6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu

KanunNo: 6100

Bu mevzuatla ilgili sorunuz mu var? AvAi yapay zekâ asistanı madde madde açıklar, ilgili içtihatları bulur.

Ücretsiz deneyin

Tam metin

HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU


 


Kanun
Numarası                    : 6100


Kabul
Tarihi                           : 12/1/2011


Yayımlandığı
Resmî Gazete  : Tarih  : 4/2/2011          Sayı  : 27836


Yayımlandığı
Düstur              : Tertip : 5                      Cilt   : 50


 


BİRİNCİ KISIM


Genel Hükümler


 


BİRİNCİ BÖLÜM


Görev, Yetki ve Yargı Yeri Belirlenmesi


 


BİRİNCİ AYIRIM


Görev


Görevin belirlenmesi ve
niteliği


MADDE 1- (1) Mahkemelerin görevi, ancak
kanunla düzenlenir. Göreve ilişkin kurallar, kamu düzenindendir.


 


Asliye
hukuk mahkemelerinin görevi


MADDE 2- (1) Dava konusunun değer ve miktarına
bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda
görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir.


(2) Bu Kanunda ve diğer kanunlarda
aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesi diğer dava ve işler bakımından
da görevlidir.


 


Ölüm
veya vücut bütünlüğünün yitirilmesinden doğan zararların tazmini davalarında görev


MADDE 3- (İptal: Anayasa Mahkemesi’nin 16/2/2012
tarihli ve E.: 2011/35, K.: 2012/23 sayılı Kararı ile. )


 


Sulh hukuk mahkemelerinin
görevi


MADDE 4- (1) Sulh hukuk mahkemeleri, dava konusunun
değer veya tutarına bakılmaksızın;


a) Kiralanan taşınmazların,
9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununa göre ilamsız icra yoluyla
tahliyesine ilişkin hükümler ayrık olmak üzere, kira ilişkisinden doğan alacak davaları
da dâhil olmak üzere tüm uyuşmazlıkları konu alan davalar ile bu davalara karşı
açılan davaları,


b) Taşınır ve taşınmaz mal
veya hakkın paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin davaları,


c) Taşınır ve taşınmaz mallarda,
sadece zilyetliğin korunmasına yönelik olan davaları,


ç) Bu Kanun ile diğer kanunların,
sulh hukuk mahkemesi veya sulh hukuk hâkimini görevlendirdiği davaları,


görürler.


 


İKİNCİ
AYIRIM


Yetki


Genel kural


MADDE 5- (1) Mahkemelerin yetkisi, diğer kanunlarda
yer alan yetkiye ilişkin hükümler saklı kalmak üzere, bu Kanundaki hükümlere tabidir.


 


Genel
yetkili mahkeme


MADDE 6- (1) Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek
veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir.


(2) Yerleşim yeri, 22/11/2001
tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu hükümlerine göre belirlenir.


 


Davalının
birden fazla olması hâlinde yetki


MADDE 7- (1) Davalı birden fazla ise dava, bunlardan
birinin yerleşim yeri mahkemesinde açılabilir. Ancak, dava sebebine göre kanunda,
davalıların tamamı hakkında ortak yetkiyi taşıyan bir mahkeme belirtilmişse, davaya
o yer mahkemesinde bakılır.


(2) Birden fazla davalının
bulunduğu hâllerde, davanın, davalılardan birini sırf kendi yerleşim yeri mahkemesinden
başka bir mahkemeye getirmek amacıyla açıldığı, deliller veya belirtilerle anlaşılırsa,
mahkeme, ilgili davalının itirazı üzerine, onun hakkındaki davayı ayırarak yetkisizlik
kararı verir.


 


Bir
yerde geçici olarak oturanlara karşı açılacak davalarda yetki


MADDE 8- (1) Memur, işçi, öğrenci, asker
gibi, bir yerde geçici olarak oturanlara karşı açılacak alacak veya taşınır mal
davaları için, orada bulunmaları uzunca bir süre devam edebilecekse, bulundukları
yer mahkemesi de yetkilidir.


 


Türkiye’de
yerleşim yerinin bulunmaması hâlinde yetki


MADDE 9- (1) Türkiye’de yerleşim yeri bulunmayanlar
hakkında genel yetkili mahkeme, davalının Türkiye’deki mutad meskeninin bulunduğu
yer mahkemesidir. Ancak, diğer özel yetki hâlleri saklı kalmak üzere, malvarlığı
haklarına ilişkin dava, uyuşmazlık konusu malvarlığı unsurunun bulunduğu yerde de
açılabilir.


 


Sözleşmeden
doğan davalarda yetki


MADDE 10- (1) Sözleşmeden doğan davalar, sözleşmenin
ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabilir.


 


Mirastan
doğan davalarda yetki


MADDE 11- (1) Aşağıdaki davalarda, ölen kimsenin
son yerleşim yeri mahkemesi kesin yetkilidir:


a) Terekenin paylaşılmasına,
yapılan paylaşma sözleşmesinin geçersizliğine, ölüme bağlı tasarrufların iptali
ve tenkisine, miras sebebiyle istihkaka ilişkin davalar ile mirasçılar arasında
terekenin yönetiminden kaynaklanan davalar.


b) Terekenin kesin paylaşımına
kadar mirasçılara karşı açılacak tüm davalar.


(2) Terekede bulunan bir mal
hakkında açılmak istenen istihkak davası, terekenin yazımı ve tespiti zamanında
mal nerede bulunuyorsa, orada da açılabilir.


(3) Mirasçılık belgesinin
iptali ve yeni mirasçılık belgesi verilmesine ilişkin davalarda, mirasçıların her
birinin oturduğu yer mahkemesi de yetkilidir.


 


Taşınmazın
aynından doğan davalarda yetki


MADDE 12- (1) Taşınmaz üzerindeki ayni hakka ilişkin
veya ayni hak sahipliğinde değişikliğe yol açabilecek davalar ile taşınmazın zilyetliğine
yahut alıkoyma hakkına ilişkin davalarda, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin
yetkilidir.


(2) İrtifak
haklarına ilişkin davalar, üzerinde irtifak hakkı kurulan taşınmazın bulunduğu yer
mahkemesinde açılır.


(3) Bu davalar, birden fazla
taşınmaza ilişkinse, taşınmazlardan birinin bulunduğu yerde, diğerleri hakkında
da açılabilir.


 


Karşı
davada yetki


MADDE 13- (1) Kesin yetkinin söz konusu olmadığı
hâllerde, asıl davaya bakan mahkeme, karşı davaya bakmaya da yetkilidir.


 


Şubeler
ve tüzel kişilerle ilgili davalarda yetki


MADDE 14- (1) Bir şubenin işlemlerinden doğan davalarda,
o şubenin bulunduğu yer mahkemesi de yetkilidir.


(2) Özel
hukuk tüzel kişilerinin, ortaklık veya üyelik ilişkileriyle sınırlı olmak kaydıyla,
bir ortağına veya üyesine karşı veya bir ortağın yahut üyenin bu sıfatla diğerlerine
karşı açacakları davalar için, ilgili tüzel kişinin merkezinin bulunduğu yer mahkemesi
kesin yetkilidir.


 


Sigorta
sözleşmelerinden doğan davalarda yetki


MADDE 15- (1) Zarar sigortalarından doğan davalar,
sigorta, bir taşınmaza veya niteliği gereği bir yerde sabit bulunması gereken yahut
şart kılınan taşınıra ilişkinse, malın bulunduğu yerde; bir yerde sabit bulunması
gerekmeyen veya şart kılınmayan bir taşınıra ilişkinse, rizikonun gerçekleştiği
yerde de açılabilir.


(2) Can sigortalarında, sigorta
ettirenin, sigortalının veya lehtarın leh veya aleyhine açılacak davalarda onların
yerleşim yeri mahkemesi kesin yetkilidir.


(3) Bu hüküm deniz sigortalarından
doğan davalarda uygulanmaz.


 


Haksız
fiilden doğan davalarda yetki


MADDE 16- (1) Haksız fiilden doğan davalarda, haksız
fiilin işlendiği veya zararın meydana geldiği yahut gelme ihtimalinin bulunduğu
yer ya da zarar görenin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir.





Yetki
sözleşmesi


MADDE
17- (1) Tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek
bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler.
Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde
açılır.


 


Yetki
sözleşmesinin geçerlilik şartları


MADDE 18- (1) Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf
edemeyecekleri konular ile kesin yetki hâllerinde, yetki sözleşmesi yapılamaz.


(2) Yetki sözleşmesinin geçerli
olabilmesi için yazılı olarak yapılması, uyuşmazlığın kaynaklandığı hukuki ilişkinin
belirli veya belirlenebilir olması ve yetkili kılınan mahkeme veya mahkemelerin
gösterilmesi şarttır.


 


Yetki
itirazının ileri sürülmesi


MADDE 19- (1) Yetkinin kesin olduğu davalarda,
mahkeme yetkili olup olmadığını, davanın sonuna kadar kendiliğinden araştırmak zorundadır;
taraflar da mahkemenin yetkisiz olduğunu her zaman ileri sürebilir.


(2) Yetkinin kesin olmadığı davalarda, yetki itirazının, cevap dilekçesinde ileri
sürülmesi gerekir. Yetki itirazında bulunan taraf, yetkili mahkemeyi; birden fazla yetkili mahkeme
varsa seçtiği mahkemeyi bildirir. Aksi takdirde yetki itirazı dikkate alınmaz.


(3) Mahkeme, yetkisizlik kararında
yetkili mahkemeyi de gösterir.


