Danıştay6. Daireİdare Hukuku · ön sınıflandırma
Danıştay 6. Daire E.2022/1318 K.2025/5545
T.C. DANIŞTAY ALTINCI DAİRE
Esas No: 2022/1318
Karar No: 2025/5545
TEMYİZ EDEN (DAVACI): ...
VEKİLİ: Av. ...
KARŞI TARAF: (DAVALILAR)
1- ... Büyükşehir Belediye Başkanlığı
VEKİLİ: Av. ...
2- ... Belediye Başkanlığı/...
VEKİLİ: Av. ...
(DAVALI YANINDA MÜDAHİLLER)
1- ... 2- ...
...
88- ...
89-... Mağ. Hipermarket. Day. Tük. Mal. San. Tic. Ltd. Şti.
VEKİLLERİ: Av. ...
İSTEMİN KONUSU: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: Mersin ili, Tarsus ilçesi, ... Mahalle, ... ada, ... parsel (yeni ... ada, ... parsel) sayılı taşınmazın bulunduğu alanda parselasyon yapılmasına ilişkin ... tarih ve ... sayılı Tarsus Belediye Encümeni kararı ile bu kararın onaylanmasına ilişkin... tarih ve ... sayılı Mersin Büyükşehir Belediye Encümeni kararının iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonrasında düzenlenen bilirkişi raporunun ve dosyanın birlikte incelenmesinden, davacıya ait taşınmazın bulunduğu alanda yapılan imar planı revizyonları gereği yeni bir parselasyon yapılmasının teknik bir zorunluluktan kaynaklandığı, alanda önceden parselasyon yapıldığından dava konusu parselasyonda düzenleme ortaklık payı (DOP) oranının %0 olarak belirlenerek mevzuata uygun davranıldığı, imar uygulamasında parsel ayırma hattının gösterilmemesinin plan notu ve imar durum belgesindeki düzenleme nedeni ile mevzuata aykırı olmadığı, davacıya yerinden ve eşdeğer tahsis yapıldığı, dava konusu parselasyonun davacı bakımından parselasyon tekniğine dağıtım ilkelerine ve mevzuata uygun olduğu sonucuna varıldığından davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararının özeti: Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu ... İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve istinaf dilekçelerinde ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği gerekçesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Temyize konu kararın usul ve hukuka aykırı olduğu iddiasıyla bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
SAVUNMALARIN ÖZETİ: Temyiz edilen kararda bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, usul ve kanuna uygun olan kararın onanması gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ: Temyiz isteminin kabulü ile temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE
GEREKÇE:
MADDİ
OLAY:
Mersin ili, Tarsus ilçesi, ... Mahalle, ... ada, ... parsel sayılı, 252 m2 alanlı, davacı adına müstakil olarak kayıtlı olan taşınmazın bulunduğu alanda Tarsus Belediye Encümeninin ... tarih ve ... sayılı kararıyla, 2981 sayılı Kanunun 10/c maddesine istinaden yapılan parselasyonda, %29,34 oranında, 67 m2 DOP kesintisi yapıldıktan sonra kalan 185 m2’lik davacının hak edişinin 17 m2’si ipotek alacağına dönüştürülmüş, 168 m2’lik kısmı ise bir kısmı kendi parselini de kapsayacak şekilde oluşturulan 667 m2 alanlı ... ada, ... parsel sayılı taşınmazda hisseli olarak tahsis edilmiştir.
Davacı lehine ipotek tesis edilen 17 m2’lik alanın, 16 m2’lik kısmı ... ada, ... parsel sayılı, 1 m2’lik kısmı ise ... ada, ... parsel sayılı taşınmazdan verilmiş, ... ada, ... parsel sayılı taşınmazdaki 16 m2’lik hisse... tarih ve ... yevmiye numarası ile tapudan terkin edilmiştir.
Davacıya tahsis edilen parsel, düzenleme işleminin onaylandığı tarihte yürürlükte bulunan dayanak 1/1000 ölçekli uygulama imar planında ayrık nizam 4 kat konut alanı olarak planlanmış iken daha sonra Tarsus Belediye Meclisinin 25/10/1996 tarihli kararıyla onaylanan 1/1000 ölçekli uygulama imar planı revizyonu ile ayrık nizam 8 katlı konut alanına dönüştürülmüştür.
Tarsus Belediye Meclisinin... tarih ve ... sayılı kararıyla kabul edilen 1/1000 ölçekli uygulama imar planı revizyonu ile, ... ada, ... parsel sayılı taşınmazın kullanım kararı, E=2.75, h=25.00 m. yapılaşma koşullarında ticaret alanı olarak planlanmış, taşınmazın içinde bulunduğu imar adasındaki konut ve ticaret alanı kullanımları, ifraz hattı ile ayrılmıştır.
