Yargıtay7. Ceza DairesiCeza Hukuku
Yargıtay 7. Ceza Dairesi E.2009/15311 K.2012/7237
Özet: Uyuşmazlık konusu: 2279 sayılı Ödünç Para Verme İşleri Hakkındaki Kanun ve 90‑sayılı KHK’nin 15/2 maddesi arasında hangi kanunun uygulanacağına ilişkin temyiz başvurusu. Mahkeme, 90‑sayılı KHK’nin 15/2 maddesinin geçersiz olduğunu belirterek hükmü 2279 sayılı Kanun’un 17/1 maddesine göre düzeltilmiş ve onaylanmıştır.
MAHKEMESİ: Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ: Tefecilik
HÜKÜM: Hükümlülüğüne
Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;
Diğer temyiz itirazları yerinde değil ise de,
2279 sayılı Yasa'nın 17/1. maddesi yerine, uygulanma yeri bulunmayan 90 sayılı KHK'nin 15/2. maddesi uyarınca sanığın cezalandırılması,
Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, 90 sayılı KHK'nin 15/2. maddesindeki müeyyide ile 2279 sayılı Yasa'nın 17/1. maddesindeki müeyyidenin asgari hadlerinin aynı olması ve cezanın alt sınırdan tayin edilmiş olması karşısında, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasa'nın 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK.nun 322. maddesi uyarınca, hüküm fıkrasında yer alan "90 sayılı Ödünç Para Verme İşleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 15/2 maddesi" ibaresi çıkartılarak bunun yerine "2279 sayılı Yasa'nın 17/1. maddesi" ibaresinin yazılması, diğer kısımlarının aynen bırakılması suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 26.03.2012 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
(Muhalif) (Değişik Gerekçe) (Muhalif)
KARŞI OY
Sanık hakkında Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığının 26.05.2005 gün ve 2005/5740 sayılı iddianamesiyle 2279 sayılı Ödünç Para Verme İşleri Hakkındaki Kanuna Muhalefet suçundan aynı Kanunun 17/1, 3. maddesi uyarınca cezalandırılması için kamu davası açılmıştır.
Sanığa 10.06.2006 günü yapılan sorgusunda hakkında 90 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 15/2. maddesinin uygulanması ihtimaline binaen ek savunma hakkı verilmiştir.
12.04.2007 günlü oturumda sanık da hazır olduğu halde iddia makamı sanığın 90 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 15/2. maddesi gereğince cezalandırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Sanık bu mütalaa üzerine esas hakkında savunmada bulunmuştur.
Mahkeme, Cumhuriyet Savcısının mütalaasına uygun olarak sanığın 90 sayılı KHK.nın 15/2. maddesi uyarınca mahkumiyetine karar vermiştir. Temyiz incelemesi sonucu sayın çoğunluk kararının düzeltilerek onanmasına karar vermiştir.
Mahkeme tarafından sanık hakkında uygulanan 90 sayılı KHK.nın 15/2. maddesi, aynı kararnamenin 17/2. maddesi hükmü gereği kanunlaştığı tarihte yürürlüğe girecektir. Madde kanunlaşmamıştır. Olaya uygulanması yasal olarak mümkün değildir. Uygulanması gereken kural 2279 sayılı Ödünç Para Verme İşleri Hakkındaki Kanunun 15/2. maddesidir. Bu konuda sayın çoğunlukla görüş ayrılığımız bulunmaktadır. Sayın çoğunlukla görüş ayrılığımız, yerel mahkemenin kararı, kanuna aykırı olan bu husus nedeniyle bozularak mahalline mi gönderilmelidir yoksa düzeltilerek onama yapılmak suretiyle işin esasına mı hükmedilmesi gerekir noktasında toplanmaktadır.
