‹ Ana sayfa
Danıştay5. DaireCeza Hukuku

Danıştay 5. Daire E.2017/7573 K.2022/3769

Esas No: 2017/7573 · Karar No: 2022/3769 · Karar Tarihi: 26.05.2022
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2017/7573
Karar No : 2022/3769

**DAVACI:** …

**DAVALI:** … / …

**VEKİLİ:** Av. …

DAVANIN KONUSU : Davacı tarafından, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin … tarih ve … sayılı kararının iptali ve bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı mali haklarının yasal faiziyle birlikte iadesine karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu meslekten çıkarma kararları tesis edilirken, hiçbir aşamada savunmasının alınmadığı, bu sebeple savunma hakkının ihlal edildiği, hakimlik teminatı dikkate alınmaksızın ve soruşturma yürütülmeksizin disiplin cezası verildiği, isnat edilen suçlamanın belirli olmadığı, FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatlı ya da iltisaklı olduğu değerlendirilebilecek kriterlerden hiçbirinin şahsında gerçekleşmediği, masumiyet karinesinin, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği ileri sürülerek dava konusu kararların hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir.
DAVALININ SAVUNMASI : Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararların amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa'nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanunun 33.maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen karar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararların hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'NUN DÜŞÜNCESİ : Uyuşmazlığın çözümü için; Hâkimler ve Savcılar Kurulundan; 1) Davalı idarece savunma dilekçesinde dava konusu işleme dayanak olarak davacı hakkındaki sosyal çevre bilgilerinin gösterildiği anlaşıldığından, davacı hakkında sosyal çevre araştırmaları sonucunda elde edilen bilgi ve belgelerin neler olduğu sorularak buna ilişkin bilgi ve belgelerin gönderilmesinin istenilmesine, 2) Davacı hakkında FETÖ/PDY terör örgütü ile bağlantılı olarak başkaca yürütülen veya sonuçlandırılan idari soruşturmanın bulunup bulunmadığının, eğer var ise içeriğinin ve safahatının ne durumda bulunduğunun bildirilmesine, davacı hakkında FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisak noktasında var ise (periyodik, ardışık ya da tekil ankesörlü/sabit hat telefon görüşmesi kaydı, operasyonel hatlardan aranma kaydı, ayrıntılı bylock tespit ve değerlendirme tutanağı vb…) tüm bilgi ve belgelerin gönderilmesinin istenilmesine, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı ile Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığından; 1)Davacının FETÖ/PDY terör örgütüne ait örgüt içi iletişim programı (ByLock) kullandığına ya da ankesörlü telefon görüşme kaydı bulunduğuna ilişkin tespit olup olmadığının sorulmasına, var ise tespitlere ilişkin belge ve raporların bir örneğinin istenilmesine (mahiyetleri ve kullanım bilgileri yer alacak şekilde), 2)FETÖ/PDY soruşturmaları kapsamında var ise davacının adının geçtiği ifade tutanaklarının onaylı bir örneğinin istenilmesine,
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonundan; Davacının, müflis Asya Katılım Bankası AŞ’de katılım ya da cari hesabının bulunup bulunmadığının sorularak var ise ilgili belge ve raporların bir örneğinin istenilmesine, (şahıs, hesap no, hesap açılma tarihi, işlem tarihleri, işlemlerin mahiyeti, tutarı yer alacak şekilde) Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğünden; Davacı hakkında FETÖ/PDY terör örgütüne ait özel öğretim kurum ve kuruluşlarına ilişkin eğitim kaydı ile özel öğrenci yurtları vb. ilişkin kayıt bilgileri (istihbari olanlar dâhil) olup olmadığı sorularak var ise tespitine ilişkin belge ve raporların bir örneğinin istenilmesine, Hazine ve Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulundan (MASAK); Davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkili gerçek (sivil imamlar vb) veya tüzel (Kimse Yok Mu Derneği vb) kişilere bağış ya da para transferinin olup olmadığının sorularak var ise ilgili belge ve raporların bir örneğinin istenilmesine (şahıs, dernek/vakıf, miktar ve tarih yer alacak şekilde), İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğünden; Davacı hakkında FETÖ/PDY terör örgütüne ait olduğu gerekçesiyle kapatılan dernek ya da sendika/federasyon/konfederasyonlarda yönetim/denetim/genel kurul üyelik/aidat bilgisi olup olmadığı sorularak var ise ilgili belge ve raporların bir örneğinin istenilmesine (şahıs, tarih aralığı ve ilgili kuruluş yer alacak şekilde), Vakıflar Genel Müdürlüğünden; Davacı hakkında FETÖ/PDY terör örgütüne ait olduğu gerekçesiyle kapatılan vakıflarda üyeliği ya da mütevelli heyeti üyeliği olup olmadığı sorularak var ise ilgili belge ve raporların bir örneğinin istenilmesine (şahıs, tarih aralığı ve ilgili kuruluş yer alacak şekilde), … ve Prodüksiyon Anonim Şirketinden; Davacının … aboneliğinin bulunup bulunmadığı, aboneliği bulunuyorsa bu aboneliği iptal ettirip ettirmediği, iptal ettirmiş ise hangi tarihte iptal ettirdiği, var ise müşteri hizmetleri ile yapılan görüşmenin çözümü ve diğer bilgi ve belgelerin bir örneğinin istenilmesine ilişkin yapılacak kapsamlı ara kararı nihayetinde kurum ve kuruluşlarca gönderilecek bilgi ve belgeler üzerinde yapılacak değerlendirme sonucunda karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI …'İN DÜŞÜNCESİ : Dava; davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nun … tarih ve … sayılı kararı ile yine aynı Kurulun … tarih ve … sayılı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararının iptaline ve bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte iadesine karar verilmesi iptali istemleriyle açılmıştır.
T.C. Anayasasının 138. maddesinde, "Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz." hükmüne yer verilmiş, 139. maddesinde, "Hakimler ve savcılar azlolunamaz. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır." kuralı yer almıştır. "Hakimler ve Savcılar Kurulu" başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında da, "Kurul, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar; ayrıca, Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir." hükmü getirilmiş, bu maddenin 10. fıkrasında ise, "Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz." hükmüne yer verilmiştir.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hakimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" başlıklı 53. maddesinde, "Hakim ve savcıların: a) fıkrasında, bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b) fıkrasında, Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması hallerinde görevleri sona erer." şeklinde düzenleme yapılmıştır.
6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu'nun "Kurulun görevleri" başlıklı 4. maddesinin; hakim ve savcılarla ilgili olarak (b) fıkrasının 6. bendinde meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, 7. bendinde, disiplin cezası verme, 8. bendinde de görevden uzaklaştırma işlemlerini yapmak Kurulun görevleri arasında sayılmıştır. "Genel Kurulun Oluşumu ve Görevleri" başlıklı 7. maddesinin 2. fıkranın (ı) bendinde de, Adli ve İdari yargı hâkim ve savcıları hakkında meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma Genel Kurulun görevleri arasında sayılmış, "Yeniden inceleme, itiraz ve yargı yolu" başlıklı 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'da görüleceği hükme bağlanmıştır.
Öte yandan, kamu düzeni ve güvenliği açısından, Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde, Milli Güvenlik Kurulunun, Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi yönündeki 20.7.2016 tarih ve 498 sayılı tavsiye kararı üzerine toplanan Bakanlar Kurulu'nca 15.7.2016 tarihinde başlatılan darbe girişimi üzerine ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş, bu karar Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanarak 21.7.2016 tarihli ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununun 4. maddesi uyarınca Bakanlar Kurulunca 22.7.2016 tarihinde kararlaştırılan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname 23.07.2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konulmuş, "Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler" başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında, "Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir." şeklinde düzenleme yapılmış ve bu Kanun Hükmünde Kararname, 29.10.2016 tarih ve 29872 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun ile kanunlaşmıştır.
08.03.2018 tarihinde yürürlüğe giren 7075 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 11. maddesinin 2. fıkrasında, "22.7.2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3'üncü maddesinin birinci fıkrası ile 18.10.2016 tarih ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 3 üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenler, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştaya dava açabilir." hükmü getirilmiştir.
Olayda, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu'nun … tarih ve … sayılı kararıyla, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3'üncü maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenler hakkında 667 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3'üncü maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verilmiştir. Davacının anılan karara karşı yaptığı itiraz, aynı Kurulun … tarih ve … sayılı kararı ile reddedilmiştir.
Öte yandan, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 26.9.2017 tarih ve 2017/16-956 Esas, 2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 24.4.2017 tarih ve 2015/3 esas, 2017/3 sayılı kararında, FETÖ/PDY'nin silahlı bir terör örgütü olduğu belirlenmiştir.
Dosyanın incelenmesinden davacı hakkında "silahlı terör örgütüne üye olma"suçu nedeniyle açılan ceza davasında ... Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan yargılama sonucunda … tarih ve E:…, K:… sayılı kararla beraatine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Ceza yargılamasında hükme esas alınacak kanıtların kesin ve şüpheye mahal bırakmayacak kuvvette olması gerekmektedir. Bu yönü ile ceza yargılamasının katı bir delil değerlendirme sistemi vardır. Üzerine suç isnat edilen kişilerin bu suçu işlediklerinin ispatı ancak o kişiler hakkında yeterli ve somut delillerin toplanabilmesi ile mümkündür. Hakkında yeterli delil olmaması, sanık lehine değerlendirilir ve beraat kararı için yeterlidir. Ancak 6749 sayılı Kanun ve 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin “Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler” başlıklı 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında, genel olarak “terör örgütlerine” veya “Milli Güvenlik Kurulunca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplar”dan söz edilmekle birlikte, 667 sayılı KHK’nın genel gerekçesi ile madde gerekçesinde “FETÖ/PDY” maddede sayılan “terör örgütü, yapı, oluşum veya gruplar” arasında belirtilmiş ve anılan maddeye göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için sözkonusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba üyelik veya mensubiyet şeklinde olması zorunlu olmayıp irtibat ya da iltisak şeklinde olması da yeterli görülmüştür.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hakim ve savcıların da, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre karar vermeleri ve Anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir. Terör örgütleri ile milli güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara yönelik üyelik ve mensubiyetin yanı sıra iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hakim ve savcılar hakkında olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hallerdendir.
Dosyanın incelendiği tarihteki savunma/ek beyan dilekçeleri ,CD içerisinde sunulan evrak ile davacıya ilişkin tespitler birlikte değerlendirildiğinde , FETÖ ile iltisak ve irtibatının bulunduğu sonucuna varıldığından, üstün bir kamu gücü niteliğindeki yargı yetkisini kullanan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına meslekten çıkarılmasına ilişkin, Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nun … tarih ve … sayılı kararı ile yine aynı Kurulun … tarih ve … sayılı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararlarında hukuka aykırılık görülmemiştir. Öte yandan, dava konusu işlemin hukuka uygun olduğu saptandığından davacının parasal ve özlük haklarının ödenmesi talebinin de yasal dayanağı bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle,davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, duruşma için taraflara önceden bildirilen 25/05/2022 tarihinde, davacının ve davalı idare vekili Av. …'ın geldiği, Danıştay Savcısının hazır olduğu görülmekle, açık duruşmaya başlandı, taraflara usulüne uygun olarak söz verilerek dinlendikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan sonra taraflara son kez söz verilip, duruşma tamamlandı, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmediğinden işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:

A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.

2) Davacıya İlişkin Süreç
… tarih ve … sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından … tarih ve … sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın iptali ve bu kararlar nedeniyle yoksun kalınan mali haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Diğer yandan, davacının, ceza yargılaması sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 223/2-c maddesi uyarınca suç işleme kastının olmadığı gerekçesiyle beraatine karar verildiği, bu karara karşı yapılan istinaf başvurusu üzerine … Bölge Adliye Mahkemesinin ... Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile hükmün düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddedildiği ve anılan kararın temyiz edilmeden 18/01/2022 tarihinde kesinleştiği görülmüştür.

B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...”

2) AİHS
AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."
AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."

3) Kanun
667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır...”

4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.

C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS'in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS'in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM'e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, "yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması" şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda, 14/04/2022 tarihli ara kararımızla, davacı hakkında ilave bilgi ve belgeler içeren ve 11/09/2018 tarihinde davacıya tebliğ edilmiş olan davalı idarenin 03/08/2018 tarihli ikinci savunma dilekçesi ve ekinde yer alan bilgi ve belgeler ile davalı idarenin 20/09/2021 ve 07/11/2018 tarihli ek beyan dilekçeleri ve eklerinin davacıya tebliğ edilmesine ve bu bilgi ve belgelere ilişkin beyanlarını sunabilmesi için duruşma gününe kadar süre verilmesine karar verilmiştir.

Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in "Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay'da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay'da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.

2) FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ'nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
"Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup ...bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. ...Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. ...Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır...
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir...
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır...
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir...
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır..."
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı … kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.-- …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ("T" taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, "önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.

3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa'nın "Hâkimlik ve savcılık mesleği" kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede "... Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar." denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.

4) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.

5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.
Öte yandan, 667 sayılı KHK'nın 3/1. maddesi uyarınca olağanüstü tedbir niteliğinde bir idari yaptırım olarak meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen yargı mensupları hakkında bu olağanüstü tedbirin sebebini oluşturan eylem ve davranışların niteliği ve mahiyeti itibarıyla aynı zamanda ceza hukuku bakımından da suç oluşturması halinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) uyarınca ''Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak'' suçundan ceza soruşturması ve kamu davası açıldığı da görülmüştür.
Bununla birlikte, 667 sayılı KHK uyarınca bir yargı mensubu hakkında terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti olmasa da bu terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olması nedeniyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına yönelik olağanüstü idari tedbirin uygulanabilmesi karşısında, anılan yargı mensubu hakkında "silahlı terör örgütüne üye olmak" suçundan açılan ceza davasında beraat kararı verilmiş olmasının, ilgili hakkında anılan olağanüstü tedbirin hukuka uygunluğu yönünden yürütülen yargılama faaliyeti için bağlayıcı olmayacağı açıktır.
Bu durumda, somut olayda ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile davacı hakkında silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 223/2-c maddesi uyarınca anılan suçu işleme kastının olmadığı gerekçesiyle beraat kararı verildiği görülmüş ise de, davacının terör örgütüne üyelik suçundan beraat etmiş olmasının, FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel oluşturmayacağı gibi Dairemiz tarafından yapılacak idari yargılama yönünden bağlayıcılığı da bulunmamaktadır.

