‹ Ana sayfa
Yargıtay 11. Ceza Dairesi Ceza Hukuku

Yargıtay 11. Ceza Dairesi E.2012/3743 K.2012/20150

Esas No: 2012/3743 · Karar No: 2012/20150 · Karar Tarihi: 22.11.2012
Özet: Uyuşmazlık konusu: Kırıkkale Cumhuriyet Başsavcılığının, görevli olmayan doktor ve medikal firma çalışanlarının rüşvet karşılığı sahte reçete düzenleyerek devleti dolandırdığı iddialarına ilişkin soruşturma evresi sonucunda kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi. Mahkemenin sonucu: Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi, başsavcılığın kararını bozmadan, itirazı reddederek, mevcut delillerle suç unsurlarının oluşmadığını kabul etti.
KANUN YARARINA BOZMA

Görevi kötüye kullanma, sahtecilik, iftira ve hakaret suçundan şüpheliler ..., ..., ..., ... ve ... haklarında yapılan soruşturma evresi sonucunda Kırıkkale Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 02/06/2011 tarihli ve 2010/8504 soruşturma, 2011/2398 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itirazın reddine ilişkin mercii Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 27/07/2011 tarihli ve 2011/632 değişik is sayılı kararın tüm dosya kapsamına göre;
Şüphelilerin görevi kötüye kullanmak, hakaret ve iftira suçlarından dolayı müştekinin soyut iddiası dışında başka delil olmadığından ve sahtecilik suçu yönünden suçun unsurları oluşmadığından bahisle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ise de, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 160. maddesinde, "Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar. Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür." hükmünün yer aldığı, anılan Kanun'un 170/2. maddesinde ise ''Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler." hükmüne yer verildiği nazara alındığında, sahteciliğe konu 25/03/2008, 03/04/2008 ve 03/04/2008 tarihli tutanaklardaki tarihlerde şüphelilerin görevli olmadıkları gibi sonradan tarihlerin sehven yanlış düzenlendiği yönündeki kaçamaklı savunmaları yanında, müşteki hakkında verilmiş bir iletişimin tespiti kararı olmadığı halde telefon kayıtlarının delil olarak sunulmaya çalışılması ve müştekinin ihaleye fesat karıştırmaktan dolayı açılan davada Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesinin 15/03/2011 tarihli ve 2010/8 esas, 2011/58 sayılı kararı ile üzerine atılı suçun unsurları mevcut olmadığından beraat ettiğinin anlaşılması karsısında, iftira, görevi kötüye kullanma ve sahtecilik suçu yönünden delillerin mahkemesince takdir ve değerlendirilmesinin uygun olacağı gözetilmeden verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itirazın kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca, anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 14.11.2011 gün ve 2011/14187/57656 sayılı kanun yararına bozmaya atfen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 20.01.2012 gün ve KYB.2011/388183 sayılı ihbarnamesiyle daireye ihbar ve dava evrakı tevdii kılınmakla incelenip gereği görüşüldü:
İncelenen dosya içeriğine göre:
Kırıkkale Cumhuriyet Başsavcılığı’nın emir ve talimatları doğrultusunda Kırıkkale Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi görevlilerince Yüksek İhtisas Hastanesi ve Devlet Hastanesinde ortopedi doktoru olarak görev yapan bazı doktorlar ile medikal firma sahipleri ve çalışanları arasında rüşvet karşılığı fiziksel bir rahatsızlığı olmayan hastaların karnelerini kullanarak, kişiler hastaneye gitmeden ve doktorların hastaları hiç görmeden usulsüz pahalı protez cihazlarını reçeteye yazdırdıkları, hastaların reçetesine yazılan ithal malzeme yerine yerli malzeme verdikleri, yazılan reçetelere ilişkin hastanelerde medikal firması çalışanları tarafından sağlık kurulu raporu çıkartıldığı, bu raporların hızlandırılması için hastanenin heyet raporu bölümünde çalışan görevlinin medikal firmalarına para karşılığı yardımcı olduğu, medikal sahiplerinin ve çalışanlarının, doktorlar, resmi kurum çalışanları ile birlikte organize olarak hareket ettikleri, sürekli bir şekilde Devleti dolandırdıkları, suç işlemek amacıyla örgüt kurdukları iddiaları ile ilgili başlatılan "MEDİKAL 71" isimli planlı soruşturma sonucunda, Kırıkkale Emniyet Müdürlüğü emrinde Lojistik Şube Müdürlüğünde görevli polis memuru ...’ın ... Ltd. Şti. sahiplerinden ... ile irtibatlı olduğu, gerek polis sıfatından gerekse eşinin SGK’da çalışmasından istifade ile örgüt adına bilgi toplayıp aktardığı, örgüte hasta yönlendirdiği, örgütün resmi ve özel işlerini takip ettiği, ... ve ... ile birlikte ortak Medikal kurmaya çalıştığı, ... firmasının katıldığı Delice Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı adına yapılan ihalede Delice İlçe Emniyet Müdürlüğünde görev yapan arkadaşı, hemşehrisi polis memuru ... vasıtası ile ihaleye fesat karıştırılmasını sağladığı şüphesi ile hakkında Kırıkkale Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 23.12.2009 gün ve 999/3701/124 sayılı iddianamesi ile Türk Ceza Kanunu'nun 158/l-e, h, 43/1, 220/2, 4, 6, 7 ve 53. sevk maddeleri uyarınca, Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2010/9 esasında; 24.12.2009 gün ve 3480/3720/126 sayılı iddianamesi ile de Türk Ceza Kanunu'nun 37/1. maddesi delaletiyle 235/l, 2-b, c, d, 3, 5 (iki kez uygulanmak suretiyle) ve 53. sevk maddeleri uyarınca 2010/8 esasında kayıtlı kamu davaları ve Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü'nün 7. maddesinin B-l bendinde belirtilen "hizmet içinde resmi sıfatının gerektirdiği saygınlığı ve güven duygusunu sarsacak eylem ve davranışlarda bulunmak" suretiyle disiplin suçunu işlediğinden bahisle disiplin soruşturması açılmıştır.

