Danıştay10. Daireİdare Hukuku
Danıştay 10. Daire E.2022/3124 K.2025/3660
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2022/3124
Karar No : 2025/3660
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : Kendi adına asaleten ...'a velayeten ...
**VEKİLİ:** Av. ...
KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Üniversitesi Rektörlüğü
**VEKİLİ:** Av. ...
İSTEMİN_KONUSU: ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, yakınları ...'ın Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesinde tedavi görmekte iken hastane personelinin ağır kusuru ve ihmali davranışları nedeniyle 25/11/2018 tarihinde vefat ettiği, olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğu ileri sürülerek uğranıldığı ileri sürülen zararlara karşılık eş ... için 120.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi ve kızı ... için 30.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; dava konusu olaya ilişkin olarak alınan Adli Tıp raporuna davacı tarafından itiraz edilmekte ise de yeterli tespit ve değerlendirmeler içerdiği sonucuna varılan Adli Tıp raporunun hükme esas alınabilecek nitelikte görüldüğü, dava dosyasındaki bilgi ve belgeler ile Adli Tıp Kurumundan aldırılan raporlar birlikte değerlendirildiğinde, tazminat istemine konu zararın meydana gelmesinde kusurlu olduğu iddia edilen davalı idareye atfedilecek atfı kabil kusur bulunmadığı gibi zararın kusursuz sorumluluk esasına göre de tazmininin olanaklı olmadığı, dolayısıyla davalı idarenin, davacının uğradığını iddia ettiği maddi ve manevi zararların tazmini ile sorumlu tutulabilmesine hukuken olanak bulunmadığı sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; davacıların istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI: Davacılar tarafından, Adli Tıp Kurumu raporunda yakınlarının 22/10/2018 tarihli operasyon sonrası takibinde çekilen 03/11/2018 tarihli tomografisinde anasomoz kaçağı ve abse bulguları bulunduğu ve bu bulgulara göre genel cerrahi kliniğince tekrar opere edilmesi gerektiği, bunun yapılamamasının tıp kurallarına uygun olmadığının belirtildiği, davalı idarenin kusurlu olduğu yönünde açık ve net bir tespit ve raporun bulunduğu, yakınlarının yapılan söz konusu ameliyat ve riskleri konusunda yeterince aydınlatılmadığı, risklerin yeterince kendisine anlatılmadığı ve yasaya uygun olarak kendisinden onamın da alınmadığı, davanın reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu, temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI: Davalı idare tarafından, temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ: ...
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE
**GEREKÇE:**
MADDİ
**OLAY:**
Dosyanın incelenmesinden; davacılar yakını ...'ın yaklaşık 9 yıl önce rektum kanseri nedeniyle opere edildiği ve ileostomisinin bulunduğu, 17/10/2018 tarihinde Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesine ileostomi retraksiyonu, parastomal dermatit, stoma çıkış obstrüksiyonu nedenleriyle ileostomi revizyonu için yatırıldığı, 22/10/2018 tarihinde opere edildiği, ameliyat sonrası takiplerine serviste devam edildiği, 26/10/2018 tarihli tomografisinde patolojik bulgu tarif edilmediği, 26-27-28/10/2018 tarihlerinde enfeksiyon hastalıkları konsültasyonları istendiği, 03/11/2018 tarihli tomografisinde anastomoz kaçağı ve abse bulgularının görüldüğü, 07/11/2018 tarihli yara yeri kültüründe acinetobacter ürediği, enfeksiyon hastalıkları konsültasyonu sonrası antibiyotik tedavisi düzenlendiği, böbrek fonksiyonlarında bozulma olması üzerine 15/11/2018 tarihinde dahili yoğun bakım ünitesine yatırıldığı, burada septik şok ön tanısı ile takip edildiği, girişimsel radyoloji ile görüşüldüğü ancak girişim düşünülmediği, sıvı ve antibiyotik tedavisine devam edildiği, 19/11/2018 tarihinde enfeksiyon hastalıkları konsültasyonu istendiği, antibiyoterapi düzenlendiği, yoğun bakımda devam eden takibi sırasında 25/11/2018 tarihinde vefat ettiği, davacılar tarafından, yanlış teşhis ve tedavi nedeniyle yakınlarının hayatını kaybetmesinde davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle davalı idareye zararın tazmini talebiyle başvuruda bulunulduğu, söz konusu talebin zımnen reddi üzerine maddi ve manevi tazminat istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 8. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen ... tarih ve ... karar numaralı raporda;
"1) Kolon kanseri nedeniyle ileostomisi bulunan ve ileostomi revizyonu yapılan kişinin ölümünün batın içi abse ve gelişen komplikasyonları (sepsis) sonucu meydana gelmiş olduğunun kabulü gerektiği,
2) 22/10/2018 tarihli operasyon sonrası takibinde çekilen 03/11/2018 tarihli tomografisinde anastomoz kaçağı ve abse bulguları bulunan kişinin bu bulgulara göre genel cerrahi kliniğince tekrar opere edilmesi gerektiği, bunun yapılamamasının tıp kurallarına uygun olmadığı,
Kişinin tedavisine katılan enfeksiyon hastalıkları uzmanlarının uyguladığı antibiyoterapinin tıp kurallarına uygun olduğu, tıbbi uygulama hatalarının bulunmadığı,
15/11/2018 tarihinde septik şok nedeniyle dahiliye yoğun bakıma alınan hastaya iç hastalıkları uzmanları tarafından yapılan takip ve tedavilerin tıp kurallarına uygun olduğu, tıbbi uygulama hatalarının bulunmadığı " yönünde görüş bildirilmiştir.