a) Davacının Kendi Beyanı ve Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları
Davacının kendi beyanı şu şekildedir:
Davacı hakkında Aksaray Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 19/03/2017 tarihli sorgulama tutanağı; "... İlkokulu inegöl ilçesinde bulunan Gazi Paşa ilkokulunda okudum. Ortaokulu ticaret ve sanayi odası ortaokulunda okudum. 2005-2007 yılları arasında Bozöyük anadolu öğretmen liselinde iki yıl, öğrenim gördüm. Daha sonra inegöl zeki konukoğlu anadolu öğretmen lisesinde eğitimimi tamamlarım. Buradan üniversite sınavlarında gazi üniversitesi hukuk fakültesini kazandıktan sonra Ankara ilinde eğitimime başladım. Ben İnegöl ticaret ve sanayi odası ilköğretim okulunda öğrenciyken 8. Sınıftayken fetö/pdy ye ait olan Anafen isimli dersaneye gittim. Ücrteli olarak gittim. Bu dersaneyi bana kimse tavsiye etmedi. İnegölde iyi bir dersane olduğunu söyledikleri için ben burada 8.sınıfın bir döneminde daha doğrusu bir yıl bu dersaneye devam ettim. ben lise öğrenim döneminin 11 ve 12.sınıfında yine inegöl de faaliyet gösteren fetö/pdy ye ait olduğu bilinen Fem Dersanesine gittim. Buraya gitmemin nedeniyle yine iyi bir eğitim verdikleri içindi. Ben ortaokul öğrenimimde gülen cemaatine ait evlerin olduğunu bilmiyordum. Lise dönemimde gülen cemaatine ait evlerin olduğunu biliyordum. Ancak evlerine gitmedim. Ben fetö/pdy ye ait bu dersanelere gittiğimde ücret ödedim.
Ankara ilinde Gazi Hukuk Fakültesinde öğretime başlamadan önce bilmediğim birisi benim cep telefonumu arayarak 'bizim yurtlarımızda kalabilir misiniz' şeklinde teklifte bulundu. Bizim yurtlarımız derken gülen cemaatine ait yurtlar olduğunu biliyordum. İlk başta ben kabul etmedim. Devlet yurdunda kalacağımı söyledim. Devlet yurduna başvurmuş olmama rağmen devlet yurdu bana çıkmadı. Abim olan B.D. da Gazi Sınıf öğretmenliğini kazanmıştı. O da yurda başvurmuştu. Ona da yurt çıkmadı. Babam sınıf öğretmeni idi. Annem de inegöl belediyesinde memurdu. O dönemde ev aldığımız için ailemin ekonomik durumu çok da yeterli değildi. Ankara ilinde okula yakın özel öğrenci yurtlarını araştırdım. İdeal isimli bir yurt vardı. Bu yurdun hemen yanında fetö/pdy ye ait İkbal yurdu vardı. Gazi üniversitesi hukuk fakültesine kaydımı yaptırdıktan sonra kalacak yer ayarlamadan inegöl ilçesine geri döndük daha sonra yine beni cep telefonumdan ismini bilmediğim bir bayan beni arayarak 'yurdumuza kayıt yaptırmak ister misiniz, hukukçulara yüzde 50 indirimimiz var' dedi. Yurt ücreti 400 TL idi bana 200 TL ye yurtta kalma imkanı sağlayacaklardı. Daha sonra inegöl ilçesine adını Sümeyye olarak tanıtan ancak daha sonra adının P. olduğunu öğrendiğim kişi geldi. Aynı zamanda gazi üniversitesi öğretmenlik bölümünü kazanan F.M.D. isimli arkadaşımında kendi yurtları olan İkbal yurdunda kalması için onu da aramışlar. Ona da form getirdiler. Zaten bana da aradıklarında Ankarada öğrenim görecek başka arkadaşın varsa söylememi istediler. Lise arkadaşım olduğu için F.M.D.'in adını verdim. F.M.D. şu an Ankara ili Mamak ilçesinde milli eğitime bağlı bir okulda Türkçe öğretmenidir. Aktif görevdedir. Biz F.M.D. ile İkbal yurdunda bir sene kaldık. Biz İkbal yurdunda 2009 yılında kalmaya başladıktan sonra hergün akşam namazından sonra 45 dakika yurtta ayarlanmış ve dışarıdan insanlar geldiğinde kalabileceği düzenli olan bir odada gazi üniversitesinde okuyan ve adı ... olan (bu kod adıdır, gerçek adı P.'dır ancak soy ismini bilmiyorum) bizlerden sorumlu olan kişi bize 15 dakika hoca efendi denilen fethullah gülenin CD lerini seyrettiriyordu. Bu CD lerde fetö denilen şahıs dini konularda vaazlarda bulunuyordu. Daha sonra 15 dk fethullah gülene ait kitaplardan okutuyorlardı. Hatırladığım bu kitaplar arasında yazarı fethullah gülen olan ve Nil Yayınlarının yayını olan Piramit, Efendimiz, isimli kitaplarını okutuyorlardı. Ben efendimiz isimli kitabı döndürüp döndürüp okuyordum. Ben bu kitabı gazi hukuk fakültesi dördüncü sınıfa gelene kadar yani 2013 yılına gelene kadar okudum. Bizden sürekli olarak kaç sayfa okuduğumuz hususunda sorular soruyorlardı. Ne kadar risale okuduğumuzun çetenesini tutuyorlardı. Ve biz bunları yapmak zorundaydık. Benim yurtta bulunduğum bu sohbet grubunda Ö.K. (Gazi hukuk fakültesinde öğrenciydi sanırım avukat, kendisi Kırşehir'lidir ve bağlantımız kopmuş durumdadır), R.H.Ç. (Bolu Mengenli olup Ankara Hukuk Fakültesinde öğrenciydi), N.T. (gazi üniversitesi hukuk fakültesinde öğrenciydi, şu an son ihraç listesinde Cumhuriyet Savcısıdır) M.G. (Gazi hukuk fakültesi öğrencisi olup kendisi Boluludur ne iş yaptığını bilmiyorum), başkaca hatırladığım kimse yoktur. Sohbet grupları hücresel bir şekilde küçük gruplar halindeydi. Bizim grup beş kişiydi. H.C. isminde Kahramanmaraşlı ve adalet akademisinde gördüğüm benimle aynı dönem olan daha sonra hakim olarak atanmış olabilecek (mesleğe kabul edilip edilmediğini bilmiyorum) kişi, Ş.H. (Konyalı olduğunu sanıyorum), aynı yurtta kalmaktaydık. Bu da Cumhuriyet Savcısı olarak atanmıştı. Şu an ihraç listesindedir. Bu yurdun birinci katında hukuk fakültesinde okuyan öğrenciler, ikinci katında öğretmenler, üçüncü katında makina mühendisliğinde okuyanlar kalmaktaydı. Yine öğretmen grubunda F.B. (Hataylı olduğunu bildiğim, sanırım fen bilgisi öğretmenidir), E.B. (resim öğretmeni olup, Hataylıdır), sınıf öğretmenliğinde öğrenci olan İnegöllü A.D. yi tanıdım. Bu kişiler ile benim birebir sohbetim vardı. Ancak yurtta kalan diğerleri ile bizim iletişimimiz çokca yoktu. Sadece selam düzeyindeydi. Yurt içerisinde beşer kişiden oluşan ve başlarında sohbet hocası olan sohbet grupları vardı. Yaşam biçimimizi sohbet hocamız belirlemekteydi. Bizi sürekli okuduklarımızla ve namazlarımızı kılıp kılmamızla kontrol etmekteydiler giriş çıkış saatlerimiz saate tabi idi. Akşam ezanından sonra yurda giriş ve çıkış yasaktı. Geç kaldığımızda ailemize haber vermekteydiler. Bir sene ben İKbal yurdunda kaldıktan sonra yurtta kalamayacağımız ve samimi bir arkadaşımızla çıkmak istiyorsak eve çıkabileceğimizi söylediler. Bu yapılanma içerisinde Ankara'da fetö/pdy yapılanmasına kazandırmak istedikleri kişileri isim vermiş oldukları evlere yerleştiriyorlardı. Örneğin evlere Feza, Esila, Vefa gibi isimler veriyorlardı. Ben Feza olarak adlandırılan fetö/pdy ye ait olan Emek'de ...ve ... caddeler arasında kalan ... caddeye yakın adı olmayan bir apartmanın 2.katında ... M.D., D.A., N.O., H.C. ve adını hatırlamadığım bir kişi ile birlikte kalmaktaydık. N.O. gazi hukuk fakültesi dördüncü sınıf öğrencisiydi. Ve ev ablalığı yapmaktaydı. Zannedersen N.O. da geçmiş dönemde hakimlik mesleğinden ihraç edilenler listesindeydi. Burdaki evde kalan arkadaşlar birbirlerine alışmasın diye her sene hatta her dönem aynı odada kalan kişilerin odaları değişiyordu. Aynı zçamanda birbirimize alışmayalım diye evler de değiştiriliyordu. Ben Feza evinde kalırken İnegölden arkadaşım olan F.M.D. ile aynı odada kalıyordum. Birinci sınıfın son yirmi günü eve çıkmıştık, ben yirmi gün F. ile birlikte kaldıktan sonra okul tatil oldu. Yeni dönemde eve F.A. (bursalı olup gazi üniversitesinde el sanatları bölümünde öğrenciydi, sanırım şu an halk eğitim merkezinde bağımsız olarak çalışmaktadır), N.