‹ Ana sayfa
Danıştay5. DaireAile Hukuku

Danıştay 5. Daire E.2017/5895 K.2021/4541

Esas No: 2017/5895 · Karar No: 2021/4541 · Karar Tarihi: 13.12.2021
667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanun667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun6087 sayılı Kanun2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanun6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanun7075 sayılı Kanun6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun
Özet: Danıştay 5. Daire Başkanlığı         2017/5895 E.  ,  2021/4541 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y BEŞİNCİ DAİRE Esas No : 2017/5895 Karar No : 2021/4541 DAVACI : ... (vasi ... ) DAVALI : ... Kurulu VEKİLİ : Av. ... DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1.
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2017/5895
Karar No : 2021/4541

**DAVACI:** ... (vasi ... )

**DAVALI:** ... Kurulu

**VEKİLİ:** Av. ...

DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI : Meslekten çıkarma kararının savunma hakkı tanınmadan ve disiplin soruşturması yapılmadan tesis edildiği, Anayasanın 11/2., 38/4. maddelerinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinin, suç ve cezaların şahsiliği ve kanuniliği ilkelerinin, hakimlik teminatının, ayrımcılık yasağının, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği, FETÖ ile irtibat ve iltisakına dair kişiselleştirme yapılmadığı ileri sürülerek hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir.

DAVALININ SAVUNMASI : Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararın amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa'nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanunun 33. maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen karar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararın hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI ...'İN DÜŞÜNCESİ: Dava, FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatı sabit görülen davacı tarafından, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca yargıya mensubiyetinin uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararının iptali istemiyle açılmıştır.
Anayasaya aykırılık iddiası ile usule ilişkin iddialar yerinde görülmeyerek işin esasına geçildi;
Anayasanın 138. maddesinde, "Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.", 139. maddesinde, "Hakimler ve savcılar azlolunamaz, ... meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.", 140. maddesinin üçüncü fıkrasında da, "Hakim ve savcıların meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ve meslek içi eğitimleri ile diğer özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.", "Hakimler ve Savcılar Kurulu" başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında ise, "Kurul, ... meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar; ayrıca, Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir.", bu maddenin 10. fıkrasında ise, "Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz. ..." hükümlerine yer verilmiştir.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hakimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" başlıklı 53. maddesinde, "Hakim ve savcıların: a) fıkrasında, Bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b) fıkrasında, Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması, .... hallerinde görevleri sona erer." şeklinde düzenleme yapılmıştır.
6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu'nun "Kurulun görevleri" başlıklı 4. maddesinin; hakim ve savcılarla ilgili olarak (b) fıkrasının 6. bendinde meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, 7. bendinde, disiplin cezası verme, 8. bendinde de görevden uzaklaştırma işlemlerini yapmak Kurulun görevleri arasında sayılmış, "Genel Kurulun Oluşumu ve Görevleri" başlıklı 7. maddesinin 2. fıkranın (ı) bendinde de, Adli ve idari yargı hâkim ve savcıları hakkında meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma Genel Kurulun görevleri arasında sayılmış, "Yeniden inceleme, itiraz ve yargı yolu" başlıklı 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'da görüleceği hükme bağlanmıştır.
Diğer taraftan, 15/07/2016 günlü darbe girişimi sonrası; kamu düzeni ve güvenliği açısından Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde; Milli Güvenlik Kurulunun Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi yönündeki 20/07/2016 tarih ve 498 sayılı tavsiye kararı üzerine, toplanan Bakanlar Kurulu'nca ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş, bu karar Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanarak 21/07/2016 tarihli ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
08/03/2018 tarihinde yürürlüğe giren 7075 sayılı Kanun ile kanunlaşan, 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 11. maddesinin 2. fıkrası ile, "22/07/2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3'üncü maddesinin birinci fıkrası ile 18/10/2016 tarih ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 3 üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenler, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştaya dava açabilir." hükmü getirilmiştir.
Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararıyla; ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3'üncü maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin, 23/07/2016 tarih ve 29779 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3'üncü maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verilmiştir.
Ceza yargılamasında hükme esas alınacak kanıtların kesin ve şüpheye mahal bırakmayacak kuvvette olması gerekir. Ancak disiplin cezalarında her türlü done değerlidir ve kanaat oluşumu için önem arzeder.
Yargıç ve savcıların kararlarının normatif kurallara ve hukuka uygun olması, gerekçelerinin hukuk alemini tatmin etmesi kuşkusuz çok önemlidir. Ancak bir o kadar önemli husus da bir bütün olarak yargı camiasının özellikle de yargı mensuplarının kamuoyunda bıraktıkları intibadır. Toplumda adalete güven ve inancın artmasında meslek mensuplarının isabetli kararlarının yanında vakur ve tarafsız duruşlarının katkısı yadsınamaz bir realitedir.
Anayasa'ya, kanunlara ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm vermekle yükümlü olan yargı mensuplarının, bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girerek örgüt hiyerarşisi altında ideolojik bağlılıkla hareket etmelerinin, Anayasal bir hak olan adil yargılanma hakkının önündeki en büyük engel olduğu ve nihayetinde yargıya olan güvene zarar verdiği kuşkusuzdur.
Dosyanın içeriğinden ve davalı idarece sunulan belgelerin incelenmesinden, tanık/şüpheli ifadeleri ile davacıya ilişkin tespitler dikkate alındığında, davacının FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatının olduğu anlaşılmaktadır.
Bu durumda, davacı hakkında tesis edilen işlemde hukuka aykırılık görülmemektedir.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmeyerek ve ... Sulh Hukuk Mahkemesinin ... tarih ve E:... K:... sayılı kararıyla ...'in (TC Kimlik No: ...) davacıya vasi olarak atandığı görüldüğünden davaya vasi ile devam edilmesine karar verilerek gereği görüşüldü:

A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.

2) Davacıya İlişkin Süreç
... tarih ve ... sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından ... tarih ve ... sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın iptali talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Diğer yandan, davacının, ceza yargılaması sonucunda ... Ceza Dairesinin (İlk Derece) ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 12 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Anılan karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine ... Ceza Genel Kurulunun ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile hükmün onanmasına karar verildiği ve davacı hakkındaki mahkumiyet kararının 18/06/2020 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.

B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...”
2) AİHS
AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."
AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."
3) Kanun
667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır...”
4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.

