‹ Ana sayfa
Yargıtay10. Hukuk Dairesiİş Hukuku · ön sınıflandırma

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi E.2011/3760 K.2012/10169

Esas No: 2011/3760 · Karar No: 2012/10169 · Karar Tarihi: 31.05.2012
Özet: (1) Uyuşmazlık, iş kazası sonucu ölen sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirlerin rücu tahsili talebine ilişkin; (2) Mahkeme, işverenin ve üçüncü kişinin kusurunun kanun hükümleriyle uyumlu olmadığını belirterek, dava dışı işverenin sorumluluğunu reddetmiş ve yalnızca İçişleri Bakanlığı’nın suçtan dolayı ihmal nedeniyle sorumlu tutulabileceğini kabul etmiştir.
Mahkemesi :Asliye Hukuk(İş) Mahkemesi
No :130-8

Dava, iş kazası sonucu ölen sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirler ile yapılan ödemeden oluşan Kurum zararının rücuan tahsili istemine ilişkindir.

Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.

Hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 26’ncı maddesi olup, işverenin ve davalı üçüncü kişinin rücu alacağından sorumluluğu ancak maddede öngörülen koşulların gerçekleşmesi halinde mümkündür.

506 sayılı Kanunun 26’ncı maddesine dayanan rücu davalarında kusurun belirlenmesinde; Mahkemece, öncelikle zararlandırıcı sigorta olayının ne şekilde oluştuğu dosya içersindeki tüm deliller takdir olunarak varsa çelişki giderilerek belirlenmeli ve kabul edilen maddi olgular bilirkişiye bildirilip olaydaki kusur durumunun buna göre çözümlenmesi istenmelidir. Bundan başka bu tür davalarda, bilirkişi ya da bilirkişi kurulunun, olayda ki, tarafların kusur durumunu saptarken iş güvenliği mevzuatına göre hangi önlemlerin alınması gerekeceğini, bu önlemlerin işverence alınıp alınmadığını ve alınmış önlemlere sigortalı işçinin uyup uymadığını ve dayanağı mevzuat hükümleri ayrıntılarıyla irdelenerek gösterilmeli, soyut ifadelerin kullanımı ile yetinilmemelidir.

Davaya konu somut olayda; taşımacılık faaliyetinde bulunan dava dışı şirket nezdinde tanker şoförü olarak çalışan sigortalı ...’in, Tunceli İli Ovacık İlçesinde petrol istasyonuna akaryakıt götürürken bir grup terörist tarafından durdurulduğu, yanındaki işçinin serbest bırakılıp kendisinin aracıyla Karşılar Jandarma Karakoluna doğru gitmeye zorlandığı ve bu arada araca patlayıcı bağlandığı, sigortalı karakola yaklaşırken bombanın uzaktan kumanda ile patlatıldığı ve sigortalının öldüğü anlaşılmaktadır.

Hükme esas alınan 08.11.2010 tarihli kusur raporunda; zararlandırıcı sigorta olayının vukuunda, “...terör saldırıları bakımından tehlikeli olduğu bilinen bölgeye tankerle sevkiyat sırasında, işçilerin korunması için özel bir önlem almadığı...” gerekçesiyle %25 dava dışı işverenin kusurlu, “...bölgede yaşayan insanların güvenliklerinin sağlanmasının Anayasal görevi olup, sorumluluktan kaçınamayacağı...” gerekçesiyle olayda kastı bulunan teröristlerin kusurundan %75 davalı ... Bakanlığının sorumlu olduğu belirlenmiştir.

Öncelikle belirtilmelidir ki; 2495 sayılı Bazı Kurum ve Kuruluşların Korunması ve Güvenliklerinin Sağlanması Hakkında ki Kanun uyarınca işveren taşımacılık şirketi, bu iş nedeniyle özel güvenlik teşkilatı kurma yükümlülüğü altında değildir. Sigorta olayının oluş biçimi ve olay yerini de içine alan bölgenin neredeyse bir savaş alanına dönüşmüş olduğu olgusu da dikkate alınarak her an beklenen terörist saldırıları karşısında emniyet kuvvetlerinin sağlayacağı tedbirlerin dışında işverenin ek bir önlem alması söz konusu olmadığından, işverene atfedilecek herhangi bir kusurdan ve giderek teselsül hükümlerine göre bu kusurdan davalının sorumluluğundan bahsedilemez.

Öte yandan; İçişleri Bakanlığı’nın vatandaşların ya da ülkede yaşayan herhangi bir bireyin can ve mal güvenliğini korumada Anayasal görev ve sorumluluğunun bulunduğu tartışmasızdır. Bu görev ve sorumluluk hem işlenecek suçları işlenmeden önce önleme hem de suç işlendikten sonra yakalama ve yargılamaya esas olmak üzere adli makamların emir ve talimatları çerçevesinde delil toplama faaliyetlerini içermektedir. Ancak, salt böyle bir sorumluluğunun bulunması, işlenen tüm suçlardan da sorumluluğu bulunduğu şeklinde algılanamaz. Aksinin kabulü ülkede kasten işlenen her suçta da suçu işleyenlerin kastından da mutlak sorumlu olduğu anlamına gelir. İhmal durumunda ise İçişleri Bakanlığı’nın işlenen suçlarda sorumluluğu bulunacaktır. Bu sorumluluğa esas olan ihmal; objektif bir ihmal değil, somut olayla illiyet bağı bulunan sübjektif ihmaldir. Yani, genel olarak yetersiz ya da eğitim eksikliği bulunan personel çalıştırılması, güvenlik tedbirlerinin alınması hususunda düzenli denetim mekanizması kurulmaması, gerekli istihbarat çalışmalarının yapılmaması, güvenlik ekipmanlarındaki teknolojik gelişmelerin takip edilerek, malzeme envanterine dahil edilmemesi ya da etkin kullanılmaması davalı idarenin sorumluluğu için yeterli değildir. Zira, bölgedeki terör faaliyetlerinin ulaştığı nokta, bütçeden önleme ve yakalama faaliyetleri için ayrılan miktarın büyüklüğü, sonuç olarak harcanan çaba bu türden bir sorumluluğa imkan vermemektedir. Ancak, ihbar olduğu halde müdahale edilmemesi gibi,eksikliğin somut olarak meydana gelen olayla tespit edilebilir illiyet bağı bulunması halinde ise; İçişleri Bakanlığı’nın olayın oluşunda kusurundan bahsedilebilecektir.

Bu nedenle, davaya konu somut olayda; açıklanan türden somut ve olayla illiyet bağı kurulabilir davalı idare ihmali bulunup bulunmadığını değerlendirecek, kazanın meydana geldiği iş kolunda, iş güvenliği ve işçi sağlığı konularında uzman bilirkişilerden oluşacak kuruldan, 506 sayılı Kanunun 26, 4857 sayılı Kanunun 77, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğünün 2 ve devamı maddelerine uygun olarak düzenlenmiş kusur raporu alınarak, kusur oran ve aidiyetlerinin gerçeğe uygun olarak tespiti gerekirken, teröristlerin kastını göz ardı eden bilirkişi raporu esas alınarak eksik araştırma, inceleme sonucu yazılı biçimde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 31.05.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.

AvAi

Hukuki AI Asistanı
Merhaba! Ben AvAi, Avarsis Hukuki AI Asistanınız. Size nasıl yardımcı olabilirim?