Danıştay10. Daireİdare Hukuku · ön sınıflandırma
Danıştay 10. Daire E.2021/1664 K.2025/3438
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2021/1664
Karar No : 2025/3438
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Genel Müdürlüğü
**VEKİLİ:** Av. ...
DİĞER
**DAVALI:** ... Birliği Başkanlığı
**VEKİLİ:** Av. ...
KARŞI TARAF (DAVACILAR) : 1) ...
2) ...
**VEKİLLERİ:** Av. ...
İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, müşterek çocukları olan, 15/05/2014 doğumlu ...'un 26/08/2016 tarihinde, Şanlıurfa ili, Haliliye ilçesi, Havşanlı köyünden geçen sulama kanalına düşmesi neticesinde boğulmak suretiyle hayatını kaybetmesinde davalı idarelerin hizmet kusuru bulunduğu ileri sürülerek müteveffanın babası ... için 30.000,00 TL maddi, 150.000,00 TL manevi tazminat ile annesi ... için 30.000,00 TL (miktar artırım dilekçesiyle 52.595,37 TL) maddi, 150.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla, mahallinde yapılan keşif neticesinde düzenlenen bilirkişi raporunda Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün % 20, Tek Tek Sulama Birliği Başkanlığının % 20, müteveffanın anne ve babasının % 60. Kusurlu olduğu, Şanlıurfa Belediye Başkanlığının ve Haliliye Belediye Başkanlığının kusurunun bulunmadığının belirtildiği, dava konusu olayda idarelerin hizmet kusuru bulunduğu gerekçesiyle dosya üzerinden yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde düzenlenen bilirkişi raporunda davacılardan ... için 52.595,37 TL, ... için 24.619,12 TL destekten yoksun kalma zararının belirlendiği, bilirkişi raporu hükme esas alınabilir nitelikte bulunarak ve davacılar tarafından verilen miktar artırım dilekçesi gözetilerek maddi tazminat istemlerinin kabulüyle ... için 52.595,37 TL ve ... için 24.619,12 TL olmak üzere toplam 77.214,49 TL maddi tazminatın 60.000,00 TL'sine idareye başvuru tarihi olan 19/10/2016 tarihinden, 17.214,49 TL'sini ise miktar artırım dilekçesinin davalı idarelere tebliğ edildiği 28/05/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine, dava konusu olayın oluş şekli, tarafların kusur oranları dikkate alınarak takdiren ... ve ... için ayrı ayrı 20.000,00 TL olmak üzere toplam 40.000,00 TL manevi tazminatın, idareye başvuru tarihi olan 19/10/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat istemlerinin reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu ... İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve taraflarca ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği gerekçesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurularının reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idarelerden Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından; dava konusu kanalın işletilmesinin idareleri tarafından yapılmadığı ve aleyhlerine tazminata hükmedilemeyeceği, 6200 sayılı Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğü Teşkilat ve Vazifeleri Hakkında Kanunun 2. maddesi gereği idarelerin “güvenlik önlemi almak” gibi bir yükümlülüğünün bulunmadığı, 6200 sayılı Kanun hükümlerine göre DSİ, baraj, taşkın koruma, kanal vb sulama tesislerinin inşasından sorumlu olduğu, işletmeye açılan tesislerde yerleşim alanından geçen bölümlerde, gerekli koruyucu ve önleyici tedbirlerin alınması 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu ve 5393 sayılı Belediye kanunu hükümleri uyarınca il ve ilçe belediyelerine ait olduğu, Mahkemece idarelerine %20 kusur atfedilmesinin hatalı olduğu dava konusu olayda müteveffanın 2 yaşında olduğu dikkate alındığında bakım ve gözetim yükümlülüğünü yerine getirmeyen anne ve babasının tam kusurlu olduğu, anne ve babanın tam kusurlu olmaları ile illiyet bağının kesildiği, idarelerinin sorumluluğunun kalktığı, davacılar heline hükmedilen manevi tazminat tutarının yüksek olduğu ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davacılar tarafından savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE
**GEREKÇE:**
MADDİ
**OLAY:**
Davacılar tarafından, müşterek çocukları olan, 15/05/2014 doğumlu ...'un 26/08/2016 tarihinde, Şanlıurfa ili, Haliliye ilçesi, Havşanlı köyünden geçen sulama kanalına düşmesi neticesinde boğulmak suretiyle hayatını kaybetmesinde davalı idarelerin hizmet kusuru bulunduğu ileri sürülerek müteveffanın babası ... için 30.000,00 TL maddi, 150.000,00 TL manevi tazminat ile annesi ... için 30.000,00 TL (miktar artırım dilekçesiyle 52.595,37 TL) maddi, 150.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan dava açılmıştır.
