyla Adli Tıp Kurumu Raporundaki tespitler bu belgelerle birlikte değerlendirilmeksizin, eksik inceleme sonucunda davacıların manevi tazminat isteminin reddedildiği gerekçesiyle, İdare Mahkemesi kararının bozulmasına karar verildiği,
İdare Mahkemesince bozmaya uyularak, davacılara ameliyatın sonuçları ve olası komplikasyonlarının anlatıldığına ve davacıların bu işleme rıza gösterdiğine yönelik Hasta Tedavi Kabul Formu, Hasta Bilgilendirme ve Onam Kağıdının asıllarının ara kararları ile istenilmesine rağmen davalı idarece sunulmadığı, ara kararları gereğinin yerine getirilmemesi nedeniyle dosyadaki bilgi ve belgelere göre hukuki denetim gerçekleştirilmesi gerektiği, davalı idarenin hizmet kusuru tespit edilemediğinden maddi tazminata hükmedilmesinin koşulları oluşmamakla birlikte, ameliyatın sonuçları ve olası komplikasyonları hakkında bilgilendirilip davacıdan yazılı onayın alınmaması nedeniyle davacının aydınlatılarak onay verme hakkının elinden alındığı ve bu yükümlülüğün yerine getirilmemesinin yürütülen sağlık hizmetinin gereği gibi işletilmediği konusunda davacılarda endişe ve üzüntüye yol açtığı, davacıların duymuş olduğu elem ve ızdırabının bir nebze de olsa giderilmesi amacıyla takdiren ... için 200.000,00 TL, diğer davacıların her biri için 20.000,00 TL olmak üzere toplam 260.000,00 TL manevi tazminatın ödenmesi gerektiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verildiği görülmüştür.
**İLGİLİ MEVZUAT:**
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Esasen, Anayasa'nın 56. maddesi de Devlete, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenlemek ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak onları denetleyerek yerine getirmek ile ilgili pozitif bir yükümlülük getirmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinin devlete yüklediği pozitif yükümlülükler, devlet tarafından, özel ya da kamu hastanelerine hastaların yaşamını koruyacak nitelikteki tedbirleri alma zorunluluğu getiren yasal ve düzenleyici çerçevenin konulmasını gerektirmektedir. Bu yükümlülük, hastaları, tıbbi müdahalelerin bu bağlamda meydana getirebileceği ağır sonuçlardan mümkün olabildiğince koruma gerekliliğine dayanmaktadır. Böylelikle, taraf devletler, bu yükümlülük uyarınca, hekimlerin, uygulanması düşünülen tıbbi müdahalenin hastaların fiziksel bütünlüğüyle ilgili olarak meydana getirebileceği öngörülebilir sonuçlar hakkında sorgulanmaları ve hastalarını aydınlatarak, rıza göstermelerini sağlayacak şekilde kendilerini bu tıbbi müdahale hakkında önceden bilgilendirmeleri amacıyla gereken düzenleyici yasal tedbirleri almakla yükümlüdürler. (Codarcea/Romanya, No. 31675/04, 2 Haziran 2009).
11/04/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 70. maddesinde "Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. (Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.) Hilafında hareket edenlere ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir." hükmü yer almaktadır.
5013 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan 16/03/2004 tarih ve 2004/7024 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan "Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi)"nin "Amaç ve konu” başlıklı 1. maddesinde; “Bu Sözleşmenin Tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayrım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına alacaklardır.”; "Mesleki standartlar" başlıklı 4. maddesinde; “Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” kurallarına yer verilmiştir. Sözleşme, iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiş olup, anılan düzenlemede her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir.
Sözleşmenin "Muvafakat" başlıklı (II) numaralı bölümünde yer alan 5. maddesinde “muvafakat” konusu düzenlenmiş ve “Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatini her zaman serbestçe geri alabilir.” düzenlemesiyle muvafakatin kapsamı belirlenmiştir.