C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS'in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS'in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM'e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, "yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması" şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dosyaya sunulan ve davacı hakkında yeni bilgi ve belgeler içeren 14/02/2020 tarihli ek beyan dilekçesi ve ekleri 11/06/2020 tarihli ara kararımızla davacıya tebliğ edilmiş ve aynı ara kararımızla davalı idarenin 15/10/2018 tarihli ikinci savunmasında davacının cevap vermesini gerektiren hususlar bulunduğu bildirilerek söz konusu ikinci savunma dilekçesi ile ek beyan dilekçesi ve eklerine ilişkin beyanlarını sunabilmesi için davacıya on gün süre tanınmıştır. Davacı tarafından 14/02/2020 tarihli ek beyan dilekçesi ve eklerinin kendisine tebliğ edilmediğinin belirtilmesi üzerine 26/10/2020 tarihli ara kararımız ile davalı idarenin 14/02/2020 tarihli ek beyan dilekçesi ve eklerinin davacıya yeniden tebliğ edilmesine karar verilmiş ve söz konusu bilgi ve belgelere ilişkin beyanlarını sunabilmesi için davacıya on gün süre tanınmıştır.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in "Adil Yargılanma Hakkı" başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay'da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay'da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.
2) FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ'nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
"Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup ...bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. ...Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. ...Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır...
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir...
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır...
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir...
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır..."
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı ... kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.-- …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ("T" taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, "önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.
3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa'nın "Hâkimlik ve savcılık mesleği" kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede "... Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar." denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
4) Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için birtakım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararın dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir. D
a) ByLock Delili
i. ByLock Uygulamasına İlişkin Genel Değerlendirme
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında belirtildiği üzere ByLock uygulaması, kullanılması için indirilmesi yeterli olmayan ve özel kurulum gerektiren, kullanıcıların haberleşebilmesi için her iki tarafın önceden temin ettikleri kullanıcı adlarını ve kodlarını eklemeden taraflar arasında mesajlaşmanın başlayamadığı, bu bakımından sadece oluşturulan hücre tipine uygun şekilde bir haberleşme gerçekleştirilmesine imkân veren, kriptolu anlık mesajlaşma, e-posta gönderimi, ekleme yoluyla kişi listesi oluşturma, grup içi mesajlaşma, kriptolu sesli görüşme, görüntü veya belge gönderebilme özellikleri bulunan, böylece kullanıcılarının, örgütsel mahiyetteki haberleşmelerini başka herhangi bir haberleşme aracına ihtiyaç duymadan gerçekleştirmesine olanak sağlayan bir iletişim sistemidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında; ByLock uygulamasının 2014 yılı başlarında uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olduğu, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve bluetooth yoluyla yüklenildiği hususunun yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesaj ve e-postalardan anlaşıldığı, ByLock üzerinden yapılan iletişimin çözümlenen içeriğinin tamamına yakınının FETÖ mensuplarına ait örgütsel temasa ve faaliyetlere ilişkin olduğu; kullanıcılar tarafından buluşma adreslerinin değiştirilmesi, yapılacak operasyonların önceden bildirilmesi, örgüt mensuplarının yurt içinde saklanması için yer temini, yurt dışına kaçış için yapılan organizasyonlar, himmet toplantıları, açığa alınan veya meslekten çıkarılan örgüt mensuplarına para temini, örgüt liderinin talimat ve görüşlerinin paylaşılması, Türkiye'yi terörü destekleyen ülke gibi göstermek amacına yönelik faaliyette bulunan birtakım internet adreslerinin paylaşılması ve bu sitelerdeki anketlerin desteklenmesi, FETÖ'ye yönelik yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda şüpheli veya sanıkların hâkim ve Cumhuriyet savcılarınca serbest bırakılmasının sağlanması, örgüt mensuplarına müdafi temin edilmesi, örgüt üyelerinden kimlere operasyon yapıldığına ve kimlerin deşifre olduğuna ilişkin bilgilerin paylaşılması, operasyon yapılması ihtimali olan yerlerde bulunulmaması ve bu yerlerdeki örgüt için önemli dijital verilerin arama-tarama mesulü olarak adlandırılan kişilerce önceden temizlenmesi, kamu kurumlarında FETÖ aleyhine görüş bildiren veya yapılanmayla mücadele edenlerin fişlenmesi, sistemin deşifre olduğunun düşünülmesi halinde ByLock iletişim sisteminin kullanımına son verilerek Eagle, Dingdong ve Tango gibi alternatif programlara geçiş yapılacağının haber verilmesi, yapılanmaya mensup kişilerin savunmalarında kullanabilmeleri amacıyla hukuki metinler hazırlanması gibi örgütsel nitelikte ve amaçta mesajlar gönderildiği ifade edilmiştir.
Bylock delilinin hukuki niteliği ile ilgili olarak ise Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yukarıda anılan kararında; Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesinin 32. maddesi ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 4.maddesinin 1.fıkrasının (i) bendi ile 6.maddesinin 1.fıkrasının (d) ve (g) bentlerine uygun şekilde Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından elde edilen Bylock'a ilişkin dijital materyaller hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Ceza Muhakemesi Kanununun 134.maddesi gereğince Ankara Sulh Ceza Hakimliğince verilen ''inceleme, kopyalama ve çözümleme'' kararına istinaden bilgisayar ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı görülmüştür.
Nitekim Anayasa Mahkemesi de Bylock verilerinin kanuni bir temele dayanmadan ve hukuka aykırı şekilde elde edildiğine yönelik iddialar yönünden yapılan başvuruda; 4/6/2020 tarih ve Başvuru No: 2018/15231 sayılı kararı ile Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi aynı kararında, yapısı, kullanım şekli ve teknik özellikleri itibarıyla sadece FETÖ/PDY mensuplarınca -örgütsel iletişimde gizliliği sağlama amacıyla- kullanılan kriptolu iletişim ağının başvurucu tarafından kullanılmasının terör örgütüne üye olma suçu açısından mahkumiyete dayanak olarak alınmasının, adil yargılanma hakkı kapsamındaki usul güvencelerini etkisiz hale getiren keyfi bir uygulama olarak değerlendirilemeyeceği tespitinde de bulunmuştur.
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan bazı kişilerin ByLock uygulamasına ilişkin birtakım ifadelerde bulunduğu görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan Y.G. isimli şahıs tarafından ... Ağır Ceza Mahkemesine sunulmuş beyan: “Bana ByLock adlı programı indirmemi 2014 Temmuz’da ...adlı kişi söyledi. Önce VPN programını daha sonra da ByLock’u kurmamı, VPN’yi açmadan ByLock’u kullanmamam gerektiğini açıkladı. Daha sonra beni kendisi ekledi ve onaylamamı söyledi. Böylece buradan daha güvenli mesajlaşabilecektik onlara göre. Çünkü 2014 HSYK seçimleri yaklaşmaktaydı ve hızlı bir haberleşme ağı lazımdı.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö. isimli şahsa ait Malatya Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 16/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “2014 HSYK seçimlerinden yaklaşık 3-4 ay önce E.E.’nin evinde toplanmıştık. ... abi denilen kişi bir programdan bahsetti. Bu program üzerinden haberleşeceğimizi söyleyerek telefonlarımızı istedi. Kendisi telefonlarımıza ByLock denilen programı söz konusu sohbet sırasında yükledi. …ByLock programını kullanan cemaatteki herkesin paylaşımlarını görmek mümkün değildi. Sadece arkadaş listesi (grup) şeklinde oluşturulan arkadaşlarla konuşabilmekte ve yazılar paylaşabilmekteydik. …HSYK seçimlerinin sonuna kadar ByLock programı üzerinden haberleşme sağlanıyordu. Cemaat mensuplarının istemleri doğrultusunda seçimlerden sonra ByLock programını sildim.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.B. isimli şahsa ait Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 22/03/2017 tarihli sorgulama tutanağı: “... isimli şahıs telefonuma ByLock yüklemek istedi. Ancak akıllı telefonum olmadığı için yükleyemedi. Ben de eşimin telefonunu kendisinden habersiz aldım. Bir şeyler yaptı. Bundan sonra buradan haberleşeceğiz dedi. ... , hâkim ve savcıların kişisel bilgilerini (dünya görüşü, siyasi görüş vs.) özellikle ByLock’tan ona atmamı istiyordu. ...bana tablet almamı, başka bir akrabamın adına hat almamı söyledi. Ancak ben bunu da yapmadım. Daha sonra ... , bana içinde hat olan bir tablet getirdi. Tablette ByLock programı yüklüydü. Gelen yazıları okuyordum. Ayrıca bana tablette silme programını gösterdi. Herhangi bir durumda onu kullanmamı söyledi.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.Ö. isimli şahsa ait Çankırı Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 02/03/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “2014 yılının Ağustos ayında E.Ö. çalıştığı yer olan Silivri’ye gelmemi söyledi. Silivri’ye gittikten sonra beni oradan alıp Silivri İlçesinde oturan D.S.’nin evine götürdü. Burada ... kod adlı şahıs da vardı. Kendisi telefonumu istedi. Kendisi bana ByLock isimli programı yükledi. Artık buradan haberleşeceğimizi bana söyledi. Çünkü benim tek kaldığımı, bir şekilde haberleşmemiz gerektiğini söyledi. 2015’in Şubat ayına kadar bu program üzerinden haberleştik.”
Bu durumda, FETÖ tarafından gizliliği sağlamak için örgütsel haberleşme amacıyla oluşturulduğu ve münhasıran FETÖ tarafından kullanıldığı anlaşılan ByLock uygulamasının yüklendiğinin, bu ağa dâhil olunduğunun tespit edilmesi hâlinde, bu kişilerin örgüte üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut örgütle irtibatı ortaya konulmuş olabilecektir.
ii. ByLock Delilinin Davacı Yönünden Değerlendirilmesi
a-1) Davacıya ait ByLock bilgisi:
Dava dosyasında, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından davacı hakkında düzenlenmiş "ByLock Tespit Tutanağı" ile üç ayrı "ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı" yer almaktadır.
Dava dosyasına sunulan ByLock Tespit Tutanağının incelenmesinden; Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca ... tarih ve ... sayılı soruşturma kapsamında gönderilen ByLock abone listeleri üzerinde yapılan çalışmalarda, davacının 129.862 satırlık ByLock abone listesinde iki adet kaydının bulunduğu belirtilmiştir. Anılan listelere göre birinci kaydında 129.862 satırlık ByLock abone listesinin 96799. satırında olduğunun, tespit edilen GSM aboneliğinin ..., tespit edilen cihaza ait IMEI numarasının ... ve tespit edilen ilk tarihin 16/09/2014 olduğunun belirtildiği, ikinci kaydında ise 129.862 satırlık ByLock abone listesinin 96813. satırında olduğunun, tespit edilen GSM aboneliğinin ..., tespit edilen cihaza ait IMEI numarasının ... ve tespit edilen ilk tarihin 11/08/2014 olduğunun belirtildiği görülmüştür.
Davalı Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından dava dosyasına sunulan ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanakları incelendiğinde, ilk Tutanakta, "ID'yi Kullanan Kullanıcılar" başlığı altında davacının adı ile birlikte ID numarasının "...", kullanıcı adının "...", şifrenin "..." olduğu, "SGK Kayıtları" başlığı altında davacının Ankara İli'nde görev yaptığı görülmektedir. Davacı hakkında düzenlenen ikinci ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağında, davacının ID numarasının "...", kullanıcı adının "...", şifrenin "...", adının "..." olduğu, "SGK Kayıtları" başlığı altında davacının Ankara İli'nde görev yaptığı, "ID'yi Ekleyenlerin Verdikleri İsimler" başlığı altında A.H./M.B. isimli kişinin davacıyı "...", İ.Z. isimli kişinin "... YENİ", ... ID numaralı kişinin "...", ... ID numaralı kişinin "...", O.A. isimli kişinin "...", ... ID numaralı kişinin "...", ... ID numaralı kişinin "... Bey", ... ID numaralı kişinin "... ", N.D. isimli kişinin "...", İ.E.K. isimli kişinin "... " olarak kaydettiği görülmektedir. Davacı hakkında düzenlenen üçüncü ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağında ise, davacının ID numarasının "... ", kullanıcı adının "...", şifrenin "...", adının "... " olduğu, "SGK Kayıtları" başlığı altında davacının Ankara İli'nde görev yaptığı, "ID'yi Ekleyenlerin Verdikleri İsimler" başlığı altında M.B. isimli kişinin davacıyı "...", N.D. isimli kişinin "...", ... ID numaralı kişinin "... ", ... ID numaralı kişinin "... ", T.Ö. isimli kişinin "... ", A.A. isimli kişinin "...", A.K. isimli kişinin "... ", S.A. isimli kişinin "... " olarak kaydettiği görülmektedir.
Söz konusu ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanakları ile UYAP sistemi üzerinde yer alan davacıya ait aile nüfus kayıt örneği incelendiğinde, davacının İzmir (...) ili nüfusuna kayıtlı olduğu, diğer ByLock kullanıcıları tarafından nüfusa kayıtlı olduğu il ile uyumlu olarak [...] veya açıkça ismi ya da isminin kısaltılması suretiyle [... YENİ], [...], [...], [...] kaydedildiği görülmüştür. Diğer yandan, kullanıcı adı olarak belirlenen "..." ibaresinin davacının isminin ilk harfi ile soyadının birleştirilmesi suretiyle oluşturulmuş olabileceği değerlendirilmiştir.
Davacı tarafından, "ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanakları"na karşı; ByLock kullanımına ilişkin tespitlerin tartışmalı olduğu, şahsına ait olduğu ileri sürülen ID numarasının kullanıcısının somut delillerle ortaya konulmadığı ileri sürülmüştür.
ByLock uygulaması ile ilgili yukarıda aktarılan hususların ve dava dosyasına sunulan "ByLock Tespit Tutanağı" ile "ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanakları"nın birlikte değerlendirilmesi sonucunda davacının bu beyanına itibar edilmemiştir.
Netice itibarıyla davacı hakkında düzenlenen bahse konu Tutanakların incelenmesinden; davacının "...", "..." ve "..." ID numaralarıyla ve üç ayrı kullanıcı adı ve şifre almak suretiyle bu ağa dâhil olduğu anlaşılmaktadır.
a-2) Davacıya ait ... ID numaralı ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağında yer alan yazışma içerikleri:
Davacıya ait olan "..." ID numaralı ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağında yer alan yazışma içeriklerinden bazıları şu şekildedir:
....
...ID numaralı kişi tarafından ... ID'ye (davacı) gönderilen mesajlar;
''size tablette not alma gündemleri yazma programı gönderecem / şifreli ve güvenli / ayrıca / yarın bilgi işlemci bir arkadaş saat 17 de özayku baide olacak / sizde tabletiniz ve wifi nizle çıksanız sizn de tablete program kursun abi''
''ama siyer türlü birer kitap bulunmalı / NUMARANIZ ... ŞİFRENİZ ... / ../ BENİ EKLEYEBİLİRSİNİZ / .../ ŞİFRE ... OLSUN / .../ abi ben sizi ekleyince beni görmelisiniz / abi ilk girişte şifre segisimi isteniyir / ... / onu yaptiniz degilmi / ... / ... gibi birşey girin / daha uzun olabilir / ... / abi sizin sistem kartınızi yarin yapacaz / onun için Online olmamiz lazim''
''abi ikinci not şualar 320 / herkese okumak lazim''
''abi telegram numaranız lazım / birde telegrama ait şifreler / abi / bilgi işlemci acmadı / açınca sizin telegrama bir şifre gelecek... onu bana yazmalısınız / onay kodu gelecek / telegramdan gelecek''
''abi size bir sistem karti hazirladik / bu kart ile bilgisayara gireceksiniz / ve turkuaz, telegram ve vibere bilgisayardan girebileceksini ''
''abi .../ program belli oldu mu abi / ... / abi herkes gitsin istemiyoruz... yakışan abiler gitsin istiyoruz.../ siz karar verin / gidebilirsiniz / normal / az bile / sizin diyalogunuz nasildi / iliskeriniz var miydi / disarisi yakistirir mi / tmm / yolunuz acik olsun abi / ... / tesbir ve gündemi acik flaşa koymayalim / tedbir ve gündemi / rehberlik ve notlari koyun / yada o flasi kiracaklarsa olur''
''open vpn o yiklayim / zpn i kapatin / orayi tiklayin / önce sari olacak / sonra yeşil / vpn e girdiniz / simdi ekranda bylock / viber / ve telegra girebilirsiniz / abi y. abi de diger hatta / o da wifi yi gorunur yapamiyor / bana yazsaniz ona arayim / atayim''
''abi / oldukça eklersiniz abi / daha once eklediğiniz varmiydi / yok sizde yoksa diye yazdim / girerken şifre sormayacak artik / ama onu kullandik / abi viber ile tanfo farkli / tango whatdap twitter ile viber farkli / abi viber fatkli / aramizda kulanmak için / viber yeni bir program / tablette benim yüklediğim viber ile bu ayni / siz vibere girin verdiğinin numarayla / ... / a., ö., a.k., o. ve i. abilerin viberleri var / bir de s. abiye veroriz / ... / s. abi hepimizin abisi... / tangoya da ekleyelim / viberi ben ona kurdururum /abi / bir bekleyin / gmail olmadan nasil olacak / onu sorayim / abi sahteyi alin / sahte gmail alin''

''abi sistem farkı yok yeni sistem bu abi / size bir tablet gonderecem / içine de keyfiyet fash disk i / mikro CD / hem okumalarinizi oradan yaparsiniz / tamam arkadaş gonderecem / abi CD de tüm kaynaklar olacak /....../ rnk / ...''
... ID numaralı kişi tarafından ... ID'ye (davacı) gönderilen mesajlar;
''abi bende bu konuyu kendisiyle konuşmak istiyordum çok acil gündem yoksa hareket yapmasak ama varsa bu hafta sonu görüşelim / ben diğerlerine haber verebilirim''
''N. (28.12.2015 20:06): abi böyle bir not göndermedim N. (28.12.2015 20:06): kim diyor N. (28.12.2015 20:06): birer kitap olmalı dedim N. (28.12.2015 20:10): abi kimler ise yazın tashih edeyim / abi eşiniz eski kararımız gibi davransın birer kitap olabilir''
''abi benim kararım önemli değil abiler birim olarak biz devam edeceğiz diyorlarsa ve çocuklarla tanışmak istiyorlarsa hemen tanıştıralım nerede ne zaman isterlerse hazırız. Gayretleri içinde çok tşkkr ederiz / olur abi. sizde benimkini verebilirsiniz''
''abi kamea olmayan derseiz yok / aa küçük dükkanlarda halletmeye çalışıyorum ben''
''Sa abi inşallah iyisinizdir hafta sonu için eşinizin ciddi bir gündemi varmı acaba eğer yoksa erteleyelim istiyoruz abi bu dönemde çok trafik olmasın dedi. Diğerlerinede soruyorum ama büyük kısım hanımefendide olduğu için ilk ona soruyorum''
''sa abi nasılsınız / Bu gün A.. i... geldi F. bey için oy istedi / A.. bey Aleviymiş bizim başkan öyle dedi / çok mütevazi ve mahcup gördüm öylemidir / birde bu adamlara ümit vermek lazım mı / oluşumlardan rahatsız olduğunu söyledi / ... / tmm abi / oy istediği nasıldır / bizim başkan bunlarla oturup konuşmak lazım eğer konuşursak anlaşırız çok dürüstlerdir diyor / .. / abi abilerin genel kanaatide buysa bende ümit verici şeyler söyleyeyim, başkan bey hepimizden olmasada destek bekliyor ve karşı cepheyi dağıtmanın başka yolu yo diyor / A.. beyde aynısını anlattı ama kendisinin çıkmadığını söyledi, adam bana çok makul geldi hatta alevi olduğunu duyunca çok şaşırdım''
... ID numaralı kişi ile ...ID (davacı) arasındaki bazı mesajlar;
''abi benim tvtrm var ancak açamıyorum / yarın eski daire arkadaşınız ve arkadaşlarını ziyaret edeceğim, abiden aldığımız notlar dışında sizde başka not var mı. / byloctan gelenler var / getirin burda bi bakalim yarin gitnrden teitterinize / abi yarın öğleyin gideceğim, size ne zaman geleyim / o zaman zor ben sabah doktor isimiz var ise gidecem / abi ben dün akşam vifi yi kapatıp bir arkadaşa ziyarete gittik, dikmene, tiplinki de kapatmıştım, gittiğimiz yerde ben turkuazdan notları okurken mesaj sesi geldi, bir anlam veremedim. / tableti götürmenin bir sakıncası var mı. / tmm. / vifi yi evde kapamıştım gimeden / tmm,abi,Aro. hayırlı geceler.''
... ID (davacı) tarafından ...ID numaralı kişiye gönderilen mesaj;
''Bizim buraya yakin yerde kamera olmayan turkcell data hattına yükleme yapabileceğim yer biliyor musunuz / yakin yerde bilmiyorum''
... ID numaralı kişi ile ... ID (davacı) arasındaki mesaj;
''Eagle da ortak şifre 2015 yazdım / benim eagle da ...soru da 2015 / ben sii ekledim ama mesaj yazamiyorum hala niyeyse''
''Abi, gönderdiğiniz 4700 hepsi aidat mı? / Ai: 1820 TL Fon: 300 TL Gzt: 130 TL Himm: 2450 TL= toplam 4700 TL''

