Yargıtay7. Hukuk DairesiGayrimenkul ve Emlak Hukuku
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E.2010/2425 K.2011/1145
Özet: (1) Uyuşmazlık, 106 ada 5 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydı ve malik hanesi belirlenmesi konusundaki Hazine ile davalı taraf arasındaki kadastro tespiti ve tapu tesciliyle ilgiliydi. (2) Mahkeme, Hazine’nin temyiz talebini kabul ederek önceki kararın bozulmasına ve yeni bir tapu kaydının oluşturulmasına hükmetti.
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı Hazine tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Kadastro sırasında dava konusu 106 ada 5 parsel sayılı 5193,41 m2 yüzölçümündeki taşınmaz kadastro komisyonunca taraflar adına kayıtlı aynı kuvvet ve mahiyete sahip iki farklı tapu kaydının kapsamında bulunduğu gerekçesiyle 3402 sayılı Kadastro Kanununun 10. maddesi hükmüne göre maliklerinin belirlenmesi için malik hanesi açık bırakılmak suretiyle Kadastro Mahkemesine gönderilmiştir. Mahkemece davacı Hazine'nin davasının reddine, dava konusu 106 ada 5 parsel sayılı taşınmazın davalı ... adına tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Kural olarak yerleşik Yargıtay uygulamasında kararlılık kazanan görüşlere göre kayıtların iç içe girmesi halinde önceki günlü hukuksal değerini yitirmeyen doğru temele dayalı tapu kaydına değer verilmesi zorunludur. Somut olayda kadastro tespiti sırasında davalı taşınmaza uygulanan 4753 ve 5618 sayılı Yasalar uyarınca oluşan 24.2.1960 tarih 68 sayılı Hazine üzerinde kayıtlı bulunan tapu kaydı ve davalı tarafın tutunduğu Hazine'nin taraf olduğu tescil ilamı ile oluşan 25.5.1972 tarih 560 sayılı tapu kayıtları kapsamında kaldığı mahkemece toplanıp değerlendirilen delillerle belirlenmiştir. Davalı tarafın tutunduğu Hazine'nin taraf olduğu davada tescil hükmü ile oluşan tapu kaydının oluşma nedeni dikkate alındığında dayanağı haritasının bulunduğu dosya içeriği ile belirlenmiştir. Gerçekten kural olarak kayıtların haritaya dayanmaları halinde kapsamlarının haritasına göre belirlenmesi zorunludur. Ne var ki, tapu kaydının uygulaması yetersizdir.
O halde sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için yöreyi iyi bilen elverdiğince yaşlı, yansız yerel ve uzman bilirkişiler hazır olduğu halde taşınmaz başında yeniden keşif yapılmalı, davalı tarafın dayandığı tapu kaydının dayanağı harita 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 20. maddesi hükmü uyarınca yöntemine uygun şekilde yerine uygulanmalı, uygulamada kadastro paftasının ölçeği ile tutunulan tapu kaydının dayanağı haritanın ölçeği eşitlenmeli, çakıştırılmak suretiyle yerine uygulanmalı, arz üzerindeki doğal ya da yapay sınır yerleri ile haritalarda tarif edilen belli poligon ve röper noktalardan yararlanılmalı, uzman bilirkişiden keşfi izlemeye, bilirkişi sözlerini denetlemeye imkan verecek şekilde ayrıntılı, gerekçeli rapor alınmalı, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmelidir.
Mahkemece bu olgular gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davacı Hazine'nin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 28.02.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.
Kadastro sırasında dava konusu 106 ada 5 parsel sayılı 5193,41 m2 yüzölçümündeki taşınmaz kadastro komisyonunca taraflar adına kayıtlı aynı kuvvet ve mahiyete sahip iki farklı tapu kaydının kapsamında bulunduğu gerekçesiyle 3402 sayılı Kadastro Kanununun 10. maddesi hükmüne göre maliklerinin belirlenmesi için malik hanesi açık bırakılmak suretiyle Kadastro Mahkemesine gönderilmiştir. Mahkemece davacı Hazine'nin davasının reddine, dava konusu 106 ada 5 parsel sayılı taşınmazın davalı ... adına tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Kural olarak yerleşik Yargıtay uygulamasında kararlılık kazanan görüşlere göre kayıtların iç içe girmesi halinde önceki günlü hukuksal değerini yitirmeyen doğru temele dayalı tapu kaydına değer verilmesi zorunludur. Somut olayda kadastro tespiti sırasında davalı taşınmaza uygulanan 4753 ve 5618 sayılı Yasalar uyarınca oluşan 24.2.1960 tarih 68 sayılı Hazine üzerinde kayıtlı bulunan tapu kaydı ve davalı tarafın tutunduğu Hazine'nin taraf olduğu tescil ilamı ile oluşan 25.5.1972 tarih 560 sayılı tapu kayıtları kapsamında kaldığı mahkemece toplanıp değerlendirilen delillerle belirlenmiştir. Davalı tarafın tutunduğu Hazine'nin taraf olduğu davada tescil hükmü ile oluşan tapu kaydının oluşma nedeni dikkate alındığında dayanağı haritasının bulunduğu dosya içeriği ile belirlenmiştir. Gerçekten kural olarak kayıtların haritaya dayanmaları halinde kapsamlarının haritasına göre belirlenmesi zorunludur. Ne var ki, tapu kaydının uygulaması yetersizdir.
O halde sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için yöreyi iyi bilen elverdiğince yaşlı, yansız yerel ve uzman bilirkişiler hazır olduğu halde taşınmaz başında yeniden keşif yapılmalı, davalı tarafın dayandığı tapu kaydının dayanağı harita 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 20. maddesi hükmü uyarınca yöntemine uygun şekilde yerine uygulanmalı, uygulamada kadastro paftasının ölçeği ile tutunulan tapu kaydının dayanağı haritanın ölçeği eşitlenmeli, çakıştırılmak suretiyle yerine uygulanmalı, arz üzerindeki doğal ya da yapay sınır yerleri ile haritalarda tarif edilen belli poligon ve röper noktalardan yararlanılmalı, uzman bilirkişiden keşfi izlemeye, bilirkişi sözlerini denetlemeye imkan verecek şekilde ayrıntılı, gerekçeli rapor alınmalı, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmelidir.
Mahkemece bu olgular gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davacı Hazine'nin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 28.02.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.
Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.