01/08/1998 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Hasta Hakları Yönetmeliği'nin davacıya tıbbi müdahale yapıldığı tarih itibarıyla yürürlükte bulunan haliyle 15. maddesinde, “Hasta; sağlık durumunu, kendisine uygulanacak tıbbi işlemleri, bunların faydaları ve muhtemel sakıncaları, alternatif tıbbi müdahale usulleri, tedavinin kabul edilmemesi halinde ortaya çıkabilecek muhtemel sonuçları ve hastalığın seyri ve neticeleri konusunda sözlü veya yazılı olarak bilgi istemek hakkına sahiptir. ...", 22. maddesi, 1. fıkrasında, “Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz.", “Rızanın Kapsamı” başlıklı 31. maddesinde de, “Rıza alınırken hastanın veya kanuni temsilcisinin tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında bilgilendirilip aydınlatılması esastır. Hastanın, uygulanacak tıbbi müdahale için verdiği rıza, bu müdahalenin gerektirdiği sair tıbbi işlemleri de kapsar. Ancak, tıbbi işlemlerin uygulanmasında, bu Yönetmelik'te ve diğer mevzuatta belirlenen hakların ihlal edilmemesi için azami ihtimam gösterilir.” düzenlemeleri yer alır.
Anılan düzenlemeler özetle, herhangi bir tıbbi müdahaleye başlamadan önce kişilerin yapılacak işlemlerin riskleriyle ilgili olarak aydınlatılmasını ve rızalarının alınmasını gerektirmekte olup, aydınlatma ve rızanın alınmaması hali, sağlık hizmetinin kusurlu yürütüldüğü sonucunu doğurmaktadır.
Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Tam yargı davalarının ve manevi tazminatın belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı olacak şekilde belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli ve idari faaliyetin niteliği gözetilerek hakkaniyetli ve makul bir tutarı aşmaması gerekmektedir.
Buna göre, manevi tazminat takdir edilirken, davacı(lar) yönünden, manevi tatmin duygusunu sağlamaya yetecek, zarara yol açan idari faaliyet sonucu duyulan elem ve ızdırabın kişi üzerindeki etki ve ağırlığını karşılayacak düzeyde olmasına; davalı(lar) yönünden ise, hakkaniyet sınırlarını aşmayan, ölçülü, adil dengeyi sağlayacak ve aşırı mali külfet oluşturmayacak makul bir seviyede olmasına dikkat edilmesi gerektiği açıktır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Dosya içerisinde bulunan 'Hasta Tedavi Kabul Formu, Hasta Bilgilendirme ve Onam Kağıdı' incelendiğinde, anılan evrakın hukuken yeterli ve itibar edilebilecek bir onam formu niteliğinde olmadığı sonucuna ulaşıldığından; aydınlatma ve rıza alma yükümlülüğünün yerine getirilmemiş olması nedeniyle sağlık hizmetinin gerektiği gibi yürütülmediği konusunda endişe ve üzüntüye düşen davacıların manevi zararlarının karşılanmasının gerekeceği kuşkusuzdur.
Davacıların manevi zararının ise, yukarıda aktarılan ilkeler gözetilerek, davacı yönünden manevi tatmin duygusunu sağlamaya yetecek, davalı idare yönünden ise hakkaniyet sınırlarını aşmayan, ölçülü, adil dengeyi sağlayacak ve aşırı mali külfet oluşturmayacak makul bir seviyede belirlenecek manevi tazminat miktarının ödenmesine karar verilmesi suretiyle karşılanması gerekmektedir.
Uyuşmazlıkta, manevi tazminat miktarının benzeri olaylarda hükmedilen manevi tazminattan yüksek belirlenmesini gerektiren farklı ve özel bir sebebin bulunmadığı, bu haliyle davacı için hükmedilen manevi tazminat miktarının fazla olduğu görülmekte olup; manevi tazminatın amaç ve niteliği dikkate alındığında, hükmedilecek manevi tazminat miktarının İdare Mahkemesince yeniden belirlenmesi gerektiğinden, temyize konu kararda hukuki isabet bulunmamıştır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalı idarenin temyiz isteminin KABULÜNE,
2. Davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı temyize konu kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
4. 2577 sayılı Kanun'un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (on beş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 28/12/2023 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2022/7676
Karar No : 2023/9342
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Üniversitesi Rektörlüğü
**VEKİLİ:** Av. ...
KARŞI TARAF (DAVACILAR) : 1- ...