... ID numaralı kişi ile ... ID (davacı) arasındaki mesaj;
''Bizim buraya yakin yerde kamera olmayan turkcell data hattına yükleme yapabileceğim yer biliyor musunuz / abi demetevlerde küçük bayiler var, ben oralarda yükletiyorum / abi metronun olduğu cadde ve ivedik caddesinin üzerinde olmayan ara sokaklardaki muhtelif küçük bayilerden alıyorum (zaten piyasada çok zor bulunduğunu bildiğim f klavye stıkırı sorma gibi saiklerle girip kamerayı kolaçan ediyorum), böyle bir tarif ihtiyacı olmayınca ve sürekli belirli bir yerden almayınca net adres veremeyeceğim ama sizin için bakayım, ama yine de bugün kamerasız olan yer 3 gün sonra taktırabileceği için vereceğimiz adresten bile temkinle alınmalı. /Allah razı olsun''
... ID (davacı) tarafından ... ID numaralı kişiye gönderilen mesaj;
''Uluslararası Ceza Mahkemesi Erdoğan ve ekibi hakkında inceleme başlattı! Uluslararası Ceza Mahkemesi Erdoğan, Davutoğlu, Ala ve Fidan için harekete geçti Roma Statüsü olarak adlandırılan â€oeUluslararası Ceza Mahkemesi Kurucu StatüsüâC düzenlemelerine göre, devletlerin sorumluları tarafından işlenebilecek soykırım, insanlığa karşı suçlar ile savaş suçlarını soruşturmak ve kovuşturmak amacıyla uluslararası toplum tarafından kurulmuş ve çalışmakta olan yargı organı Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM). Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde, devletler yargılanmıyor, mahkemede kişisel sorumluluk esası gereğince yalnızca gerçek kişiler, Cumhurbaşkanları, Başbakanlar, Bakanlar, asker, polis ve istihbarat yetkilileri gibi gerçek kişiler yargılanıyor. Türkiye kamuoyunda uzun zamandır, Recep Tayyip Erdoğan ve Suriye ekibinin uluslararası savaş suçları mahkemesinde yargılanacağı çeşitli çevrelerce dile getirilmekteydi. Ve sonunda beklendiği üzere, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde, başta Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere bir kısım hükümet mensubu hakkında uluslararası savaş suçundan inceleme başlatıldı.''
... ID (davacı) tarafından ...ID numaralı kişiye gönderilen mesaj;
''Konu:...Üniversitesine Dair
YÖK Uygulama ve Araştıma merkezi Hastanelerin dışında olan ek binlarda eğitim uygulaması olmayanlar kapatılacak şeklinde bir yazı yayınladı. Bizim Bornova Hastanesi ve Diş Hekimliği Fakültesi dışındaki binalar ek bina görülüyor. Fakat bizim tüm ek binalarda eğitim ve uygulama yapılıyor. YÖK'ün bu yazısına bizim gibi tüm vakıf üniversiteleri itiraz etti ve Danıştaya müracaat ettiler. Danıştaya itirazımız sonuçlanmadan İzmir Sağlık Müdürlüğü ve malum mahkeme böyle bir karar çıkarıyor. Karar cuma öğleden sonra uygulanıyor. Pazartesi idari mahkemeye başvuracağız... Dua Lütfen... Bornova ve Dış Hekimliği Fakültelerimiz aynen devam ediyor. Günlük 5 binin üzerinde hastanın Şifasına vesile olan hastanelerimize kilit vurulması telafisi mümkün olmayan zarara neden olacağını düşünecek olan mahkemeler inşaaallah bu hukuksuzluğa dur diyecektir. Tüm Dostlara duyuralım ve dua edelim....''
... ID (davacı) tarafından ... ID numaralı kişiye gönderilen mesaj;
''Konu:HOCAEFENDİ VE YASAK KİTAPLAR/A.Ü.
iktidar ın 17/25 Aralık'ı kendisine darbe diye savma çabasında hem modern hukukun, hem Kur'ânî adaletin en önemli esaslarından olan suçun şahsîliğine riayet edilmediği gibi, Kur'ân'da menedilen ve sık sık ikazda bulunulan bir davranış olarak düşmanlıkta da sınır tanınmıyor. Bu riayetsizlik ve sınır tanımamanın son örneği, defalarca teftişten geçmiş olmasına rağmen bir açığı bulunamayan Kaynak Holding'e çökme operasyonunda holdingi de dehşetli boyutlarda zarara uğratacak ilk icraat, Hocaefendi'nin kitaplarının yayınlanmasının ve yayınlananların satışının yasaklanması oldu. Akranlarının sokaklarda oynadığı yaşta (âlem-i) İslâm'ın üç asırlık hüsranı nasıl giderilebilir düşünceleri içinde kıvranan, daha 17 yaşında iken Orta ve Kuzey Anadolu'da va'zlar verip, halkı tanımaya çalışan ve ?iki dakika bile kendim için yaşamadım; sadece birinizin bir günlük hidayeti için günde 50 defa ölüp dirilmeye razıyım, diyen Hocaefendi, 30'lu yaşlarında, bilhassa üniversite öğrencileri tarafından kendisine sorulan yüzlerce soruyu cevaplamış, bunların sadece bir kısmından 4 cilt halinde oluşturulan ve yüzbinlerce okuyucuya ulaşan Asrın Getirdiği Tereddütler isimli eseri, binlerce insanın imanına vesile olmuştur. 1989 yılı içinde Peygamber Efendimiz (s.a.s.) hakkında 52 cuma verdiği va'zlarından meydana gelen ve sahasında emsalsiz olan Sonsuz Nur, 32 dile çevrilmiş, milyonlarca okuyucuya, Hindistan'da sadece bir defada 120.000 okuyucuya ulaşmış ve Peygamber Efendimiz'in tanınıp sevilmesinde en büyük tarihî hizmetlerden birini vermiştir. Her bölümünü İlâhî hakikatlerin cidarına dokunurum korkusu içinde gözyaşlarıyla yazdığı dört ciltlik Kalbin Zümrüt Tepeleri, tasavvufu en geniş ve en derin şer'î ve yaşanılır sınırları içinde anlatan eşsiz bir eserdir. Daha 30 larının başında Kestanepazarîndaki tahta kulübesinde kaleme aldığı Ölçü veya Yoldaki Işıklar, hemen her sahada doğru İslâmî düşünce, inanç, davranış ve hizmet adına pırlanta ölçüler ihtiva etmekle, yine sahasında tektir. Yıllarca ve büyük bir sabırla ya Sızıntîya, ya Yeni Ümit'e, ya da Yağmur'a başyazı olarak kaleme alınmış ve insanın bütün lâtifelerine hitap eden, ayrıca birer üslûp/belâğat harikası olan makaleler ve bunlardan teşekkül eden Çağ ve Nesil serisi; bazı sohbetlerde kendisine tevcih edilen çok önemli sorulara cevapları ğörüyoruz. Bir de, bu sîretleri, bugün onları görmeyen, görmek istemeyenlerin gelişen ve gelişecek hadiselerin ışığında en net olarak göreceği ve Mahşer Yeri'nde bu sîretlerin kendi tam suretlerini giyeceği günleri yaşayacağız. Bakalım o zaman kimler nasıl yakalanıp yaka-paça huzûra getirilir... Not:Acaba tüm bunlar okumadığımızdan dolayı elimizden alalınmış olmasın mı?''
... ID (davacı) tarafından ... ID numaralı kişiye gönderilen mesaj;
''KonuıGüvenlik programı
Bu programı tablete indirelim kurulumu ve kullanımı çok basit zaten kurulum için program sizi yönlendiriyor eşinizin de bileceği kolay bir şifre belirleyelim sıkıntılı bir durum olunca programı çalıştırdığınızda tablet bir kaç saniyede fabrika ayarlarına kadar dönüyor Merak edip şimdiden denemeyin denerseniz herşeyi yeniden kurmak gerekiyor''
...ID (davacı) tarafından ... ID numaralı kişiye gönderilen mesaj;
''Konu:UYMAMIZ GEREKEN TEDBİR DAVRANIŞLARI
UYMAMIZ GEREKEN TEDBİR DAVRANIŞLARI EV-GİRİŞ ÇIKIŞ 1-Evlere giriş ve çıkışlarımıza daha da önem vermeliyiz. Her akşam dışarı çıkıyor ve geç geliyor görüntüsü vermemeliyiz. Şahsi işler''
... ID (davacı) tarafından ... ID numaralı kişiye gönderilen mesaj;
''Konu:İlgilisi Olanlara Duyuralım
Böyle bir konu var. Duyurulması isteniyor. ... vakfından kendisi yada çocuğu burs alanlardır. ...eğitim Vakfı soruşturmasında geçmişe dönük 850 kişilik burs listesindeki çocukları arayıp burs aldın mı almadın mı diye tek tek emniyete çağrılıp soruluyor. Tabi burda sıkıntı bir kısım arkadaşlar burs yattığından haberim yok diyebilir. Bazen bizim arkadarlar bile almadım diyebiliyor. Burda aranan arkadaş aldım okurken heryere başvuru yaptım çıktı orası necidir bilmem ben aldığım paraya bakarım vs cümleler sarf etmeliler yoksa 2. bir Çanakkale vakası olur Allah muhafaza ifadeye gidip almadım diyenler varsa düzeltme yapabiliyorlar hatırlamamıştım geçen gün. Sonra aklıma geldi bir sene almıştım adamların parasını yedik vs deyip düzeltebiliyorlar bütün renklere ünitelere ve bölgelere bu mesaj ulaşmalı bu şekilde ifade verilmeli''
... ID numaralı kişi ile ... ID (davacı) arasındaki mesaj;
''Konu:Fw: CGK
17.02.2016 00:26, a06 yazd?: Bu gün CGK da akafemi bşkyrd nın dosyasında 'kabul' diyen yoktur unarım. Haftaya sekme olmasın abiker, önemli, itiraz ret / Konu:Fw: Fw: Re: cgk 17.02.2016 18:28, ... yazd?: 17.02.2016 00:04, ...?: Bu gün geçmedi mi? Haftaya kaldıysa herkese mutlaka duyuralım 16.02.2016 20:55, ... yazd?: abi CGK gündemindeki akademi genel sekreteri m.c. ankara hukuk mezunu bizim arkadaş, konyada bizimle kalırdı, çizgisi değişmez bu nedenle haftaya gidecek olanlar itiraz ret demeli.''
... ID (davacı) tarafından ... ID numaralı kişiye gönderilen mesaj;
''Konu:ek teslim döküm
Komşum, daha önce m a. bey adına size ulaştırdığım bir miktar para vardı dökümünü sanırım size atmadım(attıysam dikkate almayın); 1035 ai+200 HIM+15 sdk=1250TL toplam''
Yukarıda yer verilen mesajların; örgütün tedbirlere verdiği önem, haberleşme yöntemleri, örgütsel hareket tarzının belirlenip uygulanması, menfi takibe dair bilgi paylaşımı, davacının örgüt hiyerarşisindeki konumu ve örgütsel faaliyetleri, örgütün önemli gelir kaynaklarından himmetin toplanması, örgütsel bağı sebebiyle kapatılan veya tedbir uygulanan kuruluşlar hakkındaki süreçlerin takibi konularına ilişkin olduğu görülmektedir.
Bununla birlikte, yukarıda yer verilen mesajlar incelendiğinde, davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü içerisinde yer alan yargı mensuplarına örgüt adına talimat ve emirler veren, örgüt jargonu ile abi veya abla olarak nitelendirilen örgütün sivil imamlarıyla bağlantılarının olduğu anlaşılmaktadır.
Netice itibarıyla, örgütsel faaliyet kapsamındaki bu yazışma içerikleri, davacı hakkında işbu dosya kapsamında aktarılan diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir unsur olarak değerlendirilmiştir.
a-3) Davacının adının geçtiği ByLock yazışma içerikleri:
Davacının yargılandığı ... Ceza Dairesinin (İlk Derece) ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ... tarih ve ... muhabere sayılı yazısı ekinde gönderilen ... ID, ... ID,... ID, ... ID, ... ID, ... ID ve ... ID'ye ait Bylock Tespit ve Değerlendirme Tutanaklarında geçen mesajlarda, ''...'' ve ''...'' isimlerinin geçtiği kısımlar tespit edilmiştir. Buna göre;
... ID ile ... ID arasındaki mesajlar:
''bende telegram yüklü ancak şifrem yok / H. beyle irtibatınız yoksa ... bey yükleyebilir sanırım / ayarlayıp çalıştırabilir herhalde / ben bir sorayım / h. beyle irtibat kuramıyorum. ... anlamıyor / h. bey telegramı halledecek / Tm / "
''Onu ..., ... ve ... beyle de irtibatlandırır mısınız''
... ID ile ...ID arasındaki mesaj:
"abi ...abi bana gönderişti / size de gönderdim bu dilkeçeyi. belki lazım olur diye''
... ID ile ..ID arasındaki mesajlar:
''görünmezi kaldirmak lazim / .../ girunmezi nasil.kaldiracaginizi biliyormusunuz / ... / abi onunla ilgisi yok / ağınız görünürdü / inu horunur kılmak lazım O / ...evet / o görünmezi kaldiralim / ...olur ani / abi / .../ ymm / tmm / ... bey biliyor /.../ abi / ... (16.01.2016 13:31): tamam abi''
''... (16.01.2016 13:32): http://...''
''... (16.01.2016 13:32): yazaca ... (16.01.2016 13:33): acilan ekrana admin altina yine admin ...(16.01.2016.13:33): yazacsk ... (16.01.2016 13:33): computeri tiklayınca tplink ekranı gelecek ... (16.01.2016 13:34): buradan kendine gelen mesajları okuyabilir''
''...(16.01.2016 13:34): ve bir de ayarlar butonuna tiklayinca gelen ekranda''
''...(16.01.2016 13:39): en alt kutucukta disable yazinca gorunur hale gelecek''
''bu işlemi tablette de yapabilirsiniz''
... ID ile ... ID arasındaki mesaj:
''Sizin da hattınız isim hizlimi / gizlimi /.../ Data hattınızda isim gizli mi / abi gizliliği kaldirarak yapin / .../ abi gizliliği kaldirarak yapin / ceyın / cetin''
... ID ile ... ID arasındaki mesaj:
''Konu:No Subject / mö :2015 Aralık a:18901:300 g:200 kuyu için :100 s:10 h: henüz başlamadı- toplam 2.500 rakamlar farklı. Ocak ayını ...aracılığyla göndermiş. Şubatı da herhalde aynı şekilde gönderir. Aralık a: 200 h: çeyrek ocak a:200 h: 100 Şubat a:250 sadaka veya Nijarya için:265 hk : 2015 Aralık enson görüştüğümüzde vermiştem. Ocak a: 1000 -toplam 1720. Şubat a:1000 (diğerlerini aybaşında vereyim) toplam: 2720 ---1015+çeyrek 2720 --not: bir kısmı eşine ait olduğundan--nm: 2015-toplam :1015+ çeyrek- h:200 t: 500 s: 20 —hepsinin toplamı: 2500 6.235 + çeyrek'' şeklindedir.
Sonuç olarak, davacının adına (...) ve yukarıda yer verilen ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanaklarında belirlediği adına (...) açıkça yer verildiği görülen bu yazışma içerikleri, davacı hakkında işbu dosya kapsamında aktarılan diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir unsur olarak değerlendirilmiştir.
b) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları
Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.H.'ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 04/11/2016 tarihli sorgulama tutanağı: "... 2010 HSYK seçimleri gündeme gelince A.K. bey beni Hakimevinde bir yemeğe çağırdı. Yemekte benim dışımda aday olarak düşünülen A.Y., A.E., A.Y.,, ... A.B. vardı. N.Ö.'nün o yemeğe katılıp katılmadığını hatırlamıyorum. Bu adaylar nasıl belirlendi bilemiyorum. Ancak A.K.'nın o dönem çevresinde bulunan İ.O., H.Y., ..., G.T.T. ve B.E. ile bu adayları belirlediğini tahmin ediyorum. Adaylar belirlenirken nasıl bir kriter uyguladıklarını bilemiyorum. ... 59- ...; Fetullah Gülen cemaat mensubudur. A.K. bey Adalet Bakanlığına getirmiştir. Ancak Fetullah Gülen cemaat mensuplarının isteği üzerine Yargıtay üyeliğine seçilmiştir. Adalet Bakanının da bu kişinin seçilmesini istediğini biliyorum. ..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan B.B.'ye ait, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 03/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: "... Erzurum Özel Yetkili Savcısı olarak görev yapan O.Ş. beni telefon ile arayarak bu terör saldırısı ile ilgili ifademi almak istediğini söyledi, bende bir süre sonra Erzurum Adliyesine O.Ş.'nin yanına gittim Bana önce terör saldırısına ilişkin sorular sordu. Sonrasında bana Erzincan da 3. Ordu kaynaklı bir seminer yapılmış olduğunu yine Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İ.C.'nin Fetullah cemaati veya ... cemaati ile ilgili bir soruşturma yapıp yapmadığını bu konuda bilgim olup olmadığını sordu. Bende kendisine bildiğim kadarıyla İ.C.'nin bir cemaat soruşturması yaptığını ancak içeriğini bilmediğimi söyledim. Yine 3. Ordu kaynaklı yapılan seminerle ilgili duyduklarımı ve gördüklerimi anlattım. Yine O.Ş. bana İ.C.'nin Erzincan'da bürokratları ve ... Parti yöneticilerini kod adlarıyla dinlettiğini bu konuda bilgim olup olmadığını sordu. Ben de duyduğum kadarıyla İ.C.'nin bir dinleme yaptığını ancak kod adıyla dinleyip dinlemediğini bilmediğimi söyledim. Kendisi bana ifade verip veremeyeceğimi sordu. Bende şu anda ifade veremeyeceğimi düşünüp daha sonra karar vereceğimi söyleyip oradan ayrıldım. O.Ş.'nin bu tavrı bende rahatsızlık yarattı. Bunun üzerine daha önceden tanıştığım ve ... Parti kurucusu ve milletvekili olan Y.K.'ye gittim. Ona durumu anlattım, o da beni Başbakan Yardımcısı olan H.Y.'ye götürdü, H.Y. ile görüşerek Erzurum Cumhuriyet Savcısı O.Ş.'nin soruşturmada beni tanık olarak dinlemek istediğini bundan tedirginlik duyduğumu ve tanık olduğum olayları kendisine anlattım. Y.K. ve H.Y. bana tanık olarak ifade vermemin bir sıkıntı yaratmayacağını ve Türkiyenin darbeler ve muhturalar ülkesi olduğunu 3. Ordu Komutanlığındaki bu seminerin darbeye yönelik bir seminer olabilmesi ihtimaline karşın tanık olarak ifade vermemin hayırlı olacağını söylediler. Ben Erzincan'a döndüm, birkaç gün sonra beni telefon ile o tarihte Ceza İşleri Genel Müdürü veya Müdür Yardımcısı olduğunu bildiğim ...; telefonla aradı. Bana Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığında vereceğim ifadeyi hatırlattı. İfade vermemin önemli olduğunu yanlış yapmamamı bunun bir görev olduğunu söyledi. Bu arada bana hakkımda bir soruşturma olduğunu hatırlatarak müfettiş göndereceklerini de söyledi. Ben de kendisine zaten ifade vermeye karar verdiğimi, ifade vereceğimi söyledim. Bunun üzerine Erzurum'a giderek Cumhuriyet Savcısı O.Ş.'ye ifade vereceğimi söyledim. Daha önceden bir saldırıya maruz kaldığım içinde O.Ş. benim gizli tanık olarak ifade vermemin daha iyi olacağını söyledi. Bunun üzerine gizli tanık E. rumuzu ile ifade verdim. İfademde özetle Erzincan ilinde gerçekleştiğini bildiğim 3. Ordu kaynaklı seminere ilişkin ve İ.C.'nin yürüttüğü cemaat soruşturmalarına ilişkin bildiklerimi söyledim. Seminer süresinde benim Erzincan ilinde görev yapan komutanlarla aram iyi olduğu için bir gece ... Kafe'de yapmış olduğumuz eğlenceyi de anlattım. Bu eğlence sırasında görevli komutanların ... Parti ve Başbakan ... aleyhine söyledikleri sözleri söyledim. Bu ifadeden bir süre sonra O.Ş. beni tekrardan Erzurum'a çağırdı Erzurum’a gittiğimde bana seminere katılanları görüp görmediğimi sordu. Ben de seminer süresince Erzincan Ordu evinde ve Şömine Kafe'de gördüğüm ve seminere katıldığını bildiğim askerler olduğunu söyledim, bunun üzerine bana 50 ye yakın fotoğraf gösterdi bu fotoğrafların altında isimler yoktu. Ben seminere katıldığını düşündüğüm insanları fotoğraflardan teşhis ettim. Bu sırada O.Ş. bana bir şahsın daha fotoğrafını gösterdi. Bunu görüp görmediğimi sordu, fotoğrafın altında yine isim yoktu bende seminere katılan birine benzediğini ancak emin olmadığımı söyledim. Bana 3-4 defa tekrar sordu. Ben yine aynı şekilde cevap verdim. Bunun üzerine O.Ş. bana biz bu şahsın Erzincan'a gelip seminere katıldığını tespit ettik, ayrıca otel kayıtlarını da ele geçirdik adı da Albay D.Ç.'dir dedi ve bana otelden aldıklarını söylediği bir belge fotokopisi gösterdi. Seminer tarihleriyle D.Ç. isimli şahsın otelde kaldığı tarihler uyuşuyordu. Bunun üzerine bende O.Ş.'ye inanarak teşhis tutanağını imzaladım. O.Ş.'nin bu şahsın seminere katıldığını ısrar ile söylemesi ve otel kaydını önüme koyması üzerine böyle davranmak zorunda kaldım. O.Ş.'nin bana gösterdiği fotoğrafların tamamı askeri üniformalı fotoğraflardır. D.Ç.'nin fotoğrafı da beyaz giysili askeri üniformalı fotoğraftı. Halen bu konuda emin değilim benzetmiş olabilirim. O.Ş.'nin ısrarları üzerine fazla da önemsemediğim için teşhis ettim diye tutanağı imzaladım. Bu teşhisten önce beni yine Ceza İşleri Genel Müdürü ve Genel Müdür Yardımcısı ... telefon ile arayarak bu dosya çok önemli bildiğin başka hususlar var mı diye sordu. Bende ifademi verdiğimi ve bildiğim herşeyi anlattığımı söyledim...'in neden bu olayla bu kadar ilgilendiğini bilemiyorum. Ancak o dönemde İ.C.'yi de arayarak uyarıda bulunduğunu öğrenmiştim. ... 2012 yılının başında Ankara'ya taşındım. Avukatlık yapmak üzere çevremi genişletiyordum. Daha önceden tanıdığım bir kaç avukat ile irtibata geçtim. Bu zaman zarfında disiplin soruşturmam devam ediyordu. Bu nedenle avukatlık ruhsatı başvurusunda bulunmadım. Disiplin cezasının sonucunu bekledim. Başmüfettiş E.D. ve ... benim meslekten iki defa ihracımı üç defa yer değiştirmemi ve bir kaç derecede alt derece disiplin cezası almamı istediler. Bu zaman zarfında ciddi hukuksal mücadele verdim. HSYK 2. Dairesi bana yer değiştirme cezası verdi. Ben buna da itiraz ettim ve itirazım sonucu 2 alt derece olan kademe ilerlemesinin durdurulması cezası verdiler. Bu cezayı da 3 gün işe gitmediğim iddiasıyla verdiler. Fakat 2. Daire Başkanı N.Ö. hakkımda bir buçuk sayfalık muhalefet şerhi koydu, benim ya yer değişimi ya da üst ceza ile cezalandırılmamı istedi. N.Ö. şu an fetö soruşturmasından tutuklanmıştır. Bu anlattıklarım resmi kayıtlarda mevcuttur. Bu bile benim cemaatle doğrudan ilgili olmadığımı göstermektedir. Zira o dönemde cemaatin hakim ve savcıları hrç bir şekilde HSYK tarafından korunup kollanırlardı. ... "
Aynı şahsa ait İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 04/12/2016 tarihli tanık ifade tutanağı: "... Cemaat içerisinde Erzincan merkezli büyük bir operasyon yapılacağı kaygısı hakimdi. Daha sonra anladığım kadarıyla cemaat bunları bir arada bir kumpasa getirmek istedi. O dönemde ben İliç ilçe jandarma komutanıyla ilgili soruşturma başlatmıştım. Daha önceki ifademde de belirttiğim gibi Kemah'ta 9 askerin şehit olması ve o askerleri şehit eden teröristlerin bizim bölgeden gitmiş olması, ihbar edildiği halde ilçe jandarma komutanının kayıtsız kalması nedeniyle soruşturma başlatmıştım. Bu olay nedeniyle Erzurum özel yetkili savcısı O.Ş. ile tanıştım. O.Ş. cemaatin adamıydı. Bu kişi taşra-2'nin Erzurum bölgesindeki elemanlarından biriydi. Ben O.Ş. ile tanıştıktan sonra bu kişi beni sık sık Erzurum’a davet etti. İlk Erzurum'a gidiş nedenim Kemah olayı ile ilgiliydi. Sonrasında O.Ş. bana İ.C., S.B. ve R.G.'yi sormaya başladı ve samimiyet düzeyimi öğrenmek istedi. Ben de kendisine İ.C. ile samimi olduğumu, alaya da gidip geldiğimi söyledim, bana İ.C.'nin cemaatle ilgili bir soruşturma yapıp yapmadığını sordu, ben de böyle bir soruşturma yapıldığını tahmin ettiğimi, fakat kesin ve net olmadığım söyledim. Zira o dönem O.Ş.'yi pek tanımıyordum, bana tanıklık yapıp yapamayacağımı sordu, ben de O.Ş.'yi araştırmak için bir süre istedim. O.Ş.'yi araştırmak için Ankara'ya gittim, Ankara'da A.E. ile görüştüm, O.Ş.'yi sordum, kendisi de bana O.'num cemaatten olduğunu ve o dahil o dönemki Erzurum özel yetkili mahkeme ve savcılıktaki tüm hakim ve savcılara güvenebileceğimi söyledi. A.E.'ye benim tanıklık yapmamı istediğini, bu konuda ne düşündüğünü sorduğumda, ne gerekiyorsa yapmamı, tanıklık yapmamın iyi olacağını söyledi. Yine o dönem Ceza İşleri Genel Müdür Yardımcısı ve cemaat mensubu olduğunu bildiğim ...'in de yanına gittim, ayrıca Ceza İşleri Genel Müdürü G.T.T.'yi de ziyaret ettim, bunlara ayrı ayrı O.Ş.'yi ve tanıklık olayını sordum, bu konuda tereddütte olduğumu söyledim, kendileri bana istenilen tanıklığı yapmamı söylediler, ikisi de O.'nun yabancı olmadığını, cemaat içinde olduğunu söylediler. Daha sonra ben Erzurum'a gidip O.Ş. ile görüştüm, hangi konuda tanıklık yapacağımı sordum, o da bana, o dönem ergenekon soruşturmalarından bahsederek Erzurum ve Erzincan'da da ergenekonun bir yapılanması olduğunu, bunların başında da İ.C. ve S.B.'nin bulunduğunu, bunlar hakkında istenilen şekilde tanık olarak beyan vermemi istedi. Ben kendisine yine hizmetin (cemaatin) içinde olan İ.C.'ye yakın diğer savcılar değil de neden beni seçtiğini sordum, o da bana benim hem İ. ile samimi olmam, hem de askerlerle sık görüşüp diyalog halinde olmamın etkili olduğunu, benim tanıklığımın daha etkili ve güvenilir görülebileceğini söyledi. Yine aynca o dönem ortaya çıkarılan irtica ile mücadele eylem planının Erzincan’da uygulamaya konulacağını ve cemaatin silahlı bir terör örgütü olarak lanse edileceğini, bunu engellemek gerektiğini söyledi. 3. orduda bir seminer olduğunu ve bu semineri bilip bilmediğini sordu, bunun aynı zamanda bir darbe semineri olduğunu, benim bu konularda bilgim olup olmadığını sordu. Ben yine tereddütte kaldım, daha sonra tanıklık konusunda kendisine döneceğimi söyledim ve Erzincan’a geri döndüm. Benim evlenme sürecimdeki tavrım cemaat içerisinde doğrudan itaat etmeyen bir kişi olarak bilinmeme neden olmuştu, bu sebeple benim taleplerini doğrudan kabul etmeyeceğim konusunda bir düşünce oluşmuştu. Aradan zaman geçince Ceza İşleri Genel Müdür Yardımcısı olan ... adliye telefonundan beni arayarak O.Ş. senden ne istiyorsa onu yap diye talimat verdi. Ben kendisine ben ilçe savcısıyım, İ.C.'nin çevresinde diğer cemaat mensubu arkadaşlar ifade verse dahi iyi ve daha inandırıcı olmaz mı diye sorduğumda şahsi ojarak sen ona daha yakınsın, bu sebeple senin tanıklığın dana güvenilir olur dedi. Ancak ben kendisine kesin birşey söylemedim. ... Cemaat beni sıkıştırmak amaçlı olarak B.B.'yi yönlendirerek bu soruşturmanın açılmasını sağlamış, bunun İ.C. tarafından başlatıldığını gösterip beni tanıklığa zorlamak istemişler. Ben yine tanıklık yapmayacağımı O.Ş.'ye ilettim, bu sırada Erzincan adliyesine İ.C.'nin yapmış olduğu cemaat soruşturması nedeniyle Adalet Bakanı C.Ç. ve ...'in kendisini telefonla aramaları nedeniyle basına yansıyan olaylar için ve ayrıca benim hakkımdaki B.B.'nin iddialarıyla ilgili müfettişler gelmişti. ..."