Ö. (Kastamonulu olup Gebzede avukatlık yapmaktadır), M.A. (Trabzonlu olup 19.dönem hakim olarak Bafra ya da Çarşamba'da hakimdir ve halen meslektedir), Ş.A. (Erzurumlu olup, hakimlik sınavlarına hazırlandığını biliyorum, kazanıp kazanmadığını bilmiyorum), ikinci sınıfta bu kişiler ile birlikte kaldım. Evin sohbet ablası Ş.A. idi. Sohbet ablası akşam namazından sonra tesbihat yaptırmaktaydı, yurtta olduğu gibi 15 dk fetoşa ait CD leri seyrettiriyordu. Daha sonra yine 15 dk fetoşa ait kitapları okutturmaktaydı. 15 dk da risale okuyorduk. Yapmış olduğumuz bu işler sürekli ev ablası olan Ş.A. taraufnıdan not tutulmakta ve yapılanmanın üstünde olan ve Ş.'nın üstü olan bilmediğim kişiye aktarılıyordu. Ş.A.'in üstü olan kişi ile biz tanışmadık. Bizim tanışmamız yasaktı. Yapılanma içerisinde bir hiyerarşi vardı. Evde kalıyor olmamıza rağmen kuralı Ş.A. tarafından konulmaktaydı. Ş.A.'e de kuralları üstündekiler bildirmekteydi.
Ben üçüncü sınıfa geçtikten sonra Bahçeli'de … caddede bulunan Süheda evinde kaldım. Süheda evinin bulunduğu apartmanın karşısında … mağazası vardı. Evlere isimleri yine örgütün yapılanması dahilinde ablaların üzerinde olan kişiler vermekteydi. Bu evde G. isimli (yanlış hatırlamıyorsam soy ismi A. olsa gerek, Sivas'lı hukuk fakültesi öğrencisi, şu an ne iş yaptığını bilmiyorum), S.Ç. (nereli olduğunu bilmiyorum ancak Ankarada ikamet ettiğini ve hakim olduğunu biliyorum, kendisi 17.dönemdir, ihraç edilip edilmediğini bilmiyorum), M.S. (Sinoplu olup, gazi hukuk fakültesi öğrencisiydi. Ankara ilinde avukatlık yapmaktadır), L.A. (Kahramanmaraşlı olup, gazi üniversitesi hukuk fakütlesi öğrencisidir, kendisini Şule olarak tanıtmaktaydı, L.A. gazi üniversitesinde fetö/pdy nin yapılanması dahilinde tüm kız öğrencilerden sorumlu olan kişiydi), H.K. (Kahramanmaraşlı olup, hukuk fakültesi öğrencisi olup, şu an ne iş yaptığını bilmiyorum), kod ismi ... olan gerçek adını hiç bir zaman öğrenemediğimiz kişi ile birlikte kaldık.
... kod isimli kişinin bu kalmış olduğumuz evde ayrı bir odası vardı. H.K. ile zaman zaman beraber kalırlardı. H.K. ev ablasıydı. ... kod isimli kişi zaman zaman eve gelip giderdi (... kod isimli kişinin resmini görsem tanırım. Bu da gazi üniversitesinde okumaktaydı. Sanırım el sanatları ya da çocuk gelişimi bölümünde okumaktaydı), H.K. bizden yaşça büyüktü ancak İnönü üniversitesinde okuyup dikey geçişle gazi hukuk fakültesine geldiği için bizim alt dömemimizdi. Bu yapılanma içerisindeki kişilerin yaşı ya da sınıfı önem taşımıyordu. Hiyerarşik düzenlemede belirlenen kişiler abla ya da abi sıfatıyla hareket edebiliyordu. Yapılanma içesinde hukukçuları ayrı bir bölümde yapılandırıyorlardı. Bu anlattığım kişiler içerisinde ... kod isimli kişi dışında herkes hukukçu idi. Hiç bir zaman bu kişiler gerçek isimlerini söylememekte idiler. Bu evde de yukarıda belirttiğim üzere akşam namazı ile birlikte yapılanma içerisinde adet haline gelmiş fetöşe ait CD lerin dinlenilmesi, izlenilmesi, risale okunması, fetöşe ait kitapların okunması gibi yukarıda belirttiğim davranış biçimlerini devam ettiriyorduk. Kalmış olduğumuz bu evlerde bir oda dışarıdan gelen daha doğrusu evin salon kısmında tanımadığımız grduplar gelip cep telefonlarını dışarıya bırakmak suretiyle içerisinde toplantı yapıyorlardı. Bizlere de odalarımıza geçmemizi ve kesinlikle dışarıya çıkmamamızı söylüyorlardı. Salonda neler olup bittiğini asla bilmemekteydik. Hatta bir gün hatta bir gün kaldığım bu eve gelen hatırlamadığım birisinin adını söylediğimde bana 'gazi üniversitesinin ablası olan ... kod isimli L.A. bana hitaben 'ben bu kişi ile tanışmadım ben üniversite ablasıyım, sen nereden biliyorsun' şeklinde tepki göstermişti.
Dördüncü yıl yani 2012 yılında Anıtkabir'in karşısında … caddesinde alt katında playstasion kafesi olan apartmanın son katında kaldık. Ev dört odaydı. Bu evde M.S. (üçüncü sınıfta birlikte kaldığım, ankarada avukatlık yapan kişi), N.Ö. (ikinci sınıfta birlikte kaldığım, şu an Gebze'de avukatlık yapan), ... isimli soy ismini hatırlamıyorum (nereli olduğunu bilmiyorum, hukuk fakültesi öğrencisi olup, şu an ne iş yaptığını bilmiyorum) ... Kod isimli L.A. ile birlikte kaldık. L.A. sürekli aynı evde kalıyor olmamıza rağmen sohbet için cemaat evlerini dolaşmaktaydı. Eve genellikle yatmaya geliyordu. Bu dönemde ev ablası M.S. idi.
Biz kalmış olduğumuz evde ev ablasına örneğin son kaldığım yıl aylık 290 TL para veriyordum. Bu da parayı toplayıp birkaç evden sorumlu olması nediyle BTM denilen (sanırım bölge toplama merkezi olabilir) burada paraları toplayıp gerekli finans işlemlerni hallediyorlardı. BTM denilen olay birkaç evden sorumlu ablaya verilen kod isim idi. Toplanan paralar da bu ablada toplanıyordu. Bunun parayı ne yaptığını bilmiyorum. Biz dördüncü sınıftayken okuma yarışması gibi fetoşa ait kitapları en çok okuyan evlere ekstradan 30 TL iaşe parası veriliyordu. Tanımadığımız insanlar evimize erzak getiriyordu. Sene başında ev ablası bir yere çağrılarak aylık iaşeler (kuru bakliyat, şeker gibi) bu kişiye teslim ediliyordu. Ve bu iaşeler eve getiriliyordu. Ve yine bizden toplanan paralardan bir kısmı ev ablalarına iade edilerek günlük ihtiyaç olan ekmek gibi malzemelerin alımında kullanılmak üzere iade edildiğini biliyorum. Kendisi ekmek almadığı zaman parasını bize ekmek almak üzere veriyordu.
Ben 2013 yılı temmuz ayında gazi hukuk fakültesinden mezun oldum. Mezun olduktan sonra ev ablalarından sanırım M.S. ya da kod isimli ev ablası ... de olabilir 'mezun oldunuz, artık ev yok, bir yerde kalıp ders çalışmak istiyor musunuz' dedi. Ben de kabul ettim. Beni hakim ve savcılık sınavlarına hazırlanmak üzere Ankara Hukuk Fakültesinin üstünde bulunan toprak kalemin alt tarafında bir eve yerleştirdiler. Evde M.S., B. (soy ismini hatırlamıyorum, kilolu, ... dersanesine gitmekteydi, ... dersanesi hakimlik savcılık sınavlarına hazırlanan kişilerin gittiği dershanelerden bir tanesidir, ancak burası salt cemaate ait değildir, bu kişi bizim birlikte girdiğimiz sınavı kazanamadı, daha sonra bağlantımız koptu, daha sonra kazanmış olabilir, ordu'lu olduğunu hatırlıyorum), M.K. (bu kişinin Ankara'da oturduğunu ve eşinin de savcı olduğunu biliyorum, halen meslekte olup olmadığını bilmiyorum, Ankaralı olmasına rağmen evinde hakim savcılık sınavlarına çalışamadığı gerekçesiyle bu evde kalmaktaydı), G.K. (gazi üniversitesi mezunu olup, sanırım hakimlik sınavı sonucu askıda olup mesleğe kabul edilip edilmediğini bilmiyorum, bu kişi idari hakimlik sınavını kazanmıştı, eşi de Cumhuriyet Savcısıydı, yeni mesleğe kabul edildi, G. da mesleğe sanırım kabul edilecek), yüzünü bile hatırlamadığım bir ay kalan Ankara Hukuk Mezunu bir bayan ile birlikte kaldık.