Dosya içerisinde bulanan belgelerden ve UYAP sisteminde yapılan sorgulamalardan Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2010/8 Esas sayılı dosyasında ...’ın beraatine karar verildiği dosyanın halen temyiz incelemesi için Yargıtay’da bulunduğu, 2010/9 Esas sayılı dosyanın ise aynı mahkemenin 2011/152 Esas sayılı dosyası ile birleştiği ve derdest olduğu, disiplin soruşturması sonucunda Kırıkkale Valiliği İl Polis Disiplin Kurulu’nun 19.11.2009 gün ve 2009/25 sayılı kararı ile ...’ın “hizmet içinde resmi sıfatının gerektiği saygınlığı ve güven duygusunu sarsacak eylem ve davranışlarda bulunmak" disiplin suçunu işlediği kanaatine varılarak Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü'nün 7/B-l, 15 ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 15. maddeleri uyarınca brüt aylığının 1/4 oranında kesilmesine karar verildiği, işlemin iptali için Kırıkkale İdare Mahkemesi nezdinde dava açıldığı, 29.07.2010 gün ve 8/371 sayılı kararla davanın reddedildiği, dosyanın temyiz incelemesi için Danıştay’da bulunduğu anlaşılmıştır.

Şikâyetçi ... vekili tarafından belirtilen adli ve idari soruşturmalardan sonra 22.10.2010 ve 26.01.2011 tarihli dilekçelerle Kırıkkale Cumhuriyet Başsavcılığı’na müracaatta bulunularak özetle, soruşturmalara dayanak yapılan Komiser ... tarafından düzenlenen 25.03.2008, Polis Memuru ... tarafından düzenlenen 03.04.2008, Polis Memuru ... tarafından düzenlenen 03.04.2008 ve polis memuru ... tarafından düzenlenen 20.03.2008 tarihli tutanakların sahte oldukları, Kaçakçılık Şube Müdürü ...’ın ...’a kişisel husumet beslediği ve tutulan bu sahte tutanaklardan haberdar ve sorumlu olduğu ve ...’ın ifadesi sırasında ... ve ... ile yaptığı telefon görüşmeleri ile ilgili sorular sorulduğu ancak ne ... ne de ... ve ... hakkında bir dinleme kararı bulunmadığı belirtilip şüpheliler ..., ..., ..., ... ve ... hakkında evrakta sahtecilik, görevi kötüye kullanma, iftira, adli yargılamayı etkilemeye teşebbüs ve re’sen tespit edilecek diğer suç vasıflarından soruşturma yapılması ve kamu davası açılması talep edilmiştir.

