‹ Ana sayfa
Danıştay8. Daireİdare Hukuku

Danıştay 8. Daire E.2019/4572 K.2023/7963

Esas No: 2019/4572 · Karar No: 2023/7963 · Karar Tarihi: 27.12.2023
T.C.
D A N I Ş T A Y
SEKİZİNCİ DAİRE
Esas No : 2019/4572
Karar No : 2023/7963

TEMYİZ EDENLER : 1- (DAVALI) ... Belediye Başkanlığı - ...

**VEKİLİ:** Av. ...
2- (DAVACI) ...

**VEKİLİ:** Av. ...

İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarihli ve E:.., K:... sayılı kararının, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı tarafından; İstanbul ili, Sultangazi ilçesi, ... Mahallesi ... Sokak ile ... Caddesi kesişiminde bulunan ağacın 19/06/2014 tarihinde kök kısmından devrilerek davacının üzerine düşmesi sonucu yaralanması nedeniyle oluştuğu ileri sürülen 10.000,00 TL (ıslah sonrası 382.495,68 TL) maddi ve 250.000,00 TL manevi zararın bakım ve gözetim yükümlülüğü bulunan davalı idarece ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ...İdare Mahkemesince verilen ...tarihli ve E:.., K:... sayılı kararda; davalı idarenin sorumluluğu altında bulunan yerdeki ağacın bakım yükümlülüğünün tam olarak yerine getirilmemesi sonucu devrildiği ve davacının yaralandığı, buna göre olay sonrası ortaya çıkan zararın idarece tazmini gerektiği gerekçesiyle Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu'nun ... tarihli ve .... sayılı raporu ile tespit edilen %100 meslekte kazanma gücü kaybı ve hesap bilirkişi raporu ile belirlenen 382.495,68 TL maddi zararın tazmini isteminin kabulüne; 250.000,00 TL manevi tazminat isteminin 150.000,00 TL'lik kısmının kabulüne, fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir.

Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; davalı idarenin istinaf başvurusunun reddine, davacının istinaf başvurusunun kabulüne, kabul edilen 382.495,68 TL maddi tazminatın miktar artırım yoluyla artırılan 372.495,68 TL'lik kısmının ıslah dilekçesinin davalı idareye tebliğ tarihi olan 28/09/2018 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine, kararın hüküm fıkrasının 5. ve 6. bendinde yer alan "Kabul edilen (382.495,68 TL maddi tazminat ile 150.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 532.495,68 TL) tutar üzerinden hesaplanan 36.374,78 TL nispi karar harcından, dava açılırken davacından peşin olarak alınan 2.160,31 TL harcın mahsubuyla kalan 34.214,47 TL nisbi harcın davacıya tamamlattırılması için İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığına müzekkere yazılmasına, hesaplanan 36.374,78 TL nispi harcın davalı idare tarafından davacıya ödenmesine" ilişkin kısmın kaldırılmasına, 492 sayılı Harçlar Kanunu uyarınca hesaplanan 36.374,78 TL nispi karar harcından, davacılardan dava açma aşamasında peşin olarak alınan 2.160,31 TL nispi harçtan 25,20 TL maktu karar harcının mahsubu sonucu kalan 2.135,11 TL'nin davalı idareden alınarak davacılara verilmesine, kalan 34.239,67 TL'nin mahkemesince davalı idareye tamamlattırılmasına karar verilmiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : ...