Anılan imar planı değişikliğinden sonra, 5216 sayılı Kanunun 7/b maddesine göre Mersin Büyükşehir Belediye Encümeninin... tarih ve ... sayılı kararıyla onaylanan Tarsus Belediye Encümeninin... tarih ve ... sayılı kararıyla, dava konusu parseli de kapsayan alanda yapılan uyuşmazlığa konu parselasyonda, DOP %0 olarak hesaplanmış, davacının 667 m2 alanlı ... ada, ... parsel sayılı taşınmazdaki 168 m2'lik payı, 10.601 m2 alanlı ... ada, ... parsel sayılı taşınmazda, ticaret alanına denk gelen kısımdan hisseli olarak tahsis edilmiştir.
Bunun üzerine bakılan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 35. maddesinde, "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz." kuralına yer verilmiş, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasını düzenleyen 13. maddesinde ise, temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı, hükmüne yer verilmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 2. maddesinin (a) bendinde iptal davaları; idari işlemler hakkında yetki, sebep, şekil, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar olarak tanımlaşmıştır. Aynı Yasanın "Dilekçeler üzerine ilk inceleme" başlıklı 14. maddesinde idari yargı yerlerine verilen dilekçelerin, a) Görev ve yetki, b) İdari merci, c) Ehliyet, d) İdari davaya konu olabilecek kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olup, olmadığı, e) Süre aşımı, f) Husumet, g) 3 ve 5. maddelerine uygun olup olmadıkları yönlerinden sırasıyla inceleneceği düzenlenmiştir.
6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun "Tanımlar" başlıklı 2. maddesinde, "Riskli yapı: Riskli alan içinde veya dışında olup ekonomik ömrünü tamamlamış olan ya da yıkılma veya ağır hasar görme riski taşıdığı ilmî ve teknik verilere dayanılarak tespit edilen yapıyı ifade eder." hükmüne, aynı Kanun'un "Uygulama işlemleri" başlıklı 6. maddesinin 5. fıkrasının (a) bendinde, riskli alanlara, rezerv yapı alanlarına ve riskli yapıların bulunduğu taşınmazlara ilişkin her tür harita, plan, proje, arazi ve arsa düzenleme işlemleri ile toplulaştırma yapmaya Bakanlığın yetkili olduğu hüküm altına alınmış; aynı maddenin 6. fıkrasında; "Bakanlık, riskli alanlar, rezerv yapı alanları ve riskli yapıların bulunduğu parsellerdeki uygulamalarda faydalanılmak üzere, özel kanunlar ile öngörülen alanlara ilişkin olanlar da dahil, her tür ve ölçekteki planlama işlemlerine esas teşkil edecek standartları belirlemeye ve gerek görülmesi halinde bu standartları plan kararları ile tayin etmeye veya özel standartlar ihtiva eden planlar ve kentsel tasarım projeleri yapmaya, yaptırmaya ve onaylamaya yetkilidir." hükmüne yer verilmiştir.
3194 sayılı İmar Kanununun "Arsa ve Arazi düzenlemesi" başlıklı 18. maddesinin işlem tarihinde yürürlükte olan halinde; "İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil işlemlerini yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye ve mücavir alan dışında ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe kullanılır.(...)" hükmüne yer verilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin 27/02/2014 tarihli, E:2012/87, K:2014/41 sayılı kararına konu olan 6306 Sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun’un 3. maddesinin 7. fıkrasında yer alan “Bu Kanunun uygulanması için belirlenen alanların sınırları içinde olup riskli yapılar dışında kalan diğer yapılardan uygulama bütünlüğü bakımından Bakanlıkça gerekli görülenler de bu Kanun hükümlerine tabi olur.” hükmünün iptali istemiyle açılan davada, "Kuralda, anılan nitelikteki yapıların da “bu (6306 sayılı) Kanun hükümlerine tabi” olacağı belirtilmiştir. Kanun’un amacı 1. maddede, bu amaç doğrultusunda yapılacak uygulamalar ise 3., 4., 5. ve 6. maddelerde düzenlenmiştir. Kanun’un 3. maddesinde riskli yapıların tespiti ve kamuya ait taşınmazların tahsis ve devri kurala bağlandığından, anılan maddenin bu nitelikte olmayan dava konusu kural kapsamındaki taşınmazlara uygulanma imkânı bulunmamaktadır. Dolayısıyla riskli olmayan yapılar hakkında, Kanun’un 4., 5., ve 6. maddeleri uyarınca uygulama yapılacaktır. Anılan maddeler içinde, imar kısıtlamaları, yapının tahliyesi ve yıkılması, taşınmazın kamulaştırması gibi mülkiyet hakkını sınırlandırdığı açık olan düzenlemeler bulunmaktadır.