2- ...
3- ...
4- ...
**VEKİLİ:** Av. ...
İSTEMİN_KONUSU : ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, ...'nun Marmara Üniversitesi Nörolojik Bilimler Enstitüsünde 01/10/2012 tarihinde gerçekleştirilen bel fıtığı ameliyatındaki tıbbi uygulama hataları nedeniyle engelli hale geldiği iddiasıyla, davalı idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığını ileri sürdükleri zararlarına karşılık toplam 100.000,00 TL maddi ve 500.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılan dava sonucunda; ... İdare Mahkemesince, davanın maddi tazminata ilişkin kısmının reddine, manevi tazminata ilişkin kısmının kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik kararın Danıştay (Kapatılan) Onbeşinci Dairesinin 27/02/2017 tarih ve E:2016/6242, K:2017/947 sayılı kararıyla maddi tazminata ilişkin kısmının onanması, manevi tazminata ilişkin kısmının bozulması neticesinde, bozulan manevi tazminata ilişkin kısım yönünden verilen davanın reddine yönelik kararın Danıştay Onuncu Dairesinin 21/09/2020 tarih ve E:2019/10546, K:2020/3080 sayılı kararıyla bozulması üzerine, bozmaya uyularak verilen davanın kısmen kabulü, kısmen reddi yolundaki ... tarih ve E:.., K:... sayılı kararın, davalı idare tarafından aleyhine olan kısmının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, onam belgelerinin usulüne uygun olduğu, onam belgelerinin asıllarının gönderilmemesi halinde davadaki bilgi ve belgelere göre karar verileceğinin ihtar edilmediği, onam belgelerinin asıllarının daha önce dosyaya sunulmuş olması nedeniyle gönderilememiş olduğu, idare yetkililerince aslı gibi olduğu kayıt altına alınarak gönderilen belgelere itibar edilmesi gerektiği, somut olayda tazmin şartlarının gerçekleşmediği, hükmedilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğu, faize hatalı olarak hükmedildiği, harçlardan muaf oldukları ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davacılar tarafından, davalı idarenin temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE
**GEREKÇE:**
MADDİ
**OLAY:**
Dosyanın incelenmesinden;
Davacılardan ... 'nun Marmara Üniversitesi Nörolojik Bilimler Enstitüsünde bel fıtığı tanısı ile ameliyat olduğu, ameliyattan sonra yapılan tetkiklerde hematom tespit edilmesi üzerine Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edildiği, burada uygulanan tedavilere rağmen hematoma bağlı olarak böbrek fonksiyonlarında bozulma meydana geldiği, takip ve tedavileri neticesinde verilen konsey kararı üzerine üreterinin serbestleştirilmesine yönelik ameliyat edildiği,
Davacılar tarafından, hizmet kusurundan kaynaklandığını ileri sürdükleri zararlarının tazmini amacıyla davalı idareye yapmış oldukları başvurunun reddi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı,
Olayda idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 2. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen ... tarih ve ... karar numaralı raporda, "Semptomatik bel fıtığının tedavisinde cerrahinin uygulanabildiği, cerrahi esnasında cerrahi alan komşuluğunda bulanan damar ve sinir yapılarında istenmeyen hasarlanmaların oluşabildiğinin tıbben bilindiği, kişinin bel ve sağ bacak ağrısı şikayeti ile Marmara Üniversitesi Nörolojik Bilimler Enstitüsü'ne başvurduğu, bel fıtığı tanısı konulduğu ve Marmara Üniversitesi Nörolojik Bilimler Enstitüsü'nde 01.10.2012 tarihinde ameliyata alındığı, sağ L5 hemilaminektomi, sağdan L5-S1 mikrodiskektomi ve foraminotomi operasyonu uygulandığı, kişinin postoperatif erken dönemde yapılan batın MR tetkikinde paravertebral alanda hematom görülmesi üzerine iliak arter yaralanması ön tanısıyla tekrar entübe edilerek anjio yapılmak üzere Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne sevk edildiği, burada yoğun bakıma alındığı, girişimsel