(4) Yetkinin kesin olmadığı davalarda, davalı, süresi içinde ve
usulüne uygun olarak yetki itirazında bulunmazsa, davanın açıldığı mahkeme yetkili
hâle gelir.


 


ÜÇÜNCÜ
AYIRIM


Görevsizlik veya Yetkisizlik Kararı Üzerine Yapılacak İşlemler ve


Yargı Yeri Belirlenmesi


Görevsizlik veya yetkisizlik
kararı üzerine yapılacak işlemler


MADDE 20- (1) Görevsizlik veya yetkisizlik kararı
verilmesi hâlinde, taraflardan birinin, bu karar verildiği anda kesin ise tebliğ
tarihinden, (…)[1]
süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği
tarihten; kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden
itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkemeye başvurarak, dava dosyasının görevli
ya da yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmesi gerekir. Aksi takdirde dava
açılmamış sayılır ve görevsizlik veya yetkisizlik kararı veren mahkemece bu konuda
resen karar verilir.[2]


(2) Dosya kendisine gönderilen
mahkeme, kendiliğinden taraflara davetiye gönderir.





Yargı
yeri belirlenmesini gerektiren sebepler


MADDE 21- (1) Aşağıdaki hâllerde, davaya bakacak
mahkemenin tayini için yargı yeri belirlenmesi yoluna başvurulur:


a) Davaya bakmakla görevli
ve yetkili mahkemenin davaya bakmasına herhangi bir engel çıkarsa.


b) İki mahkeme arasında yargı
çevrelerinin sınırlarının belirlenmesi konusunda bir tereddüt ortaya çıkarsa.


c) İki
mahkeme de görevsizlik kararı verir ve bu kararlar kanun yoluna başvurulmaksızın
kesinleşirse.


ç) Kesin yetki hâllerinde,
iki mahkeme de yetkisizlik kararı verir ve bu kararlar kanun yoluna başvurulmaksızın
kesinleşirse.


 


İnceleme
yeri


MADDE 22- (1) Yetkili
mahkemenin bir davaya bakmasına herhangi bir engel bulunduğu yahut iki mahkeme arasında yargı çevrelerinin sınırlarının belirlenmesinde
tereddüt ortaya çıktığı takdirde, yetkili mahkemenin tayininde, ilk derece mahkemeleri
için bölge adliye mahkemelerine, bölge adliye mahkemeleri için Yargıtaya başvurulur.


(2) İki mahkemenin aynı dava
hakkında göreve veya yetkiye ilişkin olarak verdikleri kararlar kanun yoluna başvurulmaksızın
kesinleştiği takdirde, görevli veya yetkili mahkeme, ilgisine göre bölge adliye
mahkemesince veya Yargıtayca belirlenir.


 


İnceleme
usulü ve sonucu


MADDE 23- (1) Yargı yerinin belirlenmesine ilişkin
inceleme dosya üzerinden yapılabilir.


(2) Bölge adliye mahkemesince
veya Yargıtayca verilen yargı yeri belirlenmesi ile kanun yolu incelemesi sonucunda
kesinleşen göreve veya yetkiye ilişkin kararlar, davaya ondan sonra bakacak mahkemeyi
bağlar.


 


İKİNCİ
BÖLÜM


Yargılamaya Hâkim Olan İlkeler


Tasarruf ilkesi


MADDE 24- (1) Hâkim, iki taraftan birinin talebi
olmaksızın, kendiliğinden bir davayı inceleyemez ve karara bağlayamaz.


(2) Kanunda açıkça belirtilmedikçe,
hiç kimse kendi lehine olan davayı açmaya veya
hakkını talep etmeye zorlanamaz.


(3) Tarafların üzerinde serbestçe
tasarruf edebilecekleri dava konusu hakkında, dava açıldıktan sonra da tasarruf
yetkisi devam eder.


 


Taraflarca
getirilme ilkesi


MADDE 25- (1) Kanunda öngörülen istisnalar dışında,
hâkim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate
alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz.


(2) Kanunla belirtilen durumlar
dışında, hâkim, kendiliğinden delil toplayamaz.


 


Taleple
bağlılık ilkesi


MADDE 26- (1) Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla
bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep
sonucundan daha azına karar verebilir.


(2) Hâkimin, tarafların talebiyle
bağlı olmadığına ilişkin kanun hükümleri saklıdır.


 


Hukuki
dinlenilme hakkı


MADDE 27- (1) Davanın tarafları, müdahiller ve
yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme
hakkına sahiptirler.


(2) Bu hak;


a) Yargılama ile ilgili olarak
bilgi sahibi olunmasını,


b) Açıklama ve ispat hakkını,


c) Mahkemenin, açıklamaları
dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini,


içerir.


 


Aleniyet ilkesi


MADDE 28- (1)
Duruşma ve kararların bildirilmesi alenidir.


(2)
Duruşmaların bir kısmının veya tamamının gizli olarak yapılmasına ancak genel ahlâkın
veya kamu güvenliğinin (…)[3]
kesin olarak gerekli kıldığı hâllerde, ilgilinin talebi üzerine yahut resen mahkemece
karar verilebilir.[4]


(3)
Tarafların gizlilik talebi ön sorunlar hakkındaki hükümler çerçevesinde gizli duruşmada
incelenir ve karara bağlanır. Hâkim, bu kararının gerekçelerini, esas hakkındaki
kararı ile birlikte açıklar.


(4)
Hâkim, gizli yargılama işlemleri sırasında hazır bulunanları o yargılamayla ilgili
edindikleri bilgileri açıklamamaları hususunda uyarır ve 26/9/2004 tarihli ve 5237
sayılı Türk Ceza Kanununun gizliliğin ihlaline ilişkin hükmünün uygulanacağını ihtar
ederek bu hususu tutanağa geçirir.


 


Dürüst
davranma ve doğruyu söyleme yükümlülüğü


MADDE 29- (1) Taraflar, dürüstlük kuralına uygun
davranmak zorundadırlar.


(2) Taraflar, davanın dayanağı
olan vakıalara ilişkin açıklamalarını gerçeğe uygun bir biçimde yapmakla yükümlüdürler.



 


Usul
ekonomisi ilkesi


MADDE 30- (1) Hâkim, yargılamanın makul süre içinde
ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla
yükümlüdür.


 


Hâkimin
davayı aydınlatma ödevi


MADDE 31- (1) Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının
zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü
hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini
isteyebilir.


 


Yargılamanın
sevk ve idaresi


MADDE 32- (1) Yargılamayı, hâkim sevk ve idare eder;
yargılama düzeninin bozulmaması için gerekli her türlü tedbiri alır.


(2) Okunamayan veya uygunsuz
yahut ilgisiz olan dilekçenin yeniden düzenlenmesi için uygun bir süre verilir ve
bu dilekçe dosyada kalır. Verilen süre içinde yeni bir dilekçe düzenlenmezse, tekrar
süre verilemez.


 


Hukukun
uygulanması


MADDE 33- (1) Hâkim, Türk hukukunu resen uygular.



 


ÜÇÜNCÜ
BÖLÜM


Hâkimin Yasaklılığı, Reddi ve Hukuki Sorumluluğu


 


BİRİNCİ AYIRIM


Hâkimin Davaya Bakmaktan Yasaklılığı ve
Reddi


Yasaklılık sebepleri


MADDE 34- (1) Hâkim, aşağıdaki hâllerde davaya bakamaz;
talep olmasa bile çekinmek zorundadır:


a) Kendisine ait olan veya
doğrudan doğruya ya da dolayısıyla ilgili olduğu davada.


b) Aralarında evlilik bağı
kalksa bile eşinin davasında.


c) Kendisi veya eşinin altsoy
veya üstsoyunun davasında.


ç) Kendisi ile arasında evlatlık
bağı bulunanın davasında.


d) Üçüncü derece de dâhil
olmak üzere kan veya kendisini oluşturan evlilik bağı kalksa dahi kayın hısımlığı
bulunanların davasında.


e) Nişanlısının davasında.


f) İki taraftan birinin vekili,
vasisi, kayyımı veya yasal danışmanı sıfatıyla hareket ettiği davada.


 


Çekinme
kararının sonuçları


MADDE 35- (1) Çekinme kararına karşı üst mahkemeye
başvurulabilir. Yasaklama sebebinin doğduğu tarihten itibaren, o hâkimin huzuru
ile yapılan bütün işlemler, üst mahkemenin kararı ile iptal olunabilir. Hüküm ve
kararlar ise herhâlde iptal olunur. Bu durumda, hâkim yargılama giderlerine mahkûm
edilebilir.


(2) Çekinme kararının ilk
derece mahkemesi hâkimince verildiği hâllerde, başvuru üzerine bölge adliye mahkemesinin
vereceği karar kesindir.


 


Ret
sebepleri


MADDE 36- (1) Hâkimin tarafsızlığından şüpheyi gerektiren
önemli bir sebebin bulunması hâlinde, taraflardan biri hâkimi reddedebileceği gibi
hâkim de bizzat çekilebilir. Özellikle aşağıdaki hâllerde, hâkimin reddi sebebinin varlığı kabul edilir:


a) Davada, iki taraftan birine
öğüt vermiş ya da yol göstermiş olması.


b) Davada, iki taraftan birine
veya üçüncü kişiye kanunen gerekmediği hâlde görüşünü açıklamış olması.


c) Davada, tanık veya bilirkişi
olarak dinlenmiş veya hâkim ya da hakem sıfatıyla hareket etmiş olması; uyuşmazlıkta
arabuluculuk veya uzlaştırmacılık yapmış bulunması.[5]


ç) Davanın, dördüncü derece
de dâhil yansoy hısımlarına ait olması.


d) Dava
esnasında, iki taraftan birisi ile davası veya aralarında bir düşmanlık bulunması.