B.B. isimli şahsın ... Ağır Ceza Mahkemesinin E:... sayılı dosyasında görülen davanın 07/08/2018 tarihli duruşması sırasında SEGBİS sistemi ile kayıt altına alınan savunma ve beyanlarının da yukarıda yer verilen beyanları ile aynı doğrultuda olduğu görülmüştür.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan B.Ü.'ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 12/04/2017 tarihli sorgulama tutanağı: "... Ben bu tayinden sonra eşimin sağlık sorunlarını da gerekçe göstererek Ankara iline tayin olmak istedim. Bu süreçte Çerkezköy'deki tanıdıklarım vasıtası ile Başbakanlık müsteşar yardımcısı A.E.'ye ulaştım ve onun da desteği ile Başbakanlık Hukuk Müşavirliği ve Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğünde görevlendirildim. Bu sayede Ankara'ya gelerek eşimin tedavilerini de başlattım. Bu görevlendirme öncesi Ankara ziyaretlerim sırasında E.D. ve ... ile çeşitli tartışmalarım oldu ve bu şahısların bana cemaatin bana yönelik eylemlerini bertaraf etmiş olmam nedeniyle kızgın olduklarını anladım. ... H.Y., ..., D.A., S.B., R.Ç., T.Ü., ...S.S. isimli şahıslar ile ise meslek hayatım süresince çeşitli ortamlarda tanıştım. Bu şahısların da kullandıktan kelimeler ve tavırlarından cemaat mensubu olduklannı gözlemledim. ..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan C.G.'ye ait, Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 25/08/2016 tarihli sorgulama tutanağı: "... Daha sonraki dönemde de 2008 kurban bayramından sonra da CTE'de göreve başladım. CTE Genel Müdür yardımcısı olarak görevlendirme şeklimi önceki ifademde anlatmıştım. Orada Genel Müdür yardımcısı olan H.K. beni CTE’de daire başkanı olan R.İ.B.'nin genel müdürlükte uzun dönemdir olduğunu, herşeyi bildiğini, bir gün onun evine gidip yemeğini yiyip çayını içersek bize anlatacağı şeyler olduğunu bana söyledi. Bende R.İ.B. daire başkanı bende genel müdür yardımcısıyım.. O dönemde personel kısmından sorumluydu. Genel müdürlükte bana anlatamayıpta evinde anlatacağın ne olabilir diyerek kabul etmedim ve gitmedim. Yine o dönemde hemşerim olan ... (Ceza işleri genel müdür yardımcısı olan) vasıtasıyla, bir gün akşam işin varmı diye sordu bende yok dedim, gel seninle biryere giderlim diyerek yine o dönemde bakanlıkta genel müdür yardımcısı olan A.B., M.A., M.K.Ö., ... bunların birkaçının da olduğu yine birisinin lojmanına gittik yine bahsettiğim tarzda kitap okuma ve ikram şeklinde şeyler oldu ben teftiş kurulunda 2006 yılından itibaren bu tür görüşme ve toplantılara katılmıyordum. Onlarda bana karşı tavırlıydılar. Genel müdür yardımcısı olduktan sonra yeniden bu şekilde toplantı olduğunu farkettim, 2 yada 3 toplantıya katıldıktan sonra yine onlar kendi aralarında para topluyorlardı. Ancak ben herhangi bir para vermedim. Genellikle geç gidip erken ayrılıyordum. Bunların kendi aralarında yeniden beni çevrelemek istedikleri hissine kapıldım. Fakat bu kişiler bakanlığın çeşitli birimlerinde genel müdür yardımcısı pozisyonunda oldukları için bir kaç kez katıldım ... A.K.'nın bağımsız bakan olarak atanacağı dönem ... Haber sitesinde hatırladığını kadarıyla Y.G. isimli kişinin köşesinde hakkında Sağmalarda Özel Muamele Çekilmiş Müsteşar amerika'da kendisi ile özel ilgilenilmiş müsteşar, şeklinde iki defa yazılan yazıyı görünce o dönemde Ceza İşleri Genel Müdürü olan hemşerim olan ...'in yanına gittim. Bu yazıları, kendisine gösterdim. A.K.'nın kendilerine bakanlığı ilk alan yardımcı olan kişi olduğunu şimdide müsteşar genel müdürü olarak çalıştıklarını, bu aktif haber sitesinin genel kanaatime göre cemaate yakın polisler tarafından yazılar yazıldığını, idare edildiğini, herşeyi bir tarafa bırakıyorum, bu genel müdür olarak senin görevin, A.K. ile Amerika'ya bakanlık üst düzeyden kim gitti, bu onu yıpratmak için yazılan yazı, bunu bilebilecek kim var, diye sordum. O zamanki müsteşar yardımcısı H.Y.'nin gittiğini söyledi. Bende ya bu yazının gereğini görev icabı sen yaparsın, yada ben gereğini yaparım, diyerek ... ile konuştum, oda bana sen karışma ben gereğini yapacağım dedi. Daha sonra ... haber sitesinde bu kişinin köşe yazarlığı bitirildi, internette bu kişinin tüm yazılar kaldırıldı. Hatta daha sonra öğrendiğime göre bu kişi gerçek kişi olarak A.K.'nın makamına getirilerek kendisinden özür dilettirilmiş, hakkında manevi tazminat davası açılmış, 10000 TL manevi tazminata hükmedilmiş, ancak paralel yapıdan kişiler yargıtaya seçildikten sonra bu karar yargıtayca bozulmuş, Ankara Hakimi direnme kararı vermiş, daha sonra yargıtay hukuk dairelerinde bu karar tekrar bozulmuş, herkesçe bilinen vakıalardan dolayı iade edilmiş, hatta daha sonraki dönemlerde bu yapıdaki kişiler tarafından A.K.'nın sekreteri ile ilişkisi oludğu yönünde dedikodular yapılmıştır. Ben ceza işleri genel müdürü ... ile bu konuşmayı yaptıktan kısa bir süre sonra yapılan ilk yargıtay seçiminde müsteşar yardımcısı H.Y. sürpriz biçimde yargıtay üyeliğine seçilmişti. Yine S.M.'nin ete genel müdürü olduğu dönemde, İstanbul'dan Silivri'deki gazeteci N.Ş. yada A.Ş., İstanbul'daki yargılamasına götürülmem işti. A.K. bakan olarak beni arayıp C., bana personel ve araç yok diyorlar, ama bir bak bakalım, gerçekten öylemi, bana dön, diye söyleyince bende Silivri Cezaevini aradım, ellerindeki mahkum araç sayısını, o gün görevdeki araç sayısını, görevde ve izinli olan şoförleri, araç, bakımda olan araçları ayrıntılı olarak sorduğumda, operasyon amacıyla kamuoyu oluşturmak için maksatlı götürülmediği sonucuna vardım, bunu o zamanki genel müdür S.M.'ye söyledim. Bakan beyede bu şekilde bilgi vereceğimi söyledim. O bana ısrarla C. bey, araç yok şoför yok, ben böyle dedim. Dedi. Bende araştırdığımı, gerçeğin bu olduğunu, bakan beye bu şekilde cevap vereceğim dedim. Oda ilgililer hakkında ceza işleri genel müdürlüğüne suç duyurusunda bulunmamı söyledi. Genel müdürlükten suç duyurusunda bulunduk. Ancak o dönemde ... yargıtay üyeliğine seçilmişti. Yerine Ö.B. Ceza işleri genel müdürü olmuştur. Bu olayın üzerine gidilmedi ve kapatıldı bildiğim kadarıyla . ..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan İ.O.'ya ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 26/12/2016 tarihli sorgulama tutanağı: "... 2010 yılından bakanlıktan ayrıldığım tarihe kadar ben Fetullah Gülen cemaatinin sohbet toplantılarına katılmadım. Ben bu dönemde cemaat kültürü içerisinde yer almadım. O dönemde cemaate yakın olduğunu ve sempati ile baktığını bildiğim A.H., H.Y. ile arkadaşlıklarım olmuştur. Bu grubun içerisinde B.E. de vardı. Ancak ben tüm arkadaşlarımı bulundukları cemaat değil, isim ve karakterlerine bakarak arkadaşlık yapıyordum. Bilahare HSYK Genel Sekreteri olan M.K. ile de bu dönemde arkadaşlığımız başlamıştı. Bu kişi ile ailecek gider gelirdik. Kendisinin Fetullah Gülen cemaatine sempati duyduğunu bildiğim halde arkadaşlığım vardı. Benim için önemli olan M.K.'nın kişiliği idi. ...'de G.T.T. gibi bakanlıkta arkadaşımdı. Bu kişide o dönemde Fetullah Gülen cemaatine sempati ile yaklaşıyordu. ... 2011 yılında 1. Daire Başkanı olduğum dönemde HSYK tarafından seçilen kişilerdendi. Kendisi Fetullah Gülen cemaati kontenjanında olduğu gibi bakanlık tarafından Yargıtay'a seçilmesi gerektiği belirtilen listede de vardı. ... Bakanlık kontenjanından seçilmesi istenilen ..., Ö.B., S.Ç.'nin isimlerinin de Fetullah Gülen cemaat mensuplarının cemaat adına girmesini istedikleri hakim ve savcılar arasında vardı. .. 68)... ; Fetullah Gülen cemaat mensubu olduğunu biliyorum. Fetullah Gülen cemaat mensuplarının kontenjanından seçildiği gibi, bu kişinin seçilmesini A.K. bey'de istiyordu. Çünkü onun hemşehrisiydi, bakanlıktan gönderilince A.K. kendisi gibi mağduriyet yaşadığını belirtip ...'in seçilmesini istemiştir. ... G.T.T., ... fetullah Gülen cemaat mensuplarıdır. A.K. bu kişilerin Fetullah Gülen cemaat mensubu olduklarını o tarihte biliyorlar mıydı bilemiyorum. ..."
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan B.E.'ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 02/12/2016 tarihli tanık ifade tutanağı: "... 2010 HSYK seçimlerinde örgütlü bir yapı olarak YARSAV’ın ortada duruyor olması nedeniyle bunun karşısında hareket edecek bir birlikteliğe ihtiyaç vardı. Müsteşar A.K. Bey bizi odasına çağırdı. Odada müsteşar yardımcıları vardı. Personel Genel Müdürü olarak da ben katıldım. Her şey tek oy sistemine göre düşünüldüğü için böyle bir organizasyon daha önce düşünülmemişti. Farklı öneriler geldi. Bazı arkadaşlar yeni bir dernek kuralım dediler. Bazı arkadaşlar da Demokrat Yargı Derneği çatısı altında seçime girelim dediler. Yeni bir dernek kurma ve o dernek altında örgütlenme fikri o gün için çok cazip gelmedi. Çünkü Bakanlık olarak hakimlerin çok sayıda dernek altında siyasi görüşlerine göre toplanmalarını tasvip etmiyorduk. Bunun yargıda ayrışmalara ve nihayetinde de tarafsızlığın zedelenmesine neden olacağını düşünüyorduk. Hatta bunu önlemek için de hakim ve savcıların bir dernek çatısı altında toplayan bir kanun çalışması da yapılmıştı ve müsteşar beye de sunulmuştu. O nedenle demokrat yargı ile birlikte hareket etme alternatifi öncelikle değerlendirilmek istendi. ... Demokrat Yargı ile yürütülen görüşmelerden bir sonuç alınamayınca müsteşar bey İ. Bey ile beni çağırdı ve bakanlık olarak seçimlere önderlik yapacağız dedi. Adli yargıda İ. Bey bu işi koordine edecek ve kendisi de aday olacak, idari yargıyı da sen koordine edeceksin ve sen de aday olacaksın dedi. Ben önce aday olma fikrine çok sıcak bakmadım. Seçim ve oy isteme sürecinin sıkıntıları aklıma geldi. Müsteşar Bey ısrar edince itiraz etmedim. İdari yargının taşra ve Danıştay listesini önüme aldım ve kimler aday olabilir diye hem aday olarak gösterilebilecek arkadaşları hem de kimlerin aday olması gerektiği konusunda fikrine başvurabileceğim arkadaşları gözden geçirdim. Bu anlamda bakanlıktan başlayarak sanırım o sırada AB Genel Müdürü olan M.E.'nin Ankara’da bölgede çalışan arkadaşlardan H.K.'nın, E.T.'nin, ... gibi arkadaşların fikirlerine başvurdum. (Bu ve şu an aklıma gelmeyen bir kaç arkadaş daha olabilir.) Bu arkadaşlara İdari Yargı teşkilatının karşısına hangi adaylarla çıkmamız gerekir. Kimler daha çok kabul görür şeklinde sorular yönelttim ve beş aday yazıp bana vermelerini istedim. ... Cemaatin ön plana çıkardığı adaylardan ise A.B.'nin üzerinde bir yoğunlaşma vardı. Bu kişinin hem kendi çevresinde hem de Danıştay’daki sosyal demokrat çevre arasında sevildiği ve oy alabileceği söyleniyordu. Ankara’dan H.K.'yı düşününce biz onların Ankara’daki adaylarına olmaz dedik. Onlarda E.T. ile aynı gerekçeyle devre dışı kaldılar. O sırada İstanbul’dan İ.H. yanıma uğramıştı. Onunla da bir durum değerlendirmesi yaptık. İstanbul’un en kalabalık mahkeme olduğunu, mutlaka İstanbul’dan da bir aday gösterilmesi gerektiğini söylüyordu. Bu yapıya mensup arkadaşların İdari Yargı’dan en az iki aday için ısrar ettiğini söyleyince İ. o zaman İstanbul’dan R.Y.'yi aday gösterelim dedi. Bu arkadaş hem bu cemaat mensubudur diye biliyorum dedi. Hem de bizlerle de yakındır, başka çevrelerle de görüşür, çok katı bir arkadaş değildir, dedi. Bunun üzerine görüştüğümüz G.T.T., M.B., M.K., ..., D.M.C. gibi kişilere sizden İstanbul’dan R.Y.'yi aday göstereceğiz dedim. Önce kabul etmediler, itiraz ettiler, nesi var bu arkadaşın sizden değil mi dedim. Onlar da aynı İ.H. gibi söylediler, biraz dışarıya açık dediler. Ben bunun üzerine daha da ısrarcı oldum ve başka kontenjan yok, İstanbul’dan mutlaka bir aday göstereceğiz, o da R.Y. olacak dedim. Bu şekilde İdari Yargı’nın adayları belirlenmiş oldu. ... Personel Genel Müdürlüğüne ilk önce ben, İ.A. ve eşi ile İ.O. ve eşi gelmişti. Bildiğim kadarıyla o tarihte bakanlıkta hiç cemaatçi hakim savcı yoktu. Bakanlığa dönen yukarıda saydığım 5 eski bakanlık mensubu ihtiyaç oldukça ya doğrudan tanıdıkları isimleri ya da tanıdıkları isimlere sormak suretiyle bakanlığa tetkik hakimi alımı yapılıyordu. Örneğin N. Hanım idari yargıdan önce Danıştay 5. Ceza Dairesinden K.K. ve H.G.'yi getirmek istemiş, fakat bu arkadaşların ayrılmasına o zaman ki daire başkanı N.A. müsaade etmemiş, bunun üzerine N. Hanım onlara tanıdıkları ve güvendikleri hukuk fakültesi mezunu bir ismi söylemelerini istemiş, sanıyorum onlar da benim ismimi vermişler. İ.O. ve eşini sayın A.K. Bey adaylıktan tanıyormuş, ... Bakanlığa gelen cemaatçi hakimlerin benim gördüğümü görmemeleri imkansızdır. Muhtemelen bakanlığa gelen üç beş isimle irtibata geçerek ellerindeki ve bakanlığa gelebilecek arkadaşları belirlediklerini, bakanlıktaki arkadaşlarına verdiklerini, onların da ihtiyaç oldukça refere ettiklerini düşünüyorum. Bir de bu işi tamamen kendilerine mensup tetkik hakimlerine yıktıklarını sanmıyorum. Çünkü bakanlığa kim birini refere etse artık o bakanlıkta falancanın arkadaşı diye anılıyordu. Bu onların tercih edeceği bir yöntem değil. Nitekim A.K. 11-12 yıl sonra bana Ö.K. senin arkadaşın değil mi diye sormuştu. Onun için bu refere işleminin yalnızca ilk döneme mahsus ve sınırlı sayıda olduğunu düşünüyorum. Örneğin G.T.T., ..., Ö.B. isimli arkadaşlar ya İzmirliydiler ya da İzmir ile bağlantılı isimlerdi. A.K. Bey’e hep hemşehricilik üzerinden ulaştıklarını ve irtibat kurduklarını biliyorum. ... 