İdare Mahkemesince, anılan rapor doğrultusunda olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı sonucuna varılarak davanın reddine karar verilmiş; istinaf aşamasında da Bölge İdare Mahkemesince, anılan karar hukuk ve usule uygun bulunarak davacıların istinaf başvuruları reddedilmiştir.
**İLGİLİ MEVZUAT:**
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesiyle "bilirkişi" konusunda atıfta bulunulan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, mahkemenin çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüş; 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği, raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği; 281. maddesinin 1. fıkrasında ise, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir.
15/07/2018 tarih ve 30479 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 3. maddesinde, Adli Tıp Kurumunun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ve adli bilimler ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 16. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiştir.
Öte yandan; manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek şekilde makul ve hakkaniyete uygun bir miktar olarak belirlenmesi gerekmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Sağlık hizmeti sunumundan kaynaklanan tam yargı davalarında idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının belirlenebilmesi için tedavi süreci bir bütün halinde ele alınmalıdır. Dava konusu olaydaki gibi cerrahi müdahale içeren operasyonlar bakımından, öncelikle, tedavinin yetkin sağlık personeli eliyle yürütülmesi, doğru tanının konulması, bu tanıya yönelik tıbben uygun müdahalenin gerçekleştirilmesi ve operasyon sonrası sürecin de tıbbi standartlara uygun bir şekilde yönetilmesi gerekmektedir. Tıbbi standart kavramı ile tıp biliminin genel olarak tanınıp kabul edilmiş meslek kuralları kastedilmektedir. Komplikasyon ise, tıbbi girişim sırasında meydana gelen öngörülmeyen, öngörülse bile önlenemeyen durum, istenmeyen sonuçtur. Buna göre, bünyesinde risk barındıran sağlık hizmetinin ifası sırasında tıbben kabul edilen normal risk ve sapmalar çerçevesinde davranılarak gerekli dikkat ve özenin gösterilmesine rağmen ortaya çıkan istenmeyen sonuçlardan tazminat sorumluluğunun doğmayacağı kabul edilmektedir. Bu noktada, tıbbi standartlardan sapılmaması, mesleki tecrübe kurallarına riayet edilmiş olması gereklidir. Komplikasyon sonrası yönetim süreci de hizmet kusurunun varlığını tespit etme adına önem arz etmektedir.
Bakılan davada, hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunda, 22/10/2018 tarihli operasyon sonrası takibinde çekilen 03/11/2018 tarihli tomografisinde anastomoz kaçağı ve abse bulguları bulunan davacılar yakınının bu bulgulara göre genel cerrahi kliniğince tekrar opere edilmesi gerektiği, bunun yapılamamasının tıp kurallarına uygun olmadığı değerlendirilmiştir.
Bu durumda; davacılar yakınının ölümünün raporda belirtilen bu eksiklikten kaynaklanıp kaynaklanmadığı ve söz konusu eksikliğin davacılar yakınının ölümüne etkisinin yeniden yaptırılacak bir bilirkişi incelemesi ile tespit edilmesi, bunun sonucuna göre davacıların maddi zararlarının bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle belirlenmesi ve tazminat taleplerinin değerlendirilmesi gerekirken, maddi ve manevi tazminat istemlerinin eksik inceleme sonucu reddedilmesinde hukuki isabet görülmemiştir.
