4721 sayılı Türk Medeni Kanunu

KanunNo: 4721

Bu mevzuatla ilgili sorunuz mu var? AvAi yapay zekâ asistanı madde madde açıklar, ilgili içtihatları bulur.

Ücretsiz deneyin

Tam metin

TÜRK MEDENİ
KANUNU





Kanun
Numarası                    : 4721


Kabul
Tarihi                           : 22/11/2001


Yayımlandığı
Resmî Gazete  : Tarihi: 8/12/2001         Sayı: 24607


Yayımlandığı
Düstur              : Tertip: 5                       Cilt: 41


 


Durumu: 3/12/2001 tarih ve
4722 sayılı “Türk Medenî Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında
Kanun”un 22 nci Maddesi uyarınca; yeni düzenlemeler yapılıncaya kadar,
yürürlükteki tüzük ve yönetmeliklerin Türk Medenî Kanunu’na aykırı olmayan
hükümlerinin uygulanmasına devam edileceğinden, gerektiğinde “Tüzükler
Külliyatı” ile “Yönetmelikler Külliyatı”nın kanunlara göre (743 sayılı Kanuna
göre) düzenlenen nümerik fihriste, 4721 sayılı Kanuna dayanılarak yürürlüğe
konulan tüzük için ise 4721 sayılı Kanuna göre düzenlenen nümerik fihriste
bakınız.


Yürürlükten kalkmış olan 17/2/1926 tarih ve 743 sayılı
Kanunun hükümleri için “Yürürlükteki Bazı Kanunların Mülga Hükümleri
Külliyatı”nın 2. cilt, 1299 uncu sayfası ve devamına 4721 sayılı Kanunun
yürürlükten kaldırılan hükümleri için ise 1304-135 nolu sayfa ve devamına
bakınız.





BAŞLANGIÇ


A.
Hukukun uygulanması ve kaynakları


Madde
1 - Kanun, sözüyle ve özüyle değindiği bütün konularda uygulanır.


Kanunda
uygulanabilir bir hüküm yoksa, hâkim, örf ve âdet hukukuna göre, bu da yoksa
kendisi kanun koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacak idiyse ona göre karar
verir.


Hâkim,
karar verirken bilimsel görüşlerden ve yargı kararlarından yararlanır.


 


B.
Hukukî ilişkilerin kapsamı


I.
Dürüst davranma


Madde 2 - Herkes, haklarını
kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak
zorundadır.


Bir
hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.


 


II.
İyiniyet


Madde
3- Kanunun iyiniyete hukukî bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan
iyiniyetin varlığıdır.


Ancak,
durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyiniyet
iddiasında bulunamaz.





III.
Hâkimin takdir yetkisi


Madde
4 - Kanunun takdir yetkisi tanıdığı veya durumun gereklerini ya da haklı
sebepleri göz önünde tutmayı emrettiği konularda hâkim, hukuka ve hakkaniyete
göre karar verir.


 


C.
Genel nitelikli hükümler


Madde
5 - Bu Kanun ve Borçlar Kanununun genel nitelikli hükümleri, uygun düştüğü
ölçüde tüm özel hukuk ilişkilerine uygulanır.


 


D.
İspat kuralları


I.
İspat yükü


Madde
6 - Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını
dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.


 


II.
Resmî belgelerle ispat


Madde
7 - Resmî sicil ve senetler, belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt
oluşturur.


Bunların
içeriğinin doğru olmadığının ispatı, kanunlarda başka bir hüküm bulunmadıkça,
her hangi bir şekle bağlı değildir.


 


BİRİNCİ KİTAP


KİŞİLER HUKUKU


 


BİRİNCİ KISIM


GERÇEK KİŞİLER


 


BİRİNCİ BÖLÜM


KİŞİLİK


A.
Genel olarak


I.
Hak ehliyeti


Madde
8 - Her insanın hak ehliyeti vardır.


Buna
göre bütün insanlar, hukuk düzeninin sınırları içinde, haklara ve borçlara ehil
olmada eşittirler.


 


II.
Fiil ehliyeti


1.
Kapsamı


Madde
9 - Fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve
borç altına girebilir.


 


2.
Koşulları


a.
Genel olarak


Madde 10 - Ayırt etme gücüne
sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyeti vardır.


 


b.
Erginlik


Madde
11 - Erginlik onsekiz yaşın doldurulmasıyla başlar.


Evlenme
kişiyi ergin kılar.


 


c.
Ergin kılınma


Madde
12 - Onbeş yaşını dolduran küçük, kendi isteği ve velisinin rızasıyla
mahkemece ergin kılınabilir.


 


d.
Ayırt etme gücü


Madde 13- Yaşının küçüklüğü
yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer
sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan
herkes, bu Kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.


 


III.
Fiil ehliyetsizliği


1.
Genel olarak


Madde 14- Ayırt etme gücü
bulunmayanların, küçüklerin ve kısıtlıların fiil ehliyeti yoktur.


 


2.
Ayırt etme gücünün bulunmaması


Madde
15- Kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, ayırt etme gücü bulunmayan
kimsenin fiilleri hukukî sonuç doğurmaz.


 


3.
Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar


Madde
16- Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar, yasal temsilcilerinin
rızası olmadıkça, kendi işlemleriyle borç altına giremezler. Karşılıksız kazanmada
ve kişiye sıkı sıkıya bağlı hakları kullanmada bu rıza gerekli değildir.


Ayırt
etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar haksız fiillerinden sorumludurlar.


 


IV.
Hısımlık


1.
Kan hısımlığı


Madde 17- Kan hısımlığının
derecesi, hısımları birbirine bağlayan doğum sayısıyla belli olur.


Biri
diğerinden gelen kişiler arasında üstsoy-altsoy hısımlığı; biri diğerinden
gelmeyip de, ortak bir kökten gelen kişiler arasında yansoy hısımlığı vardır.


 


2.
Kayın hısımlığı


Madde 18- Eşlerden biri ile
diğer eşin kan hısımları, aynı tür ve dereceden kayın hısımları olur.


Kayın
hısımlığı, kendisini meydana getiren evliliğin sona ermesiyle ortadan kalkmaz.


 


V.
Yerleşim yeri


1.
Tanım


Madde
19- Yerleşim yeri bir kimsenin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yerdir.


Bir
kimsenin aynı zamanda birden çok yerleşim yeri olamaz.


Bu
kural ticarî ve sınaî kuruluşlar hakkında uygulanmaz.


 


2.
Yerleşim yerinin değiştirilmesi ve oturma yeri


Madde
20- Bir yerleşim yerinin değiştirilmesi yenisinin edinilmesine bağlıdır.


Önceki
yerleşim yeri belli olmayan veya yabancı ülkedeki yerleşim yerini bıraktığı
hâlde Türkiye'de henüz bir yerleşim yeri edinmemiş olan kimsenin hâlen oturduğu
yer, yerleşim yeri sayılır.


 


3.
Yasal yerleşim yeri


Madde 21- Velâyet altında
bulunan çocuğun yerleşim yeri, ana ve babasının; ana ve babanın ortak yerleşim
yeri yoksa, çocuğun kendisine bırakıldığı ana veya babanın yerleşim yeridir.
Diğer hâllerde çocuğun oturma yeri, onun yerleşim yeri sayılır.


Vesayet
altındaki kişilerin yerleşim yeri, bağlı oldukları vesayet makamının bulunduğu
yerdir.


 


4.
Kurumlarda bulunma


Madde
22- Bir öğretim kurumuna devam etmek için bir yerde bulunma ya da eğitim,
sağlık, bakım veya ceza kurumuna konulma, yeni yerleşim yeri edinme sonucunu
doğurmaz.


 


B.
Kişiliğin korunması


I.
Vazgeçme ve aşırı sınırlamaya karşı


Madde
23- Kimse, hak ve fiil ehliyetlerinden kısmen de olsa vazgeçemez.


Kimse
özgürlüklerinden vazgeçemez veya onları hukuka ya da ahlâka aykırı olarak
sınırlayamaz.


Yazılı
rıza üzerine insan kökenli biyolojik maddelerin alınması, aşılanması ve nakli
mümkündür. Ancak, biyolojik madde verme borcu altına girmiş olandan edimini
yerine getirmesi istenemez; maddî ve manevî tazminat isteminde bulunulamaz.


 


II.
Saldırıya karşı


1.
İlke


Madde
24- Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden,
saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir.


Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün
nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması
sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı
hukuka aykırıdır.


 


2.
Davalar


Madde
25- Davacı, hâkimden saldırı tehlikesinin önlenmesini, sürmekte olan
saldırıya son verilmesini, sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının
hukuka aykırılığının tespitini isteyebilir.


Davacı
bunlarla birlikte, düzeltmenin veya kararın üçüncü kişilere bildirilmesi ya da
yayımlanması isteminde de bulunabilir.


Davacının,
maddî ve manevî tazminat istemleri ile hukuka aykırı saldırı dolayısıyla elde
edilmiş olan kazancın vekâletsiz iş görme hükümlerine göre kendisine
verilmesine ilişkin istemde bulunma hakkı saklıdır.


Manevî tazminat istemi, karşı tarafça kabul edilmiş
olmadıkça devredilemez; miras bırakan tarafından ileri sürülmüş olmadıkça
mirasçılara geçmez.


Davacı,
kişilik haklarının korunması için kendi yerleşim yeri veya davalının yerleşim
yeri mahkemesinde dava açabilir.


 


III.
Ad üzerindeki hak


1.
Adın korunması


Madde
26- Adının kullanılması çekişmeli olan kişi, hakkının tespitini dava
edebilir.


Adı
haksız olarak kullanılan kişi buna son verilmesini; haksız kullanan kusurlu ise
ayrıca maddî zararının giderilmesini ve uğradığı haksızlığın niteliği
gerektiriyorsa manevî tazminat ödenmesini isteyebilir.


 


2.
Adın değiştirilmesi


Madde
27- Adın değiştirilmesi, ancak haklı sebeplere dayanılarak hâkimden
istenebilir.


(Değişik ikinci fıkra:14/11/2024-7532/12
md.) Adın değiştirildiği nüfus siciline kayıt ve Basın İlan Kurumunun ilan
portalında ilan olunur. Bu ilanda; hükmü veren mahkeme, kararın verildiği
tarih, dosyanın esas ve karar numarası ile adının değiştirilmesine karar
verilen kişinin nüfusa kayıtlı olduğu yer, doğum tarihi, ana ve baba adı,
önceki adı ve soyadı, mahkeme kararıyla verilen yeni adı ve soyadı yer alır.


Ad
değişmekle kişisel durum değişmez.


Adın
değiştirilmesinden zarar gören kimse, bunu öğrendiği günden başlayarak bir yıl
içinde değiştirme kararının kaldırılmasını dava edebilir.


 


C.
Kişiliğin başlangıcı ve sonu


I.
Doğum ve ölüm


Madde 28- Kişilik, çocuğun
sağ olarak tamamıyla doğduğu anda başlar ve ölümle sona erer.


Çocuk hak ehliyetini, sağ doğmak koşuluyla, ana rahmine
düştüğü andan başlayarak elde eder.


 


II.
Sağ olmanın ve ölümün ispatı


1.
İspat yükü


Madde
29- Bir hakkın kullanılması için bir kimsenin sağ veya ölü olduğunu veya
belirli bir zamanda ya da başka bir kimsenin ölümünde sağ bulunduğunu ileri
süren kimse, iddiasını ispat etmek zorundadır.


Birden
fazla kişiden hangisinin önce veya sonra öldüğü ispat edilemezse, hepsi aynı
anda ölmüş sayılır.


 


2.
İspat araçları


a.
Genel olarak


Madde
30- Doğum ve ölüm, nüfus sicilindeki kayıtlarla ispat olunur.


Nüfus
sicilinde bir kayıt yoksa veya bulunan kaydın doğru olmadığı anlaşılırsa, gerçek
durum her türlü kanıtla ispat edilebilir.


 


b.
Ölüm karinesi


Madde 31- Bir kimse,
ölümüne kesin gözle bakılmayı gerektiren durumlar içinde kaybolursa, cesedi
bulunamamış olsa bile gerçekten ölmüş sayılır.


 


III.
Gaiplik kararı


1.
Genel olarak


Madde
32- Ölüm tehlikesi içinde kaybolan veya kendisinden uzun zamandan beri haber
alınamayan bir kimsenin ölümü hakkında kuvvetli olasılık varsa, hakları bu ölüme
bağlı olanların başvurusu üzerine mahkeme bu kişinin gaipliğine karar
verebilir.


Yetkili mahkeme, kişinin Türkiye'deki son yerleşim yeri;
eğer Türkiye'de hiç yerleşmemişse nüfus sicilinde kayıtlı olduğu yer; böyle bir
kayıt da yoksa anasının veya babasının kayıtlı bulunduğu yer mahkemesidir.


 


2.
Yargılama usulü


Madde
33- Gaiplik kararının istenebilmesi için, ölüm tehlikesinin üzerinden en az
bir yıl veya son haber tarihinin üzerinden en az beş yıl geçmiş olması gerekir.


Mahkeme,
gaipliğine karar verilecek kişi hakkında bilgisi bulunan kimseleri, belirli bir
sürede bilgi vermeleri için usulüne göre yapılan ilânla çağırır.


Bu
süre, ilk ilânın yapıldığı günden başlayarak en az altı aydır.


 


3.
İstemin düşmesi


Madde
34- Gaipliğine karar verilecek kişi, ilân süresi dolmadan ortaya çıkar veya
kendisinden haber alınırsa ya da öldüğü tarih tespit edilirse gaiplik istemi
düşer.


 


4.
Hükmü


Madde
35- İlândan sonuç alınamazsa, mahkeme gaipliğe karar verir ve ölüme bağlı
haklar, aynen gaibin ölümü ispatlanmış gibi kullanılır.


Gaiplik
kararı ölüm tehlikesinin gerçekleştiği veya son haberin alındığı günden
başlayarak hüküm doğurur.


 


İKİNCİ BÖLÜM


KİŞİSEL DURUM
SİCİLİ


A.
Genel olarak


I.
Sicil


Madde
36- Kişisel durum, bu amaçla tutulan resmî sicille belirlenir.


Bu
sicilin tutulmasına ve zorunlu bildirimlerin yapılmasına ilişkin esaslar,
ilgili kanunda gösterilir.


 


II.
Görevliler


Madde
37- Kişisel durum sicili, Devletçe atanan memurlar tarafından tutulur. Sicil
kayıtlarını tutmak ve örnek vermek bu memurların görevidir.


Yabancı
memleketlerdeki Türkiye temsilcilerine, Cumhurbaşkanlığının onayı
ile nüfus memurluğu yetkisi verilebilir.[1]


 


III.
Sorumluluk


Madde
38- Kişisel durum sicilinin tutulmasından doğan zararlar, kusurlu memura
rücu edilmek kaydıyla, Devletçe tazmin edilir.


Tazminat
ve rücu davaları, kişisel durum sicilinin tutulduğu yer mahkemesinde açılır.


 


IV.
Düzeltme


1.
Genel olarak


Madde
39- Mahkeme kararı olmadıkça, kişisel durum sicilinin hiçbir kaydında
düzeltme yapılamaz.


 


2.
Cinsiyet değişikliğinde


Madde
40- Cinsiyetini değiştirmek isteyen kimse, şahsen başvuruda bulunarak
mahkemece cinsiyet değişikliğine izin verilmesini isteyebilir. Ancak, iznin
verilebilmesi için, istem sahibinin onsekiz yaşını doldurmuş bulunması ve evli
olmaması; ayrıca transseksüel yapıda olup, cinsiyet değişikliğinin ruh sağlığı
açısından zorunluluğunu (…)[2] bir eğitim ve araştırma hastanesinden
alınacak resmî sağlık kurulu raporuyla belgelemesi şarttır.


Verilen
izne bağlı olarak amaç ve tıbbî yöntemlere uygun bir cinsiyet değiştirme
ameliyatı gerçekleştirildiğinin resmî sağlık kurulu raporuyla doğrulanması
hâlinde, mahkemece nüfus sicilinde gerekli düzeltmenin yapılmasına karar
verilir.


 


B.
Doğum kütüğü


I.
Bildirme


Madde
41- Doğumlara ilişkin bildirimler ve kimliği bilinmeyen bulunmuş çocuklar hakkındaki
işlemler ilgili kanun hükümlerine göre yapılır.


 


II.
Doğum kütüğünde değişiklikler


Madde
42- Kişisel durumdaki değişiklikler, özellikle evlilik dışı bir çocuğun
tanınması veya hâkimin babalığa karar vermesi, soybağının düzeltilmesi, evlât
edinme ya da bulunmuş bir çocuğun soybağının belli olması, ilgili kanun
hükümlerine göre kütüğe işlenir.


 


C.
Ölüm kütüğü


I.
Ölümün bildirilmesi


Madde
43- Ölümlere ilişkin bildirimler ilgili kanun hükümlerine göre yapılır.


 


II.
Cesedi bulunamayan kişi


Madde 44- Bir kimse,
ölümüne kesin gözle bakılmayı gerektiren durumlar içinde ortadan kaybolursa
cesedi bulunamamış olsa bile, o yerin en büyük mülkî amirinin emriyle kütüğe
ölü kaydı düşürülür.


Bununla
birlikte her ilgili, bu kişinin ölü veya sağ olduğunun mahkemece tespitini dava
edebilir.





III.
Gaiplik kararı


Madde
45- Gaiplik kararı, hâkimin bildirmesi üzerine, ölüm kütüğüne kaydolunur.


 


IV.
Değişikliklerin kütüğe geçirilmesi


Madde
46- Tescile esas olan bir bildirimin doğru olmadığının tespit edilmesi veya
kime ait olduğu bilinmeyen cesedin kimliğinin belli olması ya da gaiplik
kararının kaldırılması sebepleriyle zorunlu olan değişiklikler, ilgilinin
kütükteki kaydının düşünceler sütununa yazılarak yapılır.


 


İKİNCİ KISIM


TÜZEL KİŞİLER


 


BİRİNCİ BÖLÜM


GENEL HÜKÜMLER


A.
Tüzel kişilik


Madde
47- Başlıbaşına bir varlığı olmak üzere örgütlenmiş kişi toplulukları ve
belli bir amaca özgülenmiş olan bağımsız mal toplulukları, kendileri ile ilgili
özel hükümler uyarınca tüzel kişilik kazanırlar.


Amacı
hukuka veya ahlâka aykırı olan kişi ve mal toplulukları tüzel kişilik
kazanamaz.


 


B.
Hak ehliyeti


Madde
48- Tüzel kişiler, cins, yaş, hısımlık gibi yaradılış gereği insana özgü
niteliklere bağlı olanlar dışındaki bütün haklara ve borçlara ehildirler.


 


C.
Fiil ehliyeti


I.
Koşulu


Madde 49- Tüzel kişiler,
kanuna ve kuruluş belgelerine göre gerekli organlara sahip olmakla, fiil ehliyetini
kazanırlar.


 


II.
Kullanılması


Madde
50- Tüzel kişinin iradesi, organları aracılığıyla açıklanır.


Organlar,
hukukî işlemleri ve diğer bütün fiilleriyle tüzel kişiyi borç altına sokarlar.


Organlar,
kusurlarından dolayı ayrıca kişisel olarak sorumludurlar.


 


D.
Yerleşim yeri


Madde 51- Tüzel kişinin
yerleşim yeri, kuruluş belgesinde başka bir hüküm bulunmadıkça işlerinin
yönetildiği yerdir.





E.
Kişiliğin sona ermesi


I.
Sınırlı devam etme


Madde
52- Sona eren tüzel kişinin kişiliği, ehliyeti tasfiye amacıyla sınırlı
olmak üzere tasfiye sırasında da devam eder.


 


II.
Malvarlığının tasfiyesi


Madde
53- Tüzel kişinin malvarlığının tasfiyesi, kanunda ve kuruluş belgesinde
aksine hüküm bulunmadıkça, terekenin resmî tasfiyesine ilişkin hükümlere göre
yapılır.


 


III.
Malvarlığının özgülenmesi


Madde 54- Tüzel kişinin
malvarlığı, kanunda veya kuruluş belgesinde başka bir hüküm bulunmadıkça ya da
yetkili organı başka türlü karar vermedikçe, en yakın amacı güden kamu kurum
veya kuruluşuna geçer.


Bu
malvarlığı olanak ölçüsünde daha önce özgülendiği amaç için kullanılır.


Hukuka
veya ahlâka aykırı amaç güttüğü için kişiliği mahkeme kararıyla sona eren tüzel
kişinin malvarlığı her hâlde ilgili kamu kuruluşuna geçer.


 


F.
Saklı hükümler


Madde
55- Kamu tüzel kişileri ile ticaret şirketleri hakkındaki kanun hükümleri
saklıdır.


 


İKİNCİ BÖLÜM


DERNEKLER


A.
Kuruluşu


I.
Tanımı


Madde
56- Dernekler, gerçek veya tüzel en az yedi kişinin kazanç paylaşma dışında
belirli ve ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere, bilgi ve çalışmalarını sürekli
olarak birleştirmek suretiyle oluşturdukları, tüzel kişiliğe sahip kişi
topluluklarıdır.[3]


Hukuka
veya ahlâka aykırı amaçlarla dernek kurulamaz.


 


II.
Dernek kurma hakkı


Madde
57- Herkes, önceden izin almaksızın dernek kurma hakkına sahiptir.


Dernek
kurucularının fiil ehliyetine sahip olması gerekir.


 


III.
Tüzük


Madde
58- Her derneğin bir tüzüğü bulunur.


Dernek
tüzüğünde derneğin adı, amacı, (...)[4] gelir kaynakları, üyelik koşulları,
organları ve örgütü ile geçici yönetim kurulunun gösterilmesi zorunludur.


Dernek
tüzüğü, kanunun emredici hükümlerine aykırı olamaz.


Dernek
tüzüğünde düzenlenmemiş konularda kanun hükümleri uygulanır.


 


IV.
Tüzel kişiliğin kazanılması


1.
Kazanma anı


Madde
59- Dernekler, kuruluş bildirimini, dernek tüzüğünü ve gerekli belgeleri
yerleşim yerinin bulunduğu yerin en büyük mülkî amirine verdikleri anda tüzel
kişilik kazanırlar.


Kuruluş
bildiriminin içeriği ve gerekli belgelerin nelerden ibaret olduğu, yönetmelikte
gösterilir.


 


2.
İnceleme


Madde
60- Kuruluş bildirimi ve belgelerin doğruluğu ile dernek tüzüğü, en büyük
mülkî amir tarafından altmış gün içinde dosya üzerinden incelenir.


Kuruluş
bildiriminde, tüzükte ve kurucuların hukukî durumlarında kanuna aykırılık veya
noksanlık tespit edildiği takdirde bunların giderilmesi veya tamamlanması
derhâl kuruculardan istenir. Bu istemin tebliğinden başlayarak otuz gün içinde
belirtilen noksanlık tamamlanmaz ve kanuna aykırılık giderilmezse; en büyük
mülkî amir, yetkili asliye hukuk mahkemesinde derneğin feshi konusunda dava
açması için durumu Cumhuriyet savcılığına bildirir. Cumhuriyet savcısı
mahkemeden derneğin faaliyetinin durdurulmasına karar verilmesini de
isteyebilir.


Kuruluş
bildiriminde, tüzükte ve belgelerde kanuna aykırılık veya noksanlık bulunmaz ya
da bu aykırılık veya noksanlık belirli sürede giderilmiş bulunursa; keyfiyet
derhâl derneğe yazıyla bildirilir ve dernek, dernekler kütüğüne kaydedilir.


 


3.
Dernek tüzüğünün ilânı


Madde
61- (Mülga: 4/11/2004-5253/38 md.)


 


4.
İlk genel kurul toplantısı


Madde
62- (Değişik: 4/11/2004-5253/38 md.)


Dernekler,
60 ıncı maddenin son fıkrası gereğince yapılan yazılı bildirimi izleyen altı ay
içinde ilk genel kurul toplantılarını yapmak ve zorunlu organlarını
oluşturmakla yükümlüdürler.





B.
Üyelik


I. Kazanılması


1.
Kural


Madde
63- Hiç kimse, bir derneğe üye olmaya ve hiçbir dernek de üye kabul etmeye
zorlanamaz.


 


2.
Koşulları


Madde
64- Fiil ehliyetine sahip bulunan her gerçek kişi ile tüzel kişiler,
derneklere üye olma hakkına sahiptir.[5]


Yazılı
olarak yapılacak üyelik başvurusu, (...)[6] dernek yönetim kurulunca en çok otuz gün
içinde karara bağlanır ve sonuç yazıyla başvuru sahibine bildirilir. Başvurusu
kabul edilen üye, bu amaçla tutulacak deftere kaydedilir.


 


II.
Sona ermesi


1.
Kendiliğinden


Madde
65- Üyelik için kanunda veya tüzükte aranılan nitelikleri sonradan
kaybedenlerin dernek üyeliği kendiliğinden sona erer.


 


2.
Çıkma ile


Madde
66- Hiç kimse, dernekte üye kalmaya zorlanamaz. Her üye (...)[7] yazılı olarak
bildirmek kaydıyla, dernekten çıkma hakkına sahiptir.


 


3.
Çıkarılma ile


Madde
67- Tüzükte üyelerin çıkarılma sebepleri gösterilebilir.


Tüzükte çıkarma sebepleri gösterilmişse, çıkarma
kararına bu sebeplerin haklı sayılamayacağı iddiasıyla itiraz edilemez.


Tüzükte
çıkarma düzenlenmemişse üye, ancak haklı sebeple çıkarılabilir. Bu çıkarma kararına,
haklı sebep bulunmadığı ileri sürülerek itiraz edilebilir.


 


III.
Kapsamı


1.
Üyelerin hakları


a.
Eşitlik ilkesi


Madde
68- Dernek üyeleri eşit haklara sahiptirler. Dernek, üyeleri arasında dil,
ırk, renk, cinsiyet, din ve mezhep, aile, zümre ve sınıf farkı gözetemez;
eşitliği bozan veya bazı üyelere bu sebeplerle ayrıcalık tanıyan uygulamalar
yapamaz.


Her
üyenin, derneğin faaliyetlerine ve yönetimine katılma hakkı vardır.


Dernekten
çıkan veya çıkarılan üye, dernek malvarlığında hak iddia edemez.


 


b.
Oy hakkı


Madde
69- Her üyenin genel kurulda bir oy hakkı vardır; üye, oyunu şahsen
kullanmak zorundadır.


Onursal
üyelerin oy hakkı yoktur.


 


2.
Üyelerin yükümlülükleri


a.
Ödenti verme borcu


Madde 70- Üyelerin ödenti
verme borcu tüzükle düzenlenir. Tüzükte düzenleme yoksa üyeler, dernek amacının
gerçekleşmesi ve borçlarının karşılanması için zorunlu ödentilere eşit olarak
katılırlar. Dernekten çıkan veya çıkarılan üye, üyelikte bulunduğu sürenin
ödentisini vermek zorundadır.


Onursal
üyeler ödenti vermek zorunda değildir.


 


b.
Diğer yükümlülükler


Madde 71- Üyeler, dernek
düzenine uymak ve derneğe sadakat göstermekle yükümlüdürler.


Her üye, derneğin amacına uygun davranmak, özellikle
amacın gerçekleşmesini güçleştirici veya engelleyici davranışlardan kaçınmakla
yükümlüdür.


 


C.
Organlar


I.
Genel olarak


Madde 72- Derneğin zorunlu
organları, genel kurul, yönetim kurulu ve denetim kuruludur.


Dernekler zorunlu organları dışında başka organlar da
oluşturabilirler. Ancak, bu organlara zorunlu organların görev, yetki ve
sorumlulukları devredilemez.


 


II.
Genel kurul


1.
Niteliği ve oluşumu


Madde 73- Genel kurul,
derneğin en yetkili karar organı olup; derneğe kayıtlı üyelerden oluşur.


 


2.Toplanması


a.
Olağan toplantı


Madde
74- Genel kurul, tüzükte belirtilen zamanda yönetim kurulunun çağrısı
üzerine toplanır.


(Değişik ikinci fıkra: 4/11/2004-5253/38 md.) Olağan
genel kurul toplantılarının en geç üç yılda bir yapılması zorunludur.


 


b.
Olağanüstü toplantı


Madde 75- Genel kurul,
yönetim veya denetim kurulunun gerekli gördüğü hâllerde veya dernek üyelerinden
beşte birinin yazılı başvurusu üzerine, yönetim kurulunca olağanüstü toplantıya
çağrılır.


Yönetim
kurulu, genel kurulu toplantıya çağırmazsa; üyelerden birinin başvurusu
üzerine, sulh hâkimi, üç üyeyi genel kurulu toplantıya çağırmakla
görevlendirir.


 


c.
Toplantısız veya çağrısız alınan kararlar


Madde
76- Bütün üyelerin bir araya gelmeksizin yazılı katılımıyla alınan kararlar
ile dernek üyelerinin tamamının kanunda yazılı çağrı usulüne uymaksızın bir
araya gelerek aldığı kararlar geçerlidir.


Bu
şekilde karar alınması olağan toplantı yerine geçmez.


 


3.
Toplantıya çağrı


Madde
77- Genel kurul, yönetim kurulunca, en az onbeş gün önceden toplantıya
çağrılır. Bu amaçla toplantının günü, saati, yeri ve gündemi, (...)[8] üyelere (...)8 bildirilir.


Toplantıya çağrı usulü ve toplantının ertelenmesine
ilişkin konular, yönetmelikle düzenlenir.


 


4.
Toplantı yeri ve toplantı yeter sayısı


Madde
78- Genel kurul toplantıları, tüzükte aksine hüküm olmadıkça, dernek
merkezinin bulunduğu yerde yapılır.


Genel
kurul, katılma hakkı bulunan üyelerin salt çoğunluğunun, tüzük değişikliği ve derneğin
feshi hâllerinde üçte ikisinin katılımıyla toplanır; çoğunluğun sağlanamaması
sebebiyle toplantının ertelenmesi durumunda ikinci toplantıda çoğunluk aranmaz.
Ancak, bu toplantıya katılan üye sayısı, yönetim ve denetim kurulları üye tam
sayısının iki katından az olamaz.


Genel
kurul toplantısı, bir defadan fazla geri bırakılamaz.


 


5.
Toplantı usulü


Madde
79- Genel kurul toplantısının açılışından sonra, toplantıyı yönetmek üzere,
bir başkan ve yeteri kadar başkan vekili ile yazman seçilir.


Genel
kurul toplantısında yalnız gündemde yer alan Maddeler görüşülür. Ancak,
toplantıda hazır bulunan üyelerin en az onda biri tarafından görüşülmesi yazılı
olarak istenen konuların gündeme alınması zorunludur.


(Mülga
üçüncü fıkra: 4/11/2004-5253/38 md.)


 


6.
Genel kurulun görev ve yetkileri


Madde
80- Genel kurul, üyeliğe kabul ve üyelikten çıkarma hakkında son kararı
verir; dernek organlarını seçer ve derneğin diğer bir organına verilmemiş olan
işleri görür.


Genel
kurul, derneğin diğer organlarını denetler ve onları haklı sebeplerle her zaman
görevden alabilir.


 


7.
Genel kurul kararları


a.
Karar yeter sayısı


Madde
81- Genel kurul kararları, toplantıya katılan üyelerin salt çoğunluğuyla
alınır. Şu kadar ki, tüzük değişikliği ve derneğin feshi kararları, ancak toplantıya
katılan üyelerin üçte iki çoğunluğuyla alınabilir.


 


b.
Oy hakkından yoksunluk


Madde
82- Hiçbir dernek üyesi, dernek ile kendisi, eşi, üstsoyu ve altsoyu
arasındaki bir hukukî işlem veya uyuşmazlık konusunda alınması gereken
kararlarda oy kullanamaz.


(Ek
fıkra: 30/7/2003-4963/34 md.) Tüzel kişi adına oy kullanacak kişi
hakkında da yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır.


 


c.
Kararın iptali


Madde
83- Toplantıda hazır bulunan ve kanuna veya tüzüğe aykırı olarak alınan
genel kurul kararlarına katılmayan her üye, karar tarihinden başlayarak bir ay
içinde; toplantıda hazır bulunmayan her üye kararı öğrenmesinden başlayarak bir
ay içinde ve her hâlde karar tarihinden başlayarak üç ay içinde mahkemeye
başvurmak suretiyle kararın iptalini isteyebilir.


Diğer
organların kararlarına karşı, dernek içi denetim yolları tüketilmedikçe iptal
davası açılamaz.


Genel
kurul kararlarının yok veya mutlak butlanla hükümsüz sayıldığı durumlar
saklıdır.


 


III. Yönetim kurulu


1.
Oluşumu


Madde
84- Yönetim kurulu, beş asıl ve beş yedek üyeden az olmamak üzere dernek tüzüğünde
belirtilen sayıda üyeden oluşur.


Yönetim
kurulu üye sayısı, boşalmalar sebebiyle üye tamsayısının yarısının altına
düşerse; genel kurul, kalan yönetim kurulu üyeleri veya denetim kurulu
tarafından bir ay içinde toplantıya çağrılır. Çağrı yapılmazsa, üyelerden
birinin istemi üzerine, sulh hâkimi, üç üyeyi genel kurulu toplantıya
çağırmakla görevlendirir.


 


2.
Görevleri


Madde
85- Yönetim kurulu, derneğin yürütme ve temsil organıdır; bu görevini kanuna
ve dernek tüzüğüne uygun olarak yerine getirir.


Temsil
görevi, yönetim kurulunca, üyelerden birine veya bir üçüncü kişiye verilebilir.



 


IV.
Denetim kurulu


Madde 86- Denetim kurulu,
üç asıl ve üç yedek üyeden az olmamak üzere dernek tüzüğünde belirtilen sayıda
üyeden oluşur.


Denetim
kurulu, denetleme görevini, dernek tüzüğünde belirtilen esas ve usullere göre yapar;
denetleme sonuçlarını bir raporla yönetim kuruluna ve genel kurula sunar.


 


D. Sona erme


I.
Kendiliğinden


Madde
87- Dernekler, aşağıdaki hâllerde kendiliğinden sona erer:


1. Amacın gerçekleşmesi, gerçekleşmesinin olanaksız hâle
gelmesi veya sürenin sona ermesi,


2. İlk genel kurul toplantısının kanunda öngörülen
sürede yapılmamış ve zorunlu organların oluşturulmamış olması,


3.
Borç ödemede acze düşmüş olması,


4.
Tüzük gereğince yönetim kurulunun oluşturulmasının olanaksız hâle gelmesi,


5.
Olağan genel kurul toplantısının iki defa üst üste yapılamaması.


Her
ilgili, sulh hâkiminden, derneğin kendiliğinden sonra erdiğinin tespitini
isteyebilir.


 


II.
Genel kurul kararı ile


Madde
88- Genel kurul, her zaman derneğin feshine karar verebilir.


 


III.
Mahkeme kararı ile


Madde 89- Derneğin amacı,
kanuna veya ahlâka aykırı hâle gelirse; Cumhuriyet savcısının veya bir
ilgilinin istemi üzerine mahkeme, derneğin feshine karar verir. Mahkeme, dava
sırasında faaliyetten alıkoyma dahil gerekli bütün önlemleri alır.


 


E.
Derneklerin faaliyetleri


I.
Genel olarak


Madde
90- Dernekler, amaçlarını gerçekleştirmek üzere, tüzüklerinde belirtilen
çalışma konuları ve biçimleri doğrultusunda faaliyette bulunurlar.


Yasaklanan
veya izne bağlı faaliyetlerle ilgili kamu hukuku nitelikli özel kanun hükümleri
saklıdır.


Dernek faaliyetleri ile ilgili yasak ve sınırlamalara
aykırılık hâlinde, Cumhuriyet savcısının istemiyle mahkemece faaliyetten
alıkoyma kararı verilebilir.


 


II.
Uluslararası faaliyet


1.
Faaliyet serbestliği


Madde
91- (Değişik: 2/1/2003-4778/34 md.)


Dernekler,
tüzüklerinde gösterilen amaçları gerçekleştirmek üzere uluslararası faaliyette
ve işbirliğinde bulunabilirler, yurt dışında şube açabilirler ve yurt dışında
kurulmuş dernek veya kuruluşlara üye olarak katılabilirler.


 


2.
Yabancı dernekler


Madde
92- (Değişik: 2/1/2003-4778/35 md.)


Yabancı dernekler, (...)[9] Dışişleri
Bakanlığının görüşü alınmak suretiyle İçişleri Bakanlığının izniyle Türkiye’de
faaliyette ve işbirliğinde bulunabilirler, şube açabilirler, üst kuruluşlar kurabilir
ve kurulmuş üst kuruluşlara katılabilirler.


 


III.
Yabancıların dernek kurma hakkı


Madde
93- Türkiye'de yerleşme hakkına sahip olan yabancı gerçek kişiler, (...)[10] dernek
kurabilirler veya kurulmuş derneklere üye olabilirler.


Onursal
üyelik için bu koşul aranmaz.


 


F.
Derneklerin örgütlenmesi


I.
Şube açmaları


1.
Kuruluşu


Madde
94- Dernekler, gerekli görülen yerlerde genel kurul kararıyla şube açabilirler.
Bu amaçla dernek yönetim kurulunca yetki verilen en az üç kişilik kurucular
kurulu, şube açılacak yerin en büyük mülkî amirine şube kuruluş bildirimini ve
gerekli belgeleri verir.


(Mülga
ikinci fıkra: 30/7/2003-4963/35 md.)


Şube
kuruluş bildiriminin içeriği ve gerekli belgeler, yönetmelikte gösterilir.


 


2.
Şubenin organları ve uygulanacak hükümler


Madde
95- Her şubede genel kurul ve yönetim kurulu ile denetim kurulu veya denetçi
bulunması zorunludur.


Bu
organların görev ve yetkileri ile şubelere ilişkin diğer hususlar hakkında bu
Kanun hükümleri uygulanır.


 


II.
Üst kuruluşlar kurmaları


1.
Federasyon


Madde
96- Federasyonlar, kuruluş amaçları aynı olan en az beş derneğin, amaçlarını
gerçekleştirmek üzere üye sıfatıyla bir araya gelmeleri suretiyle kurulur.


Her
federasyonun bir tüzüğü bulunur.


Federasyon,
kuruluş bildirimi, tüzük ve gerekli belgelerin yerleşim yerinin en büyük mülkî
amirine verilmesiyle tüzel kişilik kazanır.


 


2.
Konfederasyon


Madde 97- Konfederasyonlar,
kuruluş amaçları aynı olan en az üç federasyonun, amaçlarını gerçekleştirmek
üzere üye sıfatıyla bir araya gelmeleri suretiyle kurulur.


Her
konfederasyonun bir tüzüğü bulunur.


Konfederasyon,
kuruluş bildirimi, tüzük ve gerekli belgelerin yerleşim yerinin en büyük mülkî
amirine verilmesiyle tüzel kişilik kazanır.


 


3.
Ortak hükümler


Madde
98- Dernekler, bağlı oldukları federasyonun; federasyonlar da bağlı
oldukları konfederasyonun genel kurulunda en az üçer üye ile temsil olunurlar.
Temsilci üyeler, ilgili derneklerin ve federasyonların genel kurullarınca
seçilirler.


Federasyon
ve konfederasyonlara ilişkin diğer hususlar hakkında bu Kanun hükümleri
uygulanır.


 


G.
Dernek gelirleri


Madde
99- Dernek gelirleri, üye ödentisi, dernek faaliyetleri sonucunda veya
dernek malvarlığından elde edilen gelirler ile bağış ve yardımlardan oluşur.


 


H.
Saklı hükümler


Madde
100- Kamuya yararlı dernekler ve özel kanunlarla kurulan dernekler hakkındaki
özel hükümler saklıdır.


 


ÜÇÜNCÜ BÖLÜM


VAKIFLAR


A.
Kuruluşu


I.
Tanımı


Madde
101- Vakıflar, gerçek veya tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve
sürekli bir amaca özgülemeleriyle oluşan tüzel kişiliğe sahip mal
topluluklarıdır.


Bir
malvarlığının bütünü veya gerçekleşmiş ya da gerçekleşeceği anlaşılan her türlü
geliri veya ekonomik değeri olan haklar vakfedilebilir.


(İptal
üçüncü fıkra: Anayasa Mahkemesi’nin 17/4/2008 tarihli ve E.: 2005/14, K.:
2008/92 sayılı Kararı ile.)


Cumhuriyetin
Anayasa ile belirlenen niteliklerine ve Anayasanın temel ilkelerine, hukuka,
ahlâka, millî birliğe ve millî menfaatlere aykırı veya belli bir ırk ya da
cemaat mensuplarını desteklemek amacıyla vakıf kurulamaz.


 


II.
Kuruluş şekli


Madde
102- Vakıf kurma iradesi, resmî senetle veya ölüme bağlı tasarrufla
açıklanır. Vakıf, yerleşim yeri mahkemesi nezdinde tutulan sicile tescil ile
tüzel kişilik kazanır.


Resmî senetle vakıf kurma işleminin temsilci
aracılığıyla yapılması, temsil yetkisinin noterlikçe düzenlenmiş bir belgeyle
verilmiş olmasına ve bu belgede vakfın amacı ile özgülenecek mal ve hakların
belirlenmiş bulunmasına bağlıdır.


Mahkemeye
başvurma, resmî senet düzenlenmiş ise vakfeden tarafından; vakıf ölüme bağlı tasarrufa
dayanıyorsa ilgililerin veya vasiyetnameyi açan sulh hâkiminin bildirimi
üzerine ya da Vakıflar Genel Müdürlüğünce re'sen yapılır.


Başvurulan
mahkeme, mal ve hakların korunması için gerekli önlemleri re'sen alır.


 


III.
Temyiz ve iptal


Madde
103- Mahkemenin verdiği karar, tebliğ tarihinden başlayarak bir ay içinde,
başvuran veya Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından temyiz edilebilir.


Vakıflar
Genel Müdürlüğü veya ilgililer, vakfın kurulmasını engelleyen sebeplerin
varlığı hâlinde iptal davası açabilirler.


 


IV.
Tescil ve ilân


Madde
104- Tesciline karar verilen vakıf, vakfın yerleşim yeri mahkemesi nezdinde
tutulan sicile tescil edilir; ayrıca Vakıflar Genel Müdürlüğünde tutulan
merkezî sicile kaydolunur.


Tescil
kararı, başka bir mahkemece verilmiş ise, ilgili belgelerle birlikte tescil
için vakfın yerleşim yeri mahkemesine gönderilir.


Yerleşim
yeri mahkemesinin yapacağı bildirim üzerine Vakıflar Genel Müdürlüğünce merkezî
sicile kaydolunan vakıf Resmî Gazete ile ilân olunur.


Tescil
ve ilân Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelik hükümlerine göre yapılır.[11]


 


V.
Mal ve hakların kazanılması ve sorumluluk


Madde
105- Özgülenen malların mülkiyeti ile haklar, tüzel kişiliğin kazanılmasıyla
vakfa geçer.


Tescile
karar veren mahkeme, vakfedilen taşınmazın vakıf tüzel kişiliği adına tescil
edilmesini tapu idaresine bildirir.


Ölüme bağlı tasarrufla kurulan vakfın mirasbırakanın
borçlarından sorumluluğu, özgülenen mal ve haklarla sınırlıdır.


 


B.
Vakıf senedi


I.
İçeriği


Madde
106- Vakıf senedinde vakfın adı, amacı, bu amaca özgülenen mal ve haklar,
vakfın örgütlenme ve yönetim şekli ile yerleşim yeri gösterilir.


 


II.
Noksanlıklar


Madde 107- Vakıf senedinde
vakfın amacı ile bu amaca özgülenen mal ve haklar yeterince belirlenmiş ise,
diğer noksanlıklar vakfın tüzel kişilik kazanması için yapılan başvurunun
reddini gerektirmez.


Bu
tür noksanlıklar, tescil kararı verilmeden önce mahkemece
tamamlattırılabileceği gibi; kuruluştan sonra da denetim makamının başvurusu
üzerine, olanak varsa vakfedenin görüşü alınarak vakfın yerleşim yeri
mahkemesince tamamlattırılır.


Tescili istenen vakfa ölüme bağlı tasarrufla özgülenen
mal ve haklar amacın gerçekleşmesine yeterli değilse; vakfeden aksine bir irade
açıklamasında bulunmuş olmadıkça bu mal ve haklar, denetim makamının görüşü alınarak
hâkim tarafından benzer amaçlı bir vakfa özgülenir.


 


C.
Mirasçıların ve alacaklıların dava hakkı


Madde
108- Vakfedenin mirasçıları ile alacaklılarının, bağışlamaya ve ölüme bağlı
tasarruflara ilişkin hükümler uyarınca dava hakları saklıdır.


 


D.
Vakfın örgütü


I.
Genel olarak


Madde 109- Vakfın bir
yönetim organının bulunması zorunludur. Vakfeden, vakıf senedinde gerekli
gördüğü başka organları da gösterebilir.


 


II.
Çalıştırılanlara ve işçilere yardım vakfı


Madde
110- Çalıştırılanlara ve işçilere yardım vakıflarının yöneticileri,
yararlananlara, vakfın örgütü, işleyişi ve malî durumu hakkında gerekli bilgiyi
vermekle yükümlüdürler.


Vakfa
ödenti veren çalıştırılanlar ve işçiler en az yapmış oldukları ödeme oranında
yönetime katılırlar ve temsilcilerini olabildiğince kendi aralarından seçerler.


Vakfın
malvarlığının çalıştırılanların ve işçilerin yapacakları ödemelerle sağlanacak
bölümünün işverene karşı vakfın bir alacağından ibaret olması, ancak bu alacak
için yeterli güvence sağlanmış olmasına bağlıdır.


Yararlananların, vakfın edimlerinin yerine getirilmesini
dava yoluyla isteyebilmeleri, ödenti vermiş olmalarına veya vakfı düzenleyen
hükümlerin kendilerine bu hakkı tanımış bulunmasına bağlıdır.


Çalıştırılanlara
ve işçilere yardım vakıflarında yararlananların yönetime katılmaları ve
vakıftan yararlanma koşulları ile ilgili hükümlerde yapılacak değişiklikler,
vakıf senedine göre buna yetkili organın istemi üzerine, denetim makamının
yazılı görüşü alındıktan sonra yerleşim yeri mahkemesince karara bağlanır.


 


E.
Denetim


Madde
111- Vakıfların, vakıf senedindeki hükümleri yerine getirip getirmedikleri,
vakıf mallarını amaca uygun biçimde yönetip yönetmedikleri ve vakıf gelirlerini
amaca uygun olarak harcayıp harcamadıkları
Vakıflar Genel Müdürlüğünce ve üst kuruluşlarınca denetlenir. Vakıfların üst
kuruluşlarınca denetimi özel kanun hükümlerine tabidir.


(Mülga
ikinci fıkra: 20/2/2008-5737/80 md.)


 


F.
Yönetimin, amacın ve malların değiştirilmesi


I.
Yönetimin değiştirilmesi


Madde 112- Haklı sebepler
varsa mahkeme, vakfın yönetim organı veya denetim makamının istemi üzerine
diğerinin yazılı görüşünü aldıktan sonra vakfın örgütünü, yönetimini ve
işleyişini değiştirebilir.


Mahkeme,
denetim makamının başvurusu üzerine, (...)[12] duruşma yaparak yöneticileri görevden alabilir ve
vakıf senedinde başka bir hüküm yoksa yenisini seçebilir.


 


II. Amacın ve
malların değiştirilmesi


Madde
113- Durum ve koşullardaki değişmeler yüzünden vakıf senedinde yazılı amaca
bağlı kalınması vakfedenin arzusuna açıkça uymayacak hâle gelmiş ise mahkeme,
vakfın yönetim organı veya denetim makamının başvurusu üzerine diğerinin yazılı
görüşünü aldıktan sonra vakfın amacını değiştirebilir.


Amacın
gerçekleşmesini önemli ölçüde güçleştiren veya engelleyen koşulların ve
yükümlülüklerin kaldırılmasında veya değiştirilmesinde de aynı hüküm uygulanır.


Amaca özgülenen mal ve hakların daha yararlı olanları
ile değiştirilmesini veya paraya çevrilmesini haklı kılan sebepler varsa
mahkeme, vakfın yönetim organı veya denetim makamının başvurusu üzerine
diğerinin yazılı görüşünü aldıktan sonra gerekli değişikliğe izin verebilir.


 


G.
Yıllık rapor


Madde
114- Yönetim organı her takvim yılının ilk üç ayı içinde vakfın bir önceki
yıla ait malvarlığı durumunu ve çalışmalarını bir rapor hâlinde denetim
makamına bildirir ve durumun uygun araçlarla yayımlanmasını sağlar.


 


H.
Faaliyetten geçici alıkoyma


Madde 115- İçişleri
Bakanlığı, Anayasada öngörülen hâllerde ve belirlenen usullere uygun olarak, denetim
makamının da görüşünü almak suretiyle mahkemece bir karar verilinceye kadar
vakfı geçici olarak faaliyetten alıkoyabilir ve derhâl mahkemeye başvurur.
Hâkim başvuruyu gecikmeksizin karara bağlar.



 


İ.
Vakfın sona ermesi


Madde
116- Amacın gerçekleşmesi olanaksız hâle geldiği ve değiştirilmesine de
olanak bulunmadığı takdirde, vakıf kendiliğinden sona erer ve mahkeme kararıyla
sicilden silinir.


Yasak
amaç güttüğü veya yasak faaliyetlerde bulunduğu sonradan anlaşılan veya amacı
sonradan yasaklanan vakfın amacının değiştirilmesine olanak bulunmazsa; vakıf,
denetim makamının ya da Cumhuriyet savcısının başvurusu üzerine duruşma
yapılarak dağıtılır.


 


J.
Diğer hükümler


Madde 117- Vakıfların
malları üzerinde zilyetlik yoluyla kazanma hükümleri uygulanmaz.


Derneklerin
uluslararası faaliyette bulunmalarına ve üst kuruluş kurmalarına ilişkin hükümler
kıyas yoluyla vakıflar hakkında da uygulanır.


Kamuya yararlı veya özel kanunlarla
kurulan vakıflar hakkındaki özel hükümler saklıdır.


 


İKİNCİ KİTAP


AİLE HUKUKU


 


BİRİNCİ KISIM


EVLİLİK HUKUKU


 


BİRİNCİ BÖLÜM


EVLENME


 


BİRİNCİ AYIRIM


NİŞANLILIK


A.
Nişanlanma


Madde
118- Nişanlanma, evlenme vaadiyle olur.


Nişanlanma,
yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça küçüğü veya kısıtlıyı bağlamaz.


 


B.
Nişanlılığın hükümleri


I.
Dava hakkının bulunmaması


Madde
119- Nişanlılık, evlenmeye zorlamak için dava hakkı vermez.


Evlenmeden
kaçınma hâli için öngörülen cayma tazminatı veya ceza şartı dava edilemez;
ancak yapılan ödemeler de geri istenemez.


 


II.
Nişanın bozulmasının sonuçları


1.
Maddî tazminat


Madde
120- Nişanlılardan biri haklı bir sebep olmaksızın nişanı bozduğu veya nişan
taraflardan birine yükletilebilen bir sebeple bozulduğu takdirde; kusuru olan
taraf, diğerine dürüstlük kuralları çerçevesinde ve evlenme amacıyla yaptığı
harcamalar ve katlandığı maddî fedakârlıklar karşılığında uygun bir tazminat
vermekle yükümlüdür. Aynı kural nişan giderleri hakkında da uygulanır.


Tazminat
istemeye hakkı olan tarafın ana ve babası veya onlar gibi davranan kimseler de,
aynı koşullar altında yaptıkları harcamalar için uygun bir tazminat
isteyebilirler.


 


2.
Manevî tazminat


Madde
121- Nişanın bozulması yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf,
kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para
ödenmesini isteyebilir.


 


III.
Hediyelerin geri verilmesi


Madde
122- Nişanlılık evlenme dışındaki bir sebeple sona ererse, nişanlıların
birbirlerine veya ana ve babanın ya da onlar gibi davrananların, diğer
nişanlıya vermiş oldukları alışılmışın dışındaki hediyeler, verenler tarafından
geri istenebilir.


Hediye
aynen veya mislen geri verilemiyorsa, sebepsiz zenginleşme hükümleri uygulanır.


 


IV.
Zamanaşımı


Madde
123- Nişanlılığın sona ermesinden doğan dava hakları, sona ermenin üzerinden
bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.


 


İKİNCİ AYIRIM


EVLENME
EHLİYETİ VE ENGELLERİ


A.
Ehliyetin koşulları


I.
Yaş


Madde
124- Erkek veya kadın onyedi yaşını doldurmadıkça evlenemez.


Ancak,
hâkim olağanüstü durumlarda ve pek önemli bir sebeple onaltı yaşını doldurmuş
olan erkek veya kadının evlenmesine izin verebilir. Olanak bulundukça karardan
önce ana ve baba veya vasi dinlenir.


 


II.
Ayırt etme gücü


Madde
125- Ayırt etme gücüne sahip olmayanlar evlenemez.


 


III.
Yasal temsilcinin izni


1.
Küçükler hakkında


Madde
126- Küçük, yasal temsilcisinin izni olmadıkça evlenemez.


 


2.
Kısıtlılar hakkında


Madde
127- Kısıtlı, yasal temsilcisinin izni olmadıkça evlenemez.


 


3.
Mahkemeye başvurma


Madde
128- Hâkim, haklı sebep olmaksızın evlenmeye izin vermeyen yasal temsilciyi
dinledikten sonra, bu konuda başvuran küçük veya kısıtlının evlenmesine izin
verebilir.


 


B.
Evlenme engelleri


I.
Hısımlık


Madde
129- Aşağıdaki kimseler arasında evlenme yasaktır:


1.
Üstsoy ile altsoy arasında; kardeşler arasında; amca, dayı, hala ve teyze ile
yeğenleri arasında,


2.
Kayın hısımlığı meydana getirmiş olan evlilik sona ermiş olsa bile, eşlerden
biri ile diğerinin üstsoyu veya altsoyu arasında,


3.
Evlât edinen ile evlâtlığın veya bunlardan biri ile diğerinin altsoyu ve eşi
arasında.


 


II.
Önceki evlilik


1.
Sona erdiğinin ispatı


a.
Genel olarak


Madde
130- Yeniden evlenmek isteyen kimse, önceki evliliğinin sona ermiş olduğunu
ispat etmek zorundadır.


 


b.
Gaiplik durumunda


Madde
131- Gaipliğine karar verilen kişinin eşi, mahkemece evliliğin feshine karar
verilmedikçe yeniden evlenemez.


Kaybolanın
eşi evliliğin feshini, gaiplik başvurusuyla birlikte veya ayrıca açacağı bir
dava ile isteyebilir.


Ayrı
bir dava ile evliliğin feshi, davacının yerleşim yeri mahkemesinden istenir.


 


2.
Kadın için bekleme süresi


Madde
132- Evlilik sona ermişse, kadın, evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz
gün geçmedikçe evlenemez.


Doğurmakla
süre biter.


Kadının
önceki evliliğinden gebe olmadığının anlaşılması veya evliliği sona eren
eşlerin yeniden birbiriyle evlenmek istemeleri hâllerinde mahkeme bu süreyi
kaldırır.


 


III.
Akıl hastalığı


Madde
133- Akıl hastaları, evlenmelerinde tıbbî sakınca bulunmadığı resmî sağlık
kurulu raporuyla anlaşılmadıkça evlenemezler.


 


ÜÇÜNCÜ AYIRIM


EVLENME
BAŞVURUSU VE TÖRENİ


A.
Başvuru


I.
Başvuru makamı


Madde 134- Birbiriyle
evlenecek erkek ve kadın, içlerinden birinin oturduğu yer evlendirme
memurluğuna birlikte başvururlar.


Evlendirme memuru, belediye bulunan yerlerde belediye
başkanı veya bu işle görevlendireceği memur, köylerde muhtardır.


 


II.
Şekli


Madde
135- Başvuru, evlenecekler tarafından yazılı veya sözlü olarak yapılır.


 


III.
Belgeler


Madde
136- Erkek ve kadından her biri, nüfus cüzdanı ve nüfus kayıt örneğini,
önceki evliliği sona ermiş ise buna ilişkin belgeyi, küçük veya kısıtlı ise
ayrıca yasal temsilcisinin imzası onaylanmış yazılı izin belgesini ve evlenmeye
engel hastalığının bulunmadığını gösteren sağlık raporunu evlendirme
memurluğuna vermek zorundadır.


 


IV.
Başvurunun incelenmesi ve reddi


Madde
137- Evlendirme memuru, evlenme başvurusunu ve buna eklenmesi gereken
belgeleri inceler. Başvuruda bir noksanlık görürse bunu tamamlar veya
tamamlattırır.


Başvurunun usulüne uygun olarak yapılmadığı veya
evleneceklerden birinin evlenmeye ehil olmadığı ya da evlenmeye yasal bir engel
bulunduğu anlaşılırsa, evlenme başvurusu reddolunur ve durum evleneceklere
yazıyla hemen bildirilir.


 


V.
Redde itiraz ve yargılama usulü


Madde
138- Evleneceklerden her biri evlendirme memurunun ret kararına karşı
mahkemeye başvurabilir. İtiraz, evrak üzerinde incelenip kesin karara bağlanır.


Ancak,
mutlak butlan sebeplerinden birinin bulunduğuna ilişkin ret kararlarına karşı
açılan davalar, basit yargılama usulüyle (…)[13] görülür.


 


B.
Evlenme töreni ve tescil


I.
Koşulları


1.
Evlenme izni


Madde
139- Evlendirme memuru, evlenme koşullarının varlığını tespit ederse veya ret
kararı mahkemece kaldırılırsa, evleneceklere evlenme gün ve saatini bildirir
veya isterlerse evlenme izni belgesini verir.


Evlenme
izni belgesi, verildiği tarihten başlayarak altı ay içinde evleneceklere
herhangi bir evlendirme memuru önünde evlenebilme hakkı sağlar.


 


2.
Evlenmenin yapılamaması


Madde 140- Evlenme koşullarının
bulunmadığının anlaşılması veya belgelerin verilmesinden başlayarak altı ayın
geçmesi hâlinde, evlendirme memuru evlenme törenini yapamaz.


 


II.
Yapılışı


1.
Tören yeri


Madde
141- Evlenme töreni, evlendirme dairesinde evlendirme memurunun ve ayırt etme
gücüne sahip ergin iki tanığın önünde açık olarak yapılır. Ancak, tören
evleneceklerin istemi üzerine evlendirme memurunun uygun bulacağı diğer
yerlerde de yapılabilir.


 


2.
Törenin şekli


Madde
142- Evlendirme memuru, evleneceklerden her birine birbiriyle evlenmek
isteyip istemediklerini sorar. Evlenme, tarafların olumlu sözlü cevaplarını
verdikleri anda oluşur. Memur, evlenmenin tarafların karşılıklı rızası ile
kanuna uygun olarak yapılmış olduğunu açıklar.


 


3.
Aile cüzdanı ve dinî tören


Madde 143- Evlenme töreni
biter bitmez evlendirme memuru eşlere bir aile cüzdanı verir.


Aile
cüzdanı gösterilmeden evlenmenin dinî töreni yapılamaz.


Evlenmenin
geçerli olması dinî törenin yapılmasına bağlı değildir.


 


C.
Yönetmelik


Madde
144- Evlenme işlemi, evlenme kütüğü, evlenmeye ilişkin yazışma ve evlenme ile
ilgili diğer konular yönetmelikle düzenlenir.


 


DÖRDÜNCÜ AYIRIM


BATIL OLAN
EVLENMELER


A.
Mutlak butlan


I.
Sebepleri


Madde
145- Aşağıdaki hâllerde evlenme mutlak butlanla batıldır:


1.
Eşlerden birinin evlenme sırasında evli bulunması,


2.
Eşlerden birinin evlenme sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden
yoksun bulunması,


3.
Eşlerden birinde evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığı bulunması,


4.
Eşler arasında evlenmeye engel olacak derecede hısımlığın bulunması.


 


II.
Dava açma görevi ve hakkı


Madde
146- Mutlak butlan davası, Cumhuriyet savcısı tarafından re'sen açılır.


Bu
dava, ilgisi olan herkes tarafından da açılabilir.


 


III.
Dava hakkının sınırlanması veya kalkması


Madde
147- Sona ermiş bir evliliğin mutlak butlanı Cumhuriyet savcısı tarafından
re'sen dava edilemez; fakat her ilgili, mutlak butlanın karar altına alınmasını
isteyebilir.


Ayırt
etme gücünün sonradan kazanılması veya akıl hastalığının iyileşmiş olması
durumlarında mutlak butlan davasını yalnız ayırt etme gücünü sonradan kazanan
veya akıl hastalığı iyileşen eş açabilir.


Evliyken
yeniden evlenen bir kimsenin önceki evliliği mutlak butlan kararı verilmeden
önce sona ermişse ve ikinci evlenmede diğer eş iyiniyetli ise, bu evlenmenin butlanına
karar verilemez.


 


B.
Nisbî butlan


I.
Eşlerin dava hakkı


1.
Ayırt etme gücünden geçici yoksunluk


Madde
148- Evlenme sırasında geçici bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun olan eş,
evlenmenin iptalini dava edebilir.


 


2.
Yanılma


Madde
149- Aşağıdaki durumlarda eşlerden biri evlenmenin iptalini dava edebilir:


1.
Evlenmeyi hiç istemediği veya evlendiği kişiyle evlenmeyi düşünmediği hâlde
yanılarak bu evlenmeye razı olmuşsa,


2.
Eşinde bulunmaması onunla birlikte yaşamayı kendisi için çekilmez bir duruma
sokacak derecede önemli bir nitelikte yanılarak evlenmişse.


 


3.
Aldatma


Madde
150- Aşağıdaki durumlarda eşlerden biri evlenmenin iptalini dava edebilir:


1.
Eşinin namus ve onuru hakkında doğrudan doğruya onun tarafından veya onun
bilgisi altında bir başkası tarafından aldatılarak evlenmeye razı olmuşsa,


2.
Davacının veya altsoyunun sağlığı için ağır tehlike oluşturan bir hastalık
kendisinden gizlenmişse.


 


4.
Korkutma


Madde
151- Kendisinin veya yakınlarından birinin hayatı, sağlığı veya namus ve
onuruna yönelik pek yakın ve ağır bir tehlike ile korkutularak evlenmeye razı
edilmiş eş, evlenmenin iptalini dava edebilir.


