Yargıtay9. Ceza DairesiCeza Hukuku
Yargıtay 9. Ceza Dairesi E.2013/8532 K.2013/16092
Özet: (1) Sanık, hırsızlık suçundan arama kaydı bulunan bir şahsın sürücü belgesini alarak resmi belge düzenleme yetkisine sahip kamu görevlilerine vermiş; (2) Mahkeme, bu eylemin TCK 268/1 delaletiyle 267/1, 269/2, 62, 50/1-a ve 52/2-4 maddelerine uygun olarak mahkumiyet kararı verdi.
Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : Başkasına ait kimlik bilgilerinin kullanılması
Hüküm : TCK'nın 268/1 delaletiyle 267/1, 269/2, 62, 50/1-a, 52/2-4. maddeleri uyarınca mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
1- 5237 sayılı TCK'nın 268. maddesinde tanımlanan suçun oluşması için, failin, işlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanmasının gerektiği, somut olayda; durumundan şüphelenilmesi üzerine görevli polis memurları tarafından kimliği sorulan ve hırsızlık suçundan arama kaydı bulunan sanığın, arama kaydının infazını engellemek amacıyla resmi belge düzenlemek yetkisine sahip olan kamu görevlilerine ...'a ait sürücü belgesini vermekten ibaret eyleminin; TCK'nın 206. maddesindeki "Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan" suçunu oluşturacağı, hukuki durumunun buna göre takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,
2- Kabul ve uygulama göre de;
a- Gerekçeli ve kısa kararda suç adının başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması yerine iftira olarak yazılması,
b- Şikayetçiye ait sürücü belgesini kolluk görevlilerine verdikten sonra, henüz mağdur hakkında soruşturma aşamasına geçilmeden kimliğini açıklayarak gerçeğe dönen sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması sırasında TCK'nın 269. maddesinin 1. fıkrası yerine 2. fıkra gereğince indirim yapılması suretiyle fazla ceza tayini,
Kanuna aykırı, Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 17.12.2013 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY:
15.10.2010 tarihli yakalama tutanağına göre; suç tarihinde durumundan şüphelenilerek polis ekiplerince durdurulan ve kimliği sorulan sanığın, görevlilere ... isimli şahsa ait sürücü belgesini ibraz ettiği, belgenin üzerindeki fotoğrafın sanığa benzemediğini fark eden görevlilerin sanığa tekrar kimlik bilgilerini sormaları üzerine bu defa gerçek kimliğini açıkladığı, sanığın Kepez İlçe Emniyet Müdürlüğünce 2010/3700 suç numarasıyla evden hırsızlık suçundan arandığının tespit edildiği olayda;
İddianamede eylem eksik ve farklı bir şekilde "plakasız bir motorlu bisiklet ile seyir halinde olan şüphelinin yakalandığında görevlilere müşteki ... adına tanzim edilmiş sürücü belgesini ibraz ederek müştekiye ait kimlik bilgilerini verdiği .... soruşturma evresi neticesinde hakkında idari bir işlem yapılacağı sırada müştekiye ait sürücü belgesini vererek ona ait kimlik bilgilerini kullanan şüphelinin bu eylemi ile atılı suçu işlediği" şeklinde anlatılarak, TCK'nın 268. maddesi delaletiyle 267/1. maddesinden sanığın cezalandırılması talep edilmiştir. Bunun yanı sıra sanığın 1,20 promil alkollü olduğuna dair Adli Tıp Şube Müdürlüğünden alınan rapor dosya içerisinde mevcuttur. Yerel mahkeme sanığın eylemini iddianamede anlatılan şekliyle sabit kabul ederek TCK'nın 268. maddesi delaletiyle 267/1. maddesinden mahkumiyet kararı vermiştir. Yüksek Dairenin sayın çoğunluğu ise 1 nolu bozma gerekçesinde: "durumundan şüphelenilmesi üzerine görevli polis memurları tarafından kimliği sorulan ve hırsızlık suçundan arama kaydı bulunan sanığın, arama kaydının infazını engellemek amacıyla resmi belge düzenleme yetkisine sahip olan kamu görevlilerine, ...'a ait sürücü belgesini vermekten ibaret eyleminin, TCK'nın 206. maddesindeki resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunu oluşturacağını" kabul ederek suç vasfında yanılgı nedeniyle hükmün bozulmasına karar vermiştir. Sayın çoğunluk ile aramızda hükmün bozulması gerektiği konusunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, bozma gerekçesindedir.
