Danıştay13. Daireİdare Hukuku · ön sınıflandırma
Danıştay 13. Daire E.2023/2775 K.2024/572
T.C. DANIŞTAY
ONÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No:2023/2775
Karar No:2024/572
TEMYİZ EDENLER : 1- (DAVACI) ... Medya TV Hizmetleri A.Ş.
VEKİLİ: Av. ...
2- (DAVALI) ...Kurulu
VEKİLİ: Av. ...
İSTEMİN KONUSU : ... İdare Mahkemesi'nin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Kablolu Yayın Lisans ve İzin Yönetmeliği'nin Dairemizin 24/01/2006 tarih ve E:2005/75, K:2006/474 sayılı kararıyla iptal edildiğinden bahisle ilgili Yönetmelik'e dayalı olarak 2004 ve 2006 yılları arasında davacı şirketçe ödenmiş olan toplam 345.104,00-TL kablolu yayın izin ücretinin iadesi istemiyle 14/07/2015 tarihinde yapılan başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali ve 345.104,00-TL’nin tahsil tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte ödenmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesi'nce Dairemizin 25/04/2022 tarih ve E:2016/4512 K:2022/1835 sayılı bozma kararına uyularak verilen kararda; davacı şirketin 14/07/2015 tarihinde davalı idareye yapmış olduğu başvurunun, genel düzenleyici nitelikteki bir işlemin iptali yolundaki kararın, o düzenleme ile ilgili herkes için hüküm ifade edeceği hukuksal gerçeğinden hareketle kararın sonuçlarından kendisinin de yararlanması, geçmiş yıllarda mükerrer ödenen ücretlerin tarafına iadesi istemiyle yapıldığı ve başvurunun 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 10. maddesi kapsamında olduğu,
6112 sayılı Kanun'un ''Gelirlerin tahsili'' başlıklı 42. maddesinde yayın lisans ücreti, ticari iletişim gelirleri veya Kurum tarafından verilen idari para cezaları gibi muhtelif ücretlerin süresinde ödenmemesi hâlinde bu Üst Kurul gelirlerinin genel hükümler uyarınca tahsil edileceği ve Üst Kurul'ca yapılacak icra takiplerinde Ankara İcra Daireleri'nin yetkili olduğu yönünde düzenlemelerin yer alması nedeniyle Üst Kurul tarafından anılan gelirlerin tahsili amacıyla genel Kanun niteliği taşıyan Borçlar Kanunu uyarınca yetkili mahkemelerde dava açılabildiği ve İcra İflas Kanunu uyarınca icra takibi yapılabildiği gözetilerek taraflar arasındaki usulî eşitliğin sağlanmasını teminen Üst Kurul tarafından haksız yere tahsil edildiği yargı kararıyla ortaya çıkan ücretlerin iadesi ve iadenin kapsamına ilişkin uyuşmazlığın çözümünde aynı hükümlerin kıyasen uygulanması gerektiği,
Bu kapsamda, Kablolu Yayın Lisans ve İzin Yönetmeliği'nin Danıştay Onüçüncü Dairesi'nin 24/01/2006 tarih ve E:2005/75, K:2006/474 sayılı kararı ile iptal edildiği dikkate alındığında, Üst Kurul tarafından "yayın izni ücreti" ve "lisans ücreti" adı altında tahsil edilen ücretlerin dayanağının yargı kararıyla ortadan kaldırıldığı, diğer bir anlatımla bahsi geçen ücretlerin tahsiline ilişkin sebebin sona erdiği, bir tarafın malvarlığında azalma, diğer tarafın malvarlığında ise artmanın söz konusu olduğu, yayıncı kuruluşun malvarlığındaki azalmanın ise Üst Kurul'un malvarlığındaki artıştan kaynaklandığı görüldüğünden, uyuşmazlıkta Borçlar Kanunu'nun sebepsiz zenginleşmeye ilişkin hükümlerinin kıyasen uygulanması gerektiği,
Öte yandan, 2004-2006 yılları arasında mükerrer ödenen ücretlerin iadesi istemiyle 14/07/2015 tarihinde davalı idareye başvurulduğu dikkate alındığında sebepsiz zenginleşme kapsamında zamanaşımı noktasında da bir değerlendirmenin yapılması gerektiği,