İdare Mahkemesince 02/05/2018 tarihinde mahallinde yapılan keşif sonrasında düzenlenen 05/06/2018 tarihli bilirkişi raporunda; boğulma olayının vuku bulduğu yerin, davacıların ve müteveffanın ikamet ettikleri evlerine 40-45 metre mesafede bulunduğu, DSİ Genel Müdürlüğünün sulama tesisleri kurmaya ve bu tesisleri işletmesini sağlamaya ilişkin kamu hizmetinin asli sahibi olduğu, sulama tesislerinin işletmesinin sulama birliklerine devredilmiş olması halinde ise hukuki sorumluluğun müştereken ve müteselsilen her iki idareye de ait olacağı, olayın gerçekleştiği çevrede yaşayanlar için risk taşıyan kanalla ilgili olarak can güvenliğini sağlayacak biçimde uyarıcı, engelleyici tedbirler alınmasının ilgili idarelerin üstlendikleri kamu hizmetinin doğal sonucu olduğu, müteveffa ...'un olay tarihi itibariyle yaklaşık 2 yaşında bebeklik döneminde, başkalarına bağımlı ve muhtaç olduğu, köy ortamında çocukların dışarıda oynamasının yaşamın bir parçası olduğu, olayın gerçekleştiği kanalın çocuğun oyun ve merak alanı içinde bulunduğu fakat tehlikesini değerlendiremediği için su dolu kanala ve kanal üzerindeki yapılara oyun amacıyla yaklaşmasının beklenebilecek bir davranış olduğu, bu tarz tehlikeli alanlarda özellikle çocuklar için mutlaka gerekli önlemlerin alınmasının ve ailelerin çocuklarını bu alanlardan uzak tutmak adına gereken özeni göstermesi gerektiği, davalı idarelerden DSİ Genel Müdürlüğünün, 6200 sayılı Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğü Teşkilat ve Vazifeleri hakkındaki Kanunun 2. maddesi uyarınca kanal üzerinde gerekli güvenlik tedbirlerini almadığından hizmet kusurunun bulunduğu ve olayın meydana gelmesinde % 20 kusurlu olduğu, davalı idarelerden Tek Tek Sulama Birliğinin ise 6172 sayılı Sulama Birlikleri Kanunun Amaç ve Kapsam başlıklı 1. maddesi uyarınca kanal üzerinde gerekli güvenlik önlemlerini sağlamadığından hizmet kusurunun bulunduğu ve olayın meydana gelmesinde % 20 kusurlu olduğu, boğulma olayının gerçekleştiği alan yerleşim yeri içerisinde ve meskun mahalde kaldığından, 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanununu ve 5393 sayılı Belediye Kanunu kapsamında Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi ve Haliliye Belediyesinin de yerleşim alanlarında genel anlamda görev ve sorumlulukları bulunduğu, ilgili Belediyelerin görevleri bakımından olay yeri yerleşim alanı içerisinde kalmasına rağmen, olayın gerçekleşmesinin kanal ve çevresindeki tel örgülerin bakım ve onarımı ile ailenin sorumluluğuyla ilgili olduğundan olayda Belediyelerin kusurunun bulunmadığı, davacı ailenin ise; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 369. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen ‘’Ev başkanı ev halkından olan küçüğün durum ve koşulların gerektirdiği dikkatle onu gözetim altında bulundurduğunu veya bu dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın meydana gelmesini engelleyemeyeceğini ispat etmedikçe sorumludur.’’ hükmü gereğince, küçüğü koruma ve gözetme adına gerekli özeni göstermediğinden bu olayın meydana gelmesinde % 60 kusurlu olduğu sonuç ve kanaatine varıldığı bildirilmiştir.
**İLGİLİ MEVZUAT:**
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmıştır.
Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü Su Yapıları Koruyucu Güvenlik Tedbirleri Yönetmeliğinin Tanımlar başlıklı 4. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde, meskun mahal; İmar mevzuatı kapsamında izinsiz yapılan yapılar ile yapı kayıt belgesi verilmeyen yapıların bulunduğu alanlar hariç olmak üzere; il, ilçe, kasaba, köy, mezra gibi insanların sürekli veya geçici olarak ikamet ettikleri; yol, su, elektrik, ulaşım, kanalizasyon, çevre aydınlatması gibi kamu hizmetlerinden yararlandıkları toplu hayat alanları ve bu alanların bitiminden itibaren beşyüz metre mesafedeki alanları, ifade ettiği, Gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerinin sorumluluğu başlıklı 12. maddesinin 2. fıkrasında, gerçek kişilerin kendileri ile gözetim ve denetimleri altında bulunan diğer kişilerin tehlike ve kazaya maruz kalmamaları, zarara uğramamaları için gereken dikkat ve özeni göstermek ve tedbirleri almakla yükümlü olduğu belirtilmiştir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 185. maddesinin 2. fıkrasında, eşlerin çocukların bakımına, eğitim ve gözetimine beraberce özen göstermekle yükümlü oldukları kurala bağlanmıştır.
İdare, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır.
Kamu hizmetlerinin yerine getirilmesi sırasında bu hizmetten doğan nedenlerle kişilerin uğradığı zararların hizmetin sahibi idarece karşılanması esas olmakla birlikte, tazminata hükmedilirken, olayın meydana geliş şekline göre zarara uğrayan kişilerin de kusurlu olup olmadığının, dolayısıyla olayda müterafik kusur bulunup bulunmadığının da ortaya konulması gerekmektedir. Müterafik kusur, zarara uğrayanın, zararın doğumuna veya zararın artmasına yardım / etki etmesidir. Böyle bir durumda, zarara uğrayana ve yakınlarına ödenecek tazminat miktarları müterafik kusur oranında orantısal olarak azaltılmalıdır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Davalı idarelerin vatandaşların can ve mal güvenliğinin sağlanması bakımından meskun mahallerde gerekli önlemleri alması gerektiği noktasında duraksama bulunmamaktadır. Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü Su Yapıları Koruyucu Güvenlik Tedbirleri Yönetmeliğinin Tanımlar başlıklı 4. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde, meskun mahal; İmar mevzuatı kapsamında izinsiz yapılan yapılar ile yapı kayıt belgesi verilmeyen yapıların bulunduğu alanlar hariç olmak üzere; il, ilçe, kasaba, köy, mezra gibi insanların sürekli veya geçici olarak ikamet ettikleri; yol, su, elektrik, ulaşım, kanalizasyon, çevre aydınlatması gibi kamu hizmetlerinden yararlandıkları toplu hayat alanları ve bu alanların bitiminden itibaren beşyüz metre mesafedeki alanları, ifade ettiği düzenlemesine yer verilmiş olması dikkate alındığında davalı idarelerin hizmet kusurundan bahsedilebilmesinin ilk koşulunun dava konusu olay yerinin meskun mahal içerisinde yer alıp almadığının tespitidir.
Dava dosyasında yer alan bilgi ve belgelerden; boğulma olayının meydana geldiği yerin müteveffanın evine yaklaşık 40-45 metre mesafede olduğu, köy yerleşim yerinin yaklaşık 1 kilometre doğusunda kaldığı belirtilmiş olmakla birlikte meskun mahal içerisinde kalıp kalmadığı yönünden bir araştırma yapılmaksızın bir başka ifadeyle olay yerinin en yakın yerleşim yerine olan uzaklığının belirlenerek meskun mahal içerisinde kalıp kalmadığı belirlenmeksizin davalı idarelere kusur atfedilemeyecektir.
Dosya kapsamında yeniden keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle olay tarihinde müteveffanın sulama kanalına düştüğü yerin yerleşim yerine en yakın olan mesafesinin tespiti ile meskun mahal içerisinde kalıp kalmadığının belirlenmesi gerekmektedir.
Dava konusu olay yerinin meskun mahal içerisinde kalması durumunda uyuşmazlıkta, olay tarihinde 2 yaşında olan müteveffanın kanala düşerek hayatını kaybetmesinde bakım ve gözetim yükümlülüğünü yerine getirmekte ihmali olduğu anlaşılan anne ve babanın müterafik kusuru olduğu da tartışmasızdır.