CMK'nın 225. maddesine göre; mahkeme iddianamedeki eylem ile bağlıdır, nitelendirme ile bağlı değildir. İddianame ile anlatılan ve yerel mahkemece kabul edilen eylem, hakkında idari bir işlem yapılacağı sırada sanığın müştekiye ait sürücü belgesini vererek ona ait kimlik bilgilerini kullanmasıdır. Ancak dosya içerisinde sahte olarak düzenlenen bir resmi evrak bulunmamaktadır.
Sanığın eylemi ile resmi belge düzenlenmesinde yalan beyan suçu oluşmamıştır. Çünkü bu suçun oluşması için ortada sahte olarak düzenlenen bir resmi belge olmalıdır. 15.10.2010 tarihli yakalama tutanağı sahte olarak düzenlenen bir resmi belge değildir. Tam aksine sanığın ibraz ettiği sürücü belgesindeki şahıs olmadığını anlayan kamu görevlilerince, sanığa isnat edilen suçun delili niteliğindeki
gerçek bir belgedir. Sözü edilen suçun oluşması için sanığın yalan beyanı üzerine sahte olarak düzenlenen bir belgenin bulunması zorunlu olduğu gibi böyle bir belge düzenlenmeden bu suçun oluşması mümkün değildir. Çünkü TCK'nın 206. maddesinin gerekçesinde açıklandığı gibi resmi belge düzenlemeye yetkili kamu görevlilerinin araştırma yükümlülüğü bulunmaktadır. Zaten 15.10.2010 tarihli tutanaktan anlaşılacağı gibi polis memurları da gerçeği tespit etmişler ve sanığın ibraz ettiği sürücü belgesindeki kimlik bilgilerine göre yakalama tutanağını düzenlememişler, sanığın gerçek kimlik bilgileri ile belgeyi tanzim etmişlerdir. Sayın çoğunluk ise resmi belge düzenlenmesinde yalan beyan suçunun oluşması için sahte olarak bir belgenin düzenlenmesine gerek olmadığını düşündüklerinden, sanığın eyleminin TCK'nın 206. maddesini ihlal ettiği sonucuna ulaşmışlardır. Oysa gerçekte sanığın eylemi 15.10.2010 tarihli tutanakta anlatıldığı gibi iddia ve kabul edildiğinde, hırsızlık suçundan bir soruşturma bulunduğundan, bu soruşturmanın yapılmasını-devamını-engellemek maksadıyla-saikiyle-başka bir kişiye ait haksız bir şekilde elde ettiği sürücü belgesini ibraz etmek şeklindeki eylem, TCK'nın 268. maddesindeki başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma suçunu oluşturmaktadır. Ayrıca sanık plakasız motorlu bisikleti 1,20 promil alkollü olarak sevk ve idare ederken yakalanmıştır. Yüksek 12. Ceza Dairesinin içtihatları uyarınca 1,00 promilin üstünde alkollü olarak araç kullananların TCK'nın 179/3-2. madde ve fıkraları uyarınca trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan cezalandırılması gerekmektedir. Sanığın, hakkında bu suçtan soruşturma yapılmasını engellemek amacıyla başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanması da TCK'nın 268. maddesindeki suçu oluşturacaktır.