 


5.
Hak düşürücü süre


Madde
152- İptal davası açma hakkı, iptal sebebinin öğrenildiği veya korkunun
etkisinin ortadan kalktığı tarihten başlayarak altı ay ve her hâlde evlenmenin
üzerinden beş yıl geçmekle düşer.


 


II.
Yasal temsilcinin dava hakkı


Madde
153- Küçük veya kısıtlı, yasal temsilcisinin izni olmadan evlenirse, izni
alınmayan yasal temsilci evlenmenin iptalini dava edebilir.


Bu
suretle evlenen kimse sonradan onsekiz yaşını doldurmak suretiyle ergin olur,
kısıtlı olmaktan çıkar veya karı gebe kalırsa evlenmenin iptaline karar
verilemez.


 


C.
Butlanı gerektirmeyen sebepler


I.
Bekleme süresine uymama


Madde 154- Kadının bekleme
süresi bitmeden evlenmesi, evlenmenin butlanını gerektirmez.


 


II.
Şekil kurallarına uymama


Madde
155- Evlendirmeye yetkili memur önünde yapılmış olan bir evliliğin kanunun
diğer şekil kurallarına uyulmaması sebebiyle butlanına karar verilemez.


 


D.
Butlan kararı


I.
Genel olarak


Madde
156- Batıl bir evlilik ancak hâkimin kararıyla sona erer. Mutlak butlan
hâlinde bile evlenme, hâkimin kararına kadar geçerli bir evliliğin bütün
sonuçlarını doğurur.


 


II.
Sonuçları


1.
Çocuklar yönünden


Madde
157- Mahkemece butlanına karar verilen bir evlilikten doğan çocuklar, ana ve
baba iyiniyetli olmasalar bile evlilik içinde doğmuş sayılırlar.


Çocuklar
ile ana ve baba arasındaki ilişkilere boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır.


 


2.
Eşler yönünden


Madde
158- Evlenmenin butlanına karar verilirse, evlenirken iyiniyetli bulunan eş
bu evlenme ile kazanmış olduğu kişisel durumunu korur.


Eşler
arasındaki mal rejiminin tasfiyesi, tazminat, nafaka ve soyadı hakkında
boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır.


 


E.
Mirasçıların dava hakkı


Madde
159- Evlenmenin butlanını dava etme hakkı mirasçılara geçmez. Ancak,
mirasçılar açılmış olan davayı sürdürebilirler. Dava sonucunda evlenme
sırasında iyiniyetli olmadığı anlaşılan sağ kalan eş, yasal mirasçı olamayacağı
gibi, daha önce yapılmış olan ölüme bağlı tasarruflarla kendisine sağlanan
hakları da kaybeder.


 


F.
Yetki ve yargılama usulü


Madde 160- Evlenmenin
butlanı davasında, yetki ve yargılama usulü bakımından boşanmaya ilişkin
hükümler uygulanır.


 


İKİNCİ BÖLÜM


BOŞANMA


A.
Boşanma sebepleri


I.
Zina


Madde
161- Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir.


Davaya
hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde
zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.


Affeden
tarafın dava hakkı yoktur.


 


II.
Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış


Madde 162- Eşlerden her biri
diğeri tarafından hayatına kastedilmesi veya kendisine pek kötü davranılması ya
da ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunulması sebebiyle boşanma
davası açabilir.


Davaya
hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde
bu sebebin doğumunun üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.


Affeden
tarafın dava hakkı yoktur.


 


III.
Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme


Madde 163- Eşlerden biri
küçük düşürücü bir suç işler veya haysiyetsiz bir hayat sürer ve bu sebeplerden
ötürü onunla birlikte yaşaması diğer eşten beklenemezse, bu eş her zaman
boşanma davası açabilir.


 


IV.
Terk[14]


Madde
164- Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek
maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta
dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem
üzerine hâkim veya noter tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise;
terk edilen eş, boşanma davası açabilir. Diğerini ortak konutu terk etmeye
zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş
de terk etmiş sayılır.


Davaya
hakkı olan eşin istemi üzerine hâkim veya noter, esası
incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi
gerektiği ve dönmemesi hâlinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Bu
ihtar gerektiğinde ilân yoluyla yapılır. Ancak, boşanma davası açmak için
belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan
sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz.


 


V.
Akıl hastalığı


Madde
165- Eşlerden biri akıl hastası olup da bu yüzden ortak hayat diğer eş için
çekilmez hâle gelirse, hastalığın geçmesine olanak bulunmadığı resmî sağlık
kurulu raporuyla tespit edilmek koşuluyla bu eş boşanma davası açabilir.


 


VI.
Evlilik birliğinin sarsılması


Madde
166- Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek
derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası
açabilir.


Yukarıdaki
fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan
davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye
kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar
bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.


Evlilik
en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin
davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu
hâlde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek
iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî
sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi
uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde
tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu
değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların
ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz.


(Değişik dördüncü
fıkra:14/11/2024-7532/13 md.) Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle
açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği
tarihten başlayarak bir yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak
hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve
eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir.


 


B.
Dava


I.
Konusu


Madde
167- Boşanma davası açmaya hakkı olan eş, dilerse boşanma, dilerse ayrılık
isteyebilir.


 


II.
Yetki


Madde
168- Boşanma veya ayrılık davalarında yetkili mahkeme, eşlerden birinin
yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları
yer mahkemesidir.


 


III.
Geçici önlemler


Madde
169- Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince
gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine
ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re'sen alır.


 


C.
Karar


I.
Boşanma veya ayrılık


Madde
170- Boşanma sebebi ispatlanmış olursa, hâkim boşanmaya veya ayrılığa karar
verir.


Dava
yalnız ayrılığa ilişkinse, boşanmaya karar verilemez.


Dava
boşanmaya ilişkinse, ancak ortak hayatın yeniden kurulması olasılığı bulunduğu
takdirde ayrılığa karar verilebilir.


 


II.
Ayrılık süresi


Madde
171- Ayrılığa bir yıldan üç yıla kadar bir süre için karar verilebilir. Bu
süre ayrılık kararının kesinleşmesiyle işlemeye başlar.


 


III.
Ayrılık süresinin bitimi


Madde
172- Süre bitince ayrılık durumu kendiliğinden sona erer.


Ortak
hayat yeniden kurulmamışsa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.


Boşanmanın
sonuçları düzenlenirken ilk davada ispatlanmış olan olaylar ve ayrılık
süresinde ortaya çıkan durumlar göz önünde tutulur.


 


IV.
Boşanan kadının kişisel durumu


Madde
173- Boşanma hâlinde kadın, evlenme ile kazandığı kişisel durumunu korur;
ancak, evlenmeden önceki soyadını yeniden alır. Eğer kadın evlenmeden önce dul
idiyse hâkimden bekârlık soyadını taşımasına izin verilmesini isteyebilir.


Kadının,
boşandığı kocasının soyadını kullanmakta menfaati bulunduğu ve bunun kocaya bir
zarar vermeyeceği ispatlanırsa, istemi üzerine hâkim, kocasının soyadını taşımasına
izin verir.


Koca,
koşulların değişmesi hâlinde bu iznin kaldırılmasını isteyebilir.


 


V.
Boşanmada tazminat ve nafaka


1.
Maddî ve manevî tazminat


Madde
174- Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz
veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat
isteyebilir.


Boşanmaya
sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan
diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini
isteyebilir.


 


2.
Yoksulluk nafakası


Madde
175- Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak
koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka
isteyebilir.


Nafaka
yükümlüsünün kusuru aranmaz.


 


3.
Tazminat ve nafakanın ödenme biçimi


Madde
176- Maddî tazminat ve yoksulluk nafakasının toptan veya durumun gereklerine
göre irat biçiminde ödenmesine karar verilebilir.


Manevî
tazminatın irat biçiminde ödenmesine karar verilemez.


İrat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat
veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü
hâlinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen
evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat
sürmesi hâlinde mahkeme kararıyla kaldırılır.


Tarafların
malî durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde iradın
artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir.


Hâkim, istem hâlinde, irat biçiminde ödenmesine karar
verilen maddî tazminat veya nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve
ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.


 


4.
Yetki


Madde
177- Boşanmadan sonra açılacak nafaka davalarında, nafaka alacaklısının
yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir.


 


5.
Zamanaşımı


Madde
178- Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma
hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.


 


VI.
Mal rejiminin tasfiyesi


1.
Boşanma hâlinde


Madde
179- Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı olduğu rejime ilişkin hükümler
uygulanır.


 


2.
Ayrılık hâlinde


Madde
180- Ayrılığa karar verilirse mahkeme, ayrılığın süresine ve eşlerin
durumlarına göre aralarında sözleşmeyle kabul edilmiş olan mal rejiminin
kaldırılmasına karar verebilir.


 


VII.
Miras hakları


Madde 181- Boşanan eşler, bu
sıfatla birbirlerinin yasal mirasçısı olamazlar ve boşanmadan önce yapılmış
olan ölüme bağlı tasarruflarla kendilerine sağlanan hakları, aksi tasarruftan
anlaşılmadıkça, kaybederler.


(Değişik
ikinci fıkra: 31/3/2011-6217/19 md.) Boşanma davası devam ederken, ölen eşin mirasçılarından
birisinin davaya devam etmesi ve diğer eşin kusurunun ispatlanması hâlinde de
yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır.


 


VIII.
Çocuklar bakımından ana ve babanın hakları


1.
Hâkimin takdir yetkisi


Madde
182 - Mahkeme boşanma veya ayrılığa karar verirken, olanak bulundukça ana ve
babayı dinledikten ve çocuk vesayet altında ise vasinin ve vesayet makamının
düşüncesini aldıktan sonra, ana ve babanın haklarını ve çocuk ile olan kişisel
ilişkilerini düzenler.


(Ek ikinci fıkra:24/11/2021-7343/37 md.) Mahkeme, kararında kişisel ilişki düzenlemesinin
gereklerinin yerine getirilmemesi hâlinde, çocuğun menfaatine aykırı olmamak
kaydıyla velayetin değiştirilebileceğini ihtar eder.


Velâyetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk
ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve
ahlâk bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim
giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır.


Hâkim, istem hâlinde irat biçiminde ödenmesine karar
verilen bu giderlerin gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik
durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.


 


2.
Durumun değişmesi


Madde
183- Ana veya babanın başkasıyla evlenmesi, başka bir yere gitmesi veya
ölmesi gibi yeni olguların zorunlu kılması hâlinde hâkim, re'sen veya ana ve
babadan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alır.


 


D.
Boşanmada yargılama usulü


Madde
184- Boşanmada yargılama, aşağıdaki kurallar saklı kalmak üzere Hukuk Usulü
Muhakemeleri Kanununa tâbidir:


1.
Hâkim, boşanma veya ayrılık davasının dayandığı olguların varlığına vicdanen
kanaat getirmedikçe, bunları ispatlanmış sayamaz.


2. Hâkim, bu olgular hakkında gerek re'sen, gerek istem
üzerine taraflara yemin öneremez.


3.
Tarafların bu konudaki her türlü ikrarları hâkimi bağlamaz.


4.
Hâkim, kanıtları serbestçe takdir eder.


5.
Boşanma veya ayrılığın fer'î sonuçlarına ilişkin anlaşmalar, hâkim tarafından
onaylanmadıkça geçerli olmaz.


6.
Hâkim, taraflardan birinin istemi üzerine duruşmanın gizli yapılmasına karar verebilir.


 


ÜÇÜNCÜ BÖLÜM


EVLİLİĞİN GENEL
HÜKÜMLERİ


A.
Haklar ve yükümlülükler


I.
Genel olarak


Madde
185- Evlenmeyle eşler arasında evlilik birliği kurulmuş olur.


Eşler,
bu birliğin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamak ve çocukların bakımına, eğitim ve
gözetimine beraberce özen göstermekle yükümlüdürler.


Eşler
birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar.


 


II.
Konutun seçimi, birliğin yönetimi ve giderlere katılma


Madde
186- Eşler oturacakları konutu birlikte seçerler.


Birliği
eşler beraberce yönetirler.


Eşler
birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıkları ile katılırlar.


 


III.
Kadının soyadı


Madde
187- (İptal cümleler: Anayasa Mahkemesi’nin 22/2/2023 Tarihli ve
E.: 2022/155, K.: 2023/38 sayılı Kararı ile.)


 


B.
Birliğin temsili


I.
Eşlerin temsil yetkisi


Madde
188- Eşlerden her biri, ortak yaşamın devamı süresince ailenin sürekli ihtiyaçları
için evlilik birliğini temsil eder.


Ailenin
diğer ihtiyaçları için eşlerden biri, birliği ancak aşağıdaki hâllerde temsil
edebilir:


1. Diğer
eş veya haklı sebeplerle hâkim tarafından yetkili kılınmışsa,


2.
Birliğin yararı bakımından gecikmede sakınca bulunur ve diğer eşin hastalığı,
başka bir yerde olması veya benzeri sebeplerle rızası alınamazsa.


 


II.
Sorumluluk


Madde
189- Birliği temsil yetkisinin kullanıldığı hâllerde, eşler üçüncü kişilere
karşı müteselsilen sorumlu olurlar.


Eşlerden
her biri, birliği temsil yetkisi bulunmaksızın yaptığı işlemlerden kişisel
olarak sorumludur. Ancak, temsil yetkisinin üçüncü kişilerce anlaşılamayacak şekilde
aşılması hâlinde eşler müteselsilen sorumludurlar.


 


III.
Temsil yetkisinin kaldırılması veya sınırlanması


Madde
190- Eşlerden biri birliği temsil yetkisini aşar veya bu yetkiyi kullanmada
yetersiz kalırsa hâkim, diğer eşin istemi üzerine temsil yetkisini kaldırabilir
veya sınırlayabilir. İstemde bulunan eş, temsil yetkisinin kaldırıldığını veya
sınırlandığını, üçüncü kişilere sadece kişisel duyuru yoluyla bildirebilir.


Temsil
yetkisinin kaldırılmasının veya sınırlanmasının iyiniyetli üçüncü kişilere karşı
sonuç doğurması, durumun hâkimin kararıyla ilân edilmesine bağlıdır.


 


IV.
Temsil yetkisinin geri verilmesi


Madde
191- Temsil yetkisinin kaldırılmasına veya sınırlanmasına ilişkin karar,
koşullar değiştiğinde eşlerden birinin istemi üzerine hâkim tarafından değiştirilebilir.


İlk
karar ilân edilmiş ise, değişikliğe ilişkin karar da ilân olunur.


 


C.
Eşlerin meslek ve işi


Madde
192- Eşlerden her biri, meslek veya iş seçiminde diğerinin iznini almak
zorunda değildir. Ancak, meslek ve iş seçiminde ve bunların yürütülmesinde
evlilik birliğinin huzur ve yararı göz önünde tutulur.


D.
Eşlerin hukukî işlemleri


I.
Genel olarak


Madde
193- Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, eşlerden her biri diğeri ve üçüncü
kişilerle her türlü hukukî işlemi yapabilir.


 


II.
Aile konutu


Madde 194- Eşlerden biri,
diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini
feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları
sınırlayamaz.


Rızayı
sağlayamayan veya haklı bir sebep olmadan kendisine rıza verilmeyen eş, hâkimin
müdahalesini isteyebilir.


Aile
konutu olarak özgülenen taşınmaz malın maliki olmayan eş, tapu kütüğüne konutla
ilgili gerekli şerhin verilmesini tapu müdürlüğünden isteyebilir.[15]


Aile
konutu eşlerden biri tarafından kira ile sağlanmışsa, sözleşmenin tarafı
olmayan eş, kiralayana yapacağı bildirimle sözleşmenin tarafı hâline gelir ve
bildirimde bulunan eş diğeri ile müteselsilen sorumlu olur.


 


E.
Birliğin korunması


I.
Genel olarak


Madde
195 - Evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi veya
evlilik birliğine ilişkin önemli bir konuda uyuşmazlığa düşülmesi hâlinde,
eşler ayrı ayrı veya birlikte hâkimin müdahalesini isteyebilirler.


Hâkim,
eşleri yükümlülükleri konusunda uyarır; onları uzlaştırmaya çalışır ve eşlerin
ortak rızası ile uzman kişilerin yardımını isteyebilir.


Hâkim, gerektiği takdirde eşlerden birinin istemi
üzerine kanunda öngörülen önlemleri alır.


 


II.
Eşler birlikte yaşarken


Madde
196 - Eşlerden birinin istemi üzerine hâkim, ailenin geçimi için her birinin
yapacağı parasal katkıyı belirler.


Eşin
ev işlerini görmesi, çocuklara bakması, diğer eşin işinde karşılıksız çalışması,
katkı miktarının belirlenmesinde dikkate alınır.


Bu
katkılar, geçmiş bir yıl ve gelecek yıllar için istenebilir.


 


III.
Birlikte yaşamaya ara verilmesi


Madde
197 - Eşlerden biri, ortak hayat sebebiyle kişiliği, ekonomik güvenliği veya
ailenin huzuru ciddî biçimde tehlikeye düştüğü sürece ayrı yaşama hakkına
sahiptir.


Birlikte
yaşamaya ara verilmesi haklı bir sebebe dayanıyorsa hâkim, eşlerden birinin
istemi üzerine birinin diğerine yapacağı parasal katkıya, konut ve ev
eşyasından yararlanmaya ve eşlerin mallarının yönetimine ilişkin önlemleri
alır.


Eşlerden biri, haklı bir sebep olmaksızın diğerinin
birlikte yaşamaktan kaçınması veya ortak hayatın başka bir sebeple olanaksız
hâle gelmesi üzerine de yukarıdaki istemlerde bulunabilir.


Eşlerin
ergin olmayan çocukları varsa hâkim, ana ve baba ile çocuklar arasındaki
ilişkileri düzenleyen hükümlere göre gereken önlemleri alır.


 


IV.
Borçlulara ait önlemler


Madde
198 - Eşlerden biri, birliğin giderlerine katılma yükümlülüğünü yerine
getirmezse, hâkim onun borçlularına, ödemeyi tamamen veya kısmen diğer eşe
yapmalarını emredebilir.


 


V.
Tasarruf yetkisinin sınırlanması


Madde 199 - Ailenin ekonomik varlığının
korunması veya evlilik birliğinden doğan malî bir yükümlülüğün yerine
getirilmesi gerektirdiği ölçüde, eşlerden birinin istemi üzerine hâkim,
belirleyeceği malvarlığı değerleriyle ilgili tasarrufların ancak onun rızasıyla
yapılabileceğine karar verebilir.


Hâkim
bu durumda gerekli önlemleri alır.


Hâkim,
eşlerden birinin taşınmaz üzerinde tasarruf yetkisini kaldırırsa, re'sen
durumun tapu kütüğüne şerhedilmesine karar verir.


 


VI.
Durumun değişmesi


Madde
200 - Koşullar değiştiğinde hâkim, eşlerden birinin istemi üzerine kararında
gerekli değişikliği yapar veya sebebi sona ermişse alınan önlemi kaldırır.


 


VII.
Yetki


Madde 201 - Evlilik
birliğinin korunmasına yönelik önlemler konusunda yetkili mahkeme eşlerden
herhangi birinin yerleşim yeri mahkemesidir.


Eşlerin
yerleşim yerleri farklı ve her ikisi de önlem alınması isteminde bulunmuş ise,
yetkili mahkeme ilk istemde bulunanın yerleşim yeri mahkemesidir.


Önlemlerin
değiştirilmesi, tamamlanması veya kaldırılması konusunda yetkili mahkeme, önlem
kararını veren mahkemedir. Ancak, her iki eşin de yerleşim yeri değişmişse,
yetkili mahkeme eşlerden herhangi birinin yeni yerleşim yeri mahkemesidir.


 


DÖRDÜNCÜ BÖLÜM


EŞLER
ARASINDAKİ MAL REJİMİ


 


BİRİNCİ AYIRIM


GENEL HÜKÜMLER


A.
Yasal mal rejimi


Madde
202- Eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin uygulanması asıldır.


Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle kanunda belirlenen diğer
rejimlerden birini kabul edebilirler.


 


B.
Mal rejimi sözleşmesi


I.
Sözleşmenin içeriği


Madde 203- Mal rejimi
sözleşmesi, evlenmeden önce veya sonra yapılabilir. Taraflar, istedikleri mal
rejimini ancak kanunda yazılı sınırlar içinde seçebilir, kaldırabilir veya
değiştirebilirler.


 


II.
Sözleşme ehliyeti


Madde
204- Mal rejimi sözleşmesi, ancak ayırt etme gücüne sahip olanlar tarafından
yapılabilir.


Küçükler
ile kısıtlılar, yasal temsilcilerinin rızasını almak zorundadırlar.


 


III.
Sözleşmenin şekli


Madde
205- Mal rejimi sözleşmesi, noterde düzenleme veya onaylama şeklinde yapılır.
Ancak, taraflar evlenme başvurusu sırasında hangi mal rejimini seçtiklerini
yazılı olarak da bildirebilirler.


Mal
rejimi sözleşmesinin taraflarca ve gerektiğinde yasal temsilcilerince
imzalanması zorunludur.


 


C.
Olağanüstü mal rejimi


I.
Eşlerden birinin istemi ile


1.
Karar


Madde
206- Haklı bir sebep varsa hâkim, eşlerden birinin istemi üzerine, mevcut mal
rejiminin mal ayrılığına dönüşmesine karar verebilir.


Özellikle
aşağıdaki hâllerde haklı bir sebebin varlığı kabul edilir:


1.
Diğer eşe ait malvarlığının borca batık veya ortaklıktaki payının haczedilmiş
olması,


2.
Diğer eşin, istemde bulunanın veya ortaklığın menfaatlerini tehlikeye düşürmüş
olması,


3.
Diğer eşin, ortaklığın malları üzerinde bir tasarruf işleminin yapılması için
gereken rızasını haklı bir sebep olmadan esirgemesi,


4. Diğer eşin, istemde bulunan eşe malvarlığı, geliri,
borçları veya ortaklık malları hakkında bilgi vermekten kaçınması,


5.
Diğer eşin sürekli olarak ayırt etme gücünden yoksun olması.


Eşlerden
biri ayırt etme gücünden sürekli olarak yoksun ise, onun yasal temsilcisi de bu
sebebe dayanarak mal ayrılığına karar verilmesini isteyebilir.


 


2.
Yetki


Madde
207- Yetkili mahkeme eşlerden herhangi birinin yerleşim yeri mahkemesidir.


 


3.
Mal ayrılığına geçişten dönme


Madde
208- Eşler, her zaman yeni bir mal rejimi sözleşmesiyle önceki veya başka bir
mal rejimini kabul edebilirler.


Mal
ayrılığına geçişi gerektiren sebebin ortadan kalkması hâlinde hâkim, eşlerden
birinin istemi üzerine eski mal rejimine dönülmesine karar verebilir.


 


II.
Cebrî icra hâlinde


1.
İflâsta


Madde
209- Mal ortaklığını kabul etmiş olan eşlerden birinin iflâsına karar
verildiği takdirde, ortaklık kendiliğinden mal ayrılığına dönüşür.


 


2.
Hacizde


Madde 210- Mal ortaklığını
kabul etmiş eşlerden birine karşı icra takibinde bulunan alacaklı, haczin
uygulanmasında zarara uğrarsa, hâkimden mal ayrılığına karar verilmesini
isteyebilir.


Alacaklının
istemi her iki eşe yöneltilir.


Yetkili
mahkeme, borçlunun yerleşim yeri mahkemesidir.


 


3.
Eski rejime dönme


Madde
211- Alacaklı tatmin edildiği takdirde eşlerden birinin istemi üzerine hâkim,
mal ortaklığının yeniden kurulmasına karar verebilir.


Eşler,
mal rejimi sözleşmesiyle edinilmiş mallara katılma rejimini kabul edebilirler.


 


III.
Önceki rejimin tasfiyesi


Madde
212 - Mal ayrılığına geçildiği takdirde, kanunda aksine hüküm bulunmadıkça,
eşler arasında önceki mal rejiminin tasfiyesi, bu rejime ilişkin hükümlere göre
yapılır.


 


D.
Alacaklıların korunması


Madde
213 - Mal rejiminin kurulması, değiştirilmesi veya önceki rejimin tasfiyesi,
eşlerden birinin veya ortaklığın alacaklılarının, üzerinden haklarını
alabilecekleri malları sorumluluk dışında bırakamaz.


Kendisine
böyle mallar geçmiş olan eş, borçlardan kişisel olarak sorumludur; ancak, söz
konusu malların borcu ödemeye yetmediğini ispat ettiği takdirde, bu ölçüde
kendisini sorumluluktan kurtarabilir.


 


E.
Mal rejiminin tasfiyesi davalarında yetki


Madde
214 - Eşler veya mirasçılar arasında bir mal rejiminin tasfiyesine ilişkin
davalarda, aşağıdaki mahkemeler yetkilidir:


1.
Mal rejiminin ölümle sona ermesi durumunda ölenin son yerleşim yeri mahkemesi,


2.
Boşanmaya, evliliğin iptaline veya hâkim tarafından mal ayrılığına karar
verilmesi durumunda, bu davalarda yetkili olan mahkeme,


3.
Diğer durumlarda davalı eşin yerleşim yeri mahkemesi.


 


F.
Bir eşin mallarının diğeri tarafından yönetimi


Madde
215 - Eşlerden birinin açık veya örtülü olarak mallarının yönetimini diğer eşe
bırakması hâlinde, aksi kararlaştırılmış olmadıkça vekâlet hükümleri uygulanır.


 


G.
Envanter


Madde
216- Eşlerden her biri, diğerinden her zaman mallarının envanterinin resmî
senetle yapılmasını isteyebilir.


Bu envanter, malların getirilmesinden başlayarak bir yıl
içinde yapılmışsa, aksi ispatlanmış olmadıkça bu envanterin doğru olduğu kabul
edilir.


 


H.
Eşler arasındaki borçlar


Madde
217- Mal rejimi, eşler arasındaki borçların muaccel olmasını önlemez. Bununla
beraber bir borcun yerine getirilmesi, borçlu eşi evlilik birliğini tehlikeye
düşürecek derecede önemli güçlüklere sokacaksa, bu eş ödeme için süre
isteyebilir. Durum ve koşullar gerektiriyorsa, hâkim istemde bulunan eşi
güvence göstermekle yükümlü tutar.


 


İKİNCİ AYIRIM


EDİNİLMİŞ
MALLARA KATILMA


A.
Mülkiyet


I.
Kapsamı


Madde
218- Edinilmiş mallara katılma rejimi, edinilmiş mallar ile eşlerden her
birinin kişisel mallarını kapsar.


 


II.
Edinilmiş mallar


Madde 219- Edinilmiş mal, her
eşin bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği
malvarlığı değerleridir.


Bir
eşin edinilmiş malları özellikle şunlardır:


1.
Çalışmasının karşılığı olan edinimler,


2.
Sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele
yardım amacı ile kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler,


3.
Çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar,


4.
Kişisel mallarının gelirleri,


5.
Edinilmiş malların yerine geçen değerler.


 


III.
Kişisel mallar


1.
Kanuna göre


Madde
220- Aşağıda sayılanlar, kanun gereğince kişisel maldır:


1.
Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya,


2.
Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan
miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde
ettiği malvarlığı değerleri,


3.
Manevî tazminat alacakları,


4.
Kişisel mallar yerine geçen değerler.


 


2.
Sözleşmeye göre


Madde
221- Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle, bir mesleğin icrası veya işletmenin
faaliyeti sebebiyle doğan edinilmiş mallara dahil olması gereken malvarlığı
değerlerinin kişisel mal sayılacağını kabul edebilirler.


Eşler,
mal rejimi sözleşmesiyle kişisel malların gelirlerinin edinilmiş mallara dahil
olmayacağını da kararlaştırabilirler.


 


IV.
İspat


Madde
222 - Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse,
iddiasını ispat etmekle yükümlüdür.


Eşlerden
hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı mülkiyetinde
sayılır.


Bir
eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edilir.


 


B.
Yönetim, yararlanma ve tasarruf


Madde
223 - Her eş, yasal sınırlar içerisinde kişisel malları ile edinilmiş mallarını
yönetme, bunlardan yararlanma ve bunlar üzerinde tasarrufta bulunma hakkına
sahiptir.


Aksine
anlaşma olmadıkça, eşlerden biri diğerinin rızası olmadan paylı mülkiyet konusu
maldaki payı üzerinde tasarrufta bulunamaz.


 


C.
Üçüncü kişilere karşı sorumluluk


Madde
224 - Eşlerden her biri kendi borçlarından bütün malvarlığıyla sorumludur.


 


D.
Mal rejiminin sona ermesi ve tasfiye


I.
Sona erme anı


Madde 225 - Mal rejimi,
eşlerden birinin ölümü veya başka bir mal rejiminin kabulüyle sona erer.


Mahkemece
evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya mal ayrılığına
geçilmesine karar verilmesi hâllerinde, mal rejimi dava tarihinden geçerli
olmak üzere sona erer.


 


II.
Malların geri alınması ve borçlar


1.
Genel olarak


Madde
226 - Her eş, diğer eşte bulunan mallarını geri alır.


Tasfiye
sırasında, paylı mülkiyete konu bir mal varsa, eşlerden biri kanunda öngörülen
diğer olanaklardan yararlanabileceği gibi, daha üstün bir yararı olduğunu ispat
etmek ve diğerinin payını ödemek suretiyle o malın bölünmeden kendisine
verilmesini isteyebilir.


Eşler
karşılıklı borçları ile ilgili düzenleme yapabilirler.


 


2.
Değer artış payı


Madde
227 - Eşlerden biri diğerine ait bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine
veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunmuşsa,
tasfiye sırasında bu malda ortaya çıkan değer artışı için katkısı oranında alacak
hakkına sahip olur ve bu alacak o malın tasfiye sırasındaki değerine göre
hesaplanır; bir değer kaybı söz konusu olduğunda katkının başlangıçtaki değeri
esas alınır.


Böyle
bir malın daha önce elden çıkarılmış olması hâlinde hâkim, diğer eşe ödenecek
alacağı hakkaniyete uygun olarak belirler.


Eşler,
yazılı bir anlaşmayla değer artışından pay almaktan vazgeçebilecekleri gibi,
pay oranını da değiştirebilirler.


 


III.
Eşlerin paylarının hesaplanması


1.
Kişisel malların ve edinilmiş malların ayrılması


Madde
228- Eşlerin kişisel malları ile edinilmiş malları, mal rejiminin sona ermesi
anındaki durumlarına göre ayrılır.


Eşlerden birine sosyal güvenlik veya sosyal yardım
kurumlarınca yapılmış olan toptan ödemeler veya iş gücünün kaybı dolayısıyla
ödenmiş olan tazminat, toptan ödeme veya tazminat yerine ilgili sosyal güvenlik
veya sosyal yardım kurumunca uygulanan usule göre ömür boyunca irat bağlanmış
olsaydı, mal rejiminin sona erdiği tarihte bundan sonraki döneme ait iradın
peşin sermayeye çevrilmiş değeri ne olacak idiyse, tasfiyede o miktarda kişisel
mal olarak hesaba katılır.


 


2.
Eklenecek değerler


Madde
229- Aşağıda sayılanlar, edinilmiş mallara değer olarak eklenir:


1.
Eşlerden birinin mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin
rızası olmadan, olağan hediyeler dışında yaptığı karşılıksız kazandırmalar,


2.
Bir eşin mal rejiminin devamı süresince diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla
yaptığı devirler.


Bu tür kazandırma veya devirlere ilişkin uyuşmazlıklarda
mahkeme kararı, davanın kendisine ihbar edilmiş olması koşuluyla, kazandırma
veya devirden yararlanan üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir.


 


3.
Kişisel mallar ile edinilmiş mallar arasında denkleştirme


Madde
230- Bir eşin kişisel mallara ilişkin borçları edinilmiş mallardan veya
edinilmiş mallara ilişkin borçları kişisel mallarından ödenmiş ise, tasfiye
sırasında denkleştirme istenebilir.


Her
borç, ilişkin bulunduğu mal kesimini yükümlülük altına sokar. Hangi kesime ait
olduğu anlaşılamayan borç, edinilmiş mallara ilişkin sayılır.


Bir mal kesiminden diğer kesimdeki malın edinilmesine,
iyileştirilmesine veya korunmasına katkıda bulunulmuşsa, değer artması veya
azalması durumunda denkleştirme, katkı oranına ve malın tasfiye zamanındaki
değerine veya mal daha önce elden çıkarılmışsa hakkaniyete göre yapılır.


 


4.
Artık değer


Madde 231- Artık değer,
eklenmeden ve denkleştirmeden elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere her eşin
edinilmiş mallarının toplam değerinden bu mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan
sonra kalan miktardır.


Değer
eksilmesi göz önüne alınmaz.


 


IV.
Değerin belirlenmesi


1.
Sürüm değeri


Madde
232- Mal rejiminin tasfiyesinde malların sürüm değerleri esas alınır.


 


2.
Gelir değeri


a.
Genel olarak


Madde
233 - Bir eşin malik olarak bizzat işletmeye devam ettiği veya sağ kalan eş ya
da altsoyundan birinin kendisine bir bütün olarak özgülenmesini istemeye haklı
olduğu bir tarımsal işletme için değer artışından alacağı pay ve katılma
alacağı, bunların gelir değeri göz önünde tutularak hesaplanır.


Tarımsal
işletmenin maliki veya mirasçıları, diğer eşe karşı ileri sürebilecekleri değer
artışı payının veya katılma alacağının, işletmenin sadece sürüm değeri üzerinden
hesaplanmasını isteyebilir.


Değerlendirmeye
ve işletmenin kazancından mirasçılara pay ödenmesine ilişkin miras hukuku
hükümleri kıyas yoluyla uygulanır.


 


b.
Özel hâller


Madde
234- Özel hâller gerektirdiği takdirde hesaplanan değer, uygun bir miktarda
artırılabilir.


Özellikle
sağ kalan eşin geçim koşulları, tarımsal işletmenin alım değeri, ayrıca
tarımsal işletme kendisine ait olan eşin yaptığı yatırımlar veya malî durumu
özel hâllerden sayılır.


 


3.
Değerlendirme anı


Madde 235- Mal rejiminin
sona erdiği sırada mevcut olan edinilmiş mallar, tasfiye anındaki değerleriyle
hesaba katılırlar.


Edinilmiş
mallara hesapta eklenecek olanların değeri, malın devredildiği tarih esas
alınarak hesaplanır.


 


V.
Artık değere katılma


1.
Kanuna göre


Madde
236- Her eş veya mirasçıları, diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak
sahibi olurlar. Alacaklar takas edilir.


Zina
veya hayata kast nedeniyle boşanma hâlinde hâkim, kusurlu eşin artık değerdeki
pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar
verebilir.


 


2.
Sözleşmeye göre


a.
Genel olarak


Madde
237- Artık değere katılmada mal rejimi sözleşmesiyle başka bir esas kabul
edilebilir.


Bu tür anlaşmalar, eşlerin ortak olmayan çocuklarının ve
onların altsoylarının saklı paylarını zedeleyemez.


 


b.
İptal, boşanma veya mahkeme kararıyla mal ayrılığında


Madde
238- Mahkemece evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya
mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi hâllerinde, kanundaki artık değere
katılmaya ilişkin düzenlemeden farklı anlaşmalar, ancak mal rejimi
sözleşmesinde bunun açıkça öngörülmüş olması hâlinde geçerlidir.


 


VI.
Katılma alacağının ve değer artış payının ödenmesi


1.
Ödeme ve ertelenmesi


Madde
239- Katılma alacağı ve değer artış payı ayın veya para olarak ödenebilir.
Aynî ödemede malların sürüm değeri esas alınır; bir mesleğin icrasına ayrılmış
birimler ile işletmelerin ekonomik bütünlüğü gözetilir.


Katılma
alacağının ve değer artış payının derhâl ödenmesi kendisi için ciddî güçlükler
doğuracaksa, borçlu eş ödemelerinin uygun bir süre ertelenmesini isteyebilir.


Aksine
anlaşma yoksa, tasfiyenin sona ermesinden başlayarak katılma alacağına ve değer
artış payına faiz yürütülür; durum ve koşullar gerektiriyorsa ayrıca borçludan
güvence istenebilir.


 


2.
Aile konutu ve ev eşyası


Madde
240- Sağ kalan eş, eski yaşantısını devam ettirebilmesi için, ölen eşine ait
olup birlikte yaşadıkları konut üzerinde kendisine katılma alacağına mahsup
edilmek, yetmez ise bedel eklenmek suretiyle intifa veya oturma hakkı
tanınmasını isteyebilir; mal rejimi sözleşmesiyle kabul edilen başka
düzenlemeler saklıdır.


Sağ kalan eş, aynı koşullar altında ev eşyası üzerinde
kendisine mülkiyet hakkı tanınmasını isteyebilir.


Haklı
sebeplerin varlığı hâlinde, sağ kalan eşin veya ölen eşin yasal mirasçılarının
istemiyle intifa veya oturma hakkı yerine, konut üzerinde mülkiyet hakkı tanınabilir.


Sağ
kalan eş, mirasbırakanın bir meslek veya sanat icra ettiği ve altsoyundan
birinin aynı meslek veya sanatı icra etmesi için gerekli olan bölümlerde bu
hakları kullanamaz. Tarımsal taşınmazlara ilişkin miras hukuku hükümleri
saklıdır.


 


3.
Üçüncü kişilere karşı dava


Madde 241- Tasfiye
sırasında, borçlu eşin malvarlığı veya terekesi, katılma alacağını
karşılamadığı takdirde, alacaklı eş veya mirasçıları, edinilmiş mallarda hesaba
katılması gereken karşılıksız kazandırmaları bunlardan yararlanan üçüncü
kişilerden eksik kalan miktarla sınırlı olarak isteyebilir.


Dava
hakkı, alacaklı eş veya mirasçılarının haklarının zedelendiğini öğrendikleri
tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde mal rejiminin sona ermesinin üzerinden
beş yıl geçmekle düşer.


Yukarıdaki
fıkra hükümleri ve yetki kuralları dışında mirastaki tenkis davasına ilişkin
hükümler kıyas yoluyla uygulanır.


 


ÜÇÜNCÜ AYIRIM


MAL AYRILIĞI


A.
Yönetim, yararlanma ve tasarruf


Madde
242- Mal ayrılığı rejiminde eşlerden her biri, yasal sınırlar içerisinde
kendi malvarlığı üzerinde yönetim, yararlanma ve tasarruf haklarını korur.


 


B.
Diğer hükümler


Madde
243- İspat, borçlardan sorumluluk ve paylı mülkün özgülenmesi konularında
paylaşmalı mal ayrılığı rejimine ilişkin hükümler uygulanır.


 


DÖRDÜNCÜ AYIRIM


PAYLAŞMALI MAL
AYRILIĞI


A.
Yönetim, yararlanma ve tasarruf


I.
Genel olarak


Madde
244- Eşlerden her biri, yasal sınırlar içerisinde kendi malvarlığı üzerinde
yönetim, yararlanma ve tasarruf haklarını korur.


 


II.
İspat


Madde
245- Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse,
iddiasını ispat etmekle yükümlüdür.


Eşlerden
hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı mülkiyetinde
sayılır.


 


B.
Borçlardan sorumluluk


Madde
246- Eşlerden her biri, kendi borçlarından bütün malvarlığıyla sorumludur.


 


C.
Mal rejiminin sona ermesi ve tasfiye


I.
Sona erme anı


Madde 247- Mal rejimi,
eşlerden birinin ölümü veya başka bir mal rejiminin kabulüyle sona erer.


Mahkemece evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona
erdirilmesine veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi hâllerinde de,
mal rejimi dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer.


 


II.
Malların geri alınması ve paylı malın verilmesi


1.
Genel olarak


Madde
248- Her eş, diğer eşte bulunan mallarını geri alır.


Paylaşmalı
mal ayrılığı rejimi sona erdiğinde, üstün yararı olduğunu ispat eden eş, diğer
önlemler yanında, eşine payının ödeme günündeki karşılığını vermek suretiyle
paylı mülkiyetteki malın kendisine verilmesini isteyebilir.


 


2.
Katkıdan doğan hak


Madde
249- Eşlerden biri diğerine ait olup, paylaştırma dışı kalan bir malın
edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık
almaksızın katkıda bulunmuşsa; mal rejiminin sona ermesi hâlinde, katkısı
oranında hakkaniyete uygun bir bedel ödenmesini isteyebilir.


Aynı
istem, paylaştırma dışı kalan malın yerine geçen değerler için de geçerlidir.


 


III.
Aileye özgülenen mallar


1.
Kural


Madde
250- Eşlerden biri tarafından paylaşmalı mal ayrılığı rejiminin kurulmasından
sonra edinilmiş olup ailenin ortak kullanım ve yararlanmasına özgülenmiş mallar
ile ailenin ekonomik geleceğini güvence altına almaya yönelik yatırımlar veya
bunların yerine geçen değerler, mal rejiminin sona ermesi hâlinde eşler
arasında eşit olarak paylaşılır. Paylaştırmada işletmelerin ekonomik bütünlüğü
gözetilir.


Manevî
tazminat alacakları, miras yoluyla edinilen mallar ile karşılıksız kazandırmada
bulunanın açık iradesinden aksi anlaşılmadıkça, sağlararası veya ölüme bağlı
tasarruflarla edinilen mallar hakkında bu hüküm uygulanmaz.


 


2.
Paylaşmaya aykırı davranışlar


Madde 251- Eşlerden biri,
diğer eşin payını azaltmak kastıyla paylaşmadan önce bir malı karşılıksız
olarak elden çıkardığı takdirde hâkim, diğer eşin alacağı denkleştirme bedelini
hakkaniyete uygun olarak belirler.


Mal
rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan olağan
hediyeler dışında yapılan karşılıksız kazandırmaların bu eşin payını azaltmak
kastıyla yapıldığı varsayılır.


Bu
tür kazandırmalara ilişkin uyuşmazlıklarda mahkeme kararı, davanın kendisine
ihbar edilmiş olması koşuluyla, kazandırmadan yararlanan üçüncü kişilere karşı
da ileri sürülebilir.


 


3.
Paylaştırma isteminin reddi


Madde
252- Zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hâlinde hâkim, kusurlu eşin
payının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar
verebilir.


 


4.
Paylaştırma yöntemi


Madde 253- Paylaştırmanın
ayın olarak yapılması asıldır. Buna olanak yoksa bedel eklemek suretiyle paylar
denkleştirilir. Eşlerden birinin diğerine ödeyeceği bedel, malların tasfiye
anındaki sürüm değerlerine göre hesaplanır. Bu hesaplamada paylaşım konusu
malların edinilmesinden doğan borçlar indirilir.


Denkleştirme
bedelinin derhal ödenmesi kendisi için ciddî güçlükler doğuracaksa, borçlu eş
ödemelerin uygun bir süre ertelenmesini isteyebilir.


Aksine
anlaşma yoksa, tasfiyenin sona ermesinden başlayarak denkleştirme bedeline faiz
yürütülür; durum ve koşullar gerektiriyorsa ayrıca borçludan güvence
istenebilir.


 


IV.
Aile konutu ve ev eşyası


1.
İptal veya boşanma hâlinde


Madde
254- Evliliğin iptal veya boşanma kararıyla sona erdirilmesi hâlinde, ailenin
ortak kullanımına özgülenmiş ve eşler arasında eşit olarak paylaşma konusu olan
konutta kalmaya ve ev eşyasını kullanmaya hangisinin devam edeceği konusunda
eşler anlaşabilirler. Konutta kalma hakkını elde eden eş, bu hakkın tapu
kütüğüne şerh edilmesini isteyebilir.


Eşlerin aile konutunda kimin kalmaya ve ev eşyasını
kimin kullanmaya devam edeceği konusunda anlaşamamaları hâlinde, hakkaniyet
gerektiriyorsa hâkim, olayın özelliklerini, eşlerin ekonomik ve sosyal
durumlarını ve varsa çocukların menfaatlerini göz önünde bulundurarak bu hakka
hangisinin sahip olacağına iptal veya boşanma kararıyla birlikte re'sen karar
verir; bu kararında kalma ve kullanma süresini belirleyerek tapu kütüğüne şerhi
için tapu memurluğuna bildirir.


Hâkim
aksine karar vermedikçe hak, belirlenen sürenin bitiminde kendiliğinden sona
erer. Ancak, bu süre sona ermeden yararlanan tarafın durumunda değişiklik
olması hâlinde, diğer taraf hâkimden, kararın gözden geçirilmesini isteyebilir.


Eşler konutta kira ile oturuyorlarsa hâkim, gerektiğinde
konutta kiracı sıfatı taşımayan eşin kalmasına karar verebilir. Bu durumda,
kiralayanın sözleşmeden doğan haklarını güvenceye almak için gerekli düzenleme
yapılmasına iptal veya boşanma kararıyla birlikte re'sen karar verilir.


 


2.
Ölüm hâlinde


Madde
255- Eşlerden birinin ölümü hâlinde, paylaşma konusu olan mallar arasında ev
eşyası veya eşlerin birlikte yaşadıkları konut varsa; sağ kalan eş, bunlar
üzerinde kendisine miras ve paylaşmadan doğan hakkına mahsup edilmek ve
yetmezse bir bedel eklenmek suretiyle mülkiyet hakkı tanınmasını isteyebilir.


Haklı
sebeplerin varlığı hâlinde sağ kalan eşin veya ölenin diğer yasal mirasçılardan
birinin istemi üzerine, mülkiyet yerine intifa veya oturma hakkı tanınmasına da
karar verilebilir.


Sağ
kalan eş, mirasbırakanın bir meslek veya sanat icra ettiği ve altsoyundan
birinin aynı meslek veya sanatı icra etmesi için gerekli olan bölümlerde bu
hakları kullanamaz. Tarımsal taşınmazlara ilişkin miras hükümleri saklıdır.


 


BEŞİNCİ AYIRIM


MAL ORTAKLIĞI


A.
Mülkiyet


I.
Kapsamı


Madde
256- Mal ortaklığı rejimi, ortaklık malları ile eşlerin kişisel mallarını
kapsar.


 


II.
Ortaklık malları


1.
Genel mal ortaklığı


Madde
257- Genel mal ortaklığında eşlerin kanun gereğince kişisel mal sayılanlar
dışındaki malları ile gelirleri ortaklık mallarını oluşturur.


Eşler,
ortaklık mallarına bölünmemiş bir bütün olarak sahip olurlar.


Hiçbir
eş, ortaklık payı üzerinde tek başına tasarruf hakkına sahip değildir.


 


2.
Sınırlı mal ortaklığı


a.
Edinilmiş mallarda ortaklık


Madde
258- Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle sadece edinilmiş mallardan oluşan bir
ortaklık kabul edebilirler.


Kişisel
malların gelirleri de bu ortaklığa dahildir.


 


b.
Diğer mal ortaklıkları


Madde
259 - Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle belirli malvarlığı değerlerini veya
türlerini, özellikle taşınmaz malları, bir eşin kazancını, bir meslek veya
sanat icrası için kullandığı malları ortaklık dışında tutabilirler.


Aksi
sözleşmede öngörülmedikçe bu malların gelirleri ortaklığa dahil değildir.


 


III.
Kişisel mallar


Madde 260- Kişisel mallar, mal
rejimi sözleşmesi, üçüncü kişinin karşılıksız kazandırması veya kanunla
belirlenir.


Eşlerden
her birinin sadece kişisel kullanımına ayrılmış olan eşyası ile manevî tazminat
alacakları kanundan dolayı kişisel malıdır.


Bir eşin saklı pay olarak isteyebileceği malvarlığı
değerleri, mal rejimi sözleşmesiyle ortaklığa dahil edildiği ölçüde,
mirasbırakanları tarafından kendisine kişisel mal olarak kazandırılamaz.


 


IV.
İspat


Madde 261- Bir eşin kişisel
malı olduğu ispatlanmadıkça tüm malvarlığı değerleri ortaklık malı sayılır.


 


B.
Yönetim ve tasarruf


I.
Ortaklık mallarında


1.
Olağan yönetim


Madde
262- Eşler, ortaklık mallarını evlilik birliğinin yararına uygun olarak
yönetirler.


Olağan
yönetim sınırları içinde her eş, ortaklığı yükümlülük altına sokabilir ve ortak
mallarda tasarrufta bulunabilir.


 


2.
Olağanüstü yönetim


Madde
263- Olağan yönetim dışında kalan konularda eşler, ancak birlikte veya biri
diğerinin rızasını almak suretiyle ortaklığı yükümlülük altına sokabilir veya
mallarda tasarrufta bulunabilir.


Rızanın
bulunmadığını bilmeyen veya bilecek durumda olmayan üçüncü kişiler için bu rıza
var sayılır.


Evlilik
birliğinin temsiline ilişkin hükümler saklıdır.


 


3.
Ortaklık malları ile meslek veya sanat icrası


Madde
264- Eşlerden biri, diğerinin rızasıyla ortaklık mallarını kullanarak, tek
başına bir meslek veya sanat icra ederse, bu meslek veya sanata ilişkin bütün hukukî
işlemleri yapabilir.


 


4.
Mirasın kabulü veya reddi


Madde
265- Eşlerden biri, diğerinin rızası olmaksızın ortaklık mallarına girecek
olan bir mirası reddemeyeceği gibi, tereke borca batıksa mirası kabul de
edemez.


Diğer eşin rızasının alınmasına olanak bulunamazsa veya
bu konudaki istem onun tarafından haklı sebep olmaksızın reddedilirse, istem
sahibi eş kendi yerleşim yeri mahkemesine başvurabilir.


 


5.
Sorumluluk ve yönetim giderleri


Madde
266- Mal ortaklığının sona ermesi hâlinde, eşlerden her biri ortaklık malıyla
ilgili işlemlerden dolayı vekil gibi sorumludur.


Yönetim
giderleri ortaklık mallarından karşılanır.


 


II.
Kişisel mallar


Madde
267- Eşlerden her biri, yasal sınırlar içerisinde kendi kişisel mallarını
yönetme ve bunlar üzerinde tasarrufta bulunma hakkına sahiptir.


Kişisel
mallara giren gelirler varsa, yönetim giderleri bu gelirlerden karşılanır.


 


C.
Üçüncü kişilere karşı sorumluluk


I.
Ortaklık borçları


Madde
268- Eşlerden her biri, aşağıdaki borçlardan kişisel malları ve ortaklık
mallarıyla sorumludur:


1.
Evlilik birliğini temsil veya ortaklık mallarını yönetme yetkisine dayanarak
yapılan borçlardan,


2.
Ortaklık mallarını veya ortaklık mallarına giren gelirleri kullanarak bir
meslek veya sanatın icra edilmesi nedeniyle yapılan borçlardan,


3.
Diğer eş için de kişisel sorumluluk doğuran borçlardan,


4.
Kişisel mal yanında ortaklık mallarının da sorumlu olacağı hususunda eşlerin üçüncü
kişilerle anlaşarak yaptığı borçlardan.


 


II.
Kişisel borçlar


Madde
269- Her eş, diğer bütün borçlardan kendi kişisel mallarıyla ve ortaklık
mallarının değerinin yarısı kadarıyla sorumlu tutulur.


Ortaklığın
zenginleşmesinden kaynaklanan istemler saklıdır.


 


D.
Eşler arasındaki borçlar


Madde
270 - Mal rejimi eşler arasındaki borçların muaccel olmasını önlemez. Bununla
beraber bir borcun yerine getirilmesi borçlu eşi, evlilik birliğini tehlikeye
düşürecek derecede önemli güçlüklere sokacaksa, bu eş ödeme için süre
isteyebilir. Durum ve koşullar gerektiriyorsa hâkim, istemde bulunan eşi
güvence göstermekle yükümlü tutar.


 


E.
Mal rejiminin sona ermesi ve tasfiye


I.
Sona erme anı


Madde
271 - Mal rejimi eşlerden birinin ölümü, diğer bir mal rejiminin kabul edilmesi
veya eşlerden biri hakkında iflâsın açılmasıyla son bulur.


Mahkemece
evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya mal ayrılığına geçilmesine
karar verilmesi hâllerinde, mal rejimi dava tarihinden geçerli olmak üzere sona
erer.


Ortaklık
mallarıyla kişisel malların kapsamının belirlenmesinde mal ortaklığının sona
erdiği tarih esas alınır.


 


II.
Kişisel mala ekleme


Madde
272 - Eşlerden birine sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurumlarınca yapılmış
olan toptan ödemeler veya iş gücünün kaybı dolayısıyla ödenmiş olan tazminat,
toptan ödeme veya tazminat yerine ilgili sosyal güvenlik veya sosyal yardım
kurumunca uygulanan usule göre ömür boyunca irat bağlanmış olsaydı, mal
rejiminin sona erdiği tarihte bundan sonraki döneme ait iradın peşin sermayeye
çevrilmiş değeri ne olacak idiyse, tasfiyede o miktarda kişisel mal olarak
hesaba katılır.


 


III.
Kişisel mal ile ortaklık malı arasındaki denkleştirme


Madde 273 - Bir eşin kişisel
mallara ilişkin borçları, ortaklık mallarından veya ortaklık mallarına ilişkin
borçları kişisel mallarından ödenmiş ise; tasfiye sırasında denkleştirme
istenebilir.


Her
borç, ilişkin bulunduğu mal kesimini yükümlülük altına sokar. Hangi kesime ait
olduğu anlaşılamayan borç ortaklık mallarına ilişkin sayılır.


 


IV.
Değer artış payı


Madde
274- Bir eşin kişisel malı veya ortaklık malıyla bir başka mal kesimine giren
malvarlığı değerinin edinilmesi, iyileştirilmesi veya korunmasına katkıda
bulunulmuşsa, edinilmiş mallara katılma rejiminde değer artış payına ilişkin hükümler
uygulanır.


 


V.
Değer belirlenmesi


Madde
275 - Mal rejimi sona erince, mevcut ortaklık mallarının değerlendirilmesinde
tasfiye anı esas alınır.


 


VI.
Paylaşma


1.
Ölüm veya diğer bir mal rejiminin kabulü hâlinde


Madde
276- Eşlerden birinin ölümü veya diğer bir mal rejiminin kabulü sebebiyle mal
ortaklığının sona ermesi hâlinde, her eşe veya mirasçılarına ortaklık
mallarının yarısı verilir.


Mal
rejimi sözleşmesiyle başka bir paylaşma oranı kararlaştırılabilir.


Bu
tür anlaşmalar altsoyun saklı paylarını zedeleyemez.


 


2.
Diğer hâllerde


Madde
277- Boşanma veya evliliğin iptali sebebiyle ya da kanun veya mahkeme kararı
gereğince mal ayrılığına geçiş hâllerinde, her eş edinilmiş mallara katılma
rejiminde kendi kişisel malı sayılacak olanları ortaklık mallarından geri alır.


Geri
kalan ortaklık malları eşler arasında yarı yarıya paylaşılır.


Yasal
paylaşmanın değiştirilmesine ilişkin anlaşmalar, ancak mal rejimi sözleşmesinde
bunun açıkça öngörülmüş olması hâlinde geçerlidir.


 


VII.
Paylaşma usulü


1.
Kişisel mallar


Madde
278- Mal ortaklığının eşlerden birinin ölümüyle sona ermesi hâlinde sağ kalan
eş, edinilmiş mallara katılma rejiminde kişisel malı sayılabilecek olanların
payına mahsuben kendisine verilmesini isteyebilir.


 


2.
Aile konutu ve ev eşyası


Madde
279- Eşlerin birlikte yaşadıkları konut veya ev eşyası ortaklık mallarına
dahil ise, sağ kalan eş, payına mahsuben bunların mülkiyetinin kendisine
verilmesini isteyebilir.


Haklı
sebeplerin varlığı hâlinde, sağ kalan eş veya ölenin diğer yasal mirasçılarının
istemiyle bunlar üzerinde mülkiyet yerine intifa veya oturma hakkı tanınabilir.


Mal
ortaklığı rejiminin ölüm dışındaki bir sebeple son bulması hâlinde, eşlerden
her biri, üstün bir yararının varlığını ispat etmek suretiyle aynı istemleri
ileri sürebilir.


 


3.
Diğer malvarlığı değerleri


Madde
280- Bir eş, üstün bir yararının varlığını ispat etmek suretiyle diğer
malvarlığı değerlerinin de payına mahsuben kendisine verilmesini isteyebilir.


 


4.
Diğer paylaşma kuralları


Madde
281- Diğer hâllerde paylı mülkiyet ve mirasın paylaşılmasına ilişkin hükümler
kıyas yoluyla uygulanır.


 


İKİNCİ KISIM


HISIMLIK


 


BİRİNCİ BÖLÜM


SOYBAĞININ
KURULMASI


 


BİRİNCİ AYIRIM


GENEL HÜKÜMLER


A.
Genel olarak soybağının kurulması


Madde
282- Çocuk ile ana arasında soybağı doğumla kurulur.


Çocuk
ile baba arasında soybağı, ana ile evlilik, tanıma veya hâkim hükmüyle kurulur.


Soybağı
ayrıca evlât edinme yoluyla da kurulur.


 


B.
Davada yetki ve yargılama usulü


I.
Yetki


Madde
283 - Soybağına ilişkin davalar, taraflardan birinin dava veya doğum sırasındaki
yerleşim yeri mahkemesinde açılır.


 


II.
Yargılama usulü


Madde
284- Soybağına ilişkin davalarda, aşağıdaki kurallar saklı kalmak kaydıyla
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu uygulanır:


1.
Hâkim maddî olguları re'sen araştırır ve kanıtları serbestçe takdir eder.


2.
Taraflar ve üçüncü kişiler, soybağının belirlenmesinde zorunlu olan ve
sağlıkları yönünden tehlike yaratmayan araştırma ve incelemelere rıza
göstermekle yükümlüdürler. Davalı, hâkimin öngördüğü araştırma ve incelemeye
rıza göstermezse, hâkim, durum ve koşullara göre bundan beklenen sonucu, onun
aleyhine doğmuş sayabilir.


 


İKİNCİ AYIRIM


KOCANIN
BABALIĞI


A.
Babalık karinesi


Madde
285 - Evlilik devam ederken veya evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz
gün içinde doğan çocuğun babası kocadır.


Bu
süre geçtikten sonra doğan çocuğun kocaya bağlanması, ananın evlilik sırasında
gebe kaldığının ispatıyla mümkündür.


Kocanın
gaipliğine karar verilmesi hâlinde üçyüz günlük süre, ölüm tehlikesi veya son
haber tarihinden işlemeye başlar.


 


B.
Soybağının reddi


I.
Dava hakkı


Madde
286 – (Değişik:7/11/2024-7531/9 md.)


Koca,
ana veya çocuk soybağının reddi davasını açarak babalık karinesini çürütebilir.
Bu dava, dava açma hakkına sahip diğer kişilere karşı açılır.


 


II.
İspat


1.
Evlilik içinde ana rahmine düşme


Madde
287- Çocuk evlilik içinde ana rahmine düşmüşse davacı, kocanın baba
olmadığını ispat etmek zorundadır.


Evlenmeden
başlayarak en az yüzseksen gün geçtikten sonra ve evliliğin sona ermesinden
başlayarak en fazla üçyüz gün içinde doğan çocuk evlilik içinde ana rahmine
düşmüş sayılır.


 


2.
Evlenmeden önce veya ayrı yaşama sırasında ana rahmine düşme


Madde
288 - Çocuk, evlenmeden önce veya ayrı yaşama sırasında ana rahmine düşmüşse,
davacının başka bir kanıt getirmesi gerekmez.


Ancak,
gebe kalma döneminde kocanın karısı ile cinsel ilişkide bulunduğu konusunda
inandırıcı kanıtlar varsa, kocanın babalığına ilişkin karine geçerliliğini
korur.


 


III.
Hak düşürücü süreler


Madde
289- Koca, davayı, doğumu ve baba olmadığını veya ananın gebe kaldığı sırada
başka bir erkek ile cinsel ilişkide bulunduğunu öğrendiği tarihten başlayarak
bir yıl, (…)[16] içinde açmak zorundadır.


Ana
doğumdan, çocuk ise ergin olduğu tarihten başlayarak en geç bir yıl içinde dava
açmak zorundadır.[17]


Gecikme
haklı bir sebebe dayanıyorsa, bir yıllık süre bu sebebin ortadan kalktığı
tarihte işlemeye başlar.


 


C.
Karinelerin çakışması


Madde
290- Çocuk evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz gün içinde doğmuş ve
ana da bu arada yeniden evlenmiş olursa, ikinci evlilikteki koca baba sayılır.


Bu
karine çürütülürse ilk evlilikteki koca baba sayılır.


 


D.
Diğer ilgililerin dava hakkı


Madde 291- (Değişik birinci fıkra:7/11/2024-7531/11 md.) Dava
açma süresinin geçmesinden önce kocanın ölmesi veya gaipliğine karar verilmesi
ya da sürekli olarak ayırt etme gücünü kaybetmesi hâllerinde baba olduğunu
iddia eden kişi, kocanın altsoyu, anası veya babası, doğumu ve kocanın ölümünü,
sürekli olarak ayırt etme gücünü kaybettiğini veya hakkında gaiplik kararı
alındığını öğrenmelerinden başlayarak bir yıl içinde soybağının reddi
davasını açabilir.


Ergin
olmayan çocuğa atanacak kayyım, atama kararının kendisine tebliğinden başlayarak
bir yıl, (…)[18] içinde soybağının reddi davasını açar.


Kocanın
açacağı soybağının reddi davasına ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır.


 


E.
Sonradan evlenme


I.
Koşulu


Madde
292- Evlilik dışında doğan çocuk, ana ve babasının birbiriyle evlenmesi hâlinde
kendiliğinden evlilik içinde doğan çocuklara ilişkin hükümlere tâbi olur.


 


II.
Bildirim


Madde
293- Eşler, evlilik dışında doğmuş olan ortak çocuklarını, evlenme sırasında
veya evlenmeden sonra, yerleşim yerlerindeki veya evlenmenin yapıldığı yerdeki
nüfus memuruna bildirmek zorundadırlar.