Bu itibarla, davanın reddi yönündeki .... İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf isteminin reddine ilişkin temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların temyiz istemlerinin KABULÜNE,
2. ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 10/09/2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2022/3124
Karar No : 2025/3660
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : Kendi adına asaleten ...'a velayeten ...
**VEKİLİ:** Av. ...
KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Üniversitesi Rektörlüğü
**VEKİLİ:** Av. ...
İSTEMİN_KONUSU: ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, yakınları ...'ın Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesinde tedavi görmekte iken hastane personelinin ağır kusuru ve ihmali davranışları nedeniyle 25/11/2018 tarihinde vefat ettiği, olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğu ileri sürülerek uğranıldığı ileri sürülen zararlara karşılık eş ... için 120.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi ve kızı ... için 30.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; dava konusu olaya ilişkin olarak alınan Adli Tıp raporuna davacı tarafından itiraz edilmekte ise de yeterli tespit ve değerlendirmeler içerdiği sonucuna varılan Adli Tıp raporunun hükme esas alınabilecek nitelikte görüldüğü, dava dosyasındaki bilgi ve belgeler ile Adli Tıp Kurumundan aldırılan raporlar birlikte değerlendirildiğinde, tazminat istemine konu zararın meydana gelmesinde kusurlu olduğu iddia edilen davalı idareye atfedilecek atfı kabil kusur bulunmadığı gibi zararın kusursuz sorumluluk esasına göre de tazmininin olanaklı olmadığı, dolayısıyla davalı idarenin, davacının uğradığını iddia ettiği maddi ve manevi zararların tazmini ile sorumlu tutulabilmesine hukuken olanak bulunmadığı sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; davacıların istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI: Davacılar tarafından, Adli Tıp Kurumu raporunda yakınlarının 22/10/2018 tarihli operasyon sonrası takibinde çekilen 03/11/2018 tarihli tomografisinde anasomoz kaçağı ve abse bulguları bulunduğu ve bu bulgulara göre genel cerrahi kliniğince tekrar opere edilmesi gerektiği, bunun yapılamamasının tıp kurallarına uygun olmadığının belirtildiği, davalı idarenin kusurlu olduğu yönünde açık ve net bir tespit ve raporun bulunduğu, yakınlarının yapılan söz konusu ameliyat ve riskleri konusunda yeterince aydınlatılmadığı, risklerin yeterince kendisine anlatılmadığı ve yasaya uygun olarak kendisinden onamın da alınmadığı, davanın reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu, temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI: Davalı idare tarafından, temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ: ...
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE
**GEREKÇE:**
MADDİ
**OLAY:**
Dosyanın incelenmesinden; davacılar yakını ...'ın yaklaşık 9 yıl önce rektum kanseri nedeniyle opere edildiği ve ileostomisinin bulunduğu, 17/10/2018 tarihinde Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesine ileostomi retraksiyonu, parastomal dermatit, stoma çıkış obstrüksiyonu nedenleriyle ileostomi revizyonu için yatırıldığı, 22/10/2018 tarihinde opere edildiği, ameliyat sonrası takiplerine serviste devam edildiği, 26/10/2018 tarihli tomografisinde patolojik bulgu tarif edilmediği, 26-27-28/10/2018 tarihlerinde enfeksiyon hastalıkları konsültasyonları istendiği, 03/11/2018 tarihli tomografisinde anastomoz kaçağı ve abse bulgularının görüldüğü, 07/11/2018 tarihli yara yeri kültüründe acinetobacter ürediği, enfeksiyon hastalıkları konsültasyonu sonrası antibiyotik tedavisi düzenlendiği, böbrek fonksiyonlarında bozulma olması üzerine 15/11/2018 tarihinde dahili yoğun bakım ünitesine yatırıldığı, burada septik şok ön tanısı ile takip edildiği, girişimsel radyoloji ile görüşüldüğü ancak girişim düşünülmediği, sıvı ve antibiyotik tedavisine devam edildiği, 19/11/2018 tarihinde enfeksiyon hastalıkları konsültasyonu istendiği, antibiyoterapi düzenlendiği, yoğun bakımda devam eden takibi sırasında 25/11/2018 tarihinde vefat ettiği, davacılar tarafından, yanlış teşhis ve tedavi nedeniyle yakınlarının hayatını kaybetmesinde davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle davalı idareye zararın tazmini talebiyle başvuruda bulunulduğu, söz konusu talebin zımnen reddi üzerine maddi ve manevi tazminat istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 8. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen ... tarih ve ... karar numaralı raporda;
"1) Kolon kanseri nedeniyle ileostomisi bulunan ve ileostomi revizyonu yapılan kişinin ölümünün batın içi abse ve gelişen komplikasyonları (sepsis) sonucu meydana gelmiş olduğunun kabulü gerektiği,
2) 22/10/2018 tarihli operasyon sonrası takibinde çekilen 03/11/2018 tarihli tomografisinde anastomoz kaçağı ve abse bulguları bulunan kişinin bu bulgulara göre genel cerrahi kliniğince tekrar opere edilmesi gerektiği, bunun yapılamamasının tıp kurallarına uygun olmadığı,
Kişinin tedavisine katılan enfeksiyon hastalıkları uzmanlarının uyguladığı antibiyoterapinin tıp kurallarına uygun olduğu, tıbbi uygulama hatalarının bulunmadığı,
15/11/2018 tarihinde septik şok nedeniyle dahiliye yoğun bakıma alınan hastaya iç hastalıkları uzmanları tarafından yapılan takip ve tedavilerin tıp kurallarına uygun olduğu, tıbbi uygulama hatalarının bulunmadığı " yönünde görüş bildirilmiştir.