2010 HSYK seçimleri sürecinde bu arkadaşların seçim sürecini manipüle ettiği ve bu manipülesyonların seçim sonuçlarına etki ettiğini görünce daha o tarihte bazı önlemler alınması gerektiğini düşündüm. Bu kapsamda; oradaki yönetimin çoğulcu bir şekilde oluşmasına katkı vermeye çalıştım. Özellikle de Genel Sekreterin bu yapıdan olmaması gerektiğini düşünüyordum. Çünkü üst yönetimi ele geçirdiklerinde o birimde başkalarına pek hayat hakkı tanımak istemeyeceklerini Bakanlıktaki ve taşradaki uygulamalardan sezinliyor ve yukarıda birkaç örneğini verdiğim şekilde kendi çapımda önlemlerimi almaya çalışıyordum. Bu nedenle; HSYK Genel Sekreterliği için Müsteşar Yardımcısı Z.Y. ve AB Genel Müdürü M.E. ile de istişare ederek Strateji Geliştirme Başkanlığında Daire Başkanı olarak görev yapmakta olan M.E.'yi müsteşar sayın A.K.'ya önerdim. M.E. halen Adalet Bakanlığı müsteşar yardımcısı olarak görev yapmaktadır. Müsteşar Bey biraz düşündü ve olmaz dedi. Ben neden diye sordum, orayı yapabilir mi dedi. Dedim ki orası yeni kurulan bir birim. Hem yapısal anlamda, hem fiziki ihtiyaçlar anlamında, hem organizasyonlar anlamında, hem de mali işlerin yürütülmesi anlamında bilgi sahibi birisinin olması lazım. M. Bey stratejide çalışıyor, mali işlerden anlar, teknik işlere yatkındır, mesleki yönü iyidir, ben yapabileceğini düşünüyorum dedim. O sırada bunlar Yargıtay Savcısı M.K.'yı ön plana çıkarıyorlar, onun genel sekreter olması için ısrar ediyorlardı. M.K.'nın çok prezantabl biri olduğunu, kurulu hem içeride hem dışarıda çok iyi temsil edeceğini savunuyorlardı. O sırada özellikle A.K. beyin yakın hemşehrileri devreye girdi. G.T.T., ... ve Ö.B., M.K. için müsteşar bey nezdinde yoğun kulis yaptılar. ... Bu kapsamda tanıdığımız veya bu seçimler nedeniyle kendi ifadeleriyle bu yapıya mensup olduğunu öğrendiğimiz Yargıtay Üyeleri şunlardır; A.B., S.S.U., S.Ö., İ.A., Y.M., ..., T.A., S.K., G.D., ... O dönem bu bağlamda yapılan çalışmalar devam ettiği sırada ben bakanlıktan ayrılmıştım. Zaten ifademin seyri içerisinde somut olaylar ve sorulara ilişkin tanıklıklarımda da isimler geçmiştir. Yine de ben gözden kaçabileceği düşüncesiyle özellikle 2012 yılına kadar yaptığım gözlemlere dayanarak bu yapı içerisinde önde ve aktif olduklarını düşündüğüm isimleri ayrıca belirtmek istiyorum. Bu kişiler; Yargıtay’da; İ.Ş., N.D. R.İ.B., ..., Ö.A., M.K., K.E., ..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan İ.D.'ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 27/12/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: "... O dönem üçer aylık periyotlar halinde Ankara merkeze gelerek staj eğitim merkezinde ders almamız gerekiyordu. Benim dönemimde yanlış hatırlamıyorsam hakim adayı sayısı 300 civarındaydı. Ben bu dönemde yukarıda ismini saydığım Fetullah Gülen cemaati mensubu olduğunu bildiğim arkadaşlar vasıtasıyla dönemindeki bu yapıya mensup diğer şahıslarla tanıştım. FETÖ/PDY yapılanmasına müzahir bu şahıslardan hatırladıklarım; ..., İ.Ş., M.K., Z.D., M.K., ... C.İ. idi. Ancak ben adaylık dönemimde bu yapının sohbetlerine pek fazla katılmadım. Çünkü ben ... cemaatine yakın hissediyordum ve etrafımdaki arkadaşlarda esasen bu durumu biliyorlardı. Fakat beni yemeklerine çağırdılar. Ben bu şekilde bir kaç kez tanışma yemeklerine katıldım. ..."
Aynı şahsa ait Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 08/02/2018 tarihli ifade tutanağı: "... Fakülteden bu yapıyla ilgili olduğunu düşündüklerim, bu yapının evlerinde kaldığını bildiğim kişiler ..., M.K., Y.H., S.M., G.T.T. tanıdım. ... Stajı iki dönem yaptım, üçer aylık olmak üzere. Etlik'te bir eğitim merkeziydi. O dönemde stajyerlerden kimlerin sosyal demokrat, kimlerin ülkücü, kimlerin Fetullah GÜLEN cemaati mensubu olduğu biliniyordu. Benim bu kapsamda Fetullah GÜLEN cemaati mensubu olduğunu bildiğim kişiler ..., İ.Ş., M.K., Z.D., M.K., ... Cemaatte "murakıp(denetçi)" denilen bir birim vardır. Bu birim evinizde cemaate ait herhangi bir kitap, dijital veri var mı onlara bakarlar. Bu birimde Yargıtay Üyesi olduğum dönemde ... ve M.S.D. görevliydi. Bunların her ikisi de benim evime gelerek denetim yapmıştır. Bize "Herkes birer tane şifreli çanta alsın, bir iki kitap konulsun içine. Risale ya da dini kitap. Bunların yanında yakınlarınızdan birisinin kartviziti olsun ki, herhangi bir arama yapıldığında yakınım unutmuş denilsin" diye tembihlendik. Arabanızda, telefonunuzda, bilgisayarınızda sohbete, vaaza ilişkin, cemaati çağrıştıracak herhangi bir şey olmayacak. Şimdi düşündüğümde hazırlıklarını iyi yaptıklarını, soruşturmacı arkadaşların neticeye bu sebeple sağlıklı ulaşamadıklarını görüyorum. ..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan K.T.'ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 12/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: "...; Fetullah Gülen cemaati mensubu olduğunu biliyorum. ..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.K.Ö.'ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 28/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: "... Fetullah Gülen cemaat mensuplan bakanlıkta kendi aralarında sohbet gruplan oluşturmuştu. Bulunduğum Personel Genel Müdürlüğünde Tetkik Hakimliği dönemimde kendi aramızda sohbet grubu vardı. Bu arkadaşlardan bazılan daha sonra daire başkanı olmuştu. İlk daire başkam olan İ.O.'dur. İ.O. daire başkanı olduktan sonra da bir süre bizim sohbetlerimize katılmaya devam etti. B.E. Daire Başkanı, A.H. de Genel Müdür Yardımcısı olunca bizim sohbetlere katılmaz oldular. Daha doğrusu benim bulunduğum sohbet grubuna az gelmeye başladılar. Bizim sohbet grubumuza daha sonra bu kişiler ayrılınca sayımız azaldı. Bizi Ceza İşleri Genel Müdürlüğü Tetkik Hakimleri ile birleştirdiler. Bu kişiler bilahare Yargıtay üyesi olan ... ve bilahare Danıştay üyesi olan G.T.T. idi. ... Hangi şahıslar ile hangi zamanda birlikte sohbet gruplarına katıldığımı hatırlamamakla birlikte, birlikte aynı sohbete katıldığım kişileri belirtebilirim. Bu kişiler; ..., G.T.T., Y.H., K.Ö., M.O., ... ismini hatırlayamadığım kişiler ile bir araya gelerek sohbet toplantıları yaptık. Bu dönemlerde de değişerek evlerde sohbet toplantıları yapılmıştır. ..."
Aynı şahsa ait Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 16/03/2018 tarihli sorgulama tutanağı: "... İ.O.'nun ise geçmişte cemaatle ne kadar bir bağlantısı olduğu noktasında şunu söyleyebilirim. Fakülte yıllarında diyalogu olmuş ama ne kadar ileriye gitmiş bilmiyorum. Tam hatırlamamakla birlikte G.D. öğrencilik döneminde toplantılara çağrıldığını söylemişti. ...'in okuldan arkadaşı olduğunu, A.T.'yi ise Yargıtay Tetkik Hakimliğinden beri tanıdığını biliyorum. Bakanlığa geldikten ve toplantılara başladıktan sonra İ. bey toplantılara katıldı. O dönemdeki toplantıların içeriği maneviyat içerikliydi. Fetullah GÜLEN'in kitapları okunur, videosu izlenirdi. Tek tek katılanların evinde toplanırdık. ... [ Yargıtay da yapı mensubu olduğunu bildiğiniz kişiler kimlerdir? ] sorusuna cevaben; A.B., S.S.U., S.Ö., A.K., ... , G.D., S.A., M.U., ... S.S.'dir. Ayrıca daha önceki ifadelerimde bu yapıdan olduğunu söylediğim beyanlarım geçerlidir. ..."
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan A.Ş.'ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 10/01/2017 tarihli tanık ifade tutanağı: "...Ben uzun bir süre Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı, HSYK Teftiş Kurulu Başkanlığında ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yaptığım için adli yargıdan da bu yapıya müzahir olan çok sayıda kişiyi tanıyorum. Bu kişilerden hatırladıklarım; M.A. (okuldan tamdığım-... sicilli), K.Ç. (... sicilli), H.H. (... sicilli), ..., D.M.C., H.O.K., H.K., ... Y.S.'dir. ..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan T.T.'ye ait, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 02/02/2017 tarihli ek ifade tutanağı: "... Ayrıca Eskişehir'de görev yaptığım dönemde Eskişehir ve Ankara'da yapmış olduğumuz sohbet toplantılarının bir kısmına o dönemde yargıtay üyesi olarak görev yapan S.K., D.A., A.T.D. ve ... de katılmışlardı. Bunların herbiri hepsine değil bir veya ikisine katılmıştır. ..."
Davacı tarafından; tanık beyanlarının tahliye olmak ya da mesleklerine geri dönmek amacıyla verilen çelişkili, duyuma dayalı ve gerçek dışı ifadeler olduğu ileri sürülmüştür.
Bu durumda, davacının örgüt içerisinde yer aldığına, örgüt toplantılarına katıldığına, örgüt kontenjanından Yargıtay üyesi seçildiğine, üniversite döneminde örgüte ait evlerde kaldığına, örgütün "murakıp (denetçi)" biriminde görevli olduğuna ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen ifadeler ile davacının bu ifadelere karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.
c) Unvanlı Görev
Davalı idare, davacının FETÖ/PDY terör örgütünün yargıda etkin olduğu dönemde unvanlı bir göreve atanmasının davacının anılan terör örgütü ile irtibat ve iltisakına yönelik bir tespit olduğunu ileri sürmüştür.
Kararımızın "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler" başlıklı kısmında açıklandığı üzere, FETÖ/PDY tarafından bu örgütle iltisak ve irtibatı bulunan hâkim ve savcıların örgütün amaç ve stratejilerinin gerçekleştirilmesini sağlamak maksadıyla üst görevlere getirilmesi hedeflenmiş ve örgütün Adalet Bakanlığı ve HSK'da etkin olduğu dönemde örgüt yöneticilerinin yönlendirme ve telkinleriyle örgüt mensuplarının üst görevlere getirilmesi sağlanmıştır.
Nitekim, yargı mensubu olarak görev yapmış ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiş olan R.A. isimli şahsın, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 04/11/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağında yer alan, "...Ben Tatvan'dan sonra 2010 yılında Konya Ereğli'ye hakim olarak atandım. Burada göreve başladıktan sonra cemaat adına şuan soyadını hatırlayamadığım ve mesleğini bilmediğim İ. isimdeki bir şahıs cemaat adına benimle irtibata geçti ve ben burada maaşımdan cemaate gönderdiğim parayı bu şahsa verdim. Bu şahıs bana unvanlı görev talep etmemi tavsiye etti. Ben de onun yönlendirmesiyle hatırladığım kadarıyla 2012 yılının Kasım, Aralık ayları gibi Ankara ili Batıkent semtindeki cemaate bağlı şuan ismini hatırlayamadığım bir liseye gittim. Burada hakim olduğunu bildiğim ancak idari görevi hakkında bilgi sahibi olmadığımı E.D. isimli şahısla tanıştım. O, benim Ankara'ya neden geldiğimi zaten biliyordu. O, beni İ.O.'ya yönlendirdi. Ben, E.D.'nin HSYK'da görevli olduğunu daha sonra öğrendim. Ben, İ.O.'yu makamında ziyaret ettim. Burada kendisine unvanlı görev talep ettiğimi ilettim. O da benim talebimi not aldı ve daha sonra 2013 yılı yaz kararnamesi ile ...Ağır Ceza Mahkemesi başkanı olarak atandım..." yönündeki ifadesi de yukarıda yer verilen tespitleri doğrulamaktadır.
Davalı idare tarafından dosyaya sunulan davacıya ait hizmet belgesinin incelenmesinden, davacının Ankara hakimi olarak görev yapmakta iken 01/04/2010 onay tarihli işlemle Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne Genel Müdür olarak atandığı, 2010-2011 yılları arasında Genel Müdür olarak görev yaptığı, daha sonra HSK Genel Kurulunun ... tarih ve ...sayılı kararı ile Yargıtay üyesi olarak atandığı ve 2011-2016 yılları arasında Yargıtay üyesi olarak görev yaptığı görülmüştür.
Davacı tarafından; bu tespit ile ilgili herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Bununla birlikte, yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan İ.O. isimli şahsın, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 26/12/2016 tarihli sorgulama tutanağında davacı ile ilgili olarak; "...2011 yılında 1. Daire Başkanı olduğum dönemde HSYK tarafından seçilen kişilerdendi. Kendisi Fetullah Gülen cemaati kontenjanında olduğu gibi bakanlık tarafından Yargıtay'a seçilmesi gerektiği belirtilen listede de vardı. ... Bakanlık kontenjanından seçilmesi istenilen ..., Ö.B., S.Ç.'nin isimlerinin de Fetullah Gülen cemaat mensuplarının cemaat adına girmesini istedikleri hakim ve savcılar arasında vardı. ..." yönünde beyanlarda bulunduğu görülmüştür.