Kanun’un genel amacı afet riski altındaki alanlar ile bu alanlar dışındaki riskli yapıların bulunduğu arsa ve arazilerde, fen ve sanat norm ve standartlarına uygun, sağlıklı ve güvenli yaşama çevrelerini teşkil etmek üzere iyileştirme, tasfiye ve yenilemedir. Dava konusu kural ise bu genel amaç doğrultusunda yapılacak uygulamalarda “uygulama bütünlüğü”nü sağlamak için getirilmiştir. Bunda meşru bir kamu yararı olduğu konusunda tereddüt bulunmamaktadır.
Bununla birlikte kanunla getirilen bu sınırlamanın, kamu yararı amacı taşıması dışında, kamunun yararı ile bireylerin temel hakları arasında kurulması gereken adil dengeyi bozmaması, ölçülü olması da gerekir. Dava konusu kuralla, “riskli olmayan yapılar” hakkında yapılacak uygulamalara ilişkin özel bir düzenleme öngörülmemiş, riskli yapılara ilişkin kurallara atıf yapılmıştır. Ancak anılan kurallar, yapıların riskli olması dikkate alınarak düzenlenmiş, kamu yararı ile bireylerin hakları arasında buna uygun denge oluşturulmaya çalışılmıştır. Menfaatler dengesi bu şekilde oluşturulan kuralların riskli olmayan yapılara uygulanması, Anayasa’nın 13. maddesinde temel hakların sınırlandırılmasının ölçütleri arasında yer verilen “ölçülülük” ilkesine aykırılık oluşturmakta ve kamu yararı ile riskli olmayan yapı sahiplerinin hakları arasında kurulması gereken dengeyi bozmaktadır." gerekçesiyle kuralın iptaline hükmedilmiştir.
Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı üzerine, 6704 sayılı Kanunun 21. maddesiyle 6306 sayılı Kanun’un 3. maddesinin 7. fıkrası yeniden düzenlenmiştir. Bu düzenlemenin yeni hali, “Bu Kanunun uygulanması için belirlenen alanların sınırları içinde olup riskli yapılar dışında kalan diğer yapılardan uygulama bütünlüğü bakımından Bakanlıkça gerekli görülenler, değerleme çalışmalarında yapının riskli olmadığı gözetilmek kaydıyla bu Kanun hükümlerine tabi olur.”şeklini almıştır. Söz konusu düzenlenmenin iptali istemiyle yapılan başvuru üzerine Anayasa Mahkemesinin 15/11/2017 tarihli, E:2016/133, K:2017/155 sayılı kararıyla; "... herhangi bir riski bulunmayan sağlam yapılar için uygulama bütünlüğü bakımından Bakanlıkça gerekli görülmesi halinde 6306 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması durumunda bu yapıların maliklerinin uğradığı zararların tamamının karşılanması sorumluluk hukukunun gereğidir. Uygulama alanındaki sağlam yapılara yönelik değer tespitinde yapının riskli olmadığının gözetilmesi de esasında bu amaca hizmet etmektedir. Bu itibarla Kanun’un uygulanması için belirlenen alanların sınırları içinde olup riskli yapılar dışında kalan yapılar hakkında 6306 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması nedeniyle maliklerin mülkiyet hakkına yönelik kısıtlamaların, taşınmazın değer tespitinde yapının riskli olmadığının gözetilmesi suretiyle dengelendiği söylenemeyeceği...” gerekçesiyle kuralın iptaline karar verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/1-a maddesinde iptal davalarının, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılabileceği hükmüne yer verilmiştir.
İdari işlemlerin hukuka uygunluğunun yargı yoluyla denetimini amaçlayan iptal davasının görülebilmesi için ön koşullardan olan ehliyet, yani idari işlemle dava açacak kişi arasında "menfaat ilgisi"nin bulunup bulunmadığının yargı yerince takdir edileceği açıktır.
İptal davasına konu edilecek işlem ile davacı arasında menfaat ilişkisinin kurulabilmesi gerek doktrinde gerekse yargı içtihatlarında belirlendiği üzere ancak kişisel, meşru ve güncel bir ilginin varlığıyla mümkündür.
İdari işlemlerin hukuka uygunluğunun yargı yoluyla denetimini amaçlayan iptal davasının görüşülebilmesinin ön koşullardan biri olan "dava açma ehliyeti", her idari işleme karşı herkes tarafından iptal davası açılmasının idare ile işlemlerinde istikrarsızlığa neden olunmaması ve idarenin işleyişinin buna bağlı olarak olumsuz etkilenmemesi için dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçütler içinde menfaat ilişkisinin varlığını ifade etmektedir.
Her uyuşmazlığın niteliğine göre davacıların dava açmaktaki menfaatini değerlendirmek, yargı yerinin görevindedir. Bu kapsamda idari işlem türleri arasında düzenleyici ve bireysel işlemler ayrımı yapılmaktadır. Örneğin, imar planları her ölçekteki planlama hedefi değişse bile bir bölgenin veya şehrin arazi kullanımlarını, gelişme yön ve büyüklüklerini gösteren ve plan notları ve açıklama raporlarıyla bir bütün halinde olan düzenleyici işlemlerdir. Oysa parselasyona ilişkin işlemlerin, bireyin hukukunu etkilediğinde şüphe yoktur.