İdare Mahkemesince, anılan rapor doğrultusunda olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı sonucuna varılarak davanın reddine karar verilmiş; istinaf aşamasında da Bölge İdare Mahkemesince, anılan karar hukuk ve usule uygun bulunarak davacıların istinaf başvuruları reddedilmiştir.
**İLGİLİ MEVZUAT:**
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesiyle "bilirkişi" konusunda atıfta bulunulan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, mahkemenin çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüş; 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği, raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği; 281. maddesinin 1. fıkrasında ise, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir.
15/07/2018 tarih ve 30479 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 3. maddesinde, Adli Tıp Kurumunun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ve adli bilimler ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 16. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiştir.
Öte yandan; manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek şekilde makul ve hakkaniyete uygun bir miktar olarak belirlenmesi gerekmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Sağlık hizmeti sunumundan kaynaklanan tam yargı davalarında idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının belirlenebilmesi için tedavi süreci bir bütün halinde ele alınmalıdır. Dava konusu olaydaki gibi cerrahi müdahale içeren operasyonlar bakımından, öncelikle, tedavinin yetkin sağlık personeli eliyle yürütülmesi, doğru tanının konulması, bu tanıya yönelik tıbben uygun müdahalenin gerçekleştirilmesi ve operasyon sonrası sürecin de tıbbi standartlara uygun bir şekilde yönetilmesi gerekmektedir. Tıbbi standart kavramı ile tıp biliminin genel olarak tanınıp kabul edilmiş meslek kuralları kastedilmektedir. Komplikasyon ise, tıbbi girişim sırasında meydana gelen öngörülmeyen, öngörülse bile önlenemeyen durum, istenmeyen sonuçtur. Buna göre, bünyesinde risk barındıran sağlık hizmetinin ifası sırasında tıbben kabul edilen normal risk ve sapmalar çerçevesinde davranılarak gerekli dikkat ve özenin gösterilmesine rağmen ortaya çıkan istenmeyen sonuçlardan tazminat sorumluluğunun doğmayacağı kabul edilmektedir. Bu noktada, tıbbi standartlardan sapılmaması, mesleki tecrübe kurallarına riayet edilmiş olması gereklidir. Komplikasyon sonrası yönetim süreci de hizmet kusurunun varlığını tespit etme adına önem arz etmektedir.
Bakılan davada, hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunda, 22/10/2018 tarihli operasyon sonrası takibinde çekilen 03/11/2018 tarihli tomografisinde anastomoz kaçağı ve abse bulguları bulunan davacılar yakınının bu bulgulara göre genel cerrahi kliniğince tekrar opere edilmesi gerektiği, bunun yapılamamasının tıp kurallarına uygun olmadığı değerlendirilmiştir.
Bu durumda; davacılar yakınının ölümünün raporda belirtilen bu eksiklikten kaynaklanıp kaynaklanmadığı ve söz konusu eksikliğin davacılar yakınının ölümüne etkisinin yeniden yaptırılacak bir bilirkişi incelemesi ile tespit edilmesi, bunun sonucuna göre davacıların maddi zararlarının bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle belirlenmesi ve tazminat taleplerinin değerlendirilmesi gerekirken, maddi ve manevi tazminat istemlerinin eksik inceleme sonucu reddedilmesinde hukuki isabet görülmemiştir.
Bu itibarla, davanın reddi yönündeki .... İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf isteminin reddine ilişkin temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların temyiz istemlerinin KABULÜNE,
2. ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 10/09/2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.