O halde yapılması gereken yöntem şu olmalıdır: Ya sanık hakkında, gerçekte meydana geldiği gibi hakkındaki hırsızlık suçunun soruşturmasından kurtulmak için ve alkollü olarak araç kullanması nedeniyle trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan soruşturma yapılmasını engellemek amacıyla başkasına ait kimliği kullanmaktan yeni bir iddianame tanzim ettirilerek, açılan bu yeni dava mevcut kamu davası ile birleştirilip sonucuna göre sanığın başkasına ait kimlik bilgilerini kullanmak suçundan cezalandırılması gerektiği gerekçesiyle hüküm bozulmalı; ya da mevcut iddianame ile bir suç soruşturması nedeniyle başkasına ait kimlik bilgilerini kullanmaktan değil de idari işlem sırasında başkasına ait kimliği kullanmaktan dava açıldığından, sahte olarak düzenlenen bir resmi belge dosya içinde bulunmadığından resmi belge düzenlenmesinde yalan beyan suçu oluşmadığından, hüküm, görevle bağlantılı olarak sorulduğunda kamu görevlisine kimliğiyle ilgili gerçeğe aykırı beyanda bulunan sanığın eyleminin 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 40. maddesindeki kimliği bildirmeme kabahatini oluşturduğundan bozulmalıdır.
Yukarıda arz ve izah etmeye çalıştığım nedenlerle; yerel mahkeme hükmü iddianamede anlatılan şekliyle sanığın eyleminin TCK'nın 206. maddesinde yer alan resmi belge düzenlenmesinde yalan beyan suçunu oluşturduğundan değil, 5326 Sayılı Kabahatler Kanununun 40. maddesindeki kimliği bildirmeme kabahatini oluşturduğundan bozulmalı ya da gerçekte meydana geldiği şekliyle eylemi doğru ve tam olarak anlatan yeni bir iddianame tanzim ettirildikten sonra sonucuna göre sanığın hukuki durumunun TCK'nın 268. maddesindeki suçu oluşturup oluşturmadığının tartışılmaması ve bu şekilde eksik soruşturma yapılması gerekçesiyle bozulmalıdır.
Sayın çoğunluğun hükmün eylemin TCK'nın 206. maddesindeki resmi belge düzenlenmesinde yalan beyan suçunu oluşturduğuna ilişkin 1 nolu bozma gerekçesine katılmıyorum. 17.12.2013
Suç : Başkasına ait kimlik bilgilerinin kullanılması
Hüküm : TCK'nın 268/1 delaletiyle 267/1, 269/2, 62, 50/1-a, 52/2-4. maddeleri uyarınca mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
1- 5237 sayılı TCK'nın 268. maddesinde tanımlanan suçun oluşması için, failin, işlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanmasının gerektiği, somut olayda; durumundan şüphelenilmesi üzerine görevli polis memurları tarafından kimliği sorulan ve hırsızlık suçundan arama kaydı bulunan sanığın, arama kaydının infazını engellemek amacıyla resmi belge düzenlemek yetkisine sahip olan kamu görevlilerine ...'a ait sürücü belgesini vermekten ibaret eyleminin; TCK'nın 206. maddesindeki "Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan" suçunu oluşturacağı, hukuki durumunun buna göre takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,
2- Kabul ve uygulama göre de;
a- Gerekçeli ve kısa kararda suç adının başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması yerine iftira olarak yazılması,
b- Şikayetçiye ait sürücü belgesini kolluk görevlilerine verdikten sonra, henüz mağdur hakkında soruşturma aşamasına geçilmeden kimliğini açıklayarak gerçeğe dönen sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması sırasında TCK'nın 269. maddesinin 1. fıkrası yerine 2. fıkra gereğince indirim yapılması suretiyle fazla ceza tayini,