DÜŞÜNCESİ : Davacının 17/06/2019 tarihli dilekçesinde kastedilenin davadan feragat olup olmadığının ve davalı idareye davanın kabulü yönünde Sultangazi Belediye Meclisi tarafından alınmış bir karar olup olmadığının sorularak buna ilişkin bilgi ve belgelerin istenilmesi yönünde ara kararı verilip bu hususlar aydınlatıldıktan sonra bir karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
Usul hukukunda, dava açmakta olduğu gibi kanun yoluna başvurmada da, hukuki yarar bulunmalıdır. Diğer bir ifadeyle, kanun yoluna başvuranın, aleyhine kanun yoluna başvurduğu kararın bozulması veya değiştirilmesinde korunmaya değer hukuki menfaatinin bulunması gerekmektedir.
Temyiz isteminde bulunan taraflarca dosyaya sunulan ek beyan dilekçeleri ve eklerinin incelenmesinden; Sultangazi Belediye Meclisi tarafından alınan 07/02/2019 tarihli kararla davaya konu ihtilafın 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 18. maddesinin (h) bendi uyarınca uzlaşma ile çözümlenmesine karar verildiği, 13/06/2019 tarihinde taraflar arasında akdedilen protokol ile bakılan uyuşmazlığın sulh yoluyla giderilmiş olduğunun taraflarca beyan edildiği görülmektedir.
Bu durumda, tarafların temyiz istemleri hakkında karar verilmesinde hukuki yarar kalmadığı anlaşıldığından temyiz istemlerinin incelenmesine olanak bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1- TEMYİZ İSTEMLERİNİN İNCELENMEKSİZİN REDDİNE,
2- Temyiz giderlerinin istemde bulunanlar üzerinde bırakılmasına, kesin olarak, 27/12/2023 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.