Temyiz mahkemesince davanın esasına hükmedilmesi hali istisnai bir durumdur ve bu haller halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK.nun 322. maddesinde sayılmıştır. Anılan maddede sayılan haller arasında, yürürlükte olmayan bir kanuna göre ceza verildii takdirde halinde ceza miktarının aynı olması durumunda olaya uygulanması gereken kanun hükmünün Yargıtay'ca uygulanmak suretiyle esasa hükmedilebileceği hali yoktur. Kaldı ki, 90 sayılı KHK.nın 15/2. maddesiyle 2279 sayılı Kanunun 2520 sayılı Kanunla değişik 17/1. maddelerinde öngörülen para cezaları miktarlarının da asgari hadleri farklıdır. Yerel Mahkemenin olaya uygulanması gereken 2279 sayılı Kanunun 17/1. maddesinin her yönüyle değerlendirilmesi gerekmektedir.
Sayın çoğunluk tarafından uygulanan 2279 sayılı Kanunun 17/1. maddesi hükmüne karşı sanığın savunma hakkı vardır. Düzelterek onama suretiyle işin esasına hükmedildiğinden sanığın savunma hakkı kısıtlanmış bulunmaktadır.
Diğer yandan inceleme tarihi itibariyle dava zamanaşımı süresinin dolmasına 17 gün süre bulunmaktadır. Kararın bozularak mahalline gönderilmesi halinde zamanaşımı süresinin dolacağı kesin gibidir. Ancak bu durum Yargıtay'a, kararda tespit edilen ve davanın esasına hükmedilemsi halleri arasında sayımayan bir ayrılığı, çoğunluk kararının değişik gerekçesinde belirtilenin aksine işin esasına hükmederek giderme yetkisi vermez.
Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın bozularak mahalline gönderilmesi yerine sayın çoğunluk tarafından verilen düzelterek onanma kararına katılmıyorum.
Muhalif Üye
DEĞİŞİK GEREKÇE
CMUK 322/3. fıkraya göre "suçun unsurları, vasfı ve cezası hükümde doğru gösterilmiş olduğu halde sadece kanunun madde no'su yanlış yazılmış ise" düzeltilerek onama mümkündür. Olayımızda da suçun unsurları, vasfı ve cezası hükümde doğru gösterilmiş sadece 2279 sayılı Yasanın 17/1 yerine zuhulen 90 sayılı K.H.K. yazılmıştır. Her iki düzenlemede suçun vasfı, cezası aynıdır. Sonuçta sanığa verilebilecek ceza asgari hadden uygulama yapıldığı gözetilerek 6 ay hapis ve 450 TL para cezasıdır. Örneğin Hırsızlık suçunda uygulama doğru, madde yanlış gösterildiğinde nasıl düzeltilerek onama yapılıyorsa buradaki uygulamada buna benzer bir durumdur. Ayrıca hüküm bozulduğunda dava 17 gün sonra zamanaşımı sebebiyle ortadan kaldırılacaktır. CMUK 322/3. fıkranın kanunda yer almasının nedeni bu gibi durumları önlemek ve davanın bir an önce sonuçlandırılmasıdır. İzah edilen nedenlerle düzeltilerek onama kararı verilmiştir.
KARŞI OY
Yerel Mahkeme, sanık ...’in tefecilik suçunu işlediğini sabit görerek 6.10.1983 tarih ve 18183 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 90 sayılı Ödünç Para Verme İşleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 15/2 maddesi uyarınca sonuç olarak 5 ay hapis ve 375.00 Tl adli para cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Anılan madde hükmü şöyledir:
“Madde 15-
2) 1'inci fıkra hükmü dışında kalan hallerde, tefeciler 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezasıyla birlikte 50 bin liradan az olmamak kaydıyla, sağladıkları menfaatlerin 5 katı ağır para cezasıyla cezalandırılır.”
Bu madde hükmü, anılan Kararname kanunlaştığı takdirde yürürlüğe girecektir. Bu konu Kararnamenin “Yürürlük” başlıklı 17. maddesinde düzenlenmiştir. Madde hükmü şöyledir:
“Yürürlük
Madde 17-Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin;
1.15 inci maddesi dışındaki hükümleri, yayımı tarihinde,
2.15 inci maddesi Kararnamenin kanunlaştığı tarihte yürürlüğe girer.
3.15 inci madde yürürlüğe girinceye kadar 2279 sayılı Kanunun suç saydığı fiiller hakkında, bu Kanunun 17 nci maddesinde yazılı hükümlerin uygulanmasına devam olunur.”