Kanuna aykırı, Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 17.12.2013 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY:
15.10.2010 tarihli yakalama tutanağına göre; suç tarihinde durumundan şüphelenilerek polis ekiplerince durdurulan ve kimliği sorulan sanığın, görevlilere ... isimli şahsa ait sürücü belgesini ibraz ettiği, belgenin üzerindeki fotoğrafın sanığa benzemediğini fark eden görevlilerin sanığa tekrar kimlik bilgilerini sormaları üzerine bu defa gerçek kimliğini açıkladığı, sanığın Kepez İlçe Emniyet Müdürlüğünce 2010/3700 suç numarasıyla evden hırsızlık suçundan arandığının tespit edildiği olayda;
İddianamede eylem eksik ve farklı bir şekilde "plakasız bir motorlu bisiklet ile seyir halinde olan şüphelinin yakalandığında görevlilere müşteki ... adına tanzim edilmiş sürücü belgesini ibraz ederek müştekiye ait kimlik bilgilerini verdiği .... soruşturma evresi neticesinde hakkında idari bir işlem yapılacağı sırada müştekiye ait sürücü belgesini vererek ona ait kimlik bilgilerini kullanan şüphelinin bu eylemi ile atılı suçu işlediği" şeklinde anlatılarak, TCK'nın 268. maddesi delaletiyle 267/1. maddesinden sanığın cezalandırılması talep edilmiştir. Bunun yanı sıra sanığın 1,20 promil alkollü olduğuna dair Adli Tıp Şube Müdürlüğünden alınan rapor dosya içerisinde mevcuttur. Yerel mahkeme sanığın eylemini iddianamede anlatılan şekliyle sabit kabul ederek TCK'nın 268. maddesi delaletiyle 267/1. maddesinden mahkumiyet kararı vermiştir. Yüksek Dairenin sayın çoğunluğu ise 1 nolu bozma gerekçesinde: "durumundan şüphelenilmesi üzerine görevli polis memurları tarafından kimliği sorulan ve hırsızlık suçundan arama kaydı bulunan sanığın, arama kaydının infazını engellemek amacıyla resmi belge düzenleme yetkisine sahip olan kamu görevlilerine, ...'a ait sürücü belgesini vermekten ibaret eyleminin, TCK'nın 206. maddesindeki resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunu oluşturacağını" kabul ederek suç vasfında yanılgı nedeniyle hükmün bozulmasına karar vermiştir. Sayın çoğunluk ile aramızda hükmün bozulması gerektiği konusunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, bozma gerekçesindedir.
CMK'nın 225. maddesine göre; mahkeme iddianamedeki eylem ile bağlıdır, nitelendirme ile bağlı değildir. İddianame ile anlatılan ve yerel mahkemece kabul edilen eylem, hakkında idari bir işlem yapılacağı sırada sanığın müştekiye ait sürücü belgesini vererek ona ait kimlik bilgilerini kullanmasıdır. Ancak dosya içerisinde sahte olarak düzenlenen bir resmi evrak bulunmamaktadır.
Sanığın eylemi ile resmi belge düzenlenmesinde yalan beyan suçu oluşmamıştır. Çünkü bu suçun oluşması için ortada sahte olarak düzenlenen bir resmi belge olmalıdır. 15.10.2010 tarihli yakalama tutanağı sahte olarak düzenlenen bir resmi belge değildir. Tam aksine sanığın ibraz ettiği sürücü belgesindeki şahıs olmadığını anlayan kamu görevlilerince, sanığa isnat edilen suçun delili niteliğindeki