Fetö/pdy isimli örgüt yapılanması dahilinde beyninden faydalanacağı dar gelirli, ekonomik sıkıntısı olan, zeki olduğuna inandığı kişileri, yurtlarında evlerinde barındırmak suretiyle ve sürekli olarak ev ablaları aracılığıyla beyinlerini yıkama suretiyle yapılanmaya kazandırabilmek için sistematik bir çalışma mevuttur. Bu çalışma doğrultusunda hukuk fakültesinden mezun olan ben gibi insanları sınav evleri kurmak suretiyle hakim savcılık sınavlarına hazırlayarak mesleğe atanmasını sağlamak amacıyla özellikle Ankara ve İstanbul'da evler açmıştır. Bu evlerde sınava hazırlanan kişiler genellikle kendilerine biat edebilecek yapılanmayı sorgulamayacak yapıya sahip olan insanları seçmektedirler. Her ne kadar beni bu şekilde değerlendirdiklerini düşünüyor isem de ben bu yapılanma içerisinde ailemin ekonomik olarak zor şartlar altında olması nedeniyle ve aileme yük olmamak için evlerinde ve yurtlarında kaldım.
22 aralık 2013 tarihinde bizim hakimlik ve savcılık için yazılı sınavımız oldu. Ben 22 aralıktan yaklaşık bir ay önce İnegöl'deki adresime döndüm. 17/25 2013 süreci öncesinde bu olayları yaşadım. Diğer yandan Ankara'da avukatlık stajımı başlatmıştım. Ben 22 aralık 2013 tarihinden bir ay önce İnegöl ilçesinde ailemle birlikteydim. Avukatlık stajımı da Ankaradan Bursa adliyesine aldırmıştım. Sınavı kazandıktan sonra 22 mayıs 2014 tarihinde mülakata girdim. Benim referansım Danıştay'da babam olan A.D.'ın akrabası olan A.Ç. isimli danıştay savcısıydı. Kendisi halen görevdedir. Kendisi bana yardımcı olamayacağı için kendi tanıdığı H.O.'ndan benim için referans olmasını istemiş. H.O. da mülakat komisyonunda üye idi. Benim başkaca referansım yoktu.
Ben hakimlik sınavını mülakat dahil kazandıktan sonra beni telefonla arayan bir bayan bana hitaben 'biz cemaatteniz, bizimle tekrar irtibat kurmak ister misin' dedi. Ben de kendileri ile görüşmek istemediğimi söyledim. Ve bana ulaşamamaları için telefon hattımı değiştirdim. Daha sonra hakimlik stajıma inegöl adliyesinde başladım. Ve ailemin yanındaydım. Kasım 2014 tarihinde Ankaradaki adalet akademisine gittim. Burada akademinin yurdunda kaldım. Benim odamda T.K. isimli başka bir hakim adayı vardı. Ben bu kişiyle tartıştım. Ve odalarımız ayrıldı. T.K. de inegöl de adaydı. T.K. İStanbul Hukuk Fakültesi mezunu olup kendisi öğrencilik hayatında cemaate ait evlerde kalmıştır. Bundan eminim. Yine lisede benim gitmiş olduğum cemaate ait olan Fem dersanesinde birlikte ders aldık. Kendisi de fetö/pdy yapılanması dahilinde İStanbulda oluşturulmuş cemaat evlerinde kaldığını biliyorum. T.K. de maddi durumlarının iyi olmaması nedeniyle bu yapılanmaya ait evlerde kalmıştır. T.K. in babası İnegöl'de mobilya yan ürünleri üretmektedir. Şu an ne yaptığını bilmiyorum. T.K. halen aktif görevdedir. T.K. in hakim savcılık sınavlarına hazırlık için cemaatin oluşturmuş olduğu evlere gidip gitmediğini bilmiyorum. Gitmiş olabilir ancak emin değilim. Kendisi ile ben akademide aynı odada kalırken erkek arkadaşıyla sık sık telefonda konuştuğu için ben sesten rahatsızlık duydum bu nedenle ve başka kimselerle samimi olduğum için ve aynı zamanda sabahları banyoda saçımı kuruturken ben gürültü ettiğim için aramızda sorun çıktı. Ben de akademide yalnız kalan başka bir arkadaş E.E.'in odasında kalmaya başladım. E.E. yapılanma içerisinde yoktur. Kendisini ben akademide tanıdım. Ben hiç bir zaman maaşımdan cemaate pay vermedim. Ben 28 haziran kararnamesi ile Aksaray iline hakim olarak atandım. Burada görev yaptığım süre içerisinde benim hiç bir zaman bu yapılanma ile bağlantım olmadı.
Şüpheliye hakkında beyanda bulunan tanık beyanları kapsamında soruldu.
Bana sormuş olduğunuz G.Ö.'i tanırım. ... evlenmeden önce soy ismi K. idi. Kendisi Niğdelidir. Eşi M. Bursa ili Mustafa Kemal Paşa ilçesindendir. Bu kişi hakkında yukarıda beyanda bulunmuştum.
Yukarıda belirttiğim BTM lerin bölge talebe mensulü anlamına geldiğini hatırladım. BTM ler hukukçu olmayan evli bayanlardan oluşuyordu. Haftalık BTM leri toplarlardı. BTM ler Pensilvanyadan gelen gündemi bize aktarırlardı. Örneğin zaman gazetesine üye olun, zaman gazetesinin trajını bir milyonun üzerine çıkarmamız lazım, şeklinde verilen talimatları anlatırlardı. Ben hiç bir zaman zaman gazetesine abone olmadım. Ben üniversiteye hazırlanırken zaman gazetesinin eki olan sınav gazetesini aldım. Benim bu yapı dahilinde kalmış olduğum evlerde fethullah güleni haşa peygamber gibi görmekteydiler. Dönem sonunda yedi günlük kapmlar vardı. Beni bu kamplara genelde katılmadım. Yalnız bir kez evde bir hafta kamp kurduk. Bir hafta bu kampta bir hafta boyunca evden hiç dışarıya çıkmamak şeklindeydi. Bir hafta boyunca sürekli namaz kılıyorduk. Aynı zamanda kuran okuyorduk. Ve bize bazı duaları ezberletmekteydiler. Yani burada anlatmak istediğim ezan duası yemek duası gibi dualardı. Ben son sınıftayken benim evlenip isteyip istemediğimi sordular. Benden vesikalık fotoğraf istediler. Kendilerine vesikalık fotoğraf verdim. Sanırım cemaat evlenecek kendi yapısı içresinde yer alan kişileri katalog üzerinden evlendiriyordu. Son sınıftayken bana bir talip çıktı. Beni tanımadığım bilmediğim bir ablanın evine götürdüler. Bana talip olan erkeği de bu eve getirdiler. Gelen erkek bana sorular sordu. Bana sormuş olduğu sorular, dinime düşkün olup olmadığımı, bundan sonraki yaşantımdan beklentiler, eğitimim, ve ailem gibi sorular oldu. Yaklaşık bir saat bu evde oturduk. Sanırım bu ev yenimahalledeydi. Bir saatlik konuşma sonrası kendi başıma ben evden ayrılarak yalnız başıma son sınıfta kaldığım eve geldim iki gün sonra beni arayarak karşımdakinin olumlu düşündüğünü söylediler. Ancak ben olumlu düşünmedim. Benim buraya gitmekteki amacım herkes kulaktan dolma evlendirme konusunda söylemleri vardı. Gerçek olup olmadığını tespit için gittim.
Yukarıda belirttiğim olaylarda kitap okuma saatlerinden Pırlanta veya Nil yayınlarına ait fetö elebaşına ait kitaplar Saidi nursiye ait risale ve kitaplar okutulurdu. Ve yine fetoşun herkul.org isminde sitesinden videolar izletmekteydiler.
Kandil gecesi, kadir gecesi, kutlu doğum gibi dini açıdan özel olan günlerde BTM denilen bölge talebe mesulleri belli bir evde bizleri toplayıp böyle günlerde bile Peygamber efendimiz (SAV) hakkında konuşmak yerine fetö elebaşının hakkında konuşup onun videolarını izletirlerdi. Cemaate ait Samanyolu adı altında faaliyette bulunan okullarında toplantı salonlarında ablalar buraya gittiklerinde kutlu doğum haftasında peygamber (sav) gördüklerini söyledikleri için ben de bu nedenle bir kez Ankarada hatırlamadığım bir okula kutlu doğum haftasına gittik burada skeç yapıyorlardı. Skeçlerde bu ortamın manevi olduğu anlatılmaya çalışılıyordu. Ve bu manevi ortamda Peygamber efendimizi gördükleri izlenimini vermeye çalışıyorlardı. Sürekli olarak bizi dini açıdan sömürmekteydiler.
Bana sormuş olduğumuz M.A.'i isim olarak bilmiyorum. Ancak M.S.'ı tanırım. Bu kişi cemaate bağlı olmayan kişilerdendi.
H.C. FETÖ'ya çok bağlı kişilerden bir tanesiydi.
H.C. akademideyken daha önceleri kapalı birisi olmasına rağmen akademide açık giymeye başlamıştı. Hatta akademide beni gördüğümde benim yüzüme dahi bakmadı.