Tüm bu nedenlerle Mahkemece dava konusu yerin meskun mahal içerisinde kalıp kalmadığı gerektiği şekliyle belirlenmeksizin eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olarak verilen Mahkeme kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalı idarelerden Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün temyiz isteminin KABULÜNE,
2. Davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin ... İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurularının reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyiz isteminde bulunan DSİ Genel Müdürlüğü yönünden BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 01/07/2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2021/1664
Karar No : 2025/3438
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Genel Müdürlüğü
**VEKİLİ:** Av. ...
DİĞER
**DAVALI:** ... Birliği Başkanlığı
**VEKİLİ:** Av. ...
KARŞI TARAF (DAVACILAR) : 1) ...
2) ...
**VEKİLLERİ:** Av. ...
İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, müşterek çocukları olan, 15/05/2014 doğumlu ...'un 26/08/2016 tarihinde, Şanlıurfa ili, Haliliye ilçesi, Havşanlı köyünden geçen sulama kanalına düşmesi neticesinde boğulmak suretiyle hayatını kaybetmesinde davalı idarelerin hizmet kusuru bulunduğu ileri sürülerek müteveffanın babası ... için 30.000,00 TL maddi, 150.000,00 TL manevi tazminat ile annesi ... için 30.000,00 TL (miktar artırım dilekçesiyle 52.595,37 TL) maddi, 150.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla, mahallinde yapılan keşif neticesinde düzenlenen bilirkişi raporunda Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün % 20, Tek Tek Sulama Birliği Başkanlığının % 20, müteveffanın anne ve babasının % 60. Kusurlu olduğu, Şanlıurfa Belediye Başkanlığının ve Haliliye Belediye Başkanlığının kusurunun bulunmadığının belirtildiği, dava konusu olayda idarelerin hizmet kusuru bulunduğu gerekçesiyle dosya üzerinden yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde düzenlenen bilirkişi raporunda davacılardan ... için 52.595,37 TL, ... için 24.619,12 TL destekten yoksun kalma zararının belirlendiği, bilirkişi raporu hükme esas alınabilir nitelikte bulunarak ve davacılar tarafından verilen miktar artırım dilekçesi gözetilerek maddi tazminat istemlerinin kabulüyle ... için 52.595,37 TL ve ... için 24.619,12 TL olmak üzere toplam 77.214,49 TL maddi tazminatın 60.000,00 TL'sine idareye başvuru tarihi olan 19/10/2016 tarihinden, 17.214,49 TL'sini ise miktar artırım dilekçesinin davalı idarelere tebliğ edildiği 28/05/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine, dava konusu olayın oluş şekli, tarafların kusur oranları dikkate alınarak takdiren ... ve ... için ayrı ayrı 20.000,00 TL olmak üzere toplam 40.000,00 TL manevi tazminatın, idareye başvuru tarihi olan 19/10/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat istemlerinin reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu ... İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve taraflarca ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği gerekçesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurularının reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idarelerden Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından; dava konusu kanalın işletilmesinin idareleri tarafından yapılmadığı ve aleyhlerine tazminata hükmedilemeyeceği, 6200 sayılı Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğü Teşkilat ve Vazifeleri Hakkında Kanunun 2. maddesi gereği idarelerin “güvenlik önlemi almak” gibi bir yükümlülüğünün bulunmadığı, 6200 sayılı Kanun hükümlerine göre DSİ, baraj, taşkın koruma, kanal vb sulama tesislerinin inşasından sorumlu olduğu, işletmeye açılan tesislerde yerleşim alanından geçen bölümlerde, gerekli koruyucu ve önleyici tedbirlerin alınması 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu ve 5393 sayılı Belediye kanunu hükümleri uyarınca il ve ilçe belediyelerine ait olduğu, Mahkemece idarelerine %20 kusur atfedilmesinin hatalı olduğu dava konusu olayda müteveffanın 2 yaşında olduğu dikkate alındığında bakım ve gözetim yükümlülüğünü yerine getirmeyen anne ve babasının tam kusurlu olduğu, anne ve babanın tam kusurlu olmaları ile illiyet bağının kesildiği, idarelerinin sorumluluğunun kalktığı, davacılar heline hükmedilen manevi tazminat tutarının yüksek olduğu ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davacılar tarafından savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE
**GEREKÇE:**
MADDİ
**OLAY:**
Davacılar tarafından, müşterek çocukları olan, 15/05/2014 doğumlu ...'un 26/08/2016 tarihinde, Şanlıurfa ili, Haliliye ilçesi, Havşanlı köyünden geçen sulama kanalına düşmesi neticesinde boğulmak suretiyle hayatını kaybetmesinde davalı idarelerin hizmet kusuru bulunduğu ileri sürülerek müteveffanın babası ... için 30.000,00 TL maddi, 150.000,00 TL manevi tazminat ile annesi ... için 30.000,00 TL (miktar artırım dilekçesiyle 52.595,37 TL) maddi, 150.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan dava açılmıştır.