Kararname kanunlaşmamıştır. Bu nedenle 2279 sayılı Ödünç Para Verme İşleri Kanununun 17. maddesi yürürlükte kalmaya devam etmiştir. Olaya uygulanması gereken Anılan maddenin 1 fıkrası ve bu fıkraya ek yapan 11/09/1981 günlü ve 2520 sayılı kanunun geçici 3. maddesi hükümleri şöyledir:
“ Madde 17 - (Değişik madde: 14/07/1960 - 18 S.K./1. md.)
1) Tefecilik edenlerle, Bakanlar Kurulu tarafından tespit edilen nispetler üstünde menfaat teminine müncer olabilecek herhangi bir fiil ve harekette bulunanlar veya alınacak faiz nispeti hususunda Hükümetçe ittihaz olunacak tedbir ve kararlara her ne suretle olursa olsun aykırı hareket edenler 6 aydan 2 seneye kadar hapis cezasıyla birlikte, temin ettikleri menfaatlerin 5 misli ağır para cezasıyla cezalandırılır.”
2520 Sayılı Kanun madde 3; Geçici maddeler dahil olmak üzere bu Kanunda yazılı zorunluluk ve yükümlülüklere uymayanlar hakkında 2279 sayılı Ödünç Para Verme İşleri Kanunun 17 nci maddesinde gösterilen hapis cezası ile birlikte 100 bin liradan 1 milyon liraya kadar ağır para cezası uygulanacağı gibi, yargı yoluna başvurma hakları saklı olmak üzere, işyerleri Maliye Bakanının talebi üzerine valilerce 1 ay sureyle geçici olarak kapatılır.
Bu maddede düzenlenen “tefecilik suçu” 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 241. maddesi kapsamına alınmış bulunmaktadır. Yaptırımı ise iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezasıdır. Sanığa atılı suç tarihi 5237 s. TCK nun yürürlük tarihinden öncedir ve karar tarihinde bu hüküm yürürlüktedir. Aynı Kanunun 7/2 maddesi gereğince lehe kanun uygulanması gerekmektedir. Suç tarihine göre ceza miktarları itibariyle 2279 sayılı Kanunun 17. maddesinin sanık lehine olduğu açıktır.
Yukarıdaki hükümler ve açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde mahkeme tarafından suçu sabit görülen sanık hakkında 2279 sayılı Kanunun 17. maddesi hükmünün uygulanması gerekir idi. Yerel Mahkemenin yürürlüğe girmemiş olan (kanunlaşmamış olan) 90 sayılı Kararnamenin 15. maddesine göre hüküm kurması kanuna aykırı olmuştur. Bu husus açık bir bozma nedenidir. Bu konuda ve atılı suçun, mahkemece de kabul edilen sübut ve vasfı konusunda sayın çoğunluk ile aramızda bir görüş ayrılığı yoktur. Nitekim Daire kararında “2279 sayılı yasanın 17/1 maddesi yerine uygulama yeri bulunmayan 90 sayılı KHK. nin 15/2. maddesi uyarınca sanığın cezalandırılması” şeklinde belirtilen gerekçe ile mahkeme kararının kanuna aykırılığı tespit edilmiştir. Azınlık olarak Dairenin bu gerekçesine katılıyoruz.
Sayın çoğunluk ile aramızdaki görüş ayrılığı ise, yerel mahkemenin kararının kanuna aykırılığı tespit edildikten sonra karar bozularak yeniden yargılama yapılmak üzere dosya mahkemeye mi gönderilmelidir, yoksa Daire tarafından bu husus düzeltilerek onama yapılmak suretiyle işin esasına mı hükmedilmelidir konusunda toplanmaktadır.