Bildirimin
yapılmamış olması, çocuğun evlilik içinde doğan çocuklara ilişkin hükümlere
tâbi olmasını engellemez.


Daha
önce tanıma veya babalığa hükümle soybağı kurulmuş çocukların ana ve babası
birbiriyle evlenince, nüfus memuru re'sen gerekli işlemi yapar.


 


III.
İtiraz ve iptal


Madde 294- Ana ve babanın
yasal mirasçıları, çocuk ve Cumhuriyet savcısı sonradan evlenme yoluyla
soybağının kurulmasına itiraz edebilirler. İtiraz eden, kocanın baba olmadığını
ispatla yükümlüdür.


Çocuğun
altsoyu da, çocuğun ölmüş ya da ayırt etme gücünü sürekli olarak kaybetmiş
olması hâlinde itiraz hakkına sahiptir.


Tanımanın
iptaline ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır.


 


ÜÇÜNCÜ AYIRIM


TANIMA VE BABALIK
HÜKMÜ


A.
Tanıma


I.
Koşulları ve şekli


Madde
295- Tanıma, babanın, nüfus memuruna veya mahkemeye yazılı başvurusu ya da
resmî senette veya vasiyetnamesinde yapacağı beyanla olur.


Tanıma
beyanında bulunan kimse küçük veya kısıtlı ise, veli veya vasisinin de rızası
gereklidir.


Başka
bir erkek ile soybağı bulunan çocuk, bu bağ geçersiz kılınmadıkça tanınamaz.


 


II.
Bildirim


Madde
296- Beyanda bulunulan nüfus memuru, sulh hâkimi, noter veya vasiyetnameyi
açan hâkim, tanımayı babanın ve çocuğun kayıtlı bulunduğu nüfus memurluklarına
bildirir.


Çocuğun
kayıtlı bulunduğu nüfus memurluğu da tanımayı çocuğa, anasına, çocuk vesayet
altında ise vesayet makamına bildirir.


 


III.
İptal davası


1.
Tanıyanın dava hakkı


Madde 297- Tanıyan, yanılma,
aldatma veya korkutma sebebiyle tanımanın iptalini dava edebilir.


İptal
davası anaya ve çocuğa karşı açılır.


 


2.
İlgililerin dava hakkı


a.
Genel olarak


Madde
298- Ana, çocuk ve çocuğun ölümü hâlinde altsoyu, Cumhuriyet savcısı, Hazine
ve diğer ilgililer tanımanın iptalini dava edebilirler.


Dava
tanıyana, tanıyan ölmüşse mirasçılarına karşı açılır.


 


b.
İspat yükü


Madde
299- Davacı, tanıyanın baba olmadığını ispatla yükümlüdür.


Ana
veya çocuk tarafından tanıyanın baba olmadığı iddiasıyla açılan iptal davasında
ispat yükü, tanıyanın, gebe kalma döneminde ana ile cinsel ilişkide bulunduğuna
ilişkin inandırıcı kanıtları göstermesinden sonra doğar.


 


3.
Hak düşürücü süreler


Madde 300- Tanıyanın dava
hakkı, iptal sebebinin öğrenildiği veya korkunun etkisinin ortadan kalktığı tarihten
başlayarak bir yıl ve her hâlde tanımanın üzerinden beş yıl geçmekle düşer.


İlgililerin
dava hakkı, davacının tanımayı ve tanıyanın çocuğun babası olamayacağını
öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde tanımanın üzerinden beş yıl
geçmekle düşer.


Çocuğun
dava hakkı, ergin olmasından başlayarak bir yıl geçmekle düşer.


Yukarıdaki
süreler geçtiği hâlde gecikmeyi haklı kılan sebep varsa, sebebin ortadan
kalkmasından başlayarak bir ay içinde dava açılabilir.


 


B.
Babalık hükmü


I.
Dava hakkı


Madde
301- Çocuk ile baba arasındaki soybağının mahkemece belirlenmesini ana ve
çocuk isteyebilirler.


Dava
babaya, baba ölmüşse mirasçılarına karşı açılır.


Babalık
davası, Cumhuriyet savcısına ve Hazineye; dava ana tarafından açılmışsa kayyıma;
kayyım tarafından açılmışsa anaya ihbar edilir.


 


II.
Karine


Madde
302- Davalının, çocuğun doğumundan önceki üçyüzüncü gün ile yüzsekseninci gün
arasında ana ile cinsel ilişkide bulunmuş olması, babalığa karine sayılır.


Bu
sürenin dışında olsa bile fiilî gebe kalma döneminde davalının ana ile cinsel
ilişkide bulunduğu tespit edilirse aynı karine geçerli olur.


Davalı,
çocuğun babası olmasının olanaksızlığını veya bir üçüncü kişinin baba olma
olasılığının kendisininkinden daha fazla olduğunu ispatlarsa karine
geçerliliğini kaybeder.


 


III.
Hak düşürücü süreler


Madde
303- Babalık davası, çocuğun doğumundan önce veya sonra açılabilir. Ananın
dava hakkı, doğumdan başlayarak bir yıl geçmekle düşer.


(İptal
ikinci fıkra: Anayasa Mahkemesi’nin 27/10/2011 tarihli ve E.: 2010/71, K.: 2011/143
sayılı Kararı ile.)


Çocuk
ile başka bir erkek arasında soybağı ilişkisi varsa, bir yıllık süre bu
ilişkinin ortadan kalktığı tarihte işlemeye başlar.


Bir
yıllık süre geçtikten sonra gecikmeyi haklı kılan sebepler varsa, sebebin
ortadan kalkmasından başlayarak bir ay içinde dava açılabilir.[19]


 


IV.
Ananın malî hakları


Madde
304- Ana, babalık davası ile birlikte veya ayrı olarak baba veya
mirasçılarından aşağıdaki giderlerin karşılanmasını isteyebilir:


1.
Doğum giderleri,


2.
Doğumdan önceki ve sonraki altışar haftalık geçim giderleri,


3.
Gebelik ve doğumun gerektirdiği diğer giderler.


Çocuk
ölü doğmuş olsa bile hâkim, bu giderlerin karşılanmasına karar verebilir.


Üçüncü
kişiler veya sosyal güvenlik kuruluşlarınca anaya yapılan ödemeler, hakkaniyet
ölçüsünde tazminattan indirilir.


 


DÖRDÜNCÜ AYIRIM


EVLÂT EDİNME


A.
Küçüklerin evlât edinilmesi


I.
Genel koşulları


Madde
305- Bir küçüğün evlât edinilmesi, evlât edinen tarafından bir yıl süreyle bakılmış
ve eğitilmiş olması koşuluna bağlıdır.


Evlât edinmenin her hâlde küçüğün yararına bulunması ve
evlât edinenin diğer çocuklarının yararlarının hakkaniyete aykırı bir biçimde
zedelenmemesi de gerekir.


 


II.
Birlikte evlât edinme


Madde 306- Eşler, ancak
birlikte evlât edinebilirler; evli olmayanlar birlikte evlât edinemezler.


Eşlerin en az beş yıldan beri evli olmaları veya otuz
yaşını doldurmuş bulunmaları gerekir.


Eşlerden
biri, en az iki yıldan beri evli olmaları veya kendisinin otuz yaşını doldurmuş
bulunması koşuluyla diğerinin çocuğunu evlât edinebilir.


 


III.
Tek başına evlât edinme


Madde
307- Evli olmayan kişi otuz yaşını doldurmuş ise tek başına evlât edinebilir.


Otuz
yaşını doldurmuş olan eş, diğer eşin ayırt etme gücünden sürekli olarak
yoksunluğu veya iki yılı aşkın süreden beri nerede olduğunun bilinmemesi ya da
mahkeme kararıyla iki yılı aşkın süreden beri eşinden ayrı yaşamakta olması
yüzünden birlikte evlât edinmesinin mümkün olmadığını ispat etmesi hâlinde, tek
başına evlât edinebilir.


 


IV.
Küçüğün rızası ve yaşı


Madde
308- Evlât edinilenin, evlât edinenden en az onsekiz yaş küçük olması
şarttır.


Ayırt
etme gücüne sahip olan küçük, rızası olmadıkça evlât edinilemez.


Vesayet
altındaki küçük, ayırt etme gücüne sahip olup olmadığına bakılmaksızın vesayet
dairelerinin izniyle evlât edinilebilir.


 


V.
Ana ve babanın rızası


1.
Şekil


Madde
309- Evlât edinme, küçüğün ana ve babasının rızasını gerektirir.


Rıza,
küçüğün veya ana ve babasının oturdukları yer mahkemesinde sözlü veya yazılı
olarak açıklanarak tutanağa geçirilir.


Verilen rıza, evlât edinenlerin adları belirtilmemiş
veya evlât edinenler henüz belirlenmemiş olsa dahi geçerlidir.


 


2.
Zamanı


Madde
310- Rıza, küçüğün doğumunun üzerinden altı hafta geçmeden önce verilemez.


Rıza,
tutanağa geçirilme tarihinden başlayarak altı hafta içinde aynı usulle geri alınabilir.


Geri
almadan sonra yeniden verilen rıza kesindir.


 


3.
Rızanın aranmaması


a.
Koşulları


Madde
311- Aşağıdaki hâllerde ana ve babadan birinin rızası aranmaz:


l.
Kim olduğu veya uzun süreden beri nerede oturduğu bilinmiyorsa veya ayırt etme
gücünden sürekli olarak yoksun bulunuyorsa,


2.
Küçüğe karşı özen yükümlülüğünü yeterince yerine getirmiyorsa.


 


b.
Karar


Madde
312- Küçük, gelecekte evlât edinilmek amacıyla bir kuruma yerleştirilir ve
ana ve babadan birinin rızası eksik olursa, evlât edinenin veya evlât edinmede
aracılık yapan kurumun istemi üzerine ve kural olarak küçüğün yerleştirilmesinden
önce, onun oturduğu yer mahkemesi bu rızanın aranıp aranmamasına karar verir.


Diğer
hâllerde, bu konudaki karar evlât edinme işlemleri sırasında verilir.


Ana
ve babadan birinin küçüğe karşı özen yükümlülüğünü yeterince yerine getirmemesi
sebebiyle rızasının aranmaması hâlinde, bu konudaki karar kendisine yazılı
olarak bildirilir.


 


B.
Erginlerin ve kısıtlıların evlât edinilmesi


Madde
313- (Değişik birinci cümle: 3/7/2005-5399/1 md.) Evlât edinenin altsoyunun açık
muvafakatiyle ergin veya kısıtlı aşağıdaki hallerde evlât edinilebilir.


1.
Bedensel veya zihinsel engeli sebebiyle sürekli olarak yardıma muhtaç ve evlât
edinen tarafından en az beş yıldan beri bakılıp gözetilmekte ise,[20]


2. Evlât edinen tarafından, küçükken en az beş yıl
süreyle bakılıp gözetilmiş ve eğitilmiş ise,


3.
Diğer haklı sebepler mevcut ve evlât edinilen, en az beş yıldan beri evlât
edinen ile aile hâlinde birlikte yaşamakta ise.


Evli
bir kimse ancak eşinin rızasıyla evlât edinilebilir.


Bunlar
dışında küçüklerin evlât edinilmesine ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır.


 


C.
Hükümleri


Madde
314 - Ana ve babaya ait olan haklar ve yükümlülükler evlât edinene geçer.


Evlâtlık,
evlât edinenin mirasçısı olur.


Evlâtlık
küçük ise evlât edinenin soyadını alır. Evlât edinen isterse çocuğa yeni bir ad
verebilir. Ergin olan evlâtlık, evlât edinilme sırasında dilerse evlât edinenin
soyadını alabilir.


(İptal
fıkra: Anayasa
Mahkemesi’nin 26/7/2023 tarihli ve E.: 2023/3, K.: 2023/139 sayılı Kararı ile.)
(Yeniden Düzenleme:7/11/2024-7531/12 md.) Ayırt etme gücüne sahip olmayan küçüklerin nüfus
kaydına, birlikte evlât edinmede ana ve baba adı olarak evlât edinen eşlerin
adları; tek başına evlât edinmede ise ana veya baba adı olarak evlât edinenin
adı yazılır. Evlât edinilen diğer kişiler hakkında, talepleri halinde bu hüküm
uygulanır.


Evlâtlığın,
miras ve başka haklarının zedelenmemesi, aile bağlarının devam etmesi için
evlâtlığın naklen geldiği aile kütüğü ile evlât edinenin aile kütüğü arasında
her türlü bağ kurulur. Ayrıca evlâtlıkla ilgili kesinleşmiş mahkeme kararı her
iki nüfus kütüğüne işlenir.


Evlât
edinme ile ilgili kayıtlar, belgeler ve bilgiler mahkeme kararı olmadıkça veya
evlâtlık istemedikçe hiçbir şekilde açıklanamaz.


 


D.
Şekil ve usul


I.
Genel olarak


Madde
315- Evlât edinme kararı, evlât edinenin oturma yeri; birlikte evlât edinmede
eşlerden birinin oturma yeri mahkemesince verilir. Mahkeme kararıyla birlikte
evlâtlık ilişkisi kurulmuş olur.


Evlât
edinme başvurusundan sonra evlât edinenin ölümü veya ayırt etme gücünü
kaybetmesi, diğer koşullar bundan etkilenmediği takdirde evlât edinmeye engel
olmaz.


Başvurudan
sonra küçük ergin olursa, koşulları daha önceden yerine getirilmiş olmak
kaydıyla küçüklerin evlât edinilmesine ilişkin hükümler uygulanır.


 


II.
Araştırma


Madde
316- Evlât edinmeye, ancak esaslı sayılan her türlü durum ve koşulların
kapsamlı biçimde araştırılmasından, evlât edinen ile edinilenin
dinlenmelerinden ve gerektiğinde uzmanların görüşünün alınmasından sonra karar
verilir.


Araştırmada
özellikle evlât edinen ile edinilenin kişiliği ve sağlığı, karşılıklı
ilişkileri, ekonomik durumları, evlât edinenin eğitme yeteneği, evlât edinmeye
yönelten sebepler ve aile ilişkileri ile bakım ilişkilerindeki gelişmelerin
açıklığa kavuşturulması gerekir.


Evlât
edinenin altsoyu varsa, onların evlât edinme ile ilgili tavır ve düşünceleri de
değerlendirilir.


 


E.
Evlâtlık ilişkisinin kaldırılması


I.
Sebepleri


1.
Rızanın bulunmaması


Madde 317- Yasal sebep
bulunmaksızın rıza alınmamışsa, rızası alınması gereken kişiler, küçüğün
menfaati bunun sonucunda ağır biçimde zedelenmeyecekse, hâkimden evlâtlık
ilişkisinin kaldırılmasını isteyebilirler.


 


2.
Diğer noksanlıklar


Madde
318- Evlât edinme esasa ilişkin diğer noksanlıklardan biriyle sakatsa,
Cumhuriyet savcısı veya her ilgili evlâtlık ilişkisinin kaldırılmasını isteyebilir.


Noksanlıklar bu arada ortadan kalkmış veya sadece usule
ilişkin olup ilişkinin kaldırılması evlâtlığın menfaatini ağır biçimde
zedeleyecek olursa, bu yola gidilemez.


 


II.
Hak düşürücü süre


Madde
319- Dava hakkı, evlâtlık ilişkisinin kaldırılması
sebebinin öğrenilmesinden başlayarak bir yıl (…)[21] geçmekle düşer.


 


F.
Evlâtlık işlemlerinde aracılık[22]


Madde
320- Küçüklerin evlât edinilmesine ilişkin aracılık faaliyetleri, ancak
Cumhurbaşkanınca yetki verilen kurum ve kuruluşlarca yapılır.


Aracılık
faaliyetlerinin yürütülmesine ilişkin hususlar Cumhurbaşkanınca çıkarılan
yönetmelikle düzenlenir.


 


BEŞİNCİ AYIRIM


SOYBAĞININ
HÜKÜMLERİ


A.
Soyadı


Madde
321- Çocuk, ana ve baba evli ise ailenin; (…)[23] soyadını taşır. Ancak, ana
önceki evliliğinden dolayı çifte soyadı taşıyorsa çocuk onun bekârlık soyadını
taşır.


 


B.
Karşılıklı yükümlülükler


Madde 322- Ana, baba ve
çocuk, ailenin huzur ve bütünlüğünün gerektirdiği şekilde birbirlerine yardım
etmek, saygı ve anlayış göstermek ve aile onurunu gözetmekle yükümlüdürler.


 


C.
Çocuk ile kişisel ilişki


I.
Ana ve baba ile


1.
Kural


Madde
323- Ana ve babadan her biri, velâyeti altında bulunmayan veya kendisine
bırakılmayan çocuk ile uygun kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkına
sahiptir.


 


2.
Sınırları


Madde
324- Ana ve babadan her biri, diğerinin çocuk ile kişisel ilişkisini
zedelemekten, çocuğun eğitilmesi ve yetiştirilmesini engellemekten kaçınmakla
yükümlüdür.


Kişisel
ilişki sebebiyle çocuğun huzuru tehlikeye girer veya ana ve baba bu haklarını
birinci fıkrada öngörülen yükümlülüklerine aykırı olarak kullanırlar veya çocuk
ile ciddî olarak ilgilenmezler ya da diğer önemli sebepler varsa, kişisel
ilişki kurma hakkı reddedilebilir veya kendilerinden alınabilir.


(Ek
üçüncü fıkra:24/11/2021-7343/38 md.) Velayet kendisine
bırakılan ana veya baba, kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerini yerine
getirmezse çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla velayet değiştirilebilir.
Bu husus kişisel ilişki kurulmasına dair kararda taraflara ihtar edilir.


 


II.
Üçüncü kişiler ile


Madde
325- Olağanüstü hâller mevcutsa, çocuğun menfaatine uygun düştüğü ölçüde
çocuk ile kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkı diğer kişilere, özellikle
hısımlarına da tanınabilir.


Ana
ve baba için öngörülen sınırlamalar üçüncü kişiler için kıyas yoluyla
uygulanır.


 


III.
Yetki


Madde
326- Kişisel ilişki kurulmasıyla ilgili bütün düzenlemelerde çocuğun oturduğu
yer mahkemesi de yetkilidir.


Boşanmaya
ve evlilik birliğinin korunmasına ilişkin yetki kuralları saklıdır.


Çocuk
ile kişisel ilişkiye yönelik bir düzenleme yapılıncaya kadar, velâyet hakkına
sahip veya çocuk kendisine bırakılmış kişinin rızası dışında kişisel ilişki
kurulamaz.


 


D.
Çocukların bakım ve eğitim giderlerini karşılama


I.
Kapsamı


Madde
327- Çocuğun bakımı, eğitimi ve korunması için gerekli giderler ana ve baba
tarafından karşılanır.


Ana
ve baba, yoksul oldukları veya çocuğun özel durumu olağanüstü harcamalar
yapılmasını gerektirdiği takdirde ya da olağan dışı herhangi bir sebebin
varlığı hâlinde, hâkimin izniyle çocuğun mallarından onun bakım ve eğitimine
yetecek belli bir miktar sarfedebilirler.


 


II.
Süresi


Madde
328- Ana ve babanın bakım borcu, çocuğun ergin olmasına kadar devam eder.


Çocuk
ergin olduğu halde eğitimi devam ediyorsa, ana ve baba durum ve koşullara göre
kendilerinden beklenebilecek ölçüde olmak üzere, eğitimi sona erinceye kadar
çocuğa bakmakla yükümlüdürler.


 


III.
Dava hakkı


Madde 329- Küçüğe fiilen
bakan ana veya baba, diğerine karşı çocuk adına nafaka davası açabilir.


Ayırt
etme gücüne sahip olmayan küçük için gereken hâllerde nafaka davası, atanacak
kayyım veya vasi tarafından da açılabilir.


Ayırt
etme gücüne sahip olan küçük de nafaka davası açabilir.


 


IV.
Nafaka miktarının takdiri


Madde
330- Nafaka miktarı, çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşulları ve
ödeme güçleri dikkate alınarak belirlenir. Nafaka miktarının belirlenmesinde
çocuğun gelirleri de göz önünde bulundurulur.


Nafaka
her ay peşin olarak ödenir.


Hâkim
istem hâlinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen nafakanın gelecek
yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini
karara bağlayabilir.


 


V.
Durumun değişmesi


Madde
331- Durumun değişmesi hâlinde hâkim, istem üzerine nafaka miktarını yeniden
belirler veya nafakayı kaldırır.


 


VI.
Geçici önlemler


1.
Genel olarak


Madde
332- Nafaka davası açılınca hâkim, davacının istemi üzerine dava süresince
gerekli olan önlemleri alır.


Soybağı
tespit edilirse, davalının, uygun nafaka miktarını depo etmesine veya geçici
olarak ödemesine karar verilebilir.


 


2.
Babalığın tespitinden önce


Madde
333- Babalık davası ile birlikte nafaka istenir ve hâkim, babalık olasılığını
kuvvetli bulursa, hükümden önce çocuğun ihtiyaçları için uygun bir nafakaya
karar verebilir.


 


VII.
Güvence verilmesi


Madde
334- Ana ve baba nafaka yükümlülüklerini sürekli olarak ve ısrarla yerine
getirmezlerse ya da kaçma hazırlığı içinde bulundukları, mallarını gelişigüzel
harcadıkları veya heba ettikleri kabul edilebilirse hâkim, gelecekteki nafaka
yükümlülüklerine ilişkin olarak uygun bir güvencenin sağlanmasına veya
gerektiğinde diğer önlemlerin alınmasına karar verebilir.


 


ALTINCI AYIRIM


VELÂYET


A.
Genel olarak


I.
Koşullar


Madde
335- Ergin olmayan çocuk, ana ve babasının velâyeti altındadır. Yasal sebep
olmadıkça velâyet ana ve babadan alınamaz.


Hâkim
vasi atanmasına gerek görmedikçe, kısıtlanan ergin çocuklar da ana ve babanın
velâyeti altında kalırlar.


 


II.
Ana ve baba evli ise


Madde
336- Evlilik devam ettiği sürece ana ve baba velâyeti birlikte kullanırlar.


Ortak
hayata son verilmiş veya ayrılık hâli gerçekleşmişse hâkim, velâyeti eşlerden
birine verebilir.


Velâyet,
ana ve babadan birinin ölümü hâlinde sağ kalana, boşanmada ise çocuk kendisine
bırakılan tarafa aittir.


 


III.
Ana ve baba evli değilse


Madde
337- Ana ve baba evli değilse velâyet anaya aittir.


Ana
küçük, kısıtlı veya ölmüş ya da velâyet kendisinden alınmışsa hâkim, çocuğun
menfaatine göre, vasi atar veya velâyeti babaya verir.


 


IV.
Üvey çocuklar


Madde
338- Eşler, ergin olmayan üvey çocuklarına da özen ve ilgi göstermekle yükümlüdürler.


Kendi
çocuğu üzerinde velâyeti kullanan eşe diğer eş uygun bir şekilde yardımcı olur;
durum ve koşullar zorunlu kıldığı ölçüde çocuğun ihtiyaçları için onu temsil
eder.


 


B.
Velâyetin kapsamı


I.
Genel olarak


Madde
339- Ana ve baba, çocuğun bakım ve eğitimi konusunda onun menfaatini göz önünde
tutarak gerekli kararları alır ve uygularlar.


Çocuk,
ana ve babasının sözünü dinlemekle yükümlüdür.


Ana
ve baba, olgunluğu ölçüsünde çocuğa hayatını düzenleme olanağı tanırlar; önemli
konularda olabildiğince onun düşüncesini göz önünde tutarlar.


Çocuk,
ana ve babasının rızası dışında evi terkedemez ve yasal sebep olmaksızın
onlardan alınamaz.


Çocuğun
adını ana ve babası koyar.


 


II.
Eğitim


Madde
340- Ana ve baba, çocuğu olanaklarına göre eğitirler ve onun bedensel, zihinsel,
ruhsal, ahlâkî ve toplumsal gelişimini sağlar ve korurlar.


Ana ve baba çocuğa, özellikle bedensel ve zihinsel
engelli olanlara, yetenek ve eğilimlerine uygun düşecek ölçüde, genel ve
meslekî bir eğitim sağlarlar.[24]


 


III.
Dinî eğitim


Madde
341- Çocuğun dinî eğitimini belirleme hakkı ana ve babaya aittir.


Ana
ve babanın bu konudaki haklarını sınırlayacak her türlü sözleşme geçersizdir.


Ergin,
dinini seçmekte özgürdür.


 


IV.
Çocuğun temsil edilmesi


Madde
342- Ana ve baba, velâyetleri çerçevesinde üçüncü kişilere karşı çocuklarının
yasal temsilcisidirler.


İyiniyetli
üçüncü kişiler, eşlerden her birinin diğerinin rızasıyla işlem yaptığını
varsayabilirler.


Vesayet
makamlarının iznine bağlı hususlar dışında kısıtlıların temsiline ilişkin hükümler
velâyetteki temsilde de uygulanır.


 


V.
Çocuğun fiil ehliyeti


Madde
343- Velâyet altındaki çocuğun fiil ehliyeti, vesayet altındaki kişinin
ehliyeti gibidir.


Çocuk,
borçlarından ana ve babanın çocuk malları üzerindeki haklarına bakılmaksızın
kendi malvarlığı ile sorumludur.


 


VI.
Çocuğun aileyi temsil etmesi


Madde
344- Velâyet altındaki çocuk, ayırt etme gücüne sahip ise ana ve babanın
rızasıyla aile adına hukukî işlemler yapabilir; bu işlemlerden dolayı ana ve
baba borç altına girer.


 


VII.
Çocuk ile ana ve baba arasındaki hukukî işlemler


Madde
345- Çocuk ile ana veya baba arasında ya da ana ve babanın menfaatine olarak
çocuk ile üçüncü kişi arasında yapılacak bir hukukî işlemle çocuğun borç altına
girebilmesi, bir kayyımın katılmasına ve hâkimin onayına bağlıdır.


 


C.
Çocuğun korunması


I.
Koruma önlemleri


Madde 346- Çocuğun menfaati
ve gelişmesi tehlikeye düştüğü takdirde, ana ve baba duruma çare bulamaz veya
buna güçleri yetmezse hâkim, çocuğun korunması için uygun önlemleri alır.


 


II.
Çocukların yerleştirilmesi


Madde
347- Çocuğun bedensel ve zihinsel gelişmesi tehlikede bulunur veya çocuk
manen terk edilmiş hâlde kalırsa hâkim, çocuğu ana ve babadan alarak bir aile
yanına veya bir kuruma yerleştirebilir.


Çocuğun
aile içinde kalması ailenin huzurunu onlardan katlanmaları beklenemeyecek
derecede bozuyorsa ve durumun gereklerine göre başka çare de kalmamışsa, ana ve
baba veya çocuğun istemi üzerine hâkim aynı önlemleri alabilir.


Ana
ve baba ile çocuğun ödeme gücü yoksa bu önlemlerin gerektirdiği giderler
Devletçe karşılanır.


Nafakaya
ilişkin hükümler saklıdır.


 


III.
Velâyetin kaldırılması


1.
Genel olarak


Madde
348- Çocuğun korunmasına ilişkin diğer önlemlerden sonuç alınamaz ya da bu
önlemlerin yetersiz olacağı önceden anlaşılırsa, hâkim aşağıdaki hâllerde
velâyetin kaldırılmasına karar verir:


1. (Değişik:
1/7/2005-5378/38 md.) Ana ve babanın deneyimsizliği, hastalığı, başka bir
yerde bulunması veya benzeri sebeplerden biriyle velayet görevini gereği gibi
yerine getirememesi.


2. Ana
ve babanın çocuğa yeterli ilgiyi göstermemesi veya ona karşı yükümlülüklerini
ağır biçimde savsaklaması.


Velâyet
ana ve babanın her ikisinden kaldırılırsa çocuğa bir vasi atanır.


Kararda
aksi belirtilmedikçe, velâyetin kaldırılması mevcut ve doğacak bütün çocukları
kapsar.


 


2.
Ana veya babanın yeniden evlenmesi hâlinde


Madde
349- Velâyete sahip ana veya babanın yeniden evlenmesi, velâyetin kaldırılmasını
gerektirmez. Ancak, çocuğun menfaati gerektirdiğinde velâyet sahibi değiştirilebileceği
gibi, durum ve koşullara göre velâyet kaldırılarak çocuğa vasi de atanabilir.


 


3.
Velâyetin kaldırılması hâlinde ana ve babanın yükümlülükleri


Madde
350- Velâyetin kaldırılması hâlinde ana ve babanın çocuklarının bakım ve
eğitim giderlerini karşılama yükümlülükleri devam eder.


Ana
ve baba ile çocuğun ödeme gücü yoksa bu giderler Devletçe karşılanır.


Nafakaya
ilişkin hükümler saklıdır.


 


IV.
Durumun değişmesi


Madde
351- Durumun değişmesi hâlinde, çocuğun korunmasına ilişkin önlemlerin yeni
koşullara uydurulması gerekir.


Velâyetin
kaldırılmasını gerektiren sebep ortadan kalkmışsa hâkim, re'sen ya da ana veya
babanın istemi üzerine velâyeti geri verir.


 


YEDİNCİ AYIRIM


ÇOCUK MALLARI


A.
Yönetim


I.
Genel olarak


Madde
352- Ana ve baba, velâyetleri devam ettiği sürece çocuğun mallarını yönetme
hakkına sahip ve bununla yükümlüdürler; kural olarak hesap ve güvence
vermezler.


Ana
ve babanın yükümlülüklerini yerine getirmedikleri durumlarda hâkim müdahale
eder.


 


II.
Evlilik sona erince


Madde 353- Evlilik sona
erince velâyet kendisinde kalan eş, hâkime çocuğun malvarlığının dökümünü
gösteren bir defter vermek ve bu malvarlığında veya yapılan yatırımlarda
gerçekleşen önemli değişiklikleri bildirmek zorundadır.


 


B.
Kullanma hakkı


Madde
354- Ana ve baba, kusurları sebebiyle velâyetleri kaldırılmadıkça, çocuğun
mallarını kullanabilirler.


 


C.
Gelirlerin sarfı


Madde
355- Ana ve baba, çocuk mallarının gelirlerini öncelikle çocuğun bakımı,
yetiştirilmesi ve eğitimi için; hakkaniyete uyduğu ölçüde de aile ihtiyaçlarını
karşılamak üzere sarfedebilirler.


Gelir
fazlası, çocuk mallarına katılır.


 


D.
Çocuk mallarının kısmen sarfı


Madde
356- Olağan ihtiyaçlar gerektirdiği ölçüde sermaye biçiminde ödemeler,
tazminatlar ve benzeri edimler çocuğun bakımı için kısmen kullanılabilir.


Çocuğun
bakımı, yetiştirilmesi ve eğitimi için zorunluluk varsa hâkim, ana ve babaya
belirlediği miktarlarda çocuğun diğer mallarına da başvurma yetkisini tanıyabilir.


 


E.
Çocuğun serbest malları


I.
Kazandırmalar


Madde
357- Ana ve baba, faiz getiren yatırım veya tasarruf hesabı açılmak üzere ya
da açıkça ana ve babanın kullanmaması koşuluyla çocuğa yapılan kazandırmaların
gelirlerini kendi menfaatlerine sarfedemezler.


Kazandırmada
bulunan kişi, kazandırma sırasında açıkça aksini öngörmedikçe, ana ve baba
bunlar üzerinde yönetim hakkına sahiptir.


 


II.
Saklı pay


Madde
358- Ölüme bağlı tasarruf yoluyla çocuğun saklı payı ana ve babanın yönetimi
dışında bırakılabilir.


Mirasbırakan
yönetimi bir üçüncü kişiye bırakmışsa, tasarrufunda bu kişinin belirli
zamanlarda sulh hâkimine hesap vermesini öngörebilir.


 


III.
Meslek veya sanat için verilen mal ve kişisel kazanç


Madde
359- Ana ve baba tarafından bir meslek veya sanat ile uğraşması için çocuğa
kendi malından verilen kısmın veya kendi kişisel kazancının yönetimi ve
bunlardan yararlanma hakkı çocuğa aittir.


Çocuğun
evde ana ve babasıyla birlikte yaşaması hâlinde, ana ve baba ondan kendisinin
bakımı için uygun bir katkıda bulunmasını isteyebilirler.


 


F.
Çocuk mallarının korunması


I.
Önlemler


Madde
360- Ana ve baba, çocuğun mallarını yönetmekte her ne sebeple olursa olsun yeterince
özen göstermezlerse hâkim, malların korunması için uygun önlemleri alır.


Hâkim,
özellikle malların yönetimi konusunda talimat verebilir; belirli zamanlarda
verilen bilgi ve hesabı yeterli görmezse, malların tevdi edilmesine veya güvence
gösterilmesine karar verebilir.


 


II.
Yönetimin ana ve babadan alınması


Madde
361- Çocuğun mallarının tehlikeye düşmesi başka bir şekilde önlenemiyorsa
hâkim, yönetimin bir kayyıma devredilmesine karar verebilir.


Çocuğun,
yönetimi ana ve babaya ait olmayan malları tehlikeye düştüğünde hâkim, aynı
önlemlerin alınmasını kararlaştırabilir.


Çocuk
mallarının gelirlerinin veya bu mallardan ayrılmış belirli miktarların kanuna
uygun şekilde sarfedileceğinden kuşku duyulursa hâkim, bunların da yönetimini
bir kayyıma bırakabilir.


 


G.
Yönetimin sona ermesi


I.
Malların devri


Madde 362- Ana ve baba,
velâyetleri veya yönetim hakları sona erince, çocuğun mallarını, hesabıyla
birlikte ergin çocuğa, vasisine veya kayyıma devrederler.


 


II.
Ana ve babanın sorumluluğu


Madde
363- Ana ve baba, çocuk mallarının geri verilmesinde vekil gibi
sorumludurlar.


Dürüstlük
kuralına uygun olarak başkasına devrettikleri malların yerine sadece aldıkları
karşılığı geri vermekle yükümlüdürler.


Kanuna
uygun olarak çocuk veya aile için yaptıkları harcamalardan dolayı tazminatla
yükümlü tutulmazlar.


 


İKİNCİ BÖLÜM


AİLE


 


BİRİNCİ AYIRIM


NAFAKA
YÜKÜMLÜLÜĞÜ


A.
Nafaka yükümlüleri


Madde
364- Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve
altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür.


Kardeşlerin
nafaka yükümlülükleri, refah içinde bulunmalarına bağlıdır.



ile ana ve babanın bakım borçlarına ilişkin hükümler saklıdır.


 


B.
Dava hakkı


Madde
365- Nafaka davası, mirasçılıktaki sıra göz önünde tutularak açılır.


Dava,
davacının geçinmesi için gerekli ve karşı tarafın malî gücüne uygun bir yardım
isteminden ibarettir.


Nafakanın,
yükümlülerin bir veya bir kaçından istenmesi hakkaniyete aykırıysa hâkim,
onların nafaka yükümlülüğünü azaltabilir veya kaldırabilir.


Dava,
nafaka alacaklısına bakmakta olan resmî veya kamuya yararlı kurumlar tarafından
da açılabilir.


Hâkim,
istem hâlinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen nafakanın gelecek
yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini
karara bağlayabilir.


Yetkili
mahkeme, taraflardan birinin yerleşim yeri mahkemesidir.


 


C.
Korunmaya muhtaç kişiler


Madde
366- Korunmaya muhtaç kişilerin bakımı, bununla yükümlü kurumlar tarafından
sağlanır. Bu kurumlar, yaptıkları masrafları nafaka yükümlüsü hısımlardan
isteyebilirler.


 


İKİNCİ AYIRIM


EV DÜZENİ


A.
Koşulları


Madde
367- Aile hâlinde yaşayan birden çok kimsenin oluşturduğu topluluğun kanuna,
sözleşmeye veya örfe göre belirlenen bir ev başkanı varsa, evi yönetme yetkisi
ona ait olur.


Evi
yönetme yetkisi, kan veya kayın hısımlığı, işçilik, çıraklık veya benzeri
sebeplerle ya da koruma ve gözetme ilişkisi içinde ev halkı olarak bir arada
yaşayanların hepsini kapsar.


 


B.
Hükümleri


I.
Ev düzeni ve gözetim


Madde
368- Birlikte yaşayan kimseler evin düzenine tâbidir. Bu düzenin kuruluşunda
ev halkından her birinin yararı adil biçimde gözetilir.


Ev
halkının her biri, özellikle öğrenimi, eğitimi, dinî inançları, meslek ve
sanatı için gerekli özgürlükten yararlanır.


Ev
başkanı, birlikte yaşayanların evdeki eşyasını özenle korumak ve güvenlik
altında bulundurmakla yükümlüdür.


 


II.
Sorumluluk


Madde
369- Ev başkanı, ev halkından olan küçüğün, kısıtlının, akıl hastalığı veya
akıl zayıflığı bulunan kişinin verdiği zarardan, alışılmış şekilde durum ve
koşulların gerektirdiği dikkatle onu gözetim altında bulundurduğunu veya bu
dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın meydana gelmesini engelleyemeyeceğini
ispat etmedikçe sorumludur.


Ev
başkanı, ev halkından akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunanların
kendilerini ya da başkalarını tehlikeye veya zarara düşürmemeleri için gerekli
önlemleri almakla yükümlüdür.


Zorunluluk
hâlinde gerekli önlemlerin alınmasını yetkili makamdan ister.


 


III.
Altsoyun denkleştirme alacağı


1.
Koşulları


Madde
370- Ana ve baba veya büyük ana ve baba ile birlikte yaşayan ve emeklerini ya
da gelirlerini aileye özgüleyen ergin altsoylar, buna karşılık uygun bir bedel
isteyebilirler.


Uyuşmazlık hâlinde hâkim, bedelin miktarı, güvence
altına alınması ve ödeme şekli hakkında karar verir.


 


2.
İstenmesi


Madde
371- Altsoy, bu bedeli borçlunun ölümü hâlinde isteyebilir.


Alacaklı,
bu alacağını borçlunun sağlığında, birlikte yaşamanın sona ermesi veya
işletmenin el değiştirmesi, borçluya karşı icra takibi yapılması veya onun
iflâsı hâllerinde de isteyebilir.


Bu alacak zamanaşımına uğramaz. Fakat en geç borçlunun
terekesinin taksimi anına kadar istenebilir.


 


ÜÇÜNCÜ AYIRIM


AİLE MALLARI


A.
Aile vakfı


Madde
372- Aile bireylerinin eğitim ve öğrenimleri, donanım ve desteklenmeleri ve
bunlara benzer amaçların gerektirdiği harcamaların yapılması için kişiler
hukuku ve miras hukuku hükümleri uyarınca aile vakfı kurulabilir.


Bir malın veya hakkın başkalarına geçmemek üzere aynı
soydan gelenlere kuşaktan kuşağa kalacak şekilde özgülenmesi yasaktır. Böyle
bir özgülenme, vakıf kurma yoluyla da yapılamaz.


 


B.
Aile malları ortaklığı


I.
Oluşumu


1.
Koşulları


Madde
373- Hısımlar, kendilerine geçen mirasın tamamı veya bir bölümüyle ya da
ortaya başka mallar koymak suretiyle aralarında bir aile malları ortaklığı
kurabilirler.


 


2.
Şekil


Madde
374- Aile malları ortaklığı sözleşmesinin resmî şekilde yapılması ve bütün
ortakların veya temsilcilerinin imzalarını taşıması gerekir.


 


II.
Süre


Madde 375- Aile malları
ortaklığı, belirli veya belirsiz süre için kurulabilir. Süre belirlenmediği
takdirde ortaklardan her biri, altı ay önceden bildirmek koşuluyla ortaklıktan
çıkabilir.


Bu
bildirim, tarımsal işletme ile ilgili bir ortaklıkta, ancak ürünlerin yetiştiği
yere göre olağan hasat mevsiminin sonu için geçerlidir.


 


III.
Hükmü


1.
Elbirliği ile işletme


Madde
376- Aile malları ortaklığı, ortakları elbirliği ile iktisadî faaliyette
bulunmak üzere birleştirir.


Aksi
kararlaştırılmış olmadıkça, ortaklardan her biri eşit hakka sahiptir.


Ortaklar, ortaklık devam ettiği sürece paylarını
isteyemeyecekleri gibi, bu payları üzerinde tasarruf işlemleri de yapamazlar.


 


2.
Yönetim ve temsil


a.
Genel olarak


Madde
377- Aile malları ortaklığı, tüm ortakların elbirliği ile yönetilir.


Ortaklardan her biri, olağan yönetim işlerini diğer ortakların
katılmasına gerek olmaksızın yapabilir.


 


b.
Yöneticinin yetkisi


Madde
378- Ortaklar, içlerinden birini ortaklığa yönetici olarak atayabilirler.


Yönetici,
ortaklığı yönetir ve ortaklıkla ilgili işlemlerde onu temsil eder.


Ortaklığı
kimin temsil edeceği ticaret siciline kaydedilmiş olmadıkça diğer ortakların
temsil yetkisi bulunmadığı iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez.


 


3.
Ortak mallar ve kişisel mallar


Madde
379- Ortaklar, ortaklığa giren malların elbirliği hâlinde malikidirler.


Ortaklar,
ortaklığın borçlarından müteselsil olarak sorumludurlar.


Ortakların, ortaklık dışında bıraktıkları mallar ile
aksi kararlaştırılmış olmadıkça, ortaklığın devamı sırasında miras yoluyla veya
herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla edindikleri mallar, onların
kişisel mallarıdır.


 


IV.
Ortaklığın sona ermesi


1.
Sebepleri


Madde
380- Aşağıdaki hâllerde ortaklık sona erer:


1.
Bütün ortakların anlaşması veya feshin bildirilmesiyle,


2.
Ortaklık süresi açıkça veya örtülü olarak uzatılmadığı takdirde sürenin
bitmesiyle,


3.
Ortaklardan birinin payının haczedilmesi ve satışının istenmesiyle,


4.
Ortaklardan birinin iflâsıyla,


5.
Ortaklardan birinin haklı sebebe dayanan istemiyle.


 


2.
Fesih bildirimi, ödemeden aciz, evlenme


Madde
381- Ortaklardan biri feshi bildirir veya iflâs ederse ya da bir ortağın
haczedilmiş payının satışı istenirse, öteki ortaklar, ayrılan ortağın veya
alacaklılarının haklarını ödeyerek ortaklığı kendi aralarında sürdürebilirler.


Evlenen ortak, fesih bildirimine gerek olmaksızın
ortaklıktaki hakkının kendisine ödenmesini isteyebilir.


 


3.
Ölüm


Madde
382- Ortaklardan birinin ölümü hâlinde onun ortaklığa dahil olmayan
mirasçıları, ancak ölen ortağa düşen payın karşılığının kendilerine ödenmesini
isteyebilirler.


Ölen
ortak mirasçı olarak altsoyunu bırakmışsa, bunlar öbür ortakların rızası ile
onun yerine ortaklığa girebilirler.


 


4.
Paylaşma kuralları


Madde
383- Ortaklık mallarının paylaşılması veya ayrılan ortağın payının
hesaplanması, ortaklık mallarının paylaşma veya ayrılma zamanındaki değerine ve
durumuna göre yapılır.


Paylaşma
ve hesaplaşma uygun olmayan bir zamanda istenemez.


 


V.
Kazanç paylı aile malları ortaklığı


1.
Konusu


Madde 384- Ortaklar,
aralarında yapacakları sözleşmeyle, yıllık kazançtan kendilerine belli bir pay
verilmesi kaydıyla ortaklığın temsilini ve ortaklığın mallarının işletilmesini
içlerinden birine bırakabilirler.


Bu
pay, anlaşmayla belirlenmemişse, ortaklık mallarının uygun derecede uzun bir
dönemdeki kazancın ortalama miktarı ile işleten ortağın çalışması ve yaptığı harcama
göz önünde tutularak adil bir biçimde belirlenir.


 


2.
Özel sona erdirme sebepleri


Madde
385- İşletme ve temsili üzerine alan ortak, malları gereği gibi işletmediği
veya yükümlülüklerini yerine getirmediği takdirde, ortakların ortaklığın
feshini isteme hakları vardır.


Ortaklardan
birinin, haklı sebeplere dayanarak istemde bulunması üzerine hâkim, mirastaki
paylaşma kurallarını göz önünde bulundurarak, bu ortağın işletme ve temsili
üzerine alan ortakla birlikte yönetime ve ortaklık mallarından yararlanmaya
katılmasına karar verebilir.


Ortakların
elbirliği ile işlettikleri ortaklığa ilişkin kurallar, kazanç paylı aile
malları ortaklığında da uygulanır.


 


C.
Aile yurdu


I.
Genel olarak


Madde
386- Konutlar, tarıma veya sanayiye elverişli taşınmazlar, eklentileriyle
birlikte aile yurdu hâline getirilebilir.


 


II.
Kurulması


1.
Koşulları


Madde
387- Aile yurdu hâline getirilecek taşınmazların büyüklüğü, üzerindeki rehin
haklarına ve malikin diğer mallarına bakılmaksızın, bir ailenin normal geçimine
ve barınmasına yetecek ölçüden fazla olamaz.


Mahkemece
haklı sebeplere dayanılarak geçici bir istisna kabul edilmiş olmadıkça malikin,
taşınmazı veya üzerindeki tesisi kendisinin işletmesi ya da konutta oturması
zorunludur.


 


2.
Usul ve şekil


a.
İlân


Madde
388- Alacaklılar ve aile yurdu kurulması yüzünden haklarının zedelenmesi
ihtimali bulunan kişiler, kuruluştan önce mahkemece yapılan ilânla itirazlarını
iki ay içinde bildirmeye çağrılırlar.


Durum,
alacakları taşınmaz rehniyle güvenceye bağlanmış olanlara ve hacizli alacaklılara
ayrıca bildirilir.


 


b.
Üçüncü kişilerin haklarının korunması


Madde
389- Aile yurdu hâline getirilecek taşınmazda yurt olabilmesi için gerekli
koşullar bulunur ve yurdun kurulmasına üçüncü kişiler itiraz etmez veya itirazın
haksız olduğu anlaşılırsa, mahkeme kuruluşa izin verir.


Süresi
içinde itiraz eden alacaklıların ilgilerinin kesildiği ispat edilmedikçe veya
taşınmaz üzerinde bulunan rehin ve hacizler kaldırılmadıkça, aile yurdu
kurulmasına izin verilemez. Borç, itiraz eden veya rehinli alacaklı lehine
vadeye bağlı olsa bile, aile yurdu kurmak isteyen borçlu hemen ödemede
bulunabilir.


 


c.
Tapu kütüğüne şerh verilmesi


Madde
390- Bir taşınmazın aile yurdu hâline getirilmesi, ancak izne ilişkin mahkeme
kararının o taşınmazın tapu kütüğüne şerh verilmesiyle mümkün olur; bu husus
mahkemece ilân edilir.


 


III.
Sonuçları


1.
Tasarruf hakkının sınırlanması


Madde
391- Aile yurdu hâline getirilen taşınmazlar devrolunamaz, rehnedilemez ve
kiraya verilemez.


Aile
yurdu ve eklentileri hakkında, mahkeme eliyle yönetim hâli saklı kalmak kaydıyla,
cebrî icra yoluna başvurulamaz.


 


2.
Kan hısımlarının aile yurduna alınması


Madde
392- Malikin, yoksulluğu sebebiyle aile yurduna alınmaya muhtaç bulunan ve
kabullerine engel olacak durumları olmayan üstsoyunu, altsoyunu ve kardeşlerini
yurda kabul etmesine mahkemece karar verilebilir.


 


3.
Malikin ödemede acze düşmesi


Madde
393- Malik borçlarını ödemede acze düşerse, aile yurdunu yönetmek üzere
mahkemece bir yönetici atanır.


Yönetici,
yurdu amacına ve alacaklıların menfaatlerine uygun biçimde yönetir.


Alacaklılar,
haklarını aciz belgelerindeki tarih ve iflâstaki sıraya göre alırlar.


 


IV.
Sona ermesi


1.
Malikin ölümü hâlinde


Madde
394- Malikin ölümünden sonra aile yurdunun devam edebilmesi, taşınmazın
mirasçılara yurt olarak geçmesine ilişkin bir ölüme bağlı tasarrufun yapılmış
olmasına bağlıdır.


Böyle
bir tasarruf yoksa, malik ölünce tapu kütüğündeki yurda ilişkin şerh silinir.


 


2.
Malikin sağlığında


Madde
395- Malik sağlığında yurda son verebilir.


Bunun
için malik, tapu kütüğündeki kaydı sildirmek üzere bir dilekçeyle mahkemeye
başvurur; bu istem mahkemece ilân olunur.


İlân
tarihinden başlayarak iki ay içinde bir itiraz yapılmaz veya yapılan itirazın
haksızlığı anlaşılırsa, mahkeme kütükteki kaydın silinmesine izin verir.


 


ÜÇÜNCÜ KISIM


VESAYET


 


BİRİNCİ BÖLÜM


VESAYET DÜZENİ


 


BİRİNCİ AYIRIM


VESAYET ORGANLARI


A.
Genel olarak


Madde
396- Vesayet organları, vesayet daireleri ile vasi ve kayyımlardır.


 


B.
Vesayet daireleri


I.
Kamu vesayeti


Madde
397- Kamu vesayeti, vesayet makamı ve denetim makamından oluşan vesayet daireleri
tarafından yürütülür.


Vesayet
makamı, sulh hukuk mahkemesi; denetim makamı, asliye hukuk mahkemesidir.


 


II.
Özel vesayet


1.
Koşulları


Madde 398- Vesayet altındaki
kişinin menfaatinin haklı gösterdiği, özellikle bir işletmenin, bir ortaklığın
veya benzeri işlerin sürdürülmesi gerektiği takdirde vesayet istisnaî olarak
bir aileye verilebilir.


Bu durumda vesayet makamının yetki, görev ve sorumluluğu
kurulacak aile meclisine geçer.


 


2.
Kurulması


Madde
399- Özel vesayet, vesayet altına alınan kişinin fiil ehliyetine sahip iki
yakın hısımının veya bir hısımı ile eşinin istemi üzerine denetim makamı
tarafından kurulur.


 


3.
Aile meclisi


Madde
400- Aile meclisi, vesayet altındaki kişinin vasi olmaya ehil, denetim
makamınca dört yıl için atanacak en az üç hısımından oluşur.


Vesayet
altına alınanın eşi de aile meclisine üye olabilir.


 


4.
Güvence


Madde
401- Aile meclisi üyeleri, görevlerini gereği gibi yerine getireceklerine
dair güvence vermek zorundadırlar.


Güvence
sağlanmadan özel vesayet kurulamaz.


 


5.
Sona ermesi


Madde
402- Aile meclisi görevini yapmadığı veya vesayet altındaki kişinin menfaati
gerektirdiği takdirde, denetim makamı her zaman aile meclisini
değiştirebileceği gibi özel vesayeti de sona erdirebilir.


 


C.
Vasi ve kayyım


Madde
403- Vasi, vesayet altındaki küçüğün veya kısıtlının kişiliği ve malvarlığı
ile ilgili bütün menfaatlerini korumak ve hukukî işlemlerde onu temsil etmekle
yükümlüdür.


Kayyım,
belirli işleri görmek veya malvarlığını yönetmek için atanır.


Bu
Kanunun vasi hakkındaki hükümleri, aksi belirtilmiş olmadıkça kayyım hakkında
da uygulanır.


 


İKİNCİ AYIRIM


VESAYETİ GEREKTİREN HÂLLER


A.
Küçüklük


Madde
404- Velâyet altında bulunmayan her küçük vesayet altına alınır.


Görevlerini
yaparlarken vesayeti gerektiren böyle bir hâlin varlığını öğrenen nüfus
memurları, idarî makamlar, noterler ve mahkemeler, bu durumu hemen yetkili
vesayet makamına bildirmek zorundadırlar.


 


B.
Kısıtlama


I.
Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı


Madde 405- Akıl hastalığı
veya akıl zayıflığı sebebiyle işlerini göremeyen veya korunması ve bakımı için
kendisine sürekli yardım gereken ya da başkalarının güvenliğini tehlikeye sokan
her ergin kısıtlanır.


Görevlerini
yaparlarken vesayet altına alınmayı gerekli kılan bir durumun varlığını öğrenen
idarî makamlar, noterler ve mahkemeler, bu durumu hemen yetkili vesayet
makamına bildirmek zorundadırlar.


 


II.
Savurganlık, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü
yönetim


Madde
406- Savurganlığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı
veya malvarlığını kötü yönetmesi sebebiyle kendisini veya ailesini darlık veya
yoksulluğa düşürme tehlikesine yol açan ve bu yüzden devamlı korunmaya ve
bakıma muhtaç olan ya da başkalarının güvenliğini tehdit eden her ergin kısıtlanır.


 


III.
Özgürlüğü bağlayıcı ceza


Madde
407- (Değişik:2/3/2024-7499/5 md.)


Kesinleşmiş
hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan ergin bir kişi,
isteği üzerine kısıtlanır veya kendisine kayyım atanır.


Toplam
beş yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz
kurumunda bulunan ergin bir kişi, isteği bulunmasa dahi kişiliğinin veya
malvarlığının korunması bakımından gerekli görülmesi hâlinde kısıtlanabilir.
Cezayı yerine getirmekle görevli makam hapis cezasının infazına başlandığını
derhâl vesayet makamına bildirir.


Vesayet
makamı karar vermeden önce hükümlüyü dinler.


Bu
Kanunun kayyımlığa ilişkin hükümleri niteliğine uygun düştüğü ölçüde bu madde
için de uygulanır.


 


IV.
İstek üzerine


Madde
408- Yaşlılığı, engelliliği, deneyimsizliği veya ağır hastalığı sebebiyle
işlerini gerektiği gibi yönetemediğini ispat eden her ergin kısıtlanmasını
isteyebilir.[25]


 


C.
Usul


I.
İlgilinin dinlenilmesi ve bilirkişi raporu


Madde
409- Bir kimse dinlenilmeden savurganlığı, alkol veya uyuşturucu madde
bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetimi veya isteği sebebiyle
kısıtlanamaz.


Akıl
hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlamaya ancak resmî sağlık kurulu
raporu üzerine karar verilir. (Değişik cümle:2/3/2024-7499/6 md.) Resmî
sağlık kurulu raporunun tanzimi için gereklilik bulunması halinde 436 ncı madde
hükümleri uygulanır. Hâkim, karar vermeden önce, kurul raporunu göz önünde
tutarak kısıtlanması istenen kişiyi dinleyebilir.


 


II.
İlân


Madde
410- Kısıtlama kararı, kesinleşince hemen kısıtlının yerleşim yeri ile nüfusa
kayıtlı olduğu yerde ilân olunur.


Kısıtlama,
iyiniyetli üçüncü kişileri ilândan önce etkilemez.


Ayırt
etme gücüne sahip olmamanın sonuçlarına ilişkin hükümler saklıdır.


 


ÜÇÜNCÜ AYIRIM


YETKİ


A.
Vesayet işlerinde yetki


Madde
411- Vesayet işlerinde yetki küçüğün veya kısıtlının yerleşim yerindeki
vesayet dairelerine aittir.


 


B.
Yerleşim yerinin değişmesi


Madde
412- Vesayet makamının izni olmadıkça vesayet altındaki kişi yerleşim yerini
değiştiremez.


Yerleşim
yerinin değişmesi hâlinde yetki, yeni vesayet dairelerine geçer. Bu takdirde
kısıtlama yeni yerleşim yerinde ilân olunur.


 


DÖRDÜNCÜ AYIRIM


VASİNİN ATANMASI


A.
Koşulları


I.
Genel olarak


Madde 413- Vesayet makamı,
bu görevi yapabilecek yetenekte olan bir ergini vasi olarak atar.


Gereken
durumlarda, bu görevi birlikte veya vesayet makamı tarafından belirlenen
yetkileri uyarınca ayrı ayrı yerine getirmek üzere birden çok vasi atanabilir.


Rızaları
bulunmadıkça birden çok kimse vesayeti birlikte yürütmekle görevlendirilemez.


 


II.
Eşin ve hısımların önceliği


Madde
414- Haklı sebepler engel olmadıkça, vesayet makamı, vesayet altına alınacak
kişinin öncelikle eşini veya yakın hısımlarından birini, vasilik koşullarına
sahip olmaları kaydıyla bu göreve atar. Bu atamada yerleşim yerlerinin
yakınlığı ve kişisel ilişkiler göz önünde tutulur.


 


III.
İlgililerin isteği


Madde
415- Haklı sebepler engel olmadıkça, vasiliğe, vesayet altına alınacak
kişinin ya da ana veya babasının gösterdiği kimse atanır.


 


IV.
Vasiliği kabul yükümlülüğü


Madde
416- Vesayet altına alınan kimsenin yerleşim yerinde oturanlardan vasiliğe
atananlar, bu görevi kabul etmekle yükümlüdürler.


Aile
meclisince atanma hâlinde vasiliği kabul yükümlülüğü yoktur.


 


V.
Vasilikten kaçınma sebepleri


Madde
417- Aşağıdaki kişiler vasiliği kabul etmeyebilirler:


l. Altmış
yaşını doldurmuş olanlar,


2. Bedensel engelleri veya sürekli hastalıkları sebebiyle bu görevi güçlükle yapabilecek
olanlar,[26]


3.
Dörtten çok çocuğun velisi olanlar,


4.
Üzerinde vasilik görevi olanlar,


5.
Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Cumhurbaşkanı
yardımcıları, bakanlar, hâkimlik ve savcılık mesleği mensupları.[27]


 


VI.
Vasiliğe engel olan sebepler


Madde
418- Aşağıdaki kişiler vasi olamazlar:


1.
Kısıtlılar,


2.
Kamu hizmetinden yasaklılar veya haysiyetsiz hayat sürenler,


3.
Menfaati kendisine vasi atanacak kişinin menfaati ile önemli ölçüde çatışanlar
veya onunla aralarında düşmanlık bulunanlar,


4.
İlgili vesayet daireleri hâkimleri.


 


B.
Atama usulü


I.
Vasinin atanması


Madde
419- Vesayet makamı, gecikmeksizin vasi atamakla yükümlüdür.


Gerek
duyulduğunda henüz ergin olmayanların da kısıtlanmasına karar verilebilir;
ancak, kısıtlama kararı ergin olduktan sonra sonuç doğurur.


Kısıtlanan
ergin çocuklar kural olarak vesayet altına alınmayıp velâyet altında bırakılır.


 


II.
Geçici önlemler


Madde 420- Vesayet işleri
zorunlu kıldığı takdirde vesayet makamı, vasinin atanmasından önce de re'sen gerekli
önlemleri alır; özellikle, kısıtlanması istenen kişinin fiil ehliyetini geçici
olarak kaldırabilir ve ona bir temsilci atayabilir.


Vesayet
makamının kararı ilân olunur.


 


III.
Tebliğ ve ilân


Madde
421- Atama kararı vasiye hemen tebliğ olunur.


Kısıtlamaya
ve vasi atanmasına veya kısıtlanan velâyet altında bırakılmışsa buna ilişkin
karar, kısıtlının yerleşim yerinde ve nüfusa kayıtlı olduğu yerde ilân olunur.


 


IV.
Kaçınma ve itiraz


1.
Usul


Madde
422- Vasiliğe atanan kişi, bu durumun kendisine tebliğinden başlayarak on gün
içinde vasilikten kaçınma hakkını kullanabilir.


İlgili
olan herkes, vasinin atandığını öğrendiği günden başlayarak on gün içinde atamanın
kanuna aykırı olduğunu ileri sürebilir.


Vesayet
makamı, vasilikten kaçınma veya itiraz sebebini yerinde görürse yeni bir vasi
atar; yerinde görmediği takdirde, bu konudaki görüşü ile birlikte gerekli
kararı vermek üzere durumu denetim makamına bildirir.


 


2.
Geçici görev


Madde
423- Vasiliğe atanan kimse, vasilikten kaçınmış veya atanmasına itiraz edilmiş
olsa bile, yerine bir başkası atanıncaya kadar vasiye ait görevleri yerine getirmekle
yükümlüdür.


 


3.
Karar


Madde
424- Denetim makamı, vereceği kararı vasiliğe atanmış olan kimseye ve vesayet
makamına bildirir.


Vasiliğe
atananın görevden alınması hâlinde vesayet makamı, hemen yeni bir vasi atar.


 


V.
Görevin verilmesi


Madde
425- Atama kararı kesinleşince vesayet makamı vasinin göreve başlaması için
gerekli işlemleri yapar.


 


BEŞİNCİ AYIRIM


KAYYIMLIK VE
YASAL DANIŞMANLIK


A.
Kayyımlığı gerektiren hâller


I.
Temsil


Madde
426- Vesayet makamı, aşağıda yazılı olan veya kanunda gösterilen diğer
hâllerde ilgilisinin isteği üzerine veya re'sen temsil kayyımı atar:


1.
Ergin bir kişi, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri bir sebeple
ivedi bir işini kendisi görebilecek veya bir temsilci atayabilecek durumda
değilse,


2.
Bir işte yasal temsilcinin menfaati ile küçüğün veya kısıtlının menfaati
çatışıyorsa,


3.
Yasal temsilcinin görevini yerine getirmesine bir engel varsa.


 


II.
Yönetim


1.
Kanun gereği


Madde
427- Vesayet makamı, yönetimi kimseye ait olmayan mallar için gereken
önlemleri alır ve özellikle aşağıdaki hâllerde bir yönetim kayyımı atar:


1.
Bir kimse uzun süreden beri bulunamaz ve oturduğu yer de bilinemezse,


2. Vesayet altına alınması için yeterli bir sebep
bulunmamakla beraber, bir kişi malvarlığını kendi başına yönetmek veya bunun
için temsilci atamak gücünden yoksunsa,


3. Bir terekede mirasçılık hakları henüz belli değilse
veya ceninin menfaatleri gerekli kılarsa,


4.
Bir tüzel kişi gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimi başka yoldan
sağlanamamışsa,


5.
Bir hayır işi veya genel yarar amacı güden başka bir iş için halktan toplanan
para ve sair yardımı yönetme veya harcama yolu sağlanamamışsa.


 


2.
İstek üzerine


Madde
428- İsteğe bağlı kısıtlama sebeplerinden biri varsa, ergin bir kişiye kendi
isteği üzerine bir kayyım atanabilir.