Bu durumda, davacının FETÖ/PDY terör örgütünün Adalet Bakanlığında ve HSK'da etkin olduğu dönemde sırasıyla Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürü ve Yargıtay üyesi olarak görevlendirilmesinin, yukarıda yer verilen diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde anılan örgütle iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.
d) Ankesörlü/Sabit Hat Telefon Görüşmesi Kaydı
i.Ankesörlü/Sabit Hatlardan Periyodik veya Ardışık Arama Kayıtları ile İlgili Genel Değerlendirme;
Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 13/11/2019 tarih ve E:2018/5526, K:2019/6842 sayılı kararı ile Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 12/12/2019 tarih ve E:2018/44, K:2019/167 sayılı kararında; FETÖ/PDY terör örgütünün neredeyse tüm uygulamalarında olduğu gibi haberleşme yöntemlerinde de gizlilik içerisinde iletişim sağlamaya özen gösterildiği, FETÖ kapsamında yürütülen soruşturmalardaki şüphelilerin hatları ile kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye, lokanta vb. gibi sair işletmelerde kurulu bulunan, ücret karşılığı kullanılan sabit hat ve ankesörlü hatların HTS kayıtlarının incelenmesinden;
-Ardışık Arama (Yakın zaman diliminde birbirini takip eden peşi sıra),
-Periyodik Arama (Farklı tarih ve zaman diliminde belirli gün aralığı dahilinde),
-Tek Arama,
şeklinde iletişimin gerçekleştirildiği ve irtibat sağlandığı saptanmıştır.
Bu kapsamda, örgütün mahrem sorumlularının, sevk ve idaresi altındaki askeri personel ile deşifre olmayı engellemek maksadı ile irtibat kurma yollarından birisinin de; “Kamuya açık ve birbirinden bağımsız Market, Büfe, Kırtasiye, İddia Bayii ve Lokanta gibi işletmelerde bulunan ve ücret karşılığı kullanılan sabit (kontörlü/voip) hatlar ile Türk Telekom’a ait Ankesörlü telefon hatlar” olduğu, birim içerisinde sorumlu düzeyde bulunan örgüt mensuplarının, kendilerine bağlı askerlere ait telefon numaralarını, telefonlarına farklı isimler kullanarak veya not kâğıtlarına GSM numaraları üzerinde belirli değişiklikler yaparak kaydettikleri, iletişim kurmak istedikleri zamanlarda ise; kamuya açık ve birbirinden bağımsız Market/Büfe/Lokanta vb. işletmelerde kurulu bulunan kontörlü/voip (sabit) hatlar ile Türk Telekom’a ait Ankesörlü telefonları kullanmak suretiyle kendilerine bağlı askerleri aradıkları belirlenmiştir.
Anılan kararlarda; FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesine sızmış mensuplarının çok az kısmına kriptolu haberleşme programı Bylock, Eagle vb. gibi programlar yüklediği, geri kalan mensupları ile özellikle geçmiş yıllarda kullandıkları bir sistem olan büfe, market vb. benzeri yerlerdeki ücretli telefonlar veya kontörlü telefonlar ile haberleştikleri, örgütsel irtibatta asıl olan iletişim metodunun yüz yüze görüşme olduğu ve bir sonraki görüşmenin tarih ve yerinin bu esnada belirlendiği, bu mümkün olmaz ise tedbir anlamında her asker şahsın farklı ankesör ya da sabit hatlardan (market-büfe-bakkal vb.) aranmak (GEZEREK) suretiyle örgütsel iletişimin kurulduğu, arama işleminin genellikle tek taraflı ve kısa süreli olduğu, sadece sorumlu şahısların arama işlemini yaptığı (askeri şahıs tarafından karşı arama yapılmadığı, askeri personelin de çok sık olmamakla birlikte mahrem sorumlusuna ulaşmak istedikleri durumlarda aradığı), sorumlu şahıs tarafından aranan askeri personelin büyük kısmının rütbe/makam olarak genelde denk olduklarının tespit edildiği (Örneğin; aranan Astsubay ise ardışık aranan kişi de Astsubay, Subay ise ardışık aranan da Subay gibi), aynı şekilde kuvvetlerinde denk olduğu (Örneğin; aranan jandarma ise ardışık Jandarma, aranan KKK personeli ise ardışık KKK personelinin arandığı gibi), genel olarak her sivil yöneticinin sorumluluğunda birden fazla hücre bulunduğu ve hücrelerin 2-3 asker şahıstan (askeri öğrenci ve/veya muvazzaf personel) oluştuğu, bu asker şahısların da aynı Kuvvete mensup olup aynı rütbede bulundukları (istisnai olarak farklı rütbe ve/veya Kuvvetlere mensup asker şahıslardan bir hücre oluşabildiği, örneğin; sivil sorumlunun astsubaylardan oluşan grubunun yanında astsubaylıktan subaylığa geçen askeri personelle de ilgilenebileceği), tek ankesör ya da sabit hattan (market-büfe-bakkal vb.) farklı asker şahısların aranmasının; arka arkaya arama (ARDIŞIK ARAMA) şeklinde olması durumunda, aramanın örgütsel olduğu kanısını güçlendirdiği, ayrıca aynı ankesör/sabit(büfe-market vb.) hattan arka arkaya (ARDIŞIK) arama yapılmasının; mahrem sorumlu şahsın tedbirsizliği ve işin kolayına kaçmasından kaynaklandığı, daha çok gizliliğe uymayan MAHREM İMAMLAR tarafından yapıldığı, aramaların kısa olmasının nedeninin ise askeri personelin daha önceden yeri ve zamanı kararlaştırılan görüşmeye gelinmemesi gerektiği veya gelip gelemeyeceğinin teyit edilmesi ya da görüşmeye gelmeyen kişiye gelecek görüşme yer ve zamanının bildirilmesi veya daha önceden kararlaştırılan yer/tarihin değişmesinden dolayı yapılan aramalar olmasından kaynaklı olduğu, aramaların genellikle mesai saatleri dışında yapıldığı, sorumlu şahsın, askeri personeli aradıktan sonra tedbir amaçlı ilgisiz ve alakasız kişileri de ankesörle arayarak bu bütün içerisinde hedeflerin kaybolmasının amaçlandığı, genellikle on beş gün, ayda veya iki ayda bir kez iletişime geçilerek buluşmalar/toplantıların gerçekleştirildiği, bu görüşmede bir sonraki buluşma tarihinin kararlaştırıldığı, bir aksaklık olmadığı müddetçe yeniden bir aramaya ihtiyaç duyulmadığı, bazen mahrem sorumlu tarafından, sorumlu bulunan gruplarla ilgili grup içerisinde bulunan tek şahsın arandığı ve bu şahıstan gruptaki diğer şahsa veya şahıslara bilgi vermesini istediği, aramanın sadece büfe, lokanta, market vs. kontörlü arama yapılabilen yerler olmadığı, ayrıca ankesörlü telefonlar ile kontörü olmadığından bahisle rica yolu ile işyerlerinde mevcut sabit hattan da arama işlemi yapılabildiği, genel olarak Yüzbaşı ve üstü rütbedeki subaylarda, "birebir sorumluluk" esasının geçerli olmasından dolayı birden fazla asker şahsın oluşturduğu hücre sisteminin tercih edilmediği, mahrem yapı sorumlusunun kural olarak sorumlusu olduğu asker şahıs/şahıslarla aynı ilde ikamet ettiği ve aynı ildeki sabit hatlarla iletişim kurduğu, istisnai olarak sözde TSK Yapılanmasının bölge esaslı teşkilatlanması nedeniyle yakın ilde bulunan hatlarla da iletişim kurulabildiği, mahrem yapı sorumlusunun sorumlu olduğu örgüt mensubu asker şahısları aramasından sonra belirlenen buluşma yerinde aranılan hatların takılı bulunduğu cihazların götürülmemesi veya götürülse bile kapatılmasına yönelik tedbir uygulanmaya çalışıldığı, ancak istisnai durumların olabileceği, bu tedbirin ortak yer baz istasyonundan sinyal verilmesini ve/veya dinleme yapılmasını önleme amaçlı olduğu, daha önceden kararlaştırılan noktaya gelinmediği takdirde ya da mahrem imam il dışında ise ve periyodik zamanlarla bir araya geliniyorsa (2 haftada bir Cumartesi gibi) bir gün önce mahrem imamın arayarak çağrı bıraktığı, arama işlemi sonrasında gizlilik (son aradığı numaranın telefon hafızasında kalmasını önlemek) ve sözde tedbir amaçlı olarak ilgisiz rastgele numaraların çevrildiği, redial (geri arama) tuşu ile son aranan kişinin tespitinin önlenmeye çalışıldığı, sivil yönetici unsurun sorumlusu olduğu asker şahsın numarasının son iki rakamını kendi telefon rehberinde "10”, “100” veya “99" rakamına tamamlayacak şekilde kayıt etmesinin en fazla başvurulan tedbir yöntemlerinden biri olduğu, bu nedenle yanlışlıkla numaraların şifrelenmiş haliyle yapılan aramaların da gerçekleşebildiği, yapılanmada her yönetici sivil unsurun deşifre olmamak amacıyla kendi tedbir ve iletişim metodunu kendisinin belirlediği, (Bu metotlardan birisine örnek vermek gerekirse kısa süreli arama, cevapsız çağrı bırakma, aynı hattan parça parça kısa süreli arama vb.), mahrem yapı içerisindeki irtibatın ve şifreleme tekniğinin deşifre olmaması amacıyla çok sayıda şifreleme tekniğinin kullanıldığı tespitlerinde bulunulmuş ve günümüzde iletişim aracı olarak cep telefonlarının kullanılmasının hayatın olağan akışına uygun ve kabul edilen bir gerçek olmasına karşın, kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye, lokanta vb. gibi sair işletmelerde kurulu bulunan, ücret karşılığı kullanılan sabit hat ve ankesörlü hatlar üzerinden asker şahıslarla GEZEREK ya da ARDIŞIK şeklinde yapılan aramaların; örgütün “gizlilik” ve “deşifre olmama” kuralına uygun olarak Askeri Mahrem Yapılanmasının irtibat kurma yöntemlerinden biri olup FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün MAHREM İMAMLARI tarafından örgütsel amaçlı, örgütsel haberleşmeyi sağlamak amacıyla gerçekleştirildiği, sonucuna varılmıştır.
Öte yandan, FETÖ silahlı terör örgütünün TSK içerisindeki Mahrem Yapılanmasında faaliyet yürüten ve etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanan bazı kişilerin ankesör-sabit hat(büfe-market vb.) aramalarına ilişkin birtakım ifadelerde bulundukları görülmüştür:
FETÖ silahlı terör örgütünün Kara Kuvvetlerindeki Mahrem Yapı içerisinde 2009-2014 yılları arasında askeri şahıslardan sorumlu öğretmen olarak faaliyet yürüten M.S.S. isimli şahsın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının (Terör Suçları Soruşturma Bürosu) ... sayılı soruşturma dosyasına istinaden verdiği 08/02/2018 tarihli ifadesi: “Buluşma esnasında bir sonraki buluşma zamanı belirlenirdi, ters bir şey olması durumunda bir sonraki hafta yine aynı gün ve aynı saate buluşma gerçekleşirdi. Bunların haricinde ben de ve bana bağlı olan Y. B. ve Ş. K. isimli kişilerde tuşlu telefon üzerinden görüşme yapılırdı.. Bir şahıs örgüt adına aranacaksa kontörlü telefonu bulunan büfe, market ve kuruyemişçilerden arama yapılmaktaydı, Ankesörlü numaralar kullanmıyorlardı. Diyarbakır da bulunduğum dönemde Diclekent bölgesinde carrefoursa market yakınında bulunan 3 adet bakkal ve büfeden sabit hatlardan arardık. Ankara ilinde Öveçler 4. Cadde üzerinde bulunan bir kuruyemişçiden, Çankaya civarında bulunan büfelerden arama yapardım.. Benim sorumlu olduğum askeri şahısların telefon numaralarını kendi cep telefonumun rehberine son dört rakamını 9999’a tamamlamak suretiyle kayıt yapmamızı bizle ilgilenen kişiler söylemişlerdi.. Kendi cep telefonlarımızdan kesinlikle arama yapmazdık. Asker şahıslara kendi cep telefon numaramızı, kendi ismimizi, işyerimizi, aile bilgilerimizi kesinlikle vermezdik, kullandığım kod ismi verirdik. İlgilendiğimiz asker şahıslar bizle tanıştırılırken kod adlarıyla tanıştırılırdı, ancak bizden sorumlu müdür ve müdür yardımcısı olan örgüt yöneticileri askerler gerçek isim ve konumlarını bize söylerlerdi” ,
FETÖ/PDY Terör Örgütü TSK Yapılanması içerisinde Müdür Yardımcısı olarak görev yapan M.B.'nin Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosunun yürüttüğü Silahlı Kuvvetler Soruşturması kapsamında verdiği ifadesi: “…Cep telefonlarını son iki rakamlarını 99'a tamamlayacak şekilde kodlayıp kâğıda kaydederdik. “aramam gerektiğinde kendi cep telefonumdan asla aramazdım. çünkü bu şekilde irtibat kurmak yasaktı. Bu durumu kısmen akademide görev yaparken de biliyordum, tedbir olarak uyguluyorduk. Bana bağlı öğrencileri aramam gerektiğinde olabildiğince evime uzak büfelerden kontörlü telefonlardan arıyordum. sadece bir kişiyi arardım, birkaç kişiyi arayacağım zaman farklı büfeleri gezerdim, bu da uyulması gereken bir tedbirdi, aynı büfeden art arda askerlerin aranmış olması, o büfeden arayan öğretmenin tedbire uymadığını gösterir.. neticede hangi tedbirleri alacağımız bize öğretilirdi ama tüm tedbirlerin uygulanıp uygulanmadığı takibi pek mümkün değildi.” Toplantıya gelirken öğrencilerin arabayı mümkün olduğunca uzağa park etmesi gerekiyordu. Normalde cep telefonu da getirmemeleri gerekiyordu. Fakat benim öğrencilerim çoğunlukla doktor olduğu için acil hastaları olur diye getirenler tek tük çıkıyordu. Sorumlular kendi aralarında cep telefonu irtibatını başkası adına kayıtlı telefon hatlarıyla sağlarlardı. Bu telefon hatları ve mümkünse kullanıldığı cihaz ya imha edilirdi ya da sadece cihaz ikinci el olarak satılırdı. Ancak satma işine çok sıcak bakılmazdı. Genelde ucuz telefonlar imha edilirdi. Ben bu şekilde 5-6 civarında hat kullandım. Şuanda numaralarını hatırlamıyorum.”,