radyoloji tarafından sağ iliac artere stent greft yerleştirildiği ve kanamasının kontrol altına alındığının tıbbi belgelerde kayıtlı olduğu, kişide ameliyat sonrası ortaya çıkan tablonun bu tür ameliyatlardan sonra her türlü özene rağmen oluşabilen herhangi bir tıbbi kusur ya da ihmal izafe edilemeyen "komplikasyon" olarak nitelendiği, kişiye konulan tanı ve yapılan ameliyat ve oluşan komplikasyonun yönetiminin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, kişinin tedavisinde görev alan sağlık çalışanlarına atfı kabil kusur tespit edilmediği" yönünde görüş bildirildiği,
İdare Mahkemesince; Adli Tıp Kurumundan alınan raporda da belirtildiği üzere yapılan işlemlerde davalı idareye atfedilebilecek hizmet kusuru bulunmadığı anlaşıldığından, davacının maddi kaybının karşılanmasına olanak bulunmamakla birlikte, operasyon öncesi komplikasyon ve riskler konusunda davacının yeterli olarak bilgilendirilmediği, başka bir ifade ile ameliyat sonucu iç kanama yaşanabileceği, silikon idrar sondası ve pigtail takılabileceği veya kısmi felç yaşanabileceği ile ilgili davacının bilgilendirilmediği, ameliyatın muhtemel riskleri bilinmesine rağmen (iç kanama ihtimali) kalp - damar cerrahisi uzmanı bulunmayan bir enstitüde ameliyatın yapılmış olması nedeniyle hizmet kusuru bulunduğu, ameliyatla ilgili eksik bilgilendirme nedeniyle davacının duyduğu acı ve üzüntü nedeniyle manevi zararların tazmini gerektiği gerekçesiyle, davanın maddi tazminata ilişkin kısmının reddine, manevi tazminata ilişkin kısmının kısmen kabulüne, kısmen reddine ve davacılardan ... için 200.000,00 TL, diğer davacıların her biri için 20.000,00 TL olmak üzere toplam 260.000,00 TL manevi tazminatın davacılara ödenmesine karar verildiği,
Danıştay (Kapatılan) Onbeşinci Dairesince; İdare Mahkemesi kararının maddi tazminata ilişkin kısmında hukuka aykırılık görülmediği, manevi tazminata ilişkin kısmında ise, davalı idare tarafından temyiz dilekçesiyle birlikte Hasta Tedavi Kabul Formu, Hasta Bilgilendirme ve Onam Kağıdı fotokopilerinin dosyaya sunulduğu, tarafların iddia ve savunmalarının tümüyle incelenebilmesi için söz konusu belge ve kayıtlar araştırılarak bir karar verilmesi gerektiği, söz konusu form ve belgeler getirtilerek Adli Tıp Kurumu raporundaki tespitlerle birlikte değerlendirilmesi gerekeceğinden, eksik inceleme nedeniyle hukuka uyarlık görülmediği gerekçesiyle, İdare Mahkemesi kararının maddi tazminata ilişkin kısmının onanmasına, manevi tazminata ilişkin kısmının bozulmasına karar verildiği,
İdare Mahkemesince; bilirkişi raporu ve diğer belgelerin birlikte değerlendirilmesi sonucunda, kişide ameliyat sonrası ortaya çıkan tablonun bu tür ameliyatlardan sonra her türlü özene rağmen oluşabilen herhangi bir tıbbi kusur veya ihmal izafe edilemeyen komplikasyon olarak nitelendirildiği, kişiye konulan tanı, yapılan ameliyat ve oluşan komplikasyonun tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, kişinin tedavisinde görev alan sağlık çalışanlarına affedilebilecek nitelikte hizmet kusurunun bulunmadığı belirlendiğinden, manevi tazminat istemlerinin karşılanmasına olanak bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği,
Dairemizce; İdare Mahkemesi kararıyla, davacıların manevi tazminat isteminin söz konusu ameliyata ilişkin Hasta Tedavi Kabul Formu, Hasta Bilgilendirme ve Onam Kağıdı ile varsa onama dair diğer belge ve kayıtların asıllarının getirtilmesi suretiyle Adli Tıp Kurumu Raporundaki tespitlerle birlikte değerlendirilmesi gerekirken, anılan belge ve kayıtlara yönelik bir araştırma yapılmaksızın, dolayısıyla Adli Tıp Kurumu Raporundaki tespitler bu belgelerle birlikte değerlendirilmeksizin, eksik inceleme sonucunda davacıların manevi tazminat isteminin reddedildiği gerekçesiyle, İdare Mahkemesi kararının bozulmasına karar verildiği,