 


B.
Yasal danışmanlık


Madde
429- Kısıtlanması için yeterli sebep bulunmamakla beraber korunması
bakımından fiil ehliyetinin sınırlanması gerekli görülen ergin bir kişiye aşağıdaki
işlerde görüşü alınmak üzere bir yasal danışman atanır:


1.
Dava açma ve sulh olma,


2.
Taşınmazların alımı, satımı, rehnedilmesi ve bunlar üzerinde başka bir aynî hak
kurulması,


3.
Kıymetli evrakın alımı, satımı ve rehnedilmesi,


4.
Olağan yönetim sınırları dışında kalan yapı işleri,


5.
Ödünç verme ve alma,


6.
Ana parayı alma,


7.
Bağışlama,


8.
Kambiyo taahhüdü altına girme,


9.
Kefil olma.


Aynı
koşullar altında bir kimsenin malvarlığını yönetme yetkisi, gelirlerinde
dilediği gibi tasarruf hakkı saklı kalmak üzere kaldırılabilir.


 


C.
Yetki


Madde
430- Temsil kayyımı, kendisine kayyım atanacak kimsenin yerleşim yeri vesayet
makamı tarafından atanır.


Yönetim
kayyımı, malvarlığının büyük bölümünün yönetildiği veya temsil edilen kimsenin
payına düşen malların bulunduğu yer vesayet makamı tarafından atanır.


 


D.
Usul


Madde
431- Vasinin atanması usulüne ilişkin kurallar, kayyım ve yasal danışmanın
atanmasında da uygulanır.


Kayyım
veya yasal danışman atanmasına ilişkin karar, ancak vesayet makamının gerekli
görmesi hâlinde ilân olunur.


 


ALTINCI AYIRIM


KORUMA AMACIYLA
ÖZGÜRLÜĞÜN KISITLANMASI


A.
Koşulları


Madde
432- Akıl hastalığı, akıl zayıflığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı,
ağır tehlike arzeden bulaşıcı hastalık veya serserilik sebeplerinden biriyle
toplum için tehlike oluşturan her ergin kişi, kişisel korunmasının başka
şekilde sağlanamaması hâlinde, tedavisi, eğitimi veya ıslahı için elverişli bir
kuruma yerleştirilir veya alıkonulabilir. Görevlerini yaparlarken bu
sebeplerden birinin varlığını öğrenen kamu görevlileri, bu durumu hemen yetkili
vesayet makamına bildirmek zorundadırlar.


Bu
konuda kişinin çevresine getirdiği külfet de göz önünde tutulur.


İlgili
kişi durumu elverir elvermez kurumdan çıkarılır.


 


B.
Yetki


Madde
433- Yerleştirme veya alıkoymaya karar verme yetkisi, ilgilinin yerleşim yeri
veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde bulunduğu yer vesayet makamına
aittir.


Yerleştirme veya alıkoymaya karar veren vesayet makamı,
kurumdan çıkarmaya da yetkilidir.


 


C.
Bildirim yükümlülüğü


Madde
434- Kısıtlı bir kişi bir kuruma yerleştirildiği veya alıkonulduğu ya da
ergin bir kişi hakkında vesayete ilişkin diğer önlemlerin alınmasına gerek
görüldüğü takdirde, kişinin bulunduğu yer vesayet makamı veya özel kanunlarda
öngörülen ilgililer, durumu yerleşim yeri vesayet makamına bildirmekle
yükümlüdürler.


 


D.
İtiraz


Madde
435- Kuruma yerleştirilen kişi veya yakınları, verilen karara karşı kendilerine
bildirilmesinden başlayarak on gün içinde denetim makamına itiraz edebilirler.


Bu
hak, kurumdan çıkarılma isteminin reddi hâlinde de kullanılabilir.


 


E.
Usul


I.
Genel olarak


Madde
436- Koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanması, aşağıdaki kurallar saklı kalmak
üzere, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa tâbidir:


1.
Karar verilirken ilgilinin bunun sebepleri hakkında bilgilendirilmesi ve karara
karşı denetim makamına itiraz edebileceğine yazılı olarak dikkatinin çekilmesi
zorunludur.


2. Bir kuruma yerleştirilen kişiye, alıkonulma kararına
veya kurumdan çıkarılma isteminin reddine karşı en geç on gün içinde denetim makamına
itiraz edebileceği derhal yazılı olarak bildirilir.


3.
Mahkeme kararını gerektiren her istem, gecikmeksizin yetkili hâkime
ulaştırılır.


4.
Yerleştirme kararı veren vesayet makamı veya hâkim durumun özelliklerine göre
bu istemin görüşülmesini erteleyebilir.


5.
Akıl hastalığı, akıl zayıflığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, ağır
tehlike arzeden bulaşıcı hastalığı olanlar hakkında, ancak resmî sağlık kurulu
raporu alındıktan sonra karar verilebilir. (Mülga
cümle:6/12/2019-7196/53md.) (…)


6. (Ek:6/12/2019-7196/53md.)
(Değişik:2/3/2024-7499/7 md.) Resmî sağlık kurulu raporunun
alınabilmesini temin amacıyla; kişinin vücudundan kan veya benzeri biyolojik
örneklerle kıl, tükürük, tırnak gibi örnekler alınabilir, kişiye gerekli tıbbi
müdahaleler yapılabilir ve gerektiğinde kişi, hekim ön raporu üzerine en fazla
yirmi gün süreyle sağlık kuruluşuna yerleştirilebilir. Hekim ön raporu üzerine
verilen yerleştirme kararı derhâl ilgiliye ve yakınlarına bildirilir. İlgili
veya yakınları, bu karara karşı bildirimden itibaren on gün içinde denetim
makamına itiraz edebilir, yapılan itiraz kararın icrasını durdurmaz. İtiraz
denetim makamınca ivedilikle karara bağlanır.


7. (Ek:6/12/2019-7196/53md.)
Bu madde kapsamında alınan kararların icrası için gerektiğinde ilgili kişi
hakkında zor kullanılabilir ve sağlık görevlilerinden gerekli tıbbi yardım
alınabilir.


 


II.
Yargılama usulü


Madde
437- Hâkim, basit yargılama usulüne göre karar verir.


Gerektiğinde
ilgili kişiye adlî yardım sağlanır.


(Değişik
fıkra:6/12/2019-7196/54 md.) Hâkim, ilgili kişiyi dinler, tahkikatı
tamamlar ve gecikmeksizin en geç iki gün içinde kararını verir.[28]


 


İKİNCİ BÖLÜM


VESAYETİN
YÜRÜTÜLMESİ


 


BİRİNCİ AYIRIM


VASİNİN
GÖREVLERİ


A.
Göreve başlama


I.
Defter tutma


Madde 438- Vasiliğe atanma
kararının kesinleşmesi üzerine vasi ile vesayet makamının görevlendireceği bir
kişi tarafından, vakit geçirilmeksizin, yönetilecek malvarlığının defteri tutulur.


Vesayet
altındaki kişi ayırt etme gücüne sahipse, olanak bulunduğu takdirde defter
tutulurken hazır bulundurulur.


Koşullar
gerektirdiği takdirde denetim makamı, vasi ve vesayet makamının isteği üzerine
vesayet altındaki kişinin malvarlığının resmî defterinin tutulmasına karar
verebilir. Bu defter, mirastaki resmî defterin alacaklılara karşı doğurduğu
sonuçları doğurur ve oradaki usul uyarınca tutulur.


 


II.
Değerli şeylerin saklanması


Madde
439- Kıymetli evrak, değerli eşya, önemli belge ve benzerleri, malvarlığının
yönetimi bakımından bir sakınca yoksa, vesayet makamının gözetimi altında
güvenli bir yere konulur.


 


III.
Taşınırların satılması


Madde
440- Vesayet altındaki kişinin menfaati gerektirirse değerli şeylerin dışındaki
taşınırlar, vesayet makamının vereceği talimat uyarınca, açık artırma ile
satılır. Hâkim, özel durumları, taşınırın niteliğini veya değerinin azlığını
göz önüne alarak pazarlıkla satışa da karar verebilir.


Vesayet
altındaki kişinin kendisi veya ailesi için özel bir değer taşıyan şeyler, zorunluluk
olmadıkça satılamaz.


 


IV.
Paraların yatırılması


1.Yatırma
zorunluluğu


Madde
441- Vesayet altındaki kişinin kendisi veya malvarlığının yönetimi için
gerekli olmayan paralar, faiz getirmek üzere, vesayet makamı tarafından
belirlenen millî bir bankaya yatırılır veya Hazine tarafından çıkarılan menkul
kıymetlere çevrilir.


Paranın
yatırılmasını bir aydan fazla geciktiren vasi, faiz kaybını ödemekle
yükümlüdür.


 


2.
Yatırımların dönüştürülmesi


Madde 442- Yeteri kadar
güven verici olmayan yatırımlar, güvenli yatırımlara dönüştürülür.


Dönüştürme
işleminin uygun zamanda ve vesayet altındaki kişinin menfaati gözetilerek
yapılması gerekir.


 


V.
Ticarî ve sınaî işletmeler


Madde
443- Vesayet altındaki kişinin malvarlığı içinde ticarî, sınaî veya benzeri
bir işletme varsa; vesayet makamı, bunların işletilmesinin devamı veya
tasfiyesi için gerekli talimatı verir.


 


VI.
Taşınmazların satılması


Madde
444- Taşınmazların satışı, vesayet makamının talimatı uyarınca ve ancak vesayet
altındaki kişinin menfaati gerekli kıldığı hâllerde mümkündür.


Satış,
vesayet makamının bu iş için görevlendireceği bir kişi tarafından vasi de hazır
olduğu hâlde açık artırmayla yapılır ve ihale vesayet makamının onamasıyla
tamam olur; onamaya ilişkin kararın ihale gününden başlayarak on gün içinde
verilmesi gerekir.


Ancak
denetim makamı, istisnaî olarak özel durumları, taşınmazın niteliğini veya
değerinin azlığını göz önüne alarak pazarlıkla satışa da karar verebilir.


 


B.
Özen ve temsil


I.
Kişiye özen


1.
Küçüklerde


a.
Genel olarak


Madde
445- Vesayet altındaki kişi küçük ise, vasi onun bakımı ve eğitimi için
gereken önlemleri almakla yükümlüdür.


Vesayet
dairelerinin yetkilerine ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla, vasi bu konuda
ana ve babanın yetkilerine sahiptir.


 


b.
Koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanması


Madde
446- Küçüklerin koruma amacıyla bir kuruma yerleştirilmesine vasinin
başvurusu üzerine vesayet makamı veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde
bizzat vasi karar verir ve durumu derhâl vesayet makamına bildirir.


Bunun
dışında usul ve yetkiyle ilgili konularda kısıtlı olsun veya olmasın erginlerin
korunması amacıyla özgürlüklerinin kısıtlanmasına ilişkin hükümler uygulanır.


Onaltı
yaşını doldurmamış çocuk bu konuda mahkemeye bizzat başvuramaz.


 


2.
Kısıtlılarda


Madde
447- Vasi, kısıtlıyı korumak ve bütün kişisel işlerinde ona yardım etmekle
yükümlüdür.


Gecikmesinde
sakınca bulunan hâllerde vasi, koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanmasına
ilişkin hükümlere göre kısıtlıyı bir kuruma yerleştirebilir veya orada alıkoyabilir
ve durumu derhal vesayet makamına bildirir.


 


II.
Temsil


1.
Genel olarak


Madde
448- Vesayet dairelerinin yetkilerine ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla
vasi, vesayet altındaki kişiyi bütün hukukî işlemlerinde temsil eder.


 


2.
Yasak işlemler


Madde
449- Vesayet altındaki kişi adına kefil olmak, vakıf kurmak ve önemli
bağışlarda bulunmak yasaktır.


 


3.
Vesayet altındaki kişinin görüşünün alınması


Madde
450- Vesayet altındaki kişi görüşlerini oluşturma ve açıklama yeteneğine sahipse,
vasi önemli işlerde karar vermeden önce olanak ölçüsünde, onun görüşünü almakla
yükümlüdür.


Vesayet
altındaki kişinin işi uygun bulmuş olması vasiyi sorumluluktan kurtarmaz.


 


4.
Vesayet altındaki kişinin yapabileceği işler


a.
Vasinin rızası


Madde
451- Ayırt etme gücüne sahip olan vesayet altındaki kişi, vasinin açık veya
örtülü izni veya sonraki onamasıyla yükümlülük altına girebilir veya bir haktan
vazgeçebilir.


Yapılan
işlem diğer tarafın belirlediği veya başvurusu üzerine hâkimin belirleyeceği uygun
bir süre içinde onanmazsa, diğer taraf bununla bağlı olmaktan kurtulur.


 


b.
Onamamanın sonucu


Madde
452- Vasinin onamadığı işlemlerde taraflardan her biri verdiğini geri
isteyebilir. Ancak, vesayet altındaki kişi, sadece kendi menfaatine harcanan
veya geri isteme zamanında malvarlığında mevcut olan zenginleşme tutarıyla ya
da iyiniyetli olmaksızın elden çıkarmış olduğu miktarla sorumludur.


Vesayet
altındaki kişi, fiil ehliyetine sahip olduğu hususunda diğer tarafı yanıltmış ise,
onun bu yüzden uğradığı zarardan sorumlu olur.


 


5.
Meslek veya sanat


Madde
453- Vesayet altındaki kişiye vesayet makamı tarafından bir meslek veya
sanatın yürütülmesi için izin verilmiş ise, o kişi bununla ilgili her türlü
olağan işlemleri yapmaya yetkilidir ve bu tür işlemlerden dolayı bütün
malvarlığı ile sorumludur.


 


C.
Malvarlığının yönetilmesi


I.
Yönetim ve hesap tutma yükümlülüğü


Madde
454- Vasi, vesayet altındaki kişinin malvarlığını iyi bir yönetici gibi
özenle yönetmek zorundadır.


Vasi,
yönetimle ilgili hesap tutmak ve vesayet makamının belirlediği tarihlerde ve
her hâlde yılda bir defa hesabı onun incelemesine sunmakla yükümlüdür.


Vesayet
altındaki kişi görüşlerini oluşturma ve açıklama yeteneğine sahip ise, hesabın
hâkim tarafından incelenmesi sırasında olanak ölçüsünde hazır bulundurulur.


 


II.
Serbest mallar


Madde
455- Vesayet altındaki kişi, kendi tasarrufuna bırakılmış olan mallar ile
vasinin izniyle çalışarak kazandığı malları serbestçe yönetir ve kullanır.


 


D.
Görevin süresi


Madde
456- Vasi, kural olarak iki yıl için atanır.


Vesayet
makamı, bu süreyi her defasında ikişer yıl uzatabilir.


Dört
yıl dolunca vasi, vasilikten kaçınma hakkını kullanabilir.


 


E.
Vasinin ücreti


Madde
457 - Vasi, vesayet altındaki kişinin malvarlığından, olanak bulunmadığı
takdirde Hazineden karşılanmak üzere kendisine bir ücret verilmesini
isteyebilir. Ödenecek ücret, yönetimin gerektirdiği emek ve yönetilen
malvarlığının geliri göz önünde tutulmak suretiyle her hesap dönemi için
vesayet makamı tarafından belirlenir.


 


İKİNCİ AYIRIM


KAYYIMIN
GÖREVLERİ


A.
Kayyımın konumu


Madde 458- Bir kimseye
kayyım atanması onun fiil ehliyetini etkilemez. Yasal danışmanlığa ilişkin
hükümler saklıdır.


Kayyımın
görev süresi ve ücreti vesayet makamı tarafından belirlenir.


 


B.
Kayyımlığın kapsamı


I.
Belli bir iş


Madde
459- Belli bir iş için görevlendirilmiş olan kayyım, vesayet makamının
talimatına aynen uymak zorundadır.


 


II.
Malvarlığının yönetimi


Madde
460- Kayyım bir malvarlığının yönetimi ve gözetimi ile görevlendirilmiş ise, yalnız
o malvarlığının yönetim ve korunması için gerekli olan işleri yapabilir.


Kayyımın,
bunun dışındaki işleri yapabilmesi, temsil olunanın vereceği özel yetkiye,
temsil olunan bu yetkiyi verecek durumda değilse vesayet makamının iznine
bağlıdır.


 


ÜÇÜNCÜ AYIRIM


VESAYET
DAİRELERİNİN GÖREVLERİ


A.
Şikâyet ve itiraz


Madde
461- Ayırt etme gücüne sahip olan vesayet altındaki kişi ve her ilgili,
vasinin eylem ve işlemlerine karşı vesayet makamına şikâyette bulunabilir.


Vesayet
makamının kararlarına karşı tebliğ gününden başlayarak on gün içinde denetim
makamına itiraz edilebilir.


 


B.
İzin


I.
Vesayet makamından


Madde
462- Aşağıdaki hâllerde vesayet makamının izni gereklidir:


1. Taşınmazların alımı, satımı, rehnedilmesi ve bunlar
üzerinde başka bir aynî hak kurulması,


2.
Olağan yönetim ve işletme ihtiyaçları dışında kalan taşınır veya diğer hak ve
değerlerin alımı, satımı, devri ve rehnedilmesi,


3.
Olağan yönetim sınırlarını aşan yapı işleri,


4.
Ödünç verme ve alma,


5.
Kambiyo taahhüdü altına girme,


6.
Bir yıl veya daha uzun süreli ürün ve üç yıl veya daha uzun süreli taşınmaz kirası
sözleşmeleri yapılması,


7.
Vesayet altındaki kişinin bir sanat veya meslekle uğraşması,


8.
Acele hâllerde vasinin geçici önlemler alma yetkisi saklı kalmak üzere, dava
açma, sulh olma, tahkim ve konkordato yapılması,


9.
Mal rejimi sözleşmeleri, mirasın paylaştırılması ve miras payının devri
sözleşmeleri yapılması,


10.
Borç ödemeden aciz beyanı,


11.
Vesayet altındaki kişi hakkında hayat sigortası yapılması,


12.
Çıraklık sözleşmesi yapılması,


13.
Vesayet altındaki kişinin bir eğitim, bakım veya sağlık kurumuna
yerleştirilmesi,


14.
Vesayet altındaki kişinin yerleşim yerinin değiştirilmesi.


 


II.
Denetim makamından


Madde
463- Aşağıdaki hâllerde vesayet makamının izninden sonra denetim makamının da
izni gereklidir:


1. Vesayet
altındaki kişinin evlât edinmesi veya evlât edinilmesi,


2.
Vesayet altındaki kişinin vatandaşlığa girmesi veya çıkması,


3.
Bir işletmenin devralınması veya tasfiyesi, kişisel sorumluluğu gerektiren bir
ortaklığa girilmesi veya önemli bir sermaye ile bir şirkete ortak olunması,


4. Ömür boyu aylık veya gelir bağlama veya ölünceye
kadar bakma sözleşmeleri yapılması,


5.
Mirasın kabulü, reddi veya miras sözleşmesi yapılması,


6.
Küçüğün ergin kılınması,


7.
Vesayet altındaki kişi ile vasi arasında sözleşme yapılması.


 


C.
Rapor ve hesapların incelenmesi


Madde
464- Vesayet makamı, vasinin belli dönemlerde vereceği rapor ve hesapları
inceler; gerekli gördüğü hâllerde bunların tamamlanması veya düzeltilmesini
ister.


Vesayet
makamı, rapor ve hesapları kabul veya reddeder; gerektiğinde vesayet altındaki
kişinin menfaatini korumak için uygun önlemleri alır.


 


D.
İznin bulunmaması


Madde 465- Kanunen gerektiği
hâlde vasinin yetkili vesayet dairelerinin iznini almadan yapmış olduğu
işlemler, vesayet altındaki kişinin vasinin izni olmaksızın yaptığı işlem hükmündedir.


 


DÖRDÜNCÜ AYIRIM


VESAYET
ORGANLARININ SORUMLULUĞU


A.
Özen yükümü


Madde
466- Vesayet organları ve vesayet işleriyle görevlendirilmiş olan diğer
kişiler, bu görevlerini yerine getirirlerken iyi bir yönetimin gerektirdiği
özeni göstermekle yükümlüdürler.


 


B.
Vasinin sorumluluğu


Madde
467- Vasi, görevini yerine getirirken kusurlu davranışıyla vesayet altındaki
kişiye verdiği zarardan sorumludur.


Kayyım
ve yasal danışmanlar hakkında da aynı hüküm uygulanır.


 


C.
Devletin sorumluluğu


Madde 468- Devlet, vesayet
dairelerinde görevli olanların hukuka aykırı olarak sebebiyet verdikleri
zararlardan doğrudan doğruya sorumlu olduğu gibi; vasi, kayyım ve yasal
danışmanlara tazmin ettirilemeyen zararlardan da sorumludur.


Zararı
tazmin eden Devlet, zararın meydana gelmesinde kusurlu olanlara rücu eder.


Zararın
doğmasına kusurları ile sebep olanlar, rücu hakkını kullanan Devlete karşı
müteselsilen sorumludurlar.


 


D.
Görev ve yetki


Madde
469- Devletin vesayet dairelerinde görevli kişilere karşı rücu davasına
bakmaya, vesayet dairelerinin bulunduğu yere en yakın asliye mahkemesi yetkilidir.


Vesayetle
ilgili tazminat ve diğer rücu davaları vesayet dairelerinin bulunduğu yer
asliye mahkemesinde görülür.


 


ÜÇÜNCÜ BÖLÜM


VESAYETİN SONA
ERMESİ


 


BİRİNCİ AYIRIM


VESAYETİ GEREKTİREN
HÂLLERİN


SONA ERMESİ


A.
Küçüklerde


Madde
470- Küçük üzerindeki vesayet, onun ergin olmasıyla kendiliğinden sona erer.


Erginliğe
mahkemece karar verilmiş ise, mahkeme aynı zamanda küçüğün hangi tarihte ergin
olacağını tespit ve ilân eder.


 


B.
Hükümlülerde


Madde
471- (Değişik:2/3/2024-7499/8 md.)


Özgürlüğü
bağlayıcı cezaya mahkûmiyet sebebiyle kısıtlı bulunan kişi üzerindeki vesayet,
hapis hâlinin hukuka uygun bir şekilde sona ermesiyle kendiliğinden ortadan
kalkar.


Hapis
hâlinin devamı süresince aşağıdaki şartların varlığı hâlinde vesayet sona
erdirilebilir:


1.
Toplam beş yıldan az olan hapis cezasının infazına bağlı olarak verilen
kısıtlama kararları bakımından kişinin isteminin bulunması,


2.
Toplam beş yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezasının infazına bağlı
olarak verilen kısıtlama kararları bakımından kişinin talebi üzerine
kişiliğinin veya malvarlığının korunması sebebinin ortadan kalkması.


 


C.
Diğer kısıtlılarda


I.
Kaldırılması


Madde
472- Diğer kısıtlılar üzerindeki vesayet, yetkili vesayet makamının kararıyla
sona erer.


Vesayeti
gerektiren sebebin ortadan kalkması üzerine vesayet makamı vesayetin sona
ermesine karar verir.


Kısıtlı
ve ilgililerden her biri, vesayetin kaldırılması isteminde bulunabilir.


 


II.
Usulü


1.
İlân


Madde
473- Kısıtlama ilân edilmişse, kaldırılması da ilân olunur.


Fiil
ehliyetinin yeniden kazanılması, ilânın yapılmasına bağlı değildir.


 


2.
Akıl hastalığı veya akıl zayıflığında


Madde
474- Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı yüzünden kısıtlanmış olan kişi
üzerindeki vesayetin kaldırılmasına, ancak kısıtlama sebebinin ortadan kalkmış
olduğunun resmî sağlık kurulu raporu ile belirlenmesi hâlinde karar
verilebilir.


 


3.
Savurganlık, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü
yönetimde


Madde
475- Savurganlığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı
veya malvarlığını kötü yönetmesi sebebiyle kısıtlanmış olan kişinin vesayetin
kaldırılmasını isteyebilmesi, en az bir yıldan beri vesayet altına alınmasını gerektiren
sebeple ilgili olarak bir şikâyete meydan vermemiş olmasına bağlıdır.


 


4.
İstek üzerine kısıtlamada


Madde
476- Kendi isteğiyle kısıtlanmış olan kişi üzerindeki vesayetin kaldırılması,
kısıtlamayı gerektiren sebebin ortadan kalkmasına bağlıdır.


 


D.
Kayyımlıkta ve yasal danışmanlıkta


I.
Genel olarak


Madde 477- Temsil
kayyımlığı, kayyımın yapmakla görevlendirildiği işin bitirilmesiyle sona erer.


Yönetim
kayyımlığı, kayyımın atanmasını gerektiren sebebin ortadan kalkması veya
kayyımın görevden alınmasıyla sona erer.


Yasal
danışmanlık, vesayetin kaldırılmasına ilişkin hükümler uyarınca vesayet
makamının kararıyla sona erer.


 


II. İlân


Madde
478- Atamanın ilân edilmiş olması veya vesayet makamının gerekli görmesi
hâllerinde, kayyımlığın sona erdiği de ilân olunur.


 


İKİNCİ AYIRIM


VASİLİK GÖREVİNİN
SONA ERMESİ


A.
Fiil ehliyetinin yitirilmesi ve ölüm


Madde
479- Vasilik görevi, vasinin fiil ehliyetini yitirmesi veya ölümüyle sona
erer.


 


B.
Sürenin sona ermesi ve uzatılmaması


I.
Sürenin dolması


Madde
480- Vasilik görevi, uzatılmadığı takdirde, sürenin dolmasıyla sona erer.


 


II.
Engelin veya kaçınma sebebinin ortaya çıkması


Madde
481- Vasi, vasiliğe engel bir sebebin ortaya çıkması hâlinde görevinden
çekilmek zorundadır.


Vasi,
bir kaçınma sebebi ortaya çıktığı takdirde sürenin bitiminden önce görevinden alınmasını
isteyebilir; ancak, önemli sebeplerin varlığı hâlinde görevine devam etmek
zorundadır.


 


III.
Göreve devam zorunluluğu


Madde
482- Görevi sona eren vasi, yenisi göreve başlayıncaya kadar zorunlu işleri
yapmakla yükümlüdür.


 


C.
Görevden alınma


I.
Sebepleri


Madde 483- Vasi, görevini
ağır surette savsaklar, yetkilerini kötüye kullanır veya güveni sarsıcı
davranışlarda bulunur ya da borç ödemede acze düşerse, vesayet makamı tarafından
görevden alınır.


Vasinin
görevini yapmakta yetersizliği sebebiyle vesayet altındaki kişinin menfaatleri
tehlikeye düşerse, vesayet makamı kusuru olmasa bile vasiyi görevden alabilir.


 


II.
Usulü


1.
İstek üzerine veya re'sen


Madde
484- Ayırt etme gücüne sahip olan vesayet altındaki kişi veya her ilgili,
vasinin görevden alınmasını isteyebilir.


Görevden alınmayı gerektiren sebebin varlığını başka bir
yoldan öğrenen vesayet makamı, vasiyi re'sen görevden almakla yükümlüdür.


 


2.
Araştırma ve uyarı


Madde
485- Vesayet makamı, ancak gerekli araştırmayı yaptıktan ve vasiyi dinledikten
sonra onu görevden alabilir.


Vesayet
makamı, ağır olmayan hâllerde vasiye görevden alınacağı konusunda uyarıda
bulunur.


 


3.
Geçici önlemler


Madde
486- Gecikmesinde tehlike bulunan hâllerde vesayet makamı, vasiye geçici
olarak işten el çektirip bir kayyım atayabileceği gibi; gerekirse muhtemel
zararı göz önünde bulundurarak vasinin mallarına ihtiyati haciz koyabilir ve
tutuklanmasını da isteyebilir.


 


4.
Diğer önlemler


Madde
487- Vesayet makamı, görevden alma ve uyarıda bulunmanın yanı sıra, vesayet
altındaki kişinin korunması için gerekli diğer önlemleri de almakla yükümlüdür.


 


5.
İtiraz


Madde
488- İlgililer, vesayet makamının kararlarına karşı, tebliğ gününden
başlayarak on gün içinde denetim makamına itiraz edebilirler. Denetim makamı, gerektiğinde
duruşma da yaparak bu itirazı kesin karara bağlar.


 


ÜÇÜNCÜ AYIRIM


VESAYETİN SONA
ERMESİNİN SONUÇLARI


A.
Kesin hesap ve malvarlığının teslimi


Madde
489- Görevi sona eren vasi, yönetimle ilgili son raporu ve kesin hesabı
vesayet makamına vermekle yükümlü olduğu gibi; malvarlığını vesayet altındaki
kişiye, mirasçılarına veya yeni vasiye teslim edilmek üzere hazır bulundurmak
zorundadır.


 


B.
Rapor ve hesabın incelenmesi


Madde
490- Son rapor ve kesin hesap belli zamanlarda verilen rapor ve hesaplar gibi
vesayet makamı tarafından incelenir ve onaylanır.


 


C.
Vasinin görevine son verilmesi


Madde
491- Son rapor ve kesin hesap onaylandıktan ve malvarlığı vesayet altındaki
kişiye, mirasçılarına veya yeni vasiye teslim edildikten sonra, vesayet makamı
vasinin görevinin sona erdiğine karar verir.


Vesayet
makamı, son rapor ve kesin hesabın onaylanması veya reddi konusundaki kararı
ile birlikte kesin hesabı vesayet altındaki kişiye, mirasçılarına veya yeni vasiye,
tazminat davası açma hakları bulunduğunu da belirtmek suretiyle tebliğ eder. Bu
tebliğde vasinin görevine son verildiği de belirtilir.


 


D.
Sorumluluk davasında zamanaşımı


I.
Olağan zamanaşımı


Madde
492- Sorumlu vasi ve kayyıma karşı açılacak tazminat davası kesin hesabın tebliğ
edildiği tarihten başlayarak bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.


Tazmin
ettirilemeyen zararlar için Devlete karşı açılacak tazminat davasının zamanaşımı
süresi, zararın vasi, kayyım ve yasal danışmana tazmin ettirilemeyeceğinin
anlaşılmasından başlayarak bir yıldır.


Vesayet
dairelerinde görevli olanların sebebiyet verdikleri zararlardan dolayı Devlete
karşı açılacak davaların zamanaşımı genel hükümlere tâbidir.


Devletin rücu davası, rücu hakkının doğumunun üzerinden
bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.


 


II.
Olağanüstü zamanaşımı


Madde 493- Olağan zamanaşımı
süresi işlemeye başlamadan önce zarar gören tarafından bilinmesi veya
anlaşılması olanağı bulunmayan bir hesap yanlışlığına veya bir sorumluluk
sebebine dayanan tazminat davası, hesap yanlışlığının veya sorumluluk sebebinin
öğrenilmesinden başlayarak bir yıl içinde açılabilir.


Vesayetten
doğan tazminat davaları, her hâlde kesin hesabın tebliğinin üzerinden on yıl
geçmekle zamanaşımına uğrar.


 


E.
Vesayet altındaki kişinin alacağı


Madde 494- Vesayet altındaki
kişinin vasi veya Devlete karşı alacakları imtiyazlı alacaktır.


 


ÜÇÜNCÜ KİTAP


MİRAS HUKUKU


 


BİRİNCİ KISIM


MİRASÇILAR


 


BİRİNCİ BÖLÜM


YASAL MİRASÇILAR


A.
Kan hısımları


I.
Altsoy


Madde
495- Mirasbırakanın birinci derece mirasçıları, onun altsoyudur.


Çocuklar
eşit olarak mirasçıdırlar.


Mirasbırakandan
önce ölmüş olan çocukların yerini, her derecede halefiyet yoluyla kendi
altsoyları alır.


 


II.
Ana ve baba


Madde
496- Altsoyu bulunmayan mirasbırakanın mirasçıları, ana ve babasıdır. Bunlar
eşit olarak mirasçıdırlar.


Mirasbırakandan
önce ölmüş olan ana ve babanın yerlerini, her derecede halefiyet yoluyla kendi
altsoyları alır.


Bir
tarafta hiç mirasçı bulunmadığı takdirde, bütün miras diğer taraftaki
mirasçılara kalır.


 


III.
Büyük ana ve büyük baba


Madde
497- Altsoyu, ana ve babası ve onların altsoyu bulunmayan mirasbırakanın
mirasçıları, büyük ana ve büyük babalarıdır. Bunlar, eşit olarak mirasçıdırlar.


Mirasbırakandan
önce ölmüş olan büyük ana ve büyük babaların yerlerini, her derecede halefiyet
yoluyla kendi altsoyları alır.


Ana
veya baba tarafından olan büyük ana ve büyük babalardan biri altsoyu
bulunmaksızın mirasbırakandan önce ölmüşse, ona düşen pay aynı taraftaki
mirasçılara kalır.


Ana
veya baba tarafından olan büyük ana ve büyük babaların ikisi de altsoyları
bulunmaksızın mirasbırakandan önce ölmüşlerse, bütün miras diğer taraftaki
mirasçılara kalır.


Sağ
kalan eş varsa, büyük ana ve büyük babalardan birinin mirasbırakandan önce
ölmüş olması hâlinde, payı kendi çocuğuna; çocuğu yoksa o taraftaki büyük ana
ve büyük babaya; bir taraftaki büyük ana ve büyük babanın her ikisinin de ölmüş
olmaları hâlinde onların payları diğer tarafa geçer.


 


IV.
Evlilik dışı hısımlar


Madde
498- Evlilik dışında doğmuş ve soybağı, tanıma veya hâkim hükmüyle kurulmuş
olanlar, baba yönünden evlilik içi hısımlar gibi mirasçı olurlar.


 


B.
Sağ kalan eş


Madde
499- Sağ kalan eş, birlikte bulunduğu zümreye göre mirasbırakana aşağıdaki
oranlarda mirasçı olur:


1.
Mirasbırakanın altsoyu ile birlikte mirasçı olursa, mirasın dörtte biri,


2.
Mirasbırakanın ana ve baba zümresi ile birlikte mirasçı olursa, mirasın yarısı,


3.
Mirasbırakanın büyük ana ve büyük babaları ve onların çocukları ile birlikte
mirasçı olursa, mirasın dörtte üçü, bunlar da yoksa mirasın tamamı eşe kalır.


 


C.
Evlâtlık


Madde
500- Evlâtlık ve altsoyu, evlât edinene kan hısımı gibi mirasçı olurlar. Evlâtlığın
kendi ailesindeki mirasçılığı da devam eder.


Evlât
edinen ve hısımları, evlâtlığa mirasçı olmazlar.


 


D.
Devlet


Madde
501- Mirasçı bırakmaksızın ölen kimsenin mirası Devlete geçer.


 


İKİNCİ BÖLÜM


ÖLÜME BAĞLI
TASARRUFLAR


 


BİRİNCİ AYIRIM


TASARRUF
EHLİYETİ


A.
Ehliyet


I.
Vasiyette


Madde
502- Vasiyet yapabilmek için ayırt etme gücüne sahip ve onbeş yaşını doldurmuş
olmak gerekir.


 


II.
Miras sözleşmesinde


Madde
503- Miras sözleşmesi yapabilmek için ayırt etme gücüne sahip ve ergin olmak,
kısıtlı bulunmamak gerekir.


 


B.
İrade sakatlığı


Madde
504- Mirasbırakanın yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama etkisi altında
yaptığı ölüme bağlı tasarruf geçersizdir. Ancak, mirasbırakan yanıldığını veya
aldatıldığını öğrendiği ya da korkutma veya zorlamanın etkisinden kurtulduğu
günden başlayarak bir yıl içinde tasarruftan dönmediği takdirde tasarruf
geçerli sayılır.


Ölüme
bağlı tasarrufta kişinin veya şeyin belirtilmesinde açık yanılma hâlinde mirasbırakanın
gerçek arzusu kesin olarak tespit edilebilirse, tasarruf bu arzuya göre
düzeltilir.


 


İKİNCİ AYIRIM


TASARRUF
ÖZGÜRLÜĞÜ


A.
Tasarruf edilebilir kısım


I.
Kapsamı


Madde
505- (Değişik birinci fıkra: 4/5/2007-5650/1 md.) Mirasçı olarak altsoyu, ana ve babası
veya eşi bulunan miras bırakan, mirasının saklı paylar dışında kalan kısmında
ölüme bağlı tasarrufta bulunabilir.


Bu
mirasçılardan hiç biri yoksa, mirasbırakan mirasının tamamında tasarruf
edebilir.


 


II.
Saklı pay


Madde
506- Saklı pay aşağıdaki oranlardan ibarettir:


1.
Altsoy için yasal miras payının yarısı,


2.
Ana ve babadan her biri için yasal miras payının dörtte biri,


3. (Mülga:
4/5/2007-5650/2 md.)


4.
Sağ kalan eş için, altsoy veya ana ve baba zümresiyle birlikte mirasçı olması
hâlinde yasal miras payının tamamı, diğer hâllerde yasal miras payının dörtte
üçü.


 


III.
Tasarruf edilebilir kısmın hesabı


1.
Borçların indirilmesi


Madde
507- Tasarruf edilebilir kısım, terekenin mirasbırakanın ölümü günündeki
durumuna göre hesaplanır.


Hesap
yapılırken, mirasbırakanın borçları, cenaze giderleri, terekenin mühürlenmesi
ve yazımı giderleri, mirasbırakan ile birlikte yaşayan ve onun tarafından
bakılan kimselerin üç aylık geçim giderleri terekeden indirilir.


 


2.
Sağlararası karşılıksız kazandırmalar


Madde
508- Mirasbırakanın sağlararası karşılıksız kazandırmaları, tenkise tâbi
oldukları ölçüde, tasarruf edilebilir kısmın hesabında terekeye eklenir.


 


3.
Sigorta alacakları


Madde
509- Mirasbırakanın kendi ölümünde ödenmek üzere üçüncü kişi lehine hayat
sigortası sözleşmesi yapması veya böyle bir kişiyi sonradan lehdar olarak tayin
etmesi ya da sigortacıya karşı olan istem hakkını sağlararası veya ölüme bağlı
tasarrufla karşılıksız olarak üçüncü kişiye devretmesi hâlinde, sigorta
alacağının mirasbırakanın ölümü zamanındaki satın alma değeri terekeye eklenir.


 


B.
Mirasçılıktan çıkarma


I.
Sebepleri


Madde
510- Aşağıdaki durumlarda mirasbırakan, ölüme bağlı bir tasarrufla saklı
paylı mirasçısını mirasçılıktan çıkarabilir:


1.
Mirasçı, mirasbırakana veya mirasbırakanın yakınlarından birine karşı ağır bir
suç işlemişse,


2.
Mirasçı, mirasbırakana veya mirasbırakanın ailesi üyelerine karşı aile
hukukundan doğan yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmemişse.


 


II.
Hükümleri


Madde
511- Mirasçılıktan çıkarılan kimse, mirastan pay alamayacağı gibi; tenkis
davası da açamaz.


Mirasbırakan
başka türlü tasarrufta bulunmuş olmadıkça, mirasçılıktan çıkarılan kimsenin
miras payı, o kimse mirasbırakandan önce ölmüş gibi, mirasçılıktan çıkarılanın
varsa altsoyuna, yoksa mirasbırakanın yasal mirasçılarına kalır.


Mirasçılıktan
çıkarılan kimsenin altsoyu, o kimse mirasbırakandan önce ölmüş gibi saklı
payını isteyebilir.


 


III.
İspat yükü


Madde
512- Mirasçılıktan çıkarma, mirasbırakan ancak buna ilişkin tasarrufunda
çıkarma sebebini belirtmişse geçerlidir.


Mirasçılıktan
çıkarılan kimse itiraz ederse, belirtilen sebebin varlığını ispat, çıkarmadan
yararlanan mirasçıya veya vasiyet alacaklısına düşer.


Sebebin
varlığı ispat edilememiş veya çıkarma sebebi tasarrufta belirtilmemişse
tasarruf, mirasçının saklı payı dışında yerine getirilir; ancak, mirasbırakan
bu tasarrufu çıkarma sebebi hakkında düştüğü açık bir yanılma yüzünden
yapmışsa, çıkarma geçersiz olur.


 


IV.
Borç ödemeden aciz sebebiyle mirasçılıktan çıkarma


Madde
513- Mirasbırakan, hakkında borç ödemeden aciz belgesi bulunan altsoyunu,
saklı payının yarısı için mirasçılıktan çıkarabilir. Ancak, bu yarıyı
mirasçılıktan çıkarılanın doğmuş ve doğacak çocuklarına özgülemesi şarttır.


Miras
açıldığı zaman borç ödemeden aciz belgesinin hükmü kalmamışsa veya belgenin
kapsadığı borç tutarı mirasçılıktan çıkarılanın miras payının yarısını
aşmıyorsa, mirasçılıktan çıkarılanın istemi üzerine çıkarma iptal olunur.


 


ÜÇÜNCÜ AYIRIM


ÖLÜME BAĞLI
TASARRUFLARIN ÇEŞİTLERİ


A.
Genel olarak


Madde
514- Mirasbırakan, tasarruf özgürlüğünün sınırları içinde, malvarlığının
tamamında veya bir kısmında vasiyetname ya da miras sözleşmesiyle tasarrufta
bulunabilir.


Mirasbırakanın
üzerinde tasarruf etmediği kısım yasal mirasçılarına kalır.


 


B.
Koşullar ve yüklemeler


Madde
515- Mirasbırakan, ölüme bağlı tasarruflarını koşullara veya yüklemelere
bağlayabilir. Tasarruf hüküm ve sonuçlarını doğurduğu andan itibaren, her ilgili
koşul veya yüklemenin yerine getirilmesini isteyebilir.


Hukuka
veya ahlâka aykırı koşullar ve yüklemeler, ilişkin bulundukları tasarrufu
geçersiz kılar.


Anlamsız veya yalnız başkalarını rahatsız edici
nitelikte olan koşullar ve yüklemeler yok sayılır.


 


C.
Mirasçı atama


Madde
516- Mirasbırakan, mirasının tamamı veya belli bir oranı için bir veya birden
çok kişiyi mirasçı atayabilir.


Bir
kişinin, mirasın tamamını veya belli bir oranını almasını içeren her tasarruf,
mirasçı atanması sayılır.


 


D.
Belirli mal bırakma


I.
Konusu


Madde
517- Mirasbırakan, bir kimseye onu mirasçı atamaksızın belirli bir mal
bırakma yoluyla kazandırmada bulunabilir.


Belirli
mal bırakma, ölüme bağlı tasarrufla bir kimseye terekedeki bir malın
mülkiyetinin veya terekenin tamamı ya da bir kısmı üzerinde intifa hakkının
kazandırılmasına yönelik olabileceği gibi; bir kimse lehine tereke değeri
üzerinden bir edimin yerine getirilmesinin, bir iradın bağlanmasının veya bir
kimsenin bir borçtan kurtarılmasının, mirasçılar veya belirli mal bırakılanlara
yükletilmesi suretiyle de olabilir.


Bırakılan
belirli mal terekede bulunmadığı takdirde, tasarruftan aksi anlaşılmadıkça,
ölüme bağlı tasarrufu yerine getirmekle yükümlü olanlar borçtan kurtulurlar.


 


II.
Teslim borcu


Madde
518- Bırakılan belirli mal, mirasın açılması anındaki durumuyla teslim
olunur; yarar ve hasar, mirasın açılması anında kendisine belirli mal
bırakılana geçer.


Tasarrufu
yerine getirme ile yükümlü olan kimse, mirasın açılmasından sonra bırakılan
belirli mala yaptığı harcamalar ve mala verdiği zararlardan dolayı, vekâletsiz
iş görenin haklarına sahip ve borçlarıyla yükümlü olur.


 


III.
Tereke ile ilgisi


Madde
519- Tereke mevcudunu veya tasarrufu yerine getirme yükümlüsüne yapılan
kazandırmayı ya da saklı payı zedeleyen tasarrufların orantılı olarak tenkisi
istenebilir.


Tasarrufu
yerine getirme yükümlüsü, mirasçılığı veya kendisine bırakılan kazandırmayı
reddetmiş ya da mirasbırakandan önce ölmüş veya mirastan yoksun kalmış olsa
bile tasarruf yürürlükte kalır; yerine getirme borcu, bu durumlardan
yararlananlara geçer.


Yasal
veya atanmış mirasçı, mirası reddetmiş olsa bile lehine yapılmış bir tasarrufun
yerine getirilmesini isteyebilir.


 


E.
Yedek mirasçı atama


Madde
520- Mirasbırakan, atadığı mirasçının kendisinden önce ölmesi veya mirası
reddetmesi hâlinde onun yerine geçmek üzere bir veya birden çok kişiyi yedek
mirasçı olarak atayabilir.


Bu
kural belirli mal bırakmada da uygulanır.


 


F.
Artmirasçı atama


I.
Belirlenmesi


Madde
521- Mirasbırakan, ölüme bağlı tasarrufuyla önmirasçı atadığı kişiyi mirası
artmirasçıya devretmekle yükümlü kılabilir.


Aynı
yükümlülük artmirasçıya yüklenemez.


Bu
kurallar belirli mal bırakmada da uygulanır.


 


II.
Artmirasçıya geçiş


Madde 522- Tasarrufta geçiş
anı belirtilmemişse miras, önmirasçının ölümüyle artmirasçıya geçer.


Tasarrufta
geçiş anı gösterilmiş olup önmirasçının ölümünde bu an henüz gelmemişse miras,
güvence göstermeleri koşuluyla önmirasçının mirasçılarına teslim edilir.


Mirasın
artmirasçıya geçmesine herhangi bir sebeple olanak kalmadığı anda miras,
önmirasçıya; önmirasçı ölmüşse onun mirasçılarına kesin olarak kalır.


 


III.
Güvence


Madde
523- Önmirasçıya geçen mirasın sulh mahkemesince defteri tutulur.


Mirasbırakan
açıkça bağışık tutmadıkça, mirasın önmirasçıya teslimi onun güvence
göstermesine bağlıdır. Taşınmazlarda bu güvence, yeterli görüldüğü takdirde
mirası geçirme yükümlülüğünün tapu kütüğüne şerh verilmesiyle de sağlanabilir.


Önmirasçı
güvence göstermez veya artmirasçının beklenen haklarını tehlikeye düşürürse,
mirasın resmen yönetimine karar verilir.


 


IV.
Hükümleri


1.
Önmirasçı hakkında


Madde
524- Önmirasçı, mirası atanmış mirasçılar gibi kazanır.


Önmirasçı,
mirasa artmirasçıya geçirme yükümlülüğü ile sahip olur.


 


2.
Artmirasçı hakkında


Madde
525- Artmirasçı, mirası belirlenmiş olan geçiş anında sağ ise kazanır.


Artmirasçı
geçiş anından önce ölmüşse, tasarrufta aksi öngörülmüş olmadıkça, miras önmirasçıya
kalır.


Önmirasçı
mirasbırakanın ölümünde sağ değilse veya mirastan yoksun kalmışsa ya da mirası
reddederse, miras artmirasçıya geçer.


 


G.
Vakıf


Madde
526- Mirasbırakan, terekesinin tasarruf edilebilir kısmının tamamını veya bir
bölümünü özgülemek suretiyle vakıf kurabilir.


Vakıf,
ancak kanun hükümlerine uyulmak koşuluyla tüzel kişilik kazanır.


 


H.
Miras sözleşmeleri


I.
Olumlu miras sözleşmesi


Madde
527- Mirasbırakan, miras sözleşmesiyle mirasını veya belirli malını sözleşme
yaptığı kimseye ya da üçüncü bir kişiye bırakma yükümlülüğü altına girebilir.


Mirasbırakan, malvarlığında eskisi gibi serbestçe
tasarruf edebilir; ancak, miras sözleşmesindeki yükümlülüğü ile bağdaşmayan
ölüme bağlı tasarruflarına veya bağışlamalarına itiraz edilebilir.


 


II.
Mirastan feragat sözleşmesi


1.
Kapsamı


Madde
528 - Mirasbırakan, bir mirasçısı ile karşılıksız veya bir karşılık sağlanarak
mirastan feragat sözleşmesi yapabilir.


Feragat
eden, mirasçılık sıfatını kaybeder.


Bir
karşılık sağlanarak mirastan feragat, sözleşmede aksi öngörülmedikçe feragat
edenin altsoyu için de sonuç doğurur.


 


2.
Hükümden düşmesi


Madde
529- Mirastan feragat sözleşmesi belli bir kişi lehine yapılmış olup bu
kişinin herhangi bir sebeple mirasçı olamaması hâlinde, feragat hükümden düşer.


Mirastan
feragat sözleşmesi belli bir kişi lehine yapılmamışsa, en yakın ortak kökün
altsoyu lehine yapılmış sayılır ve bunların herhangi bir sebeple mirasçı
olamaması hâlinde, feragat yine hükümden düşer.


 


3.
Tereke alacaklılarının hakları


Madde
530- Mirasın açılması anında tereke, borçları karşılayamıyorsa ve borçlar
mirasçılar tarafından da ödenmiyorsa, feragat eden ve mirasçıları, alacaklılara
karşı feragat için ölümünden önceki beş yıl içinde mirasbırakandan almış
oldukları karşılıktan, mirasın açılması anındaki zenginleşmeleri tutarında
sorumludurlar.


 


DÖRDÜNCÜ AYIRIM


ÖLÜME BAĞLI
TASARRUFLARIN ŞEKİLLERİ


A.
Vasiyet


I.
Şekilleri


1.
Genel olarak


Madde
531- Vasiyet, resmî şekilde veya mirasbırakanın el yazısı ile ya da sözlü
olarak yapılabilir.


 


2.
Resmî vasiyetname


a.
Düzenlenmesi


Madde 532 - Resmî vasiyetname,
iki tanığın katılmasıyla resmî memur tarafından düzenlenir.


Resmî memur, sulh hâkimi, noter veya kanunla kendisine
bu yetki verilmiş diğer bir görevli olabilir.


 


b.
Memurun işlevi


Madde
533 - Mirasbırakan, arzularını resmî memura bildirir. Bunun üzerine memur,
vasiyetnameyi yazar veya yazdırır ve okuması için mirasbırakana verir.


Vasiyetname,
mirasbırakan tarafından okunup imzalanır.


Memur,
vasiyetnameyi tarih koyarak imzalar.


 


c.
Tanıkların katılması


Madde
534 - Vasiyetnameye tarih ve imza konulduktan hemen sonra mirasbırakan,
vasiyetnameyi okuduğunu, bunun son arzularını içerdiğini memurun huzurunda iki
tanığa beyan eder.


Tanıklar,
bu beyanın kendi önlerinde yapıldığını ve mirasbırakanı tasarrufa ehil gördüklerini
vasiyetnameye yazarak veya yazdırarak altını imzalarlar.


Vasiyetname
içeriğinin tanıklara bildirilmesi zorunlu değildir.


 


d.
Mirasbırakan tarafından okunmaksızın ve imzalanmaksızın düzenleme


Madde
535- Mirasbırakan vasiyetnameyi bizzat okuyamaz veya imzalayamazsa, memur
vasiyetnameyi iki tanığın önünde ona okur ve bunun üzerine mirasbırakan
vasiyetnamenin son arzularını içerdiğini beyan eder.


Bu
durumda tanıklar, hem mirasbırakanın beyanının kendi önlerinde yapıldığını ve onu
tasarrufa ehil gördüklerini; hem vasiyetnamenin kendi önlerinde memur
tarafından mirasbırakana okunduğunu ve onun vasiyetnamenin son arzularını
içerdiğini beyan ettiğini vasiyetnameye yazarak veya yazdırarak altını
imzalarlar.


 


e.
Düzenlemeye katılma yasağı


Madde
536- Fiil ehliyeti bulunmayanlar, bir ceza mahkemesi kararıyla kamu
hizmetinden yasaklılar, okur yazar olmayanlar, mirasbırakanın eşi, üstsoy ve
altsoy kan hısımları, kardeşleri ve bu kişilerin eşleri, resmî vasiyetnamenin
düzenlenmesine memur veya tanık olarak katılamazlar.


Resmî
vasiyetnamenin düzenlenmesine katılan memura ve tanıklara, bunların üstsoy ve
altsoy kan hısımlarına, kardeşlerine ve bu kişilerin eşlerine o vasiyetname ile
kazandırmada bulunulamaz.


 


f.
Vasiyetnamenin saklanması


Madde
537- Resmî vasiyetnameyi düzenleyen memur, vasiyetnamenin aslını saklamakla
yükümlüdür.


 


3.
El yazılı vasiyetname


Madde
538- El yazılı vasiyetnamenin yapıldığı yıl, ay ve gün gösterilerek başından
sonuna kadar mirasbırakanın el yazısıyla yazılmış ve imzalanmış olması
zorunludur.


El
yazılı vasiyetname, saklanmak üzere açık veya kapalı olarak notere, sulh hâkimine
veya yetkili memura bırakılabilir.


 


4.
Sözlü vasiyet


a.
Son arzuları anlatma


Madde
539- Mirasbırakan; yakın ölüm tehlikesi, ulaşımın kesilmesi, hastalık, savaş
gibi olağanüstü durumlar yüzünden resmî veya el yazılı vasiyetname yapamıyorsa,
sözlü vasiyet yoluna başvurabilir.


Bunun
için mirasbırakan, son arzularını iki tanığa anlatır ve onlara bu beyanına
uygun bir vasiyetname yazmaları veya yazdırmaları görevini yükler.


Resmî
vasiyetname düzenlenmesinde okur yazar olma koşulu dışında, tanıklara ilişkin
yasaklar, sözlü vasiyetteki tanıklar için de geçerlidir.


 


b.
Belgeleme


Madde
540- Mirasbırakan tarafından görevlendirilen tanıklardan biri, kendilerine
beyan edilen son arzuları, yer, yıl, ay ve günü de belirterek hemen yazar, bu
belgeyi imzalar ve diğer tanığa imzalatır. Yazılan belgeyi ikisi birlikte vakit
geçirmeksizin bir sulh veya asliye mahkemesine verirler ve mirasbırakanı
vasiyetname yapmaya ehil gördüklerini, onun son arzularını olağanüstü durum
içinde kendilerine anlattığını hâkime beyan ederler.


Tanıklar, daha önce bir belge düzenlemek yerine, vakit
geçirmeksizin mahkemeye başvurup yukarıdaki hususları beyan ederek mirasbırakanın
son arzularını bir tutanağa geçirtebilirler.


Sözlü
vasiyet yoluna başvuran kimse askerlik hizmetinde bulunuyorsa, teğmen veya daha
yüksek rütbeli bir subay; Ülke sınırları dışında seyreden bir ulaşım aracında
bulunuyorsa, o aracın sorumlu yöneticisi; sağlık kurumlarında tedavi
edilmekteyse, sağlık kurumunun en yetkili yöneticisi hâkim yerine geçer.


 


c.
Hükümden düşme


Madde
541- Mirasbırakan için sonradan diğer şekillerde vasiyetname yapma olanağı
doğarsa, bu tarihin üzerinden bir ay geçince sözlü vasiyet hükümden düşer.


 


II.
Vasiyetten dönme


1.
Yeni vasiyetname ile


Madde
542- Mirasbırakan, vasiyetname için kanunda öngörülen şekillerden birine
uymak suretiyle yeni bir vasiyetname yaparak önceki vasiyetnameden her zaman
dönebilir.


Vasiyetnamenin
tamamından veya bir kısmından dönülebilir.


 


2.
Yok etme ile


Madde
543- Mirasbırakan, yok etmek suretiyle de vasiyetnameden dönebilir.


Kaza
sonucunda veya üçüncü kişinin kusuruyla yok olan ve içeriğinin aynen ve tamamen
belirlenmesine olanak bulunmayan vasiyetname hükümsüz kalır. Tazminat isteme
hakkı saklıdır.


 


3.
Sonraki tasarruflar


Madde
544- Mirasbırakan, önceki vasiyetnamesini ortadan kaldırmaksızın yeni bir
vasiyetname yaparsa, kuşkuya yer bırakmayacak surette önceki vasiyetnameyi
tamamlamadıkça, sonraki vasiyetname onun yerini alır.


Belirli
mal bırakma vasiyeti de, vasiyetnamede aksi belirtilmedikçe, mirasbırakanın
sonradan o mal üzerinde bu vasiyetle bağdaşmayan başka bir tasarrufta
bulunmasıyla ortadan kalkar.


 


B.
Miras sözleşmesi


I.
Şekli


Madde
545- Miras sözleşmesinin geçerli olması için resmî vasiyetname şeklinde
düzenlenmesi gerekir.


Sözleşmenin
tarafları, arzularını resmî memura aynı zamanda bildirirler ve düzenlenen
sözleşmeyi memurun ve iki tanığın önünde imzalarlar.


 


II.
Ortadan kaldırılması


1.
Sağlararasında


a.
Sözleşme veya vasiyetname ile


Madde 546- Miras sözleşmesi,
tarafların yazılı anlaşmasıyla her zaman ortadan kaldırılabilir.


Miras
sözleşmesiyle mirasçı atanan veya kendisine belirli mal bırakılan kişinin,
mirasbırakana karşı miras sözleşmesinin yapılmasından sonra mirasçılıktan
çıkarma sebebi oluşturan davranışta bulunduğu ortaya çıkarsa; mirasbırakan,
miras sözleşmesini tek taraflı olarak ortadan kaldırabilir.


Tek
taraflı ortadan kaldırma, vasiyetnameler için kanunda öngörülen şekillerden
biriyle yapılır.


 


b.
Sözleşmeden dönme yolu ile


Madde
547- Miras sözleşmesi gereğince sağlararası edimleri isteme hakkı bulunan
taraf, bu edimlerin sözleşmeye uygun olarak yerine getirilmemesi veya güvenceye
bağlanmaması hâlinde borçlar hukuku kuralları uyarınca sözleşmeden dönebilir.


 


2.
Mirasbırakandan önce ölme


Madde
548- Mirasçı atanan veya kendisine belirli mal bırakılan kişi mirasbırakanın
ölümünde sağ değilse, miras sözleşmesi kendiliğinden ortadan kalkar.


Mirasbırakandan
önce ölen kişinin mirasçıları, aksi kararlaştırılmış olmadıkça, ölüme bağlı
tasarrufta bulunandan, miras sözleşmesi uyarınca elde ettiği ölüm tarihindeki
zenginleşmeyi geri isteyebilirler.


 


C.
Tasarruf edilebilir kısmın daralması


Madde
549- Miras sözleşmesi veya vasiyetnameyle yapılan ölüme bağlı kazandırmalar,
mirasbırakanın tasarruf edebileceği kısmın sonradan daralması yüzünden hükümsüz
olmaz; sadece tenkis edilebilir.


 


BEŞİNCİ AYIRIM


VASİYETİ YERİNE
GETİRME GÖREVLİSİ


A.
Atanması


I.
Atanma ve ehliyet


Madde
550- Mirasbırakan, vasiyetnameyle bir veya birden çok vasiyeti yerine getirme
görevlisi atayabilir.


Vasiyeti yerine getirme görevlisinin, göreve başladığı
sırada fiil ehliyetine sahip olması gerekir.


Vasiyeti
yerine getirme görevlisine sulh hâkimi tarafından bu görevi bildirilir;
bildirim tarihinden başlayarak onbeş gün içinde kabul edilmediği sulh hâkimine
bildirilmezse, görev kabul edilmiş sayılır.


Vasiyeti
yerine getirme görevlisi hizmetinin karşılığında uygun bir ücret isteyebilir.


 


II.
Birden çok vasiyeti yerine getirme görevlisi


Madde
551- Birden çok vasiyeti yerine getirme görevlisinin atanmış olması hâlinde,
tasarruftan veya işin niteliğinden aksi anlaşılmadıkça bunlar görevi birlikte
yürütürler.


Bunlardan
biri görevi kabul etmez veya edemez ya da herhangi bir sebeple görevi sona
ererse, mirasbırakanın tasarrufundan aksi anlaşılmadıkça diğerleri göreve devam
eder.


Birden
çok vasiyeti yerine getirme görevlisi birlikte hareket etmek üzere atanmış olsa
bile acele hâllerde her biri gerekli işlemleri yapabilir.


 


B.
Görev ve yetkileri


I.
Genel olarak


Madde
552- Mirasbırakan, tasarrufunda aksini öngörmüş veya sınırlı bir görev vermiş
olmadıkça vasiyeti yerine getirme görevlisi, mirasbırakanın son arzularının yerine
getirilmesi için gerekli bütün işlemleri yapmakla görevli ve yetkilidir.


Vasiyeti
yerine getirme görevlisi, özellikle;


1.
Göreve başladıktan sonra gecikmeksizin terekedeki malların, hakların ve
borçların listesini düzenler. Liste düzenlenirken olanak varsa mirasçılar hazır
bulundurulur.


2.
Terekeyi yönetir ve yönetimin gerektirdiği ölçüde tereke mallarının zilyetliğinin
kendisine devrini ister.


3.
Tereke alacaklarını tahsil eder, borçlarını öder.


4.
Vasiyetleri yerine getirir.


5.
Terekenin paylaşılması için plân hazırlar.


6.
Tereke ile ilgili dava ve takiplerde miras ortaklığını temsil eder. Mirasçılar
tarafından açılmış davalardan görevi ile ilgili olanlara müdahil olarak
katılabilir.


7.
Açtığı veya aleyhine açılan davalar ile yapılan takipleri mirasçılara bildirir.



 


II.
Tereke malları üzerinde tasarruf


Madde 553- Mirasbırakan
taahhüt etmiş olmadıkça, terekeye dahil malların, vasiyeti yerine getirme
görevlisi tarafından devri veya bunlar üzerinde sınırlı aynî haklar kurulması,
sulh hâkiminin yetki vermesine bağlıdır. Hâkim, olanak bulunduğu takdirde
mirasçıları dinledikten sonra karar verir. Olağan giderleri karşılayacak
ölçüdeki tasarruflar için yetki almaya gerek yoktur.


 


C.
Görevin sona ermesi


Madde
554- Vasiyeti yerine getirme görevlisinin görevi, ölümü veya atanmasını
geçersiz kılan bir sebebin varlığı hâlinde kendiliğinden sona erer.


Vasiyeti yerine getirme görevlisi sulh hâkimine yapacağı
bir beyanla görevinden ayrılabilir. Görev uygunsuz bir zamanda bırakılamaz.


 


D.
Denetlenmesi


Madde
555- Vasiyeti yerine getirme görevlisi, görevinin yerine getirilmesinde sulh
hâkiminin denetimine tâbidir.