 


Hâkimin
bizzat çekilmemesi hâli


MADDE 37- (1) Hâkim, reddini gerektiren sebeplerden
biri varken bizzat çekilmezse, iki taraftan biri ret talebinde bulununcaya kadar
davaya bakabilir.


 


Ret
usulü


MADDE 38- (1) Hâkimin reddi sebebini bilen tarafın,
ret talebini en geç ilk duruşmada ileri sürmesi gerekir. Taraf, ret sebebini davaya
bakıldığı sırada öğrenmiş ise en geç öğrenmeden sonraki ilk duruşmada, yeni bir
işlem yapılmadan önce bu talebini hemen bildirmek zorundadır. Belirtilen sürede
yapılmayan ret talebi dinlenmez.


(2) Hâkimin reddi, dilekçeyle
talep edilir. Bu dilekçede, ret talebinin dayandığı sebepler ile delil veya emarelerin
açıkça gösterilmesi ve varsa belgelerin eklenmesi gerekir.


(3) Hâkimin reddi dilekçesi,
reddi istenen hâkimin mensup olduğu mahkemeye verilir.


(4) Ret talebi geri alınamaz.


(5) Hâkimi
reddeden taraf, dilekçesini karşı tarafa tebliğ ettirir. Karşı taraf bir hafta içinde
cevap verebilir. Bu süre geçtikten sonra yazı işleri müdürü tarafından ret dilekçesi,
varsa karşı tarafın cevabı ve ekleri, dosya ile birlikte reddi istenen hâkime verilir.
Hâkim bir hafta içinde dosyayı inceler ve ret sebeplerinin kanuna uygun olup olmadığı
hakkındaki düşüncesini yazı ile bildirerek, dosyayı hemen merciine gönderilmek üzere
yazı işleri müdürüne verir.


(6) (Mülga:22/7/2020-7251/4
md.)


(7) (Mülga:22/7/2020-7251/4
md.)


(8) Hâkimi çekilmeye davet,
hâkimin reddi hükmündedir.


(9) (Mülga:22/7/2020-7251/4
md.)


 


Çekilme
kararının incelenmesi


MADDE 39- (1) Hâkim, taraflardan birinin ret talebi
üzerine veya kendiliğinden çekilme yönünde görüş bildirirse, ret talebini incelemeye
yetkili merci, bu çekilmenin kanuna uygun olup olmadığına karar verir.


 


Ret
talebini incelemeye yetkili merci


MADDE 40- (1) Hâkimin reddi talebi, reddi istenen
hâkim katılmaksızın mensup olduğu mahkemece incelenir.


(2) Reddedilen hâkimin katılmamasından
dolayı mahkeme toplanamıyor ya da mahkeme tek hâkimden oluşuyor ise ret talebi,
o yerde asliye hukuk hâkimliği görevini yapan diğer mahkeme veya hâkim tarafından
incelenir. O yerde, asliye hukuk hâkimliği görevi tek hâkim tarafından yerine getiriliyorsa,
o hâkim hakkındaki ret talebi, asliye ceza hâkimi varsa onun tarafından, yoksa en
yakın asliye hukuk mahkemesince incelenir.


(3) Sulh hukuk hâkimi reddedildiği
takdirde, ret talebi, o yerdeki diğer sulh hukuk hâkimi tarafından incelenir. O
yerde, sulh hukuk hâkimliği görevi tek hâkim tarafından yerine getiriliyorsa, o
hâkim hakkındaki ret talebi, bulunma sıralarına göre; o yerdeki sulh ceza hâkimi,
asliye hukuk hâkimi, asliye ceza hâkimi, bunların da bulunmaması hâlinde, en yakın
yerdeki sulh hukuk hâkimi tarafından incelenir.


(4) Bölge adliye mahkemesi
hukuk dairelerinin başkan ve üyelerinin reddi talebi, reddedilen başkan ve üye katılmaksızın
görevli olduğu dairece karara bağlanır. Hukuk dairelerinin toplanmasını engelleyecek
şekildeki toplu ret talepleri dinlenmez.


 


Ret
talebinin geri çevrilmesi


MADDE 41- (1) Hâkimin reddi talebi, aşağıdaki hâllerde
kabul edilmeyerek geri çevrilir:


a) Ret talebi süresinde yapılmamışsa.


b) Ret sebebi ve bu sebebe
ilişkin inandırıcı delil veya emare gösterilmemişse.


c) Ret talebinin davayı uzatmak
amacıyla yapıldığı açıkça anlaşılıyorsa.


(2) Bu
hâllerde ret talebi, toplu mahkemelerde reddedilen hâkimin müzakereye katılmasıyla;
tek hâkimli mahkemelerde ise reddedilen hâkimin kendisi tarafından geri çevrilir.


(3) İlk derece mahkemesinin bu kararlarına karşı istinaf yoluna,
bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerinin başkan ve üyeleri hakkındaki kararlarına
karşı da temyiz yoluna ancak hükümle birlikte başvurulabilir.


 


Ret
talebinin incelenmesi[6]


MADDE 42- (1) Hâkimin reddi talebine ilişkin karar,
dosya üzerinden inceleme yapılarak da verilebilir.


(2) (Ek:22/7/2020-7251/5
md.) Ret sebebi sabit olmasa bile, merci bunu muhtemel görürse, ret
talebini kabul edebilir.


(3) (Ek:22/7/2020-7251/5
md.) Ret sebepleri hakkında yemin teklif olunamaz.


(4) Reddi istenen hâkim, ret
hakkında merci tarafından karar verilinceye kadar o davaya bakamaz. Şu kadar ki,
gecikmesinde sakınca bulunan iş ve davalar bunun dışındadır. Daha önce hakkındaki
ret talebi mercice reddolunan hâkimin, aynı durum ve olaylara dayanarak yeniden
reddedilmesi hâli, hâkimin davaya bakmasına engel oluşturmaz.


(5) Ret talebinin merci tarafından
kabul edilmemesi hâlinde, reddi istenen hâkim davaya bakmaya devam eder.


(6) Ret talebinin, kötüniyetle
yapıldığının anlaşılması ve esas yönünden kabul edilmemesi hâlinde, talepte bulunanların
her biri hakkında beşyüz Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar disiplin para
cezasına hükmolunur.


(7) Hâkim hakkında aynı davada
aynı tarafça ileri sürülen ret talebinin reddi hâlinde verilecek disiplin para cezası,
bir önceki disiplin para cezasının iki katından az olamaz.


(8) Disiplin para cezasının
tahsili için, davaya bakan mahkeme, dosyanın geliş tarihinden başlayarak iki hafta içinde gereğini yapar.


 


Ret
talebine ilişkin kararlara karşı istinaf


MADDE 43- (1) Esas hüküm bakımından istinaf yolu
kapalı bulunan dava ve işlerde, hâkimin reddi talebiyle ilgili merci kararları kesindir.



(2) Esas hüküm bakımından
istinaf yolu açık bulunan dava ve işlerde ise ret talebi hakkındaki merci kararlarına
karşı (…) tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde istinaf yoluna başvurulabilir;
bu hâlde 347 nci madde hükmü uygulanmaz. Bölge adliye mahkemesinin
bu husustaki kararları kesindir.[7]


(3) Ret talebinin reddine ilişkin merci kararının bölge adliye
mahkemesince uygun bulunmayarak kaldırılması veya ret talebinin kabulüne ilişkin
merci kararının bölge adliye mahkemesince uygun bulunması hâlinde, ret sebebinin
doğduğu tarihten itibaren reddedilen hâkimce yapılmış olan ve ret talebinde bulunan
tarafça itiraz edilen esasa etkili işlemler, davaya daha sonra bakacak hâkim tarafından
iptal olunur.


 


Ret
talebine ilişkin kararların temyizi


MADDE 44- (1) Esas hüküm bakımından temyiz yolu
kapalı bulunan dava ve işlerde, bölge adliye mahkemesi başkan ve üyelerinin reddine
ilişkin bölge adliye mahkemesi kararları kesindir.


(2) Esas hüküm bakımından temyiz yolu açık bulunan dava ve işlerde
ise ret talebi hakkındaki karar, (…) tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde
temyiz edilebilir. Bu hâlde 347 nci madde hükmü uygulanmaz. Yargıtayın bu husustaki
kararı kesindir.[8]



(3) Bölge adliye mahkemesi hâkiminin reddine ilişkin talebin reddi
konusundaki kararın temyizi üzerine Yargıtayca bozulması veya ret talebinin kabulüne
ilişkin kararın Yargıtayca onanması hâlinde, ret sebebinin doğduğu tarihten itibaren
reddedilen hâkimce yapılmış olan ve ret talebinde bulunan tarafça itiraz edilen
esasa ilişkin işlemler, davaya daha sonra bakacak olan bölge adliye mahkemesi tarafından
iptal olunur.


 


Zabıt
kâtibinin yasaklılığı ve reddi


MADDE 45- (1) Davada görevli zabıt kâtibi hakkında
34 ve 36 ncı maddelerde düzenlenen sebeplerden birisiyle ret talebinde bulunulabilir.
Ret talebi, zabıt kâtibinin görev yaptığı mahkeme tarafından karara bağlanır. Bu
konuda verilecek kararlar kesindir.


(2) Zabıt kâtibi 34 üncü maddedeki
sebepleri bildirerek görevden çekinebilir. Bu hâlde gereken karar, görev yaptığı
mahkeme tarafından verilir.