3194 sayılı İmar Yasası'nın 18. maddesi uyarınca parselasyon işlemleri arsa ve arazilerin malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı alınmaksızın tesis edilebileceğinden bu işlemlere karşı açılan davaların da tapuda kayıtlı malikler veya diğer hak sahipleri tarafından açılabileceği açıktır.
Uyuşmazlıkta, davalı idareler yanında davaya katılanlar vekilince, davacının hissedar olduğu alanda riskli yapı bulunduğundan 6306 sayılı kanun kapsamında müdahillerin aralarında anlaşarak kat karşılığı inşaat sözleşmesi imzaladığı, ancak mimarlık ve müteahhitlik yapan davacının bu anlaşmaya katılmadığı, davacının amacının müdahilleri, ölçüsüz sözleşmeler imzalamaya zorlayarak durumdan fahiş oranda faydalanmaya çalışmak olduğu, 6306 sayılı Kanun uyarınca davacının hissesi de dahil olmak üzere anlaşmaya katılmayan azınlıktaki tüm hisselerin açık arttırma usulüyle satılarak müdahillerden ... Mağ. Hipermarket Day. Tük. Mal. San. Tic. Ltd. Şti.'ye geçtiği, dolayısıyla davacının bu davada taraf sıfatının da bulunmadığı iddialarının ileri sürüldüğü görülmektedir.
Dosya kapsamındaki bilgilerden, 18/01/2019 tarihinde açılan görülmekte olan davada, dava konusu taşınmaza yönelik olarak alınan satış kararına karşı davacı tarafından yapılan itirazın 06/12/2019 tarihinde Mersin Valiliği tarafından reddedildiği, davacının ... ada, ... parsel sayılı taşınmazdaki 168 m2'lik hissesinin karşılığı olarak belirlenen bedelin, Mersin Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünce 17/12/2019 tarihinde davacının hesabına yatırıldığı ve 27/01/2020 tarihinde tapunun, müdahil şirkete devredildiği, İdare Mahkemesince davanın reddi yoluna verilen kararın ise 29/12/2020 tarihli olduğu anlaşıldığından İdare Mahkemesince kararın verildiği tarihte davacının taraf sıfatının bulunup bulunmadığı hususunun tespit edilebilmesi için satış işleminin iptali istemiyle dava açılıp açılmadığı ve satışın kesinleşip kesinleşmediği hususunun açıklığa kavuşturulması, davacının taraf sıfatını kaybettiğinin anlaşılması halinde davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmesi gerekmektedir.
Yapılacak araştırma neticesinde davacının taraf sıfatı bulunduğunun tespiti halinde;
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri ve Anayasa Mahkemesi kararının birlikte değerlendirilmesinden, belediye ve mücavir alan sınırları içerisinde parselasyon işlemi tesis etme hususunda kural olarak belediye encümenin yetkili olduğu, Kanunla açıkça yetkilendirildiği özel durumlarda istisnai olarak Bakanlığın parselasyon yapabileceği, bu kapsamda 6306 sayılı Kanun uyarınca, riskli yapı tespiti bulunan yapıların yer aldığı alanda parselasyon yapılması bakımından yetkili idarenin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı olduğu, bununla birlikte, riskli olmayan yapıların da riskli yapılar ile birlikte uygulamaya alınması durumunun ölçülük ilkesine aykırılık oluşturduğu, bu nedenle uyuşmazlıkta, dava konusu parselasyon işlemi kapsamında yer alan parsellerin tümü yönünden riskli yapı tespiti bulunup bulunmadığı, riskli yapı tespitine ilişkin işlemlerin kesinleşip kesinleşmediği ve riskli yapı tespiti yapılan parsellerde parselasyon yapılmasına ilişkin olarak Bakanlık tarafından yetki devri yapılıp yapılmadığı ortaya koyularak uyuşmazlık konusu işlemin yetki unsuru yönünden değerlendirilmesi gerekmektedir.
Uyuşmazlık konusu işlemde yetki unsuru bakımından hukuka aykırılık bulunmadığının anlaşılması halinde ise; davacı iddiaları kapsamındaki, ... sayılı imar adasında ifraz hattının belirlenmemesi nedeniyle konut ve ticaret alanlarının tümünde hissedar iken yalnızca ticaret alanında hissedar yapılarak eşdeğer tahsis ilkelerine uyulmayarak hukuka aykırı tahsis ve dağıtım yapıldığına ilişkin iddianın detaylı olarak değerlendirilmek üzere Bölge İdare Mahkemesince yeniden keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle karar verilmesi gerektiği neticesine ulaşılmıştır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. 2577 sayılı Kanunun 49. maddesine uygun bulunan davacının temyiz isteminin kabulüne,
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 06/11/2025 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
Esas No: 2022/1318
Karar No: 2025/5545
TEMYİZ EDEN (DAVACI): ...