Olayda, Kablolu Yayın Lisans ve İzin Yönetmeliği'nin Danıştay Onüçüncü Dairesi kararıyla 24/01/2006 tarihinde iptal edildiği dikkate alındığında, yayıncı kuruluşun mükerrer olarak ödediği ücretlerin iadesi istemiyle idareye başvurduğu 14/07/2015 tarihinden geriye doğru 10 yıldan daha önceki döneme isabet eden ödemelerin zamanaşımına uğradığı, başka bir anlatımla, 14/07/2015 ile 14/07/2005 tarihleri arasında idare tarafından mükerrer olarak tahsil edilen ücretlerin, tahsil tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte geri ödenmesi gerektiği, 14/07/2005 tarihinden önce yapılan mükerrer ödemelerin ise yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri uyarınca zamanaşımına uğradığı sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlemin 14/07/2005 ile 14/07/2015 tarihleri arasında idare tarafından mükerrer olarak tahsil edilen ücretlerin ödenmemesi yönünden iptaline, 14/07/2005 ile 14/07/2015 tarihleri arasında idare tarafından mükerrer olarak tahsil edilen ücretlerin tahsil tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece davacıya ödenmesine, 14/07/2005 tarihinden önce yapılan mükerrer ödemeler yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, davanın dava zamanaşımı yönünden reddi gerektiği, davacı başvurusunun 2577 sayılı Kanun'un 12. maddesi çerçevesinde incelenmesi gerektiği, işbu dava ile hem işlemin iptalinin hem de yıllık izin ücret iadesinin talep edildiği, hukuka aykırı olduğu iddia edilen ücretlerin en son 9 sene önceye ilişkin olduğu, bir işlem sebebiyle doğan zararlardan dolayı ödeme tarihinden itibaren dava açma süresi içerisinde tam yargı davası açılabileceği, Üst Kurul'un en son idari işleminin 2006 yılında alınan ücret olduğu ve bu işleme karşı dava açma süresinin geçtiği, üzerinden seneler geçtikten sonra idareye başvuru yapmanın muhataba yeni bir dava açma hakkı vermeyeceği, bu yeni dava hakkının kabulünün ilgililere sınırsız bir süre tanıyarak idarenin en temel ilkelerinden biri olan idari istikrarı zedeleyeceği, davacının Yönetmeliğin iptal edildiği hususunu iptal kararının verildiği tarihten sonra veya en geç bu yönetmeliğin kendilerine uygulanmadığı anda, yani talep ettiği ücretleri ödememeye başladığı anda öğrenmiş olduğunun kabulü gerektiği, bu durumda, idari istikrar prensibi gereğince dava açma süresi içinde talepte bulunmayan davacı kuruluş talebinin hukuka uygun olmadığı, diğer taraftan işbu davada husumetin Maliye Bakanlığı'na da yöneltilmesi gerektiği, davava konu ücretlerin dayanağı olan mevzuat her ne kadar iptal edilmiş ise de iptalden önce Üst Kurul'a ödenmiş olan ücretlerin ödeme tarihlerinden itibaren işletilecek yasal faizi ile iadesinin talebinin de hukuka aykırı olduğu, öğretide kabul edilen ve yerleşik içtihatlara göre bir düzenleyici işlem iptal edildiğinde, iptalden önce bu düzenleyici işleme dayanılarak yapılan birel işlemlerin iptal kararından etkilenmeyeceği,
Davacı tarafından, 2010 yılında iptal kararı kesinleşen yönetmelikle ilgili olarak bu tarihten önce iade talebinde bulunabileceği varsayımı ile zamanaşımı işletilmesinin doğru olmadığı, hukuka aykırı tahsilat yapılmasına sebep olan Kablolu Yayın Lisans ve İzin Yönetmeliği'nin 24/01/2006 tarihli karar ile iptal edildiği ve bu kararın 06/05/2010 tarihli karar ile onanarak kesinleştiği, 2010 yılında iptal kararı kesinleşen Yönetmeliğe ilişkin 2004-2005-2006 yıllarında iade talebinde bulunulabilmesinin beklenemeyeceği, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 02/06/2011 tarih ve E:2011/217, K:2011/616 sayılı kararında iade borcunun doğduğu anın iptal kararının kesinleştiği ana göre belirleneceği ve 10 yıllık zamanaşımı süresinin bu tarihten geriye doğru hesaplanacağının açıkça belirtildiği, bu karara göre 10 yıllık zamanaşımı süresinin, Yönetmeliğin iptaline ilişkin kararın onanmasına dair karar tarihi olan 06/05/2010 tarihinden itibaren işlemeye başlayacağı, Yargıtay’ın yaklaşımının da aynı olduğu, Yönetmeliğin iptali ile ilgili yargılamanın uzaması ve bu kararın (2010 yılında) geç kesinleşmesi sebebiyle iadenin geç talep edilmesinin sorumluluğun taraflarına yüklenemeyeceği, bunedenle, iade borcunun doğduğu anın iptal kararının kesinleştiği ana göre belirleneceği ve 06/05/2010 tarihinde iptal kararı kesinleşen yönetmelikle ilgili olarak 2004-2005-2006 yıllarında iade talebinde bulunulamayacağı göz ardı edilerek, 10 yıllık zamanaşımı süresinin hesabında kesinleşme tarihinin (2010) dikkate