Hâkim,
şikâyet üzerine veya re'sen gereken önlemleri alır.


Vasiyeti
yerine getirme görevlisinin yetersiz olduğu, görevini kötüye kullandığı veya
ağır ihmali tespit edilirse, sulh hâkimi tarafından görevine son verilir. Bu
karara karşı tebliğinden başlayarak onbeş gün içinde asliye mahkemesine itiraz
edilebilir. İtiraz üzerine verilen karar kesindir.


 


E.
Sorumluluğu


Madde 556- Vasiyeti yerine
getirme görevlisi, görevini yerine getirirken özen göstermekle yükümlüdür;
ilgililere karşı bir vekil gibi sorumludur.


 


ALTINCI AYIRIM


ÖLÜME BAĞLI
TASARRUFLARIN İPTALİ VE TENKİSİ


A.
İptal davası


I.
Sebepleri


Madde
557- Aşağıdaki sebeplerle ölüme bağlı bir tasarrufun iptali için dava
açılabilir:


1.
Tasarruf mirasbırakanın tasarruf ehliyeti bulunmadığı bir sırada yapılmışsa,


2.
Tasarruf yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama sonucunda yapılmışsa,


3.
Tasarrufun içeriği, bağlandığı koşullar veya yüklemeler hukuka veya ahlâka
aykırı ise,


4.
Tasarruf kanunda öngörülen şekillere uyulmadan yapılmışsa.


 


II.
Dava hakkı


Madde
558- İptal davası, tasarrufun iptal edilmesinde menfaati bulunan mirasçı veya
vasiyet alacaklısı tarafından açılabilir.


Dava,
ölüme bağlı tasarrufun tamamının veya bir kısmının iptaline ilişkin olabilir.


İptal
davası, ölüme bağlı tasarrufla kendilerine, eşlerine veya hısımlarına
kazandırma yapılanların tasarrufun düzenlenmesine katılmalarının yol açtığı
sakatlığa dayandığı takdirde tasarrufun tamamı değil, yalnız bu kazandırmalar
iptal edilir.


 


III.
Hak düşürücü süreler


Madde
559- İptal davası açma hakkı, davacının tasarrufu, iptal sebebini ve
kendisinin hak sahibi olduğunu öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl ve her
hâlde vasiyetnamelerde açılma tarihinin, diğer tasarruflarda mirasın geçmesi
tarihinin üzerinden, iyiniyetli davalılara karşı on yıl, iyiniyetli olmayan davalılara
karşı yirmi yıl geçmekle düşer.


Hükümsüzlük,
def"i yoluyla her zaman ileri sürülebilir.


 


B.
Tenkis davası


I.
Koşulları


1.
Genel olarak


Madde
560- Saklı paylarının karşılığını alamayan mirasçılar, mirasbırakanın
tasarruf edebileceği kısmı aşan tasarruflarının tenkisini dava edebilirler.


Yasal
mirasçıların paylarına ilişkin olarak tasarrufta yer alan kurallar,
mirasbırakanın arzusunun başka türlü olduğu tasarruftan anlaşılmadıkça, sadece
paylaştırma kuralları sayılır.


 


2.
Saklı paylı mirasçılar lehine kazandırmalar


Madde
561- Saklı pay sahibi mirasçılara ölüme bağlı tasarrufla yapılan ve tasarruf
edilebilir kısmı aşan kazandırmaların onların saklı paylarını aşan kısmı
orantılı olarak tenkise tâbi olur. Tenkise tâbi birden fazla ölüme bağlı
tasarrufun bulunması hâlinde, saklı pay sahibi mirasçıya yapılan kazandırmanın
saklı payı aşan kısmı ile saklı pay sahibi olmayan kimselere yapılan kazandırmalar
orantılı olarak tenkis edilir.


 


3.
Mirasçının alacaklılarının hakları


Madde
562- Mirasbırakan, tasarruf edebileceği kısmı aştığında, saklı payı zedelenen
mirasçı, iflâsı hâlinde iflâs dairesinin veya mirasın geçtiği tarihte kendisine
karşı ellerinde ödemeden aciz belgesi bulunan alacaklıların ihtarına rağmen
tenkis davası açmazsa, iflâs idaresi veya bu alacaklılar, alacaklarının elde
edilmesi için gerekli olan oranda ve mirasçıya tanınan süre içinde tenkis
davası açabilirler.


Mirasçılıktan
çıkarılanın çıkarma tasarrufuna itiraz etmemesi durumunda da iflâs idaresi veya
alacaklılar, aynı koşullarla tenkis davası açabilirler.


 


II.
Hükümleri


1.
Genel olarak


Madde
563- Tenkis, mirasbırakanın arzusunun başka türlü olduğu tasarruftan
anlaşılmadıkça, mirasçı atanması yoluyla veya diğer bir ölüme bağlı tasarrufla
elde edilen kazandırmaların tamamında, orantılı olarak yapılır.


Ölüme
bağlı tasarrufla kazandırma elde eden kimse, bazı vasiyetleri yerine getirmekle
yükümlü kılınmışsa, kazandırmanın tenkise tâbi tutulması hâlinde, bu kimse
mirasbırakanın arzusunun başka türlü olduğu tasarruftan anlaşılmadıkça vasiyet
borçlarının da aynı oranda tenkis edilmesini isteyebilir.


 


2.
Bölünmez mal vasiyetinde


Madde
564- Değerinde azalma meydana gelmeksizin bölünmesine olanak bulunmayan
belirli bir mal vasiyeti tenkise tâbi olursa, vasiyet alacaklısı, dilerse tenkisi
gereken kısmın değerini ödeyerek malın verilmesini, dilerse tasarruf edilebilir
kısmın değerini karşılayan parayı isteyebilir.


Tasarruf
konusu malın vasiyet alacaklısında kalması durumunda, malın tenkis sebebiyle
vasiyet borçlusuna verilmesi gereken, aksi hâlde tasarruf oranı içinde kalan
kısmının karar günündeki değerinin para olarak ödetilmesine karar verilir.


Bu
kurallar, sağlararası kazandırmaların tenkisinde de uygulanır.


 


3.
Sağlararası kazandırmalar


a.
Tenkise tâbi kazandırmalar


Madde
565- Aşağıdaki karşılıksız kazandırmalar, ölüme bağlı tasarruflar gibi
tenkise tâbidir:


1.
Mirasbırakanın, mirasçılık sıfatını kaybeden yasal mirasçıya miras payına
mahsuben yapmış olduğu sağlararası kazandırmalar, geri verilmemek kaydıyla
altsoyuna malvarlığı devri veya borçtan kurtarma yoluyla yaptığı kazandırmalar
ya da alışılmışın dışında verilen çeyiz ve kuruluş sermayesi,


2.
Miras haklarının ölümden önce tasfiyesi maksadıyla yapılan kazandırmalar,


3.
Mirasbırakanın serbestçe dönme hakkını saklı tutarak yaptığı bağışlamalar ve
ölümünden önceki bir yıl içinde âdet üzere verilen hediyeler dışında yapmış
olduğu bağışlamalar,


4.
Mirasbırakanın saklı pay kurallarını etkisiz kılmak amacıyla yaptığı açık olan
kazandırmalar.


 


b.
Geri verme borcu


Madde
566- Kendisine tenkise tâbi bir kazandırma yapılmış olan kimse iyiniyetli
ise, sadece mirasın geçmesi anında kazandırmadan elinde kalanı geri vermekle
yükümlüdür; iyiniyetli değilse, iyiniyetli olmayan zilyedin geri verme borcuna
ilişkin hükümlere göre sorumlu olur.


Miras
sözleşmesiyle elde ettiği kazandırma tenkise tâbi tutulan kimse, bu kazandırma
için mirasbırakana verdiği karşılığın tenkis oranında geri verilmesini
isteyebilir.


 


4.
Hayat sigortalarında


Madde
567- Mirasbırakanın kendi ölümünde ödenmek üzere üçüncü kişi lehine hayat
sigortası yaptığı veya böyle bir kişiyi lehdar olarak sonra belirlediği ya da
sigortacıya karşı olan istem hakkını sağlararası veya ölüme bağlı tasarrufla
karşılıksız olarak üçüncü kişiye devrettiği hâllerde, sigorta alacağının
mirasbırakanın ölümü zamanındaki satınalma değeri tenkise tâbi olur.


 


5.
İntifa hakkı veya irat bakımından


Madde
568- Mirasbırakan, tahmin edilen devam sürelerine göre sermayeye çevrilmeleri
hâlinde tasarruf edilebilir kısmı aşan intifa hakkı veya irat borcu ile terekesini
yükümlü kılarsa, mirasçıları, intifa hakkının veya irat borcunun tenkisini ya
da tasarruf edilebilir kısmı vererek bu yükümlülüğün kaldırılmasını
isteyebilirler.


 


6.
Artmirasçı bakımından


Madde
569- Mirası artmirasçıya geçirme yükümlülüğü ile saklı payı zedelenen
mirasçı, aşan kısmın tenkisini isteyebilir.


 


III.
Tenkiste sıra


Madde 570- Tenkis, saklı pay
tamamlanıncaya kadar, önce ölüme bağlı tasarruflardan; bu yetmezse, en yeni
tarihlisinden en eskisine doğru geriye gidilmek üzere sağlararası kazandırmalardan
yapılır.


Kamu
tüzel kişileri ile kamuya yararlı dernek ve vakıflara yapılan ölüme bağlı
tasarruflar ve sağlararası kazandırmalar en son sırada tenkis edilir.


 


IV.
Hak düşürücü süreler


Madde
571- Tenkis davası açma hakkı, mirasçıların saklı paylarının zedelendiğini
öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde vasiyetnamelerde açılma
tarihinin, diğer tasarruflarda mirasın açılması tarihinin üzerinden on yıl
geçmekle düşer.


Bir
tasarrufun iptali bir öncekinin yürürlüğe girmesini sağlarsa, süreler iptal
kararının kesinleşmesi tarihinde işlemeye başlar.


Tenkis
iddiası, def'i yoluyla her zaman ileri sürülebilir.


 


YEDİNCİ AYIRIM


MİRAS
SÖZLEŞMESİNDEN DOĞAN DAVALAR


A.
Mirasbırakanın sağlığında mallarını vermesi durumunda


Madde
572- Mirasbırakan, sağlığında bütün malvarlığını miras sözleşmesiyle atadığı
mirasçıya devretmişse, bu mirasçı resmî defter düzenlenmesini isteyebilir.


Mirasbırakan, malvarlığının tamamını devretmemişse veya
tamamını devrettikten sonra yeni mallar edinmişse; miras sözleşmesi, aksine bir
kural içermedikçe, yalnız sağlıkta devredilmiş olan malları kapsar.


Mirasbırakanın sağlığında malvarlığını devretmesi
hâlinde, miras sözleşmesinde başka türlü bir kural yoksa, miras sözleşmesinden
doğan hak ve borçlar atanmış mirasçının mirasçılarına geçer.


 


B.
Mirastan feragat durumunda


I.
Tenkis


Madde
573- Mirasbırakan, mirastan feragat eden mirasçıya, sağlığında terekenin
tasarruf edilebilir kısmını aşan edimlerde bulunmuşsa; diğer mirasçılar bunun
tenkisini isteyebilirler. Bu durumda, mirastan feragat edenin sadece saklı
payını aşan miktar tenkise tâbi olur.


Edimlerin
değerlerinin mahsubu, mirasta denkleştirme kurallarına göre yapılır.


 


II.
Geri verme


Madde
574- Mirastan feragat eden, tenkis sebebiyle terekeye bir malı veya diğer bir
değeri geri vermekle yükümlü olursa; dilerse tenkise tâbi değeri geri verir,
dilerse almış olduklarının tamamını terekeye geri vererek mirastan feragat
etmemiş gibi paylaşmaya katılır.


 


İKİNCİ KISIM


MİRASIN GEÇMESİ


 


BİRİNCİ BÖLÜM


MİRASIN
AÇILMASI


A.
Açılma ve değerlendirme anı


Madde
575- Miras, mirasbırakanın ölümüyle açılır. Mirasbırakanın sağlığında yapmış
olduğu mirasla ilgili kazandırmalar ve paylaştırmalar, terekenin ölüm anındaki
durumuna göre değerlendirilir.


 


B.
Açılma yeri ve yetkili mahkeme


Madde
576- Miras, malvarlığının tamamı için mirasbırakanın yerleşim yerinde açılır.


Mirasbırakanın tasarruflarının iptali veya tenkisi,
mirasın paylaştırılması ve miras sebebiyle istihkak davaları bu yerleşim yeri
mahkemesinde görülür.


 


C.
Açılmanın hükümleri


I.
Mirasa ehliyet


1.
Hak ehliyeti


Madde
577- Bu Kanuna göre mirasa ehil olmayanlar dışındaki herkes mirasçı
olabileceği gibi, vasiyet alacaklısı da olabilir.


Tüzel
kişiliği bulunmayan bir topluluğa belli bir amaç için yapılan kazandırmaları, o
topluluk içindeki kişiler, mirasbırakan tarafından belirlenen bu amacı
gerçekleştirme kaydıyla birlikte edinmiş olurlar; amacın bu yolla
gerçekleştirilmesine olanak yoksa, yapılan kazandırma vakıf kurma sayılır.


 


2.
Mirastan yoksunluk


a.
Sebepleri


Madde
578- Aşağıdaki kimseler, mirasçı olamayacakları gibi; ölüme bağlı tasarrufla
herhangi bir hak da edinemezler:


1. Mirasbırakanı kasten ve hukuka aykırı olarak öldüren
veya öldürmeye teşebbüs edenler,


2.
Mirasbırakanı kasten ve hukuka aykırı olarak sürekli şekilde ölüme bağlı
tasarruf yapamayacak duruma getirenler,


3.
Mirasbırakanın ölüme bağlı bir tasarruf yapmasını veya böyle bir tasarruftan
dönmesini aldatma, zorlama veya korkutma yoluyla sağlayanlar ve engelleyenler,


4.
Mirasbırakanın artık yeniden yapamayacağı bir durumda ve zamanda ölüme bağlı
bir tasarrufu kasten ve hukuka aykırı olarak ortadan kaldıranlar veya bozanlar.


Mirastan
yoksunluk, mirasbırakanın affıyla ortadan kalkar.


 


b.
Altsoya etkisi


Madde
579- Mirastan yoksunluk, yalnız yoksun olanı etkiler.


Mirastan yoksun olanın altsoyu, mirasbırakandan önce
ölen kimsenin altsoyu gibi mirasçı olur.


 


II.
Sağ olmak


1.
Mirasçı olarak


Madde
580- Mirasçı olabilmek için mirasbırakanın ölümü anında mirasa ehil olarak
sağ olmak şarttır.


Mirasın açıldığı anda sağ olan mirasçı sonradan ölürse,
onun miras hakkı kendi mirasçılarına kalır.


 


2.
Vasiyet alacaklısı olarak


Madde
581- Vasiyet alacaklısı olabilmek için mirasbırakanın ölümü anında mirasa
ehil olarak sağ olmak şarttır.


Vasiyet alacaklısı mirasbırakandan önce ölmüş ise,
tasarruftan aksi anlaşılmadıkça, vasiyeti yerine getirme yükümlülüğü, vasiyet
yükümlüsünün yararına ortadan kalkar.


 


3.
Cenin


Madde
582- Cenin, sağ doğmak koşuluyla mirasçı olur.


Ölü
doğan çocuk mirasçı olamaz.


 


4.
İleride doğacak çocuk


Madde
583- Mirasın açıldığı anda henüz var olmayan bir kimseye artmirasçı veya art
vasiyet alacaklısı olarak, tereke veya tereke malı bırakılabilir.


Mirasbırakan
tarafından önmirasçı atanmamışsa, yasal mirasçı, önmirasçı sayılır.


 


D.
Gaiplik


I.
Gaibin mirası


1.
Güvence karşılığı teslim


Madde
584- Hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimsenin mirasçıları veya mirasında
hak sahibi olan kişiler, tereke malları kendilerine teslim edilmeden önce bu
malları ileride ortaya çıkabilecek üstün hak sahiplerine veya gaibin kendisine
geri vereceklerine ilişkin güvence göstermek zorundadırlar.


Bu
güvence, ölüm tehlikesi içinde kaybolma durumunda beş yıl, uzun zamandan beri
haber alınamama durumunda onbeş yıl ve her hâlde en çok gaibin yüz yaşına
varmasına kadar geçecek süre için gösterilir.


Beş yıl, tereke mallarının tesliminden; onbeş yıl, son
haber tarihinden başlayarak hesaplanır.


 


2.
Geri verme


Madde
585- Gaip ortaya çıkarsa veya üstün hak sahibi olduklarını ileri sürenler bu
sıfatlarını ispat ederlerse, tereke mallarını teslim almış olanlar, aldıkları
malları zilyetlik kuralları uyarınca geri vermekle yükümlüdürler.


İyiniyetli
olanların üstün hak sahiplerine geri verme yükümlülükleri, miras sebebiyle
istihkak davasına ilişkin zamanaşımı süresine tâbidir.


 


II.
Gaibe düşen miras


Madde
586- Ortada bulunmayan ve mirasın açıldığı anda sağ olup olmadığı ispat
edilemeyen mirasçının miras payı resmen yönetilir.


Mirasın
açıldığı anda ortada bulunmayanın sağ olmaması hâlinde onun miras payı
kendilerine kalacak olanlar, gaipliğe ilişkin sürelere ve usule uyarak o kimsenin
gaipliğine karar verilmesini ve miras payının kendilerine teslimini
isteyebilirler.


Miras
payının teslimi, gaipliğine karar verilen kimsenin mirasının mirasçılara
teslimine ilişkin kurallara tâbidir.


 


III.
Gaibin hem mirasbırakan, hem mirasçı olması


Madde
587- Gaibin mirasçıları tereke mallarını teslim aldıktan sonra gaibe bir
miras düşerse, ona düşen miras payı gaiplik sebebiyle kendilerine kalacak
olanlar, ayrıca bir gaiplik kararı almak zorunda kalmaksızın bu miras payının
teslimini isteyebilirler.


Gaibe
düşen miras payını teslim alanların elde ettikleri gaiplik kararına aynı
şekilde gaibin mirasçıları da dayanabilirler.


 


IV.
Hazinenin istemi


Madde
588- Sağ olup olmadığı bilinmeyen bir kimsenin malvarlığı veya ona düşen
miras payı on yıl resmen yönetilirse ya da malvarlığı böyle yönetilenin yüz
yaşını dolduracağı süre geçerse, Hazinenin istemi üzerine o kimsenin gaipliğine
karar verilir.


Gaiplik
kararı verilebilmesi için gerekli ilân süresinde hiçbir hak sahibi ortaya
çıkmazsa, aksine hüküm bulunmadıkça, gaibin mirası Devlete geçer.


Devlet,
gaibe veya üstün hak sahiplerine karşı, aynen gaibin mirasını teslim alanlar
gibi geri vermekle yükümlüdür.


 


İKİNCİ BÖLÜM


MİRASIN
GEÇMESİNİN SONUÇLARI


 


BİRİNCİ AYIRIM


KORUMA
ÖNLEMLERİ


A.
Genel olarak


Madde 589- Mirasbırakanın
yerleşim yeri sulh hâkimi, istem üzerine veya re'sen tereke mallarının
korunması ve hak sahiplerine geçmesini sağlamak üzere gerekli olan bütün önlemleri
alır.


Bu önlemler, özellikle kanunda belirtilen hâllerde
terekede bulunan mal ve hakların yazımına, terekenin mühürlenmesine, terekenin
resmen yönetilmesine ve vasiyetnamelerin açılmasına ilişkindir.


Önlemlerle
ilgili giderler, ileride terekeden alınmak üzere, başvuran kişi tarafından;
önleme hâkimin re'sen karar verdiği hâllerde Devlet tarafından karşılanır.


Mirasbırakan,
yerleşim yerinden başka bir yerde ölmüş ise, o yerin sulh hâkimi bu ölümü
yerleşim yeri sulh hâkimine gecikmeksizin bildirir ve mirasbırakanın ölüm
yerinde bulunan mallarının korunması için gerekli önlemleri alarak bununla
ilgili dosyayı ve varsa vasiyetnameyi yerleşim yeri sulh hâkimine gönderir.


 


B.
Defter tutma


Madde
590- Aşağıdaki sebeplerden birinin gerçekleşmesi hâlinde sulh hâkimi
terekenin defterinin tutulmasına karar verir:


1.
Mirasçılar arasında vesayet altına alınmış olan veya alınması gereken kimse
varsa,


2.
Mirasçılardan biri uzun süreden beri bulunamıyorsa ve temsilcisi de yoksa,


3.
Mirasçılardan veya ilgililerden biri, ölüm tarihinden başlayarak bir ay içinde
istemde bulunursa,


Defter
tutma işlemi gecikmeksizin tamamlanır.


 


C.
Mühürleme


Madde
591- Yazımı yapılan tereke mallarından gerekenler mühürlenir. Mühürlenmeyen
mallar için uygun koruma önlemi alınır. Mühür altına alma yazımdan önce de
yapılabilir.


Tereke
mühürlenirken mirasbırakanla birlikte oturanların ihtiyaçları için gerekli eşya
bir tutanakla tespit edilip güvenilir kişi olarak kendilerine bırakılır;
taşınmazların onların oturmaları için zorunlu olan bölümleri, mühürlemenin
dışında tutulur.


Alacaklıların
istemi üzerine yapılan mühürleme, güvence altına alınan miktarla sınırlıdır.
Alacaklıya güvence gösterildiği takdirde mühürleme yapılmaz, yapılmışsa
kaldırılır.


 


D.
Terekenin resmen yönetilmesi


I.
Genel olarak


Madde
592- Aşağıdaki hâllerde sulh hâkimi re'sen mirasın resmen yönetilmesine karar
verir:


1.
Mirasçılardan birinin uzun süreden beri bulunamaması ve temsilci de bırakmaması
hâlinde menfaati gerektiriyorsa,


2.
Mirasta hak sahibi olduğunu ileri sürenlerden hiçbiri mirasçılık sıfatını
yeterince ispatlayamazsa veya bir mirasçı bulunup bulunmadığı şüpheli olursa,


3.
Mirasçıların tamamı bilinmiyorsa,


4.
Kanunda özel olarak öngörülmüşse.


Mirasbırakan
terekenin tamamı üzerinde yetkili olmak üzere vasiyeti yerine getirme görevlisi
atamış ise, önemli bir engel bulunmadıkça terekenin yönetimi ona verilir.


Mirasbırakan
velâyet veya vesayet altında idiyse; veli veya vasi bir sakınca olmadıkça
terekenin yönetimiyle görevlendirilir.


Sulh
hâkimi, terekeyi yönetmekle görevlendirilen kimseye, istemi hâlinde terekeden
karşılanmak üzere uygun bir ücret ödenmesine karar verir.


 


II.
Görev, temsil ve sorumluluk


Madde
593- Terekeyi resmen yöneten sulh hâkimi veya onun yönetimle görevlendirdiği
kimse, resmen yönetme sebeplerinin ortadan kalkmasına ya da paylaştırmaya
kadar, terekeyi hak sahiplerinin haklarının kaybına meydan vermeyecek biçimde iyi
bir yönetici gibi özenle yönetmek ve özellikle aşağıda yazılı işleri görmekle
yükümlüdür:


1.
Henüz yapılmamışsa, terekenin yazımı,


2.
Gereken koruma önlemlerinin alınması,


3.
Mirasçıların menfaatlerine veya iyi bir yönetimin gereklerine uygun düştüğü takdirde
terekedeki malların satılması,


4.
Mirasbırakanın alacaklarının tahsili ve borçlarının ödenmesi,


5.
Mirasçıların yasal haklarını zedelemediği anlaşılan vasiyetlerin, sulh
hâkiminin izni ve asliye hâkiminin onayı ile yerine getirilmesi,


6.
Terekeye ait paraların faiz getirmek üzere Cumhurbaşkanınca çıkarılan
yönetmelikte belirtilen bir bankaya yatırılması veya bu paralarla Devlet tahvili
alınması ve yeterli güvencesi bulunmayan yatırımların güvenceli yatırımlara
dönüştürülmesi,[29]


7.
Terekede ticarethane, imalâthane veya başka bir işletme varsa, bunların olduğu
gibi sürdürülmesi; sürdürmede yarar yoksa, tasfiyesi için gerekli önlemlerin alınması.


Tereke
yöneticisi, görevine giren hususlarda miras ortaklığının temsilcisi olup, ortaklık
aleyhine açılan davalarda ve yapılan icra takiplerinde ortaklığı temsil eder ve
gereken hâllerde ortaklık adına dava açmaya, icra takibinde bulunmaya, davadan
feragate, kabule, sulh olmaya ve tahkime yetkilidir; davaları ve takipleri
mirasçılara ihbar eder.


Terekenin
resmen yönetilmesinde, sulh hâkimi ile yöneticinin işlemleri konusunda,
niteliklerine uygun olduğu ölçüde, vesayete ilişkin hükümler uygulanır.


 


III.
Mirasçıların bilinmemesi


Madde
594- Mirasbırakanın mirasçısı bulunup bulunmadığı veya mirasçıların tamamı
bilinmiyorsa, sulh hâkimi uygun araçlarla ve bir ay ara ile iki defa ilân yapıp
hak sahiplerini son ilândan başlayarak en geç bir yıl içinde mirasçılık
sıfatlarını bildirmeye çağırır.


İlân
süresinde kimse başvurmazsa ve sulh hâkimi de hiçbir mirasçı tespit edememişse,
miras sebebiyle istihkak davası açma hakkı saklı kalmak üzere miras Devlete
geçer.


 


E.
Vasiyetname ile ilgili işlemler


I.
Teslim görevi ve alınacak önlemler


Madde
595- Mirasbırakanın ölümünden sonra ele geçen vasiyetnamesinin, geçerli olup
olmadığına bakılmaksızın hemen sulh hâkimine teslim edilmesi zorunludur.


Vasiyetnameyi
düzenleyen veya muhafaza eden görevli ya da mirasbırakanın arzusu üzerine
saklayan veya başka surette ele geçiren ya da ölenin eşyası arasında bulan kimse,
ölümü öğrenir öğrenmez teslim görevini yerine getirmekle yükümlüdür; aksi
takdirde bu yüzden doğacak zarardan sorumludur.


Sulh
hâkimi, teslim edilen vasiyetnameyi derhâl inceler, gerekli koruma önlemlerini
alır; olanak varsa ilgilileri dinleyerek terekenin yasal mirasçılara geçici
olarak teslimine veya resmen yönetilmesine karar verir.


 


II.
Vasiyetnamenin açılması


Madde
596- Vasiyetname, geçerli olup olmadığına bakılmaksızın tesliminden
başlayarak bir ay içinde mirasbırakanın yerleşim yeri sulh hâkimi tarafından
açılır ve ilgililere okunur.


Bilinen
mirasçılar ve diğer ilgililer vasiyetnamenin açılması sırasında diledikleri
takdirde hazır bulunmak üzere çağrılır.


Mirasbırakanın
sonradan ortaya çıkan vasiyetnameleri için de aynı işlemler yapılır.


 


III.
İlgililere tebliğ


Madde
597- Mirasta hak sahibi olanların her birine gideri terekeye ait olmak üzere,
vasiyetnamenin kendilerine ilişkin kısımlarının onaylı bir örneği hâkim
tarafından tebliğ edilir.


Nerede olduğu bilinmeyenlere vasiyetnamenin kendilerine
ilişkin kısımları ilân yolu ile tebliğ olunur.


 


IV.
Mirasçılık belgesi


Madde
598- Başvurusu üzerine yasal mirasçı oldukları belirlenenlere, sulh
mahkemesince veya noterlikçe mirasçılık sıfatlarını gösteren bir belge
verilir.[30]


Mirasçı
atamaya veya vasiyete ilişkin ölüme bağlı tasarrufa mirasçılar veya başka
vasiyet alacaklıları tarafından kendilerine bildirilmesinden başlayarak bir ay
içinde itiraz edilmedikçe, lehine tasarrufta bulunulan kimseye, sulh
mahkemesince atanmış mirasçı veya vasiyet alacaklısı olduğunu gösteren bir
belge verilir.


Mirasçılık
belgesinin geçersizliği her zaman ileri sürülebilir.


Ölüme
bağlı tasarrufun iptaline ilişkin dava hakkı saklıdır.


 


İKİNCİ AYIRIM


MİRASIN
KAZANILMASI


A.
Kazanma


I.
Mirasçılar tarafından


Madde
599- Mirasçılar, mirasbırakanın ölümü ile mirası bir bütün olarak, kanun
gereğince kazanırlar.


Kanunda
öngörülen ayrık durumlar saklı kalmak üzere mirasçılar, mirasbırakanın aynî
haklarını, alacaklarını, diğer malvarlığı haklarını, taşınır ve taşınmazlar
üzerindeki zilyetliklerini doğrudan doğruya kazanırlar ve mirasbırakanın
borçlarından kişisel olarak sorumlu olurlar.


Atanmış mirasçılar da mirası, mirasbırakanın ölümü ile
kazanırlar. Yasal mirasçılar, atanmış mirasçılara düşen mirası onlara zilyetlik
hükümleri uyarınca teslim etmekle yükümlüdürler.


 


II.
Vasiyet alacaklıları tarafından


1.
İstem


Madde
600- Vasiyet alacaklısı, vasiyeti yerine getirme görevlisi varsa ona; yoksa
yasal veya atanmış mirasçılara karşı kişisel bir istem hakkına sahip olur.


Bu
alacak, tasarruftan aksi anlaşılmıyorsa vasiyet yükümlüsünün mirası kabul
etmesi veya ret hakkının düşmesiyle muaccel olur.


Vasiyet
alacaklısı, yükümlülüğünü yerine getirmeyen vasiyet yükümlüsüne karşı, vasiyet
edilen malın teslimini veya hakkın devrini; vasiyet konusu bir davranış ise,
bunun yerine getirilmemesinden doğan zararın giderilmesini dava edebilir.


 


2.
Özel durumlar


Madde
601- Kendisine bir intifa hakkı veya bir irat hakkı ya da belli aralıklarla
tekrarlanan diğer bir edim vasiyet edilen kimsenin istem hakkı, tasarrufta
başka bir esas öngörülmüş olmadıkça, eşya hukuku ve borçlar hukuku kurallarına
tâbidir.


Kendisine
mirasbırakanın ölümünde ödenecek bir sigorta alacağı vasiyet edilen kimse,
sigorta sözleşmesinden doğan istem hakkını sigortacıya karşı doğrudan doğruya
kullanabilir.


 


3.
Zamanaşımı


Madde
602- Vasiyet alacaklısının dava hakkı, ölüme bağlı kazandırmayı öğrenmesinin
veya vasiyet borcu daha sonra muaccel olacaksa muaccel olma tarihinin üzerinden
on yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.


 


III.
Alacaklıların durumu


Madde
603- Mirasbırakanın alacaklılarının hakları, vasiyet alacaklılarının
haklarından, vasiyet alacaklılarının hakları da mirasçıların alacaklılarının
haklarından önce gelir.


Mirası
kayıtsız şartsız kabul eden mirasçıların alacaklıları ile mirasbırakanın alacaklıları
aynı haklara sahiptirler.


 


IV.
Tenkis ve geri isteme


Madde 604- Mirasçılar,
vasiyet yükümlülüğünü yerine getirdikten sonra mirasbırakanın daha önce
bilmedikleri borçlarını öderlerse, vasiyet alacaklısından vasiyetin tenkisini
isteyebilecekleri oranda verileni geri isteme hakkına sahiptirler.


Vasiyet alacaklısı, ancak geri isteme zamanında var olan
zenginleşmesi ölçüsünde sorumlu tutulabilir.


 


B.
Ret


I.
Ret beyanı


1.
Ret hakkı


Madde
605-Yasal ve atanmış mirasçılar mirası reddedebilirler.


Ölümü
tarihinde mirasbırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş
ise, miras reddedilmiş sayılır.


 


2.
Süre


a.
Genel olarak


Madde
606- Miras, üç ay içinde reddolunabilir.


Bu süre, yasal mirasçılar için mirasçı olduklarını daha
sonra öğrendikleri ispat edilmedikçe mirasbırakanın ölümünü öğrendikleri;
vasiyetname ile atanmış mirasçılar için mirasbırakanın tasarrufunun kendilerine
resmen bildirildiği tarihten işlemeye başlar.


 


b.
Terekenin yazımında


Madde
607- Koruma önlemi olarak terekenin yazımı hâlinde mirası ret süresi, yasal
ve atanmış mirasçılar için yazım işleminin sona erdiğinin sulh hâkimi
tarafından kendilerine bildirilmesiyle başlar.


 


3.
Ret hakkının geçmesi


Madde
608- Mirası reddetmeden ölen mirasçının ret hakkı kendi mirasçılarına geçer.


Bu
mirasçılar için ret süresi, kendilerinin mirasbırakanına mirasın geçtiğini
öğrendikleri tarihten başlar. Ancak bu süre, kendilerinin mirasbırakanından
geçen mirasın reddi için mirasçıya tanınan süre dolmadıkça sona ermez.


Ret
sonucunda miras daha önce mirasçı olmayanlara geçerse; bunlar için ret süresi,
önceki mirasçılar tarafından mirasın reddedildiğini öğrendikleri tarihten
işlemeye başlar.


 


4.
Reddin şekli


Madde 609- Mirasın reddi,
mirasçılar tarafından sulh mahkemesine sözlü veya yazılı beyanla yapılır.


Reddin
kayıtsız ve şartsız olması gerekir.


Sulh
hâkimi, sözlü veya yazılı ret beyanını bir tutanakla tespit eder.


Süresi
içinde yapılmış olan ret beyanı, mirasın açıldığı yerin sulh mahkemesince özel
kütüğüne yazılır ve reddeden mirasçı isterse kendisine reddi gösteren bir belge
verilir.


Tutanağın ve kütüğün nasıl tutulacağı Cumhurbaşkanınca
çıkarılan yönetmelikle düzenlenir.[31]


 


II.
Ret hakkının düşmesi


Madde 610- Yasal süre içinde
mirası reddetmeyen mirasçı, mirası kayıtsız şartsız kazanmış olur.


Ret süresi sona ermeden mirasçı olarak tereke
işlemlerine karışan, terekenin olağan yönetimi niteliğinde olmayan veya
mirasbırakanın işlerinin yürütülmesi için gerekli olanın dışında işler yapan ya
da tereke mallarını gizleyen veya kendisine maleden mirasçı, mirası reddedemez.


Zamanaşımı
veya hak düşümü sürelerinin dolmasına engel olmak için dava açılması ve cebrî
icra takibi yapılması, ret hakkını ortadan kaldırmaz.


 


III.
Mirasçılardan biri tarafından ret


Madde
611- Yasal mirasçılardan biri mirası reddederse onun payı, miras açıldığı
zaman kendisi sağ değilmiş gibi, hak sahiplerine geçer.


Mirası reddeden atanmış mirasçının payı, mirasbırakanın
ölüme bağlı tasarrufundan arzusunun başka türlü olduğu anlaşılmadıkça,
mirasbırakanın en yakın yasal mirasçılarına kalır.


 


IV.
En yakın mirasçıların tamamı tarafından ret


1.
Genel olarak


Madde
612- En yakın yasal mirasçıların tamamı tarafından reddolunan miras, sulh
mahkemesince iflâs hükümlerine göre tasfiye edilir.


Tasfiye
sonunda arta kalan değerler, mirası reddetmemişler gibi hak sahiplerine verilir.


 


2.
Mirasın sağ kalan eşe geçmesi


Madde
613- Altsoyun tamamının mirası reddetmesi hâlinde, bunların payı sağ kalan
eşe geçer.


 


3.
Sonra gelen mirasçılar yararına ret


Madde
614- Mirasçılar, mirası reddederken, kendilerinden sonra gelen mirasçılardan
mirası kabul edip etmeyeceklerinin sorulmasını tasfiyeden önce isteyebilirler.


Bu
takdirde ret, sulh hâkimi tarafından daha sonra gelen mirasçılara bildirilir;
bunlar bir ay içinde mirası kabul etmezlerse reddetmiş sayılırlar.


Bunun
üzerine miras, iflâs hükümlerine göre tasfiye edilir ve tasfiye sonunda arta
kalan değerler, önce gelen mirasçılara verilir.


 


V.
Ret süresinin uzatılması


Madde
615- Önemli sebeplerin varlığı hâlinde sulh hâkimi, yasal ve atanmış
mirasçılara tanınmış olan ret süresini uzatabilir veya yeni bir süre
tanıyabilir.


 


VI.
Vasiyetin reddi


Madde
616- Vasiyet alacaklısının vasiyeti reddetmesi hâlinde, mirasbırakanın
arzusunun başka türlü olduğu tasarruftan anlaşılmadıkça, bu redden vasiyet
yükümlüsü yararlanır.


 


VII.
Mirasçıların alacaklılarının korunması


Madde
617- Malvarlığı borcuna yetmeyen mirasçı, alacaklılarına zarar vermek
amacıyla mirası reddederse; alacaklıları veya iflâs idaresi, kendilerine
yeterli bir güvence verilmediği takdirde, ret tarihinden başlayarak altı ay
içinde reddin iptali hakkında dava açabilirler.


Reddin
iptaline karar verilirse, miras resmen tasfiye edilir.


Bu
suretle tasfiye edilen mirastan reddeden mirasçının payına bir şey düşerse
bundan, önce itiraz eden alacaklıların, daha sonra diğer alacaklıların
alacakları ödenir. Arta kalan değerler ise, ret geçerli olsa idi bundan
yararlanacak olan mirasçılara verilir.


 


VIII.
Ret hâlinde sorumluluk


Madde 618- Ödemeden âciz
bir mirasbırakanın mirasını reddeden mirasçılar, onun alacaklılarına karşı, ölümünden
önceki beş yıl içinde ondan almış oldukları ve mirasın paylaşılmasında geri
vermekle yükümlü olacakları değer ölçüsünde sorumlu olurlar.


Olağan eğitim ve öğrenim giderleriyle âdet üzere verilen
çeyiz, bu sorumluluğun dışındadır.


İyiniyetli
mirasçılar, ancak geri verme zamanındaki zenginleşmeleri ölçüsünde sorumlu
olurlar.


 


ÜÇÜNCÜ AYIRIM


RESMÎ DEFTER
TUTMA


A.
Koşulları


Madde
619- Mirası reddetmeye hakkı olan her mirasçı, terekenin resmî defterinin
tutulmasını isteyebilir.


Defter
tutma, mirasın reddine ilişkin usule uyulmak suretiyle, bir ay içinde sulh
hâkiminden istenir.


Mirasçılardan
birinin defter tutma istemi, diğerleri hakkında da etkili olur.


 


B.
Usul


I.
Deftere geçirme


Madde
620- Resmî defter, sulh mahkemesi tarafından düzenlenir; bu deftere terekeye
ait aktif ve pasifler takdir edilen değerleriyle yazılır.


Mirasbırakanın
malî durumu hakkında bilgi sahibi olan herkes, sulh mahkemesi tarafından
istenilen bilgiyi vermekle yükümlüdür. Haklı bir sebep olmaksızın bilgi
vermeyenler veya yanlış ya da eksik bilgi verenler, bundan doğacak zararları
mirasçılara, vasiyet alacaklılarına veya üçüncü kişilere tazminle
yükümlüdürler.


Mirasçılar,
özellikle mirasbırakanın kendilerince bilinen borçlarını sulh mahkemesine
bildirmek zorundadırlar.


Resmî
defterin nasıl tutulacağı Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikle düzenlenir.[32]


 


II.
İlân yoluyla çağrı


Madde
621- Sulh mahkemesi, mirasbırakanın alacaklıları ile borçlularını belli bir
süre içinde alacaklarını ve borçlarını bildirmeleri için bir ay arayla iki defa
yapılacak ilân yoluyla çağırır. Çağrı, kefalet sebebiyle alacaklı ve borçlu
olanları da kapsar.


İlânda
bildirimde bulunmamanın sonuçları hakkında alacaklıların dikkatleri çekilir.


Bildirim
süresi, ikinci ilândan başlayarak en az bir aydır.


 


III.
Doğrudan doğruya deftere geçirme


Madde 622- Resmî kayıtlardan
veya mirasbırakanın belgelerinden varlığı anlaşılan alacaklar ve borçlar,
deftere doğrudan doğruya geçirilir.


Deftere
geçirilenler, alacaklılara ve borçlulara bildirilir.


 


IV.
Defter tutmanın sona ermesi


Madde
623- İlânda belirtilen sürenin dolmasıyla defterin tutulması sona erer ve
defter, bu tarihten başlayarak tanınacak en az bir aylık süre içinde
ilgililerce incelenebilir.


Defter tutma giderleri terekeden ödenir. Giderler
terekeden karşılanamazsa defter tutulmasını istemiş olan mirasçılardan alınır.


 


C.
Defter tutma sırasında mirasçıların durumu


I.
Yönetim


Madde
624- Defter tutma süresince ancak zorunlu yönetim işleri yapılabilir.


Mirasbırakanın
işlerinin yürütülmesi sulh mahkemesince kendisine bırakılan mirasçıdan diğer
mirasçılar güvence göstermesini isteyebilirler.


 


II.
İcra takibi, dava ve zamanaşımı


Madde
625- Resmî defter tutulması devam ettiği sürece mirasbırakanın borçları için
icra takibi yapılamaz.


Bu
süre içinde zamanaşımı işlemez.


Acele
hâller dışında, davalara devam edilemiyeceği gibi, yeni dava da açılamaz.


 


D.
Sonuçları


I.
Beyana çağrı


Madde
626- Defteri inceleme süresi bittikten sonra her mirasçı, mahkemece bir ay
içinde beyanda bulunmaya çağrılır.


Koşullar
gerektirdiği takdirde sulh mahkemesi, tereke mallarına yeni değer biçilmesi,
uyuşmazlıkların çözümü ve benzeri durumlar için ek süre verebilir.


 


II.
Beyan


Madde
627- Mirasçılardan her biri, tanınan süre içinde mirası reddettiğini veya
resmî tasfiye istediğini ya da deftere göre veya kayıtsız şartsız kabul ettiğini
beyan edebilir.


Süresi
içinde herhangi bir beyanda bulunmayan mirasçı, mirası tutulan deftere göre
kabul etmiş sayılır.


 


III.
Resmî deftere göre kabulün sonuçları


1.
Deftere yazılanlardan sorumluluk


Madde
628- Resmî deftere göre kabul edilen miras, mirasçıya sadece deftere yazılmış
borçlarla geçer.


Bu
suretle mirasın geçmesi, mirasın açıldığı tarihten başlayarak hüküm ifade eder.



Mirasçı,
mirasbırakanın deftere yazılmış olan borçlarından hem tereke malları, hem kendi
malvarlığı ile sorumludur.


 


2.
Deftere yazılmayanlardan sorumluluk


Madde 629- Alacaklarını
süresi içinde yazdırmayan alacaklılara karşı mirasçı, kendi kişisel mallarıyla
sorumlu olmadığı gibi; terekeden kendisine geçen mallarla da sorumlu tutulamaz.


Ancak,
alacaklının kusuru olmadan deftere yazdıramadığı veya bildirdiği hâlde deftere
yazılmamış alacakları için mirasçı, zenginleşmesi ölçüsünde sorumlu kalır.


Alacakları,
tereke mallarıyla güvence altına alınmış olan alacaklılar deftere geçirilmemiş
olsa bile bu haklarını güvenceden alabilirler.


 


3.
Kefalet borçlarından sorumluluk


Madde
630- Mirasbırakanın kefaletten doğan borçları defterde ayrı bir yere yazılır
ve mirasçılar, mirası kayıtsız ve şartsız kabul etmiş olsalar bile, bu
borçlardan terekenin iflâs hükümlerine göre tasfiyesi hâlinde kefalet sebebiyle
alacaklı olanlara ne düşecek idiyse ancak o miktarla sorumlu olurlar.


 


E.
Mirasın Devlete geçmesi hâli


Madde
631- Mirasın Devlete geçmesi hâlinde sulh mahkemesi, re'sen yukarıdaki
usuller uyarınca terekenin resmî defterini düzenler.


Devlet,
deftere yazılan borçlardan sadece miras yoluyla edindiği değerler ölçüsünde
sorumludur.


 


DÖRDÜNCÜ AYIRIM


RESMÎ TASFİYE


A.
Koşulları


I.
Mirasçıların istemi ile


Madde
632- Her mirasçı, mirası ret veya resmî deftere göre kabul edeceği yerde
terekenin resmî tasfiyesini isteyebilir.


Bu
istem, birlikte mirasçı olanlardan birinin mirası kabul etmesi hâlinde dikkate
alınmaz.


Resmî
tasfiye hâlinde mirasçılar, terekenin borçlarından sorumlu olmazlar.


 


II.
Mirasbırakanın alacaklılarının istemi ile


Madde
633- Mirasbırakanın alacaklarını elde edemeyeceklerinden inandırıcı
sebeplerle kuşku duyan alacaklıları, istedikleri hâlde alacakları ödenmediği
veya kendilerine güvence verilmediği takdirde, mirasbırakanın ölümünden ya da
vasiyetnamenin açılmasından başlayarak üç ay içinde, terekenin resmî
tasfiyesini isteyebilirler.


Aynı
koşulların varlığı hâlinde vasiyet alacaklıları da, haklarının korunması için
gerekli önlemlerin alınmasını isteyebilirler.


 


B.
Usul


I.
Yönetim


Madde
634- Resmî tasfiye, sulh mahkemesince veya atayacağı bir ya da birkaç tasfiye
memuru tarafından yapılır.


Resmî
tasfiyeye terekenin defterinin düzenlenmesiyle başlanır ve aynı zamanda yapılacak
ilânla mirasbırakanın alacaklılarından ve borçlularından, belirtilen süre
içinde alacaklarını ve borçlarını bildirmeleri istenir.


Terekenin
daha önce resmî defteri düzenlenmiş ise resmî tasfiye bu deftere göre yapılır.


Tasfiye
memuru, göreviyle ilgili işlerini sulh mahkemesinin gözetim ve denetimi altında
yürütür. Mirasçılar ve tereke alacaklıları, sulh mahkemesine, tasfiye memuru
tarafından yapılan veya tasarlanan işlemlerden dolayı bunu öğrendikleri
tarihten başlayarak yedi gün içinde yazılı olarak şikâyette bulunabilirler.


 


II.
Olağan usul ile tasfiye


Madde 635- Resmî tasfiye,
mirasbırakanın yürüyen işlerinin tamamlanmasını, borçlarının yerine
getirilmesini, alacaklarının tahsilini, vasiyet borçlarının terekenin olanağı
ölçüsünde yerine getirilmesini, zorunlu olduğu takdirde mirasbırakanın
haklarının ve borçlarının mahkemece tespitini ve mallarının paraya çevrilmesini
kapsar.


Tasfiye
memuru, tereke ile ilgili dava, takip ve idarî işlemler hakkında mirasçılara
bilgi vermekle yükümlüdür.


Terekedeki
taşınmazlar, açık artırma veya bütün mirasçıların kabulü hâlinde pazarlık
yoluyla satılır.


Mirasçılar, tasfiye devam ederken tasfiye için gerekli
olmayan tereke mallarının ve paranın kısmen veya tamamen kendilerine
verilmesini isteyebilirler.


 


III.
İflâs usulü ile tasfiye


Madde 636- Mevcudu
borçlarını ödemeye yetmeyen terekenin tasfiyesi, sulh mahkemesince iflâs hükümlerine
göre yapılır.


 


BEŞİNCİ AYIRIM


MİRAS SEBEBİYLE
İSTİHKAK DAVASI


A.
Koşulları


Madde
637- Yasal veya atanmış mirasçı, terekeyi veya bazı tereke mallarını elinde
bulunduran kimseye karşı mirasçılıktaki üstün hakkını ileri sürerek miras
sebebiyle istihkak davası açabilir.


Bu
davada hâkim, mirasçılık sıfatıyla ilgili uyuşmazlıkları da çözer.


Hâkim,
davacının istemi üzerine hakkın korunması için davalının güvence göstermesi
veya tapu kütüğüne şerh verilmesi gibi gerekli her türlü önlemi alır.


 


B.
Hükümleri


Madde
638- Miras sebebiyle istihkak davasının kabulü hâlinde, tereke veya terekeye
dahil mal, davacıya zilyetliğe ilişkin hükümler uyarınca verilir.


Miras
sebebiyle istihkak davasında davalı, tereke malını zamanaşımı yoluyla kazandığını
ileri süremez.


 


C.
Zamanaşımı


Madde
639- Miras sebebiyle istihkak davası, davacının kendisinin mirasçı olduğunu
ve iyiniyetli davalının terekeyi veya tereke malını elinde bulundurduğunu
öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde mirasbırakanın ölümünün veya
vasiyetnamenin açılmasının üzerinden on yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.


İyiniyetli
olmayanlara karşı zamanaşımı süresi yirmi yıldır.





ÜÇÜNCÜ BÖLÜM


MİRASIN
PAYLAŞILMASI


 


BİRİNCİ AYIRIM


PAYLAŞIMDAN
ÖNCE MİRAS ORTAKLIĞI


A.
Mirasın geçmesinin sonucu


I.
Miras ortaklığı


Madde 640- Birden çok
mirasçı bulunması hâlinde, mirasın geçmesiyle birlikte paylaşmaya kadar,
mirasçılar arasında terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir ortaklık
meydana gelir.


Mirasçılar
terekeye elbirliğiyle sahip olurlar ve sözleşme veya kanundan doğan temsil ya
da yönetim yetkisi saklı kalmak üzere, terekeye ait bütün haklar üzerinde
birlikte tasarruf ederler.


Mirasçılardan
birinin istemi üzerine sulh mahkemesi, miras ortaklığına paylaşmaya kadar bir
temsilci atayabilir.


Mirasçılardan
her biri, terekedeki hakların korunmasını isteyebilir. Sağlanan korumadan
mirasçıların hepsi yararlanır.


Bir
mirasçı ödemeden aciz hâlinde ise, mirasın açılması üzerine diğer mirasçılar,
haklarının korunması için gerekli önlemlerin gecikmeksizin alınmasını sulh
mahkemesinden isteyebilirler.


 


II.
Mirasçıların sorumluluğu


Madde
641- Mirasçılar, tereke borçlarından müteselsilen sorumludurlar.


Ana
ve baba veya büyük ana ve büyük baba ile birlikte yaşayan ve emeklerini veya
gelirlerini aileye özgüleyen ergin çocuklar ile torunlara verilecek uygun
miktardaki tazminat, bu yüzden terekenin borç ödemeden acze düşmemesi kaydıyla
tereke borcu sayılır.


 


B.
Paylaşmayı isteme hakkı


Madde
642- Mirasçılardan her biri, sözleşme veya kanun gereğince ortaklığı
sürdürmekle yükümlü olmadıkça, her zaman mirasın paylaşılmasını isteyebilir.


Her mirasçı, terekedeki belirli malların aynen, olanak
yoksa satış yoluyla paylaştırılmasına karar verilmesini sulh mahkemesinden
isteyebilir. Mirasçılardan birinin istemi üzerine hâkim, terekenin tamamını ve
terekedeki malların her birini göz önünde tutarak, olanak varsa taşınmazlardan
her birinin tamamının bir mirasçıya verilmesi suretiyle paylaştırmayı yapar.
Mirasçılara verilen taşınmazların değerleri arasındaki fark para ödenmesi
yoluyla giderilerek miras payları arasında denkleştirme sağlanır.


Paylaşmanın
derhâl yapılması, paylaşım konusu malın veya terekenin değerini önemli ölçüde
azaltacaksa; sulh hâkimi, mirasçılardan birinin istemi üzerine bu malın veya
terekenin paylaşılmasının ertelenmesine karar verebilir.





C.
Cenin nedeniyle erteleme


Madde
643- Mirasın açıldığı tarihte, mirasçı olabilecek bir cenin varsa paylaşma
doğumuna kadar ertelenir.


Ana
muhtaç ise, doğuma kadar geçim giderlerinin terekeden sağlanmasını isteyebilir.


 


D.
Elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesi


Madde
644- Bir mirasçı, terekeye dahil malların tamamı veya bir kısmı üzerindeki
elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesi isteminde bulunduğu
takdirde sulh hâkimi, diğer mirasçılara çağrıda bulunarak belirleyeceği süre
içinde varsa itirazlarını bildirmeye davet eder.


Elbirliği mülkiyetinin devamını haklı kılacak bir itiraz
ileri sürülmediği veya mirasçılardan biri belirlenen süre içinde paylaşma
davası açmadığı takdirde, istem konusu mal üzerindeki elbirliği mülkiyetinin
paylı mülkiyete dönüştürülmesine karar verilir.


Terekeye
dahil diğer hakların ve alacakların paylar oranında bölünmesi hususunda da
yukarıdaki hükümler uygulanır.


 


E.
Birlikte yaşayanların hakkı


Madde 645- Mirasbırakanın
ölümünde onunla birlikte yaşayan ve onun tarafından bakılan kimseler, ölüm
tarihinden başlayarak üç aylık bakım ve geçim giderlerinin terekeden
sağlanmasını isteyebilirler.


 


İKİNCİ AYIRIM


PAYLAŞMANIN
NASIL YAPILACAĞI


A.
Genel olarak


Madde
646- Yasal mirasçılar, gerek kendi aralarında, gerek atanmış mirasçılarla
birlikte mirası aynı kurallara göre paylaşırlar.


Aksine
düzenleme olmadıkça mirasçılar, paylaşmanın nasıl yapılacağını serbestçe
kararlaştırırlar.


Tereke
mallarına zilyet olan veya mirasbırakana borçlu bulunan mirasçılar, paylaşma
sırasında bu konuda eksiksiz bilgi vermekle yükümlüdürler.


 


B.
Paylaşma kuralları


I.
Mirasbırakanın tasarrufu


Madde
647- Mirasbırakan, ölüme bağlı tasarrufuyla paylaşmanın nasıl yapılacağı ve
payların nasıl oluşturulacağı hakkında kurallar koyabilir.


Bu
kurallar, mirasbırakan tarafından kastedilmemiş olan bir eşitsizlik hâlinde
payların denkleştirilmesi olanağı saklı kalmak kaydıyla, mirasçılar için
bağlayıcıdır.


Aksini
arzu ettiği tasarruftan anlaşılmadıkça, mirasbırakanın tereke malını bir
mirasçıya özgülemesi, vasiyet olmayıp sadece paylaştırma kuralı sayılır.


 


II.
Paylaşmaya kayyımın katılması


Madde
648- Açılmış mirasta bir mirasçının payını devralmış veya haczettirmiş olan
ya da elinde mirasçıya karşı alınmış borç ödemeden aciz belgesi bulunan
alacaklı, sulh hâkiminden bu mirasçının yerine paylaşmaya katılmak üzere bir
kayyım atanmasını isteyebilir.


 


C.
Paylaşmanın gerçekleşmesi


I.
Mirasçıların eşitliği


Madde
649- Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça mirasçılar, paylaşmada terekenin
bütün malları üzerinde eşit hakka sahiptirler.


Mirasçılar, mirasbırakan ile aralarındaki ilişkiler
hakkında paylaşmanın eşitliğe ve adalete uygun olması için göz önüne alınması
gereken bütün bilgileri birbirlerine vermekle yükümlüdürler.


Mirasçılardan
her biri, tereke borçlarının paylaşmadan önce ödenmesini veya güvenceye
bağlanmasını isteyebilir.


 


II.
Payların oluşturulması


Madde
650- Mirasçılar, tereke mallarından mirasçı veya ortak kök sayısınca pay
oluştururlar.


Anlaşma
olmazsa, mirasçılardan her biri, payların oluşturulmasını sulh mahkemesinden
isteyebilir. Payların oluşturulmasında hâkim, yerel âdetleri, mirasçıların
kişisel durumlarını ve çoğunluğun arzusunu göz önünde bulundurur.


Payların
özgülenmesi mirasçıların anlaşması uyarınca yapılır. Buna olanak bulunmazsa
kur'a çekilir.


 


III.
Bazı malların özgülenmesi veya satılması


Madde
651- Değerinde önemli azalma olmadan bölünemeyen tereke malı, bütün olarak
mirasçılardan birine özgülenir.


Mirasçılar
bir tereke malının bölünmesi veya özgülenmesi konusunda anlaşamazlarsa, o mal
satılır ve bedeli bölüştürülür.


Mirasçılardan
biri istemde bulunursa satış artırma yoluyla yapılır. Mirasçılar artırmanın
şekli konusunda anlaşamazlarsa sulh hâkimi, artırmanın mirasçılar arasında veya
herkese açık yapılmasına karar verir.


 


D.
Aile konutu ve ev eşyasının sağ kalan eşe özgülenmesi


Madde
652- Eşlerden birinin ölümü hâlinde tereke malları arasında ev eşyası veya
eşlerin birlikte yaşadıkları konut varsa; sağ kalan eş, bunlar üzerinde
kendisine miras hakkına mahsuben mülkiyet hakkı tanınmasını isteyebilir.


Haklı
sebeplerin varlığı hâlinde, sağ kalan eşin veya mirasbırakanın diğer yasal
mirasçılarından birinin istemi üzerine, mülkiyet yerine intifa veya oturma
hakkı tanınmasına da karar verilebilir.


Mirasbırakanın
bir meslek veya sanat icra ettiği ve altsoyundan birinin aynı meslek ve sanatı
icra etmesi için gerekli olan bölümlerde, sağ kalan eş bu hakları kullanamaz.
Tarımsal taşınmazlara ilişkin miras hukuku hükümleri saklıdır.


 


E.
Özellikleri olan eşya


I.
Bütünlük oluşturan veya aile belgeleri ile özel anı değeri olan eşya


Madde
653- Mirasçılardan birinin karşı çıkması hâlinde, nitelikleri veya
özgülendikleri amaç gereği bir bütünlük oluşturan eşya birbirinden ayrılamaz.


Aile
belgeleri ile aile için özel anı değeri olan eşya, mirasçılardan birinin karşı
çıkması hâlinde satılamaz. Mirasçılar arasında anlaşmazlık çıkarsa sulh hâkimi,
yerel âdetleri, âdet yoksa kişisel durumları göz önünde tutarak bu eşyanın,
payına mahsup edilmek veya edilmemek suretiyle mirasçılardan birine özgülenmesine
ya da satılmasına karar verir.


Özel
kanun hükümleri saklıdır.


 


II.
Mirasbırakanın mirasçılardaki alacakları


Madde
654- Mirasbırakanın bir mirasçıdaki alacağı, paylaşma sırasında o mirasçının
payına mahsup edilir.


 


III.
Rehnedilmiş tereke malları


Madde
655- Paylaşmada kendisine mirasbırakanın borçları için rehnedilmiş bir tereke
malı düşen mirasçı, o malın güvence altına aldığı borcu üstlenmiş olur.


 


IV.
Taşınmazlar


1.
Bölünme


Madde
656- Taşınmazların bölünmelerine ilişkin kanun hükümleri saklıdır.


 


2.
Özgülenme


a.
Özgülenmeye esas olan değer


Madde
657- Taşınmazlar, paylaşmanın yapıldığı zamandaki gerçek değerleri esas
alınarak mirasçılara özgülenir.


Tarımsal
taşınmazlar gelir değerine, diğer taşınmazlar sürüm değerine göre özgülenir.


 


b.
Değerin belirlenmesi


Madde
658- Mirasçılar özgülenme değeri üzerinde uyuşamazlarsa, bu değer sulh hâkimi
tarafından belirlenir.





V.
Tarımsal işletmeler


1.
Paylaştırma dışında bırakma


a.
Koşulları


Madde
659- (Mülga: 30/4/2014-6537/9 md.)


 


b.
Taşınırların özgülenmesi


Madde
660- (Mülga: 30/4/2014-6537/9 md.)


 


c.
Özgülenmenin hangi mirasçıya yapılacağı


Madde
661- (Mülga: 30/4/2014-6537/9 md.)


 


d.
Ölüme bağlı tasarruf ile düzenleme


Madde
662- (Mülga: 30/4/2014-6537/9 md.)


 


e.
Ergin olmayan mirasçılar


Madde
663- (Mülga: 30/4/2014-6537/9 md.)


 


2.
Aile malları ortaklığı


a.
İstem hakkı


Madde
664- (Mülga: 30/4/2014-6537/9 md.)


 


b.
Ortaklığın sona erdirilmesi


Madde
665- (Mülga: 30/4/2014-6537/9 md.)


 


3.
Diğer mirasçıların paylarının mirasçı irat senediyle karşılanması


Madde
666- (Mülga: 30/4/2014-6537/9 md.)


 


4.
Yan sınaî işletme


Madde
667- (Mülga: 30/4/2014-6537/9 md.)


 


5.
İşletmenin satılması


Madde
668- (Mülga: 30/4/2014-6537/9 md.)


 


ÜÇÜNCÜ AYIRIM


MİRASTA
DENKLEŞTİRME


A.
Mirasçılar arasında


Madde
669- Yasal mirasçılar, mirasbırakandan miras paylarına mahsuben elde
ettikleri sağlararası karşılıksız kazandırmaları, denkleştirmeyi sağlamak için
terekeye geri vermekle birbirlerine karşı yükümlüdürler.


Mirasbırakanın çeyiz veya kuruluş sermayesi vermek ya da
bir malvarlığını devretmek veya borçtan kurtarmak ve benzerleri gibi karşılık
almaksızın altsoyuna yapmış olduğu kazandırmalar, aksi mirasbırakan tarafından
açıkça belirtilmiş olmadıkça, denkleştirmeye tâbidir.


 


B.
Mirasçılık sıfatının kaybı hâlinde


Madde 670- Mirasın
açılmasından önce veya sonra mirasçılık sıfatını kaybeden mirasçıya ait geri
verme yükümlülüğü, onun yerini alan mirasçılara, miras paylarında meydana gelen
artış oranında geçer.


 


C.
Denkleştirme şekli


I.
Geri verme veya mahsup


Madde
671- Geri vermekle yükümlü olan mirasçı, dilerse aldığını aynen geri verir;
dilerse payından fazla olsa bile değerini miras payına mahsup ettirir.


Mirasbırakanın
bu kurala aykırı tasarrufları ve mirasçıların tenkise ilişkin hakları saklıdır.