L.A. FETÖ'ya bağlı olup Gazi Üniversitesinden sorumlu Kod Adı ... olan abla idi.
H.N.K. Gazi Hukuk Fakültesinde öğrenciydi. Evlerimiz ayrıldıktan sonra İnegöl'den benim yurt arkadaşım olan F.M.D.'in kalmış olduğu cemaat evinde ablalık yaptığını biliyorum.
C.Ü.'i okuldan tanıyorum. Kendisi cemaat evlerinde kalmakta idi.
B.D.'i tanırım. B.D.'de benim gibi cemaate ait evlerde kalmıştı. Bağlılık derecesinin ne düzeyde olduğunu bilmiyorum. Bir önceki HSYK ihraç listesinde savcı idi. İade edilip edilmediğini bilmiyorum.
N.Ö. ile ikinci sınıfta birlikteydik. Bu kişi hakkında yukarıda bilgi verdim.
N.T. hakkında yukarıda bilgi verdim.
B.E.'u tanıyorum. Kendisi hem okul arkadaşımdı, hem de cemaate ait evlerde kaldığını biliyorum.
N.G. isimli kişiyi ben yukarıda ... olarak belirttim. İhraç listesinde o şekilde görmüştüm. Bu da ev ablasıydı.
A.K.'ı tanırım. Başlarda cemaat evlerinde kalmakta idi. Daha sonra hukukçular kulübünde aktif olduğu için ve bizleri de buraya davet ettiği için cemaat tarafından dışlanıldı. Daha doğrusu cemaat evlerinden atıldı.
K.T.'yi Ankara'daki sınav evlerinde çalışırken yine FETÖ'ye ait hakimlik savcılık sınavlarına hazırlanan FETÖ evinde kaldığını biliyorum. Bu kişi benim evde kalan Kırıkkale üniversitesi mezunu Ordu'lu B. dediğim kişi ile samimiydi ve bundan dolayı sınav evine sıkça gelirdi. Bu kişi de cemaatin yapılanması içerisinde yer alan kişilerdendi. Kendisinin meslekten ihraç edildiğini ve tekrar geri alındığını duydum. Akademide kendisiyle aynı sınıftaydık.
A.K.ı tanırım kendisi gazi hukuk fakültesi mezunudur. Cemaate ait evlerde kaldığını biliyorum ancak cemaat içindeki konumu nedir bilmiyorum.
A.K. benim sınıf arkadaşımdır. Aynı sınıfta okuduk, cemaate ait evlerde kaldık.
B.A. benim gazi hukuk fakültesinde alt dönemimdi. Cemaate ait evlerde kaldığını biliyorum. Ancak ablalık yapıp yapmadığını bilmiyorum.
P.K. gazi hukuk fakültesi öğrencisiydi ve fetöye ait yurtlarda kalmam için İnegöl'e gelip bizi kayıt ettiren ve bize yurtta sohbet ablalığı yapan kişiydi. Yapılanmaya sıkı sıkı bağlıydı. Fetöye hizmet edebilmek için bazı zamanlar evine bile gitmiyordu. Şu an ne iş yaptığını bilmiyorum.
Bana sormuş olduğunuz F.A.'ı tanırım kendisi ile Ankara ilinde İkbal yurdunda tanıştım. Kendisinin cemaate ait evlerde kalıp kalmadığını hatırlamıyorum.
Bana sormuş olduğunuz A.P.'ı hatırlayamadım.
Ben Aksaray iline hakim olarak atandıktan sonra babamın arkadaşı olan soyismini bilmediğim Ş. isimli kişinin yeğeni beni karşıladı. … dinlenme tesislerinde annem ve babam olduğu halde bizi alarak Aksaray Adliyesine getirdi. Sanırım 15 temmuz cuma günü Aksaray iline geldik. O gün de darbe kalkışması oldu. Daha sonra Aksaray adliyesine bağlı lojmanda kalmaya başladık.
Ben geçmişte cemaat evinde kaldığım dönemde yakın olduğum F.A., N.Ö., F.M.D., M.A. ile bağlantımız devam etti. F.A. Bursa ilinde Halk Eğitim Merkezinde çalışmaktadır. F.M.D. şu an öğretmendir, N.Ö. Gebze'de avukatlık yapmaktadır, M.A. samsunda hakimdir, bu kişilerin şu an fetö/pdy ile bir bağlantısı yoktur, üniversite yaşamından sonra bu kişiler cemaat ile olan bağlarını kopardılar. Ben aksaray adliyesine geldikten sonra görevden alınan E. isimli hakim ile tanışmıştım. Bu kişi ile Aksaray ilinde tanıştım. Ben fetö/pdy ye ait olduğunu iddia ettiğiniz evlerde kalmamın nedeni ekonomik nedenlerdir. Babam ülkücü bir insandır. Biz ülkücü olarak İnegöl ilçesinde bilinmekteyiz. 17/25 aralık süreci öncesi cemaat denilen yapılanma toplum tarafından illegal bir yapılanma olduğu konusnda herkes gibi benim de bir bilgim yoktu. Zaten yukarıda anlattığım gibi 22 aralık 2013 tarihinde hakimlik sınavına girmeden bir ay önce Ankaradaki stajımı dahi bursa iline aldırmıştım. Ve memleketime geri döndüm. Ve hatta 17/25 aralık sürecinden önce dahi okuldan mezun olduktan sonra tasvip etmediğim ancak ekonomik nedenlerden dolayı zorunlu olarak kaldığım bu evdeki kişiler ile muhatap olmamak için cep telefonumu dahi değiştirdim. Mülakat aşamasında, sınav aşamasında kesinlikle hiç bir yardımlarını almadım. Aksaray ilinde sekiz aydır görev yapmaktayım. Bu süreç içerisinde bu yapılanma dahilinde hiç kimse ile ileşitişimim olmamıştır. Hiç kimseye de para yardımı yapmadım. Fethullah gülen denilen kişiye de hiç bir zman için sempati duymadım. Bir kız çocuğu olarak yaşadığım şehirden ayrılarak büyük bir şehirde yaşama başladığımda çevredeki gelebilecek tehlikelerden korunmak, düzenli bir öğrencilik hayatı yaşayabilme adına o dönemlerde topluma kendilerini türk ve islam duygusu ile yüklü ve türklüğe ve islama hizmet eden bir yapılanmanın topluma faydalı bir yapılanın olduğu algısını oluşturan bu cemaatin evlerinde kalmamda bu yapıya mensup olma gibi bir düşüncem hiç bir zaman olmadı. Ben yaşadıklarımı samimi bir şekilde anlattım. Hiç bir zaman bana bir görev verilmedi, hiç bir görevde de bulunmadım. Benim eylemlerim cemaate ait yurt ve evlerde kirasını vererek kalmamın ötesinde eylemler değildir. Ben üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum, fethullah gülenin vatan haini olduğunu 15 temmuz 2016 tarihinden sonra herkes gibi ben de açıkça gördüm. Şu an fetö/pdy nin üyesiymişim gibi ifade vermek bile benim ruh halimi bozmaktadır. Korkunç derecede kendimi ezilmiş hissediyorum. Ancak bildiğim herşeyi açıkça ve doğruca anlatmakla vatan sevgimin ne kadar yoğun olduğunu gösterdiğimi zannediyorum. Ben ülkücü bir ailenin çocuğuyum, bayrağımı, vatanımı ve milletimi seviyorum, benim fetö gibi bir soysuzun peşinden gitme gibi bir eylemimin olması mümkün değildir, dedi. ..."
Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.K.'nın, Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 17/05/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağında: "ÜNİVERSİTE 4. SINIF 2011-2012 YILI: Ben üniversite dördüncü sınıfta farklı bir öğrenci evinde kaldım. Bu evde yine Beşevler semtindeydi. Ben bu evde üniversite bitene kadar kaldım. Bu evde benimle birlikte ..., A., H. ya da H., G. isimli şahıslarla kaldım. Bu dönemde eve bir öğrenci daha gelmişti. Ancak bu şahsın ismini şuan hatırlayamıyorum. Bu evin ev ablası H. ya da H. isimli şahıs idi. Bu dönemde de yine aynı öğrenci evinin kuralları geçerliydi. Bu dönem beni yapıda KENDİ EVİN KALAN (KEK) sorumlusu yaptılar. Bu sorumluluğu bana üçüncü sınıfta birlikte kaldığım FAKÜLTE sorumlusu olan L. isimli şahıs vermişti. Bu sorumluluğu açıklamam gerekirse Ankara da ikamet edip kendi evlerinde kalan öğrencilerin erkek arkadaşının olup olmadığı, namaz kılıp kılmadığını takip ederdim. Ben sorumluluğu yine son sınıf ve derslerimin yoğun yolduğu için yapamadım. ... 25-...: Bu şahıs Bursalıdır. O dönemde Gazi Hukuk öğrencisiydi. Bu şahısla üniversite dördüncü sınıfta yapıya ait öğrenci evinde birlikte kaldım. Sonrasında hakim olduğunu biliyorum. Görsem teşhis ederim."
Aynı şahsa ait 17/05/2018 tarihli teşhis tutanağında avukatı huzurunda yaptırılan teşhis işlemi neticesi davacıyı net ve kesin olarak teşhis ettiği anlaşılmıştır.