VEKİLİ: Av. ...
KARŞI TARAF: (DAVALILAR)
1- ... Büyükşehir Belediye Başkanlığı
VEKİLİ: Av. ...
2- ... Belediye Başkanlığı/...
VEKİLİ: Av. ...
(DAVALI YANINDA MÜDAHİLLER)
1- ... 2- ...
...
88- ...
89-... Mağ. Hipermarket. Day. Tük. Mal. San. Tic. Ltd. Şti.
VEKİLLERİ: Av. ...
İSTEMİN KONUSU: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: Mersin ili, Tarsus ilçesi, ... Mahalle, ... ada, ... parsel (yeni ... ada, ... parsel) sayılı taşınmazın bulunduğu alanda parselasyon yapılmasına ilişkin ... tarih ve ... sayılı Tarsus Belediye Encümeni kararı ile bu kararın onaylanmasına ilişkin... tarih ve ... sayılı Mersin Büyükşehir Belediye Encümeni kararının iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonrasında düzenlenen bilirkişi raporunun ve dosyanın birlikte incelenmesinden, davacıya ait taşınmazın bulunduğu alanda yapılan imar planı revizyonları gereği yeni bir parselasyon yapılmasının teknik bir zorunluluktan kaynaklandığı, alanda önceden parselasyon yapıldığından dava konusu parselasyonda düzenleme ortaklık payı (DOP) oranının %0 olarak belirlenerek mevzuata uygun davranıldığı, imar uygulamasında parsel ayırma hattının gösterilmemesinin plan notu ve imar durum belgesindeki düzenleme nedeni ile mevzuata aykırı olmadığı, davacıya yerinden ve eşdeğer tahsis yapıldığı, dava konusu parselasyonun davacı bakımından parselasyon tekniğine dağıtım ilkelerine ve mevzuata uygun olduğu sonucuna varıldığından davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararının özeti: Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu ... İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve istinaf dilekçelerinde ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği gerekçesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Temyize konu kararın usul ve hukuka aykırı olduğu iddiasıyla bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
SAVUNMALARIN ÖZETİ: Temyiz edilen kararda bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, usul ve kanuna uygun olan kararın onanması gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ: Temyiz isteminin kabulü ile temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE
GEREKÇE:
MADDİ
OLAY:
Mersin ili, Tarsus ilçesi, ... Mahalle, ... ada, ... parsel sayılı, 252 m2 alanlı, davacı adına müstakil olarak kayıtlı olan taşınmazın bulunduğu alanda Tarsus Belediye Encümeninin ... tarih ve ... sayılı kararıyla, 2981 sayılı Kanunun 10/c maddesine istinaden yapılan parselasyonda, %29,34 oranında, 67 m2 DOP kesintisi yapıldıktan sonra kalan 185 m2’lik davacının hak edişinin 17 m2’si ipotek alacağına dönüştürülmüş, 168 m2’lik kısmı ise bir kısmı kendi parselini de kapsayacak şekilde oluşturulan 667 m2 alanlı ... ada, ... parsel sayılı taşınmazda hisseli olarak tahsis edilmiştir.
Davacı lehine ipotek tesis edilen 17 m2’lik alanın, 16 m2’lik kısmı ... ada, ... parsel sayılı, 1 m2’lik kısmı ise ... ada, ... parsel sayılı taşınmazdan verilmiş, ... ada, ... parsel sayılı taşınmazdaki 16 m2’lik hisse... tarih ve ... yevmiye numarası ile tapudan terkin edilmiştir.
Davacıya tahsis edilen parsel, düzenleme işleminin onaylandığı tarihte yürürlükte bulunan dayanak 1/1000 ölçekli uygulama imar planında ayrık nizam 4 kat konut alanı olarak planlanmış iken daha sonra Tarsus Belediye Meclisinin 25/10/1996 tarihli kararıyla onaylanan 1/1000 ölçekli uygulama imar planı revizyonu ile ayrık nizam 8 katlı konut alanına dönüştürülmüştür.
Tarsus Belediye Meclisinin... tarih ve ... sayılı kararıyla kabul edilen 1/1000 ölçekli uygulama imar planı revizyonu ile, ... ada, ... parsel sayılı taşınmazın kullanım kararı, E=2.75, h=25.00 m. yapılaşma koşullarında ticaret alanı olarak planlanmış, taşınmazın içinde bulunduğu imar adasındaki konut ve ticaret alanı kullanımları, ifraz hattı ile ayrılmıştır.