 


II.
Miras payını aşan kazandırmalar


Madde
672- Yapılan kazandırma miras payını aştığı takdirde mirasçı, mirasbırakanın
bunu kendisine bırakmak istediğini ispat ederse, bu fazlalık denkleştirmeye
tâbi olmaz. Diğer mirasçıların tenkise ilişkin hakları saklıdır.


 


III.
Denkleştirme değeri


Madde
673- Denkleştirme, kazandırmanın denkleştirme anındaki değerine göre yapılır.


Yarar
ve zarar ile gelir ve giderler hakkında mirasçılar arasında sebepsiz
zenginleşme hükümleri uygulanır.


 


D.
Eğitim ve öğrenim giderleri


Madde
674- Çocukların eğitim ve öğrenimi için yapılan giderler sebebiyle geri verme
yükümlülüğü, mirasbırakanın aksini arzu ettiği ispat edilmedikçe, ancak
alışılmış ölçüleri aşan kısım için mevcuttur.


Eğitim
ve öğrenimini tamamlamamış olan veya engelliliği bulunan
çocuklara, paylaşmada hakkaniyete uygun bir ödeme yapılır.[33]


 


E.
Hediyeler ve evlenme giderleri


Madde
675- Olağan hediyeler ile evlenme sırasında yapılan geleneğe uygun giderler
denkleştirmeye tâbi değildir.


Altsoy
hısımlarının evlenmelerinde, alışılmış ölçüler içinde yapılan çeyiz giderleri
hakkında denkleştirmeye tâbi tutmama arzusunun bulunduğu asıldır.





DÖRDÜNCÜ AYIRIM


PAYLAŞMANIN TAMAMLANMASI VE SONUCU


A.
Paylaşmanın sonuçlandırılması


I.
Paylaşma sözleşmesi


Madde
676- Mirasçılar arasında payların oluşturulması ve fiilen alınması veya
aralarında yapacakları paylaşma sözleşmesi mirasçıları bağlar.


Paylaşma sözleşmesiyle mirasçılar, tereke mallarının
tamamı veya bir kısmı üzerindeki elbirliği mülkiyetinin miras payları oranında
paylı mülkiyete dönüştürülmesini de kabul edebilirler.


Paylaşma
sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekilde yapılmasına bağlıdır.


 


II.
Miras payı üzerinde sözleşme


Madde
677- Terekenin tamamı veya bir kısmı üzerinde miras payının devri konusunda
mirasçılar arasında yapılan sözleşmelerin geçerliliği yazılı şekle bağlıdır.


Bir mirasçının üçüncü kişiyle yapacağı böyle bir
sözleşmenin geçerliliği, noterlikçe düzenlenmesine bağlıdır. Sözleşme bu kişiye
paylaşmaya katılma yetkisi vermez; sadece paylaşma sonunda mirasçıya özgülenen
payın kendisine verilmesini isteme hakkını sağlar.


 


III.
Mirasın açılmasından önce yapılan sözleşmeler


Madde
678- Mirasbırakanın katılması veya izni olmaksızın bir mirasçının henüz
açılmamış bir miras hakkında diğer mirasçılar veya üçüncü bir kişi ile yapacağı
sözleşmeler geçerli değildir.


Böyle
bir sözleşme gereğince yerine getirilmiş olan edimlerin geri verilmesi
istenebilir.


 


B.
Mirasçıların birbirine karşı sorumluluğu


I.
Garanti borcu


Madde
679- Paylaşmanın tamamlanmasından sonra mirasçılar, paylarına düşen mallar
için birbirlerine karşı satım hükümlerine göre sorumludurlar.


Mirasçılar,
paylaşmada her birine özgülenmiş olan alacakların varlığını birbirlerine karşı
garanti ettikleri gibi; borsaya kayıtlı olan kıymetli evrak dışında, alacağın
mirasçının hakkına mahsup edilen miktarı için borçlunun ödeme gücünden adî
kefil gibi sorumludurlar.


Garantiye
ve kefalete dayanan dava, paylaşma tarihinin veya daha sonra yerine getirilecek
alacaklarda muacceliyet tarihinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına
uğrar.


 


II.
Paylaşma sözleşmesinin geçersizliği


Madde 680- Borçlar Kanununun
geçersizliğe ilişkin genel hükümleri, paylaşma sözleşmeleri hakkında da
uygulanır.


 


C.
Mirasçıların üçüncü kişilere karşı sorumluluğu


I.
Müteselsil sorumluluk


Madde
681- Mirasçılar, bölünmesine veya nakline alacaklı tarafından açık veya
örtülü olarak rıza gösterilmemiş olan tereke borçlarından dolayı, paylaşmadan
sonra da bütün malvarlıklarıyla müteselsilen sorumludurlar.


Paylaşmanın gerçekleştiği tarihin veya daha sonra yerine
getirilecek borçlarda muacceliyet tarihinin üzerinden beş yıl geçmekle teselsül
sona erer.


 


II.
Mirasçılara rücu


Madde
682- Paylaşma sözleşmesinde ödenmesi kendisine yükletilmemiş olan bir tereke
borcunu veya üzerine aldığı miktardan fazlasını ödeyen mirasçı, diğer mirasçılara
rücu edebilir.


Rücu
hakkı, ilk önce, ödenmiş olan borcu paylaşma sözleşmesiyle üstlenmiş bulunan
mirasçıya karşı kullanılır.


Diğer
hâllerde, aksi kararlaştırılmış olmadıkça, mirasçılardan her biri terekedeki
borçları miras payı oranında ödemekle yükümlüdür.


 


DÖRDÜNCÜ KİTAP


EŞYA HUKUKU


 


BİRİNCİ KISIM


MÜLKİYET


 


BİRİNCİ BÖLÜM


GENEL HÜKÜMLER


A.
Mülkiyet hakkının içeriği


Madde
683- Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey
üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine
sahiptir.


Malik,
malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası
açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir.


 


B.
Mülkiyet hakkının kapsamı


I.
Bütünleyici parça


Madde
684- Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik
olur.


Bütünleyici
parça, yerel âdetlere göre asıl şeyin temel unsuru olan ve o şey yok
edilmedikçe, zarara uğratılmadıkça veya yapısı değiştirilmedikçe ondan
ayrılmasına olanak bulunmayan parçadır.


 


II.
Doğal ürünler


Madde
685- Bir şeyin maliki, onun ürünlerinin de maliki olur.


Ürünler,
dönemsel olarak elde edilen doğal veya hukukî ürünler ile bir şeyin özgülendiği
amaca göre âdetler gereği ondan elde edilmesi uygun görülen diğer verimlerdir.


Doğal
ürünler asıl şeyden ayrılıncaya kadar onun bütünleyici parçasıdır.


 


III.
Eklenti


1.
Tanım


Madde
686- Bir şeye ilişkin tasarruflar, aksi belirtilmedikçe onun eklentisini de
kapsar.


Eklenti,
asıl şey malikinin anlaşılabilen arzusuna veya yerel âdetlere göre,
işletilmesi, korunması veya yarar sağlaması için asıl şeye sürekli olarak
özgülenen ve kullanılmasında birleştirme, takma veya başka bir biçimde asıl
şeye bağlı kılınan taşınır maldır.


Eklenti,
asıl şeyden geçici olarak ayrılmakla bu niteliğini kaybetmez.


 


2.
Eklenti sayılmayanlar


Madde
687- Asıl şeye zilyet olan kimsenin sadece geçici olarak kullanması veya
tüketmesi için özgülenen ya da asıl şeyin özel niteliği ile herhangi bir
ilişkisi bulunmadan sadece korunmak, satılmak veya kiraya verilmek üzere onunla
birleştirilen şeyler eklenti sayılmaz.


 


C.
Birlikte mülkiyet


I.
Paylı mülkiyet


1.
Genel kurallar


Madde
688- Paylı mülkiyette birden çok kimse, maddî olarak bölünmüş olmayan bir
şeyin tamamına belli paylarla maliktir.


Başka
türlü belirlenmedikçe, paylar eşit sayılır.


Paydaşlardan
her biri kendi payı bakımından malik hak ve yükümlülüklerine sahip olur. Pay
devredilebilir, rehnedilebilir ve alacaklılar tarafından haczettirilebilir.


 


2.
Yönetim ve tasarruf


a.
Anlaşmalar


Madde
689- Paydaşlar, kendi aralarında oybirliğiyle anlaşarak yararlanma, kullanma
ve yönetime ilişkin konularda kanun hükümlerinden farklı bir düzenleme
yapabilirler. Ancak, böyle bir anlaşmayla paydaşların aşağıdaki hak ve
yetkileri kaldırılamaz ve sınırlandırılamaz:


1.
Paylı mülkiyet konusu eşyanın kullanılabilirliğinin ve değerinin korunması için
zorunlu olan yönetim işlerini yapmak ve gerektiğinde mahkemeden buna ilişkin
önlemlerin alınmasını istemek,


2.
Eşyayı bir zarar tehlikesinden veya zararın artmasından korumak için derhâl
alınması gereken önlemleri bütün paydaşlar hesabına almak.


Taşınmazlarla ilgili anlaşmalar imzalarının noterlikçe
onaylanması koşuluyla paydaşlardan birinin başvurusu üzerine tapu kütüğüne şerh
verilebilir.


 


b.
Olağan yönetim işleri


Madde
690- Paydaşlardan her biri olağan yönetim işlerini yapmaya, özellikle küçük
onarımları yaptırmaya ve tarımsal işleri yürütmeye yetkilidir.


Zorunlu
ve ivedi işlerin yapılmasına ilişkin kanun hükümleri saklı kalmak kaydıyla,
paydaşların çoğunlukla alacağı kararla olağan yönetim işlerinde yetkiyle ilgili
farklı düzenleme getirilebilir.


 


c.
Önemli yönetim işleri


Madde
691- İşletme usulünün veya tarım türünün değiştirilmesi, adî kiraya veya ürün
kirasına ilişkin sözleşmelerin yapılması veya feshi, toprağın ıslahı gibi
önemli yönetim işleri için pay ve paydaş çoğunluğuyla karar verilmesi gerekir.


Olağan
yönetim sınırlarını aşan ve paylı malın değerinin veya yarar sağlamaya
elverişliliğinin korunması için gerekli bakım, onarım ve yapı işlerinde de aynı
çoğunluk aranır.


Pay
ve paydaşların eşitliği hâlinde hâkim, paydaşlardan birinin istemi üzerine
bütün paydaşların menfaatini gözeterek hakkaniyete uygun bir karar verir;
gerekli gördüğü işlerin yapılması için paydaşlar arasından veya dışarıdan bir
kayyım atayabilir.


 


d.
Olağanüstü yönetim işleri ve tasarruflar


Madde
692- Paylı malın özgülendiği amacın değiştirilmesi, korumanın veya olağan
şekilde kullanmanın gerekli kıldığı ölçüyü aşan yapı işlerine girişilmesi veya
paylı malın tamamı üzerinde tasarruf işlemlerinin yapılması, oybirliğiyle aksi
kararlaştırılmış olmadıkça, bütün paydaşların kabulüne bağlıdır.


Paylar üzerinde taşınmaz rehni veya taşınmaz yükü
kurulmuşsa, paydaşlar malın tamamını benzer haklarla kayıtlayamazlar.


 


3.
Yararlanma, kullanma ve koruma


Madde
693- Paydaşlardan her biri, diğerlerinin hakları ile bağdaştığı ölçüde paylı
maldan yararlanabilir ve onu kullanabilir.


Uyuşmazlık hâlinde yararlanma ve kullanma şeklini hâkim
belirler. Bu belirleme, paylı malın kullanılmasının zaman veya yer itibarıyla
paydaşlar arasında bölünmesi biçiminde de olabilir.


Paydaşlardan
her biri, bölünemeyen ortak menfaatlerin korunmasını diğer paydaşları temsilen
sağlayabilir.





4.
Giderler ve yükümlülükler


Madde
694- Paylı mülkiyetten doğan veya paylı malı ilgilendiren yönetim giderleri,
vergiler ve diğer yükümlülükler, aksine bir hüküm bulunmadıkça, paydaşlar
tarafından payları oranında karşılanır.


Payına
düşenden fazlasını ödemiş bulunan paydaş, diğerlerine payları oranında rücu
edebilir.


 


5.
Kararların bağlayıcılığı


Madde
695- Yararlanma, kullanma ve yönetime ilişkin konularda paydaşların
yaptıkları düzenleme ve aldıkları kararlar ile mahkemece verilen kararlar,
sonradan paydaş olan veya pay üzerinde aynî hak kazanan kimseleri de bağlar.


Taşınmazlarda
yararlanma, kullanma ve yönetime ilişkin kararların sonradan paydaş olan veya
pay üzerinde aynî hak kazananları bağlaması için, bunların tapu kütüğüne şerh
edilmesi gerekir.


 


6.
Paydaşlıktan çıkarma


a.
Paydaşın çıkarılması


Madde 696- Kendi tutum ve
davranışlarıyla veya malın kullanılmasını bıraktığı ya da fiillerinden sorumlu
olduğu kişilerin tutum ve davranışlarıyla diğer paydaşların tamamına veya bir
kısmına karşı olan yükümlülüklerini ağır biçimde çiğneyen paydaş, bu yüzden
onlar için paylı mülkiyet ilişkisinin devamını çekilmez hâle getirmişse, mahkeme
kararıyla paydaşlıktan çıkarılabilir.


Davanın
açılması, aksi kararlaştırılmış olmadıkça, pay ve paydaş çoğunluğuyla karar
verilmesine bağlıdır.


Hâkim,
çıkarma istemini haklı gördüğü takdirde, çıkarılacak paydaşın payını
karşılayacak kısmı maldan ayırmaya olanak varsa, bu ayırmayı yaparak ayrılan
parçanın paylı mülkiyetten çıkarılana özgülenmesine karar verir.


Aynen
ayrılmasına olanak bulunmayan maldaki payın dava tarihindeki değeriyle
kendilerine devrini isteyen paydaş veya paydaşlar bu istemlerini paydaşlıktan
çıkarma istemi ile birlikte ileri sürmek zorundadırlar. Hâkim, hüküm vermeden
önce re'sen belirleyeceği uygun bir süre içinde pay değerinin ödenmesine veya tevdiine
karar verir. Davanın kabulü hâlinde payın istemde bulunan adına tesciline
hükmolunur.


Payı
karşılayacak kısım maldan aynen ayrılamaz ve bu payı isteyen paydaş da
bulunmazsa hâkim, davalıya payını devretmesi için bir süre belirler ve bu süre
içinde devredilmeyen payın açık artırmayla satışına karar verir. Satış kararı,
cebrî icra yoluyla paraya çevirmeye ilişkin hükümler uyarınca yerine getirilir.


 


b.
Diğer hak sahiplerinin çıkarılması


Madde
697- Bir paydaşın çıkarılmasına ilişkin hükümler, kıyas yoluyla, pay üzerinde
intifa veya diğer bir aynî ya da tapuya şerh edilmiş kişisel yararlanma hakkı
sahipleri hakkında da uygulanır. Ancak, devri caiz olmayan bir hakkın uygun bir
tazminat karşılığında sona ermesine karar verilir.


 


7.
Paylı mülkiyetin sona ermesi


a.
Paylaşma istemi


Madde
698- Hukukî bir işlem gereğince veya paylı malın sürekli bir amaca özgülenmiş
olması sebebiyle paylı mülkiyeti devam ettirme yükümlülüğü bulunmadıkça,
paydaşlardan her biri malın paylaşılmasını isteyebilir.


Paylaşmayı
isteme hakkı, hukukî bir işlemle en çok on yıllık süre ile sınırlandırılabilir.
Taşınmazlarda paylı mülkiyetin devamına ilişkin sözleşmeler, resmî şekle
bağlıdır ve tapu kütüğüne şerh verilebilir.


Uygun
olmayan zamanda paylaşma isteminde bulunulamaz.


 


b.
Paylaşma biçimi


Madde
699- Paylaşma, malın aynen bölüşülmesi veya pazarlık ya da artırmayla satılarak
bedelinin bölüşülmesi biçiminde gerçekleştirilir.


Paylaşma biçiminde uyuşma sağlanamazsa, paydaşlardan
birinin istemi üzerine hâkim, malın aynen bölünerek paylaştırılmasına, bölünen
parçaların değerlerinin birbirine denk düşmemesi hâlinde eksik değerdeki
parçaya para eklenerek denkleştirme sağlanmasına karar verir.


Bölme
istemi durum ve koşullara uygun görülmezse ve özellikle paylı malın önemli bir
değer kaybına uğramadan bölünmesine olanak yoksa, açık artırmayla satışa
hükmolunur. Satışın paydaşlar arasında artırmayla yapılmasına karar verilmesi,
bütün paydaşların rızasına bağlıdır.


c.
İntifa hakkı sahibinin durumu


 


Madde 700- Bir paydaşın
kendi payı üzerinde intifa hakkı kurması hâlinde, diğer paydaşlardan biri
intifa hakkının kurulduğunun kendisine tebliğinden başlayarak üç ay içinde
paylaşma isteminde bulunursa; satış yoluyla paylaşmada intifa hakkı, buna
ilişkin paya düşecek bedel üzerinde devam eder.


 


II.
Elbirliği mülkiyeti


1.
Kaynakları ve niteliği


Madde
701- Kanun veya kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk
dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir.


Elbirliği
mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı,
ortaklığa giren malların tamamına yaygındır.





2.
Hükümleri


Madde
702- Ortakların hakları ve yükümlülükleri, topluluğu doğuran kanun veya
sözleşme hükümleri ile belirlenir.


Kanunda
veya sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça, gerek yönetim, gerek tasarruf
işlemleri için ortakların oybirliğiyle karar vermeleri gerekir.


Sözleşmeden
doğan topluluk devam ettiği sürece, paylaşma yapılamaz ve bir pay üzerinde
tasarrufta bulunulamaz.


Ortaklardan
her biri, topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabilir. Bu korumadan bütün
ortaklar yararlanır.


 


3.
Sona ermesi


Madde
703- Elbirliği mülkiyeti, malın devri, topluluğun dağılması veya paylı
mülkiyete geçilmesiyle sona erer.


Paylaştırma,
aksine bir hüküm bulunmadıkça, paylı mülkiyet hükümlerine göre yapılır.


 


İKİNCİ BÖLÜM


TAŞINMAZ
MÜLKİYETİ


 


BİRİNCİ AYIRIM


TAŞINMAZ
MÜLKİYETİNİN KONUSU, KAZANILMASI VE KAYBI


A.
Taşınmaz mülkiyetinin konusu


Madde
704- Taşınmaz mülkiyetinin konusu şunlardır:


1.
Arazi,


2.
Tapu kütüğünde ayrı sayfaya kaydedilen bağımsız ve sürekli haklar,


3.
Kat mülkiyeti kütüğüne kayıtlı bağımsız bölümler.


 


B.
Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması


I.
Tescil


Madde
705- Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması, tescille olur.


Miras,
mahkeme kararı, cebrî icra, işgal, kamulaştırma hâlleri ile kanunda öngörülen
diğer hâllerde, mülkiyet tescilden önce kazanılır. Ancak, bu hâllerde malikin
tasarruf işlemleri yapabilmesi, mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş
olmasına bağlıdır.


 


II.
Kazanma yolları


1.Hukukî
işlem


Madde
706- Taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmelerin geçerli olması,
resmî şekilde düzenlenmiş bulunmalarına bağlıdır.


Ölüme
bağlı tasarruflar ve mal rejimi sözleşmeleri, kendilerine özgü şekillere
tâbidir.





2.
İşgal


Madde
707- Tapu kütüğüne kayıtlı bir taşınmazın mülkiyetinin işgal yoluyla
kazanılması, ancak kaydının malikin istemiyle terkin edilmiş olmasına bağlıdır.


Tapuya
kayıtlı olmayan taşınmazlar üzerinde işgal yoluyla mülkiyet kazanılamaz.


 


3.
Yeni arazi oluşması


Madde
708- Birikme, dolma, toprak kayması veya kamuya ait suların yatağında ya da
seviyesinde değişme gibi sebeplerle sahipsiz yerlerde yeniden oluşan
yararlanmaya elverişli arazi Devlete ait olur.


Devlet,
bu araziyi kamusal bir sakınca bulunmadığı takdirde öncelikle arazisi kayba
uğrayana veya bitişik arazi malikine devredebilir.


Toprak
parçalarının kendi arazisinden koptuğunu ispat eden malik, bunları, durumu
öğrendiği tarihten başlayarak bir ve her hâlde oluşumun gerçekleştiği tarihten
başlayarak on yıl içinde geri alabilir.


 


4.
Arazi kayması


a.
Genel olarak


Madde
709- Arazi kayması sınır değişikliğini gerektirmez.


Arazi
kayması sebebiyle bir taşınmazdan diğerine geçmiş olan arazi parçaları ve diğer
cisimler hakkında sürüklenen şeylere ve karışmaya ilişkin hükümler uygulanır.


 


b.
Heyelân


Madde 710- Arazi kaymasının
sınır değişikliğine yol açmayacağı ilkesi, yetkili makamlarca heyelân bölgesi
olduğu belirlenen yörelerde uygulanmaz.


Bu
yörelerin belirlenmesi sırasında yöredeki arazinin yapısı göz önünde tutulur.


Bir
taşınmazın böyle bir yörede bulunduğu, ilgililere uygun biçimde bildirilir ve
tapu kütüğünün beyanlar sütununa yazılır.


 


c.
Sınırın yeniden belirlenmesi


Madde
711- Sınır, arazi kayması sebebiyle gerçeği yansıtmıyorsa; ilgili taşınmaz
maliki, sınırın yeniden belirlenmesini isteyebilir.


Fazlalık
ve eksiklikler denkleştirilir.


 


5.
Kazandırıcı zamanaşımı


a.
Olağan zamanaşımı


Madde
712- Geçerli bir hukukî sebep olmaksızın tapu kütüğüne malik olarak yazılan
kişi, taşınmaz üzerindeki zilyetliğini davasız ve aralıksız olarak on yıl
süreyle ve iyiniyetle sürdürürse, onun bu yolla kazanmış olduğu mülkiyet
hakkına itiraz edilemez.





b.
Olağanüstü zamanaşımı


Madde
713- Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak
yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın
tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne
tesciline karar verilmesini isteyebilir.


Aynı
koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan veya yirmi yıl önce (…)[34] hakkında gaiplik kararı
verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde
sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de, o taşınmazın tamamı, bir parçası
veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar
verilmesini isteyebilir.


Tescil
davası, Hazineye ve ilgili kamu tüzel kişilerine veya varsa tapuda malik
gözüken kişinin mirasçılarına karşı açılır.


Davanın
konusu, mahkemece bir gazete ve bir internet haber sitesinde ve ayrıca
taşınmazın bulunduğu yerde uygun araç ve aralıklarla en az üç defa ilân olunur.[35]


Son ilândan başlayarak üç ay içinde yukarıdaki
koşulların gerçekleşmediğini ileri sürerek itiraz eden bulunmaz ya da itiraz
yerinde görülmez ve davacının iddiası ispatlanmış olursa, hâkim tescile karar
verir. Mülkiyet, birinci fıkrada öngörülen koşulların gerçekleştiği anda
kazanılmış olur.


Davalılar ve itiraz edenler, aynı davada kendi adlarına
tescile karar verilmesini isteyebilirler.


Kararda,
tescili istenilen taşınmazın niteliği, yeri, sınırları ve yüzölçümü belirtilir
ve karara, uzmanlarca düzenlenen teknik bilgileri içeren krokisi de eklenir.


Özel
kanun hükümleri saklıdır.


 


c.
Sürelerin hesabı


Madde
714- Kazandırıcı zamanaşımı sürelerinin hesaplanmasında, kesilmesinde ve
durmasında, Borçlar Kanununun zamanaşımına ilişkin hükümleri kıyas yoluyla uygulanır.


 


6.
Sahipsiz yerler ve yararı kamuya ait mallar


Madde
715- Sahipsiz yerler ile yararı kamuya ait mallar, Devletin hüküm ve
tasarrufu altındadır.


Aksi
ispatlanmadıkça, yararı kamuya ait sular ile kayalar, tepeler, dağlar, buzullar
gibi tarıma elverişli olmayan yerler ve bunlardan çıkan kaynaklar, kimsenin
mülkiyetinde değildir ve hiçbir şekilde özel mülkiyete konu olamaz.


Sahipsiz
yerler ile yararı kamuya ait malların kazanılması, bakımı, korunması,
işletilmesi ve kullanılması özel kanun hükümlerine tâbidir.


 


III.
Tescili isteme hakkı


Madde
716- Mülkiyetin kazanılmasına esas olacak bir hukukî sebebe dayanarak malikten
mülkiyetin kendi adına tescilini istemek hususunda kişisel hakka sahip olan
kimse, malikin kaçınması hâlinde hâkimden, mülkiyetin hükmen geçirilmesini
isteyebilir.


Bir
taşınmazın mülkiyetini işgal, miras, kamulaştırma, cebrî icra veya mahkeme
kararına dayanarak kazanan kişi tescili doğrudan doğruya yaptırabilir.


Bir
taşınmazın mülkiyetinde eşler arasındaki mal rejimi dolayısıyla meydana gelen
değişiklikler, eşlerden birinin istemiyle tapu kütüğüne doğrudan tescil olunur.


 


C.
Taşınmaz mülkiyetinin kaybı


Madde 717- Taşınmaz
mülkiyeti, terkin veya taşınmazın tamamen yok olmasıyla sona erer.


Kamulaştırma
hâlinde mülkiyetin ne zaman sona ereceği özel kanunla belirlenir


 


İKİNCİ AYIRIM


TAŞINMAZ MÜLKİYETİNİN
İÇERİĞİ VE KISITLAMALARI


A.
Taşınmaz mülkiyetinin içeriği


I.
Kapsam


Madde
718- Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde,
üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar.


Bu
mülkiyetin kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler
ve kaynaklar da girer.


 


II.
Sınırlar


1.
Sınırların belirlenmesi


Madde 719- Taşınmazın
sınırları, tapu plânları ve arz üzerindeki sınır işaretleriyle belirlenir.


Tapu
plânları ile arz üzerindeki işaretler birbirini tutmazsa, asıl olan plândaki
sınırdır. Bu kural, yetkili makamlarca heyelân bölgesi olduğu belirlenen
yörelerde uygulanmaz.


 


2.
Sınır belirleme yükümlülüğü


Madde
720- Her arazi maliki, komşusunun istemi üzerine belli olmayan sınırların
belirlenmesi için tapu plânlarının düzeltilmesine veya arz üzerine sınır
işaretleri konulmasına katkıda bulunmakla yükümlüdür.


 


3.
Sınırlıklar üzerinde paylı mülkiyet


Madde
721- İki taşınmazı birbirinden ayırmaya yarayan duvar, parmaklık, çit gibi
sınırlıklar, aksi ispat edilmedikçe, her iki komşunun paylı malı sayılır.


 


III.
Arazideki yapılar


1.
Arazi ve yapı malzemesi


a.
Mülkiyet ilişkisi


Madde
722- Bir kimse kendi arazisindeki yapıda başkasının malzemesini ya da
başkasının arazisindeki yapıda kendisinin veya bir başkasının malzemesini
kullanırsa, bu malzeme arazinin bütünleyici parçası olur.


Ancak,
sahibinin rızası olmaksızın kullanılmış olan malzemenin sökülmesi aşırı zarara
yol açmayacaksa, malzeme sahibi, gideri yapıyı yaptırana ait olmak üzere
bunların sökülüp kendisine verilmesini isteyebilir.


Aynı
koşullar altında arazinin maliki de, rızası olmaksızın yapılan yapıda
kullanılan malzemenin, gideri yapıyı yaptırana ait olmak üzere sökülüp
kaldırılmasını isteyebilir.


 


b.
Tazminat


Madde
723- Malzeme sökülüp alınmazsa arazi maliki, malzeme sahibine uygun bir
tazminat ödemekle yükümlüdür.


Yapıyı
yaptıran arazi maliki iyiniyetli değilse hâkim, malzeme sahibinin uğradığı
zararın tamamının tazmin edilmesine karar verebilir.


Yapıyı
yaptıran malzeme sahibi iyiniyetli değilse, hâkimin hükmedeceği miktar bu
malzemenin arazi maliki için taşıdığı en az değeri geçmeyebilir.


 


c.
Arazinin mülkiyetinin malzeme sahibine verilmesi


Madde
724- Yapının değeri açıkça arazinin değerinden fazlaysa, iyiniyetli taraf
uygun bir bedel karşılığında yapının ve arazinin tamamının veya yeterli bir kısmının
mülkiyetinin malzeme sahibine verilmesini isteyebilir.


 


2.
Taşkın yapılar


Madde
725- Bir yapının başkasına ait araziye taşırılan kısmı, eğer yapıyı yapan malik
taşırılan arazi üzerinde bir irtifak hakkına sahip bulunuyorsa, ona ait
taşınmazın bütünleyici parçası olur.


Böyle
bir irtifak hakkı yoksa, zarar gören malik taşmayı öğrendiği tarihten
başlayarak onbeş gün içinde itiraz etmediği, aynı zamanda durum ve koşullar da
haklı gösterdiği takdirde, taşkın yapıyı iyiniyetle yapan kimse, uygun bir bedel
karşılığında taşan kısım için bir irtifak hakkı kurulmasını veya bu kısmın
bulunduğu arazi parçasının mülkiyetinin kendisine devredilmesini isteyebilir.


 


3.
Üst hakkı


Madde
726- Bir üst irtifakına dayalı olarak başkasına ait bir arazinin altında veya
üstünde sürekli kalmak üzere inşa edilen yapıların mülkiyeti, irtifak hakkı
sahibine ait olur.


Bir
binanın başlı başına kullanılmaya elverişli bağımsız bölümleri üzerinde kat
mülkiyeti veya kat irtifakı kurulması, Kat Mülkiyeti Kanununa tâbidir.


Bağımsız
bölümler üzerinde ayrıca üst hakkı kurulamaz.


 


4.
Mecralar


Madde 727- Su, gaz, elektrik
ve benzerlerinin mecraları, işletmenin bulunduğu taşınmazın dışında olsalar
bile, aksine bir düzenleme olmadıkça o işletmenin eklentisi ve işletme
malikinin malı sayılır.


Komşuluk
hukukunun gerektirdiği hâller dışında bir taşınmazın böyle bir mecra ile aynî
hak olarak yüklenmesi, ancak bir irtifak hakkı kurulması suretiyle olabilir.


İrtifak hakkı, mecra dışarıdan görülmüyorsa tapu
kütüğüne tesciliyle, dışarıdan görülüyorsa noterce düzenlenecek sözleşmeye
dayanılarak mecranın yapılmasıyla doğar.


 


5.
Taşınır yapılar


Madde
728- Başkasının arazisi üzerinde kalıcı olması amaçlanmaksızın yapılan
kulübe, büfe, çardak, baraka ve benzeri hafif yapılar, bunların malikine
aittir.


Bu
tür yapılar, taşınır mal hükümlerine tâbi olur ve tapu kütüğünde gösterilmez.


 


IV.
Araziye dikilen fidanlar


Madde
729- Bir kimse başkasının fidanını kendi arazisine ya da kendisinin veya bir
üçüncü kişinin fidanını başkasının arazisine dikerse, başkasının malzemesini
kullanarak yapılan yapılara veya taşınır yapılara ilişkin hükümler bunlar
hakkında da uygulanır.


Ağaçlar
ve ormanlar üst hakkına konu olamaz.


 


V.
Taşınmaz malikinin sorumluluğu


Madde
730- Bir taşınmaz malikinin mülkiyet hakkını bu hakkın yasal kısıtlamalarına
aykırı kullanması sonucunda zarar gören veya zarar tehlikesi ile karşılaşan
kimse, durumun eski hâline getirilmesini, tehlikenin ve uğradığı zararın giderilmesini
dava edebilir.


Hâkim,
yerel âdete uygun ve kaçınılmaz taşkınlıklardan doğan zararların uygun bir
bedelle denkleştirilmesine karar verebilir.


 


B.
Taşınmaz mülkiyetinin kısıtlamaları


I.
Genel olarak


Madde
731-Taşınmaz mülkiyetinin kanundan doğan kısıtlamaları, tapu siciline tescil
edilmeksizin etkili olur.


Bu
kısıtlamaların ortadan kaldırılması veya değiştirilmesi, buna ilişkin
sözleşmenin resmî şekilde düzenlenmesine ve tapu kütüğüne şerh verilmesine
bağlıdır.


Kamu
yararı için konulan kısıtlamalar kaldırılamaz ve değiştirilemez.


 


II.
Devir hakkının kısıtlamaları


1.
Yasal önalım hakkı


a.
Önalım hakkı sahibi


Madde
732- Paylı mülkiyette bir paydaşın taşınmaz üzerindeki payını tamamen veya
kısmen üçüncü kişiye satması hâlinde, diğer paydaşlar önalım hakkını
kullanabilirler.


 


b.
Kullanma yasağı, feragat ve hak düşürücü süre


Madde
733- (Değişik birinci fıkra:24/12/2025-7571/35 md.) 8/9/1983
tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu kapsamında yapılan satışlar ile
cebrî artırmayla satışlarda önalım hakkı kullanılamaz.


Önalım
hakkından feragatin resmî şekilde yapılması ve tapu kütüğüne şerh verilmesi
gerekir. Belirli bir satışta önalım hakkını kullanmaktan vazgeçme, yazılı şekle
tâbidir ve satıştan önce veya sonra yapılabilir.


Yapılan
satış, alıcı veya satıcı tarafından diğer paydaşlara noter aracılığıyla
bildirilir.


Önalım
hakkı, satışın hak sahibine bildirildiği tarihin üzerinden üç ay ve her hâlde
satışın üzerinden bir yıl geçmekle düşer.[36]


 


c.
Kullanılması


Madde
734- Önalım hakkı, alıcıya karşı dava açılarak kullanılır.


(Değişik
ikinci fıkra:24/12/2025-7571/36 md.) Dava konusu
payın rayiç bedeli hâkim tarafından gecikmeksizin belirlenir. Önalım hakkı
sahibi, belirlenen rayiç bedel ile alıcıya düşen tapu giderlerini
nemalandırılmak üzere hâkim tarafından belirlenen yere verilen kesin süre
içinde nakden yatırmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük, verilen kesin süre içinde
yerine getirilmezse önalım hakkı sahibi adına payın tesciline karar verilemez.
Yatırılan bedel, hükmün kesinleşmesi üzerine nemalarıyla birlikte ilgilisine
ödenir.


 


2.
Sözleşmeden doğan önalım hakkı


Madde
735- Tapu kütüğüne şerh verilen sözleşmeden doğan önalım hakkı, şerhte
belirtilen sürede ve belirtilen koşullara göre her malike karşı kullanılabilir.
Kütükte koşullar belirtilmemişse taşınmazın üçüncü kişiye satışındaki koşullar
esas alınır.


Şerhin
etkisi her durumda, şerhin verildiği tarihin üzerinden on yıl geçmekle sona
erer.


Yasal
önalım hakkının kullanılmasına ve vazgeçmeye ilişkin hükümler sözleşmeden doğan
önalım hakkında da uygulanır.


 


3.
Alım ve geri alım hakları


Madde
736- Tapu kütüğüne şerh verilen alım ve geri alım hakları, şerhde belirtilen süre
içinde her malike karşı kullanılabilir.


Şerhin
etkisi, her durumda, şerhin verildiği tarihin üzerinden on yıl geçmekle sona
erer.


 


III.
Komşu hakkı


1.
Kullanma biçimi


Madde
737- Herkes, taşınmaz mülkiyetinden doğan yetkileri kullanırken ve özellikle işletme
faaliyetini sürdürürken, komşularını olumsuz şekilde etkileyecek taşkınlıktan
kaçınmakla yükümlüdür.


Özellikle,
taşınmazın durumuna, niteliğine ve yerel âdete göre komşular arasında hoş
görülebilecek dereceyi aşan duman, buğu, kurum, toz, koku çıkartarak, gürültü
veya sarsıntı yaparak rahatsızlık vermek yasaktır.


Yerel âdete uygun ve kaçınılmaz taşkınlıklardan doğan
denkleştirmeye ilişkin haklar saklıdır.


 


2.
Kazı ve yapılar


a.
Kural


Madde 738- Malik, kazı ve
yapı yaparken komşu taşınmazlara, onların topraklarını sarsmak veya tehlikeye
düşürmek ya da üzerlerindeki tesisleri etkilemek suretiyle zarar vermekten
kaçınmak zorundadır.


Komşuluk
hukuku kurallarına aykırı yapılar hakkında taşkın yapılara ilişkin hükümler
uygulanır.


 


b.
Özel kurallar


Madde
739- Kazı ve yapılarda uyulması gerekli kurallar özel kanunlarla belirlenir.


 


3.
Bitkiler


a.
Kural


Madde
740- Komşunun arazisine taşarak zarar veren dal ve kökler, onun istemi
üzerine uygun bir süre içinde kaldırılmazsa, komşu bu dal ve kökleri kesip kendi
mülkiyetine geçirebilir.


Ekilmiş
veya üzerine yapı yapılmış arazisine dalların taşmasına katlanan komşu, bu
dallarda yetişen meyvaları toplama hakkına sahip olur.


Komşu
ormanlar hakkında bu hükümler uygulanmaz.


 


b.
Özel kurallar


Madde
741- Komşu taşınmaz maliklerinin bitki dikerken uymak zorunda oldukları
kurallar özel kanunlarla belirlenir.


 


4.
Doğal olarak akan su


Madde
742- Taşınmaz maliki, üst taraftaki araziden kendi arazisine doğal olarak
akan suların ve özellikle yağmur, kar ve tutulmamış kaynak sularının akışına
katlanmak zorundadır.


Komşulardan
hiçbiri bu suların akışını diğerinin zararına değiştiremez.


Üstteki
arazi maliki, alt taraftaki taşınmaza gerekli olan suyu, ancak kendi taşınmazı
için zorunlu olduğu ölçüde tutabilir.


 


5.
Fazla suyun akıtılması


Madde
743- Bir arazinin suyu öteden beri alt taraftaki araziye doğal bir şekilde
akmakta ise, alt taraftaki arazi maliki, üst taraftaki araziden fazla suyun
boşaltılması sırasında da bu suları tazminat isteme hakkı olmaksızın kabul
etmek zorundadır.


Alt
taraftaki arazi maliki boşaltma dolayısıyla akan sulardan zarar görmekte ise,
gideri üstteki arazi malikine ait olmak üzere, kendi arazisinde yapılacak
mecrayla suyun akıtılmasını isteyebilir.


Bataklıkların
kurutulması hakkındaki özel kanun hükümleri saklıdır.


 


6.
Mecra geçirilmesi


a.
Katlanma yükümlülüğü


Madde
744- Her taşınmaz maliki, uğrayacağı zararın tamamının önceden ödenmesi
koşuluyla, su yolu, kurutma kanalı, gaz ve benzerlerine ait boruların, elektrik
hat ve kablolarının, başka yerden geçirilmesi olanaksız veya aşırı ölçüde
masraflı olduğu takdirde, kendi arazisinin altından veya üstünden geçirilmesine
katlanmakla yükümlüdür.


Mecra geçirilmesinin kamulaştırma kurallarına bağlı
olması hâlinde, bu Kanunun mecralara ilişkin komşuluk hükümleri uygulanmaz.


Mecrayı
geçirme hakkı, hak sahibinin istemi üzerine ve giderleri ödemesi koşuluyla tapu
kütüğüne tescil edilir.


 


b.
Yükümlü taşınmaz malikinin menfaatinin korunması


Madde
745- Yükümlü taşınmaz maliki, kendi menfaatinin hakkaniyete uygun bir biçimde
gözetilmesini isteyebilir.


Arazinin
üzerinden geçecek mecralarda olağanüstü durumlar varsa malik, bu mecraların
üzerinden geçirileceği arazi parçasının uygun bir kısmının, zararını tam olarak
karşılayacak bir bedelle satın alınmasını isteyebilir.


 


c.
Durumun değişmesi


Madde
746- Durum değişirse, yükümlü taşınmaz maliki, mecranın kendi yararına olarak
başka bir yere nakledilmesini isteyebilir.


Yer
değiştirme giderleri, kural olarak mecra hakkı sahibine aittir.


Özel
durumlar haklı gösterdiği takdirde, taşınmaz maliki de giderlerin uygun bir
kısmına katılmakla yükümlü tutulabilir.


 


7.
Geçit hakları


a.
Zorunlu geçit


Madde
747- Taşınmazından genel yola çıkmak için yeterli geçidi bulunmayan malik,
tam bir bedel karşılığında bir geçit hakkı tanınmasını komşularından
isteyebilir.


Bu
hak, ilk önce kendisinden bu geçidin istenmesi önceki mülkiyet ve yol durumuna
göre en uygun düşen komşuya karşı ve daha sonra bundan en az zarar görecek
olana karşı kullanılır.


Zorunlu
geçit iki tarafın menfaati gözetilerek belirlenir.


 


b.
Diğer geçit hakları


Madde
748- Taşınmaz malikinin taşınmazını işletme veya iyileştirme ya da taşınmazı
üzerinde yapı yapma amacıyla komşu taşınmaza geçici olarak girme hakkı ile
tarla yolu, hayvan sulama yolu, kış geçidi, tomruk kaydırma yolu ve oluğu ve
bunlara benzer diğer geçitler özel kanun hükümlerine tâbidir.


Özel
kanun hükmü yoksa yerel âdet uygulanır.


Doğrudan
doğruya kanundan kaynaklanan geçit hakları, tapu kütüğüne tescil edilmeksizin
doğar. Ancak, bunlardan sürekli nitelikte olanlar beyanlar sütununda
gösterilir.


 


8.
Sınırlıklar


Madde 749- Sınırlıklar üzerinde
paylı mülkiyete ilişkin hükümler saklı kalmak üzere; her arazi maliki,
taşınmazının sınırının çit veya duvar gibi sınırlıklarla çevrilmesi için
yapılan giderleri karşılar.


Arazinin
sınırlıklarla çevrilmesi yükümlülüğü ve biçimine ilişkin özel kanun hükümleri
saklıdır.


 


9.
Katılma yükümlülüğü


Madde
750- Her taşınmaz maliki, komşuluk hukukundan doğan yetkilerin kullanılması
için gerekli işlere ve bunların giderlerine, kendi yararlanması oranında
katılmakla yükümlüdür.


 


IV.
Başkasının arazisine girme hakkı


1.
Orman ve mer'aya girme


Madde 751- Yetkili makamlar
tarafından bitki örtüsünü korumak amacıyla yasaklanmadıkça, herkes başkasının
orman ve mer'asına girebilir ve oralarda yetişen yabanî meyve, mantar ve
benzeri şeyleri, yerel âdetlerin izin verdiği ölçüde toplayıp alabilir.


Avlanmak
ve balık tutmak için başkasının arazisine girme, özel kanun hükümlerine
tâbidir.


 


2.
Sürüklenen şeyler ile benzerlerinin alınması


Madde
752- Su, rüzgâr, çığ veya diğer doğal güçlerin etkisiyle ya da rastlantı
sonucunda başkasının arazisine sürüklenen veya düşen şeyler ile buraya giren
büyük ve küçük baş hayvan, arı oğulu, kanatlı hayvan ve balık gibi hayvanların
hak sahipleri tarafından aranıp alınmasına, arazi maliki izin vermek
zorundadır.


Arazi
maliki, bu yüzden uğradığı zararın denkleştirilmesini istemek ve denkleştirme
bedeli kendisine ödeninceye kadar o şeyleri hapsetmek hakkına sahiptir.


 


3.
Zorunluluk hâlinde


Madde
753- Bir kimse kendisini veya başkasını tehdit eden bir zararı veya o anda
mevcut bir tehlikeyi ancak başkasının taşınmazına müdahale ile önleyebilecek ve
bu zarar ya da tehlike taşınmaza müdahaleden doğacak zarardan önemli ölçüde
büyük ise, malik buna katlanmak zorundadır.


Malik, bu yüzden uğradığı zarar için hakkaniyete uygun
bir denkleştirme bedeli isteyebilir.


 


V.
Kamu hukuku kısıtlamaları


1.
Genel olarak


Madde 754- Taşınmaz
mülkiyeti hakkının kamu yararı için kısıtlanması, özellikle yapı, yangın, doğal
afetler ve sağlıkla ilgili kolluk hizmetlerine; orman ve yollara, deniz ve göl
kıyılarındaki ana ve tali yollara sınır işaretleri ve nirengi noktaları konulmasına;
toprağın iyileştirilmesine veya bölünmesine, tarım topraklarının veya yapıya
özgü arsaların birleştirilmesine; eski eserler, doğal güzellikler, manzaralar,
seyirlik noktaları ve ender doğa anıtları ile içmeler, ılıcalar, maden ve
kaynak sularının korunmasına ilişkin mülkiyet kısıtlamaları, özel kanun
hükümlerine tâbidir.


 


2.
Toprağın iyileştirilmesi


Madde
755- Su yollarını düzeltme, sulama, bataklık yerlerini kurutma, yol açma,
orman yetiştirme, arazileri toplulaştırma gibi iyileştirme işleri, ancak ilgili
maliklerin ortak girişimleriyle yapılabilecekse, arazinin yarısından fazlasına
sahip bulunmak koşuluyla maliklerin üçte ikisinin bu yolda karar vermeleri
gerekir. Diğer malikler de bu karara uymak zorundadır. Alınan karar, tapu
kütüğünün beyanlar sütununda gösterilir.


Bu
konulara ilişkin özel kanun hükümleri saklıdır.


 


C.
Kaynak ve yeraltı suları


I.
Mülkiyet ve irtifak hakkı


Madde
756- Kaynaklar, arazinin bütünleyici parçası olup, bunların mülkiyeti ancak
kaynadıkları arazinin mülkiyeti ile birlikte kazanılabilir.


Başkasının
arazisinde bulunan kaynaklar üzerindeki hak, bir irtifak hakkı olarak tapu
kütüğüne tescil ile kurulur.


Yeraltı
suları, kamu yararına ait sulardandır. Arza malik olmak, onun altındaki yeraltı
sularına da malik olmak sonucunu doğurmaz.


Arazi
maliklerinin yeraltı sularından yararlanma biçimi ve ölçüsüne ilişkin özel
kanun hükümleri saklıdır.


 


II.
Kaynaklara zarar verilmesi


1.
Tazminat


Madde 757- Önemli ölçüde
yararlanılan veya yararlanmak amacıyla suyu biriktirilen kaynakları veya
kuyuları kazı, yapı veya benzeri faaliyetler yüzünden kısmen olsun keserek ya
da kirleterek malikine veya onda hak sahibi olana zarar veren kimse, bu zararı
gidermekle yükümlüdür.


Zarar
kasten veya ihmal yoluyla verilmemişse ya da zarar görenin de kusuru varsa
hâkim, tazminatın gerekip gerekmediğini, gerekiyorsa miktar ve türünü takdir
eder.


 


2.
Eski duruma getirme


Madde
758- Bir taşınmazda oturmak, onu işletmek veya bir yerin içme ya da kullanma
suyunu sağlamak için gerekli olan kaynaklar kesilir ve kirletilirse, kaynağın
olabildiği ölçüde eski duruma getirilmesi istenebilir.


Bunlar
dışında eski duruma getirme, ancak özel hâller haklı gösterdiği takdirde
istenebilir.


 


III.
Aynı yataktan beslenen kaynaklar


Madde
759- Değişik maliklere ait komşu kaynaklar, ortak bir ana kaynaktan
beslenmekte ise maliklerden her biri, bu kaynakların birlikte tutulmasını ve
suyun hak sahiplerine o zamana kadarki yararlanmaları oranında dağıtılmasını
isteyebilir.


Hak
sahipleri, ortak tesis masraflarını yararlanmaları oranında üstlenirler.


Birinin
karşı çıkması hâlinde, hak sahiplerinden her biri, diğer kaynaklardaki su
azalacak olsa bile, kendi kaynağındaki suyun tutulup akıtılması için gerekli
işleri yapabilir ve kendi kaynağına gelen suyun miktarı bu işler sonunda
çoğaldığı takdirde, ancak bu çoğalma oranında bir bedel vermekle yükümlü olur.


 


IV.
Özel kanun hükümleri ve yerel âdet


Madde
760- Özel mülkiyete tâbi arazide bulunan kaynak, kuyu veya derelerden
komşuların ve diğer kişilerin su içme, su alma veya hayvan sulama ya da benzer
yollarla yararlanmaları özel kanun hükümlerine tâbidir. Özel kanun hükmü yoksa
yerel âdet uygulanır.


 


V.
Zorunlu su


Madde
761- Evi, arazisi veya işletmesi için gerekli sudan yoksun olup, bunu aşırı
zahmet ve gidere katlanmaksızın başka yoldan sağlayamayan taşınmaz maliki,
komşusundan, onun ihtiyacından fazla olan suyu tam bir bedel karşılığında
almasını sağlayacak bir irtifak kurulmasını isteyebilir.


Zorunlu
su irtifakının kurulmasında öncelikle kaynak sahibinin menfaati gözetilir.


Durum
değişirse, kurulmuş irtifak hakkının değiştirilmesi veya kaldırılması
istenebilir.


 


ÜÇÜNCÜ BÖLÜM


TAŞINIR
MÜLKİYETİ


A.
Konusu


Madde
762- Taşınır mülkiyetinin konusu, nitelikleri itibarıyla taşınabilen maddî
şeyler ile edinmeye elverişli olan ve taşınmaz mülkiyetinin kapsamına girmeyen
doğal güçlerdir.


 


B.
Kazanılması


I.
Mülkiyetin nakli


1.
Zilyetliğin devri


Madde
763- Taşınır mülkiyetinin nakli için zilyetliğin devri gerekir.


Bir taşınırın zilyetliğini iyiniyetle ve malik olmak
üzere devralan kimse, devredenin mülkiyeti devir yetkisi olmasa bile, zilyetlik
hükümlerine göre kazanmanın korunduğu hâllerde o şeyin maliki olur.


 


2.
Mülkiyetin saklı tutulması


a.
Genel olarak


Madde 764- Başkasına
devredilen bir malın mülkiyetinin saklı tutulması kaydı, ancak resmî şekilde
yapılacak sözleşmenin devralanın yerleşim yeri noterliğinde özel siciline
kaydedilmesiyle geçerli olur.


Hayvan
satışlarında mülkiyeti saklı tutma sözleşmesi yapılamaz.


 


b.
Taksitle satış


Madde 765- Taksitle mal
satan kimse, bu satımlara ilişkin özel hükümlere uymak koşuluyla, mülkiyeti
saklı tutma sözleşmesine dayanarak, sattığı malın geri verilmesini isteyebilir.


 


3.
Hükmen teslim


Madde
766- Bir taşınırın mülkiyetini nakleden kimse özel bir hukukî ilişkiye
dayanarak o şeyin zilyetliğini korursa, mülkiyet teslimsiz geçmiş olur. Ancak,
bu işlem üçüncü kişileri zarara sokmak veya taşınır rehni kurallarından
kurtulmak için yapılmışsa, mülkiyetin nakli sonuç doğurmaz.


Böyle
bir amaç güdülüp güdülmediğini hâkim takdir eder.


 


II.
Sahiplenme


1.
Sahipsiz şeyler


Madde
767- Sahipsiz bir taşınırı malik olmak iradesiyle zilyetliğine geçiren kimse,
onun maliki olur.


 


2.
Sahipsiz duruma gelen hayvanlar


Madde 768- Tutulan av
hayvanları, yeniden serbest kalır ve sahipleri onları gecikmeksizin ve ara
vermeksizin aramaz ve tekrar tutmak için uğraşmazsa, sahipsiz duruma gelirler.


Ehlileştirilmiş
hayvanlar tekrar vahşileşir ve sahiplerine dönmezlerse, sahipsiz duruma
gelirler.


Arı
oğulu başkasının taşınmazına uçmuş olmakla sahipsiz duruma gelmez.


 


III.
Bulunmuş eşya


1.
Arama ve ilân


Madde
769- Kaybedilmiş bir şeyi bulan kimse, malın sahibine, sahibini bilmiyorsa
kolluk kuvvetlerine, köylerde muhtara bildirmek veya araştırma yapmak ve
gerektiğinde ilân etmek zorundadır.


Bulunan
şey önemli ölçüde değerli ise, her hâlde kolluk kuvvetlerine veya muhtara
bildirmek gerekir.


Oturulan
bir evde veya işyerinde ya da kamu hizmeti görülen yerde bir şey bulan kimse,
bunu o yer sahibine veya kiracıya ya da kamu hizmeti görülen yerde denetim ve
gözetim ile görevli olanlara teslim etmek zorundadır.


 


2.
Koruma ve satma


Madde
770- Bulunan şeyin özenle korunması gerekir.


Korunması
aşırı gideri gerektirir veya çabuk bozulabilir bir nitelik taşır ya da kolluk
kuvvetleri veya kamu kurumu tarafından bir yıldan fazla saklanmış olursa,
bulunan şey satılabilir. Satış, gerektiğinde önceden ilân edilerek açık artırma
yoluyla yapılır.


Satış
bedeli, bulunan şeyin yerine geçer.


 


3.
Mülkiyetin kazanılması, geri verme


Madde
771- Bulunan şeyin maliki, ilân veya kolluk kuvvetlerine ya da muhtara
bildirme tarihinden başlayarak beş yıl içinde ortaya çıkmazsa; bulan kimse,
yükümlülüklerini yerine getirmiş olmak koşuluyla o şeyin mülkiyetini kazanır.


Bulunan
şey malikine geri verilirse, bulan kimse yaptığı giderlerin ödenmesini ve uygun
bir ödül verilmesini isteyebilir.


Kaybedilmiş şey oturulan bir evde veya işyerinde ya da
kamu hizmeti görülen yerde bulunmuşsa; o yerin sahibi, kiracı veya kurum, o
şeyi bulan sayılır. Ancak bunlar ödül isteyemezler.


 


4.
Define


Madde
772- Bulunmalarından çok zaman önce gömülmüş veya saklanmış olduğu ve duruma
göre artık malikinin bulunmadığı kesin olarak anlaşılan değerli şeyler, define
sayılır.


Bilimsel
değer taşıyan eşyaya ilişkin hükümler saklı kalmak üzere define, içinde
bulunduğu taşınmaz veya taşınır malın malikinin olur.


Defineyi
bulan kimse, değerinin yarısını aşmamak üzere uygun bir ödül isteyebilir.


 


5.
Bilimsel değeri olan eşya


Madde
773- Bilimsel değeri olan sahipsiz doğal şeyler ile eski eserlerin bulunması
hâlinde özel kanun hükümleri uygulanır.


 


IV.
Düşen veya sürüklenen şeyler


Madde
774- Su, rüzgâr, çığ veya diğer doğal güçlerin etkisiyle veya rastlantı
sonucunda taşınır mallar veya hayvanlar kimin egemenlik alanına girerse, o
kimse kaybolan eşyayı bulanın haklarına sahip ve yükümlülüklerine tâbi olur.


Başkasının
kovanına göçen arı oğulu, bir bedel ödenmesi gerekmeksizin kovan malikinin
olur.


 


V.
İşleme


Madde
775- Bir kimse başkasına ait bir şeyi işler veya başka bir şekle sokarsa,
emeğin değerinin o şeyin değerinden fazla olması hâlinde, yeni şey işleyenin,
aksi hâlde malikin olur.


İşleyen
iyiniyetli değilse, emeğin değeri işlenen şeyin değerinden daha fazla olsa bile
hâkim, yeni şeyi malike bırakabilir.


Tazminat
ve sebepsiz zenginleşmeden doğan istem hakları saklıdır.


 


VI.
Karışma ve birleşme


Madde
776- Birden çok kişinin taşınır malları önemli bir zarara uğratılmadan veya
aşırı bir emek ve para harcanmadan ayrılmayacak şekilde birbiriyle birleşmiş
veya karışmışsa o kişiler, yeni şey üzerinde kendi taşınırlarının birleşme veya
karışma zamanındaki değerleri oranında paylı mülkiyete sahip olurlar.


Bir
taşınır diğer bir taşınırla onun ikincil nitelikte bütünleyici parçası olacak
şekilde karışır veya birleşirse; eşyanın tamamı, ana parçanın malikine ait
olur.


Tazminat
ve sebepsiz zenginleşmeden doğan istem hakları saklıdır.


 


VII.
Kazandırıcı zamanaşımı


Madde
777- Başkasının taşınır bir malını davasız ve aralıksız beş yıl iyiniyetle ve
malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kimse, zamanaşımı yoluyla o taşınırın
maliki olur.


Zilyetliğin
irade dışı kaybedilmesi hâlinde zilyet, bir yıl içinde eşyayı ele geçirir veya
açacağı bir dava yoluyla onu yeniden elde ederse kazandırıcı zamanaşımı
kesilmiş olmaz.


Kazandırıcı
zamanaşımı süresinin hesaplanmasında, kesilmesinde ve durmasında Borçlar
Kanununun zamanaşımına ilişkin hükümleri kıyas yoluyla uygulanır.


 


C.
Kaybedilmesi


Madde
778- Taşınır mülkiyeti, malik tarafından terk edilmedikçe veya başkası
tarafından kazanılmadıkça yalnız zilyetliğin kaybıyla sona ermez.


 


İKİNCİ KISIM


SINIRLI AYNÎ HAKLAR


 


BİRİNCİ BÖLÜM


İRTİFAK HAKLARI
VE TAŞINMAZ YÜKÜ


 


BİRİNCİ AYIRIM


TAŞINMAZ LEHİNE
İRTİFAK HAKKI


A.
Konusu


Madde
779- Taşınmaz lehine irtifak hakkı, bir taşınmaz üzerinde diğer bir taşınmaz lehine
konulmuş bir yük olup, yüklü taşınmazın malikini mülkiyet hakkının sağladığı
bazı yetkileri kullanmaktan kaçınmaya veya yararlanan taşınmaz malikinin yüklü
taşınmazı belirli şekilde kullanmasına katlanmaya mecbur kılar.


Yapma borçları, irtifaka başlı başına konu olamaz; ona
ancak yan edim olarak bağlanabilir.


 


B.
Kurulması ve sona ermesi


I.
Kurulması


1.
Tescil


Madde
780- İrtifak hakkının kurulması için tapu kütüğüne tescil şarttır.


İrtifak
hakkının kazanılmasında ve tescilinde, aksi öngörülmüş olmadıkça taşınmaz
mülkiyetine ilişkin hükümler uygulanır.


İrtifak hakkının zamanaşımı yoluyla kazanılması, ancak
mülkiyeti bu yolla elde edilebilecek taşınmazlarda mümkündür.


 


2.
Sözleşme


Madde
781- İrtifak hakkının kurulmasına ilişkin sözleşmenin geçerli olması, resmî
şekilde düzenlenmesine bağlıdır.


 


3.
Kendi taşınmazı üzerinde irtifak hakkı


Madde
782- Malik kendisine ait iki taşınmazdan biri üzerinde diğerinin lehine
irtifak hakkı kurabilir.


 


II.
Sona ermesi


1.
Genel olarak


Madde
783- İrtifak hakkı, tescilin terkini veya yüklü ya da yararlanan taşınmazın
yok olmasıyla sona erer.


 


2.
Her iki taşınmaza aynı kimsenin malik olması


Madde
784- Yüklü ve yararlanan taşınmazlara aynı kimse malik olursa, bu kişi,
irtifak hakkını terkin ettirebilir.


Terkin
edilmedikçe irtifak, aynî hak olarak varlığını sürdürür.


 


3.
Mahkeme kararı


Madde
785- Lehine irtifak kurulan taşınmaz için bu hakkın sağladığı hiç bir yarar
kalmamışsa, yüklü taşınmazın maliki bu hakkın terkinini isteyebilir.


Yüküne
oranla çok az yarar sağlayan bir irtifak hakkının, bedel karşılığında kısmen
veya tamamen terkini istenebilir.


 


C.
Hükümleri


I.
Kapsamı


1.
Genel olarak


Madde 786- İrtifak hakkı
sahibi, hakkının korunması ve kullanılması için gerekli olan önlemleri
alabilir; ancak, hakkını yüklü taşınmazın malikine en az zarar verecek biçimde
kullanmak zorundadır.


Yüklü
taşınmazın maliki, irtifak hakkının kullanılmasını engelleyecek ya da
zorlaştıracak davranışlarda bulunamaz.


 


2.
Tescile göre


Madde
787- İrtifaktan doğan yetki ve yükümlülükleri açıkça belirlediği ölçüde
tescil, irtifakın kapsamını belirlemede esas oluşturur.


Tescilden
açıkça anlaşılmadığı hâllerde kapsam, tescilin sınırları içinde, irtifak hakkının
kazanılma sebebine veya uzun süreden beri davasız ve iyiniyetle kullanılış
biçimine göre belirlenir.


 


3.
İhtiyaçların değişmesi


Madde
788- Yararlanan taşınmazın ihtiyaçlarındaki değişiklik, yüklü taşınmazın
irtifaktan doğan yükünü ağırlaştıramaz.


 


4.
Özel kanun hükümleri ve yerel âdet


Madde
789- Tarla yolu, yaya veya araba geçidi gibi geçit hakları ile hayvan
otlatma, hayvan sulama, tarlalara veya arklara su alma hakları ve benzeri
hakların kapsamını belirlemede taraflar arasındaki anlaşma veya özel kanun
hükümleri, yoksa yerel âdet uygulanır.


 


II.
Bakım giderleri


Madde
790- İrtifak hakkının kullanılması için gerekli tesislerin bakımı, yararlanan
taşınmaz malikine aittir.


Tesisler
yüklü taşınmazın malikine de yararlı ise, bunların bakım giderlerine her iki
malik yararları oranında katılır.


 


III.
Değişiklikler


1.
İrtifak hakkının ilişkin olduğu yerin değiştirilmesi


Madde
791- İrtifak hakkı yüklü taşınmazın yalnız belli bir kısmının kullanılması
koşuluyla kurulmuşsa, bu taşınmazın maliki, menfaatini ispat etmek ve giderleri
üstlenmek kaydıyla; irtifakın, hakkın kullanılmasını güçleştirmeyecek biçimde
taşınmazın başka bir yerine naklini isteyebilir.


İrtifak
hakkının kullanılacağı yer tapu kütüğünde belirtilmiş olsa bile yüklü taşınmaz
maliki bu yetkiyi kullanabilir.