alınmamasının ve henüz iptal kararının kesinleşmediği bir tarih olan 14/07/2005 tarihinden önceki dönemler için zamanaşımı sebebiyle davanın reddine karar verilmesinin haksız ve hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, davalı idarenin dava zamanaşımı iddiasının yerinde olmadığı, dayandığı kararların emsal nitelikte olmadığı, Danıştay Onüçüncü Dairesi'nin 24/01/2006 tarihli iptal kararından sonra 31/01/2006 tarihinde taraflarından Kablolu Lisans ve İzin Ücreti olarak 134.925,00-TL daha tahsil edildiği, şirketlerinin Danıştay Onüçüncü Dairesi’ndeki davanın tarafı olmadığından ve davalı idare bu iptal kararı hiç verilmemiş gibi tahsilata devam ettiğinden, davalı idarenin şirketlerinin iptal kararının verildiği tarihte bu karardan haberdar olduğu savının doğru olmadığı, şirketlerinin bu iptal kararını haricen öğrendiği ve öğrendiği anda davalı idareye başvuruda bulunduğu, idarenin cevap vermemesi üzerine süresi içerisinde davasını ikame ettiği, Danıştay tarafından yönetmeliğin iptal edilmiş olmasının, bu iptali öğrenen şirketlerine öğrendiği tarihten itibaren geriye doğru on yıllık ödemelerini geri isteme hakkı verdiği, davalı idareye husumet tevcih edilmesinin doğru olduğu, davalı idarenin esasa yönelik savunmaları Danıştay’ın müstakar içtihatlarına aykırı olduğu,
Davalı idare tarafından, işbu davanın Danıştay kararında yer aldığı üzere alacak zamanaşımı yönünden davanın reddine karar verilmesinin hukuka ve mevzuata uygun olduğu, davaya konu iade talebinin 2004-2006 yıllarına ait yıllık izin ücreti olduğu ve davanın 28/09/2015 tarihinde açıldığı dikkate alındığında davanın açıldığı tarihten geriye doğru 10 yıllık süreyi aşan 2005 yılı ve öncesine ait iade talebinin alacak zamanaşımına uğradığı hususunun tartışmasız olduğu, nitekim Danıştay kararlarında da bu konuda içtihat birliği bulunduğu belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ...'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin reddi ile usul ve yasaya uygun olan İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi'nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
İdare Mahkemesi kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Anılan Kanun'un 50. maddesinin 4. fıkrasında, "Danıştayın bozma kararına uyulduğu takdirde, bu kararın temyiz incelemesi, bozma kararına uygunlukla sınırlı olarak yapılır." hükmü bulunmaktadır.
Aktarılan kurallar göz önünde bulundurulduğunda, dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenleri, Dairemizin bozma kararındaki esaslara uyularak verilen temyize konu kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Tarafların temyiz istemlerinin reddine,
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle dava konusu işlemin kısmen iptaline, 14/07/2005 ile 14/07/2015 tarihleri arasında mükerrer tahsil eden bedellerin yasal faiziyle iadesine, 14/07/2005 tarihinden önceki ödemeler için davanın reddi yolundaki ... İdare Mahkemesi'nin... tarih ve E:..., K:...sayılı temyize konu kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından anılan Mahkeme kararının ONANMASINA,
3. Temyiz giderlerinin istemde bulunanlar üzerinde bırakılmasına,
4. Dosyanın anılan Mahkeme'ye gönderilmesine,
5. 2577 sayılı Kanun'un Geçici 8. maddesi uyarınca, bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (on beş) gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 07/02/2024 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
(X) KARŞI OY :
Dava, Kablolu Yayın Lisans ve İzin Yönetmeliği'nin Danıştay Onüçüncü Dairesi tarafından iptal edildiğinden bahisle ilgili yönetmelik hükümleri uyarınca 2004, 2005 ve 2006 yıllarında ödenmiş olan toplam 345.104,00-TL kablolu yayın izin ücretinin iadesi istemiyle 14/07/2015 tarihinde yapılan başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali ve 345.104,00-TL’nin tahsil tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte ödenmesi istemiyle açılmıştır.
