Yargıtay6. Ceza DairesiCeza Hukuku
Yargıtay 6. Ceza Dairesi E.2012/20175 K.2013/14051
Özet: Uyuşmazlık, mahkemenin ilk kararının (yağma ve kasten yaralama suçlarından) temyiz edilmesiyle ilgili olup, sanığın zamanaşımı nedeniyle cezalandırılmaması talebini içerir; Mahkeme, kasten yaralama suçunun zamanaşımına uğradığını belirterek bu hükmü bozmuş ve sanığın cezadan muaf tutulmasına karar vermiştir. Diğer yandan yağma suçundaki hüküm ise temyiz incelemesinde değişiklik yapılmadan kabul edilmiştir.
MAHKEMESİ: Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇLAR: Yağma, Kasten yaralama
HÜKÜM: Mahkumiyet
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 9.10.2012 günlü kenar yazısı, 24.12.2005 ve 17.07.2007 tarihli tebliğnameleri ile Dairemize gönderilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Mahkemece verilen ilk hükmün Dairemizin 10/02/2005 gün 2005/80-267 sayılı kararı ile bozulması üzerine yakınanlara duruşma günü tebliğ edilmeden yokluklarında duruşmalara devam edildiği, bu sırada baro tarafından re’sen atanan Avukat ...’un huzurunda karar verilip adı geçen avukat tarafından kararın temyizi üzerine, Dairemizin 03/07/2012 günlü kararıyla, yakınanlara avukatın temyizine muvafakatları olup olmadığı sorulup, yokluklarında verilen 23/09/2005 günlü kararın tebliğ edilerek sunarlarsa temyiz dilekçesi de eklendikten sonra incelenmek üzere Dairemize gönderilmesi için iade kararı verildiği, kararın yakınanlara “Mahkemece tarafınıza tayin edilmiş avukatın temyiz dilekçesine muvafakatınızın olup olmadığını kararın tebliğinden itibaren 7 gün içerisinde bildirmeniz, aksi takdirde muvafakat ettiğiniz kabul edilecektir” meşruatıyla tebliğ edildiği, yakınanların da temyiz talebi konusunda sessiz kalarak temyiz talebini kabul ettikleri anlaşılmakla, yakınanlar ... ve ...’e bozma sonrasında mahkemenin talebi üzerine baro tarafından tayin edilen Avukat ...'un 23.4.2005 günlü oturumda “mahkemenin önceki hükmünün dairesinde karar verilmesini talep ettiği” bu talebin sanığın cezalandırılması ve davaya katılma iradesi niteliğinde olduğu kabulle, 5271 sayılı CMK'nın 237/2 ve 260. maddelerine göre katılma ve temyiz istemlerinin kabulüne karar verilerek yapılan incelemede:
I-Sanık hakkında yakınan ...’ye yönelik kasten yaralama suçundan kurulan hükmün temyiz incelemesinde:
1/6/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nın 7/2 ve 5252 sayılı TCK’nın yürürlük ve uygulama şekli hakkında Yasanın 9/3. maddeleriyle, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 23/2/1938 günlü 1937/23-1938/9 sayılı Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25/5/1999 günlü 133/142 sayılı kararları ışığında, somut olayla sanığın kasten yaralama suçuna uyan 765 sayılı TCK’nın 456/2, 102/4 ve 104/2. maddeleriyle 5237 sayılı TCK’nın 86/1, 86/3-e, 87/3, 66/1-d, 67/4. maddelerinin ayrı ayrı ve bir bütün olarak uygulanması sonucunda, zamanaşımı yönünden 765 sayılı TCK’nın hükümlerinin sanık yararına bulunduğunun saptanması ve yakınan ... hakkında kasten yaralama suçundan eylemine uyan 765 sayılı TCK’nın 456/2. maddesinde öngörülen cezanın türü ve üst sınırına göre, aynı Yasanın 102/4 ve 104/2 maddelerinde belirtilen 7 yıl 6 aylık olağanüstü zamanaşımının, suç tarihi olan 14/02/2004 gününden inceleme tarihine kadar dolduğunun anlaşılması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık ... savunmanının temyiz itirazı bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma sebebi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi aracılığıyla 1412 sayılı CMUK’nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, sanık hakkında açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE,
II-Sanık hakkında yakınanlar ... ve ...’e yönelik yağma suçundan kurulan hükmün temyiz incelemesine gelince:
Dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, uyulan bozmaya, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre, suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Ancak;