(3) Zabıt
kâtibinin aynı işte hâkim ile birlikte reddi veya çekinmesinin istenmesi hâlinde,
hâkim hakkında ret veya çekinmeyi inceleyecek olan merci, her ikisi hakkında karar
verir.


 


İKİNCİ
AYIRIM


Hâkimin Hukuki Sorumluluğu


Devletin sorumluluğu ve
rücu


MADDE 46- (1) Hâkimlerin yargılama faaliyetinden
dolayı aşağıdaki sebeplere dayanılarak Devlet aleyhine tazminat davası açılabilir:


a) Kayırma veya taraf tutma
yahut taraflardan birine olan kin veya düşmanlık sebebiyle hukuka aykırı bir hüküm
veya karar verilmiş olması.


b) Sağlanan veya vaat edilen
bir menfaat sebebiyle kanuna aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması.


c) Farklı bir anlam yüklenemeyecek
kadar açık ve kesin bir kanun hükmüne aykırı karar veya hüküm verilmiş olması.


ç) Duruşma
tutanağında mevcut olmayan bir sebebe dayanılarak hüküm verilmiş olması.


d) Duruşma tutanakları ile
hüküm veya kararların değiştirilmiş yahut tahrif edilmiş veya söylenmeyen bir sözün
hüküm ya da karara etkili olacak şekilde söylenmiş gibi gösterilmiş ve buna dayanılarak
hüküm verilmiş olması.


e) Hakkın yerine getirilmesinden
kaçınılmış olması.


(2) Tazminat davasının açılması,
hâkime karşı bir ceza soruşturmasının yapılması yahut mahkûmiyet şartına bağlanamaz.


(3) Devlet, ödediği tazminat
nedeniyle, sorumlu hâkime ödeme tarihinden itibaren bir yıl içinde rücu eder.


 


Davaların
açılacağı mahkeme


MADDE 47- (1) (Değişik: 1/4/2015-6644/3 md.)
Devlet aleyhine açılan tazminat davası, ilk derece ve bölge adliye mahkemesi
hâkimlerinin fiil ve kararlarından dolayı, Yargıtay ilgili hukuk dairesinde; Yargıtay
Başkan ve üyeleri ile kanunen onlarla aynı konumda olanların fiil ve kararlarından
dolayı Yargıtay Dördüncü Hukuk Dairesinde ilk derece mahkemesi sıfatıyla görülür.
Dava, bu dairenin Başkan ve üyelerinin fiil ve kararlarından dolayı ise yargılama
Yargıtay Üçüncü Hukuk Dairesinde yapılır. Verilen kararların temyiz incelemesi Hukuk
Genel Kurulunca yapılır. Temyiz incelemesine, kararı veren başkan ile üyeler katılamaz.


(2) Devletin sorumlu hâkime
karşı açacağı rücu davası, tazminat davasını karara bağlamış olan mahkemede görülür.


 


Dava
dilekçesi ve davanın ihbarı


MADDE 48- (1) Tazminat davası dilekçesinde hangi
sorumluluk sebebine dayanıldığı ve delilleri açıkça belirtilir; varsa belgeler de
eklenir.


(2) Mahkeme, açılan tazminat
davasını, ilgili hâkime resen ihbar eder.


 


Davanın
reddi hâlinde verilecek ceza


MADDE 49- (1) Dava esastan reddedilirse davacı, beşyüz Türk Lirasından beşbin
Türk Lirasına kadar disiplin para cezasına mahkûm edilir.


 


DÖRDÜNCÜ
BÖLÜM


Taraflar ve Davaya Katılan Üçüncü Kişiler


 


BİRİNCİ AYIRIM


Tarafların Ehliyetleri


Taraf ehliyeti


MADDE 50-
(1)
Medenî haklardan yararlanma ehliyetine sahip olan, davada taraf ehliyetine de sahiptir.



 


Dava
ehliyeti


MADDE 51- (1) Dava ehliyeti, medenî
hakları kullanma ehliyetine göre belirlenir.


 


Davada
kanuni temsil


MADDE 52- (1) Medenî
hakları kullanma ehliyetine sahip olmayanlar davada kanuni temsilcileri, tüzel kişiler
ise yetkili organları tarafından temsil edilir.


 


Dava
takip yetkisi


MADDE 53- (1) Dava takip yetkisi, talep sonucu
hakkında hüküm alabilme yetkisidir. Bu yetki, kanunda belirtilen istisnai durumlar
dışında, maddi hukuktaki tasarruf yetkisine göre tayin edilir.


 


Temsil
veya izin belgelerinin verilmesi


MADDE
54 - (1) Kanuni temsilciler, davanın açılıp yürütülmesinin belli bir makamın iznine
bağlı olduğu hâllerde izin belgelerini, tüzel kişilerin organları ise temsil belgelerini,
dava veya cevap dilekçesiyle mahkemeye vermek zorundadırlar; aksi takdirde dava
açamaz ve yargılamayla ilgili hiçbir işlem yapamazlar. Şu kadar ki, gecikmesinde
sakınca bulunan hâllerde mahkeme, kanuni temsilcilerin veya tüzel kişilerin organlarının,
yukarıda belirtilen eksikliği gidermeleri şartıyla dava açmalarına yahut davayla
ilgili işlem yapmalarına izin verebilir.


(2) İzin belgesinin alınması
için mahkemeye müracaat edilmesi gerekiyorsa ilgiliye, müracaatı için kesin süre
verilir. Bu süre içinde mahkemeye başvurulması hâlinde bu konuda karar verilinceye
kadar beklenir.


(3) Süresi içinde belgelerin
ibraz edilmemesi veya mahkemeye başvurulmaması hâlinde, dava açılmamış veya gerçekleştirilen
işlemler yapılmamış sayılır.


 


Dava
sırasında taraflardan birinin ölümü


MADDE 55- (1) Taraflardan birinin ölümü hâlinde,
mirasçılar mirası kabul veya reddetmemişse, bu hususta kanunla belirlenen süreler
geçinceye kadar dava ertelenir. Bununla beraber hâkim, gecikmesinde sakınca bulunan
hâllerde, talep üzerine davayı takip için kayyım atanmasına karar verebilir.


 


Kanuni
temsilci atanması sebebiyle yargılamanın ertelenmesi


MADDE 56- (1) Taraflardan birinin vesayet altına
alınması veya kendisine yasal danışman atanması talebi mahkemece uygun bulunur ya
da mahkemece gerekli görülürse, bu konuda kesin bir karar verilinceye kadar yargılama
ertelenebilir.


(2) Taraflardan biri kanun
gereğince tedavi, gözlem veya koruma altına alınmış yahut başkalarıyla görüşmekten
yasaklanmış olup da kendisi veya vekilinin mahkemede bulunması mümkün değilse, o
kimse hakkında davayı takip için kayyım atanıncaya kadar yargılama ertelenebilir.



 


İKİNCİ
AYIRIM


Dava Arkadaşlığı


İhtiyari dava arkadaşlığı



MADDE 57- (1) Birden çok kişi, aşağıdaki hâllerde
birlikte dava açabilecekleri gibi aleyhlerine de birlikte dava açılabilir:


a) Davacılar veya davalılar
arasında dava konusu olan hak veya borcun, elbirliği ile mülkiyet dışındaki bir
sebeple ortak olması.


b) Ortak bir işlemle hepsinin
yararına bir hak doğmuş olması veya kendilerinin bu şekilde yükümlülük altına girmeleri.


c) Davaların temelini oluşturan
vakıaların ve hukuki sebeplerin aynı veya birbirine benzer olması.


 


İhtiyari
dava arkadaşlarının davadaki durumu


MADDE 58- (1) İhtiyari dava arkadaşlığında, davalar birbirinden
bağımsızdır. Dava arkadaşlarından her biri, diğerinden bağımsız olarak hareket eder.



 


Mecburi
dava arkadaşlığı


MADDE 59- (1) Maddi hukuka göre, bir hakkın birden
fazla kimse tarafından birlikte kullanılması veya birden fazla kimseye karşı birlikte
ileri sürülmesi ve tamamı hakkında tek hüküm verilmesi gereken hâllerde, mecburi
dava arkadaşlığı vardır.


 


Mecburi
dava arkadaşlarının davadaki durumu


MADDE 60- (1) Mecburi dava arkadaşları,
ancak birlikte dava açabilir veya aleyhlerine de birlikte dava açılabilir. Bu tür
dava arkadaşlığında, dava arkadaşları birlikte hareket etmek zorundadır. Ancak,
duruşmaya gelmiş olan dava arkadaşlarının yapmış oldukları usul işlemleri, usulüne
uygun olarak davet edildiği hâlde duruşmaya gelmemiş olan dava arkadaşları bakımından
da hüküm ifade eder.


 


ÜÇÜNCÜ
AYIRIM


Davanın İhbarı ve Davaya Müdahale


İhbar ve
şartları


MADDE 61- (1) Taraflardan biri davayı kaybettiği
takdirde, üçüncü kişiye veya üçüncü kişinin kendisine rücu edeceğini düşünüyorsa,
tahkikat sonuçlanıncaya kadar davayı üçüncü kişiye ihbar edebilir.


(2) Dava kendisine ihbar edilen
kişinin de aynı şartlarda bir başkasına ihbarda bulunması mümkündür ve bu şekilde
ihbar tevali ettirilebilir.


 


İhbarın
şekli


MADDE 62- (1) İhbar yazılı olarak yapılır; ihbar
sebebinin gerekçeleriyle birlikte açıklanması ve yargılamanın hangi aşamada bulunduğunun
belirtilmesi gerekir.