Anayasa'nın ''Temel hak ve hürriyetlerin niteliği'' başlıklı 12. maddesinde, ''Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir. Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder.'' hükmüne; ''Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması'' başlıklı 13. maddesinde, ''Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.'' hükmüne; ''Mülkiyet hakkı'' başlıklı 35. maddesinde, "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.'' hükmüne yer verilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden, 28/03/2002 tarih ve 24709 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Kablolu Yayın Lisans ve İzin Yönetmeliği uyarınca Radyo ve Televizyon Üst Kurulu tarafından yayıncı kuruluştan söz konusu Yönetmeliğin yürürlükten kaldırıldığı tarihe kadar ''yayın ücreti'' ve ''lisans ücreti'' adı altında iki farklı ücretin tahsil edildiği, Kablolu Yayın Lisans ve İzin Yönetmeliği'nin Dairemizin 24/01/2006 tarih ve E:2005/75, K:2006/474 sayılı kararıyla tümünün iptal edildiği, davacı yayın kuruluşu tarafından yürütülen tek hizmete karşılık bahsi geçen Yönetmelik uyarınca yayın izin ücreti ve lisans ücreti adı altında mükerrer ücretlendirme yapıldığının yargı kararıyla ortaya çıktığından bahisle haksız yere tahsil edildiği belirtilerek 14/07/2015 tarihinde kayda giren dilekçe ile 2004, 2005 ve 2006 yıllarında ödenmiş olan toplam 345.104,00-TL kablolu yayın izin ücretinin iadesi istemiyle Kurul'a başvurulduğu, başvurunun zımnen reddi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Anayasa’nın 35. maddesinde temel hak olarak güvence altına alınmış olan "mülkiyet hakkı", kişiye, başkasının hakkına zarar vermemek ve yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla, sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, ürünlerinden yararlanma ve tasarruf etme olanağı veren bir haktır. Anayasa’ya göre bu hakka ancak kamu yararı nedeniyle ve kanunla sınırlama getirilebilir.
Mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü malvarlığı haklarını kapsamaktadır. Bir ekonomik değer veya icrası mümkün bir “alacak” iddiasını elde etmeye yönelik meşru bir beklenti, Anayasa’nın mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir. Ülkemiz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne taraf olup bu sözleşme gereğince imzalanan ek protokolleri de imzalayarak bu protokollerdeki hakları da güvence altına alacağını taahhüt etmiştir. Ek 1 Nolu protokolde mülkiyet hakkı ile ilgili düzenlemeler getirilmiş olup AİHM'in yerleşik içtihatlarında da "alacak hakkı" mülkiyet hakkı olarak değerlendirilmektedir (Luca/İtalya, 24/09/2013 tarihli karar).
Bu durumda, yargı kararıyla iptaline karar verilen Kablolu Yayın Lisans ve İzin Yönetmeliği uyarınca Radyo Televizyon Üst Kurulu tarafından haksız yere tahsil edilen ücretler nedeniyle davacı yayın kuruluşu lehine bir alacak hakkının doğduğu, Anayasa'nın anılan hükümleri gereği alacak hakkının bir mülkiyet hakkı olarak değerlendirilmesi ve mülkiyet hakkının sınırlanabilmesi için öncelikle bu hususa ilişkin düzenlemelerin Kanunlarda yer alması gerektiği, özünde mülkiyet hakkını sınırlayan zamanaşımı müessesesine ilişkin dava konusu uyuşmazlıkta uygulanması mümkün Kanunla getirilmiş bir düzenlemenin hukuk sistemimizde bulunmadığı, bu nedenle herhangi bir süreye bağlı olmaksızın Radyo ve Televizyon Üst Kurulu tarafından haksız yere tahsil edildiği anlaşılan ücretlerin tamamının idareye başvuru tarihi olan 14/07/2015 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle geri ödenmesi gerektiği, öte yandan özel hukuktan kaynaklanan borç ilişkilerini genel olarak düzenleyen Borçlar Kanunu'nun, zamanaşımına ilişkin hükümlerinin ise, kamu kurum ve kuruluşları ile kişiler arasındaki ilişkilerden doğan ihtilaflarda kıyas yoluyla uygulanmasının hukuken mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kabulü ile temyize konu İdare Mahkemesi kararının 14/07/2005 tarihinden önce yapılan mükerrer ödemeler yönünden davanın reddine ilişkin kısmının belirtilen gerekçeyle bozulmasına karar verilmesi gerektiği oyu ile karara katılmıyorum.
ONÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No:2023/2775
Karar No:2024/572
TEMYİZ EDENLER : 1- (DAVACI) ... Medya TV Hizmetleri A.Ş.
VEKİLİ: Av. ...
2- (DAVALI) ...Kurulu
VEKİLİ: Av. ...
İSTEMİN KONUSU : ... İdare Mahkemesi'nin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Kablolu Yayın Lisans ve İzin Yönetmeliği'nin Dairemizin 24/01/2006 tarih ve E:2005/75, K:2006/474 sayılı kararıyla iptal edildiğinden bahisle ilgili Yönetmelik'e dayalı olarak 2004 ve 2006 yılları arasında davacı şirketçe ödenmiş olan toplam 345.104,00-TL kablolu yayın izin ücretinin iadesi istemiyle 14/07/2015 tarihinde yapılan başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali ve 345.104,00-TL’nin tahsil tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte ödenmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesi'nce Dairemizin 25/04/2022 tarih ve E:2016/4512 K:2022/1835 sayılı bozma kararına uyularak verilen kararda; davacı şirketin 14/07/2015 tarihinde davalı idareye yapmış olduğu başvurunun, genel düzenleyici nitelikteki bir işlemin iptali yolundaki kararın, o düzenleme ile ilgili herkes için hüküm ifade edeceği hukuksal gerçeğinden hareketle kararın sonuçlarından kendisinin de yararlanması, geçmiş yıllarda mükerrer ödenen ücretlerin tarafına iadesi istemiyle yapıldığı ve başvurunun 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 10. maddesi kapsamında olduğu,
6112 sayılı Kanun'un ''Gelirlerin tahsili'' başlıklı 42. maddesinde yayın lisans ücreti, ticari iletişim gelirleri veya Kurum tarafından verilen idari para cezaları gibi muhtelif ücretlerin süresinde ödenmemesi hâlinde bu Üst Kurul gelirlerinin genel hükümler uyarınca tahsil edileceği ve Üst Kurul'ca yapılacak icra takiplerinde Ankara İcra Daireleri'nin yetkili olduğu yönünde düzenlemelerin yer alması nedeniyle Üst Kurul tarafından anılan gelirlerin tahsili amacıyla genel Kanun niteliği taşıyan Borçlar Kanunu uyarınca yetkili mahkemelerde dava açılabildiği ve İcra İflas Kanunu uyarınca icra takibi yapılabildiği gözetilerek taraflar arasındaki usulî eşitliğin sağlanmasını teminen Üst Kurul tarafından haksız yere tahsil edildiği yargı kararıyla ortaya çıkan ücretlerin iadesi ve iadenin kapsamına ilişkin uyuşmazlığın çözümünde aynı hükümlerin kıyasen uygulanması gerektiği,
Bu kapsamda, Kablolu Yayın Lisans ve İzin Yönetmeliği'nin Danıştay Onüçüncü Dairesi'nin 24/01/2006 tarih ve E:2005/75, K:2006/474 sayılı kararı ile iptal edildiği dikkate alındığında, Üst Kurul tarafından "yayın izni ücreti" ve "lisans ücreti" adı altında tahsil edilen ücretlerin dayanağının yargı kararıyla ortadan kaldırıldığı, diğer bir anlatımla bahsi geçen ücretlerin tahsiline ilişkin sebebin sona erdiği, bir tarafın malvarlığında azalma, diğer tarafın malvarlığında ise artmanın söz konusu olduğu, yayıncı kuruluşun malvarlığındaki azalmanın ise Üst Kurul'un malvarlığındaki artıştan kaynaklandığı görüldüğünden, uyuşmazlıkta Borçlar Kanunu'nun sebepsiz zenginleşmeye ilişkin hükümlerinin kıyasen uygulanması gerektiği,
Öte yandan, 2004-2006 yılları arasında mükerrer ödenen ücretlerin iadesi istemiyle 14/07/2015 tarihinde davalı idareye başvurulduğu dikkate alındığında sebepsiz zenginleşme kapsamında zamanaşımı noktasında da bir değerlendirmenin yapılması gerektiği,
Olayda, Kablolu Yayın Lisans ve İzin Yönetmeliği'nin Danıştay Onüçüncü Dairesi kararıyla 24/01/2006 tarihinde iptal edildiği dikkate alındığında, yayıncı kuruluşun mükerrer olarak ödediği ücretlerin iadesi istemiyle idareye başvurduğu 14/07/2015 tarihinden geriye doğru 10 yıldan daha önceki döneme isabet eden ödemelerin zamanaşımına uğradığı, başka bir anlatımla, 14/07/2015 ile 14/07/2005 tarihleri arasında idare tarafından mükerrer olarak tahsil edilen ücretlerin, tahsil tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte geri ödenmesi gerektiği, 14/07/2005 tarihinden önce yapılan