Avukat olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan Ş.A.'nın, Erzurum KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 10/11/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağında: "... bana da bu ev ablalığı görevini BTM olan ... kod isimli şahıs vermişti, ben bu evden 2010 ile 2011 yılları arasında sorumlu olmuştum, bu evde yine benimle birlikte 5 kişi kalıyorduk, bu şahıslar birinci sınıf Gazi Hukuk okuyan M. (Trabzon lu), adını N. veya N. olarak hatırladığım şahıs (Kastamonu lu), Gazi hukuk ikinci sınıfta olan ... (Bursa İnegöl lü), yine Gazi Edebiyat okuyan M. (Bursa lı) isimli şahıslar ile birlikte kalıyorduk, ben bu şahıslar ev ablalığını yapıyordum, yine kitap okuma ve sohbet gibi faaliyetlerimiz oluyordu, bu eve zaman zaman dershanelerde öğrenciler gelirdi, ancak çok sık olmazdı, bu öğrencilerin eve gelmelerini genelde yukarıda isimlerini söylemiş olduğum BTM olan bayanlar sağlardı, bu evde bir yıl kadar kaldık, daha sonra Gazi Hukuk Beşevler civarına taşındı ve örgütte bu evleri üniversiteye yakın yerlere taşımışlardı, Beşevler civarında yeni bir eve geçtim, geçmiş olduğum dönem 2011-2012 yıllarıydı, yine bu evde de farklı kişiler ile birlikte kaldık, ..."
Aynı şahsa ait 16/11/2017 tarihli fotoğraf teşhis tutanağında davacıyı teşhis ettiği anlaşılmıştır.
Avukat olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan A.K.'nın, Erzincan TEM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 17/11/2020 tarihli şüpheli ifade tutanağında: "... isimli, Gazi Üniversitesi Hukuk fakültesi 2009 girişli, evlerde kaldı sorumluluk almadı. ... SORULDU : ... ... ... İSİMLİ ŞAHISIN CUMUHURİYET BAŞSAVCILIĞINDA ALINAN İFADESİNDE ÖZETLE: “...A.K. benim sınıf arkadaşımdır. aynı sınıfta okuduk, cemaate ait evlerde kaldık,..” ŞEKLİNDE BEYANDA BULUNMUŞTUR. KONU İLE İLGİLİ BİLDİKLERİNİZİ ANLATINIZ? CEVABEN : ... benim sınıf arkadaşımdır. Beyanları doğrudur birlikte FETÖ'ye ait evlerde kaldık."
Aynı şahsa ait 17/11/2020 tarihli fotoğraftan teşhis tutanağında davacıyı teşhis ettiği anlaşılmıştır.
20. Dönem Adli Yargı Hakim Adayı olarak görev yapmakta iken ifadesine başvurulan A.P.'ye ait, Adalet Bakanlığı Müfettişliğince düzenlenen 06/01/2017 tarihli tanık ifade tutanağı: "... (17. Dönem Hakim Adayı-179315): Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Cemaat evinde kaldığını biliyorum; ancak ne kadar kaldığını bilmiyorum. Kendisi hakkında çok fazla bilgi sahibi değilim. Halen bağının olup olmadığını bilmiyorum."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan B.D.'nin, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 04/05/2017 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında: "... isimli dönem arkadaşım olan şahıs bu evlerde 4 yıl kaldı. Görev almadı. Şuanda 17.dönem adli yargı hakimi iken ihraç edildiğini öğrendim."
17. Dönem Adli Yargı Hakim Adayı olarak görev yapmakta iken ifadesine başvurulan E.T.'ye ait, Adalet Bakanlığı Müfettişliğince düzenlenen 03/04/2017 tarihli ifade tutanağı: "... (179315): Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2013 mezunudur. Üniversite 1. sınıfta İkbal Yurdunda kaldı. Sonra cemaat evine çıkacağını söylüyordu. Ben yurttan ayrıldıktan sonra kendisini bir daha görmedim. Hakimlik yapmakta iken meslekten ihraç edildiğini öğrendim."
19. Dönem Adli Yargı Hakim Adayı olarak görev yapmakta iken ifadesine başvurulan F.A.'ya ait, Adalet Bakanlığı Müfettişliğince düzenlenen 29/08/2016 tarihli tanık ifade tutanağı: "...(…): Kendisini İkbal yurdunda gördüm. Gazi Hukuk’ta benim bir yada iki alt dönemimdi. Ne kadar yurtta kaldığını dahi bilmiyorum. Cemaatle çok alakalı bir kız değildi. Görev aldığını dahi düşünmüyorum."
11. Dönem İdari Yargı Hakim Adayı olarak görev yapmakta iken ifadesine başvurulan G.Ö.'ye ait, Adalet Bakanlığı Müfettişliğince düzenlenen 22/08/2016 tarihli tanık ifade tutanağı: "...: Gazi Hukuk 2009 girişli. 17. Dönem adli yargı hakimi. Üniversite boyunca ve sınava hazırlanırken kaldı. Görev almadı."
19. Dönem Adli Yargı Hakim Adayı olarak görev yapmakta iken ifadesine başvurulan M.A.'ya ait, Adalet Bakanlığı Müfettişliğince düzenlenen 24/08/2016 tarihli tanık ifade tutanağı: "... Sonrasında 2010 yılında Gazi Hukuk Fakültesi'ni kazandım. ... İkbal Yurduna kayda gittik, ben evde kalmayı tercih ettim. 1. sınıfta ev ablası; Ş. isimli Gazi Hukuk öğrencisiydi, cemaate bağlı değildi. Ev arkadaşlarım; N.Ö., ..., F.M.D. ve F.A. idi. ... Cemaat evlerinde kaldığım dönemde sınav sorularının cemaat mensuplarına verildiği hususunda bilgim olmadı. Ancak mezunların sınavlara hazırlama evlerinde hakimlik sınavlarına hazırlanıldığı evlerin varlığını biliyorum. 2013 Gazi Hukuk mezunlarından G.K., ... ve ismini hatırlamadığım bir kızdı. ...; sınav hazırlama evinde yazın 3 ay kalıp ayrıldı. ... ve G. bu yapıya bağlı değillerdi. Bu sınava hazırlama evlerine herkesi alabilirlerdi. Bunun nedeni; eğer kişi bu evlerde gelip sınavı kazanırsa ondan faydalanmaktı. ... ...: 2013 Gazi hukuk mezunudur. 17. dönem adli yargı hakimi olup Aksaray’da görev yapmaktadır. Cemaate barınma ihtiyacını giderdi. Cemaate uzak biriydi. Bursalıdır."
Aynı şahsa ait HSK Müfettişliğince düzenlenen 14/04/2017 tarihli tanık ifade tutanağı: "...: 2013 Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Emek Semtindeki FETÖ/PDY’ye ait evde 1 sene birlikte kaldık. 4 yıl boyunca yapıya müzahir evlerde kalarak mezun oldu. Herhangi bir görev almadı. 2013 yılında Üniversiteden mezun olduktan sonra FETÖ/PDY’ye ait hakimlik savcılık sınavlarına hazırlık evinde kaldığını biliyorum. 17/25 Aralık sürecindeyken bu sınava hazırlık evlerinden ayrıldığını biliyorum. 17. dönem Adli yargı hakimi olup Aksaray’da görev yapmaktaydı. Meslekten ihraç edildiğini biliyorum. Kendisini Bursalı olarak biliyorum. ... G. mezun olduktan sonra ... ile kısa bir dönem FETÖ/PDY’ye ait hakimlik savcılık sınavlarına hazırlık evinde kaldılar. 17/25 Aralık sürecindeyken bu evden ayrıldılar."
Davacı tarafından, ifadelerden de görüleceği üzere tanıkların lehine beyanlarda bulundukları, iddialarını destekler mahiyette yalnızca barınma amaçlı olarak kaldığını, görev almadığını beyan ettikleri, tanık olarak dinlenen şahıslardan M.A., G.Ö., E.T., A.P. ve. F.A.'nın şu an aktif olarak hakim savcı olarak görev yaptıkları, tanık A.K.'nin de kurum avukatlığı yaptığı, 17/25 Aralık 2013 öncesi evlerinden çıktığı, evlerinden çıktıktan sonra bir daha hiçbir iletişiminin olmadığı, örgütle irtibatı ve iltisakı olduğu gerekçesiyle meslekten ihraç edilmiş olmasının tamamen haksızlık ve adaletsizlik olduğu ileri sürülmüştür.
Bu durumda, davacının üniversitede örgüte ait yurtta ve evlerde kaldığına, sınava örgütün hakim-savcı sınav çalışma evinde hazırlandığına ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen ifadeler ile davacının Cumhuriyet Başsavcılığında müdafi huzurunda verdiği ifadesinin değerlendirilmesi sonucunda, davacının FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.