(2) Davanın ihbarı sebebiyle
yargılama bir başka güne bırakılamaz ve ihbarın tevali etmesi gibi zorunlu olan
durumlar dışında süre verilemez.


 


İhbarda
bulunulan kişinin durumu


MADDE 63- (1) Dava kendisine ihbar edilen kişi,
davayı kazanmasında hukuki yararı olan taraf yanında davaya katılabilir.


 


İhbarın
etkisi


MADDE 64- (1) İhbar edilen davada verilen hükmün
ihbar eden kişiye etkisi hakkında 69 uncu maddenin ikinci fıkrası hükmü
kıyasen uygulanır.


 


Asli
müdahale


MADDE 65- (1) Bir yargılamanın konusu olan hak
veya şey üzerinde kısmen ya da tamamen hak iddia eden üçüncü kişi, hüküm verilinceye
kadar bu durumu ileri sürerek, yargılamanın taraflarına karşı aynı mahkemede dava
açabilir.


(2) Asli müdahale davası ile
asıl yargılama birlikte yürütülür ve karara bağlanır.


 


Fer’î
müdahale


MADDE 66- (1) Üçüncü kişi, davayı kazanmasında
hukuki yararı bulunan taraf yanında ve ona yardımcı olmak amacıyla, tahkikat sona
erinceye kadar, fer’î müdahil olarak davada yer alabilir.


 


Fer’î
müdahale talebi ve incelenmesi


MADDE
67- (1) Müdahale talebinde bulunan üçüncü kişi, yanında katılmak istediği tarafı,
müdahale sebebini ve bunun dayanaklarını belirten bir dilekçeyle mahkemeye başvurur.


(2) Müdahale dilekçesi, davanın
taraflarına tebliğ edilir. Mahkeme, gerekirse taraflarla birlikte üçüncü kişiyi
de dinlemek üzere davet eder, gelmeseler dahi müdahale talebi hakkında karar verir.



 


Fer’î
müdahilin durumu


MADDE 68- (1) Müdahale talebinin kabulü hâlinde
müdahil, davayı ancak bulunduğu noktadan itibaren takip edebilir. Müdahil, yanında
katıldığı tarafın yararına olan iddia veya savunma vasıtalarını ileri sürebilir;
onun işlem ve açıklamalarına aykırı olmayan her türlü usul işlemlerini yapabilir.



(2) Mahkeme, katıldığı noktadan
itibaren, taraflara bildirilen işlemleri müdahile de tebliğ eder.


 


Fer’î
müdahalenin etkisi


MADDE 69- (1) Müdahilin de yer aldığı asıl davada
hüküm, taraflar hakkında verilir.


(2) Fer’î
müdahilin, tarafla rücu ilişkisinde, asıl davadaki uyuşmazlık hakkında yanlış karar
verildiği iddiası dinlenilmez. Ancak, müdahil, zamanında ihbar yapılmadığı
için davaya geç katıldığını veya yanında katıldığı tarafın iddia ve savunma imkânlarını
kullanmasını engellediğini ya da kendisince bilinmeyen iddia ve savunma imkânlarının,
tarafın ağır kusuru sebebiyle kullanılamadığını belirterek, yanında katıldığı tarafın
yargılamayı hatalı yürüttüğünü ileri sürebilir.


 


Cumhuriyet
savcısının davada yer alması


MADDE 70- (1) Cumhuriyet savcısı, kanunda açıkça
öngörülen hâllerde, hukuk davası açar veya açılmış olan hukuk davasında taraf olarak
yer alır.


(2) Cumhuriyet savcısı, resmî
dairenin bildirimine rağmen dava açmaz ise ihbar eden resmî daire, Cumhuriyet savcısının
yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza merkezine en yakın kıdemli asliye hukuk
mahkemesi hâkimine itiraz edebilir. Bu hususta 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı
Ceza Muhakemesi Kanununun 172 ve 173 üncü maddeleri kıyasen uygulanır.


(3) Cumhuriyet savcısının
yer aldığı dava ve işler üzerinde taraflar serbestçe tasarruf edemezler.


 


DÖRDÜNCÜ
AYIRIM


Davaya Vekâlet


Genel olarak


MADDE 71- (1) Dava ehliyeti bulunan herkes,
davasını kendisi veya tayin ettiği vekil aracılığıyla açabilir ve takip edebilir.



 


Davaya
vekâlet hakkında uygulanacak hükümler


MADDE 72- (1) Davanın vekil aracılığıyla açılması
ve takip edilmesinde, kanunlardaki özel hükümler saklı kalmak üzere, 22/4/1926 tarihli
ve 818 sayılı Borçlar Kanununun temsile ilişkin hükümleri uygulanır.


 


Davaya
vekâletin kanuni kapsamı


MADDE 73- (1) Davaya vekâlet, kanunda özel yetki
verilmesini gerektiren hususlar saklı kalmak üzere, hüküm kesinleşinceye kadar,
vekilin davanın takibi için gereken bütün işlemleri yapmasına, hükmün yerine getirilmesine,
yargılama giderlerinin tahsili ile buna ilişkin makbuz vermesine ve bu işlemlerin
tamamının kendisine karşı da yapılabilmesine ilişkin yetkiyi kapsar.


(2) Belirtilen bu yetkiyi
kısıtlamaya yönelik bütün sınırlandırıcı işlemler, karşı taraf yönünden geçersizdir.



 


Davaya
vekâlette özel yetki verilmesini gerektiren hâller


MADDE 74- (1) Açıkça yetki verilmemiş ise vekil;
sulh olamaz, hâkimi reddedemez, davanın tamamını ıslah edemez, yemin teklif edemez,
yemini kabul, iade veya reddedemez, başkasını tevkil edemez, haczi kaldıramaz, müvekkilinin
iflasını isteyemez, tahkim ve hakem sözleşmesi yapamaz, konkordato veya sermaye
şirketleri ve kooperatiflerin uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırılması teklifinde
bulunamaz ve bunlara muvafakat veremez, alternatif uyuşmazlık çözüm yollarına başvuramaz,
davadan veya kanun yollarından feragat edemez, karşı tarafı ibra ve davasını kabul
edemez, yargılamanın iadesi yoluna gidemez, hâkimlerin fiilleri sebebiyle Devlet
aleyhine tazminat davası açamaz, hangileri hakkında yetki verildiği açıklanmadıkça
kişiye sıkı sıkıya bağlı haklarla ilgili davaları açamaz ve takip edemez.


 


Birden
fazla vekil görevlendirilmesi


MADDE 75- (1) Dava için birden fazla vekil görevlendirilmiş
ise vekillerden her biri, vekâletten kaynaklanan yetkileri, diğerinden bağımsız
olarak kullanabilir. Aksi yöndeki sınırlamalar, karşı taraf bakımından geçersizdir.



 


Vekâletnamenin
ibrazı


MADDE 76- (1) Avukat, açtığı veya takip ettiği dava
ve işlerde, noter tarafından onaylanan ya da düzenlenen vekâletname aslını veya
avukat tarafından onaylanmış aslına uygun örneğini, dava yahut takip dosyasına konulmak
üzere ibraz etmek zorundadır.


(2) Kamu kurum ve kuruluşlarının
avukatlarına, yetkili amirleri tarafından usulüne uygun olarak düzenlenip verilmiş
olan temsil belgeleri de geçerli olup, ayrıca noterce onaylanmasına gerek yoktur.


 


Vekâletnamesiz
dava açılması ve işlem yapılması


MADDE 77- (1) Vekâletnamesinin aslını veya onaylı
örneğini vermeyen avukat, dava açamaz ve yargılamayla ilgili hiçbir işlem yapamaz.
Şu kadar ki, gecikmesinde zarar doğabilecek hâllerde mahkeme, vereceği kesin süre
içinde vekâletnamesini getirmek koşuluyla avukatın dava açmasına veya usul işlemlerini
yapmasına izin verebilir. Bu süre içinde vekâletname verilmez veya asıl taraf yapılan
işlemleri kabul ettiğini dilekçeyle mahkemeye bildirmez ise dava açılmamış veya
gerçekleştirilen işlemler yapılmamış sayılır.


(2) Vekâletnamesiz işlem yapmasına
izin verilen ancak haklı bir sebep olmaksızın süresi içinde vekâletname ibraz etmeyen
avukat, celse harcı ile diğer yargılama giderleri ve karşı tarafın uğradığı zararları
ödemeye mahkûm edilir. Bunu kötüniyetle yapan avukat aleyhine, ceza ve disiplin
soruşturması açılmasını sağlamak üzere, Cumhuriyet başsavcılığına ve vekilin bağlı
olduğu baro başkanlığına durum yazıyla bildirilir.


(3) Bir tarafın avukat tutmak
istemesi sebebiyle, yargılama hiçbir şekilde başka bir güne bırakılamaz.


(4) Avukatın istifa etmesi,
azledilmesi veya dosyayı incelememiş olması sebebiyle yargılama başka bir güne bırakılamaz.
Ancak, dosyanın incelenmemiş olması geçerli bir özre dayanıyorsa, hâkim bir defaya
mahsus olmak üzere, kısa bir süre verebilir. Verilen süre sonunda, dosya incelenmemiş
olsa bile davaya devam olunur.


 


Vekilin
vekâlet veren huzurundaki beyanı


MADDE 78- (1) Kendisinin de hazır olduğu duruşmada,
vekili tarafından yapılan açıklamalara derhâl ve açıkça itiraz etmeyen taraf, bu
açıklamalara rıza göstermiş sayılır.