1- 5237 sayılı TCK’nın 7/2 ve 5252 sayılı Yasanın 9/3. maddeleri uyarınca, sanık yararına olan hükmün önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümlerinin olaya uygulanarak ortaya çıkacak sonuçların birbiriyle karşılaştırılması suretiyle bulunacağı, sanık ...’ın haklarındaki hüküm kesinleşen diğer şahıslarla birlikte yakınanları bıçakla tehdit ederek mahalle arasında bulunan kapı ve pencereleri olmayan inşaat halindeki binaya götürüp, bıçak tehditi ile etkili eylemde bulunup anılan yerin birinci katında tutarak, yakınan ...'in üzerini arayarak cebindeki paranın tamamı olan 500.000 TL.yi alma eyleminin 765 sayılı TCK’nın 499. maddesinin 1. fıkrasının 2. cümlesi; yakınan ...’dan ise bir şey alamaması nedeniyle aynı maddenin 1.fıkrasının 1.cümlesi kapsamındaki yağma; sanığın eyleminin 5237 sayılı Yasada ise TCK'nın 149/1-a, c maddesinde düzenlenen yağma ve aynı Yasanın 109/2, 109/3-a, b maddesinde öngörülen kişiyi özgürlüğünden yoksun bırakma suçlarını oluşturduğu; 765 sayılı TCK ile 5237 sayılı TCK’nın ilgili maddeleri uyarınca denetime olanak verecek şekilde ayrı ayrı uygulamalar yapılıp cezalar belirlenerek, sonuç cezaların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle lehe olan Yasanın belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
2-Kabule göre de;
a) 5237 sayılı TCK’nın 150. maddesinin 2. fıkrasındaki “malın değerinin azlığı” kavramının, 765 sayılı TCK’nın 522. maddesindeki hafif ve pek hafif ölçütleriyle, her iki maddenin de cezadan indirim olanağı sağlanmak dışında benzerliği bulunmadığı, “değerin azlığı” nın 5237 sayılı Yasaya özgü ayrı ve yeni bir kavram olduğu, yasa koyucunun amacı ve suçun işleniş biçimi, olayın özelliği ve sanığın özgülenen kastı da gözetilmek suretiyle, daha çoğunu alabilme olanağı varken, yalnızca gereksinimi kadar değer olarak da gerçekten az olan şeylerin alınması durumunda, yasal ve gerekçeleri de açıklanarak uygulanabileceği gözetilmeden, somut olayda koşulları oluşmadığı halde aynı Yasanın 150/2. maddesiyle cezadan indirim yapılması,
b) Sanığın bıçak tehdidiyle ve birden fazla kişiyle yağma suçunu işlediğinin anlaşılması karşısında, 5237 sayılı TCK’nın 149/1-a, c fıkralarıyla hüküm kurulması gerekirken, aynı yasa maddesinin (d) ve (e) fıkralarıyla da uygulama yapılması,
c) Sanığın yakınan ...’ye yönelik eyleminin teşebbüs aşamasında kaldığının gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık ... savunmanı, katılanlar ... ve ... vekili ve o yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle istem gibi BOZULMASINA, 11.06.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
SUÇLAR: Yağma, Kasten yaralama
HÜKÜM: Mahkumiyet
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 9.10.2012 günlü kenar yazısı, 24.12.2005 ve 17.07.2007 tarihli tebliğnameleri ile Dairemize gönderilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Mahkemece verilen ilk hükmün Dairemizin 10/02/2005 gün 2005/80-267 sayılı kararı ile bozulması üzerine yakınanlara duruşma günü tebliğ edilmeden yokluklarında duruşmalara devam edildiği, bu sırada baro tarafından re’sen atanan Avukat ...’un huzurunda karar verilip adı geçen avukat tarafından kararın temyizi üzerine, Dairemizin 03/07/2012 günlü kararıyla, yakınanlara avukatın temyizine muvafakatları olup olmadığı sorulup, yokluklarında verilen 23/09/2005 günlü kararın tebliğ edilerek sunarlarsa temyiz dilekçesi de eklendikten sonra incelenmek üzere Dairemize gönderilmesi için iade kararı verildiği, kararın yakınanlara “Mahkemece tarafınıza tayin edilmiş avukatın temyiz dilekçesine muvafakatınızın olup olmadığını kararın tebliğinden itibaren 7 gün içerisinde bildirmeniz, aksi takdirde muvafakat ettiğiniz kabul edilecektir” meşruatıyla tebliğ edildiği, yakınanların da temyiz talebi konusunda sessiz kalarak temyiz talebini kabul ettikleri anlaşılmakla, yakınanlar ... ve ...’e bozma sonrasında mahkemenin talebi üzerine baro tarafından tayin edilen Avukat ...'un 23.4.2005 günlü oturumda “mahkemenin önceki hükmünün dairesinde karar verilmesini talep ettiği” bu talebin sanığın cezalandırılması ve davaya katılma iradesi niteliğinde olduğu kabulle, 5271 sayılı CMK'nın 237/2 ve 260. maddelerine göre katılma ve temyiz istemlerinin kabulüne karar verilerek yapılan incelemede:
I-Sanık hakkında yakınan ...’ye yönelik kasten yaralama suçundan kurulan hükmün temyiz incelemesinde:
1/6/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nın 7/2 ve 5252 sayılı TCK’nın yürürlük ve uygulama şekli hakkında Yasanın 9/3. maddeleriyle, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 23/2/1938 günlü 1937/23-1938/9 sayılı Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25/5/1999 günlü 133/142 sayılı kararları ışığında, somut olayla sanığın kasten yaralama suçuna uyan 765 sayılı TCK’nın 456/2, 102/4 ve 104/2. maddeleriyle 5237 sayılı TCK’nın 86/1, 86/3-e, 87/3, 66/1-d, 67/4. maddelerinin ayrı ayrı ve bir bütün olarak uygulanması sonucunda, zamanaşımı yönünden 765 sayılı TCK’nın hükümlerinin sanık yararına bulunduğunun saptanması ve yakınan ... hakkında kasten yaralama suçundan eylemine uyan 765 sayılı TCK’nın 456/2. maddesinde öngörülen cezanın türü ve üst sınırına göre, aynı Yasanın 102/4 ve 104/2 maddelerinde belirtilen 7 yıl 6 aylık olağanüstü zamanaşımının, suç tarihi olan 14/02/2004 gününden inceleme tarihine kadar dolduğunun anlaşılması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık ... savunmanının temyiz itirazı bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma sebebi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi aracılığıyla 1412 sayılı CMUK’nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, sanık hakkında açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE,
II-Sanık hakkında yakınanlar ... ve ...’e yönelik yağma suçundan kurulan hükmün temyiz incelemesine gelince:
Dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, uyulan bozmaya, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre, suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Ancak;
1- 5237 sayılı TCK’nın 7/2 ve 5252 sayılı Yasanın 9/3. maddeleri uyarınca, sanık yararına olan hükmün önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümlerinin olaya uygulanarak ortaya çıkacak sonuçların birbiriyle karşılaştırılması suretiyle bulunacağı, sanık ...’ın haklarındaki hüküm kesinleşen diğer şahıslarla birlikte yakınanları bıçakla tehdit ederek mahalle arasında bulunan kapı ve pencereleri olmayan inşaat halindeki binaya götürüp, bıçak tehditi ile etkili eylemde bulunup anılan yerin birinci katında tutarak, yakınan ...'in üzerini arayarak cebindeki paranın tamamı olan 500.000 TL.yi alma eyleminin 765 sayılı TCK’nın 499. maddesinin 1. fıkrasının 2. cümlesi; yakınan ...’dan ise bir şey alamaması nedeniyle aynı maddenin 1.fıkrasının 1.cümlesi kapsamındaki yağma; sanığın eyleminin 5237 sayılı Yasada ise TCK'nın 149/1-a, c maddesinde düzenlenen yağma ve aynı Yasanın 109/2, 109/3-a, b maddesinde öngörülen kişiyi özgürlüğünden yoksun bırakma suçlarını oluşturduğu; 765 sayılı TCK ile 5237 sayılı TCK’nın ilgili maddeleri uyarınca denetime olanak verecek şekilde ayrı ayrı uygulamalar yapılıp cezalar belirlenerek, sonuç cezaların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle lehe olan Yasanın belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
2-Kabule göre de;
a) 5237 sayılı TCK’nın 150. maddesinin 2. fıkrasındaki “malın değerinin azlığı” kavramının, 765 sayılı TCK’nın 522. maddesindeki hafif ve pek hafif ölçütleriyle, her iki maddenin de cezadan indirim olanağı sağlanmak dışında benzerliği bulunmadığı, “değerin azlığı” nın 5237 sayılı Yasaya özgü ayrı ve yeni bir kavram olduğu, yasa koyucunun amacı ve suçun işleniş biçimi, olayın özelliği ve sanığın özgülenen kastı da gözetilmek suretiyle, daha çoğunu alabilme olanağı varken, yalnızca gereksinimi kadar değer olarak da gerçekten az olan şeylerin alınması durumunda, yasal ve gerekçeleri de açıklanarak uygulanabileceği gözetilmeden, somut olayda koşulları oluşmadığı halde aynı Yasanın 150/2. maddesiyle cezadan indirim yapılması,
b) Sanığın bıçak tehdidiyle ve birden fazla kişiyle yağma suçunu işlediğinin anlaşılması karşısında, 5237 sayılı TCK’nın 149/1-a, c fıkralarıyla hüküm kurulması gerekirken, aynı yasa maddesinin (d) ve (e) fıkralarıyla da uygulama yapılması,
c) Sanığın yakınan ...’ye yönelik eyleminin teşebbüs aşamasında kaldığının gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık ... savunmanı, katılanlar ... ve ... vekili ve o yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle istem gibi BOZULMASINA, 11.06.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.