Mecraların bir yerden başka bir yere naklinde komşuluk
hukuku kuralları da göz önünde tutulur.


 


2.
Bölünme


a.
Yararlanan taşınmazın bölünmesi


Madde
792- Yararlanan taşınmazın parsellere bölünmesi hâlinde kural, irtifak
hakkının her parsel yararına devam etmesidir.


Ancak, durum ve koşullara göre irtifak hakkı yalnız bir
parselin yararına kullanılabiliyorsa, yüklü taşınmazın maliki diğer parseller
için irtifak hakkının terkinini isteyebilir.


Tapu
sicil memuru, bu istemi irtifak hakkı sahibine bildirir ve onun bir ay içinde
itiraz etmemesi hâlinde irtifak hakkını terkin eder.


 


b.
Yüklü taşınmazın bölünmesi


Madde
793- Yüklü taşınmazın parsellere bölünmesi hâlinde kural, irtifak hakkının
her parsel üzerinde devam etmesidir.


Ancak,
irtifak hakkı belirli parseller üzerinde kullanılmıyorsa, durum ve koşullara
göre de kullanılamayacaksa, bu parsellerin maliklerinden her biri, kendi
taşınmazı üzerindeki irtifak hakkının terkinini isteyebilir.


Tapu
sicil memuru, bu istemi irtifak hakkı sahibine bildirir ve onun bir ay içinde
itiraz etmemesi hâlinde irtifak hakkını terkin eder.


 


İKİNCİ AYIRIM


İNTİFA HAKKI VE
DİĞER İRTİFAK HAKLARI


A.
İntifa hakkı


I.
Konusu


Madde
794- İntifa hakkı, taşınırlar, taşınmazlar, haklar veya bir malvarlığı
üzerinde kurulabilir.


Aksine
düzenleme olmadıkça bu hak, sahibine, konusu üzerinde tam yararlanma yetkisi
sağlar.


 


II.
Kurulması


Madde
795- İntifa hakkı, taşınırlarda zilyetliğin devri, alacaklarda alacağın
devri, taşınmazlarda tapu kütüğüne tescil ile kurulur.


Taşınır
ve taşınmazlarda intifa hakkının kazanılması ve tescilinde, aksine düzenleme
olmadıkça, mülkiyete ilişkin hükümler uygulanır.


Taşınmaz
üzerindeki yasal intifa hakkı tapu kütüğüne tescil edilmemiş olsa bile, durumu
bilenlere karşı ileri sürülebilir. Tescil edilmiş ise, herkese karşı ileri
sürülebilir.


 


III.
Sona ermesi


1.
Sona erme sebepleri


Madde
796- İntifa hakkı, konusunun tamamen yok olması ve taşınmazlarda tescilin
terkini; yasal intifa hakkı, sebebinin ortadan kalkması ile sona erer.


Sürenin
dolması veya hak sahibinin vazgeçmesi ya da ölümü gibi diğer sona erme
sebepleri, taşınmazlarda malike terkini isteme yetkisi verir.


 


2.
Süresi


Madde
797- İntifa hakkı, gerçek kişilerde hak sahibinin ölümü; tüzel kişilerde
kararlaştırılan sürenin dolması, süre kararlaştırılmamışsa kişiliğin ortadan
kalkmasıyla sona erer.


Tüzel
kişilerin intifa hakkı, en çok yüz yıl devam edebilir.


 


3.
Harap olma veya kamulaştırma


Madde
798- Malik, yararlanılamayacak derecede harap olan intifa konusu malı
yararlanılacak hâle getirmekle yükümlü değildir; getirirse intifa hakkı yeniden
kurulmuş olur.


Sigorta
ve kamulaştırma gibi durumlarda intifa hakkı, hakkın konusu yerine geçen
karşılık üzerinde devam eder.


 


4.
Geri verme


a.
Yükümlülük


Madde
799- İntifa hakkı sona erince hak sahibi, hakkın konusu olan malı malike geri
vermekle yükümlüdür.


 


b.
Sorumluluk


Madde
800- İntifa hakkı sahibi, zararın kendi kusurundan ileri gelmediğini ispat
etmedikçe, malın yok olmasından veya değerinin azalmasından sorumludur.


İntifa
hakkı sahibi, yararlanması için gerekli olmadığı hâlde tükettiği şeyleri tazmin
etmekle yükümlüdür.


İntifa
hakkı sahibi, malın olağan kullanılması sonucunda meydana gelen değer
azalmalarından sorumlu değildir.


 


c.
Giderler


Madde
801- İntifa hakkı sahibi, yükümlü olmadığı hâlde yaptığı giderler,
yenilemeler ve eklemeler için, hak sona erdiğinde, vekâletsiz iş görme
hükümleri uyarınca tazminat isteyebilir.


Malikin
tazminat vermekten kaçınması hâlinde intifa hakkı sahibi, yaptığı eklemeleri,
malı eski hâline getirmek kaydıyla söküp alabilir.


 


5.
Zamanaşımı


Madde
802- Geri verme anında malik ve intifa hakkı sahibi tarafından ileri
sürülebilecek bütün istem hakları, bu andan başlayarak bir yıl geçmekle
zamanaşımına uğrar.


 


IV.
İntifa hakkının hükümleri


1.
İntifa hakkı sahibinin hakları


a.
Genel olarak


Madde
803- İntifa hakkı sahibi, hakkın konusu olan malı zilyetliğinde bulundurma,
yönetme, kullanma ve ondan yararlanma yetkilerine sahiptir.


İntifa hakkı sahibi, bu yetkilerini kullanırken iyi bir
yönetici gibi özen göstermek zorundadır.


 


b.
Doğal ürünler


Madde 804- İntifa hakkı
süresi içinde olgunlaşan doğal ürünler, intifa hakkı sahibine aittir.


Ekimi
veya dikimi yapan malik veya intifa hakkı sahibi, olgunlaşan ürünleri toplayan
diğer taraftan, yaptığı giderler için ürünün değerini aşmamak üzere uygun bir
bedel isteyebilir.


Nitelikleri
itibarıyla malın doğal verimi veya ürünü sayılmayan bütünleyici parçaları
malike aittir.


 


c.
Faizler


Madde 805- İntifa hakkına
konu olan sermayenin faizleri ve diğer dönemsel gelirleri, daha geç muaccel
olsalar bile, intifa hakkının başladığı tarihten sona erdiği tarihe kadar
intifa hakkı sahibine ait olur.


 


d.
Hakkın kullanılmasının devri


Madde 806- Sözleşmede aksine
hüküm yoksa veya durum ve koşullardan hak sahibince şahsen kullanılması
gerektiği anlaşılmıyorsa, intifa hakkının kullanılması başkasına
devredilebilir.


Bu
takdirde malik, haklarını, devralana karşı doğrudan doğruya ileri sürebilir.


 


2.
Malikin hakları


a.
Gözetim


Madde
807- Malik, hakkın konusu olan malın hukuka aykırı ya da niteliğine uygun
düşmeyen kullanılış biçimine itiraz edebilir.


 


b.
Güvence isteme


Madde
808- Haklarının tehlikeye düştüğünü ispat eden malik, intifa hakkı sahibinden
güvence isteyebilir.


İntifa
hakkının konusu tüketilebilen şey veya kıymetli evrak ise, malik tehlikenin
ispatına gerek olmaksızın teslimden önce de güvence isteyebilir.


Kıymetli
evrakın güvenilir bir yere tevdi edilmesi güvence yerine geçer.


 


c.
Bağışlamada güvence


Madde
809- İntifa hakkı kendisinde kalmak üzere yapılan bağışlamalarda
bağışlayandan güvence istenemez.


 


d.
Güvence verilmemesinin sonuçları


Madde
810- İntifa hakkı sahibi, kendisine tanınan uygun süre içinde güvence göstermez
veya hakkın konusu olan malı malikin itiraz etmesine rağmen hukuka aykırı
şekilde kullanmaya devam ederse; sulh hâkimi, yeni bir karara kadar intifa
hakkı sahibinin zilyetliğini kaldırarak hakkın konusunu atayacağı bir kayyıma
tevdi eder.


 


3.
Defter tutma


Madde
811- Malik veya intifa hakkı sahibi, diğerinden giderleri paylaşmak üzere
intifa hakkına konu olan malların noterlikçe resmen defterinin tutulmasını her
zaman isteyebilir.


 


4.
İntifa hakkı sahibinin yükümlülükleri


a.
Malın korunması


Madde
812- İntifa hakkı sahibi, hakkın konusu olan malın muhafazası ve olağan
bakımı için gerekli onarım ve yenilemeleri yapmakla yükümlüdür.


Malın muhafazası, daha önemli işlerin yapılmasını veya
önlemlerin alınmasını gerektiriyorsa; intifa hakkı sahibi, durumu malike
bildirmek ve bunların gerçekleştirilmesine izin vermek zorundadır.


Malikin
gereken işleri yapmaktan kaçınması hâlinde intifa hakkı sahibi, bunları onun
hesabına kendisi yapabilir.


 


b.
Bakım ve işletme giderleri


Madde
813- İntifa hakkı konusu olan malın olağan bakım ve işletme giderleri,
güvencesini oluşturduğu borçların faizleri, vergi ve resimleri, intifa
süresince intifa hakkı sahibine aittir.


Vergi
ve resimleri malik ödemişse, intifa hakkı sahibi, yukarıda belirtilen esasa
göre bunları malike tazmin etmek zorundadır.


Diğer
bütün yükümlülükler malike aittir. Ancak, intifa hakkı sahibi bunların yerine
getirilmesi için gereken parayı, istemi üzerine malike karşılıksız olarak
sağlamazsa; malik, intifa hakkı konusu malı bu yükümlülüklerin yerine getirilmesi
için kısmen veya tamamen paraya çevirebilir.


 


c.
Malvarlığı intifaında borçların faizi


Madde
814- Malvarlığı intifaında, intifa hakkı sahibi bu malvarlığındaki borçların
faizlerini ödemekle yükümlüdür. Ancak, durum ve koşullar haklı gösteriyorsa,
intifa hakkı sahibi bu yükümlülükten kurtarılmasını isteyebilir. Bu takdirde
intifa hakkı, borçların ödenmesinden sonra kalan kısım üzerinde devam eder.


 


d.
Sigorta ettirme


Madde
815- Yerel âdetlere göre iyi bir yönetimin gereği olduğu takdirde intifa
hakkı sahibi, malikin lehine malı yangına ve diğer tehlikelere karşı sigorta
ettirmekle yükümlüdür.


Bu
durumda veya intifa hakkının sigortalı bir mal üzerinde kurulmuş olması hâlinde
intifa hakkı sahibi, hakkının devamı süresince sigorta primlerini ödemekle yükümlüdür.


 


V.
Özel hâller


1.
Taşınmazlar


a.
Ürünler


Madde
816- Bir taşınmaz üzerinde intifa hakkına sahip olan kimse, yararlanmanın
olağan sınırlar içerisinde kalmasına özen göstermekle yükümlüdür.


Bu
ölçü aşılarak elde edilen ürünler malike ait olur.


 


b.
Özgülenme yönü 


Madde
817- İntifa hakkı sahibi, intifa konusu taşınmazın ekonomik özgülenme yönünü
malike önemli zarar verecek şekilde değiştiremez; özellikle onu yeni bir şekle
dönüştüremeyeceği gibi, onda önemli bir değişiklik de yapamaz.


İntifa hakkı sahibi, malike önceden haber vermek ve
taşınmazın ekonomik özgülenme yönünde önemli değişiklik yapmamak koşuluyla taş,
kireç, mermer ve turba ocakları ile benzerlerini açabilir.


 


c.
Ormanlar


Madde
818- Bir orman üzerinde intifa hakkına sahip olan kimse, ondan özel kanun
hükümlerine uygun bir işletme plânı çerçevesinde yararlanabilir.


Malik
ile intifa hakkı sahibi, işletme plânı yapılırken kendi haklarının
gözetilmesini isteyebilirler.


Fırtına,
kar, yangın, sel, zararlı böcek akını veya diğer sebepler yüzünden olağan
yararlanma önemli ölçüde aşılmışsa orman, bu kaybı giderek azaltacak şekilde
işletilir veya işletme plânı yeni duruma uygun hâle getirilir. Aşırı yararlanma
dolayısıyla elde edilen bedel, faiz getirecek şekilde yatırılır ve verim
noksanını gidermeye ayrılır.


 


2.
Tüketilebilen ve değeri biçilen şeyler


Madde 819- Tüketilebilen
şeylerin mülkiyeti, aksi kararlaştırılmadıkça, intifa hakkı sahibine geçer;
ancak, intifa hakkı sahibi geri verme sırasında bu şeylerin o günkü değerini
ödemekle yükümlü olur.


İntifa
hakkı sahibi, değeri biçilerek kendisine teslim olunan diğer taşınırlar
üzerinde, aksi kararlaştırılmadıkça, serbestçe tasarrufta bulunabilir; ancak,
bu yetkisini kullandığı takdirde bu şeylerin biçilen değerlerini geri verme
sırasında ödemekle yükümlü olur. Bu ödeme, tarım işletmesi gereçleri, hayvan
sürüleri, ticarî mallar veya benzeri şeylerde aynı cins ve nitelikte eşya
verilmesi suretiyle yerine getirilebilir.


 


3.
Alacaklar


a.
Yararlanmanın kapsamı


Madde
820- Bir alacak üzerindeki intifa hakkı, onun getirisini edinme yetkisi
verir.


Borçluya
karşı yapılacak ödeme isteminin ve kıymetli evrak üzerindeki tasarrufların
alacaklı ve intifa hakkı sahibi tarafından birlikte yapılması, borcunu ödemek
üzere borçlu tarafından yapılacak bildirimin de bunların her ikisine
yöneltilmesi gerekir.


Alacak
tehlikeye düşerse, alacaklı ve intifa hakkı sahibinden her biri, diğerinden iyi
bir yönetimin gerektirdiği önlemleri almaya katılmasını isteyebilir.


 


b.
Ödeme ve işletme


Madde
821- Alacaklı ve intifa hakkı sahibinden birine ödemeye yetkili kılınmamış
olan borçlu, borcunu ikisine birlikte ödemek veya hâkimin belirleyeceği yere
tevdi etmek zorundadır.


Yerine
getirilen edimin konusu ve özellikle geri ödenecek ana para, intifa hakkına
tâbi olur.


Alacaklı veya intifa hakkı sahibi, ana paranın güvenilir
ve getiri sağlayan bir yere yatırılmasını isteyebilir.


 


c.
Devir isteme hakkı


Madde
822- İntifa hakkı sahibi, intifaın başlangıcını izleyen üç ay içinde, hakkın
konusu olan alacağın ve kıymetli evrakın kendisine devrini isteyebilir.


İntifa
hakkı sahibi, alacağın ve kıymetli evrakın devri sırasındaki değeri tutarında
devredene karşı bunların bedelini ödeme borcu altına girer ve feragat
edilmedikçe bu borç için ayrıca güvence göstermekle yükümlü olur.


Güvence
istemekten feragat edilmemiş ise devir, ancak güvence gösterildikten sonra
hüküm ifade eder.


 


B.
Oturma hakkı


I.
Genel olarak


Madde
823- Oturma hakkı, bir binadan veya onun bir bölümünden konut olarak
yararlanma yetkisi verir.


Oturma
hakkı, başkasına devredilemez ve mirasçılara geçmez.


Kanunda
aksine hüküm bulunmadıkça, intifa hakkına ilişkin hükümler oturma hakkına da
uygulanır.


 


II.
Oturma hakkının kapsamı


Madde
824- Oturma hakkının kapsamı, genel olarak hak sahibinin kişisel
ihtiyaçlarına göre belirlenir.


Oturma
hakkı sahibi, hakkın şahsına özgülendiği açıkça belirtilmedikçe, bina veya onun
bir bölümünde ailesi ve ev halkı ile birlikte oturabilir.


Binanın
bir bölümü üzerinde oturma hakkına sahip olan kimse, ortaklaşa kullanmaya
özgülenen yerlerden de yararlanabilir.


 


III.
Giderler


Madde
825- Oturma hakkı, binanın veya bir bölümünün tamamından yararlanma yetkisi
veriyorsa; bina veya bölümün muhafazası ve olağan bakımı için gerekli onarım ve
yenileme giderleri, oturma hakkı sahibine aittir.


Oturma
hakkı sahibi bina veya onun bir bölümünü malik ile birlikte kullanıyorsa, bakım
ve onarım giderleri malike ait olur.


 


C.
Üst hakkı


I.
Konu ve tapu kütüğüne kayıt


Madde
826- Bir taşınmaz maliki, üçüncü kişi lehine arazisinin altında veya üstünde
yapı yapmak veya mevcut bir yapıyı muhafaza etmek yetkisi veren bir irtifak
hakkı kurabilir.


Aksi
kararlaştırılmış olmadıkça bu hak, devredilebilir ve mirasçılara geçer.


Üst
hakkı, bağımsız ve sürekli nitelikte ise üst hakkı sahibinin istemi üzerine
tapu kütüğüne taşınmaz olarak kaydedilebilir. En az otuz yıl için kurulan üst
hakkı, sürekli niteliktedir.


 


II.
İçerik ve kapsam


Madde
827- Üst hakkının içerik ve kapsamıyla ilgili olarak resmî senette yer alan,
özellikle yapının konumuna, şekline, niteliğine, boyutlarına, özgülenme amacına
ve üzerinde yapı bulunmayan alandan faydalanmaya ilişkin sözleşme kayıtları
herkes için bağlayıcıdır.


 


III.
Sona ermenin sonuçları


1.
Yapı mülkiyetinin malike geçmesi


Madde 828- Üst hakkı sona
erince yapılar, arazi malikine kalır ve arazinin bütünleyici parçası olur.


Bağımsız
ve sürekli üst hakkı tapu kütüğüne taşınmaz olarak kaydedilmişse, üst hakkı
sona erince bu sayfa kapatılır. Taşınmaz olarak kaydedilmiş olan üst hakkı
üzerindeki rehin hakları, diğer bütün hak, kısıtlama ve yükümlülükler de
sayfanın kapatılmasıyla birlikte sona erer. Bedele ilişkin hükümler saklıdır.


 


2.
Bedel


Madde
829- Taşınmaz maliki, aksi kararlaştırılmadıkça, kendisine kalan yapılar için
üst hakkı sahibine bir bedel ödemez. Uygun bir bedel ödenmesi
kararlaştırılmışsa, miktarı ve hesaplanış biçimi belirlenir. Ödenmesi
kararlaştırılan bedel, üst hakkı kendileri için rehnedilmiş olan alacaklıların
henüz ödenmemiş alacaklarının güvencesini oluşturur ve rızaları olmaksızın üst
hakkı sahibine ödenmez.


Kararlaştırılan
bedel ödenmez veya güvence altına alınmazsa, üst hakkı sahibi veya bu hak
kendisine rehnedilmiş olan alacaklı, bedel alacağına güvence olmak üzere,
terkin edilen üst hakkı yerine aynı derecede ve sırada bir ipoteğin tescilini
isteyebilir.


Bu
ipotek, üst hakkının sona ermesinden başlayarak üç ay içinde tescil edilir.


 


3.
Diğer hükümler


Madde
830- Taşınmaz malikine kalan yapılar için üst hakkı sahibine ödenmesi
kararlaştırılan bedelin miktarı ve bunun hesaplanış biçimi ile bu bedel
borcunun kaldırılmasına ve arazinin ilk hâline getirilmesine ilişkin
anlaşmalar, üst hakkının kurulması için gerekli olan resmî şekle tâbidir ve
tapu kütüğüne şerh verilebilir.


 


IV.
Süresinden önce devir istemi


1.
Koşulları


Madde
831- Üst hakkı sahibi, bu haktan doğan yetkilerinin sınırını ağır şekilde
aşar veya sözleşmeden doğan yükümlülüklerine önemli ölçüde aykırı davranırsa;
malik, üst hakkının ona bağlı bütün hak ve yükümlülükleri ile birlikte süresinden
önce kendisine devrini isteyebilir.


 


2.
Hakkın kullanılması


Madde
832- Malik, üst hakkının devrini, kendisine geçecek yapılar için uygun bir
bedel ödemek kaydıyla isteyebilir. Üst hakkı sahibinin kusuru, bedelin
belirlenmesinde indirim sebebi olarak göz önüne alınabilir.


Üst
hakkının malike devri, bedelin ödenmesine veya güvence altına alınmış olmasına
bağlıdır.


 


3.
Diğer hâller


Madde
833- Üst hakkı sahibinin yükümlülüklerine aykırı davranması hâlinde
sözleşmede malik lehine saklı tutulan, üst hakkını süresinden önce sona erdirme
veya devrini isteme yetkisi, süresinden önce devir istemine ilişkin hükümlere
tâbidir.


 


V.
Üst hakkı iradının güvencesi


1.
İpotek kurulmasını isteme hakkı


Madde
834- Malik, üst hakkı karşılığı olarak irat biçiminde borçlanılan edimleri
güvence altına almak amacıyla, o tarihteki üst hakkı sahibinden en çok üç
yıllık irat için tapu kütüğüne taşınmaz olarak kaydedilmiş üst hakkının ipotek
edilmesini isteyebilir.


İrat,
her yıl için eşit edimler biçiminde belirlenmemiş ise; bu kanunî ipoteğin
tescili, iradın eşit olarak dağıtılmasında üç yıla düşecek miktarı için
istenebilir.


 


2.
Tescil


Madde
835- İpotek, üst hakkı devam ettiği sürece, her zaman tescil edilebilir ve
icra yoluyla satışta terkin olunmaz.


Yapı
alacaklıları ipoteğinin kurulmasına ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır.


 


VI.
Sürenin üst sınırı


Madde 836- Üst hakkı, bağımsız
bir hak olarak en çok yüz yıl için kurulabilir.


Üst hakkı, süresinin dörtte üçü dolduktan sonra,
kurulması için öngörülen şekle uyularak her zaman en çok yüz yıllık yeni bir
süre için uzatılabilir. Bu konuda önceden yapılan taahhüt bağlayıcı değildir.


 


D.
Kaynak hakkı


Madde
837- Başkasının arazisinde bulunan kaynak üzerinde irtifak hakkı, bu arazinin
malikini suyun alınmasına ve akıtılmasına katlanmakla yükümlü kılar.


Bu
hak, aksi kararlaştırılmış olmadıkça, başkasına devredilebilir ve mirasçıya geçer.


Kaynak
hakkı, bağımsız nitelikte ve en az otuz yıl için kurulmuş ise tapu kütüğüne
taşınmaz olarak kaydedilebilir.


 


E.
Diğer irtifak hakları


Madde
838- Malik, taşınmazı üzerinde herhangi bir kişi veya topluluk lehine atış
eğitimi veya spor alanı ya da geçit olarak kullanılmak gibi belirli bir
yararlanmaya hizmet etmek üzere başka irtifak hakları da kurabilir.


Bu
haklar, aksi kararlaştırılmış olmadıkça, başkasına devredilemez ve mirasçılara
geçmez. Bu hakların kapsamı, hak sahibinin olağan ihtiyaçlarına göre
belirlenir.


Taşınmaz
lehine irtifaklara ilişkin hükümler, bu tür irtifak haklarına da uygulanır.


 


ÜÇÜNCÜ AYIRIM


TAŞINMAZ YÜKÜ


A.
Konusu


Madde
839- Taşınmaz yükü, bir taşınmazın malikini yalnız o taşınmazla sorumlu olmak
üzere diğer bir kimseye bir şey vermek veya yapmakla yükümlü kılar.


Hak
sahibi olarak, bir başka taşınmazın maliki de gösterilebilir.


İrat
senedi ve kamu hukukuna ilişkin taşınmaz yükleri saklı kalmak kaydıyla,
taşınmaz yükünün konusu ancak yüklü taşınmazın ekonomik niteliğinden doğan veya
yararlanan taşınmazın ekonomik ihtiyaçlarını karşılayan bir edim olabilir.


 


B.
Kurulması ve sona ermesi


I.
Kurulması


1.
Tescil ve kazanma


Madde
840- Taşınmaz yükünün kurulması için tapu kütüğüne tescil şarttır.


Tescilde,
taşınmaz yükünün değeri olarak Türk parası veya yabancı para ile belirlenmiş
bir miktar gösterilir. Dönemsel edimlerde sicilde gösterilecek miktar, aksi
kararlaştırılmış değilse, yıllık edimlerin yirmi katıdır.


Aksine
bir hüküm yoksa, taşınmaz yükünün kazanılmasında ve tescilinde taşınmaz
mülkiyetine ilişkin hükümler uygulanır.


 


2.
Kamu hukukuna ilişkin taşınmaz yükü


Madde 841- Aksine hüküm
yoksa, kamu hukukuna ilişkin taşınmaz yükünün tapu kütüğüne tescili gerekli
değildir.


Kanunun
alacaklıya yalnızca taşınmaz yükünün kurulmasını isteme yetkisini tanıdığı
hâllerde taşınmaz yükü ancak tescille doğar.


 


3.
Güvence amacıyla kurulma


Madde
842- Bir para alacağını güvence altına almak amacıyla kurulan taşınmaz yükü
hakkında irat senedine ilişkin hükümler uygulanır.


 


II.
Sona ermesi


1.
Genel olarak


Madde 843- Taşınmaz yükü
tescilin terkini veya yüklü taşınmazın tamamen yok olmasıyla sona erer.


Feragat,
yükten kurtarma ve diğer sona erme sebepleri, yüklü taşınmaz malikine, hak
sahibinden terkini isteme yetkisi verir.


 


2.
Yükten kurtarma


a.
Alacaklının yetkisi


Madde
844- Alacaklı, sözleşmeyle yetkili kılınmış olduğu takdirde veya aşağıdaki
durumlarda, malikten taşınmazın yükten kurtarılmasını isteyebilir:


1.
Yüklü taşınmaz, alacaklının haklarını önemli ölçüde tehlikeye düşürecek şekilde
bölünmüşse;


2.
Malik, yüklü taşınmazın değerini düşürür ve yerine başka bir güvence
göstermezse;


3.
Malik, birbiri ardına üç yılın edimlerini yerine getirmemişse.


 


b.
Yükümlünün yetkisi


Madde
845 - Yükümlü, sözleşmeyle yetkili kılınmış olduğu takdirde veya aşağıdaki
durumlarda, taşınmazın yükten kurtarılmasını isteyebilir:


1.
Alacaklı, taşınmaz yükünü kuran sözleşmeye uymuyorsa;


2.
Satın alınmamak kaydıyla veya otuz yıldan fazla bir süre için kurulmuş olsa
bile yükün kurulmasının üzerinden otuz yıl geçmiş ise.


Otuz
yıl geçtikten sonra yükümlünün satın alma yetkisini kullanabilmesi, alacaklıya
bunu bir yıl önceden bildirmesine bağlıdır.


İrtifak
taşınmaz lehine sona erdirilmeyen biçimde kurulmuşsa, yüklü taşınmazın bu
yükten kurtarılması istenemez.


 


c.
Yükten kurtarma bedeli


Madde
846- Gerçek değerinin daha düşük olduğunu ispat etme hakkı saklı kalmak
kaydıyla, yükten kurtarma, taşınmaz yükünün değeri olarak tapu kütüğünde
gösterilen miktar üzerinden gerçekleştirilir.


 


3.
Zamanaşımı


Madde
847- Taşınmaz yükü zamanaşımına tâbi değildir.


Muaccel olan edimler, borçlunun kişisel borcu hâline
geldiği tarihten başlayarak zamanaşımına tâbi olur.


 


C.
Hükümleri


I.
Alacaklının hakkının niteliği


Madde
848- Taşınmaz yükü, alacaklıya yükümlüye karşı hiçbir kişisel alacak hakkı
sağlamaz; sadece alacağını yüklü taşınmazın değerinden elde etme yetkisi verir.


Her
edim, muaccel olmasından başlayarak üç yıl sonra kişisel borç hâline gelir ve
taşınmaz bu borcun güvencesi olmaktan çıkar.


 


II.
Yükün niteliği


Madde
849- Taşınmaz maliki değişirse yeni malik, başka bir işleme gerek bulunmaksızın
taşınmaz yükünün yükümlüsü olur.


Yüklü
taşınmazın bölünmesinin taşınmaz yüküne etkisi hakkında irat senedine ilişkin
hükümler uygulanır.


 


İKİNCİ BÖLÜM


TAŞINMAZ REHNİ


 


BİRİNCİ AYIRIM


GENEL HÜKÜMLER


A.
Koşullar


I.
Taşınmaz rehninin türleri


Madde
850- Taşınmaz rehni, ancak ipotek, ipotekli borç senedi veya irat senedi
şeklinde kurulabilir.


 


II.
Güvence altına alınan alacak


1.
Ana para


Madde 851- Taşınmaz rehni,
miktarı Türk parası ile gösterilen belli bir alacak için kurulabilir. Alacağın
miktarının belli olmaması hâlinde, alacaklının bütün istemlerini karşılayacak
şekilde taşınmazın güvence altına alacağı üst sınır taraflarca belirtilir.


Yurt
içinde veya dışında faaliyette bulunan kredi kuruluşlarınca yabancı para
üzerinden veya yabancı para ölçüsü ile verilen kredileri güvence altına almak
için yabancı para üzerinden taşınmaz rehni kurulabilir. Bu hâlde her derecenin
ifade ettiği miktar, rehin konusu alacağın tespit edildiği para türü üzerinden
gösterilir. Ancak, aynı derecede birden fazla para türü kullanılarak rehin
kurulamaz.


Yabancı
para üzerinden kurulan rehne ait bir derecenin boşalması hâlinde, yerine,
tescil edileceği tarihteki karşılığı Türk parası veya yabancı para üzerinden
rehin kurulabilir. Türk parası ile kurulmuş bir rehne ait derecenin boşalması
hâlinde ise, yerine tescil edileceği tarihteki karşılığı yabancı para üzerinden
rehin kurulabilir.


Yabancı
veya Türk parası karşılıklarının hesabında hesap günündeki Türkiye Cumhuriyet
Merkez Bankasının döviz alış kuru esas alınır. Rehin haklarının hangi yabancı
paralar üzerinden kurulabileceği Cumhurbaşkanınca belirlenir.[37]


 


2.
Faiz


Madde
852- Sınırlayıcı hükümler saklı kalmak kaydıyla, taraflar faiz oranını
diledikleri gibi kararlaştırabilirler.


 


III.
Taşınmaz


1.
Rehne konu olabilme


Madde
853- Rehin hakkı, ancak tapuya kayıtlı taşınmazlar üzerinde kurulabilir.


 


2.Belirli
olma


a.
Taşınmaz tek ise


Madde
854- Rehin kurulurken, konusu olan taşınmazın belirtilmesi gerekir.


Bölünen taşınmazın parselleri tapu kütüğüne ayrı ayrı
kaydedilmedikçe rehne konu olamaz.


 


b.
Taşınmaz birden çok ise


Madde
855- Birden çok taşınmazın aynı borç için rehnedilmesi, taşınmazların aynı
malike veya borçtan müteselsilen sorumlu olan maliklere ait olmalarına
bağlıdır.


Aynı
alacak için birden çok taşınmazın rehnedildiği diğer hâllerde, her taşınmazın
alacağın ne miktarı için güvence oluşturduğu rehin kurulurken belirtilir.


Aksine
bir anlaşma bulunmadıkça, tapu idaresi, re'sen güvenceyi taşınmazların her
birine değeri oranında dağıtır.


 


B.
Rehnin kurulması ve sona ermesi


I.
Rehnin kurulması


1.
Tescil


Madde
856- Taşınmaz rehni tapu kütüğüne tescil ile kurulur. Kanunda öngörülen ayrık
durumlar saklıdır.


Taşınmaz
rehninin kurulmasına ilişkin sözleşmenin geçerliliği, resmî şekilde yapılmış
olmasına bağlıdır.


 


2.
Birden çok kişiye ait taşınmazlarda


Madde
857- Paylı mülkiyette paydaş kendi payını rehnedebilir.


Pay
üzerinde rehin kurulduktan sonra paydaşlar malın tamamını rehnedemezler.


Elbirliği
mülkiyetine tâbi taşınmaz, ancak bütün olarak ve maliklerin tamamı adına
rehnolunabilir.


 


II.
Rehnin sona ermesi


Madde 858- Taşınmaz rehni,
tescilin terkini veya taşınmazın tamamen yok olmasıyla sona erer.


Kamulaştırmaya
ilişkin kanun hükümleri saklıdır.


 


III.
Taşınmazların birleştirilmesi


1.
Rehnin başka taşınmaz üzerine geçmesi


Madde
859- Yetkili kamu kurum veya kuruluşu tarafından gerçekleştirilen parsel
birleştirilmesi ve dağıtımı işlemi sonucunda birleştirilen parsel üzerindeki
rehinler, sıralarını koruyarak o parselin yerine verilen taşınmaz üzerine
geçer.


Birleştirme
sonucunda meydana gelen taşınmaz, değişik alacaklar için rehinli veya bazıları
rehinsiz birden çok parselin yerini alırsa; bu taşınmaz üzerine geçen rehin
hakları, taşınmazı bütün olarak kapsar ve olanak ölçüsünde sıralarını korurlar.


 


2.
Borçlunun taşınmazı rehinden kurtarması


Madde
860- Birleştirilen taşınmazlardan biri ile güvence altına alınmış olan
alacağın borçlusu, üç ay önce bildirmek koşuluyla birleştirme sırasında
karşılığını ödeyerek taşınmazı rehinden kurtarabilir.


 


3.
Bedel olarak ödenen para


Madde
861- Rehinli bir taşınmaz için bedel olarak ödenen para, alacaklılar arasında
sıralarına göre, aynı sırada iseler alacaklarının miktarlarıyla orantılı olarak
bölüştürülür.


Bu
bedel, rehinle güvenceye bağlanmış olan alacak miktarının yirmide birinden
fazla olduğu veya yeni taşınmaz, alacak için yeterli güvence oluşturmadığı
takdirde, alacaklının rızası olmadan borçluya ödenemez.


 


C.
Hükmü


I.
Rehnin kapsamı


Madde 862- Rehin, taşınmazı
bütünleyici parçaları ve eklentileri ile birlikte yükümlü kılar.


Rehnin
kuruluşu sırasında makine, otel döşeme eşyası gibi açıkça eklenti olarak
gösterilen ve tapu kütüğünde beyanlar sütununa yazılan şeyler, kanuna göre bu
nitelikte olamayacakları ispat edilmedikçe eklenti sayılır.


Üçüncü
kişilerin eklentiler üzerindeki hakları saklıdır.


 


II.
Kira bedelleri


Madde
863- Kiraya verilmiş taşınmaz üzerindeki rehnin kapsamına, borçluya karşı rehnin
paraya çevrilmesi yoluyla takibe başlanmasından veya borçlunun iflâsının
ilânından başlayarak rehnin paraya çevrilmesi anına kadar işleyen kira
bedelleri de girer.


Rehin
hakkı, kiracılara karşı ancak cebrî icra yoluyla takibin kendilerine
bildirilmesi veya iflâs kararının ilânından sonra ileri sürülebilir.


Rehinli
taşınmaz malikinin henüz muaccel olmamış kira bedelleri üzerinde yaptığı hukukî
işlemler ile diğer alacaklılar tarafından koydurulan hacizler, kira
alacaklarının muaccel olmalarından önce rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takibe
başlamış olan rehinli alacaklılara karşı geçerli değildir.


 


III.
Zamanaşımı


Madde
864- Rehnin tapu kütüğüne tescil edilmesinden sonra alacak için zamanaşımı
işlemez.


 


IV.
Önlem alma yetkisi


1.
Değer düşmelerine karşı


a.
Koruma önlemleri


Madde
865- Malik, rehinli taşınmazın değerini düşüren davranışlarda bulunursa;
alacaklı, hâkimden bu gibi davranışları yasaklamasını isteyebilir.


Alacaklıya,
gerekli önlemleri almak üzere hâkim tarafından yetki verilebileceği gibi;
gecikmesinde tehlike bulunan hâllerde alacaklı, böyle bir yetki verilmeden de
gerekli önlemleri kendiliğinden alabilir.


Alacaklı,
önlem için yapmış olduğu giderleri malikten isteyebilir ve bu alacakları için
taşınmaz üzerinde, tescile gerek olmaksızın ve tescil edilmiş olan diğer
yüklerden önce gelen bir rehin hakkına sahip olur.


 


b.
Güvence, eski hâle getirme, kısmî ödeme isteme


Madde
866- Rehinli taşınmazın değerinde düşme meydana gelmişse alacaklı, alacağı
için başka güvence göstermesini veya rehinli taşınmazın eski hâle getirilmesini
borçludan isteyebilir.


Alacaklı,
rehinli taşınmazın değerinin düşmesi tehlikesinin mevcut olması hâlinde de
güvence isteyebilir.


Yeterli
güvence hâkim tarafından belirlenen süre içinde verilmediği takdirde alacaklı,
güvence eksiğini karşılayacak miktardaki alacak kısmının ödenmesini
isteyebilir.


 


2.
Değerin kusur olmadan düşmesi


Madde
867- Değer düşmesi malikin kusuru olmadan meydana gelmişse alacaklı, ancak
malikin zarardan ötürü aldığı tazminat miktarını aşmayacak ölçüde borçludan
güvence vermesini veya kısmî ödeme yapmasını isteyebilir.


Bununla
birlikte alacaklı, değer düşmesinin önlenmesi veya giderilmesi için gerekli
önlemleri kendiliğinden alabilir. Alacaklı, bu amaçla yaptığı masraflardan
dolayı rehinli taşınmaz üzerinde tescile gerek olmaksızın ve tescil edilmiş
olan diğer yüklerden önce gelen bir rehin hakkına sahip olur. Malik, bu
masraflardan kişisel olarak sorumlu değildir.


 


3.
Rehinli taşınmazın kısmen devri


Madde
868- Malik, rehinli taşınmazın güvence altına aldığı alacağın yirmide
birinden az değeri olan bir parçasını başkasına devrederse; alacaklı, kendisine
bu parça ile orantılı bir ödeme yapıldığı veya taşınmazın geri kalan kısmı
yeterli güvence oluşturduğu takdirde, devredilen parça üzerindeki rehni
kaldırmaktan kaçınamaz.


 


V.
Rehinden sonra kurulan aynî haklar


Madde
869- Malikin rehinli taşınmaz üzerinde yeni sınırlı aynî haklar kurmayacağını
taahhüt etmesi geçerli değildir.


Tarihi
daha eski olan rehin hakkı, aynı taşınmaz üzerinde alacaklının izni olmadan
daha sonra kurulan irtifak haklarından veya taşınmaz yüklerinden önce gelir.
Sonradan kurulan ve rehnin paraya çevrilmesi sırasında daha eski tarihli
rehinli alacaklılara zarar veren irtifaklar ve taşınmaz yükleri terkin edilir.


Önceki
rehinli alacaklının istemiyle irtifak hakları veya taşınmaz yükleri terkin
edilen kimselerin, rehinli taşınmazın paraya çevrilmesinde, hakları sonradan
tescil edilenlere karşı, satış bedelinden haklarının değerini karşılayan
miktarı almak hususunda öncelikleri vardır.


 


VI.
Rehin derecesi


1.
Rehin derecesinin hükümleri


Madde
870- Rehnin sağladığı güvence, tescilde belirtilen rehin derecesi ile
sınırlıdır.


Taşınmaz
rehni, sırada kendisinden önce gelecek olanın miktarının tescilde belirtilmesi
kaydıyla ikinci veya daha sonraki derecede de kurulabilir.


 


2.
Rehin dereceleri arasındaki ilişki


Madde 871- Aynı taşınmaz
üzerinde farklı sıralarda kurulmuş bulunan rehin haklarından birinin terkin
edilmiş olması, sonraki sırada yer alan rehinli alacaklıya boşalan dereceye
geçme hakkı vermez.


Terkin
edilen rehin hakkı yerine yeni bir rehin hakkı kurulabilir.


Sonraki
sırada yer alan rehinli alacaklılara boşalan dereceye geçme hakkı veren
sözleşmelerin geçerliliği, resmî şekilde yapılmalarına; aynî etki sağlamaları,
tapu kütüğüne şerh verilmelerine bağlıdır.


 


3.
Boş dereceler


Madde
872- Sonraki sıralarda kurulmuş bir rehin hakkından önce gelen bir rehin
mevcut değilse veya borçlu önceki bir rehin senedi üzerinde tasarruf etmemişse
ya da önceki sırada bulunan rehinli alacak, o derece için tescilde belirtilen
miktardan az ise; taşınmazın paraya çevrilmesinde satış bedeli, boş derece
hesaba katılmaksızın sonraki alacaklılara sıralarına göre dağıtılır.


 


VII.
Rehnin paraya çevrilmesi


1.
Paraya çevirme şekli


Madde
873- Borç ödenmezse alacaklı, alacağını rehinli taşınmazın satış bedelinden
elde etme hakkına sahiptir.


Borcun
ödenmemesi hâlinde rehinli taşınmazın mülkiyetinin alacaklıya geçeceğine
ilişkin sözleşme hükmü geçersizdir.


Aynı alacak için birden çok taşınmazın rehnedilmiş
olması hâlinde, rehnin paraya çevrilmesi istemi, taşınmazların tamamı hakkında
yapılır. Bununla birlikte, icra dairesi onlardan ancak gerektiği kadarını
paraya çevirir.


 


2.
Satış bedelinin dağıtılması


Madde
874- Rehinli taşınmazın satış bedeli, alacaklılar arasında sıralarına göre
dağıtılır.


Aynı
sırada olan alacaklılar arasında o sıraya düşen satış bedeli alacakları
oranında dağıtılır.


 


3.
Güvencenin kapsamı


Madde
875- Taşınmaz rehninin alacaklıya sağladığı güvencenin kapsamına şunlar
girer:


1.
Ana para,


2.
Takip giderleri ve gecikme faizi,


3.
İflâsın açıldığı veya rehnin paraya çevrilmesinin istendiği tarihe kadar
muaccel olmuş üç yıllık faiz ile son vadeden başlayarak işleyen faiz.


Daha
önce belirlenmiş olan faiz oranı, sonradan gelen alacaklıların zararına olarak
artırılamaz.


 


4.
Zorunlu masrafların güvencesi


Madde
876- Alacaklı, rehinli taşınmazın korunması için zorunlu masraf yapmışsa ve
özellikle malikin borçlu olduğu sigorta primlerini ödemişse, bundan doğan
alacakları tescile gerek olmaksızın aynen rehinli alacağı gibi güvenceden
yararlanır.


 


VIII.
Arazinin iyileştirilmesi hâlinde rehin hakkı


1.
Öncelik


Madde
877- Bir kamu kurum veya kuruluşunun katkısıyla iyileştirilen arazinin
değerinde bir artma meydana gelirse malik, iyileştirme giderlerinden payına
düşeni karşılamak üzere kendisine ödünç veren alacaklı lehine tescil suretiyle
rehin hakkı kurabilir. Kurulan rehin, taşınmaz üzerindeki diğer bütün yüklerden
önce gelir.


İyileştirme,
kamu kurum veya kuruluşunun katkısı olmaksızın yapılmış ise, malik taşınmazı
üzerinde en çok masrafların üçte ikisi için rehin kurabilir.


 


2.
Borcun ödenmesi ve rehnin sona ermesi


Madde
878- İyileştirme, kamu kurum veya kuruluşunun katkısı olmaksızın yapılmış
ise, rehinli alacağın en çok beş yıl içinde eşit taksitlerle ödenmesi gerekir.


Alacağın
veya yıllık taksitlerin muaccel olmasından beş yıl sonra rehin hakkı sona erer
ve sonraki alacaklılar sıralarına göre ilerlerler.


 


IX.
Sigorta tazminatı üzerinde hak


Madde
879- Muaccel olan sigorta tazminatı, malike ancak bütün rehinli alacaklıların
rızasıyla ödenebilir.


Sigorta
tazminatı taşınmazın eski hâle getirilmesi için harcanacaksa, malik tarafından
yeterli bir güvence gösterilmesi koşuluyla kendisine ödenir.


 


X.
Alacaklının temsili


Madde
880- Acele karar alınması gereken hâllerde, borçlunun veya diğer bir
ilgilinin istemesi üzerine, şahsen hareket etmesi kanun hükmü gereği olup da
adı veya nerede olduğu bilinmeyen alacaklıya, rehinli taşınmazın bulunduğu yer
sulh hâkimi tarafından bir kayyım atanır.


 


İKİNCİ AYIRIM


İPOTEK


A.
Amaç ve nitelik


Madde
881- Hâlen mevcut olan veya henüz doğmamış olmakla beraber doğması kesin veya
olası bulunan herhangi bir alacak, ipotekle güvence altına alınabilir.


İpoteğe
konu olacak taşınmazın, borçlunun mülkiyetinde bulunması gerekmez.


 


B.
Kurulması ve sona ermesi


I.
Kuruluş


Madde 882- Miktarı belirli
olmayan veya değişebilen alacaklar da, belli rehin derecesine yerleştirilir ve tescilden
sonra alacak miktarında meydana gelecek değişmelere bakılmaksızın sırasını
korur.


Tapu
memuru istem üzerine alacaklıya ipoteği gösteren bir belge verir. Sadece
tescilin yapıldığını ispata yarayan bu belge kıymetli evrak niteliği taşımaz.


Tescilin
yapıldığının sözleşme üzerine yazılıp onaylanması, ipotek belgesi yerine geçer.


 


II.
Sona erme


1.
İpoteğin terkinini isteme hakkı


Madde
883- Alacak sona erince ipotekli taşınmazın maliki, alacaklıdan ipoteği
terkin ettirmesini isteyebilir.


(Ek
fıkra:4/7/2019-7181/19 md.) İpotek süreli olarak kurulmuşsa, sürenin bitiminden
itibaren otuz gün içinde ipotekli taşınmaz üzerinde 9/6/1932 tarihli
ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 150/c maddesinde belirtilen şerhin
konulmaması hâlinde ipotek, malikin talebiyle tapu müdürlüğünce terkin edilir.


 


2.
Borçtan sorumlu olmayan malikin hakkı


Madde
884- Borçtan şahsen sorumlu olmayan rehinli taşınmaz maliki, borçluya ait
koşullar içinde borcu ödeyerek taşınmazın üzerindeki ipoteğin kaldırılmasını
isteyebilir.


Alacak,
borcu ödeyen malike geçer.


 


3.
İpotekten kurtarma


a.
Koşulları ve usulü


Madde
885- Değerini aşan bir borç için ipotek edilmiş olan bir taşınmazı edinen kimse,
borçtan şahsen sorumlu değilse, icra takibine başlanmadan önce, satın alma
bedelini ödeyerek taşınmazı ipotekten kurtarabilir. Taşınmazı karşılıksız
olarak edinen kimse de, takdir edeceği bedeli ödeyerek bu hakkı kullanabilir.


İpotekten
kurtarma hakkı, alacaklılara altı ay önce yapılacak yazılı ihbarla
kullanılabilir.


İpotekten
kurtarma bedeli alacaklılar arasında sıralarına göre dağıtılır.


 


b.
Açık artırma


Madde
886- İpotekten kurtarma ihbarına karşı alacaklılar, ihbarın tebliğinden
başlayarak bir ay içinde giderleri peşin ödemek suretiyle, ipotekli taşınmazın
açık artırma yoluyla satılmasını isteyebilirler.


Satış,
icra dairesince İcra ve İflâs Kanunu hükümlerine göre yapılır.


Açık
artırmada elde edilen miktarın satış bedelinden veya malik tarafından takdir
edilen bedelden fazla olması hâlinde, bu miktar ipotekten kurtarma bedeli
sayılır. Artırma bedelinin fazla olduğu hâllerde açık artırma giderleri malike,
aksi hâlde açık artırmayı isteyen alacaklıya ait olur.


 


4.
Ödeme istemi


Madde 887- İpotekli
taşınmazın maliki borçtan şahsen sorumlu değilse, alacaklının ödeme isteminin
ona karşı etkili olması, bu istemin hem borçluya, hem kendisine karşı yapılmış
olmasına bağlıdır.


 


C.
Hükmü


I.
Mülkiyet ve borçluluk


1.
Taşınmazın devri


Madde
888- İpotekli taşınmazın devri, aksi kararlaştırılmış olmadıkça, borçlunun
sorumluluğunda ve güvencede bir değişiklik meydana getirmez.


Yeni
malik borcu yüklendiği takdirde alacaklı, kendisine başvurma hakkını saklı
tuttuğunu bir yıl içinde yazılı olarak önceki borçluya bildirmezse, borçlu
borcundan kurtulur.


 


2.
Taşınmazın bölünmesi


Madde
889- İpotekli taşınmazın bir kısmının veya aynı malike ait bulunan ipotekli
taşınmazlardan birinin başkasına devredilmesi ya da ipotekli taşınmazın
bölünmesi hâlinde, aksine bir anlaşma yoksa, rehin taşınmazlara değerleri
oranında tapu idaresince re'sen dağıtılır.


Bu
dağıtımı kabul etmeyen alacaklı, dağıtımın kesinleştiğinin kendisine
tebliğinden başlayarak bir ay içinde yazılı bildirimde bulunmak suretiyle
alacağın bir yıl içinde ödenmesini borçludan isteyebilir.


Yeni
malikler, kendilerine ait taşınmaza düşen borcu yüklendikleri takdirde alacaklı,
kendisine başvurma hakkını saklı tuttuğunu önceki borçluya bir yıl içinde
yazılı olarak bildirmezse, borçlu borcundan kurtulur.


 


3.
Borcu yüklenmenin bildirilmesi


Madde
890- Taşınmazın yeni maliki borcu yüklenirse, tapu idaresi bunu alacaklıya
bildirir.


Alacaklıya
tanınan hakkını saklı tuttuğuna ilişkin bir yıllık beyan süresi, tapu
idaresince yapılan bildirimin tebliği tarihinden işlemeye başlar.


 


II.
Alacağın devri


Madde
891- İpotekle güvence altına alınmış bir alacağın devrinin geçerli olması, devrin
tapu kütüğüne tescil edilmesine bağlı değildir.


 


D.
Kanunî ipotek


I.
Tescile tâbi olmayan kanunî ipotek


Madde
892- Kanunî ipotek haklarının doğumu, aksi kanunda öngörülmüş olmadıkça, tapu
kütüğüne tescil edilmelerine bağlı değildir.


 


II.
Tescile tâbi kanunî ipotekler


1.
Hâller


Madde
893- Aşağıdaki alacaklılar, kanunî ipotek hakkının tescilini isteyebilirler:


1.
Satıştan doğan alacağı için satılan taşınmaz üzerinde satıcı,


2.
Elbirliği ortaklığına giren taşınmazlarda paylaşmadan doğan alacakları için birlikte
mirasçı olanlar veya diğer elbirliği ortakları,


3.
Bir taşınmaz üzerinde yapılan yapı veya diğer işlerde malzeme vererek veya
vermeden emek sarf ettikleri için malzeme ve emek karşılığı olarak malik veya
yükleniciden alacaklı olan alt yüklenici veya zanaatkârlar.


Alacaklıların,
bu kanunî ipotek hakkından önceden feragat etmeleri geçerli değildir.


 


2.
Satıcılar, mirasçılar ve diğer elbirliği ortakları bakımından


Madde
894- Satıcıların, mirasçıların ve diğer elbirliği ortaklarının kanunî ipotek
haklarının, mülkiyetin naklini izleyen üç ay içinde tapu kütüğüne tescil
edilmiş olması gerekir.


 


3.
Zanaatkâr ve yükleniciler bakımından


a.
Tescil


Madde
895- Zanaatkârların ve yüklenicilerin kanunî ipotek hakları, çalışmayı veya
malzeme vermeyi yüklendikleri andan başlayarak tapu kütüğüne tescil olunabilir.


Tescilin
yüklenilen işin tamamlanmasından başlayarak üç ay içinde yapılmış olması
gerekir.


Tescilin
yapılması için alacağın malik tarafından kabul edilmiş veya mahkemece karara
bağlanmış olması şarttır.


Malik
yeterli güvence gösterirse tescil istenemez.


 


b.
Sıra


Madde
896- Hakları değişik tarihlerde tescil edilmiş olsa bile zanaatkârlar ve
yükleniciler, kanunî ipotekten yararlanma bakımından kendi aralarında aynı
sırada sayılırlar.


 


c.
Öncelik


Madde
897- Satış bedeli zanaatkârlar ve yüklenicilerin alacaklarının tamamını
karşılamadığı takdirde kalan kısım, ipotek hakkı elde eden önceki sıradaki
alacaklıların payına düşen satış bedelinden arsa değeri çıkarıldıktan sonra
artan para ile karşılanır. Ancak bu, taşınmaz üzerindeki yüklerin zanaatkârlar
ve yüklenicilerin zararına olacağının alacaklılar tarafından bilinebilir
olmasına bağlıdır.


Önceki sırada bulunan alacaklılar, rehin senetlerini
devrederlerse, bu devir yüzünden zanaatkârlar ve yüklenicilerin elde edemedikleri
alacak miktarını tazmin etmekle yükümlü olurlar.


İşe
başlandığı, hak sahibi, zanaatkârlar veya yüklenicilerden birinin bildirimi
üzerine tapu kütüğünün beyanlar sütununa yazıldıktan sonra, tescilin
yapılabileceği sürenin sonuna kadar taşınmaz üzerinde ipotekten başka türde
rehin tescil edilemez.


 


ÜÇÜNCÜ AYIRIM


İPOTEKLİ BORÇ
SENEDİ VE İRAT SENEDİ


A.
İpotekli borç senedi


I.
Amaç ve nitelik


Madde
898- İpotekli borç senedi, taşınmaz rehniyle güvence altına alınmış kişisel
bir alacak meydana getirir.


 


II.
Değer biçilmesi


Madde
899- İpotekli borç senedi yoluyla rehin kurulması için tapu idaresince
taşınmaza resmen değer biçilir.


Biçilmiş
değeri aşan miktar için ipotekli borç senedi yoluyla rehin kurulamaz.


 


III.
Muacceliyet bildirimi


Madde
900- İpotekli borç senedindeki alacak, aksi kararlaştırılmış olmadıkça, faizlerin
ödenmesi gereken tarihte, bu tarihten en az altı ay önce alacaklı veya borçlu
tarafından diğer tarafa yapılacak bildirimle muaccel olur.


 


IV.
Malikin durumu


Madde
901- İpotekli borç senedindeki borçtan kişisel olarak sorumlu olmayan rehinli
taşınmaz maliki hakkında ipoteğe ilişkin hükümler uygulanır.


Taşınmaz
maliki, alacaklıya karşı borçluya ait bütün def'ileri ileri sürebilir.


 


V.
Devir ve bölünme


Madde
902- İpotekli borç senedinin güvencesi olan taşınmazın devrine veya
bölünmesine ilişkin sonuçlar hakkında ipotek hükümleri uygulanır.


 


B.
İrat senedi


I.
Amaç ve nitelik


Madde
903- İrat senedi, bir taşınmaz üzerinde taşınmaz yükü şeklinde kurulmuş bir
alacak hakkı meydana getirir.


İrat
senedinin güvencesini ancak tarım arazisi, konutlar ve üzerinde bina
yapılabilecek arsalar oluşturabilir.


İrat
senedi, kişisel borç doğurmaz ve borcun sebebini de göstermez.


 


II.
Sorumluluğun sınırı


Madde
904- İrat senetlerindeki alacak miktarı, tarım arazisinde arazinin gelir
değerinin, diğer taşınmazlarda taşınmazın gelir değeri ile bina ve arsa
değerleri ortalamasının beşte üçünü aşamaz.


Değerlendirmeler
tapu idaresince resmen yapılır.


 


III.
Devletin sorumluluğu


Madde
905- Değer biçilmesinde gereken özenin gösterilmemesinden Devlet sorumludur.


Devlet,
kusuru olan memurlara rücu edebilir.


 


IV.
Yükten kurtarma


Madde
906- İrat senedi ile yüklü olan taşınmazın maliki, sözleşmeyle daha uzun bir
bildirim süresi kabul edilmiş olsa bile, her altı yıllık dönemin sonu için bir
yıl önce bildirmek ve bedelini ödemek koşuluyla taşınmazın yükten
kurtarılmasını isteyebilir.


Kanunda
öngörülen hâller dışında alacaklı, ancak her on yıllık dönemin sonu için bir
yıl önce bildirmek suretiyle borcun ödenmesini isteyebilir.


 


V.
Borç ve mülkiyet


Madde
907- İrat senedinin borçlusu yüklü taşınmazın malikidir.


Yüklü
taşınmazı edinen kimse irat senedinin borçlusu olur ve eski malik başka bir
işleme gerek kalmaksızın borcundan kurtulur.


Faiz
borçları, taşınmazla güvenceye bağlı olmaktan çıktığı tarihten başlayarak
malikin kişisel borcu olur.


 


VI.
Bölünme


Madde
908- İrat senediyle yüklü taşınmazın bölünmesi hâlinde, parsellerin malikleri
irat senedinin borçlusu olurlar.


İrat
senedi borcunun parsellere dağıtılmasında, ipotekle yüklü taşınmazın
bölünmesine ilişkin hükümler uygulanır.


Alacaklı,
borcun parsellere dağıtımının kesinleşmesinden başlayarak bir ay içinde
yapacağı bildirimle bir yıl içinde irat senedinin satın alınmasını isteyebilir.


 


C.
Ortak hükümler


I.
Kurulması


1.
Alacağın niteliği


Madde
909- İpotekli borç senedi ve irat senedi koşul ve karşı edim kaydı içeremez.


 


2.
Senedin dayanağı borç ile ilişkisi


Madde
910- İpotekli borç senedinin veya irat senedinin düzenlenmesiyle birlikte
dayanağı olan borç ilişkisi yenileme yoluyla sona erer.


Bunun aksine yapılan sözleşme, sadece tarafları ve iyiniyetli
olmayan üçüncü kişileri etkiler.


 


3.
Tescil ve rehin senedi


a.
Rehin senedini düzenleme gereği


Madde
911- İpotekli borç senedi veya irat senedi için tapu kütüğüne yapılacak
tescilden başka rehin senedi de düzenlenir.


Senet
daha sonra düzenlenmiş olsa bile, hukukî sonuçlarını tescil tarihinden
başlayarak doğurur.


 


b.
Rehin senedinin düzenlenmesi


Madde
912- İpotekli borç senedi ve irat senedi, tapu memuru tarafından düzenlenir.


Senetler
üzerinde tapu memuru ile yetkili Hazine temsilcisinin imzaları bulunur.


Bu
senetler, alacaklı veya temsilcisine ancak borçlunun ve yüklü taşınmazın malikinin
yazılı rızaları üzerine verilebilir.


 


c.
Rehin senedinin şekli


Madde
913- İpotekli borç senedi ve irat senedinin şekilleri Cumhurbaşkanınca
çıkarılan yönetmelikle belirlenir.[38]


 


4.
Alacaklının belirlenmesi


a.
Düzenleme sırasında


Madde
914- İpotekli borç senedi ve irat senedi nama veya hamile yazılı
düzenlenebilir.


Bu
senetler, yüklü taşınmazın maliki adına da düzenlenebilir.


 


b.
Ortak temsilci


Madde
915- İpotekli borç senedi veya irat senedi düzenlenirken, gerekli ödemeleri
yapmak ve ödenecek paraları tahsil etmek, yapılacak tebliğleri almak, güvence
azalmalarına rıza göstermek ve genel olarak alacaklının, borçlunun ve malikin
haklarını tam bir özen ve tarafsızlıkla korumak üzere bunlar tarafından bir
temsilci atanabilir.


Temsilcinin
adı tapu kütüğüne ve rehin senedine yazılır.


Temsilcinin
yetkisinin sona ermesi hâlinde ilgililer anlaşamazlarsa, sulh hâkimi gerekli
önlemleri alır.


 


5.
Ödeme yeri


Madde
916- Rehin senedinden aksi anlaşılmadıkça, senet hamile yazılı olsa bile
borçlu, bütün ödemelerini alacaklının yerleşim yerinde yapmak zorundadır.


Alacaklının
yerleşim yeri bilinmediği veya alacaklı yerleşim yerini borçlunun zararına
değiştirdiği takdirde borçlu, borcunu kendi yerleşim yerindeki veya alacaklının
eski yerleşim yerindeki hâkimin belirleyeceği yere tevdi ederek borcundan
kurtulabilir.


Senedin
faiz kuponları varsa faiz ödemesi, kuponları ibraz edene yapılır.


 


6.
Alacağın devrinden sonra ödeme


Madde
917- Alacağın devri hâlinde borçlu, kendisine bildirilmiş olmadıkça kupona
bağlı olmayan faiz ve yıllık edimleri, senet hamile yazılı olsa bile, eski
alacaklıya ödeyebilir.


Ana
paranın tamamen veya kısmen ödenmesi, ancak ödeme zamanında kendisinin alacaklı
olduğunu ispat eden kimseye yapılmış ise geçerlidir.


 


II.
Sona erme


1.Alacaklının
olmaması


Madde 918- Alacaklı yoksa
veya rehin hakkından feragat ederse borçlu, tapu kütüğündeki tescili terkin
ettirip ettirmemekte serbesttir.


Borçlu,
zilyetliğine geçmiş olan senedi yeniden tedavüle çıkartabilir.


 


2.
Terkin


Madde
919- İpotekli borç senedi veya irat senedine ilişkin tescil, ancak tarafların
veya mahkemenin rehin senedini iptal etmesi üzerine terkin edilebilir.


 


III.
Alacaklının hakları


1.
İyiniyetin korunması


a.
Tescil bakımından


Madde
920- İpotekli borç senedinden veya irat senedinden doğan alacak, tapu
kütüğüne iyiniyetle dayanan herkes için kütükteki tescile göre geçerlidir.


 


b.
Senet bakımından


Madde
921- Usulüne göre düzenlenmiş olan ipotekli borç senedi veya irat senedi, ona
iyiniyetle dayanan herkes hakkında, içinde yazılı olanlara göre geçerlidir.


 


c.
Senet ile tescilin ilişkisi


Madde
922- İpotekli borç senedi veya irat senedi metninde yazılı olanlar tapu
kütüğündeki tescile uymazsa veya tapu kütüğünde tescil yoksa, kütük esas
alınır.


Bununla
birlikte senedi iyiniyetle edinen kimse, tapu kütüğüne ilişkin hükümler
uyarınca tazminat isteyebilir.