 


Vekilin
veya vekâlet verenin duruşmada uygun olmayan tutum ve davranışı


MADDE
79- (1) Vekil, duruşma
sırasında uygun olmayan tutum ve davranışta bulunursa, hâkim tarafından uyarılır;
vekil uyarıya uymaz ve fiil disiplin suçu veya adlî suç teşkil eder nitelikte görülürse,
duruşma salonunda bulunan kişilerin kimlik bilgileri, adresleri de yazılarak olay
tutanağa geçirilir ve duruşma ertelenir. Vekil hakkında gerekli yasal işlem yapılmak
üzere mahkemece vekilin kayıtlı olduğu baroya ve gerekiyorsa Cumhuriyet başsavcılığına
bildirimde bulunulur.


(2) Davasını
kendisi takip eden kimse, duruşmada uygun olmayan tutum ve davranışta bulunursa,
hâkim kendisini uyarır; bu uyarılara uyulmaz ve gerekli görülürse kendisini vekil
ile temsil ettirmesine karar verip, hemen duruşma salonundan dışarıya çıkartılmasını
sağlar; vekil ile temsil ettirmemesi hâlinde, tarafın yokluğu hâlinde uygulanacak
hükümlere göre işlem yapılır.


 


Tarafın
davasını takip edebilecek ehliyette olmaması


MADDE 80- (1) Hâkim, taraflardan birisinin, davasını
bizzat takip edecek yeterlikte olmadığını görürse, ona uygun bir süre tanıyarak,
davasını vekil aracılığıyla takip etmesine karar verebilir. Verilen karara uymayan
taraf hakkında, yokluğu hâlindeki hükümlere göre işlem yapılır.


 


Vekilin azli ve istifasının şekli


MADDE 81- (1) Vekilin azli veya istifasının, mahkeme
ve karşı taraf bakımından hüküm ifade edebilmesi için, bu konudaki beyanın dilekçeyle
bildirilmesi veya tutanağa geçirilmesi ve gerektiğinde ilgilisine yapılacak tebligat
giderinin de peşin olarak ödenmesi zorunludur.


 


Vekilin
istifası


MADDE 82- (1) İstifa eden vekilin vekâlet görevi,
istifanın müvekkiline tebliğinden itibaren iki hafta
süreyle devam eder.


(2) Vekilin
istifa etmiş olması hâlinde, vekâlet veren davayı takip etmez ve başka bir vekil
de görevlendirmez ise tarafın yokluğu hâlinde uygulanacak hükümlere göre işlem yapılır.


(3) Yukarıdaki fıkralarda
yer alan hususlar, istifa eden vekilin istifa dilekçesi ile birlikte vekâlet verene
ihtaren bildirilir.


 


Vekilin
azli


MADDE 83- (1) Vekil ile takip edilen davada, vekilin
azli hâlinde vekâlet veren, davayı takip etmez ve iki hafta içinde bir başka vekil de görevlendirmez ise tarafın
yokluğu hâlinde uygulanacak hükümlere göre işlem yapılır.


 


BEŞİNCİ
BÖLÜM


Teminat


Teminat gösterilecek hâller


MADDE 84- (1) Aşağıdaki hâllerde davalı tarafın
muhtemel yargılama giderlerini karşılayacak uygun bir teminat gösterilir:


a) Türkiye’de mutad meskeni
olmayan Türk vatandaşının dava açması, davacı yanında davaya müdahil olarak katılması
veya takip yapması.


b) Davacının daha önceden
iflasına karar verilmiş, hakkında konkordato veya uzlaşma suretiyle yeniden yapılandırma
işlemlerinin başlatılmış bulunması; borç ödemeden aciz belgesinin varlığı gibi sebeplerle,
ödeme güçlüğü içinde bulunduğunun belgelenmesi.


(2) Davanın görülmesi sırasında
teminatı gerektiren durum ve koşulların ortaya çıkması hâlinde de mahkeme teminat
gösterilmesine karar verir.


(3) Mecburi dava ve takip
arkadaşlığında teminat gösterme yükümlülüğü, bu yükümlülüğün tüm davacılar bakımından
mevcut olması hâlinde doğar.


 


Teminat
gerektirmeyen hâller


MADDE 85- (1) Aşağıda sayılan hâllerde teminat istenemez:


a) Davacının adli yardımdan yararlanması.


b) Davacının, yurt içinde istenen teminatı
karşılamaya yeterli taşınmaz malının veya ayni teminatla güvence altına alınmış
bir alacağının bulunması.


c) Davanın, sırf küçüğün menfaatlerini
korumaya yönelik olarak açılmış olması.


ç) İlama bağlı alacak için ilamlı icra
takibi yapılmış olması.


 


Teminat
kararı


MADDE
86- (1) Yargılama giderlerini karşılayacak teminata, mahkemece kendiliğinden
karar verilir. Hâkim, teminat kararı vermeden önce tarafları veya müdahale talebinde
bulunan kişiyi dinleyebilir.


 


Teminatın
tutarı ve şekli


MADDE 87- (1) Bir davada verilecek teminatın tutarını
ve şeklini hâkim serbestçe tayin eder. Ancak, tarafların teminatın şeklini sözleşmeyle
kararlaştırmaları hâlinde, teminat ona göre belirlenir.


(2) Teminatı gerektiren durum
ve koşullarda değişiklik olması hâlinde, hâkim teminatın azaltılması, artırılması,
değiştirilmesi ya da kaldırılmasına karar verebilir.


 


Teminat
gösterilmemesinin sonuçları


MADDE 88- (1) Hâkim tarafından belirlenen kesin
süre içinde teminat gösterilmezse, dava usulden reddedilir.


(2) Müdahale talebinde bulunan
kişi, kesin süre içinde istenen teminatı vermezse, müdahale talebinden vazgeçmiş
sayılmasına karar verilir.


 


Teminatın
iadesi


MADDE 89- (1) Teminat gösterilmesini gerektiren
sebep ortadan kalktığı takdirde, ilgilinin talebi üzerine mahkeme, teminatın iadesine
karar verir.


 


ALTINCI
BÖLÜM


Süreler, Eski Hâle Getirme ve Adli Tatil



 


BİRİNCİ AYIRIM


Süreler


Sürelerin belirlenmesi

MADDE
90- (1) Süreler, kanunda belirtilir veya hâkim tarafından tespit edilir. Kanunda
belirtilen istisnai durumlar dışında, hâkim kanundaki süreleri artıramaz veya eksiltemez.



(2) Hâkim, kendisinin tespit
ettiği süreleri, haklı sebeplerle artırabilir veya eksiltebilir; gerekli gördüğü
takdirde, bu konudaki kararından önce tarafları da dinler.


 Sürelerin başlaması

MADDE 91- (1) Süreler, taraflara tebliğ tarihinden
veya kanunda öngörülen hâllerde, tefhim tarihinden itibaren işlemeye başlar.


 Sürelerin bitimi

MADDE 92- (1) Süreler gün olarak belirlenmiş ise
tebliğ veya tefhim edildiği gün hesaba katılmaz ve süre son günün tatil saatinde
biter.


(2) Süre; hafta, ay veya yıl
olarak belirlenmiş ise başladığı güne son hafta, ay veya yıl içindeki karşılık gelen
günün tatil saatinde biter. Sürenin bittiği ayda, başladığı güne karşılık gelen
bir gün yoksa, süre bu ayın son günü tatil saatinde biter.


 Tatil günlerinin etkisi

MADDE 93- (1) Resmî tatil günleri, süreye dâhildir.
Sürenin son gününün resmî tatil gününe rastlaması hâlinde, süre tatili takip eden
ilk iş günü çalışma saati sonunda biter.


 Kesin süre

MADDE 94- (1) Kanunun belirlediği süreler kesindir.



(2) (Değişik:22/7/2020-7251/6
md.) Hâkim, tayin ettiği sürenin kesin olduğuna karar verebilir. Bu takdirde
hâkim, tayin ettiği kesin süreye konu olan işlemi hiçbir duraksamaya yer vermeyecek
şekilde açıklar ve süreye uyulmamasının hukuki sonuçlarını açıkça tutanağa geçirerek
ihtar eder. Kesin olduğu belirtilmeyen süreyi geçirmiş olan taraf yeniden süre isteyebilir;
bu şekilde verilecek ikinci süre kesindir ve yeniden süre verilemez.


(3) Kesin süre içinde yapılması
gereken işlemi, süresinde yapmayan tarafın, o işlemi yapma hakkı ortadan kalkar.


 


İKİNCİ
AYIRIM


Eski Hâle Getirme


Talep

MADDE 95- (1) Elde olmayan sebeplerle, kanunda
belirtilen veya hâkimin kesin olarak belirlediği süre içinde bir işlemi yapamayan
kimse, eski hâle getirme talebinde bulunabilir.


(2) Süresinde yapılamayan
işlemle ulaşılmak istenen aynı sonuca, eski hâle getirme dışında, başka bir hukuki
yoldan ulaşılabiliyorsa, eski hâle getirme talebinde bulunulamaz.


 Süre

MADDE 96- (1) Eski hâle getirme, işlemin süresinde
yapılamamasına sebep olan engelin ortadan kalkmasından itibaren iki hafta içinde
talep edilmelidir.


(2) İlk derece ve istinaf
yargılamalarında, en geç nihai karar verilinceye kadar eski hâle getirme talebinde
bulunmak mümkündür. Ancak, nihai karar bir tarafın yokluğunda verilmişse, tahkikat
aşamasında kaçırılan süreler için kararın verilmesinden sonra da eski hâle getirme
talebinde bulunulabilir.