Anılan imar planı değişikliğinden sonra, 5216 sayılı Kanunun 7/b maddesine göre Mersin Büyükşehir Belediye Encümeninin... tarih ve ... sayılı kararıyla onaylanan Tarsus Belediye Encümeninin... tarih ve ... sayılı kararıyla, dava konusu parseli de kapsayan alanda yapılan uyuşmazlığa konu parselasyonda, DOP %0 olarak hesaplanmış, davacının 667 m2 alanlı ... ada, ... parsel sayılı taşınmazdaki 168 m2'lik payı, 10.601 m2 alanlı ... ada, ... parsel sayılı taşınmazda, ticaret alanına denk gelen kısımdan hisseli olarak tahsis edilmiştir.
Bunun üzerine bakılan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 35. maddesinde, "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz." kuralına yer verilmiş, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasını düzenleyen 13. maddesinde ise, temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı, hükmüne yer verilmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 2. maddesinin (a) bendinde iptal davaları; idari işlemler hakkında yetki, sebep, şekil, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar olarak tanımlaşmıştır. Aynı Yasanın "Dilekçeler üzerine ilk inceleme" başlıklı 14. maddesinde idari yargı yerlerine verilen dilekçelerin, a) Görev ve yetki, b) İdari merci, c) Ehliyet, d) İdari davaya konu olabilecek kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olup, olmadığı, e) Süre aşımı, f) Husumet, g) 3 ve 5. maddelerine uygun olup olmadıkları yönlerinden sırasıyla inceleneceği düzenlenmiştir.
6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun "Tanımlar" başlıklı 2. maddesinde, "Riskli yapı: Riskli alan içinde veya dışında olup ekonomik ömrünü tamamlamış olan ya da yıkılma veya ağır hasar görme riski taşıdığı ilmî ve teknik verilere dayanılarak tespit edilen yapıyı ifade eder." hükmüne, aynı Kanun'un "Uygulama işlemleri" başlıklı 6. maddesinin 5. fıkrasının (a) bendinde, riskli alanlara, rezerv yapı alanlarına ve riskli yapıların bulunduğu taşınmazlara ilişkin her tür harita, plan, proje, arazi ve arsa düzenleme işlemleri ile toplulaştırma yapmaya Bakanlığın yetkili olduğu hüküm altına alınmış; aynı maddenin 6. fıkrasında; "Bakanlık, riskli alanlar, rezerv yapı alanları ve riskli yapıların bulunduğu parsellerdeki uygulamalarda faydalanılmak üzere, özel kanunlar ile öngörülen alanlara ilişkin olanlar da dahil, her tür ve ölçekteki planlama işlemlerine esas teşkil edecek standartları belirlemeye ve gerek görülmesi halinde bu standartları plan kararları ile tayin etmeye veya özel standartlar ihtiva eden planlar ve kentsel tasarım projeleri yapmaya, yaptırmaya ve onaylamaya yetkilidir." hükmüne yer verilmiştir.
3194 sayılı İmar Kanununun "Arsa ve Arazi düzenlemesi" başlıklı 18. maddesinin işlem tarihinde yürürlükte olan halinde; "İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil işlemlerini yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye ve mücavir alan dışında ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe kullanılır.(...)" hükmüne yer verilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin 27/02/2014 tarihli, E:2012/87, K:2014/41 sayılı kararına konu olan 6306 Sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun’un 3. maddesinin 7. fıkrasında yer alan “Bu Kanunun uygulanması için belirlenen alanların sınırları içinde olup riskli yapılar dışında kalan diğer yapılardan uygulama bütünlüğü bakımından Bakanlıkça gerekli görülenler de bu Kanun hükümlerine tabi olur.” hükmünün iptali istemiyle açılan davada, "Kuralda, anılan nitelikteki yapıların da “bu (6306 sayılı) Kanun hükümlerine tabi” olacağı belirtilmiştir. Kanun’un amacı 1. maddede, bu amaç doğrultusunda yapılacak uygulamalar ise 3., 4., 5. ve 6. maddelerde düzenlenmiştir. Kanun’un 3. maddesinde riskli yapıların tespiti ve kamuya ait taşınmazların tahsis ve devri kurala bağlandığından, anılan maddenin bu nitelikte olmayan dava konusu kural kapsamındaki taşınmazlara uygulanma imkânı bulunmamaktadır. Dolayısıyla riskli olmayan yapılar hakkında, Kanun’un 4., 5., ve 6. maddeleri uyarınca uygulama yapılacaktır. Anılan maddeler içinde, imar kısıtlamaları, yapının tahliyesi ve yıkılması, taşınmazın kamulaştırması gibi mülkiyet hakkını sınırlandırdığı açık olan düzenlemeler bulunmaktadır.
Kanun’un genel amacı afet riski altındaki alanlar ile bu alanlar dışındaki riskli yapıların bulunduğu arsa ve arazilerde, fen ve sanat norm ve standartlarına uygun, sağlıklı ve güvenli yaşama çevrelerini teşkil etmek üzere iyileştirme, tasfiye ve yenilemedir. Dava konusu kural ise bu genel amaç doğrultusunda yapılacak uygulamalarda “uygulama bütünlüğü”nü sağlamak için getirilmiştir. Bunda meşru bir kamu yararı olduğu konusunda tereddüt bulunmamaktadır.