KARŞI OY:
(X)- Dava; İstanbul ili, Sultangazi ilçesi, ... Mahallesi ... Sokak ile ... Caddesi kesişiminde bulunan ağacın 19/06/2014 tarihinde kök kısmından devrilerek davacının üzerine düşmesi sonucu yaralanması nedeniyle oluştuğu ileri sürülen 10.000,00 TL (ıslah sonrası 382.495,68 TL) maddi ve 250.000,00 TL manevi zararın bakım ve gözetim yükümlülüğü bulunan davalı idarece ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
İdare Mahkemesince, 382.495,68 TL maddi tazminat isteminin kabulüne; 250.000,00 TL manevi tazminat isteminin 150.000,00 TL'lik kısmının kabulüne, fazlaya ilişkin kısmının reddine karar verilmiş; tarafların Mahkeme kararına yönelik istinaf başvuruları ise Bölge İdare Mahkemesince hüküm fıkrasında davacı lehine yapılan düzeltme haricinde reddedilmiştir.
Taraflarca temyiz başvurusunda bulunulduktan sonra davacı vekilinin 17/06/2019 tarihinde kayda giren ek beyan dilekçesiyle işbu uyuşmazlığın 13/06/2019 tarihinde akdedilen protokol ile sulh yoluyla giderildiği bildirilerek gereğinin yapılması talep edilmiş; davalı vekilinin 14/11/2019 tarihinde kayda giren dilekçesiyle de dosyaya sunulan sulh protokolü kapsamında kararın bozulması gerektiği ileri sürülmüştür.
Bu haliyle uyuşmazlığın çözümlenebilmesi açısından, öncelikle davaya son veren taraf işlemlerinden olan "Sulh" müessesesinin idari yargıdaki durumunun ve tarafların imzaladığı sulh sözleşmesinin uyuşmazlığa etkisinin incelenmesi gerekmektedir.
Kavramsal olarak:
Sulh, bir sözleşme olup kural olarak tarafların karşılıklı olarak kısmî kabul, kısmî feragati anlamına gelir. Sulh, henüz bir dava söz konusu olmadan, tarafların uyuşmazlığı anlaşarak ortadan kaldırmaları şeklinde de olabilir. Taraflar, mahkeme dışında yaptıkları bir sulh sözleşmesini mahkeme tutanağına geçirtmek suretiyle de sulh olabilirler. Bu hâlde sulh anlaşması tutanağa eklenir ve mahkeme dışı sulh mahkeme içi sulhe dönüşür. Sulhun, bir taraftan irade bozukluğu veya aşırı yararlanma hükümlerine göre iptali mümkünken, diğer taraftan da davayı sona erdirici bir etki göstermekte ve kesin hükümle aynı hukuksal sonuçları doğurmaktadır. Taraflar, sadece dava konusu uyuşmazlık üzerinde sulh olabilecekleri gibi, dava dışında bırakılmış hususları da sulhun konusuna dâhil edebilirler (Pekcanıtez/Özekes/Akkan/Taş Korkmaz, Medenî Usul Hukuku, III. Cilt, Onikilevha, 15. Bası, İstanbul, Mart 2017, s.2033, 2035-2036).
Şarta bağlı olmayan sulh ve böyle bir sulh üzerine verilen mahkeme kararı, maddi anlamda kesin hüküm teşkil eder (KURU Baki, Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt: IV, 2001, İstanbul, s. 3783).
Sulhe ilişkin olarak doktrinde yer verilen değerlendirmeler uyarınca, sulhun dava konusu ile ilgili olarak yapılabileceği gibi, dava dışındaki hususların da sulhun konusuna dahil edilebileceği; yine mahkeme dışında yapılan bir sulh sözleşmesinin, mahkemece tespiti ile mahkeme içi sulhe dönüşeceği; davaya son veren, başka bir ifadeyle uyuşmazlığı sonlandıran bir taraf işlemi olan sulhun maddi anlamda kesin hüküm gibi hukukî sonuç doğuracağı anlaşılmaktadır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Sulh" başlıklı 313. maddesinde, "(1) Sulh, görülmekte olan bir davada, tarafların aralarındaki uyuşmazlığı kısmen veya tamamen sona erdirmek amacıyla, mahkeme huzurunda yapmış oldukları bir sözleşmedir. (2) Sulh, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri uyuşmazlıkları konu alan davalarda yapılabilir. (3) Dava konusunun dışında kalan hususlar da sulhun kapsamına dâhil edilebilir..." kuralı yer almıştır.
Şarta bağlı olmayan sulh ve böyle bir sulh üzerine verilen mahkeme kararı, maddî anlamda kesin hüküm (m.237) teşkil eder. Sulhun ve sulh üzerine verilen mahkeme kararının maddî anlamda kesin hüküm teşkil etmesi, müddeabihi, dava sebebi ve tarafları aynı olan yeni (ikinci) bir dava içindir. Buna karşılık, yeni (ikinci) davanın müddeabihi, dava sebebi veya tarafları değişik ise, birinci davadaki sulh (ve sulh üzerine verilen mahkeme kararı) ikinci davanın görülmesine engel teşkil etmez (KURU Baki, Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt: IV, 2001, İstanbul, s.3783-3874).