Sayın çoğunluk “…90 sayılı KHK. nin 15/2. maddesindeki müeyyide ile 2279 sayılı yasanın 17/1. maddesinde müeyyidenin asgari hadlerinin aynı olması karşısında bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden 5320 sayılı yasanın 8/1 maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK. nın 322. maddesi uyarınca hüküm fıkrasında yer alan “90 sayılı ödünç para verme işleri hakkında kanun hükmünde kararnamenin 15/2. maddesi” ibaresi çıkartılarak bunun yerine “2279 sayılı yasanın 17/1. maddesi” ibaresinin yazılması, diğer kısımlarının aynen bırakılması suretiyle hükmün düzeltilerek onanmasına…” şeklinde karar vererek davanın esasına hükmetmiştir. Yargıtay Mahkemesince davanın esasına hükmedilecek haller halen yürürlüğünü devam ettiren 1412 sayılı CMUK nun 322/1 maddesinde düzenlenmiştir. Hüküm şöyledir:
Temyiz Mahkemesince Davanın Esasına Hükmedilecek Haller ve Karar Tashihi
(Değişik fıkra: 05.03.1973 – 1696/44 md.) Hükme esas olarak tespit edilen vakıalara tatbikinde kanuna muhalefet edilmesinden dolayı o hüküm bozulmuş ise Yargıtay aşağıda yazılı olan hallerde kendisi davasının esasına hükmeder.
1-Vakıanın daha ziyade aydınlanması gerekmeden beraate veya davanın düşmesine yahut aşağı - yukarı haddi olmayan sabit bir cezaya hükmolunması icabederse,
2-Yargıtay Başsavcılığının iddiasına uygun olarak suçluya kanunda yazılı cezanın en aşağı derecesini uygulamayı uygun görürse,
3-Mahkemece sabit görülen suçun unsurları ve vasfı ve cezası hükümde doğru gösterilmiş olduğu halde sadece kanunun madde numarası yanlış yazılmış ise,
4-Hükümden sonra yürürlüğe giren kanun suçun cezasını azaltmış ve mahkemece suçluya ceza tayininde artırma sebebi kabul edilmemiş veya yeni bir kanun ile fiil suç sayılmamış olmaktan dolayı birinci halde daha az bir cezanın hükmü ve ikinci halde hiç ceza hükmolunmaması gerekirse,
5-Açıkça tespit edilmiş olan suçlunun doğum ve suç tarihlerine göre ceza tayininde gerekli indirme yapılmamış veya yanlış olarak indirme yapılmış ise,
6-Arttırma veya indirme sonu ceza müddeti veya miktarını tayinde maddi hata yapılmış ise,
7-Hükmedilmiş olan ceza yerine Ceza Kanununun 29 uncu maddesince adli tevbih kararı verilmesi icabederse,
8-Ceza Kanununun 29 uncu maddesindeki tertibin gözetilmemesi yüzünden eksik veya fazla ceza verilmiş ise,
9-(Değişik bent: 21.05.1985 – 3206/64 md.) Harçlar Kanunu ile yargılama giderlerine ilişkin hükümlere ve Avukatlık Kanununa göre düzenlenen ücret tarifesine aykırılık yapılmışsa.
Sair hallerde Temyiz Mahkemesi işi yeniden tetkik ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan mahkemeye veya o derecede diğer civar bir mahkemeye gönderir.
Karardaki kanuna aykırılık tespit edildikten sonra, sayın çoğunluk tarafından davanın esasına hükmederken gösterilen gerekçelerle düzelterek onama yapılması kanuna uygun değildir. Mahkeme tarafından olayda uygulama yeri olmayan farklı bir kanun maddesinin uygulanması halinde cezaların asgari hadlerinin aynı olması ve cezanın alt sınırdan tayin edilmiş bulunması hali, CMUK. nın 322. maddesinde sayılan temyiz mahkemesince davanın esasına hükmedilecek haller arasında bulunmamaktadır. Bu nedenle sayın çoğunluğun düzelterek onama gerekçesi usul ve kanuna uygun değildir.
Kaldı ki, her iki maddede öngörülen para cezası miktarlarının da asgari hadleri farklıdır. Yerel mahkemece değerlendirilmesi gerekmektedir.
Öte yandan olaya uygulanması gereken 2279 sayılı kanunun 17/1. maddesi hükmü, mahkeme tarafından kanuna aykırı olarak uygulanan 90 sayılı KHK. nın 15/2. fıkrası hükmünden unsurları bakımından farklı düzenleme içermektedir. Sayın çoğunluk tarafından kararında aykırılık nedeni olarak kabul edilen hususun yerel mahkeme tarafından yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bu nedenlerle yerel mahkemenin yukarıda açıklanan kanuna aykırı uygulamasının tespitinden sonra kararın düzeltilerek onanmasına yasal olanak yoktur. Açıkladığım bu gerekçelerle sayın çoğunluğun düzelterek onama kararına katılmıyorum.