Kırıkkale Cumhuriyet Başsavcılığınca 2010/8504 sayı ile yürütülen soruşturma sonucunda 02.06.2011 gün ve 2011/2398 sayılı karar ile tanıklar ..., ... ve...'ın şikâyete konu olayla ilgili olarak yapılan soruşturmada şüpheli, kovuşturmada sanık sıfatlarının bulunması, müşteki ile beraber yargılanıyor olmaları, tarafsız tanık ...'ın beyanı, iletişimin tespiti sonunda belirlenen telefon görüşmeleri, Kırıkkale Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün 2008 ve 2009 yıllarındaki iş yükü gözönüne alındığında, şüpheliler ... ve ...'un hakaret, şüpheliler ... ve ...'ın sahtecilik, şüpheli ...'ın görevi kötüye kullanmak ve sahtecilik, tüm şüphelilerin iftira suçlarını işlediklerine ilişkin müştekilerin soyut iddiası dışında kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak, objektif ve somut delil elde edilemediği gibi şüpheliler ... ve ...'ın şikâyete konu tutanaklardaki tarihlerin "sehven" yazıldığına ilişkin, tanıklar ... ve ...’ın beyanları, iletişimin tespiti tutanakları içerikleri ve olayın oluş şekline göre aksi kanıtlanamayan savunmalar gözönüne alındığında, sahtecilik suçunun unsurlarının oluşmadığı tüm evrak kapsamından anlaşılmakla şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş, iş bu karara karşı vaki şikâyetçi ve vekilinin itirazları mercii Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesince kovuşturmaya yer olmadığı kararı usul ve yasaya uygun bulunarak 27.07.2011 gün ve 2011/632 D.İş sayılı karar ile reddedilmiştir.

Mercii Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesinin belirtilen kararına karşı Adalet Bakanlığı tarafından tebliğnamede belirtilen gerekçelerle kanun yararına bozma talebinde bunulmuştur.

Tarih belgelerin önemli unsurlarından birisidir. Resmi evrakta tarihe bakılarak belgeyi düzenleyen kamu görevlisinin tanzim sırasında yetkili olup olmadığı anlaşılabileceği gibi, özel belgede de rızasını beyan eden kimsenin bunu beyan tarihinde ehil olup olmadığı anlaşılır.

Nitekim uygulamada bir belge düzenlenirken genellikle belgenin düzenlendiği yer ve tarihin yazıldığı görülmektedir. Bazı belgeler bakımından; örneğin, kambiyo senetlerinde; tarihin bulunması zorunlu bir unsur olarak kabul edilmiştir. Buna karşın, aksine bir düzenleme bulunmadığı müddetçe belgede tarihin yazılı bulunması belgenin geçerliliği bakımından şart değildir.

Tarihin bazen belgenin asli bir unsuru olmadığı da kabul edilmektedir. Bu gibi hallerde önemli olan tarih değil belgenin içeriğidir. Belgede tarihin bulunmaması veya değiştirilmesinin belgenin geçerliliğine bir tesiri yoktur.