Yargıtay'ın müstekar kararlarında, tarafların mahkemeden sulh sözleşmesine göre karar verilmesini istememeleri durumunda, mahkemece karar verilmesine yer olmadığına; sulh sözleşmesine göre karar verilmesini istemeleri durumunda ise, mahkemece sulh sözleşmesine göre bir karar (hüküm) verilmek zorunda olduğu belirtilerek, mahkemece, sadece taraflar arasındaki sulh sözleşmesinin tasdiki ile yetinilerek infaza elverişli hüküm kurulmamasının bozma sebebi olduğu belirtilmektedir. (Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin E:2017/1838, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi E:2017/9390,E:2017/8193 sayılı kararları)
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesi bakımından:
20/01/1982 tarihli ve 17580 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Kapsam ve nitelik" başlıklı 1. maddesinin 1. fıkrasında, "Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemelerinin görevine giren uyuşmazlıkların çözümü, bu Kanunda gösterilen usullere tâbidir." hükmüne; "Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Vergi Usul Kanununun uygulanacağı haller" başlıklı 31. maddesinin 1. fıkrasında, "Bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda; hakimin davaya bakmaktan memnuiyeti ve reddi, ehliyet, üçüncü şahısların davaya katılması, davanın ihbarı, tarafların vekilleri, dosyanın taraflar ve ilgililerce incelenmesi, feragat ve kabul, teminat, mukabil dava, bilirkişi, keşif, delillerin tespiti, yargılama giderleri, adli yardım hallerinde ve duruşma sırasında tarafların mahkemenin sukünunu ve inzibatını bozacak hareketlerine karşı yapılacak işlemler, elektronik işlemler ile ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla duruşma icrasında Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümleri uygulanır." düzenlemesine yer verilmiştir.
Yargılama usulleri ve bu usullerle çözüme bağlanacak uyuşmazlıkların birbiriyle yakın ilişki içinde oldukları, medeni yargılama hukukunun, özel hukuk alanında, tarafların öznel haklarının çatıştığı uyuşmazlıkların çözümünde uygulanacağı; idari yargılama hukukunun ise, idari işlem ve eylemlerin hukuka uygunluğunun yargı yolu ile denetlenmesinde uygulanacağı ve idarenin hukuka uygunluğunun sağlanması ile kamu yararının gerçekleşmesine hizmet edeceği açıktır.
İdarî yargılama hukukunda "kendiliğinden araştırma ilkesi" geçerlidir ve hâkim, medenî yargılama hukukuna göre daha etkin bir konumdadır. 2577 sayılı Kanun'un 20. maddesinde düzenlenen bu ilkeye göre, medenî yargılama hukukundan farklı olarak, mahkeme, davadaki olguları ve delilleri kendiliğinden araştırır. Medenî yargılama hukukunda ise delilleri taraflar toplar ve mahkemeye sunar.
Bu iki yargılama hukukuna ilişkin farklı usûl kanunları bulunmasına rağmen, idarî yargılama hukuku bazı konularda medenî yargılama hukukuna atıf yapmış olup 2577 sayılı Kanun'un 31. maddesiyle yapılan bu atıfla birlikte Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda düzenlenen bazı konulara ilişkin hükümler idarî yargılamanın özellikleri dikkate alınarak uygulanmaktadır.
Kanun koyucu tarafından, idarî yargı mercilerine, 2577 sayılı Kanun'un 31. maddesinde sayma suretiyle belirlenen ve bu Kanun'da hüküm bulunmayan hususlarda Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun bazı hükümlerinin uygulanmasına yönelik olarak yetki verilmiştir.
Nitekim, (Mülga) 3546 sayılı Devlet Şûrası Kanunu'nun 44. maddesinde, sınırlı olarak belirtilen hususlarda Hukuk Usûlü Muhakemeleri Kanunu'nun umumî hükümlerinin tatbik olunacağının belirtilmesi nedeniyle, 04/05/1954 tarih ve 8698 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 05/02/1954 tarih ve E:1952/154, K:1954/33 sayılı Devlet Şûrası Tevhidi İçtihat kararında, "...bu Kanunun Devlet Şûrasında görülmekte olan davalar dolayısıyla ve hangi mevzularda tatbik kabiliyeti olduğu 3546 sayılı Kanunun 44. maddesinde hasren tayin ve tadat edilmiş bulunduğuna ve yukarıda zikrolunan Usul Kanununun gerek 15. maddesine ve gerek masarifi muhakemeden bahis olan 12. fasıl hükümlerine sarih bir atıf da mevcut olmadığına göre adı geçen Kanunun mevzuumuzla ilgili hükümlerinin kıyas yoluyla tatbikına cevaz görülmemiştir." gerekçesine yer verilmek suretiyle maddede atıf yapılmayan hususların kıyas yoluyla genişletilmesinin mümkün olmayacağı belirtilmiştir.
2577 sayılı Kanun'un 31. maddesi ile 02/07/1927 tarihli ve 622 sayılı Resmi Gazete'te yayımlanan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun Yedinci Faslında düzenlenen "Feragat ve kabul" hususunda Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin uygulanmasına cevaz verilmiş; uygulamada ve teoride kabul edilen "Sulh" müessesine 1086 sayılı Kanun'da yer verilmemiştir. 04/02/2011 tarihli ve 27836 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile 1086 sayılı Kanun yürürlükten kaldırılmış, "Sulh" müessesesi ilk defa 6100 sayılı Kanun'da düzenlenmiştir.