İdare Mahkemesince 02/05/2018 tarihinde mahallinde yapılan keşif sonrasında düzenlenen 05/06/2018 tarihli bilirkişi raporunda; boğulma olayının vuku bulduğu yerin, davacıların ve müteveffanın ikamet ettikleri evlerine 40-45 metre mesafede bulunduğu, DSİ Genel Müdürlüğünün sulama tesisleri kurmaya ve bu tesisleri işletmesini sağlamaya ilişkin kamu hizmetinin asli sahibi olduğu, sulama tesislerinin işletmesinin sulama birliklerine devredilmiş olması halinde ise hukuki sorumluluğun müştereken ve müteselsilen her iki idareye de ait olacağı, olayın gerçekleştiği çevrede yaşayanlar için risk taşıyan kanalla ilgili olarak can güvenliğini sağlayacak biçimde uyarıcı, engelleyici tedbirler alınmasının ilgili idarelerin üstlendikleri kamu hizmetinin doğal sonucu olduğu, müteveffa ...'un olay tarihi itibariyle yaklaşık 2 yaşında bebeklik döneminde, başkalarına bağımlı ve muhtaç olduğu, köy ortamında çocukların dışarıda oynamasının yaşamın bir parçası olduğu, olayın gerçekleştiği kanalın çocuğun oyun ve merak alanı içinde bulunduğu fakat tehlikesini değerlendiremediği için su dolu kanala ve kanal üzerindeki yapılara oyun amacıyla yaklaşmasının beklenebilecek bir davranış olduğu, bu tarz tehlikeli alanlarda özellikle çocuklar için mutlaka gerekli önlemlerin alınmasının ve ailelerin çocuklarını bu alanlardan uzak tutmak adına gereken özeni göstermesi gerektiği, davalı idarelerden DSİ Genel Müdürlüğünün, 6200 sayılı Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğü Teşkilat ve Vazifeleri hakkındaki Kanunun 2. maddesi uyarınca kanal üzerinde gerekli güvenlik tedbirlerini almadığından hizmet kusurunun bulunduğu ve olayın meydana gelmesinde % 20 kusurlu olduğu, davalı idarelerden Tek Tek Sulama Birliğinin ise 6172 sayılı Sulama Birlikleri Kanunun Amaç ve Kapsam başlıklı 1. maddesi uyarınca kanal üzerinde gerekli güvenlik önlemlerini sağlamadığından hizmet kusurunun bulunduğu ve olayın meydana gelmesinde % 20 kusurlu olduğu, boğulma olayının gerçekleştiği alan yerleşim yeri içerisinde ve meskun mahalde kaldığından, 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanununu ve 5393 sayılı Belediye Kanunu kapsamında Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi ve Haliliye Belediyesinin de yerleşim alanlarında genel anlamda görev ve sorumlulukları bulunduğu, ilgili Belediyelerin görevleri bakımından olay yeri yerleşim alanı içerisinde kalmasına rağmen, olayın gerçekleşmesinin kanal ve çevresindeki tel örgülerin bakım ve onarımı ile ailenin sorumluluğuyla ilgili olduğundan olayda Belediyelerin kusurunun bulunmadığı, davacı ailenin ise; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 369. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen ‘’Ev başkanı ev halkından olan küçüğün durum ve koşulların gerektirdiği dikkatle onu gözetim altında bulundurduğunu veya bu dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın meydana gelmesini engelleyemeyeceğini ispat etmedikçe sorumludur.’’ hükmü gereğince, küçüğü koruma ve gözetme adına gerekli özeni göstermediğinden bu olayın meydana gelmesinde % 60 kusurlu olduğu sonuç ve kanaatine varıldığı bildirilmiştir.
**İLGİLİ MEVZUAT:**
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmıştır.
Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü Su Yapıları Koruyucu Güvenlik Tedbirleri Yönetmeliğinin Tanımlar başlıklı 4. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde, meskun mahal; İmar mevzuatı kapsamında izinsiz yapılan yapılar ile yapı kayıt belgesi verilmeyen yapıların bulunduğu alanlar hariç olmak üzere; il, ilçe, kasaba, köy, mezra gibi insanların sürekli veya geçici olarak ikamet ettikleri; yol, su, elektrik, ulaşım, kanalizasyon, çevre aydınlatması gibi kamu hizmetlerinden yararlandıkları toplu hayat alanları ve bu alanların bitiminden itibaren beşyüz metre mesafedeki alanları, ifade ettiği, Gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerinin sorumluluğu başlıklı 12. maddesinin 2. fıkrasında, gerçek kişilerin kendileri ile gözetim ve denetimleri altında bulunan diğer kişilerin tehlike ve kazaya maruz kalmamaları, zarara uğramamaları için gereken dikkat ve özeni göstermek ve tedbirleri almakla yükümlü olduğu belirtilmiştir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 185. maddesinin 2. fıkrasında, eşlerin çocukların bakımına, eğitim ve gözetimine beraberce özen göstermekle yükümlü oldukları kurala bağlanmıştır.
İdare, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır.
Kamu hizmetlerinin yerine getirilmesi sırasında bu hizmetten doğan nedenlerle kişilerin uğradığı zararların hizmetin sahibi idarece karşılanması esas olmakla birlikte, tazminata hükmedilirken, olayın meydana geliş şekline göre zarara uğrayan kişilerin de kusurlu olup olmadığının, dolayısıyla olayda müterafik kusur bulunup bulunmadığının da ortaya konulması gerekmektedir. Müterafik kusur, zarara uğrayanın, zararın doğumuna veya zararın artmasına yardım / etki etmesidir. Böyle bir durumda, zarara uğrayana ve yakınlarına ödenecek tazminat miktarları müterafik kusur oranında orantısal olarak azaltılmalıdır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Davalı idarelerin vatandaşların can ve mal güvenliğinin sağlanması bakımından meskun mahallerde gerekli önlemleri alması gerektiği noktasında duraksama bulunmamaktadır. Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü Su Yapıları Koruyucu Güvenlik Tedbirleri Yönetmeliğinin Tanımlar başlıklı 4. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde, meskun mahal; İmar mevzuatı kapsamında izinsiz yapılan yapılar ile yapı kayıt belgesi verilmeyen yapıların bulunduğu alanlar hariç olmak üzere; il, ilçe, kasaba, köy, mezra gibi insanların sürekli veya geçici olarak ikamet ettikleri; yol, su, elektrik, ulaşım, kanalizasyon, çevre aydınlatması gibi kamu hizmetlerinden yararlandıkları toplu hayat alanları ve bu alanların bitiminden itibaren beşyüz metre mesafedeki alanları, ifade ettiği düzenlemesine yer verilmiş olması dikkate alındığında davalı idarelerin hizmet kusurundan bahsedilebilmesinin ilk koşulunun dava konusu olay yerinin meskun mahal içerisinde yer alıp almadığının tespitidir.
Dava dosyasında yer alan bilgi ve belgelerden; boğulma olayının meydana geldiği yerin müteveffanın evine yaklaşık 40-45 metre mesafede olduğu, köy yerleşim yerinin yaklaşık 1 kilometre doğusunda kaldığı belirtilmiş olmakla birlikte meskun mahal içerisinde kalıp kalmadığı yönünden bir araştırma yapılmaksızın bir başka ifadeyle olay yerinin en yakın yerleşim yerine olan uzaklığının belirlenerek meskun mahal içerisinde kalıp kalmadığı belirlenmeksizin davalı idarelere kusur atfedilemeyecektir.
Dosya kapsamında yeniden keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle olay tarihinde müteveffanın sulama kanalına düştüğü yerin yerleşim yerine en yakın olan mesafesinin tespiti ile meskun mahal içerisinde kalıp kalmadığının belirlenmesi gerekmektedir.
Dava konusu olay yerinin meskun mahal içerisinde kalması durumunda uyuşmazlıkta, olay tarihinde 2 yaşında olan müteveffanın kanala düşerek hayatını kaybetmesinde bakım ve gözetim yükümlülüğünü yerine getirmekte ihmali olduğu anlaşılan anne ve babanın müterafik kusuru olduğu da tartışmasızdır.
Tüm bu nedenlerle Mahkemece dava konusu yerin meskun mahal içerisinde kalıp kalmadığı gerektiği şekliyle belirlenmeksizin eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olarak verilen Mahkeme kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalı idarelerden Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün temyiz isteminin KABULÜNE,
2. Davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin ... İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurularının reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyiz isteminde bulunan DSİ Genel Müdürlüğü yönünden BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 01/07/2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.