mükerrer ödemelerin ise yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri uyarınca zamanaşımına uğradığı sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlemin 14/07/2005 ile 14/07/2015 tarihleri arasında idare tarafından mükerrer olarak tahsil edilen ücretlerin ödenmemesi yönünden iptaline, 14/07/2005 ile 14/07/2015 tarihleri arasında idare tarafından mükerrer olarak tahsil edilen ücretlerin tahsil tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece davacıya ödenmesine, 14/07/2005 tarihinden önce yapılan mükerrer ödemeler yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, davanın dava zamanaşımı yönünden reddi gerektiği, davacı başvurusunun 2577 sayılı Kanun'un 12. maddesi çerçevesinde incelenmesi gerektiği, işbu dava ile hem işlemin iptalinin hem de yıllık izin ücret iadesinin talep edildiği, hukuka aykırı olduğu iddia edilen ücretlerin en son 9 sene önceye ilişkin olduğu, bir işlem sebebiyle doğan zararlardan dolayı ödeme tarihinden itibaren dava açma süresi içerisinde tam yargı davası açılabileceği, Üst Kurul'un en son idari işleminin 2006 yılında alınan ücret olduğu ve bu işleme karşı dava açma süresinin geçtiği, üzerinden seneler geçtikten sonra idareye başvuru yapmanın muhataba yeni bir dava açma hakkı vermeyeceği, bu yeni dava hakkının kabulünün ilgililere sınırsız bir süre tanıyarak idarenin en temel ilkelerinden biri olan idari istikrarı zedeleyeceği, davacının Yönetmeliğin iptal edildiği hususunu iptal kararının verildiği tarihten sonra veya en geç bu yönetmeliğin kendilerine uygulanmadığı anda, yani talep ettiği ücretleri ödememeye başladığı anda öğrenmiş olduğunun kabulü gerektiği, bu durumda, idari istikrar prensibi gereğince dava açma süresi içinde talepte bulunmayan davacı kuruluş talebinin hukuka uygun olmadığı, diğer taraftan işbu davada husumetin Maliye Bakanlığı'na da yöneltilmesi gerektiği, davava konu ücretlerin dayanağı olan mevzuat her ne kadar iptal edilmiş ise de iptalden önce Üst Kurul'a ödenmiş olan ücretlerin ödeme tarihlerinden itibaren işletilecek yasal faizi ile iadesinin talebinin de hukuka aykırı olduğu, öğretide kabul edilen ve yerleşik içtihatlara göre bir düzenleyici işlem iptal edildiğinde, iptalden önce bu düzenleyici işleme dayanılarak yapılan birel işlemlerin iptal kararından etkilenmeyeceği,
Davacı tarafından, 2010 yılında iptal kararı kesinleşen yönetmelikle ilgili olarak bu tarihten önce iade talebinde bulunabileceği varsayımı ile zamanaşımı işletilmesinin doğru olmadığı, hukuka aykırı tahsilat yapılmasına sebep olan Kablolu Yayın Lisans ve İzin Yönetmeliği'nin 24/01/2006 tarihli karar ile iptal edildiği ve bu kararın 06/05/2010 tarihli karar ile onanarak kesinleştiği, 2010 yılında iptal kararı kesinleşen Yönetmeliğe ilişkin 2004-2005-2006 yıllarında iade talebinde bulunulabilmesinin beklenemeyeceği, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 02/06/2011 tarih ve E:2011/217, K:2011/616 sayılı kararında iade borcunun doğduğu anın iptal kararının kesinleştiği ana göre belirleneceği ve 10 yıllık zamanaşımı süresinin bu tarihten geriye doğru hesaplanacağının açıkça belirtildiği, bu karara göre 10 yıllık zamanaşımı süresinin, Yönetmeliğin iptaline ilişkin kararın onanmasına dair karar tarihi olan 06/05/2010 tarihinden itibaren işlemeye başlayacağı, Yargıtay’ın yaklaşımının da aynı olduğu, Yönetmeliğin iptali ile ilgili yargılamanın uzaması ve bu kararın (2010 yılında) geç kesinleşmesi sebebiyle iadenin geç talep edilmesinin sorumluluğun taraflarına yüklenemeyeceği, bunedenle, iade borcunun doğduğu anın iptal kararının kesinleştiği ana göre belirleneceği ve 06/05/2010 tarihinde iptal kararı kesinleşen yönetmelikle ilgili olarak 2004-2005-2006 yıllarında iade talebinde bulunulamayacağı göz ardı edilerek, 10 yıllık zamanaşımı süresinin hesabında kesinleşme tarihinin (2010) dikkate alınmamasının ve henüz iptal kararının