6) Dava Konusu Kararların Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu kararlar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın, AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan "özel hayata saygı hakkı" çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen "özel hayat" kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen kararlar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak "kanunla öngörülmüş olma", aynı maddede sayılan "meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma" ve "demokratik bir toplumda gerekli olma" ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa'nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin "şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması", "anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması" gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararlarla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS'in 8/2 ve Anayasa'nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS'in 15. ve Anayasa'nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS'in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa'nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu kararlar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu kararlara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa'nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu kararlar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu kararlar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS'in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı" hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararların müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS'in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.

7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı mali haklarının yasal faiziyle birlikte iadesi isteminin de reddi gerekmektedir.

D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun … tarih ve … sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı mali haklarının yasal faiziyle birlikte iadesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
3. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4. Posta gideri avansından varsa artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
5. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işler için belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,

6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 26/05/2022 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.


(X) KARŞI OY :
Dava; yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin … tarih ve … sayılı kararının iptali ve bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı mali haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Davacı hakkında verilen ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı beraat kararında: " ... sanık ... 'ın dosya kapsamında elde edilen delillere göre örgütün nihai amaçlarını açıkça ortaya koyan dış aleme yansıyan olay ve olguların yaşandığı ve örgütün kriminalize olduğu 17/25 Aralık sürecinden önce, kalmış olduğu hakimlik/savcılık sınavı çalışma evinden ayrıldığı 2013 yılı Kasım ayı itibari ile kendi iradesiyle örgütle bağını kestiği, bu tarihten sonra örgütsel bağını devam ettirdiğine dair dosya kapsamında herhangi bir delilin bulunmadığı, örgüte ait yurt ve evlerde kaldığı süreç içerisinde tanık beyanları ile de sabit olduğu üzere örgüt içerisinde herhangi bir görev ve sorumluluk üstlenmediği, yukarıda değinilen bylock yazışma içeriklerinden de anlaşıldığı üzere bahsi geçen tarihten sonra sanığa ulaşılmaya çalışıldığının anlaşıldığı, bu hususun da sanığın savunmalarını destekler mahiyette olduğu, yine sanığın iletişim numarası olarak beyan ettiği cep telefonu numaralarının ardışık/tekil aranma kaydının bulunmadığı, örgüt içerisindeki gizlilik kuralları gereğince kullanılan kod isim kullanmadığı, nitekim tüm tanıkların sanığı kendi ismi ile tanıdığı, hakimlik/savcılık sınavı çalışma evinde kaldığı dönem itibariyle de bu yapının bir silahlı terör örgütü olduğunu bilerek ve isteyerek hareket ettiği hususunda kanaat oluşmayan bu suretle FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün varlık ve amacından haberdar olmayan sanığın kasten hareket ettiğinden bahsedilemeyeceği, okuldan mezun olduğu 2013 yılı Temmuz ayına kadar dini sohbetlere katılma, örgüt evlerinde ve yurtlarında kalmasından ibaret eylem ve faaliyetlerinin ise 17/25 Aralık 2013 sürecinden önce gerçekleştiği, sanığın eylemleri ve konumu dikkate alındığında, o tarihlerde cemaat olarak adlandırılan yapının suç örgütü olduğunu bilebilecek durumda olmaması gözetildiğinde ilişki içinde olduğu yapının silahlı terör örgütü olduğu konusunda hataya düştüğü ve bu suçun ancak kasten işlenebilen bir suç olması nedeniyle TCK'nın 30/1 ve CMK'nın 223/2-c maddeleri uyarınca kast yokluğundan beraatine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. ...'' tespit ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Olayda, davacının, eğitim amacıyla FETÖ/PDY yapılanmasına ait dershaneye gittiği, üniversite döneminde barınma amacıyla örgüte ait yurtta ve evlerde kaldığı, bu süreçte eğitim ve barınma saikiyle hareket ettiğinin aksini ortaya koyabilecek bir tanık beyanı ya da bilgi ve belgenin mevcut olmadığı, üniversiteden mezun olduktan sonra hakimlik/savcılık sınavına hazırlanmak için bir süre örgüte ait evde kaldığı, ancak söz konusu evin niteliği itibarıyla barınma amacıyla kaldığı evler ile benzerlik gösterdiğinin soruşturma ve/veya kovuşturma aşamasında alınan davacı ve hakim olarak görev yapan tanık beyanlarından anlaşıldığı gibi 2013 yılı Aralık ayında hakimlik/savcılık sınavına girdiğini, bu tarihten bir süre önce, 2013 yılı Kasım ayında bu evden ayrılarak memleketine dönüş yaptığını, anılan tarihten sonra da söz konusu yapıyla tüm bağını kopardığını beyan eden davacının, mesleğe girmesinden sonraki süreçte gerçekleşen ByLock yazışmalarında örgüt tarafından kendisine ulaşılmaya çalışılmasının ve davacının örgütle bağını kopardıktan sonra telefon numarasını değiştirmesinin bu beyanlarını teyit eder nitelikte olduğu, bir başka ifadeyle bu süreçte barınma saikiyle hareket ettiğinin aksini ortaya koyabilecek bir tanık beyanı ya da bilgi ve belgenin davalı idarece dosyaya sunulamadığı, aksine örgüte ait yurt ve evlerde kaldığı süreç içerisinde tanık beyanları ile de sabit olduğu üzere davacının örgüt içerisinde herhangi bir görev ve sorumluluk üstlenmediği, barınma ihtiyacını karşıladığının ifade edildiği, nitekim yukarıda Ceza Mahkemesi kararında yer alan "... sanığın (davacının) eylemleri ve konumu dikkate alındığında, o tarihlerde cemaat olarak adlandırılan yapının suç örgütü olduğunu bilebilecek durumda olmaması gözetildiğinde ilişki içinde olduğu yapının silahlı terör örgütü olduğu konusunda hataya düştüğü ..." yolundaki tespit ve değerlendirmeler ile 2013 yılı Kasım ayından sonra davacının örgütle tekrar irtibata geçtiğine ilişkin somut bir bilgi ve belgenin bulunmadığı dikkate alınarak değerlendirme yapıldığında, dava dosyasına, davacının örgütsel saiklerle örgüt yurdunda ve evlerinde kaldığını ispatlar mahiyette herhangi bir bilgi veya belge de sunulamadığı göz önüne alındığında, davacının öğrencilik yıllarında ve mezun olduktan sonra kısa bir süre barınma amaçlı olarak örgüt evlerinde kalmış olmasının irtibat ve iltisaklı sayılması için yeterli olmadığı sonucuna varılmıştır.
Bu nedenle, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle tesis edilen dava konusu kararlarda hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Dava konusu kararlarda hukuka uyarlık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı mali haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle, dava konusu işlemlerin iptaline, yoksun kaldığı mali haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi gerektiği oyuyla, aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyoruz.

Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.

AvAi

Hukuki AI Asistanı
Merhaba! Ben AvAi, Avarsis Hukuki AI Asistanınız. Size nasıl yardımcı olabilirim?