SUÇ: Tefecilik
HÜKÜM: Hükümlülüğüne
Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;
Diğer temyiz itirazları yerinde değil ise de,
2279 sayılı Yasa'nın 17/1. maddesi yerine, uygulanma yeri bulunmayan 90 sayılı KHK'nin 15/2. maddesi uyarınca sanığın cezalandırılması,
Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, 90 sayılı KHK'nin 15/2. maddesindeki müeyyide ile 2279 sayılı Yasa'nın 17/1. maddesindeki müeyyidenin asgari hadlerinin aynı olması ve cezanın alt sınırdan tayin edilmiş olması karşısında, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasa'nın 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK.nun 322. maddesi uyarınca, hüküm fıkrasında yer alan "90 sayılı Ödünç Para Verme İşleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 15/2 maddesi" ibaresi çıkartılarak bunun yerine "2279 sayılı Yasa'nın 17/1. maddesi" ibaresinin yazılması, diğer kısımlarının aynen bırakılması suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 26.03.2012 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
(Muhalif) (Değişik Gerekçe) (Muhalif)
KARŞI OY
Sanık hakkında Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığının 26.05.2005 gün ve 2005/5740 sayılı iddianamesiyle 2279 sayılı Ödünç Para Verme İşleri Hakkındaki Kanuna Muhalefet suçundan aynı Kanunun 17/1, 3. maddesi uyarınca cezalandırılması için kamu davası açılmıştır.
Sanığa 10.06.2006 günü yapılan sorgusunda hakkında 90 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 15/2. maddesinin uygulanması ihtimaline binaen ek savunma hakkı verilmiştir.
12.04.2007 günlü oturumda sanık da hazır olduğu halde iddia makamı sanığın 90 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 15/2. maddesi gereğince cezalandırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Sanık bu mütalaa üzerine esas hakkında savunmada bulunmuştur.
Mahkeme, Cumhuriyet Savcısının mütalaasına uygun olarak sanığın 90 sayılı KHK.nın 15/2. maddesi uyarınca mahkumiyetine karar vermiştir. Temyiz incelemesi sonucu sayın çoğunluk kararının düzeltilerek onanmasına karar vermiştir.
Mahkeme tarafından sanık hakkında uygulanan 90 sayılı KHK.nın 15/2. maddesi, aynı kararnamenin 17/2. maddesi hükmü gereği kanunlaştığı tarihte yürürlüğe girecektir. Madde kanunlaşmamıştır. Olaya uygulanması yasal olarak mümkün değildir. Uygulanması gereken kural 2279 sayılı Ödünç Para Verme İşleri Hakkındaki Kanunun 15/2. maddesidir. Bu konuda sayın çoğunlukla görüş ayrılığımız bulunmaktadır. Sayın çoğunlukla görüş ayrılığımız, yerel mahkemenin kararı, kanuna aykırı olan bu husus nedeniyle bozularak mahalline mi gönderilmelidir yoksa düzeltilerek onama yapılmak suretiyle işin esasına mı hükmedilmesi gerekir noktasında toplanmaktadır.
Temyiz mahkemesince davanın esasına hükmedilmesi hali istisnai bir durumdur ve bu haller halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK.nun 322. maddesinde sayılmıştır. Anılan maddede sayılan haller arasında, yürürlükte olmayan bir kanuna göre ceza verildii takdirde halinde ceza miktarının aynı olması durumunda olaya uygulanması gereken kanun hükmünün Yargıtay'ca uygulanmak suretiyle esasa hükmedilebileceği hali yoktur. Kaldı ki, 90 sayılı KHK.nın 15/2. maddesiyle 2279 sayılı Kanunun 2520 sayılı Kanunla değişik 17/1. maddelerinde öngörülen para cezaları miktarlarının da asgari hadleri farklıdır. Yerel Mahkemenin olaya uygulanması gereken 2279 sayılı Kanunun 17/1. maddesinin her yönüyle değerlendirilmesi gerekmektedir.