Bununla birlikte kanunla getirilen bu sınırlamanın, kamu yararı amacı taşıması dışında, kamunun yararı ile bireylerin temel hakları arasında kurulması gereken adil dengeyi bozmaması, ölçülü olması da gerekir. Dava konusu kuralla, “riskli olmayan yapılar” hakkında yapılacak uygulamalara ilişkin özel bir düzenleme öngörülmemiş, riskli yapılara ilişkin kurallara atıf yapılmıştır. Ancak anılan kurallar, yapıların riskli olması dikkate alınarak düzenlenmiş, kamu yararı ile bireylerin hakları arasında buna uygun denge oluşturulmaya çalışılmıştır. Menfaatler dengesi bu şekilde oluşturulan kuralların riskli olmayan yapılara uygulanması, Anayasa’nın 13. maddesinde temel hakların sınırlandırılmasının ölçütleri arasında yer verilen “ölçülülük” ilkesine aykırılık oluşturmakta ve kamu yararı ile riskli olmayan yapı sahiplerinin hakları arasında kurulması gereken dengeyi bozmaktadır." gerekçesiyle kuralın iptaline hükmedilmiştir.
Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı üzerine, 6704 sayılı Kanunun 21. maddesiyle 6306 sayılı Kanun’un 3. maddesinin 7. fıkrası yeniden düzenlenmiştir. Bu düzenlemenin yeni hali, “Bu Kanunun uygulanması için belirlenen alanların sınırları içinde olup riskli yapılar dışında kalan diğer yapılardan uygulama bütünlüğü bakımından Bakanlıkça gerekli görülenler, değerleme çalışmalarında yapının riskli olmadığı gözetilmek kaydıyla bu Kanun hükümlerine tabi olur.”şeklini almıştır. Söz konusu düzenlenmenin iptali istemiyle yapılan başvuru üzerine Anayasa Mahkemesinin 15/11/2017 tarihli, E:2016/133, K:2017/155 sayılı kararıyla; "... herhangi bir riski bulunmayan sağlam yapılar için uygulama bütünlüğü bakımından Bakanlıkça gerekli görülmesi halinde 6306 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması durumunda bu yapıların maliklerinin uğradığı zararların tamamının karşılanması sorumluluk hukukunun gereğidir. Uygulama alanındaki sağlam yapılara yönelik değer tespitinde yapının riskli olmadığının gözetilmesi de esasında bu amaca hizmet etmektedir. Bu itibarla Kanun’un uygulanması için belirlenen alanların sınırları içinde olup riskli yapılar dışında kalan yapılar hakkında 6306 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması nedeniyle maliklerin mülkiyet hakkına yönelik kısıtlamaların, taşınmazın değer tespitinde yapının riskli olmadığının gözetilmesi suretiyle dengelendiği söylenemeyeceği...” gerekçesiyle kuralın iptaline karar verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/1-a maddesinde iptal davalarının, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılabileceği hükmüne yer verilmiştir.
İdari işlemlerin hukuka uygunluğunun yargı yoluyla denetimini amaçlayan iptal davasının görülebilmesi için ön koşullardan olan ehliyet, yani idari işlemle dava açacak kişi arasında "menfaat ilgisi"nin bulunup bulunmadığının yargı yerince takdir edileceği açıktır.
İptal davasına konu edilecek işlem ile davacı arasında menfaat ilişkisinin kurulabilmesi gerek doktrinde gerekse yargı içtihatlarında belirlendiği üzere ancak kişisel, meşru ve güncel bir ilginin varlığıyla mümkündür.
İdari işlemlerin hukuka uygunluğunun yargı yoluyla denetimini amaçlayan iptal davasının görüşülebilmesinin ön koşullardan biri olan "dava açma ehliyeti", her idari işleme karşı herkes tarafından iptal davası açılmasının idare ile işlemlerinde istikrarsızlığa neden olunmaması ve idarenin işleyişinin buna bağlı olarak olumsuz etkilenmemesi için dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçütler içinde menfaat ilişkisinin varlığını ifade etmektedir.
Her uyuşmazlığın niteliğine göre davacıların dava açmaktaki menfaatini değerlendirmek, yargı yerinin görevindedir. Bu kapsamda idari işlem türleri arasında düzenleyici ve bireysel işlemler ayrımı yapılmaktadır. Örneğin, imar planları her ölçekteki planlama hedefi değişse bile bir bölgenin veya şehrin arazi kullanımlarını, gelişme yön ve büyüklüklerini gösteren ve plan notları ve açıklama raporlarıyla bir bütün halinde olan düzenleyici işlemlerdir. Oysa parselasyona ilişkin işlemlerin, bireyin hukukunu etkilediğinde şüphe yoktur.