 

Talebin şekli ve kapsamı


MADDE 97- (1) Eski hâle getirme, dilekçeyle talep
edilir. Dilekçede, talebin dayandığı sebepler ile bunların delil veya emareleri
gösterilir. Süresinde yapılamayan işlemin de eski hâle getirme talebinde bulunmak
için öngörülen süre içinde yapılması zorunludur.


 


Talep ve inceleme mercii


MADDE 98- (1) Yapılamayan işlem için eski hâle
getirme, bu işlem hakkında hangi mahkemede inceleme yapılacak idiyse, o mahkemeden
talep edilir.


(2) Eski
hâle getirme, istinaf yoluna başvuru hakkının düşmesi hâlinde, bölge adliye mahkemesinden;
temyiz yoluna başvuru hakkının düşmesi hâlinde ise Yargıtaydan talep edilir.


 


Talebin yargılamaya ve
hükmün icrasına etkisi


MADDE 99- (1) Eski hâle getirme talebi, yargılamanın
ertelenmesini gerektirmez ve hükmün icrasına engel olmaz. Ancak, talebi inceleyen
mahkeme, talebi haklı görürse, teminat gösterilmek şartıyla, yargılamanın ertelenmesine
veya hükmün icrasının geri bırakılmasına karar verebilir. Mahkeme, gerektiğinde
teminat gösterilmeden de yargılamanın ertelenmesine veya icranın geri bırakılmasına
karar verebilir.


 


İnceleme ve karar


MADDE 100- (1) İlk derece mahkemeleri veya bölge
adliye mahkemelerinde eski hâle getirme talebi, ön sorunlar hakkındaki usule; Yargıtayda
ileri sürülecek eski hâle getirme talebi ise temyiz usulüne göre yapılır ve incelenir.


(2) Mahkeme, eski hâle getirme
talebinin kabulü hâlinde, hangi işlemlerin geçersiz hâle geldiğini kararında belirtir.
Islahla geçersiz kılınamayan işlemler, eski hâle getirme talebinden de etkilenmez.


 


Giderler


MADDE 101- (1) Eski hâle getirme talebi sebebiyle
ortaya çıkan giderler, talepte bulunan tarafa yükletilir. Ancak, karşı taraf eski
hâle getirme talebine karşı asılsız itirazlar ileri sürerek giderlerin artmasına
sebep olmuşsa, hâkim, giderlerin tümünün veya bir kısmının karşı tarafa yükletilmesine
karar verebilir.


 


ÜÇÜNCÜ
AYIRIM


Adli Tatil


Adli tatil süresi


MADDE 102- (Değişik: 8/8/2011-KHK-650/33
md.; İptal: Anayasa Mahkemesinin 18/7/2012 tarihli ve E.: 2011/113 K.: 2012/108
sayılı Kararı ile.; Yeniden düzenleme: 27/6/2013-6494/30 md.)


(1) Adli tatil, her yıl yirmi
temmuzda başlar, otuz bir ağustosta sona erer. Yeni adli yıl bir eylülde başlar.


 


Adli tatilde görülecek
dava ve işler


MADDE 103- (1) Adli tatilde, ancak aşağıdaki dava
ve işler görülür:


a) İhtiyati tedbir, ihtiyati
haciz ve delillerin tespiti gibi geçici hukuki koruma, deniz raporlarının alınması
ve dispeçci atanması talepleri ile bunlara karşı yapılacak itirazlar ve diğer başvurular
hakkında karar verilmesi.


b) Her çeşit nafaka davaları
ile soybağı, velayet ve vesayete ilişkin dava ya da işler.


c) Nüfus kayıtlarının düzeltilmesi
işleri ve davaları.


ç) Hizmet akdi veya iş sözleşmesi
sebebiyle işçilerin açtıkları davalar.


d) Ticari defterlerin kaybından
dolayı kayıp belgesi verilmesi talepleri ile kıymetli evrakın kaybından doğan iptal
işleri.


e) İflas ve konkordato ile
sermaye şirketleri ve kooperatiflerin uzlaşma suretiyle yeniden yapılandırılmasına
ilişkin işler ve davalar.


f) Adli tatilde yapılmasına
karar verilen keşifler.


g) Tahkim hükümlerine göre,
mahkemenin görev alanına giren dava ve işler.


ğ) Çekişmesiz yargı işleri.


h) Kanunlarda
ivedi olduğu belirtilen veya taraflardan birinin talebi üzerine, mahkemece ivedi
görülmesine karar verilen dava ve işler.


(2) Tarafların
anlaşması hâlinde veya dava bir tarafın yokluğunda görülmekte ise hazır olan tarafın
talebi üzerine, yukarıdaki iş ve davalara bakılması, adli tatilden sonraya bırakılabilir.


(3) Adli tatilde, yukarıdaki
fıkralarda gösterilenler dışında kalan dava ve işlerle ilgili olarak verilen dava,
karşı dava, istinaf ve temyiz dilekçeleri ile bunlara karşı verilen cevap dilekçelerinin
ve dosyası işlemden kaldırılan davaları yenileme dilekçelerinin alınması, ilam verilmesi,
her türlü tebligat, dosyanın başka bir mahkemeye, bölge adliye mahkemesine veya
Yargıtaya gönderilmesi işlemleri de yapılır.


(4) Bu madde hükümleri, bölge
adliye mahkemeleri ile Yargıtay incelemelerinde de uygulanır.


 


Adli tatilin sürelere etkisi


MADDE 104- (1) Adli tatile tabi olan dava ve işlerde,
bu Kanunun tayin ettiği sürelerin bitmesi tatil zamanına rastlarsa, bu süreler ayrıca
bir karara gerek olmaksızın adli tatilin bittiği günden itibaren bir hafta uzatılmış
sayılır.


 


İKİNCİ KISIM


Dava Çeşitleri, Dava Şartları ve İlk İtirazlar


 


BİRİNCİ BÖLÜM


Dava Çeşitleri


Eda davası


MADDE 105- (1) Eda davası yoluyla mahkemeden, davalının,
bir şeyi vermeye veya yapmaya yahut yapmamaya mahkûm edilmesi talep edilir.


 


Tespit davası


MADDE 106- (1) Tespit davası yoluyla, mahkemeden,
bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin
sahte olup olmadığının belirlenmesi talep edilir.


(2) Tespit davası açanın,
kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya
değer güncel bir yararı bulunmalıdır.


(3) Maddi vakıalar, tek başlarına
tespit davasının konusunu oluşturamaz.


 


Belirsiz alacak davası[9]


MADDE 107– (1) Davanın açıldığı tarihte alacağın
miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği
veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar
ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.


(2) (Değişik:22/7/2020-7251/7
md.) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya
değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından
tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın
genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir.
Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp
karara bağlanır.


(3) (Mülga:22/7/2020-7251/7
md.)


 


İnşaî dava


MADDE
108- (1) İnşaî dava yoluyla, mahkemeden, yeni bir hukuki durum yaratılması veya
mevcut bir hukuki durumun içeriğinin değiştirilmesi yahut onun ortadan kaldırılması
talep edilir.


(2) Bir inşaî hakkın, dava
yoluyla kullanılmasının zorunlu olduğu hâllerde, inşaî dava açılır.


(3) Kanunlarda aksi belirtilmedikçe,
inşaî hükümler, geçmişe etkili değildir.


 


Kısmi dava


MADDE 109- (1) Talep konusunun niteliği itibarıyla
bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir.


(2) (Mülga: 1/4/2015-6644/4
md.)


(3) Dava açılırken, talep
konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava
açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez.


 


Davaların yığılması


MADDE 110- (1) Davacı, aynı davalıya karşı olan,
birbirinden bağımsız birden fazla asli talebini, aynı dava dilekçesinde ileri sürebilir.
Bunun için, birlikte dava edilen taleplerin tamamının aynı yargı çeşidi içinde yer
alması ve taleplerin tümü bakımından ortak yetkili bir mahkemenin bulunması şarttır.


 


Terditli dava


MADDE 111- (1) Davacı, aynı davalıya karşı birden
fazla talebini, aralarında aslilik-ferîlik ilişkisi kurmak suretiyle, aynı dava
dilekçesinde ileri sürebilir. Bunun için, talepler arasında hukuki veya ekonomik
bir bağlantının bulunması şarttır.


(2) Mahkeme, davacının asli
talebinin esastan reddine karar vermedikçe, fer’î talebini inceleyemez ve hükme
bağlayamaz.


 


Seçimlik dava


MADDE 112- (1) Seçimlik borçlarda, seçim hakkı kendisine
ait olan borçlu veya üçüncü kişinin bu hakkı kullanmaktan kaçınması hâlinde, alacaklı
seçimlik dava açabilir.


(2) Seçimlik davada mahkeme,
talebin hukuka uygun olduğu sonucuna varırsa, seçimlik mahkûmiyet hükmü verir.


(3) Seçimlik mahkûmiyet hükmünü
cebrî icraya koyan alacaklı, takibinin konusunu, mahkûmiyet hükmünde yer alan edimlerden
birine hasretmek zorundadır. Ancak, bu durum, borçlunun, diğer edimi ifa etmek suretiyle
borcundan kurtulma hakkını ortadan kaldırmaz.


 


Topluluk davası


MADDE 113- (1) Dernekler ve diğer tüzel kişiler,
statüleri çerçevesinde, üyelerinin veya mensuplarının yahut temsil ettikleri kesimin
menfaatlerini korumak için, kendi adlarına, ilgililerin haklarının tespiti veya
hukuka aykırı durumun giderilmesi yahut ilgililerin gelecekteki haklarının ihlal
edilmesinin önüne geçilmesi için dava açabilir.