Sayın çoğunluk tarafından uygulanan 2279 sayılı Kanunun 17/1. maddesi hükmüne karşı sanığın savunma hakkı vardır. Düzelterek onama suretiyle işin esasına hükmedildiğinden sanığın savunma hakkı kısıtlanmış bulunmaktadır.
Diğer yandan inceleme tarihi itibariyle dava zamanaşımı süresinin dolmasına 17 gün süre bulunmaktadır. Kararın bozularak mahalline gönderilmesi halinde zamanaşımı süresinin dolacağı kesin gibidir. Ancak bu durum Yargıtay'a, kararda tespit edilen ve davanın esasına hükmedilemsi halleri arasında sayımayan bir ayrılığı, çoğunluk kararının değişik gerekçesinde belirtilenin aksine işin esasına hükmederek giderme yetkisi vermez.
Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın bozularak mahalline gönderilmesi yerine sayın çoğunluk tarafından verilen düzelterek onanma kararına katılmıyorum.
Muhalif Üye
DEĞİŞİK GEREKÇE
CMUK 322/3. fıkraya göre "suçun unsurları, vasfı ve cezası hükümde doğru gösterilmiş olduğu halde sadece kanunun madde no'su yanlış yazılmış ise" düzeltilerek onama mümkündür. Olayımızda da suçun unsurları, vasfı ve cezası hükümde doğru gösterilmiş sadece 2279 sayılı Yasanın 17/1 yerine zuhulen 90 sayılı K.H.K. yazılmıştır. Her iki düzenlemede suçun vasfı, cezası aynıdır. Sonuçta sanığa verilebilecek ceza asgari hadden uygulama yapıldığı gözetilerek 6 ay hapis ve 450 TL para cezasıdır. Örneğin Hırsızlık suçunda uygulama doğru, madde yanlış gösterildiğinde nasıl düzeltilerek onama yapılıyorsa buradaki uygulamada buna benzer bir durumdur. Ayrıca hüküm bozulduğunda dava 17 gün sonra zamanaşımı sebebiyle ortadan kaldırılacaktır. CMUK 322/3. fıkranın kanunda yer almasının nedeni bu gibi durumları önlemek ve davanın bir an önce sonuçlandırılmasıdır. İzah edilen nedenlerle düzeltilerek onama kararı verilmiştir.
KARŞI OY
Yerel Mahkeme, sanık ...’in tefecilik suçunu işlediğini sabit görerek 6.10.1983 tarih ve 18183 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 90 sayılı Ödünç Para Verme İşleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 15/2 maddesi uyarınca sonuç olarak 5 ay hapis ve 375.00 Tl adli para cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Anılan madde hükmü şöyledir:
“Madde 15-
2) 1'inci fıkra hükmü dışında kalan hallerde, tefeciler 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezasıyla birlikte 50 bin liradan az olmamak kaydıyla, sağladıkları menfaatlerin 5 katı ağır para cezasıyla cezalandırılır.”
Bu madde hükmü, anılan Kararname kanunlaştığı takdirde yürürlüğe girecektir. Bu konu Kararnamenin “Yürürlük” başlıklı 17. maddesinde düzenlenmiştir. Madde hükmü şöyledir:
“Yürürlük
Madde 17-Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin;
1.15 inci maddesi dışındaki hükümleri, yayımı tarihinde,
2.15 inci maddesi Kararnamenin kanunlaştığı tarihte yürürlüğe girer.
3.15 inci madde yürürlüğe girinceye kadar 2279 sayılı Kanunun suç saydığı fiiller hakkında, bu Kanunun 17 nci maddesinde yazılı hükümlerin uygulanmasına devam olunur.”
Kararname kanunlaşmamıştır. Bu nedenle 2279 sayılı Ödünç Para Verme İşleri Kanununun 17. maddesi yürürlükte kalmaya devam etmiştir. Olaya uygulanması gereken Anılan maddenin 1 fıkrası ve bu fıkraya ek yapan 11/09/1981 günlü ve 2520 sayılı kanunun geçici 3. maddesi hükümleri şöyledir:
“ Madde 17 - (Değişik madde: 14/07/1960 - 18 S.K./1. md.)