Tarihinin gerçeğe aykırı biçimde yazılması maddi (fikri) bir sahteciliktir. Ancak tarih değişikliğinin sahtecilik olarak kabul edilip cezalandırılabilmesi için tarihin belgenin önemli, asli bir unsuru ve değişikliğin sonuca etkili olması gerekir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 14.02.1983 gün ve 471/46 sayılı kararında da bu husus şu şekilde vurgulanmıştır: “Tarih bir belgenin içeriği ile bütünleşen, zaman koşulunu yansıtan en önemli ögelerinden biridir ve onun bilerek değişik yazılması düşünsel sahteciliğin bir türüdür. Eğer bu tarih değişikliği zarar verici bir hukuksal sonuç doğurmazsa elbette tarih önemli bir öğe olmaktan çıkacaktır.”
Somut olayda; sahteliği iddia olunan belgelerin şüpheliler ..., ... ve ... tarafından tek taraflı tutulan şikâyetçi ...’ın kendilerine soruşturma ile ilgili sorular sorduğuna ilişkin kamu görevlisine suçu bildirmesi mahiyetinde tutanaklar ve şüpheli ...’ın yerinde yapılan araştırmalarda ...’ın SSK il müdürlüğünde çalışan...’a giderek “Vildan medikali kim araştırıyor, birileri SSK görevlisiyiz diyerek ... hastalarını geziyormuş” dediğinin tespit edildiğine ilişkin soruşturma tutanağı olduğu anlaşılmıştır. Şikâyetçi, şüpheli komiser ...’un 25.03.2008 tutanak tarihinde Antalya’da bir seminerde, şüpheli polis memuru ...’nın 03.04.2008 tutanak tarihinde yıllık izinde, şüpheli polis Memuru ...’ın da Ankara’da görevli, bu nedenle tutulan bu tutanakların sahte olduğunu, şüpheli ... tarafından tutulan tutanağın içeriğinin...’ın ifadelerinden anlaşılacağı üzere gerçeği yansıtmadığını iddia etmiştir. Şikâyetçinin tutanak tarihleri ile ilgili iddialarının resmi belgelerle de teyit edildiği anlaşılmıştır. Ancak, bu tutanaklar bakımından tarih önemli bir unsur değildir. Önemli olan husus içeriklerinin doğruluğudur. Zira bu tutanakların tarihsiz tutulmasının veya tahminen denilip bir veya birkaç tarihin birlikte yazılmasının tutanağın geçerliliğine bir tesiri yoktur. Şüpheliler ..., ... ve ...’ın ifadelerinden de anlaşıldığı üzere tutanaklar kendi aralarındaki konuşmalardan şikâyetçinin her birinden ısrarlı biçimde ve soruşturmanın güvenliğini etkileyecek şekilde bilgi almaya çalıştığını anlamaları üzerine olayların gerçekleşmesinden sonra kamu görevlisinin suçu bildirmesi mahiyetinde tahmini bir tarih yazılarak düzenlenmiştir. Tanıklar ..., ..., ..., ...’ın beyanları, iletişimin tespiti tutanakları, şüpheli ... tarafından tutulan tutanakta belirtilen ... plakalı araca soruşturma ile ilgili araştırma yapılmak üzere Ankara’ya gitmek için ek yakıt alındığı, buna dair belgelerin şikâyetçiye verildiği hususlarının doğruluğunu gösteren ve ...’nın yıllık iznini Kırıkkale’de geçirdiğini gösteren belgeler ve tüm dosya kapsamından suça konu tutanaklarının içeriklerinin gerçek olmadığını söylemek mümkün değildir. Kaldı ki bu tutanakların içeriklerine itibar edilerek disiplin cezası verilmiş ve ceza davaları açılmıştır. İdare mahkemesince disiplin cezasının iptali istemi reddedilmiştir. Gerek ceza davaları gerekse idari dava halen derdesttir. Şu halde suça konu tutanakların içeriklerinin takdir yetkisi de halen ilgili mahkemelere aittir.

Şikâyetçi ...’ın şüpheli olarak ifadesinin alınması sırasında ... ve ... ile yaptığı telefon görüşmeleri ile ilgili sorular sorulduğu ancak ne ... ne de ... ve ... hakkında bir dinleme kararı bulunmadığı iddialarına gelince; şikâyetçinin ifadesinde bu kişilerle yaptığı görüşmelerin varlığını kabul edip inkâr etmediği, Kırıkkale İdare Mahkemesi’nin anılan 29.07.2010 gün ve 8/371 sayılı kararında idare tarafından 20.07.2010 tarihli ara karara verilen cevapta ... hakkında dinleme kararı olmadığı ancak bu şahsın ...’in çalışanı olduğu ve dinleme kararı mevcut olan ...’in telefonu ile ...’ı araması sonucu görüşmenin dinlemeye takıldığının belirtildiği, ...’ın ifade tutanağından ... ile olan görüşmesinin de ...’in telefonu ile yapıldığının anlaşıldığı, gerek ... gerekse ...’ün şikâyetçi ile birlikte aynı ceza davalarında sanık oldukları anlaşılmakla şikâyetçinin telefonlarının usulsüz dinlenildiği veya hayali görüşme kayıtlarının delil olarak sunulmaya çalışıldığına ilişkin bir delil bulunmadığı anlaşılmıştır.

Açıklanan gerekçelerle; Kırıkkale Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 02.06.2011 gün 8504/ 2398 sayılı kovuşturmaya yer olmadığı kararına yapılan itiraz üzerine verilen mercii Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 27.07.2011 gün ve 2011/632 D.İş sayılı kararında bir isabetsizlik görülmediğinden, kanun yararına bozma istemine atfen düzenlenen ihbarnamedeki istemin CMK.nun 309. maddesi uyarınca REDDİNE, dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE, 22.11.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi

Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.

AvAi

Hukuki AI Asistanı
Merhaba! Ben AvAi, Avarsis Hukuki AI Asistanınız. Size nasıl yardımcı olabilirim?