İdare Mahkemesince bozmaya uyularak, davacılara ameliyatın sonuçları ve olası komplikasyonlarının anlatıldığına ve davacıların bu işleme rıza gösterdiğine yönelik Hasta Tedavi Kabul Formu, Hasta Bilgilendirme ve Onam Kağıdının asıllarının ara kararları ile istenilmesine rağmen davalı idarece sunulmadığı, ara kararları gereğinin yerine getirilmemesi nedeniyle dosyadaki bilgi ve belgelere göre hukuki denetim gerçekleştirilmesi gerektiği, davalı idarenin hizmet kusuru tespit edilemediğinden maddi tazminata hükmedilmesinin koşulları oluşmamakla birlikte, ameliyatın sonuçları ve olası komplikasyonları hakkında bilgilendirilip davacıdan yazılı onayın alınmaması nedeniyle davacının aydınlatılarak onay verme hakkının elinden alındığı ve bu yükümlülüğün yerine getirilmemesinin yürütülen sağlık hizmetinin gereği gibi işletilmediği konusunda davacılarda endişe ve üzüntüye yol açtığı, davacıların duymuş olduğu elem ve ızdırabının bir nebze de olsa giderilmesi amacıyla takdiren ... için 200.000,00 TL, diğer davacıların her biri için 20.000,00 TL olmak üzere toplam 260.000,00 TL manevi tazminatın ödenmesi gerektiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verildiği görülmüştür.
**İLGİLİ MEVZUAT:**
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Esasen, Anayasa'nın 56. maddesi de Devlete, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenlemek ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak onları denetleyerek yerine getirmek ile ilgili pozitif bir yükümlülük getirmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinin devlete yüklediği pozitif yükümlülükler, devlet tarafından, özel ya da kamu hastanelerine hastaların yaşamını koruyacak nitelikteki tedbirleri alma zorunluluğu getiren yasal ve düzenleyici çerçevenin konulmasını gerektirmektedir. Bu yükümlülük, hastaları, tıbbi müdahalelerin bu bağlamda meydana getirebileceği ağır sonuçlardan mümkün olabildiğince koruma gerekliliğine dayanmaktadır. Böylelikle, taraf devletler, bu yükümlülük uyarınca, hekimlerin, uygulanması düşünülen tıbbi müdahalenin hastaların fiziksel bütünlüğüyle ilgili olarak meydana getirebileceği öngörülebilir sonuçlar hakkında sorgulanmaları ve hastalarını aydınlatarak, rıza göstermelerini sağlayacak şekilde kendilerini bu tıbbi müdahale hakkında önceden bilgilendirmeleri amacıyla gereken düzenleyici yasal tedbirleri almakla yükümlüdürler. (Codarcea/Romanya, No. 31675/04, 2 Haziran 2009).
11/04/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 70. maddesinde "Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. (Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.) Hilafında hareket edenlere ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir." hükmü yer almaktadır.
5013 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan 16/03/2004 tarih ve 2004/7024 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan "Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi)"nin "Amaç ve konu” başlıklı 1. maddesinde; “Bu Sözleşmenin Tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayrım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına alacaklardır.”; "Mesleki standartlar" başlıklı 4. maddesinde; “Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” kurallarına yer verilmiştir. Sözleşme, iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiş olup, anılan düzenlemede her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir.
Sözleşmenin "Muvafakat" başlıklı (II) numaralı bölümünde yer alan 5. maddesinde “muvafakat” konusu düzenlenmiş ve “Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatini her zaman serbestçe geri alabilir.” düzenlemesiyle muvafakatin kapsamı belirlenmiştir.