1) Tefecilik edenlerle, Bakanlar Kurulu tarafından tespit edilen nispetler üstünde menfaat teminine müncer olabilecek herhangi bir fiil ve harekette bulunanlar veya alınacak faiz nispeti hususunda Hükümetçe ittihaz olunacak tedbir ve kararlara her ne suretle olursa olsun aykırı hareket edenler 6 aydan 2 seneye kadar hapis cezasıyla birlikte, temin ettikleri menfaatlerin 5 misli ağır para cezasıyla cezalandırılır.”
2520 Sayılı Kanun madde 3; Geçici maddeler dahil olmak üzere bu Kanunda yazılı zorunluluk ve yükümlülüklere uymayanlar hakkında 2279 sayılı Ödünç Para Verme İşleri Kanunun 17 nci maddesinde gösterilen hapis cezası ile birlikte 100 bin liradan 1 milyon liraya kadar ağır para cezası uygulanacağı gibi, yargı yoluna başvurma hakları saklı olmak üzere, işyerleri Maliye Bakanının talebi üzerine valilerce 1 ay sureyle geçici olarak kapatılır.
Bu maddede düzenlenen “tefecilik suçu” 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 241. maddesi kapsamına alınmış bulunmaktadır. Yaptırımı ise iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezasıdır. Sanığa atılı suç tarihi 5237 s. TCK nun yürürlük tarihinden öncedir ve karar tarihinde bu hüküm yürürlüktedir. Aynı Kanunun 7/2 maddesi gereğince lehe kanun uygulanması gerekmektedir. Suç tarihine göre ceza miktarları itibariyle 2279 sayılı Kanunun 17. maddesinin sanık lehine olduğu açıktır.
Yukarıdaki hükümler ve açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde mahkeme tarafından suçu sabit görülen sanık hakkında 2279 sayılı Kanunun 17. maddesi hükmünün uygulanması gerekir idi. Yerel Mahkemenin yürürlüğe girmemiş olan (kanunlaşmamış olan) 90 sayılı Kararnamenin 15. maddesine göre hüküm kurması kanuna aykırı olmuştur. Bu husus açık bir bozma nedenidir. Bu konuda ve atılı suçun, mahkemece de kabul edilen sübut ve vasfı konusunda sayın çoğunluk ile aramızda bir görüş ayrılığı yoktur. Nitekim Daire kararında “2279 sayılı yasanın 17/1 maddesi yerine uygulama yeri bulunmayan 90 sayılı KHK. nin 15/2. maddesi uyarınca sanığın cezalandırılması” şeklinde belirtilen gerekçe ile mahkeme kararının kanuna aykırılığı tespit edilmiştir. Azınlık olarak Dairenin bu gerekçesine katılıyoruz.
Sayın çoğunluk ile aramızdaki görüş ayrılığı ise, yerel mahkemenin kararının kanuna aykırılığı tespit edildikten sonra karar bozularak yeniden yargılama yapılmak üzere dosya mahkemeye mi gönderilmelidir, yoksa Daire tarafından bu husus düzeltilerek onama yapılmak suretiyle işin esasına mı hükmedilmelidir konusunda toplanmaktadır.
Sayın çoğunluk “…90 sayılı KHK. nin 15/2. maddesindeki müeyyide ile 2279 sayılı yasanın 17/1. maddesinde müeyyidenin asgari hadlerinin aynı olması karşısında bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden 5320 sayılı yasanın 8/1 maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK. nın 322. maddesi uyarınca hüküm fıkrasında yer alan “90 sayılı ödünç para verme işleri hakkında kanun hükmünde kararnamenin 15/2. maddesi” ibaresi çıkartılarak bunun yerine “2279 sayılı yasanın 17/1. maddesi” ibaresinin yazılması, diğer kısımlarının aynen bırakılması suretiyle hükmün düzeltilerek onanmasına…” şeklinde karar vererek davanın esasına hükmetmiştir. Yargıtay Mahkemesince davanın esasına hükmedilecek haller halen yürürlüğünü devam ettiren 1412 sayılı CMUK nun 322/1 maddesinde düzenlenmiştir. Hüküm şöyledir:
Temyiz Mahkemesince Davanın Esasına Hükmedilecek Haller ve Karar Tashihi
(Değişik fıkra: 05.03.1973 – 1696/44 md.) Hükme esas olarak tespit edilen vakıalara tatbikinde kanuna muhalefet edilmesinden dolayı o hüküm bozulmuş ise Yargıtay aşağıda yazılı olan hallerde kendisi davasının esasına hükmeder.