Bu haliyle, 1086 sayılı Usul Kanunu’nda yer almayan "sulh" hususunda 2577 sayılı Usul Kanunu'nun 31. maddesinde atıf yapılmaması tabii olup bu durum yasama organının iradesinin sulhün idari yargılama usulünde uygulanmayacağı yönünde olduğuna karine teşkil etmeyeceği sonucuna ulaşılmaktadır.
659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname (KHK) yönünden:
02/11/2011 tarihli ve 28103 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'de, Kararname kapsamındaki idarelerin (genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri -Türkiye Büyük Millet Meclisi, Cumhurbaşkanlığı, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay dâhil- ve özel bütçeli idareler) adlî ve idarî uyuşmazlıklarda sulh olabilmelerine ilişkin özel düzenlemelere yer verilmiş, Kararname'nin "İdarî uyuşmazlıkların sulh yoluyla halli ve vazgeçme yetkileri" başlıklı 12. maddesinin 9. fıkrasında, "Sulh olunan konu ya da miktara ilişkin olarak dava yoluna başvurulamaz." kuralına yer verilmiştir.
Bu haliyle, anılan KHK ile düzenlenen sulhün, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda düzenlenen sulhten farklı olarak, tarafların uyuşmazlığı yargı yoluna intikal ettirmeden önce başvurdukları bir müessese olarak düzenlendiği ve davalı belediyenin de 659 sayılı KHK kapsamında bulunmadığı görülmekle bakılan uyuşmazlığın çözümünde anılan KHK'nın uygulanamayacağı açıktır.
Belediyelerin Sulh Yetkisi Yönünden:
13/07/2005 tarihli ve 25874 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 15. maddesinin 1. fıkrasının (k) bendinde, “Vergi, resim ve harçlar dışında kalan dava konusu uyuşmazlıkların anlaşmayla tasfiyesine karar vermek” belediyenin imtiyaz ve yetkileri arasında düzenlenmiş; 18. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendinde, “Vergi, resim ve harçlar dışında kalan ve miktarı beş bin YTL’den fazla dava konusu olan belediye uyuşmazlıklarını sulh ile tasfiyeye, kabul ve feragate karar vermek” belediye meclisinin görevleri arasında sayılmış; 34. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinde ise, “Vergi, resim ve harçlar dışında kalan dava konusu olan belediye uyuşmazlıklarının anlaşma ile tasfiyesine karar vermek” görevi belediye encümenine bırakılmıştır.
Bakılan uyuşmazlıkta, belediye meclisine yasayla verilen yetkinin kullanılarak 07/02/2019 tarihli ve 19 sayılı belediye meclisi kararına istinaden taraflar arasında sulh sözleşmesi imzalandığı görülmekte olup idari işlem niteliğindeki bu tasarrufun inceleme dışı bırakılması yargı yetkisinin kısıtlanması anlamına gelecektir.
Sonuç olarak:
Yukarıda açıklanan mevcut hukuki durum dahilinde uyuşmazlığın çözümünde, davacı ve davalının karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarından oluşan sulh sözleşmesinin özünü oluşturan davacının feragat beyanı ve/veya davalının kabul beyanı esas alınmak suretiyle 2577 sayılı Kanun'da Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na atıf yapılan haller arasında sayılarak uygulama kabiliyeti kazanan "feragat" ve "kabul" müessesesine yönelik usulun uygulanması gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.
Uyuşmazlıkta gelinen aşamada davacının tazminat isteminin kabulü yönündeki Mahkeme kararı yanında ihtilafın sulh yoluyla giderildiğine ilişkin sulhname bulunmakta ve bu iki metin birbirinden farklı hükümler içermektedir.
Bu itibarla; davalı idare vekilinin sulh sözleşmesi çerçevesinde temyize konu kararın bozulmasını talep ettiği de göz önünde bulundurularak davacıya 17/06/2019 tarihinde kayda geçen dilekçesinde kastedilenin davadan feragat olup olmadığının ve davalı idare vekiline davanın kabulü yönünde Sultangazi Belediye Meclisi tarafından alınmış başkaca bir karar olup olmadığının sorularak buna ilişkin bilgi ve belgeler ile açık taraf beyanlarının istenilmesi yönünde ara kararı verilip bu husus aydınlatıldıktan sonra bir karar verilmesi ya da sulhname çerçevesinde bir karar verilmek üzere kararın bozulması gerektiği görüşü ile çoğunluk kararına katılmıyorum.

Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.

AvAi

Hukuki AI Asistanı
Merhaba! Ben AvAi, Avarsis Hukuki AI Asistanınız. Size nasıl yardımcı olabilirim?