kesinleşmediği bir tarih olan 14/07/2005 tarihinden önceki dönemler için zamanaşımı sebebiyle davanın reddine karar verilmesinin haksız ve hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, davalı idarenin dava zamanaşımı iddiasının yerinde olmadığı, dayandığı kararların emsal nitelikte olmadığı, Danıştay Onüçüncü Dairesi'nin 24/01/2006 tarihli iptal kararından sonra 31/01/2006 tarihinde taraflarından Kablolu Lisans ve İzin Ücreti olarak 134.925,00-TL daha tahsil edildiği, şirketlerinin Danıştay Onüçüncü Dairesi’ndeki davanın tarafı olmadığından ve davalı idare bu iptal kararı hiç verilmemiş gibi tahsilata devam ettiğinden, davalı idarenin şirketlerinin iptal kararının verildiği tarihte bu karardan haberdar olduğu savının doğru olmadığı, şirketlerinin bu iptal kararını haricen öğrendiği ve öğrendiği anda davalı idareye başvuruda bulunduğu, idarenin cevap vermemesi üzerine süresi içerisinde davasını ikame ettiği, Danıştay tarafından yönetmeliğin iptal edilmiş olmasının, bu iptali öğrenen şirketlerine öğrendiği tarihten itibaren geriye doğru on yıllık ödemelerini geri isteme hakkı verdiği, davalı idareye husumet tevcih edilmesinin doğru olduğu, davalı idarenin esasa yönelik savunmaları Danıştay’ın müstakar içtihatlarına aykırı olduğu,
Davalı idare tarafından, işbu davanın Danıştay kararında yer aldığı üzere alacak zamanaşımı yönünden davanın reddine karar verilmesinin hukuka ve mevzuata uygun olduğu, davaya konu iade talebinin 2004-2006 yıllarına ait yıllık izin ücreti olduğu ve davanın 28/09/2015 tarihinde açıldığı dikkate alındığında davanın açıldığı tarihten geriye doğru 10 yıllık süreyi aşan 2005 yılı ve öncesine ait iade talebinin alacak zamanaşımına uğradığı hususunun tartışmasız olduğu, nitekim Danıştay kararlarında da bu konuda içtihat birliği bulunduğu belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ...'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin reddi ile usul ve yasaya uygun olan İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi'nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
İdare Mahkemesi kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Anılan Kanun'un 50. maddesinin 4. fıkrasında, "Danıştayın bozma kararına uyulduğu takdirde, bu kararın temyiz incelemesi, bozma kararına uygunlukla sınırlı olarak yapılır." hükmü bulunmaktadır.
Aktarılan kurallar göz önünde bulundurulduğunda, dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenleri, Dairemizin bozma kararındaki esaslara uyularak verilen temyize konu kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Tarafların temyiz istemlerinin reddine,
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle dava konusu işlemin kısmen iptaline, 14/07/2005 ile 14/07/2015 tarihleri arasında mükerrer tahsil eden bedellerin yasal faiziyle iadesine, 14/07/2005 tarihinden önceki ödemeler için davanın reddi yolundaki ... İdare Mahkemesi'nin... tarih ve E:..., K:...sayılı temyize konu kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından anılan Mahkeme kararının ONANMASINA,
3. Temyiz giderlerinin istemde bulunanlar üzerinde bırakılmasına,
4. Dosyanın anılan Mahkeme'ye gönderilmesine,
5. 2577 sayılı Kanun'un Geçici 8. maddesi uyarınca, bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (on beş) gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 07/02/2024 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
(X) KARŞI OY :
Dava, Kablolu Yayın Lisans ve İzin Yönetmeliği'nin Danıştay Onüçüncü Dairesi tarafından iptal edildiğinden bahisle ilgili yönetmelik hükümleri uyarınca 2004, 2005 ve 2006 yıllarında ödenmiş olan toplam 345.104,00-TL kablolu yayın izin ücretinin iadesi istemiyle 14/07/2015 tarihinde yapılan başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali ve 345.104,00-TL’nin tahsil tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte ödenmesi istemiyle açılmıştır.