3194 sayılı İmar Yasası'nın 18. maddesi uyarınca parselasyon işlemleri arsa ve arazilerin malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı alınmaksızın tesis edilebileceğinden bu işlemlere karşı açılan davaların da tapuda kayıtlı malikler veya diğer hak sahipleri tarafından açılabileceği açıktır.
Uyuşmazlıkta, davalı idareler yanında davaya katılanlar vekilince, davacının hissedar olduğu alanda riskli yapı bulunduğundan 6306 sayılı kanun kapsamında müdahillerin aralarında anlaşarak kat karşılığı inşaat sözleşmesi imzaladığı, ancak mimarlık ve müteahhitlik yapan davacının bu anlaşmaya katılmadığı, davacının amacının müdahilleri, ölçüsüz sözleşmeler imzalamaya zorlayarak durumdan fahiş oranda faydalanmaya çalışmak olduğu, 6306 sayılı Kanun uyarınca davacının hissesi de dahil olmak üzere anlaşmaya katılmayan azınlıktaki tüm hisselerin açık arttırma usulüyle satılarak müdahillerden ... Mağ. Hipermarket Day. Tük. Mal. San. Tic. Ltd. Şti.'ye geçtiği, dolayısıyla davacının bu davada taraf sıfatının da bulunmadığı iddialarının ileri sürüldüğü görülmektedir.
Dosya kapsamındaki bilgilerden, 18/01/2019 tarihinde açılan görülmekte olan davada, dava konusu taşınmaza yönelik olarak alınan satış kararına karşı davacı tarafından yapılan itirazın 06/12/2019 tarihinde Mersin Valiliği tarafından reddedildiği, davacının ... ada, ... parsel sayılı taşınmazdaki 168 m2'lik hissesinin karşılığı olarak belirlenen bedelin, Mersin Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünce 17/12/2019 tarihinde davacının hesabına yatırıldığı ve 27/01/2020 tarihinde tapunun, müdahil şirkete devredildiği, İdare Mahkemesince davanın reddi yoluna verilen kararın ise 29/12/2020 tarihli olduğu anlaşıldığından İdare Mahkemesince kararın verildiği tarihte davacının taraf sıfatının bulunup bulunmadığı hususunun tespit edilebilmesi için satış işleminin iptali istemiyle dava açılıp açılmadığı ve satışın kesinleşip kesinleşmediği hususunun açıklığa kavuşturulması, davacının taraf sıfatını kaybettiğinin anlaşılması halinde davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmesi gerekmektedir.
Yapılacak araştırma neticesinde davacının taraf sıfatı bulunduğunun tespiti halinde;
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri ve Anayasa Mahkemesi kararının birlikte değerlendirilmesinden, belediye ve mücavir alan sınırları içerisinde parselasyon işlemi tesis etme hususunda kural olarak belediye encümenin yetkili olduğu, Kanunla açıkça yetkilendirildiği özel durumlarda istisnai olarak Bakanlığın parselasyon yapabileceği, bu kapsamda 6306 sayılı Kanun uyarınca, riskli yapı tespiti bulunan yapıların yer aldığı alanda parselasyon yapılması bakımından yetkili idarenin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı olduğu, bununla birlikte, riskli olmayan yapıların da riskli yapılar ile birlikte uygulamaya alınması durumunun ölçülük ilkesine aykırılık oluşturduğu, bu nedenle uyuşmazlıkta, dava konusu parselasyon işlemi kapsamında yer alan parsellerin tümü yönünden riskli yapı tespiti bulunup bulunmadığı, riskli yapı tespitine ilişkin işlemlerin kesinleşip kesinleşmediği ve riskli yapı tespiti yapılan parsellerde parselasyon yapılmasına ilişkin olarak Bakanlık tarafından yetki devri yapılıp yapılmadığı ortaya koyularak uyuşmazlık konusu işlemin yetki unsuru yönünden değerlendirilmesi gerekmektedir.
Uyuşmazlık konusu işlemde yetki unsuru bakımından hukuka aykırılık bulunmadığının anlaşılması halinde ise; davacı iddiaları kapsamındaki, ... sayılı imar adasında ifraz hattının belirlenmemesi nedeniyle konut ve ticaret alanlarının tümünde hissedar iken yalnızca ticaret alanında hissedar yapılarak eşdeğer tahsis ilkelerine uyulmayarak hukuka aykırı tahsis ve dağıtım yapıldığına ilişkin iddianın detaylı olarak değerlendirilmek üzere Bölge İdare Mahkemesince yeniden keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle karar verilmesi gerektiği neticesine ulaşılmıştır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. 2577 sayılı Kanunun 49. maddesine uygun bulunan davacının temyiz isteminin kabulüne,
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 06/11/2025 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.