01/08/1998 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Hasta Hakları Yönetmeliği'nin davacıya tıbbi müdahale yapıldığı tarih itibarıyla yürürlükte bulunan haliyle 15. maddesinde, “Hasta; sağlık durumunu, kendisine uygulanacak tıbbi işlemleri, bunların faydaları ve muhtemel sakıncaları, alternatif tıbbi müdahale usulleri, tedavinin kabul edilmemesi halinde ortaya çıkabilecek muhtemel sonuçları ve hastalığın seyri ve neticeleri konusunda sözlü veya yazılı olarak bilgi istemek hakkına sahiptir. ...", 22. maddesi, 1. fıkrasında, “Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz.", “Rızanın Kapsamı” başlıklı 31. maddesinde de, “Rıza alınırken hastanın veya kanuni temsilcisinin tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında bilgilendirilip aydınlatılması esastır. Hastanın, uygulanacak tıbbi müdahale için verdiği rıza, bu müdahalenin gerektirdiği sair tıbbi işlemleri de kapsar. Ancak, tıbbi işlemlerin uygulanmasında, bu Yönetmelik'te ve diğer mevzuatta belirlenen hakların ihlal edilmemesi için azami ihtimam gösterilir.” düzenlemeleri yer alır.
Anılan düzenlemeler özetle, herhangi bir tıbbi müdahaleye başlamadan önce kişilerin yapılacak işlemlerin riskleriyle ilgili olarak aydınlatılmasını ve rızalarının alınmasını gerektirmekte olup, aydınlatma ve rızanın alınmaması hali, sağlık hizmetinin kusurlu yürütüldüğü sonucunu doğurmaktadır.
Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Tam yargı davalarının ve manevi tazminatın belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı olacak şekilde belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli ve idari faaliyetin niteliği gözetilerek hakkaniyetli ve makul bir tutarı aşmaması gerekmektedir.
Buna göre, manevi tazminat takdir edilirken, davacı(lar) yönünden, manevi tatmin duygusunu sağlamaya yetecek, zarara yol açan idari faaliyet sonucu duyulan elem ve ızdırabın kişi üzerindeki etki ve ağırlığını karşılayacak düzeyde olmasına; davalı(lar) yönünden ise, hakkaniyet sınırlarını aşmayan, ölçülü, adil dengeyi sağlayacak ve aşırı mali külfet oluşturmayacak makul bir seviyede olmasına dikkat edilmesi gerektiği açıktır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Dosya içerisinde bulunan 'Hasta Tedavi Kabul Formu, Hasta Bilgilendirme ve Onam Kağıdı' incelendiğinde, anılan evrakın hukuken yeterli ve itibar edilebilecek bir onam formu niteliğinde olmadığı sonucuna ulaşıldığından; aydınlatma ve rıza alma yükümlülüğünün yerine getirilmemiş olması nedeniyle sağlık hizmetinin gerektiği gibi yürütülmediği konusunda endişe ve üzüntüye düşen davacıların manevi zararlarının karşılanmasının gerekeceği kuşkusuzdur.
Davacıların manevi zararının ise, yukarıda aktarılan ilkeler gözetilerek, davacı yönünden manevi tatmin duygusunu sağlamaya yetecek, davalı idare yönünden ise hakkaniyet sınırlarını aşmayan, ölçülü, adil dengeyi sağlayacak ve aşırı mali külfet oluşturmayacak makul bir seviyede belirlenecek manevi tazminat miktarının ödenmesine karar verilmesi suretiyle karşılanması gerekmektedir.
Uyuşmazlıkta, manevi tazminat miktarının benzeri olaylarda hükmedilen manevi tazminattan yüksek belirlenmesini gerektiren farklı ve özel bir sebebin bulunmadığı, bu haliyle davacı için hükmedilen manevi tazminat miktarının fazla olduğu görülmekte olup; manevi tazminatın amaç ve niteliği dikkate alındığında, hükmedilecek manevi tazminat miktarının İdare Mahkemesince yeniden belirlenmesi gerektiğinden, temyize konu kararda hukuki isabet bulunmamıştır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalı idarenin temyiz isteminin KABULÜNE,
2. Davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı temyize konu kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
4. 2577 sayılı Kanun'un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (on beş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 28/12/2023 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.