1-Vakıanın daha ziyade aydınlanması gerekmeden beraate veya davanın düşmesine yahut aşağı - yukarı haddi olmayan sabit bir cezaya hükmolunması icabederse,
2-Yargıtay Başsavcılığının iddiasına uygun olarak suçluya kanunda yazılı cezanın en aşağı derecesini uygulamayı uygun görürse,
3-Mahkemece sabit görülen suçun unsurları ve vasfı ve cezası hükümde doğru gösterilmiş olduğu halde sadece kanunun madde numarası yanlış yazılmış ise,
4-Hükümden sonra yürürlüğe giren kanun suçun cezasını azaltmış ve mahkemece suçluya ceza tayininde artırma sebebi kabul edilmemiş veya yeni bir kanun ile fiil suç sayılmamış olmaktan dolayı birinci halde daha az bir cezanın hükmü ve ikinci halde hiç ceza hükmolunmaması gerekirse,
5-Açıkça tespit edilmiş olan suçlunun doğum ve suç tarihlerine göre ceza tayininde gerekli indirme yapılmamış veya yanlış olarak indirme yapılmış ise,
6-Arttırma veya indirme sonu ceza müddeti veya miktarını tayinde maddi hata yapılmış ise,
7-Hükmedilmiş olan ceza yerine Ceza Kanununun 29 uncu maddesince adli tevbih kararı verilmesi icabederse,
8-Ceza Kanununun 29 uncu maddesindeki tertibin gözetilmemesi yüzünden eksik veya fazla ceza verilmiş ise,
9-(Değişik bent: 21.05.1985 – 3206/64 md.) Harçlar Kanunu ile yargılama giderlerine ilişkin hükümlere ve Avukatlık Kanununa göre düzenlenen ücret tarifesine aykırılık yapılmışsa.
Sair hallerde Temyiz Mahkemesi işi yeniden tetkik ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan mahkemeye veya o derecede diğer civar bir mahkemeye gönderir.
Karardaki kanuna aykırılık tespit edildikten sonra, sayın çoğunluk tarafından davanın esasına hükmederken gösterilen gerekçelerle düzelterek onama yapılması kanuna uygun değildir. Mahkeme tarafından olayda uygulama yeri olmayan farklı bir kanun maddesinin uygulanması halinde cezaların asgari hadlerinin aynı olması ve cezanın alt sınırdan tayin edilmiş bulunması hali, CMUK. nın 322. maddesinde sayılan temyiz mahkemesince davanın esasına hükmedilecek haller arasında bulunmamaktadır. Bu nedenle sayın çoğunluğun düzelterek onama gerekçesi usul ve kanuna uygun değildir.
Kaldı ki, her iki maddede öngörülen para cezası miktarlarının da asgari hadleri farklıdır. Yerel mahkemece değerlendirilmesi gerekmektedir.
Öte yandan olaya uygulanması gereken 2279 sayılı kanunun 17/1. maddesi hükmü, mahkeme tarafından kanuna aykırı olarak uygulanan 90 sayılı KHK. nın 15/2. fıkrası hükmünden unsurları bakımından farklı düzenleme içermektedir. Sayın çoğunluk tarafından kararında aykırılık nedeni olarak kabul edilen hususun yerel mahkeme tarafından yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bu nedenlerle yerel mahkemenin yukarıda açıklanan kanuna aykırı uygulamasının tespitinden sonra kararın düzeltilerek onanmasına yasal olanak yoktur. Açıkladığım bu gerekçelerle sayın çoğunluğun düzelterek onama kararına katılmıyorum.
Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.