 


2.
Hakkın ileri sürülmesi


Madde
923- Nama veya hamile yazılı ipotekli borç senedi veya irat senedindeki
alacak, ancak senet üzerindeki zilyetlikle birlikte devir veya rehin edilebilir
veya başka bir tasarrufa konu olabilir.


Senetlerin
henüz düzenlenmemiş olması veya mahkeme tarafından iptal edilmesi hâlinde
alacağı ileri sürme hakkı saklıdır.


 


3.
Alacağın devri


Madde
924- İpotekli borç senedindeki veya irat senedindeki alacağın devri, rehin
senedinin teslim edilmesine bağlıdır.


Rehin
senedinin nama yazılı olması hâlinde devralanın adı ve devir işlemi senet
üzerine yazılır.


 


IV.
İptal


1.
Senedin kaybedilmesi


Madde
925- Rehin senedi irade dışında elden çıkmış veya borcu sona erdirme kastı
olmaksızın yok edilmiş ise alacaklı, rehin senedini ve kuponu mahkeme kararıyla
iptal ettirerek borçludan borcunu ödemesini ve eğer alacak henüz muaccel
değilse yeni bir rehin senedi veya kupon düzenlenmesini isteyebilir.


İptal
kararı, hamile yazılı kıymetli evrakın iptaline ilişkin hükümler gereğince
verilir; ancak, ibraz süresi bir yıldır.


Borçlu
da ödenmiş olmasına rağmen geri verilmemiş olan senet için aynı hükümler
uyarınca senedin iptalini isteyebilir.


 


2.
İlân yoluyla duyuru


Madde
926- İpotekli borç senedi veya irat senedinin alacaklısının kim olduğu on
yıldan beri bilinmiyor ve bu süre içinde faiz ödenmesi de istenmemiş
bulunuyorsa, rehinli taşınmazın maliki, alacaklının ortaya çıkması için
gaipliğe ilişkin hükümlere göre ilân yapılmasını hâkimden isteyebilir.


Alacaklı ortaya çıkmaz ve yapılan araştırma sonunda
büyük bir olasılıkla alacağın artık mevcut olmadığı anlaşılırsa, hâkim
tarafından senedin iptaline karar verilir; bu kararla rehin derecesi boşalmış
olur.


 


V.
Borçlunun def'ileri


Madde
927- Borçlu yalnız tescilden veya senetten doğan def'ileri ve istemde bulunan
alacaklıya karşı sahip olduğu kişisel def'ileri ileri sürebilir.


 


VI.
Ödenen senedin geri verilmesi


Madde
928 - Borcun tamamını ödeyen borçlu, alacaklıdan senedin iptal edilmemiş
olarak geri verilmesini isteyebilir.


 


VII.
Hukukî ilişkide değişiklik


Madde
929- Borçlu borcun kısmen ödenmesi veya borç yükünün hafifletilmesi ya da
güvencenin azaltılması gibi hukukî ilişkide meydana gelen değişiklikleri tapu
kütüğüne tescil ettirme hakkına sahiptir.


Tapu
memuru, bu tür değişiklikleri senet üzerine de yazar.


Meydana
gelen değişikliklerin tescil edilmemiş olması hâlinde, senette yazılı yıllık edimlerin
ödenmiş olması dışındaki değişiklikler senedi iyiniyetle kazanan kimseye karşı
ileri sürülemez.


 


DÖRDÜNCÜ AYIRIM


TAŞINMAZ
REHNİYLE GÜVENCE


 


ALTINA ALINAN


ÖDÜNÇ SENETLERİ


A.
Rehinli tahviller


Madde
930- Nama veya hamile yazılı tahviller, aşağıdaki hâllerde taşınmaz rehniyle
güvence altına alınabilir:


1.
Ödüncün tamamı için ipotek veya ipotekli borç senedi yoluyla rehin kurulması ve
alacaklılar ile borçlu için ortak bir temsilcinin atanması,


2.
Tahvil çıkarmayı üzerine alan kurum yararına ödüncün tamamı için taşınmaz rehni
kurulması ve bu rehinli alacağın da tahvil alacaklıları yararına rehnedilmesi.


 


B.
Seri hâlinde rehin senedi çıkarılması


I.
Genel olarak


Madde
931- Seri hâlinde çıkarılan ipotekli borç senetleri ile irat senetleri
hakkında, aşağıdaki hükümler saklı kalmak kaydıyla, ipotekli borç senedi ve
irat senedine ilişkin genel hükümler uygulanır.


 


II.
Düzenlenmesi


Madde
932- Seri hâlinde çıkarılan senetler, her birinin değeri yüz milyon lira veya
yüz milyon liranın katları olarak düzenlenir.


Bir
serideki bütün senetlerin şeklinin aynı olması ve numaralarının birbirini
izlemesi gerekir.


Senetlerin
rehinli taşınmaz maliki tarafından çıkarılmamış olması hâlinde aracı kurumun,
alacaklılar ve borçlunun temsilcisi olduğu senetlerde belirtilir.


 


III.
Borcun kısım kısım ödenmesi


Madde
933- Borçlu, belirli zamanlarda faizle birlikte anaparanın bir kısmını da
ödemeyi üstlenebilir.


Taksit
olarak her yıl ödenecek paranın, senetlerin belli bir bölümünü karşılaması
zorunludur.


 


IV.
Tescil


Madde
934- Senetler, sayıları gösterilmek suretiyle tapu kütüğüne tescil olunur;
ödüncün tamamı için bir tescil yapılır.


Senet
sayısı az ise, her senet ayrı tescil edilebilir.


 


V.
Hükmü


1.
Senedi çıkaran aracı kurum


Madde
935- Senedi çıkaran aracı kurum, alacaklıların ve borçlunun temsilcisi olsa
bile, senetlerin çıkarılması sırasında kendisine ayrıca yetki verilmiş
olmadıkça, borcun kapsamında ve koşullarında bir değişiklik yapamaz.


 


2.Senetlerin
geri ödenmesi


a.
Ödeme plânı


Madde
936- Senetlerin geri ödenmesi, çıkarma sırasında yapılan veya o sırada
verilen yetkiye dayanarak aracı kurumun düzenleyeceği plâna göre
gerçekleştirilir. Sırası gelen senedin karşılığı alacaklıya ödenmekle senedin
hükmü kalmaz.


Aksi kararlaştırılmadıkça tescilin terkini, ancak
borçlunun tescilde belirtilen yükümlülüklerini tamamen yerine getirmiş ve
senetlerin bütün kuponları ile birlikte geri verilmiş olmasına veya geri
verilmemiş kuponlar varsa bunları karşılayacak miktarın hâkimin belirleyeceği
yere tevdi edilmesine bağlıdır.


 


b.
Denetleme


Madde
937- Rehinli taşınmazın maliki veya aracı kurum, ödeme plânına göre kur'a
çekmek ve karşılığı ödenen senetleri iptal etmekle yükümlüdür.


İrat
senetlerinde bu işlemler Devletçe denetlenir.


 


c.
Geri ödemelerin özgülenmesi


Madde
938- Rehinli taşınmazlar yerine elde edilen paralar, ilk kur'a çekiminde
belli olacak senetlerin ödenmesinde kullanılır.


 


ÜÇÜNCÜ BÖLÜM


TAŞINIR REHNİ


 


BİRİNCİ AYIRIM


TESLİME BAĞLI
REHİN VE HAPİS HAKKI


A.
Teslime bağlı rehin


I.
Kurulması


1.
Alacaklının zilyetliği


Madde
939 - Kanunda öngörülen ayrık durumlar dışında taşınırlar, ancak zilyetliğin
alacaklıya devri suretiyle rehnedilebilir.


Rehnedende
tasarrufta bulunma yetkisi olmasa bile, rehin konusu taşınıra iyiniyetle zilyet
olan kimse, zilyetlik hükümlerine göre edinimi korunduğu ölçüde rehin hakkı
kazanır. Üçüncü kişilerin önceki zilyetlikten doğan hakları saklıdır.


Taşınır,
fiilen yalnız rehnedenin hâkimiyetinde kaldığı sürece rehin hakkı doğmaz.


 


2.
Ayrık durumlar[39]


Madde
940- Yetkili makamlar tarafından izin verilen kuruluşlar ile kooperatiflerin
alacaklarının güvence altına alınması için, zilyetlik devredilmeden de, icra
dairesinde tutulacak özel sicile yazılmak suretiyle hayvanlar üzerinde rehin
kurulabilir. Bu amaçla tutulacak sicil Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikle
belirlenir.


Gerçek
veya tüzel kişilerin alacaklarının güvence altına alınması için, kanun
gereğince bir sicile tescili zorunlu olan taşınır mallar üzerinde, zilyetlik
devredilmeden de, taşınır malın kayıtlı bulunduğu sicile yazılmak suretiyle
rehin kurulabilir. Rehnin kurulmasına ilişkin diğer hususlar Cumhurbaşkanınca
çıkarılan yönetmelikle belirlenir.


 


3.
Art rehin


Madde
941- Rehnedilen taşınırın maliki, onun üzerinde bir art rehin kurabilir.
Bunun için, alacağı ödenince rehnedilen taşınırın sonraki alacaklıya teslim
edilmesinin rehinli alacaklıya yazılı olarak bildirilmesi gerekir.


 


4.
Alt rehin


Madde 942- Alacaklı, rehinli
taşınırı ancak rehnedenin rızasıyla bir başkasına rehnedebilir.


 


II.
Rehnin sona ermesi


1.
Zilyetliğin kaybı


Madde
943- Taşınır rehni, alacaklının zilyet olmaktan çıkması ve onu zilyet olan
üçüncü kişiden geri alamaz hâle gelmesiyle son bulur.


Taşınır,
alacaklının rızasıyla fiilen yalnız rehnedenin hâkimiyeti altında bulunduğu
sürece rehnin hükümleri askıda kalır.


 


2.
Geri verme borcu


Madde
944 - Alacağın ödenmesi suretiyle veya başka bir sebeple rehin hakkı sona erince
alacaklı, rehinli taşınırı hak sahibine geri vermekle yükümlüdür.


Alacaklı, alacağının tamamını almadıkça rehinli taşınırı
veya onun bir kısmını geri vermek zorunda değildir.


 


3.
Alacaklının sorumluluğu


Madde 945- Alacaklı, rehinli
taşınırın kaybolması, yok olması veya değerinin azalması yüzünden meydana gelen
zararlardan, bunların kendi kusuru olmaksızın doğduğunu ispat etmedikçe
sorumludur.


Rehinli
taşınırı kendiliğinden başkasına devir veya rehneden alacaklı, bundan doğan
bütün zararlardan sorumlu olur.


 


III.
Rehnin hükümleri


1.
Alacaklının hakkı


Madde
946- Alacaklı, ödenmeyen alacağının rehnin paraya çevrilmesi yoluyla
ödenmesini isteyebilir.


Rehin
hakkı, alacaklıya asıl alacak ile birlikte sözleşme faizlerinin, takip
giderlerinin ve gecikme faizinin güvencesini sağlar.


 


2.
Rehnin kapsamı


Madde
947- Rehin, taşınırı eklentileriyle birlikte kapsar.


Aksi
kararlaştırılmış olmadıkça alacaklı, rehinli taşınırın doğal ürünlerini,
bütünleyici parçası olmaktan çıkınca malike vermekle yükümlüdür.


Rehin,
paraya çevirme sırasında bütünleyici parça niteliğindeki doğal ürünleri de
kapsar.


 


3.
Rehnin sırası


Madde
948- Aynı taşınır üzerinde birden çok rehin hakkı bulunduğu takdirde,
alacaklılara rehin haklarının sırasına göre ödeme yapılır.


Rehin
hakkının sırası kuruluş tarihine göre belirlenir.


 


4.
Mülkiyetin geçememesi


Madde
949- Borcun ödenmemesi hâlinde rehinli taşınırın mülkiyetinin alacaklıya
geçmesini öngören sözleşme hükmü geçersizdir.


 


B.
Hapis hakkı


I.
Koşulları


Madde
950- Alacaklı, borçluya ait olup onun rızasıyla zilyedi bulunduğu taşınırı
veya kıymetli evrakı, borcun muaccel olması ve niteliği itibarıyla bu eşyanın
alacak ile bağlantısı bulunması hâlinde, borç ödeninceye kadar hapsedebilir.


Zilyetlik
ve alacak ticarî ilişkiden doğmuşsa, tacirler arasında bu bağlantı var sayılır.



Alacaklı,
borçluya ait olmayan taşınırlar üzerinde de zilyetliğin iyiniyetle
kazanılmasının korunduğu ölçüde hapis hakkına sahip olur.


 


II.
Ayrık durumlar


Madde
951- Nitelikleri itibarıyla paraya çevrilmeye elverişli olmayan taşınırlar
üzerinde hapis hakkı kullanılamaz.


Alacaklının
üstlendiği yükümlülükle veya borçlunun teslim sırasında ya da daha önce verdiği
talimatla veya kamu düzeniyle bağdaşmayan hâllerde de hapis hakkı kullanılamaz.



 


III.
Borç ödemeden aciz


Madde
952- Alacaklı, borçlunun ödemeden acze düşmesi hâlinde, alacağı muaccel
olmasa bile, hapis hakkını kullanabilir.


Borç
ödemeden aciz, taşınırın tesliminden sonra meydana gelmiş veya daha önce
meydana gelmiş olmakla beraber alacaklı bu durumu teslimden sonra öğrenmiş ise;
o şeyin belli bir yönde kullanılacağı konusunda alacaklı tarafından yüklenilmiş
bir yükümlülük veya borçlunun teslim sırasında ya da daha önce verdiği
talimatla bağdaşmasa bile, alacaklı hapis hakkını kullanabilir.


 


IV.
Hükümleri


Madde
953- Borç yerine getirilmez ve yeterli güvence de gösterilmezse alacaklı,
borçluya daha önce bildirimde bulunarak, hapsettiği şeylerin teslime bağlı
rehin hükümleri uyarınca paraya çevrilmesini isteyebilir.


Üzerinde
hapis hakkı bulunan nama yazılı kıymetli evrakın paraya çevrilmesi için icra
dairesi, borçlu yerine gerekli işlemleri yapar.


 


İKİNCİ AYIRIM


ALACAKLAR VE
DİĞER HAKLAR ÜZERİNDE REHİN


A.
Genel olarak


Madde
954- Başkasına devredilebilen alacaklar ve diğer haklar rehnedilebilir.


Aksine bir hüküm bulunmadıkça, bunların rehni hakkında
da teslime bağlı rehin hükümleri uygulanır.


 


B.
Kurulması


I.
Senede bağlı olan veya olmayan alacaklarda


Madde 955- Senede bağlanmış
olan veya olmayan alacakların rehni için rehin sözleşmesinin yazılı şekilde
yapılması ve senede bağlı alacaklarda senedin teslim edilmesi gerekir.


Alacaklı
veya rehneden, rehni borçluya ihbar edebilir.


Diğer
hakların rehninde, yazılı rehin sözleşmesiyle birlikte, bu hakların devri için
öngörülen şekle uyulması gerekir.


 


II.
Kıymetli evrakta


Madde
956- Hamile yazılı senetlerin rehni için senetlerin rehin alacaklısına
teslimi yeterlidir.


Diğer
kıymetli evrakın rehni için senedin ciro edilmiş veya yazılı devir beyanı
yapılmış olarak teslimi gerekir.


 


III.
Emtiayı temsil eden senetlerde


Madde
957- Emtiayı temsil eden kıymetli evrakın rehnedilmesiyle emtia üzerinde
rehin hakkı doğar.


Emtiayı
temsil eden senetten başka özel bir rehin senedi (varant) düzenlenmişse, rehinli
alacak miktarının ve muaccel olduğu tarihin senet üzerine yazılmış olması
koşuluyla, rehin senedinin rehnedilmiş olması yeterlidir.


 


IV.
Art rehin


Madde
958- Rehinli bir alacak üzerinde sonra gelen bir rehnin kurulması, ancak
rehnedenin veya sonra gelen rehin alacaklısının durumu önce gelen rehin
alacaklısına yazılı olarak bildirmesi hâlinde geçerlidir.


 


C.
Hükümleri


I.
Rehnin kapsamı


Madde
959- Faiz veya kâr payı gibi dönemsel gelir getiren alacakların rehnedilmiş
olması hâlinde, aksi kararlaştırılmış olmadıkça, bunlardan yalnız vadeleri
henüz gelmemiş olanlar rehnin kapsamına girer ve rehin, vadeleri geçmiş olan
edimleri kapsamaz.


Bu
tür yan edimler için özel senetler düzenlenmiş ise, aksi kararlaştırılmış
olmadıkça, bunların rehin kapsamına girmesi, şekil koşullarına uygun olarak
rehnedilmelerine bağlıdır.


 


II.
Rehinli pay senetlerinin temsili


Madde
960- Ortaklık genel kurulunda rehinli pay senetlerini temsil etmek yetkisi,
rehin alacaklısına değil, pay sahibine aittir.


 


III.
Yönetim ve ödeme


Madde
961- Özenli bir yönetim, rehnedilmiş alacağın muacceliyetinin ihbarını ve
tahsil edilmesini gerekli kılıyorsa alacaklı bu işlemleri yapabilir; rehin
alacaklısı da alacaklıyı bu işlemlerin yapılmasına zorlayabilir.


Rehin
kendisine ihbar edilmiş olan borçlu, borcunu asıl alacaklıya veya rehin
alacaklısına ancak diğerinin rızasıyla ödeyebilir.


Bu rızanın
bulunmaması hâlinde borçlu, borcunu tevdi etmekle yükümlüdür.


 


ÜÇÜNCÜ AYIRIM


REHİN
KARŞILIĞINDA ÖDÜNÇ VERME İŞİ İLE UĞRAŞANLAR


A.
Ödünç verenler


I.
İşletme izni alma


Madde
962- İşletme olarak taşınır rehni karşılığında ödünç verme işiyle uğraşmak isteyenler,
yetkili makamdan izin almak zorundadırlar.


 


II.
Süre


Madde
963- Özel işletmelere ancak belli süre için izin verilebilir. Sürenin
bitiminde bu izin yenilenebilir.


Gerekli
kurallara uyulmaması hâlinde, verilen izin her zaman geri alınabilir.


 


B.
Taşınır rehni karşılığı ödünç


I.
Kurulması


Madde
964- Rehnedilen taşınırın işletmeye teslim edilmesi ve karşılığında bir
makbuzun alınmasıyla rehin kurulmuş olur.


 


II.
Hükümleri


1.
Rehnin paraya çevrilmesi


Madde
965- Borç vadesinde ödenmezse, ödünç veren, borçluya önceden noter aracılığı
ile borcunu ödemesini ihtar ettikten sonra rehni icra yoluyla paraya çevirtebilir.


Borçlu,
ödünç verene karşı kişisel olarak sorumlu değildir.


 


2.
Arta kalan para üzerindeki hak


Madde
966- Satış bedelinin rehinli alacak miktarından fazla olması hâlinde, arta
kalan para hak sahibine ödenir.


İşletmenin
aynı borçludan birden fazla alacağı varsa, bunlar arta kalan para hesaplanırken
bir bütün olarak göz önünde tutulur.


Arta
kalan miktarı isteme hakkı, rehnedilen taşınırın paraya çevrilmesinin üzerinden
beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.


 


III.
Rehnin sona ermesi


1.
Rehinden kurtarmayı isteme hakkı


Madde
967- Rehnedilen taşınır, satılıncaya kadar rehin makbuzunun geri verilmesi
suretiyle rehinden kurtarılabilir.


Rehin
makbuzu geri verilmezse, alacağın muaccel olmasından sonra hak sahibi olduğunu
ispat eden kimse taşınırı rehinden kurtarabilir.


Ödünç
veren, rehnedilen taşınırı makbuzun teslimi karşılığı geri verme hakkını açıkça
saklı tutmuş olsa bile; alacağın muaccel olmasının üzerinden altı ay geçtikten
sonra hakkını ispat eden kimse, taşınırı rehinden kurtarabilir.


 


2.
Ödünç verenin hakları


Madde
968- Ödünç veren, taşınırın rehinden kurtarıldığı aya ait faizin tamamının
ödenmesini isteyebilir.


Ödünç
veren, makbuzu kim getirirse taşınırı ona geri verme hakkını açıkça saklı
tutmuşsa, makbuzun hamilinin bunu haksız olarak ele geçirdiğini bilmedikçe ve
bilmesi gerekmedikçe bu yetkisini kullanabilir.


 


C.
Geri alım hakkı tanıyarak satım


Madde
969- Geri alım hakkı tanıyarak satın almayı meslek edinenler hakkında da,
taşınır rehni karşılığında ödünç verenlere ilişkin hükümler uygulanır.


 


DÖRDÜNCÜ AYIRIM


REHİNLİ TAHVİL


A.
Niteliği


Madde
970- İşletme olarak taşınmaz rehni karşılığında ödünç verme işiyle uğraşmak
üzere yetkili makamdan izin alanlar, özel bir rehin sözleşmesi ve teslim
yükümlülüğü olmasa bile, taşınmaz rehniyle güvence altına alınmış alacakları
ile cari işlerinden doğan alacaklarını karşılık göstererek rehinli tahvil
çıkarabilirler.


 


B.
Şekli


Madde 971- Alacaklılar,
rehinli tahvillerin öngörülen zamandan önce ödenmesini isteyemezler.


Tahviller
hamile veya nama yazılı olarak çıkarılır ve hamile yazılı kuponları bulunur.


 


C.
Düzenlenmesi


Madde
972- Tahvil çıkaracaklar ile tahvil çıkarmaya ilişkin koşullar ve çıkarma
izni vermeye yetkili makam özel kanunla belirlenir.


 


ÜÇÜNCÜ KISIM


ZİLYETLİK VE
TAPU SİCİLİ


 


BİRİNCİ BÖLÜM


ZİLYETLİK


A.
Zilyetlik kavramı ve türleri


I.
Kavram


Madde
973- Bir şey üzerinde fiilî hâkimiyeti bulunan kimse onun zilyedidir.


Taşınmaz
üzerindeki irtifak haklarında ve taşınmaz yüklerinde hakkın fiilen kullanılması
zilyetlik sayılır.


 


II.
Türleri


1.
Aslî ve fer'î zilyetlik


Madde
974- Zilyet, bir sınırlı aynî hak veya bir kişisel hakkın kurulmasını ya da
kullanılmasını sağlamak için şeyi başkasına teslim ederse, bunların ikisi de
zilyet olur.


Bir
şeyde malik sıfatıyla zilyet olan aslî zilyet, diğeri fer'î zilyettir.


 


2.
Dolaylı ve dolaysız zilyetlik


Madde
975- Bir şeyde fiilî hâkimiyetini doğrudan doğruya sürdüren kimse dolaysız
zilyet, başka bir kişi aracılığı ile sürdüren kimse dolaylı zilyettir.


 


III.
Geçici olarak kesilme


Madde
976- Fiilî hâkimiyetin geçici nitelikteki sebeplerle kullanılmaması veya
kullanma olanağının ortadan kalkması zilyetliği sona erdirmez.


 


B.
Zilyetliğin devri


I.
Hazırlar arasında


Madde
977- Zilyetlik, şeyin veya şey üzerinde hâkimiyeti sağlayacak araçların,
edinene teslimi veya edinenin önceki zilyedin rızasıyla şey üzerinde hâkimiyeti
kullanacak duruma gelmesi hâlinde devredilmiş olur.


 


II.
Hazır olmayanlar arasında


Madde
978- Temsilciye yapılan teslim, temsil edilene yapılmış gibi zilyetliği
geçirir.


 


III.
Teslimsiz devir


Madde
979- Bir üçüncü kişi veya zilyetliği devreden, özel bir hukukî ilişkiye
dayanarak zilyet olmakta devam ederse zilyetlik, teslim gerçekleşmeksizin
kazanılmış olur.


Zilyetliğin
bu yolla devri, zilyet olmakta devam eden üçüncü kişiye karşı, ancak durumun
devreden tarafından kendisine bildirildiği andan başlayarak hüküm doğurur.


Üçüncü kişi, zilyetliği devredene karşı ileri
sürebileceği sebeplerle şeyi edinene vermekten kaçınabilir.


 


IV.
Emtiayı temsil eden senetlerin teslimi


Madde
980- Bir taşıyıcıya veya umumî mağazaya bırakılmış emtiayı temsil eden
kıymetli evrakın teslimi, emtianın teslimi gibi sonuç doğurur.


Kıymetli
evrakı iyiniyetle teslim alan kimse ile emtiayı iyiniyetle teslim alan kimse
arasında uyuşmazlık çıkarsa emtiayı teslim alan tercih olunur.


 


C.
Zilyetliğin hükümleri


I.
Korunması


1.
Savunma hakkı


Madde
981- Zilyet, her türlü gasp veya saldırıyı kuvvet kullanarak defedebilir.


Zilyet,
rızası dışında kendisinden alınan şeyi taşınmazlarda el koyanı kovarak,
taşınırlarda ise eylem sırasında veya kaçarken yakalananın elinden alarak
zilyetliğini koruyabilir. Ancak, zilyet durumun haklı göstermediği derecede
kuvvet kullanmaktan kaçınmak zorundadır.


 


2.
Zilyetliğin gasbında dava hakkı


Madde
982- Başkasının zilyet bulunduğu bir şeyi gasbeden kimse, o şey üzerinde
üstün bir hakka sahip olduğunu iddia etse bile onu geri vermekle yükümlüdür.


Davalı,
o şeyi davacıdan geri almasını gerektirecek üstün bir hakka sahip olduğunu
derhâl ispat ederse onu geri vermekten kaçınabilir.


Dava,
şeyin geri verilmesine ve zararın giderilmesine yönelik olur.


 


3.
Zilyetliğe saldırıya dava hakkı


Madde
983- Saldırıda bulunan, şey üzerinde bir hak iddia etse bile; zilyetliği
saldırıya uğrayan, ona karşı dava açabilir.


Dava, saldırının sona erdirilmesine, sebebinin
önlenmesine ve zararın giderilmesine yönelik olur.


 


4.
Dava hakkının düşmesi


Madde
984- Gasp ve saldırıdan dolayı dava hakkı, zilyedin fiili ve failini
öğrenmesinden başlayarak iki ay ve her hâlde fiilin üzerinden bir yıl geçmekle
düşer.


 


II.
Zilyetlik dolayısıyla hakkın korunması


1.
Mülkiyet karinesi


Madde
985- Taşınırın zilyedi onun maliki sayılır.


Önceki
zilyetler de zilyetlikleri süresince o taşınırın maliki sayılırlar.


 


2.
Fer'î zilyetlikte karine


Madde
986- Bir taşınıra malik olma iradesi bulunmaksızın zilyet olan kimse, taşınırı
kendisinden iyiniyetle aldığı kişinin mülkiyet karinesine dayanabilir.


Taşınıra
bir sınırlı aynî hak veya kişisel hak iddiasıyla zilyet bulunan kimsenin iddia
ettiği hakkın varlığı karine olarak kabul edilir. Ancak, zilyet bu karineyi
şeyi kendisine vermiş olan kişiye karşı ileri süremez.


 


3.
Davaya karşı savunma


Madde
987- Bir taşınırın zilyedi, kendisine karşı açılan her davada üstün hakka sahip
olduğu karinesine dayanabilir.


Gasp
veya saldırıya ilişkin hükümler saklıdır.


 


4.
Tasarruf yetkisi ve taşınır davası


a.
Emin sıfatıyla zilyetten edinme bakımından


Madde
988- Bir taşınırın emin sıfatıyla zilyedinden o şey üzerinde iyiniyetle
mülkiyet veya sınırlı aynî hak edinen kimsenin edinimi, zilyedin bu tür
tasarruflarda bulunma yetkisi olmasa bile korunur.


 


b.
Kaybedilen veya çalınan eşya bakımından


Madde
989- Taşınırı çalınan, kaybolan ya da iradesi dışında başka herhangi bir
şekilde elinden çıkan zilyet, o şeyi elinde bulunduran herkese karşı beş yıl
içinde taşınır davası açabilir.


Bu
taşınır, açık artırmadan veya pazardan ya da benzeri eşya satanlardan iyiniyetle
edinilmiş ise; iyiniyetli birinci ve sonraki edinenlere karşı taşınır davası,
ancak ödenen bedelin geri verilmesi koşuluyla açılabilir.


Diğer
konularda iyiniyetli zilyedin haklarına ilişkin hükümler uygulanır.


 


c.
Para ve hamile yazılı senetlerde


Madde
990- Zilyet, iradesi dışında elinden çıkmış olsa bile, para ve hamile yazılı
senetleri iyiniyetle edinmiş olan kimseye karşı taşınır davası açamaz.


 


d.
İyiniyetli olmama hâlinde


Madde
991- Bir taşınırın zilyetliğini iyiniyetle edinmemiş olan kimseye karşı
önceki zilyet, her zaman taşınır davası açabilir.


Eğer
önceki zilyet de, zilyetliği iyiniyetle edinmemiş ise sonraki zilyede karşı
taşınır davası açamaz.


 


5.
Taşınmazlarda karine


Madde
992- Tapuya kayıtlı taşınmazlarda, hak karinesinden ve zilyetlikten doğan
dava açma hakkından yalnız adına tescil bulunan kimse yararlanır.


Bununla
birlikte taşınmaz üzerinde fiilî hâkimiyeti bulunan kimse, gasp veya saldırı
sebebiyle dava açabilir.


 


III.
Sorumluluk


1.
İyiniyetli zilyet bakımından


a.
Yararlanma


Madde
993- İyiniyetle zilyedi bulunduğu şeyi, karineyle mevcut hakkına uygun
şekilde kullanan veya ondan yararlanan zilyet, o şeyi geri vermekle yükümlü
olduğu kimseye karşı bu yüzden herhangi bir tazminat ödemek zorunda değildir.


İyiniyetli
zilyet, şeyin kaybedilmesinden, yok olmasından veya hasara uğramasından sorumlu
olmaz.


 


b.
Tazminat


Madde
994- İyiniyetli zilyet, geri vermeyi isteyen kimseden şey için yapmış olduğu
zorunlu ve yararlı giderleri tazmin etmesini isteyebilir ve bu tazminat
ödeninceye kadar şeyi geri vermekten kaçınabilir.


İyiniyetli
zilyet, diğer giderler için tazminat isteyemez. Ancak, şeyin geri verilmesinden
önce kendisine bu giderler için bir tazminat önerilmezse, kendisi tarafından o
şeyle birleştirilen ve zararsızca ayrılması mümkün bulunan eklemeleri o şeyi
geri vermeden önce ayırıp alabilir.


Zilyedin
elde ettiği ürünler, yaptığı giderler sebebiyle doğan alacaklarına mahsup
edilir.


 


2.
İyiniyetli olmayan zilyet bakımından


Madde
995- İyiniyetli olmayan zilyet, geri vermekle yükümlü olduğu şeyi haksız
alıkoymuş olması yüzünden hak sahibine verdiği zararlar ve elde ettiği veya
elde etmeyi ihmal eylediği ürünler karşılığında tazminat ödemek zorundadır.


İyiniyetli
olmayan zilyet, yaptığı giderlerden ancak hak sahibi için de zorunlu olanların
tazmin edilmesini isteyebilir.


İyiniyetli
olmayan zilyet, şeyi kime geri vereceğini bilmediği sürece ancak kusuruyla
verdiği zararlardan sorumlu olur.


 


IV.
Kazandırıcı zamanaşımından yararlanma


Madde
996- Kazandırıcı zamanaşımından yararlanma hakkına sahip olan zilyet,
zilyetliği kendisine devreden aynı yetkiye sahip idiyse onun zilyetlik süresini
kendi süresine ekleyebilir.


 


İKİNCİ BÖLÜM


TAPU SİCİLİ


A.
Kurulması


I.
Sicil bakımından


1.
Genel olarak


Madde
997- Taşınmazlar üzerindeki hakları göstermek üzere tapu sicili tutulur.


Tapu
sicili, tapu kütüğü ve kat mülkiyeti kütüğü ile bunları tamamlayan yevmiye
defteri ve belgeler ile plânlardan oluşur.


Sicilin örneği, nasıl tutulacağı ve yardımcı siciller Cumhurbaşkanınca
çıkarılan yönetmelikle belirlenir.[40]


 


2.
Taşınmazların kaydedilmesi


a.
Kaydedilecek taşınmazlar


Madde
998- Tapu siciline taşınmaz olarak şunlar kaydedilir:


1.
Arazi,


2.
Taşınmazlar üzerindeki bağımsız ve sürekli haklar,


3.
Kat mülkiyetine konu olan bağımsız bölümler.


Arazinin
tapu siciline kaydı, özel kanun hükümlerine tâbidir.


Bağımsız ve sürekli hakların kaydedilmesi için gerekli
koşullar ve usul Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikle belirlenir. Süreklilik koşulunun gerçekleşmesi
için hakkın süresiz veya en az otuz yıl süreli olması gerekir.[41]


Kat
mülkiyetine konu olan bağımsız bölümlerin taşınmaz olarak kaydı, özel kanun
hükümlerine tâbidir.


 


b.
Kaydedilmeyecek taşınmazlar


Madde
999- Özel mülkiyete tâbi olmayan ve kamunun yararlanmasına ayrılan
taşınmazlar, bunlara ilişkin tescili gerekli bir aynî hakkın kurulması söz
konusu olmadıkça kütüğe kaydolunmaz.


Tapuya
kayıtlı bir taşınmaz, kayda tâbi olmayan bir taşınmaza dönüşürse, tapu
sicilinden çıkarılır.


 


3.
Sicilin unsurları


a.
Tapu kütüğü


Madde
1000- Her taşınmaza kütükte bir sayfa ayrılır ve sayfa numaraları birbirini
izler.


Bir
taşınmazın bölünmesi veya birden çok taşınmazın birleştirilmesi hâlinde
uyulacak usul Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikle belirlenir.[42]


Kütüğün
her sayfasındaki özel sütunlara şunlar tescil edilir:


1.
Mülkiyet,


2.
Taşınmaz üzerinde kurulmuş olan veya o taşınmaz lehine başka taşınmaz üzerinde
kurulmuş bulunan irtifak hakları ile taşınmaz yükü,


3.
Taşınmaz üzerindeki rehin hakları.


Eklentiler,
malikin isteği üzerine beyanlar sütununa kaydedilir. Yapılan bu kayıt, ancak
kütükte hak sahibi olarak görünenlerin rızasıyla kütükten silinebilir.


Aynı
malike ait olan birden çok taşınmaz, sınırları birbirine bitişik olmasa bile,
malikin istemiyle kütükte ortak bir sayfaya kaydedilebilir. Bu sayfaya yapılan
rehin tescilleri, o sayfada kayıtlı bulunan bütün taşınmazları bağlar; aynı
sayfada kayıtlı bu gibi taşınmazlardan bir kısmı malikin istemi üzerine veya
mahkeme kararıyla o sayfadan çıkarılırsa, çıkarılan taşınmazlar üzerinde tescil
edilmiş bulunan haklar saklı kalır.


 


b.
Kat mülkiyeti kütüğü


Madde
1001- Kat mülkiyetine konu olan bağımsız bölümler, ayrıca tutulacak kat mülkiyeti
kütüğüne yazılır.


Özel
kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kütükte yapılacak işlemler hakkında tapu
kütüğüne ilişkin hükümler uygulanır.


 


c.
Yevmiye defteri ve belgeler


Madde
1002- Tapu kütüğüne tescil istemleri, isteyenin kimliği ve istemin konusu
belirtilerek istem sırasına göre derhâl yevmiye defterine yazılır.


Bu
işlemlerin dayanağı olan belgeler, özenle sıraya konulur ve saklanır.


 


d.
Plân


Madde
1003- Bir taşınmazın kütüğe kaydı ve belirlenmesinde resmî bir ölçüme dayanan
plân esas alınır.


Plânların
nasıl hazırlanacağı Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikle belirlenir.[43]


 


II.
Tapu sicilinin tutulması


1.
Bir bölgede


Madde
1004- Taşınmazlar, bulundukları bölgenin tapu siciline kaydedilir.


 


2.
Birden çok bölgede


Madde
1005- Birden çok bölgede bulunan taşınmaz, diğer bölge sicillerine kayıtlı
olduğu belirtilmek suretiyle her bölgedeki sicile ayrı ayrı kaydedilir.


Böyle
bir taşınmaza ilişkin tescil istemleri ve tescil işlemleri taşınmazın büyük
kısmının bulunduğu bölgede yapılır ve yapılan tescil kütüğe işlenmek üzere
diğer bölgelerdeki tapu idarelerine bildirilir.


 


III.
Tapu idareleri


1.
Kuruluş


Madde
1006- Tapu idarelerinin kuruluş, işleyiş ve hizmetlerinin yürütülmesi, özel
kanun hükümlerine tâbidir.


 


2.
Sorumluluk


Madde
1007- Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur.


Devlet,
zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder.


Devletin
sorumluluğuna ilişkin davalar, tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde
görülür.


 


B.
İşlemler


I.
İşlemlerin konusu


1.
Tescil


Madde
1008- Taşınmaza ilişkin aşağıdaki haklar, tapu kütüğüne tescil edilir:


1.
Mülkiyet,


2.
İrtifak hakları ve taşınmaz yükleri,


3.
Rehin hakları.


 


2.
Şerhler


a.
Kişisel haklarda


Madde
1009- Arsa payı karşılığı inşaat, taşınmaz satış vaadi, kira, alım, önalım,
gerialım sözleşmelerinden doğan haklar ile şerhedilebileceği kanunlarda açıkça
öngörülen diğer haklar tapu kütüğüne şerhedilebilir.


Bunlar
şerh verilmekle o taşınmaz üzerinde sonradan kazanılan hakların sahiplerine
karşı ileri sürülebilir.


 


b.
Tasarruf yetkisinin kısıtlanmasında


Madde
1010- Aşağıdaki sebeplere dayanan tasarruf yetkisi kısıtlamaları, tapu
kütüğüne şerh verilebilir:


1.
Çekişmeli hakların korunmasına ilişkin mahkeme kararları,


2.
Haciz, iflâs kararı veya konkordato ile verilen süre,


3.
Aile yurdu kurulması, artmirasçı atanması gibi şerh verilmesi kanunen öngörülen
işlemler.


Tasarruf
yetkisi kısıtlamaları, şerh verilmekle taşınmaz üzerinde sonradan kazanılan
hakların sahiplerine karşı ileri sürülebilir.


 


c.
Geçici tescil şerhi


Madde
1011- Aşağıdaki hâllerde geçici tescil şerhi verilebilir:


1.
İddia edilen bir aynî hakkın güvence altına alınması gerekiyorsa,


2.
Tasarruf yetkisini belirleyen belgelerdeki noksanlıkların sonradan
tamamlanmasına kanun olanak tanıyorsa.


Geçici
tescil şerhi, bütün ilgililerin razı olmasına veya hâkimin karar vermesine
bağlıdır. Şerhin konusu olan hak sonradan gerçekleşirse, şerh tarihinden
başlayarak üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilir.


Geçici
tescil şerhi verilmesi istemi üzerine hâkim, tarafları dinleyerek veya dosya
üzerinde inceleme yaparak şerhe konu olan hakkın varlığının kabul edilebileceği
kanaatına varırsa, şerh kararı verir. Kararda şerhin etki bakımından süresi ve
içeriği belirlenir; gerektiğinde mahkemeye başvurulması için bir süre verilir.


 


3.
Beyanlar


Madde
1012- Bir taşınmazın eklentileri, malikin istemi üzerine kütükteki beyanlar
sütununa yazılır. Bu kaydın terkini, kütükte hak sahibi görünen bütün
ilgililerin rızasına bağlıdır.


Taşınmaz
mülkiyetine ilişkin kamu hukuku kısıtlamalarının beyanlar sütununa yazılması ve
bu sütuna yazılabilecek diğer hususlar Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikle
belirlenir.[44]


Özel
kanun hükümleri saklıdır.


 


II.
Tescilin ve terkinin koşulları


1.
İstem


a.
Tescil için


Madde
1013- Tescil, tasarrufa konu olan taşınmaz malikinin yazılı beyanı üzerine
yapılır.


Edinen
kimse, kanun hükmüne, kesinleşmiş mahkeme kararına veya buna eşdeğer bir
belgeye dayanıyorsa, bu beyana gerek yoktur.


Bir aynî hakkı tescilden önce kazanan kimse, gerekli
belgeleri ibraz ederek tescili isteyebilir.


 


b.
Terkin ve değişiklik için


Madde
1014- Bir tescilin terkin edilmesi veya değiştirilmesi, ancak bu kaydın
kendilerine hak sağladığı kimselerin yazılı beyanı üzerine yapılabilir.


 


2.
Yetkinin ve sebebin belirlenmesi


Madde
1015- Tescil, terkin ve değişiklik gibi tasarruf işlemlerinin yapılabilmesi,
istemde bulunanın, tasarruf yetkisini ve hukukî sebebi belgelemiş olmasına
bağlıdır.


İstemde
bulunan kimse, kendisinin, sicilde hak sahibi görünen kişi veya bu kişinin
temsilcisi olduğunu ispat etmek suretiyle tasarruf yetkisini belgelemiş olur.


Hukukî
sebebin belgelenmesi, bu sebebin geçerliliği için gerekli şekle uyulduğunun
ispatı suretiyle olur.


 


3.
Belgelerin tamamlanması


Madde
1016- Tasarruf yetkisine ve hukukî sebebe ilişkin belgeler tamam değilse istem
reddedilir.


Bununla
birlikte, hukukî sebebe ilişkin belgeler tamam olmasına rağmen, tasarruf
yetkisini belirten belgenin tamamlanması gereken hâllerde, malikin rızası veya
hâkimin kararıyla geçici tescil şerhi verilebilir.


 


III.
Tescilin biçimi


1.
Genel olarak


Madde
1017- Kütüğe tesciller, istem tarihine ve sırasına göre yapılır.


Sicildeki
kaydın bir örneği isteyen ilgiliye verilir.


Tescil
ve terkin ile verilecek örneklerin şekli Cumhurbaşkanınca çıkarılan
yönetmelikle belirlenir.[45]


 


2.
Taşınmaz lehine irtifaklarda


Madde
1018- Taşınmaz lehine irtifakların tescil ve terkini hem yüklü, hem yararlanan
taşınmazların sayfalarına kaydedilir.


 


IV.
Tebliğ zorunluluğu


Madde
1019- Tapu memuru, ilgililerin bilgisi dışında yaptığı işlemleri onlara tebliğ
etmekle yükümlüdür.


İlgililerin
bu işlemlere karşı itiraz süresi, kendilerine yapılan tebliğ tarihinden
işlemeye başlar.


 


C.
Tapu sicilinin açıklığı


Madde
1020- Tapu sicili herkese açıktır.


İlgisini
inanılır kılan herkes, tapu kütüğündeki ilgili sayfanın ve belgelerin tapu
memuru önünde kendisine gösterilmesini veya bunların örneklerinin verilmesini
isteyebilir.


Kimse
tapu sicilindeki bir kaydı bilmediğini ileri süremez.


 


D.
Tescilin etkileri


I.
Tescilin yapılmamasının sonuçları


Madde
1021- Kurulması kanunen tescile tâbi aynî haklar, tescil edilmedikçe varlık
kazanamaz.


 


II.
Tescilin sonuçları


1.
Genel olarak


Madde
1022- Aynî haklar, kütüğe tescil ile doğar; sıralarını ve tarihlerini tescile
göre alır.


Tescilin
etkisi, kanunen öngörülen belgeler isteme eklenmiş veya geçici tescil hâlinde
belgelerin uygun zamanda tamamlanmış olması koşuluyla yevmiye defterine yapılan
kayıt tarihinden başlar.


Bir
hakkın içeriği, tescilin sınırları içinde, dayandığı belgelere göre veya diğer
herhangi bir yolla belirlenir.


 


2.
İyiniyetli üçüncü kişilere karşı


Madde
1023- Tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka
aynî hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur.


 


3.
İyiniyetli olmayan üçüncü kişilere karşı


Madde
1024- Bir aynî hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise, bunu bilen veya bilmesi
gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz.


Bağlayıcı
olmayan bir hukukî işleme dayanan veya hukukî sebepten yoksun bulunan tescil
yolsuzdur.


Böyle
bir tescil yüzünden aynî hakkı zedelenen kimse, tescilin yolsuz olduğunu
iyiniyetli olmayan üçüncü kişilere karşı doğrudan doğruya ileri sürebilir.


 


E.
Terkin ve değiştirme


I.
Yolsuz tescilde


Madde
1025- Bir aynî hak yolsuz olarak tescil edilmiş veya bir tescil yolsuz olarak
terkin olunmuş ya da değiştirilmiş ise, bu yüzden aynî hakkı zedelenen kimse
tapu sicilinin düzeltilmesini dava edebilir.


İyiniyetli
üçüncü kişilerin bu tescile dayanarak kazandıkları aynî haklar ve her türlü
tazminat istemi saklıdır.


 


II.
Aynî hakların sona ermesi


Madde
1026- Bir aynî hakkın sona ermesiyle tescil her türlü hukukî değerini
kaybettiği takdirde, yüklü taşınmaz maliki, terkini isteyebilir.


Tapu
memuru bu istemi yerine getirirse, her ilgili, bu işlemin kendisine tebliği
tarihinden başlayarak otuz gün içinde terkine karşı dava açabilir.


Tapu memuru, re'sen hâkime başvurarak aynî hakkın sona
erdiğinin belirlenmesine ilişkin karar verilmesini istemeye ve hâkimin vereceği
karara dayanarak terkin işlemini yapmaya yetkilidir.


 


III.
Düzeltme


Madde
1027- İlgililerin yazılı rızaları olmadıkça, tapu memuru, tapu sicilindeki
yanlışlığı ancak mahkeme kararıyla düzeltebilir.


Düzeltme,
eski tescilin terkini ve yeni bir tescilin yapılması biçiminde de olabilir.


Tapu
memuru, basit yazı yanlışlıklarını, Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelik
uyarınca re'sen düzeltir.[46]


 


Yürürlükten
kaldırılan kanun


Madde
1028- 17 Şubat 1926 tarihli ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenîsi yürürlükten
kaldırılmıştır.


 


Geçici Madde 1- (Ek:24/12/2025-7571/37
md.)


(1) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 4721 sayılı Kanunun 733 üncü maddesinde
yapılan değişiklikler, bu değişikliklerin yürürlüğe girdiği tarihten önce
yapılmış olan satışlar bakımından uygulanmaz. Bu satışlar bakımından
değişiklikten önceki hükümlerin uygulanmasına devam olunur.


(2) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 4721 sayılı Kanunun 734 üncü maddesinde
yapılan değişiklikler, bu değişikliklerin yürürlüğe girdiği tarihten önce
açılmış olan davalar hakkında da uygulanır.


 


Yürürlük


Madde
1029- Bu Kanun 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe girer.


 


Yürütme


Madde
1030- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.


 


 


22/11/2001
TARİHLİ VE 4721 SAYILI KANUNA İŞLENEMEYEN HÜKÜMLER


1-
2/1/2003 tarihli ve 4778 sayılı Kanunun hükmüdür:


Madde 36 - Bu Kanunla
değiştirilen Türk Medenî Kanununun 92 nci maddesi hükmü, dernek ve vakıf dışındaki
diğer kâr amacı gütmeyen kuruluşlar hakkında da uygulanır.





4721 SAYILI KANUNA EK VE
DEĞİŞİKLİK GETİREN MEVZUATIN VEYA


ANAYASA MAHKEMESİ
KARARLARININ YÜRÜRLÜĞE


GİRİŞ TARİHLERİNİ
GÖSTERİR TABLO


 








Değiştiren Kanunun/ KHK’nin veya
İptal Eden Anayasa Mahkemesi Kararının Numarası



4721 Sayılı Kanunun Değişen veya
İptal Edilen Maddeleri



Yürürlüğe Giriş Tarihi







4778



91, 92



11/1/2003






4963



56, 64, 66, 82, 94



30/7/2003






5253



58, 61, 62, 64, 74, 77,
79, 92, 93



23/11/2004






5378



348



7/7/2005






5399



313



15/7/2005






5650



505, 506



10/5/2007






5737



111



27/2/2008






Anayasa Mahkemesinin
27/11/2007 tarihli ve E.: 2002/162, K.: 2007/89 sayılı kararı



112



26/1/2008






Anayasa Mahkemesinin
25/6/2009 tarihli ve E.: 2008/30, K.: 2009/96 sayılı kararı



289



7/10/2009






Anayasa Mahkemesinin
2/7/2009 tarihli ve E.: 2005/114, K.: 2009/105 sayılı kararı



321



7/10/2010






6217



138



14/4/2011






164, 181, 598



1/10/2011






Anayasa Mahkemesinin
17/3/2011 tarihli ve E.: 2009/58, K.: 2011/52 sayılı kararı



713



23/7/2011






Anayasa Mahkemesinin
27/10/2011 tarihli ve E.: 2010/71, K.: 2011/143 sayılı kararı



303



7/2/2012 tarihinden
başlayarak bir yıl sonra






6462



313, 340, 408, 417, 674



3/5/2013






Anayasa Mahkemesinin 27/12/2012 tarihli ve E.: 2012/35,
K.: 2012/203
sayılı kararı



319



12/7/2013
tarihinden başlayarak altı ay sonra






Anayasa Mahkemesinin 10/10/2013 tarihli ve E.: 2013/62,
K.: 2013/115
sayılı kararı



291



10/12/2013






6518



194



19/2/2014






6537



659, 660, 661, 662,
663, 664, 665, 666, 667, 668



15/5/2014






Anayasa Mahkemesinin 29/11/2017 tarihli ve E.: 2017/130,
K.: 2017/165
sayılı kararı



40



20/3/2018






KHK/700



37, 104, 320, 417, 593,
609, 620, 851, 913, 940, 997, 998, 1000, 1003, 1012, 1017, 1027



24/6/2018 tarihinde
birlikte yapılan Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri
sonucunda Cumhurbaşkanının andiçerek göreve başladığı tarihte (9/7/2018)






7181



883



1/1/2020 






7196



409,436,437



24/12/2019






7343



182, 324



30/11/2021






7418



713



1/4/2023






7445



437



5/4/2023






Anayasa Mahkemesinin
22/3/2023 Tarihli ve E: 2022/105, K: 2023/54 Sayılı Kararı



407, 471



23/6/2023 tarihinden
başlayarak 9 ay sonra

(23/3/2024)






Anayasa Mahkemesinin
25/1/2023 Tarihli ve E: 2020/30, K: 2023/12 Sayılı Kararı



409, 436



27/6/2023 tarihinden başlayarak
9 ay sonra

(27/3/2024)






Anayasa Mahkemesi’nin
22/2/2023 Tarihli ve E.: 2022/155, K.: 2023/38 Sayılı Kararı



187



28/1/2024






7499



407, 409, 436, 471



12/3/2024






Anayasa Mahkemesi’nin 26/7/2023
tarihli ve E.: 2023/3, K.: 2023/139 sayılı Kararı



314



Resmî Gazete’de
yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra

(19/7/2024)






Anayasa Mahkemesinin
26/7/2023 Tarihli ve E: 2023/37, K: 2023/140 Sayılı Kararı



286



Resmî Gazete’de
yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra

(22/7/2024)






7531



286, 289, 291, 314



14/11/2024






7532



27, 166



27/11/2024






7571



733,734, Geçici Madde 1



25/12/2025









 











[1] 2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı
KHK’nin 139 uncu maddesiyle, bu fıkrada yer alan “Dışişleri Bakanlığının
önerisi, İçişleri Bakanlığının katılması ve Başbakanlığın” ibaresi
“Cumhurbaşkanlığının” şeklinde değiştirilmiştir.







[2] 20/3/2018 tarihli ve 30366 sayılı
Resmî Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 29/11/2017 tarihli ve E.:
2017/130, K.: 2017/165 sayılı Kararı ile, bu fıkranın ikinci cümlesinde yer
alan “…ve üreme yeteneğinden sürekli biçimde yoksun bulunduğunu…” ibaresi iptal
edilmiştir.







[3] 30/7/2003 tarihli ve 4963 sayılı
Kanunun 31 inci maddesiyle bu fıkrada geçen “en az yedi gerçek kişinin”
ibaresi, “gerçek veya tüzel en az yedi kişinin” olarak değiştirilmiştir.







[4] 4/11/2004 tarihli ve 5253 sayılı
Kanunun 38 inci maddesiyle bu fıkrada yer alan, ”yerleşim yeri, kurucuları”
ibaresi, madde metninden çıkarılmıştır.







[5] 30/7/2003 tarihli ve 4963 sayılı
Kanunun 32 nci maddesiyle, 64 üncü maddenin bu fıkrada yer alan "gerçek
kişi" ibaresinden sonra gelmek üzere "ile tüzel kişiler" ibaresi
eklenmiştir.







[6] 4/11/2004 tarihli ve 5253 sayılı
Kanunun 38 inci maddesiyle bu fıkrada yer alan ”tüzükte başkaca bir düzenleme
yoksa,” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.







[7]
30/7/2003 tarihli ve 4963
sayılı Kanunun 33 üncü maddesiyle, bu fıkrada yer alan "altı ay önceden"
ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.







[8] (4/11/2004 tarihli ve 5253 sayılı
Kanunun 38 inci maddesinde; “yerel bir gazete ile ilân edilir ve aynı zamanda bir
yazıyla” ibareleri madde metninden çıkarılmıştır.) hükmüne istinaden bu arada
yer alan “yerel bir gazete ile ilân edilir ve aynı zamanda üyelere bir yazıyla”
şeklindeki ibare, madde metninden çıkarılmıştır.







[9] 4/11/2004 tarihli ve 5253 sayılı
Kanunun 38 inci maddesiyle bu maddede yer alan “uluslararası alanda işbirliği yapılmasında
yarar görülen hallerde ve karşılıklı olmak koşuluyla” madde metninden çıkarılmıştır.







[10]
4/11/2004 tarihli ve 5253
sayılı Kanunun 38 inci maddesiyle bu maddede yer alan “karşılıklı olmak
koşuluyla” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.







[11] 2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı
KHK’nin 139 uncu maddesiyle, bu fıkrada yer alan “tüzük” ibaresi “Cumhurbaşkanınca
çıkarılan yönetmelik” şeklinde değiştirilmiştir.







[12] Anayasa Mahkemesi’nin 27/11/2007
tarihli ve E.:2002/162, K.:2007/89 sayılı Kararıyla; bu fıkrada yer alan
“…tüzükte gösterilen sebeplerle…” ibaresi iptal edilmiştir.







[13] 31/3/2011 tarihli ve 6217 sayılı
Kanunun 31 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “ve Cumhuriyet savcısının hazır
bulunmasıyla” ibaresi yürürlükten kaldırılmıştır.







[14] 31/3/2011 tarihli ve 6217 sayılı
Kanunun 19 uncu maddesiyle, bu maddenin birinci ve ikinci fıkralarında yer alan
“hâkim” ibarelerinden sonra gelmek üzere “veya noter” ibareleri eklenmiştir.







[15] 6/2/2014 tarihli ve 6518 sayılı
Kanunun 44 üncü maddesiyle bu fıkrada yer alan “şerhin verilmesini” ibaresinden
sonra gelmek üzere “tapu müdürlüğünden” ibaresi eklenmiştir.







[16] Anayasa Mahkemesi’nin 25/6/2009
tarihli ve E.: 2008/30, K.: 2009/96 sayılı Kararı ile bu fıkrada yer alan “…her
hâlde doğumdan başlayarak beş yıl…” ibaresi iptal edilmiştir.







[17] 7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı
Kanunun 10 uncu maddesiyle bu fıkrada yer alan “Çocuk,” ibaresi “Ana doğumdan,
çocuk ise” şeklinde değiştirilmiştir.







[18] Anayasa Mahkemesi’nin 10/10/2013
tarihli ve E.: 2013/62, K.: 2013/115 sayılı Kararı ile bu fıkrada yer alan “...her
hâlde doğumdan başlayarak beş yıl...” ibaresi, iptal edilmiştir.







[19] Anayasa Mahkemesi’nin 15/3/2012
tarihli ve E.: 2011/116, K.: 2012/39 sayılı Kararı ile bu fıkra “çocuk”
yönünden iptal edilmiş olup, Kararın Resmi Gazete’de yayımlandığı 21/7/2012
tarihinden başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesi hüküm altına alınmıştır.







[20] 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılı
Kanunun 1 inci maddesiyle, bu bentte yer alan “özrü” ibaresi “engeli” şeklinde
değiştirilmiştir.







[21] Anayasa Mahkemesi’nin 27/12/2012 tarihli ve E.:
2012/35, K.: 2012/203 sayılı Kararı ile bu maddede yer
alan “…ve her hâlde evlât edinme işleminin üzerinden beş yıl…” ibaresi iptal edilmiştir.







[22] 2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı
KHK’nin 139 uncu maddesiyle, bu maddenin birinci fıkrasında yer alan “Bakanlar Kurulunca”
ibaresi “Cumhurbaşkanınca” ve ikinci fıkrasında yer alan “tüzükle” ibaresi
“Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikle” şeklinde değiştirilmiştir.







[23] Anayasa Mahkemesi’nin 2/7/2009
tarihli ve E.: 2005/114, K.: 2009/105 sayılı Kararı ile; bu maddenin birinci
cümlesinde yer alan “… evli değilse ananın …” ibaresi iptal edilmiştir.







[24] 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılı
Kanunun 1 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “özürlü” ibaresi “engelli”
şeklinde değiştirilmiştir.







[25] 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılı
Kanunun 1 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “sakatlığı” ibaresi “engelliliği”
şeklinde değiştirilmiştir.







[26] 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılı
Kanunun 1 inci maddesiyle, bu bentte yer alan ““özürleri” ibaresi “engelleri” şeklinde
değiştirilmiştir.







[27] 2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı
KHK’nin 139 uncu maddesiyle, bu bentte yer alan “ve Bakanlar Kurulu üyeleri”
ibaresi “üyeleri, Cumhurbaşkanı yardımcıları, bakanlar,” şeklinde
değiştirilmiştir.







[28]
28/3/2023
 tarihli ve 7445 sayılı Kanunun 14 üncü maddesiyle bu fıkrada yer
alan “dinler
ve gecikmeksizin” ibaresi “dinler, tahkikatı tamamlar ve gecikmeksizin en geç
iki gün içinde” şeklinde değiştirilmiştir.







[29] 2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı
KHK’nin 139 uncu maddesiyle, bu bentte yer alan “tüzükte” ibaresi
“Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikte” şeklinde değiştirilmiştir.







[30] 31/3/2011
tarihli ve 6217 sayılı Kanunun 19 uncu maddesiyle, bu fıkrada yer alan “sulh
mahkemesince” ibaresinden sonra gelmek üzere “veya noterlikçe” ibaresi eklenmiştir.







[31] 2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı KHK’nin
139 uncu maddesiyle, bu fıkrada yer alan “tüzükle” ibaresi “Cumhurbaşkanınca
çıkarılan yönetmelikle” şeklinde değiştirilmiştir.







[32] 2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı
KHK’nin 139 uncu maddesiyle, bu fıkrada yer alan “tüzükle” ibaresi
“Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikle” şeklinde değiştirilmiştir.







[33] 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılı
Kanunun 1 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “sakatlıkları” ibaresi
“engelliliği” şeklinde değiştirilmiştir.







[34] Anayasa Mahkemesi’nin 17/3/2011
tarihli ve E.: 2009/58, K.: 2011/52 sayılı Kararı ile bu fıkrada yer alan “…
ölmüş ya da…” ibaresi iptal edilmiştir.







[35]
13/10/2022 tarihli ve 7418 sayılı Kanunun 28
inci maddesiyle; bu fıkrada yer alan “gazeteyle bir
defa” ibaresi “bir gazete ve bir internet haber sitesinde” şeklinde
değiştirilmiştir.


 







[36] 24/12/2025 tarihli ve 7571 sayılı
Kanunun 35 inci maddesiyle bu fıkrada yer alan “iki yıl” ibaresi “bir
yıl” şeklinde değiştirilmiştir.







[37] 2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı
KHK’nin 139 uncu maddesiyle, bu fıkrada yer alan “Bakanlar Kurulunca” ibaresi
“Cumhurbaşkanınca” şeklinde değiştirilmiştir.







[38] 2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı
KHK’nin 139 uncu maddesiyle, bu fıkrada yer alan “tüzükle” ibaresi
“Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikle” şeklinde değiştirilmiştir.







[39] 2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı
KHK’nin 139 uncu maddesiyle, bu maddenin birinci ve ikinci fıkralarında yer
alan “tüzükle” ibareleri “Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikle” şeklinde
değiştirilmiştir.







[40] 2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı KHK’nin
139 uncu maddesiyle, bu fıkralarda yer alan “tüzükle” ibaresi “Cumhurbaşkanınca
çıkarılan yönetmelikle” şeklinde değiştirilmiştir.







[41]
2/7/2018 tarihli ve 700
sayılı KHK’nin 139 uncu maddesiyle, bu fıkralarda yer alan “tüzükle” ibaresi
“Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikle” şeklinde değiştirilmiştir.







[42]
2/7/2018 tarihli ve 700
sayılı KHK’nin 139 uncu maddesiyle, bu fıkralarda yer alan “tüzükle” ibaresi
“Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikle” şeklinde değiştirilmiştir.







[43] 2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı
KHK’nin 139 uncu maddesiyle, bu fıkrada yer alan “tüzükle” ibaresi
“Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikle” şeklinde değiştirilmiştir.







[44] 2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı
KHK’nin 139 uncu maddesiyle, bu fıkralarda yer alan “tüzükle” ibaresi
“Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikle” şeklinde değiştirilmiştir.







[45]
2/7/2018 tarihli ve 700
sayılı KHK’nin 139 uncu maddesiyle, bu fıkralarda yer alan “tüzükle” ibaresi
“Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikle” şeklinde değiştirilmiştir.







[46] 2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı
KHK’nin 139 uncu maddesiyle, bu fıkrada yer alan “tüzük kuralları” ibaresi
“Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelik” şeklinde değiştirilmiştir.

AvAi

Hukuki AI Asistanı
Merhaba! Ben AvAi, Avarsis Hukuki AI Asistanınız. Size nasıl yardımcı olabilirim?