Binbaşı olarak görev yapmış olan E.İ. isimli şahsın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının (Terör Suçları Soruşturma Bürosu) ... sayılı soruşturma dosyasına istinaden verdiği 15/01/2018 tarihli ifadesi: “Buluşmalar genellikle buluşma esnasında bir sonraki buluşma yeri ayarlanırdı. Örgüt yöneticilerinin verdiği talimat doğrultusunda deşifre olmamak ve gizli kalması için, buluşma gerçekleşmez ise, bizle irtibat kuran örgüt mensupları bizi genellikle ankesörlü telefonlardan veya büfelerden bulunan sabit hatlardan bizi ararlar, bizde aynı şekilde örgüt yöneticilerini arayacağımız zaman büfelerde bulunan sabit hatlardan veya ankesörlü hatlardan irtibat kurmamız söylenirdi. Örgüt yöneticilerinin vermiş oldukları sabit numaraları veya cep telefonu numaralarını ya ezberlerdik ya da bir kâğıda yazardık. Yazarken de numaraları baştaki GSM şirketinin sabit kalması şartı ile (örneğin 0530 sabit kalırdı) diğer numaraları bir arttırarak kâğıda yazardık, cep telefonumuza kesinlikle kayıt yapmazdık. Hts kayıtlarım incelendiğinde örgüt üyeleri görüştüğüm dönemde sabit numaralardan ve Ankesörlü hatlardan arandığım ve aradığım anlaşılacaktır”
Örgütün mahrem sorumlularının, sevk ve idaresi altındaki askeri personel ile yukarıda aktarılan şekilde irtibat kurduğunun tespit edilmesinden sonra, Hakimler ve Savcılar Kurulu Teftiş Kurulu Başkanlığının 08/10/2019 tarihli yazısıyla Emniyet Genel Müdürlüğünden, haklarında FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının bulunup bulunmadığı konularında araştırma yapılan Hakim ve Cumhuriyet Savcıları hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün sözde imamlarıyla örgütsel faaliyetlerle ilgili olarak ankesörlü sabit hatlardan ya da büfe vb. yerlerde kurulu bulunan kontörlü telefon hatlarından iletişime geçip geçmedikleri yönünde çalışma yapılarak ayrıntılı raporun hazırlanması istenmiştir.
Bu kapsamda, Emniyet Genel Müdürlüğünce hazırlanan 17/02/2020 tarihli analiz raporuna göre örgütün mahrem yapılanmasına mensup şahısların kendi sorumluluğundaki örgüt üyelerine talimatları iletmek amacıyla ankesör/büfe/sabit telefonları kullanarak yaptığı aramaların genel olarak çok kısa sürdüğü, yapacağı ikinci arama öncesi belli bir süre beklediği ya da o esnada arkasında telefon sırası bekleyen sıradan vatandaşa telefon kullanım hakkı verdiği, deşifre olmamak için yaptığı aramalar arasında da bu nedenle bilinçli olarak alakasız numaraların bulunduğu, bu ardışık aramaların ortalama 300 saniye sürdüğü belirtilmiş ve bir kısım hakim ve savcı hakkında bu belirlemelere istinaden ardışık, periyodik ya da tekil arama tespiti yapılmıştır.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan bazı kişilerin etkin pişmanlık kapsamında verdikleri ifadeler de Hakim ve Cumhuriyet Savcılarının FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün sözde imamlarıyla örgütsel faaliyetlerle ilgili olarak ankesörlü sabit hatlardan ya da büfe vb. yerlerde kurulu bulunan kontörlü telefon hatlarından iletişime geçtiğinin ispatı niteliğindedir;
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan C.S. hakkında Konya Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 12/10/2019 tarihli sorgulama tutanağı: " ... isimli örgüt abisi benim cep telefonu numaramı aldı. Ben kendisini görsem teşhis ederim. Bu kişinin gerçek ismini bilmiyorum. Bu kişinin bana sormuş olduğunuz M.K. olup olmadığını da bilmiyorum. Ben bu göreve atandıktan sonra artık işin ciddiyetinin farkına vardım. Bugüne kadar ne yaptığımı sorguladım. Hatta bu konuyu annemle de konuştum. Bir öz eleştiri yaparak bir daha bu örgütle görüşmeme kararı aldım. ... isimli sivil imam beni sabit hatlardan ve cep telefonu hatlarından çok kez aradı. Kendisinin 2015 yılı Ocak ayındaki aramasına cevap verdim. Bana ısrarla benimle görüşmek istediğini söyledi. Ben kendisine Palu'da hakim olduğumu, görüşmek istemediğimi söyledim. Bana hükümet konağına geleceğim diyerek tabiri caizse aba altından sopa gösterdi. Ben de bunun üzerine kendisinin Palu'ya gelmesinin doğru olmayacağını düşündüğüm için Kovancılar ilçesine gel orada görüşelim dedim. Kovancılar ilçesinde yol kenarında bir yerde buluştuk. Malatya'dan geldiğini biliyorum. Bana Elazığ merkezde başka hakim savcılarla bir araya geldiklerini, benim de bu buluşmalara katılmamı söyledi. Ben kendisinin teklifini reddettim. Katılmayacağımı söyledim. Siyasi söylemlere başladı. Cumhurbaşkanını eleştirdi. Bu sürecin geçecegini ve kendilerinin galip gelecegini söyledi. Ben yine teklifini kabul etmedim ve oradan ayrıldık. Kendisi yine beni aramaya devam ediyordu. 2015 yılı Mayıs ayında Ankara'da ailemin yanında idim. Elazığ kodlu bir numara aradı. Ben de adliyeyle ilgili bir durumdan dolayı arandığımı düşünerek telefona cevap verdim. Arayan kişi ... kod isimli kişiydi. Yine benden kendisi ile görüşmemi istedi. Ben yine kabul etmedim. Ne zaman Elazığ'a geleceğimi sordu ve görüşmeyi sonlandırdık. Bu görüşmeden sonra kendisi beni bir çok defa aradı. Ancak ben hiç birisine cevap vermedim. ..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.K.'ya ait Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca ... numaralı soruşturma kapsamında düzenlenen 03/12/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "... Eşim mesleğe Kastamonu ilini kura çekerek 2013 yılında hakim olarak atandı, bende 3 ay sonra 2013 yılı Temmuz ayında Mersin İli Erdemli ilçesine hakim olarak atandım. Yapıda kalan arkadaşlarım atanma yerlerine göre gidecekleri yerde birbirleri ile irtibat kurabilmeleri amacıyla aynı bölgeye atanan kişilerin göreve başlamadan önce staj evlerinde topladılar. Bu evlere sivil şahıslar gelerek bizden irtibat numaramızı aldılar... Ayrıca gideceğimiz yerlerde bizimle önceden belirlenen grup sorumlularının görüşeceklerini bu kişilerin evlerine giderek program yapacağımızı bu nedenle telefon numaralarımızı bu kişilere vereceklerini, bu kişilerin de atandığımız yere vardığımızda bizi arayarak bizimle irtibata geçeceklerini söylediler. Toplantı sona erdi. Zaten bu sivil abiler yapı içerisinde BYLOCK kullanılmaya başlanıncaya kadar genelde grup sorumlularının geleceği zaman ankesörlü telefondan irtibat kuruyorlardı. Ben de bu şekilde Kastamonu ilinde iken ... KOD ADLI H.C. tarafından ankesörlü telefondan aranmıştım. Bu görüşme sonrasında ben 17 Temmuz'da yapılan 15. Dönem kurasında Mersin ili Erdemli ilçesine kura çektim ve burada Hakim olarak göreve başladım. Ben göreve başlamadan önce beni bir numara arayarak Tarsus Cumhuriyet Savcısı olan A.A. isimli şahıs olduğunu söyledi ve bana hitaben 'Erdemli'ye geldiğinde haberim olsun irtibata geçelim' şeklinde söyledi. Bende Erdemli'de bir ay kadar görev yaptım. Bu süre zarfında yapıya mensup kimseyle görüşmedim. ..."
ii.Ankesörlü/Sabit Hat telefon görüşmesi kaydının davacı yönünden değerlendirilmesi
Davacının silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yargılandığı ... Ceza Dairesinin (İlk Derece) ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ... tarih ve ... muhabere yazısı ekinde gönderilen sabit - kontörlü - ücretli telefonlardan sistematik veya ardışık aramaya dair Bilirkişi Raporuna göre;
a) Davacının adına kayıtlı ... ve ... GSM numaralarının, ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... numaralı 9 adet sabit telefondan toplam 20 kez arandığı,
b) Ankesör ve sabit hatlardan yüksek yargı üyelerine ait numaraların aranmasında, aramanın 10 dakika öncesi ve sonrası şeklinde zaman aralığı dikkate alınarak yapılan değerlendirmeye göre, Türk Telekom'a ait ... nolu ankesörden 29/06/2013 tarihinde 19:24:15 ile 19:39:45 saatleri arasında davacı ile birlikte haklarında örgüt suçlarından kovuşturma bulunan M.A.D., H.T., Z.Y., H.S.'nin ardışık olarak arandıkları,
c) Ayrıca ... 'a ait ... nolu ankesörden 19/04/2013 ile 09/06/2015 tarihleri arasında davacı ile birlikte haklarında örgüt suçlarından kovuşturma bulunan M.A., M.K., K.İ., H.S., Z.Y., N.M., M.S.D., Y.Ç., D.M.C., M.A.D., H.T., R.B. ve S.Ç.'nin periyodik olarak arandıkları,
d) ...'a ait ... nolu ankesörden 15/12/2011 ile 08/11/2017 tarihleri arasında davacı ile birlikte haklarında örgüt suçlarından kovuşturma bulunan S.S.U., Ö.B., H.E., A.T., B.I., M.S.D., İ.V., H.Y., M.K., Y.M., A.B., E.A., İ.K., C.Ö. ve N.Ç.'nin periyodik olarak arandıkları,
e) ...'a ait ... nolu ankesörden 08/06/2013 ile 09/09/2014 tarihleri arasında davacı ile birlikte haklarında örgüt suçlarından kovuşturma bulunan Y.Ç., İ.T.A. ve H.K.'nın periyodik olarak arandıkları,
f) ...'a ait ... nolu ankesörden 22/09/2012 ile 09/04/2015 tarihleri arasında davacı ile birlikte haklarında örgüt suçlarından kovuşturma bulunan Ö.B., E.A., H.G.B.'nin periyodik olarak arandıkları,
g) ...'a ait ... nolu ankesörden 12/12/2011 ile 01/05/2017 tarihleri arasında davacı ile birlikte haklarında örgüt suçlarından kovuşturma bulunan M.K., E.S., M.S.D., S.K., A.T., M.E., H.G.B., İ.İ., R.B., Y.Ç., K.T., K.D., H.U., M.A.D., Z.Y., D.M.C., M.A.D. ve S.Ç.'nin periyodik olarak arandıkları,
h) S.K.'ya ait ... nolu aboneden 16/11/2011 ile 11/05/2015 tarihleri arasında davacı ile birlikte haklarında örgüt suçlarından kovuşturma bulunan İ.T.A., A.S., M.K., Y.Ç., F.C., E.A., N.Ç., Y.M. ve S.Ö.'nün periyodik olarak arandıkları tespit edilmiştir.
Davacı tarafından; bu delil ile ilgili herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Netice itibarıyla, yukarıda yer verilen iletişime dair kayıtların incelenmesinden davacının örgütün örgütsel amaçlı haberleşme metotlarından olan “ankesörlü/sabit hatlardan aranma” gizli iletişim sistemine dahil olduğu sonucuna varılmıştır.
6) Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu karar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın, AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan "özel hayata saygı hakkı" çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen "özel hayat" kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen karar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak "kanunla öngörülmüş olma", aynı maddede sayılan "meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma" ve "demokratik bir toplumda gerekli olma" ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa'nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin "şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması", "anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması" gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS'in 8/2 ve Anayasa'nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS'in 15. ve Anayasa'nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS'in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa'nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin ikinci fıkrasında ise Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu karar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu karar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu karara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa'nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu karar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS'in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı" hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararın müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS'in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu karar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.
7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.

D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ... TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
3. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen ... TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 14/12/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.

AvAi

Hukuki AI Asistanı
Merhaba! Ben AvAi, Avarsis Hukuki AI Asistanınız. Size nasıl yardımcı olabilirim?