gerçek bir belgedir. Sözü edilen suçun oluşması için sanığın yalan beyanı üzerine sahte olarak düzenlenen bir belgenin bulunması zorunlu olduğu gibi böyle bir belge düzenlenmeden bu suçun oluşması mümkün değildir. Çünkü TCK'nın 206. maddesinin gerekçesinde açıklandığı gibi resmi belge düzenlemeye yetkili kamu görevlilerinin araştırma yükümlülüğü bulunmaktadır. Zaten 15.10.2010 tarihli tutanaktan anlaşılacağı gibi polis memurları da gerçeği tespit etmişler ve sanığın ibraz ettiği sürücü belgesindeki kimlik bilgilerine göre yakalama tutanağını düzenlememişler, sanığın gerçek kimlik bilgileri ile belgeyi tanzim etmişlerdir. Sayın çoğunluk ise resmi belge düzenlenmesinde yalan beyan suçunun oluşması için sahte olarak bir belgenin düzenlenmesine gerek olmadığını düşündüklerinden, sanığın eyleminin TCK'nın 206. maddesini ihlal ettiği sonucuna ulaşmışlardır. Oysa gerçekte sanığın eylemi 15.10.2010 tarihli tutanakta anlatıldığı gibi iddia ve kabul edildiğinde, hırsızlık suçundan bir soruşturma bulunduğundan, bu soruşturmanın yapılmasını-devamını-engellemek maksadıyla-saikiyle-başka bir kişiye ait haksız bir şekilde elde ettiği sürücü belgesini ibraz etmek şeklindeki eylem, TCK'nın 268. maddesindeki başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma suçunu oluşturmaktadır. Ayrıca sanık plakasız motorlu bisikleti 1,20 promil alkollü olarak sevk ve idare ederken yakalanmıştır. Yüksek 12. Ceza Dairesinin içtihatları uyarınca 1,00 promilin üstünde alkollü olarak araç kullananların TCK'nın 179/3-2. madde ve fıkraları uyarınca trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan cezalandırılması gerekmektedir. Sanığın, hakkında bu suçtan soruşturma yapılmasını engellemek amacıyla başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanması da TCK'nın 268. maddesindeki suçu oluşturacaktır.
O halde yapılması gereken yöntem şu olmalıdır: Ya sanık hakkında, gerçekte meydana geldiği gibi hakkındaki hırsızlık suçunun soruşturmasından kurtulmak için ve alkollü olarak araç kullanması nedeniyle trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan soruşturma yapılmasını engellemek amacıyla başkasına ait kimliği kullanmaktan yeni bir iddianame tanzim ettirilerek, açılan bu yeni dava mevcut kamu davası ile birleştirilip sonucuna göre sanığın başkasına ait kimlik bilgilerini kullanmak suçundan cezalandırılması gerektiği gerekçesiyle hüküm bozulmalı; ya da mevcut iddianame ile bir suç soruşturması nedeniyle başkasına ait kimlik bilgilerini kullanmaktan değil de idari işlem sırasında başkasına ait kimliği kullanmaktan dava açıldığından, sahte olarak düzenlenen bir resmi belge dosya içinde bulunmadığından resmi belge düzenlenmesinde yalan beyan suçu oluşmadığından, hüküm, görevle bağlantılı olarak sorulduğunda kamu görevlisine kimliğiyle ilgili gerçeğe aykırı beyanda bulunan sanığın eyleminin 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 40. maddesindeki kimliği bildirmeme kabahatini oluşturduğundan bozulmalıdır.
Yukarıda arz ve izah etmeye çalıştığım nedenlerle; yerel mahkeme hükmü iddianamede anlatılan şekliyle sanığın eyleminin TCK'nın 206. maddesinde yer alan resmi belge düzenlenmesinde yalan beyan suçunu oluşturduğundan değil, 5326 Sayılı Kabahatler Kanununun 40. maddesindeki kimliği bildirmeme kabahatini oluşturduğundan bozulmalı ya da gerçekte meydana geldiği şekliyle eylemi doğru ve tam olarak anlatan yeni bir iddianame tanzim ettirildikten sonra sonucuna göre sanığın hukuki durumunun TCK'nın 268. maddesindeki suçu oluşturup oluşturmadığının tartışılmaması ve bu şekilde eksik soruşturma yapılması gerekçesiyle bozulmalıdır.
Sayın çoğunluğun hükmün eylemin TCK'nın 206. maddesindeki resmi belge düzenlenmesinde yalan beyan suçunu oluşturduğuna ilişkin 1 nolu bozma gerekçesine katılmıyorum. 17.12.2013
Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.