Anayasa'nın ''Temel hak ve hürriyetlerin niteliği'' başlıklı 12. maddesinde, ''Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir. Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder.'' hükmüne; ''Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması'' başlıklı 13. maddesinde, ''Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.'' hükmüne; ''Mülkiyet hakkı'' başlıklı 35. maddesinde, "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.'' hükmüne yer verilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden, 28/03/2002 tarih ve 24709 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Kablolu Yayın Lisans ve İzin Yönetmeliği uyarınca Radyo ve Televizyon Üst Kurulu tarafından yayıncı kuruluştan söz konusu Yönetmeliğin yürürlükten kaldırıldığı tarihe kadar ''yayın ücreti'' ve ''lisans ücreti'' adı altında iki farklı ücretin tahsil edildiği, Kablolu Yayın Lisans ve İzin Yönetmeliği'nin Dairemizin 24/01/2006 tarih ve E:2005/75, K:2006/474 sayılı kararıyla tümünün iptal edildiği, davacı yayın kuruluşu tarafından yürütülen tek hizmete karşılık bahsi geçen Yönetmelik uyarınca yayın izin ücreti ve lisans ücreti adı altında mükerrer ücretlendirme yapıldığının yargı kararıyla ortaya çıktığından bahisle haksız yere tahsil edildiği belirtilerek 14/07/2015 tarihinde kayda giren dilekçe ile 2004, 2005 ve 2006 yıllarında ödenmiş olan toplam 345.104,00-TL kablolu yayın izin ücretinin iadesi istemiyle Kurul'a başvurulduğu, başvurunun zımnen reddi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Anayasa’nın 35. maddesinde temel hak olarak güvence altına alınmış olan "mülkiyet hakkı", kişiye, başkasının hakkına zarar vermemek ve yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla, sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, ürünlerinden yararlanma ve tasarruf etme olanağı veren bir haktır. Anayasa’ya göre bu hakka ancak kamu yararı nedeniyle ve kanunla sınırlama getirilebilir.
Mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü malvarlığı haklarını kapsamaktadır. Bir ekonomik değer veya icrası mümkün bir “alacak” iddiasını elde etmeye yönelik meşru bir beklenti, Anayasa’nın mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir. Ülkemiz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne taraf olup bu sözleşme gereğince imzalanan ek protokolleri de imzalayarak bu protokollerdeki hakları da güvence altına alacağını taahhüt etmiştir. Ek 1 Nolu protokolde mülkiyet hakkı ile ilgili düzenlemeler getirilmiş olup AİHM'in yerleşik içtihatlarında da "alacak hakkı" mülkiyet hakkı olarak değerlendirilmektedir (Luca/İtalya, 24/09/2013 tarihli karar).
Bu durumda, yargı kararıyla iptaline karar verilen Kablolu Yayın Lisans ve İzin Yönetmeliği uyarınca Radyo Televizyon Üst Kurulu tarafından haksız yere tahsil edilen ücretler nedeniyle davacı yayın kuruluşu lehine bir alacak hakkının doğduğu, Anayasa'nın anılan hükümleri gereği alacak hakkının bir mülkiyet hakkı olarak değerlendirilmesi ve mülkiyet hakkının sınırlanabilmesi için öncelikle bu hususa ilişkin düzenlemelerin Kanunlarda yer alması gerektiği, özünde mülkiyet hakkını sınırlayan zamanaşımı müessesesine ilişkin dava konusu uyuşmazlıkta uygulanması mümkün Kanunla getirilmiş bir düzenlemenin hukuk sistemimizde bulunmadığı, bu nedenle herhangi bir süreye bağlı olmaksızın Radyo ve Televizyon Üst Kurulu tarafından haksız yere tahsil edildiği anlaşılan ücretlerin tamamının idareye başvuru tarihi olan 14/07/2015 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle geri ödenmesi gerektiği, öte yandan özel hukuktan kaynaklanan borç ilişkilerini genel olarak düzenleyen Borçlar Kanunu'nun, zamanaşımına ilişkin hükümlerinin ise, kamu kurum ve kuruluşları ile kişiler arasındaki ilişkilerden doğan ihtilaflarda kıyas yoluyla uygulanmasının hukuken mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kabulü ile temyize konu İdare Mahkemesi kararının 14/07/2005 tarihinden önce yapılan mükerrer ödemeler yönünden davanın reddine ilişkin kısmının belirtilen gerekçeyle bozulmasına karar verilmesi gerektiği oyu ile karara katılmıyorum.
Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.