 


İKİNCİ BÖLÜM


Dava Şartları ve İlk İtirazlar


 


BİRİNCİ AYIRIM


Dava Şartları


Dava şartları


MADDE 114- (1) Dava şartları şunlardır:


a) Türk mahkemelerinin yargı
hakkının bulunması.


b) Yargı yolunun caiz olması.


c) Mahkemenin görevli olması.



ç) Yetkinin kesin olduğu hâllerde,
mahkemenin yetkili bulunması.


d) Tarafların, taraf ve dava
ehliyetine sahip olmaları; kanuni temsilin söz konusu olduğu hâllerde, temsilcinin
gerekli niteliğe sahip bulunması.


e) Dava takip yetkisine sahip
olunması.


f) Vekil aracılığıyla takip
edilen davalarda, vekilin davaya vekâlet ehliyetine sahip olması ve usulüne uygun
düzenlenmiş bir vekâletnamesinin bulunması.


g) Davacının yatırması gereken
gider avansının yatırılmış olması.


ğ) Teminat gösterilmesine
ilişkin kararın gereğinin yerine getirilmesi.


h) Davacının, dava açmakta
hukuki yararının bulunması.


ı) Aynı davanın, daha önceden
açılmış ve hâlen görülmekte olmaması.


i) Aynı davanın, daha önceden
kesin hükme bağlanmamış olması.


(2) Diğer kanunlarda yer alan
dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır.


 


Dava şartlarının incelenmesi


MADDE
115- (1) Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında
kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler.


(2) Mahkeme, dava şartı noksanlığını
tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının
giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde
dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden
reddeder.


(3) Dava şartı noksanlığı,
mahkemece, davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş
ve fakat hüküm anında bu noksanlık giderilmişse, başlangıçtaki dava şartı noksanlığından
ötürü, dava usulden reddedilemez.


 


İKİNCİ
AYIRIM


İlk İtirazlar


Konusu


MADDE 116- (1) İlk itirazlar aşağıdakilerden ibarettir:


a) Kesin yetki kuralının bulunmadığı
hâllerde yetki itirazı.


b) Uyuşmazlığın tahkim yoluyla
çözümlenmesi gerektiği itirazı.


c) (Mülga:22/7/2020-7251/8
md.)


 


İleri sürülmesi ve incelenmesi


MADDE 117- (1) İlk itirazların hepsi cevap dilekçesinde
ileri sürülmek zorundadır; aksi hâlde dinlenemez.


(2) İlk itirazlar, dava şartlarından
sonra incelenir.


(3) İlk itirazlar, ön sorunlar
gibi incelenir ve karara bağlanır.


 


ÜÇÜNCÜ KISIM


Yazılı Yargılama Usulü


 


BİRİNCİ BÖLÜM


Davanın Açılması


Davanın açılma zamanı


MADDE 118- (1) Dava, dava dilekçesinin kaydedildiği tarihte
açılmış sayılır. Dava dilekçesine davalı sayısı kadar örnek eklenir.


(2) Dava dilekçesinin kaydına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikte
belirlenir.


 


Dava
dilekçesinin içeriği


MADDE 119- (1) Dava dilekçesinde aşağıdaki hususlar
bulunur:


a) Mahkemenin adı.


b) Davacı ile davalının adı,
soyadı ve adresleri.


c) Davacının Türkiye Cumhuriyeti
kimlik numarası.


ç) Varsa tarafların kanuni
temsilcilerinin ve davacı vekilinin adı, soyadı ve adresleri.


d) Davanın konusu ve malvarlığı
haklarına ilişkin davalarda, dava konusunun değeri.


e) Davacının
iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri.


f) İddia edilen her bir vakıanın
hangi delillerle ispat edileceği.


g) Dayanılan hukuki sebepler.


ğ) Açık bir şekilde talep
sonucu.


h) Davacının, varsa kanuni
temsilcisinin veya vekilinin imzası.


(2) Birinci fıkranın (a),
(d), (e), (f) ve (g) bentleri dışında kalan hususların eksik olması hâlinde, hâkim
davacıya eksikliği tamamlaması için bir haftalık kesin süre verir. Bu süre içinde
eksikliğin tamamlanmaması hâlinde dava açılmamış sayılır.


 


Harç ve gider avansının
ödenmesi[10][11]


MADDE 120- (1) Davacı, yargılama harçları ile her
yıl Adalet Bakanlığınca çıkarılacak gider avansı tarifesinde belirlenecek olan tutarı,
dava açarken mahkeme veznesine yatırmak zorundadır.


(2) Avansın yeterli olmadığının
dava sırasında anlaşılması hâlinde, mahkemece, bu eksikliğin tamamlanması için davacıya
iki haftalık kesin süre verilir.


(3) (Ek:22/7/2020-7251/9
md.) Taraflardan her birinin ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen
delil avansına ilişkin 324 üncü madde hükümleri saklıdır.


 


Belgelerin birlikte verilmesi


MADDE 121- (1) Dava dilekçesinde gösterilen ve davacının
elinde bulunan belgelerin asıllarıyla birlikte harç ve vergiye tabi olmaksızın davalı
sayısından bir fazla düzenlenmiş örneklerinin veya sadece örneklerinin dilekçeye
eklenerek, mahkemeye verilmesi ve başka yerlerden getirtilecek belge ve dosyalar
için de bunların bulunabilmesini sağlayıcı açıklamanın dilekçede yer alması zorunludur.


 


Dava
dilekçesinin tebliği


MADDE
122- (1) Dava dilekçesi, mahkeme tarafından davalıya tebliğ edilir. Davalının
iki hafta içinde davaya cevap verebileceği
tebliğ zarfında gösterilir.


 


Davanın
geri alınması


MADDE 123- (1) Davacı, hüküm kesinleşinceye
kadar, ancak davalının açık rızası ile davasını geri alabilir. (Ek cümle:22/7/2020-7251/10
md.) Bu takdirde davanın açılmamış sayılmasına karar verilir.


 


Tarafta
iradî değişiklik


MADDE 124- (1) Bir davada taraf değişikliği, ancak
karşı tarafın açık rızası ile mümkündür.


(2) Bu konuda kanunlarda yer
alan özel hükümler saklıdır.


(3) Ancak, maddi bir hatadan
kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebi, karşı
tarafın rızası aranmaksızın hâkim tarafından kabul edilir.


(4) Dava dilekçesinde tarafın
yanlış veya eksik gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanıyorsa, hâkim
karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebilir. Bu
durumda hâkim, davanın tarafı olmaktan çıkarılan ve aleyhine dava açılmasına sebebiyet
vermeyen kişi lehine yargılama giderlerine hükmeder.


 


Dava
konusunun devri


MADDE 125- (1) Davanın açılmasından sonra, davalı
taraf, dava konusunu üçüncü bir kişiye devrederse, davacı aşağıdaki yetkilerden
birini kullanabilir:


a) İsterse, devreden tarafla
olan davasından vazgeçerek, dava konusunu devralmış olan kişiye karşı davaya devam
eder. Bu takdirde dava davacı lehine sonuçlanırsa, dava konusunu devreden ve devralan
yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olur.[12]


b) İsterse, davasını devreden
taraf hakkında tazminat davasına dönüştürür.


(2) Davanın açılmasından sonra,
dava konusu davacı tarafından devredilecek olursa, devralmış olan kişi, görülmekte
olan davada davacı yerine geçer ve dava kaldığı yerden itibaren devam eder. (Ek cümle:22/7/2020-7251/11 md.) Bu takdirde
dava davacı aleyhine sonuçlanırsa, dava konusunu devreden ve devralan yargılama
giderlerinden müteselsilen sorumlu olur.


 


İKİNCİ
BÖLÜM


Cevap Dilekçesi


Cevap dilekçesinin verilmesi


MADDE
126- (1) Davalı, cevap dilekçesini, davanın açılmış olduğu mahkemeye verir.


(2) Cevap dilekçesine davacı
sayısı kadar örnek eklenir.


(3) Cevap dilekçesi, havale
edildiği tarihte verilmiş sayılır.


(4) Cevap dilekçesinin örneği
mahkeme tarafından davacıya tebliğ edilir.


 


Cevap
dilekçesini verme süresi


MADDE 127- (1) Cevap dilekçesini verme süresi, dava
dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren iki haftadır. Ancak, durum ve koşullara
göre cevap dilekçesinin bu süre içinde hazırlanmasının çok zor yahut imkânsız olduğu
durumlarda, yine bu süre zarfında mahkemeye başvuran davalıya, cevap süresinin bitiminden
itibaren işlemeye başlamak, bir defaya mahsus olmak ve bir ayı geçmemek üzere ek
bir süre verilebilir. Ek cevap süresi talebi hakkında verilen karar taraflara derhâl
bildirilir.[13]


 


Süresinde
cevap dilekçesi verilmemesinin sonucu


MADDE 128- (1) Süresi içinde cevap dilekçesi vermemiş
olan davalı, davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıaların tamamını inkâr
etmiş sayılır.


 


Cevap
dilekçesinin içeriği


MADDE 129- (1) Cevap dilekçesinde aşağıdaki
hususlar bulunur:


a) Mahkemenin adı.


b) Davacı ile davalının adı,
soyadı ve adresleri; davalı yurt dışında ise açılan dava ile ilgili işlemlere esas
olmak üzere yurt içinde göstereceği bir adres.


c) Davalının Türkiye Cumhuriyeti
kimlik numarası.


ç) Varsa, tarafların kanuni
temsilcilerinin ve davacı vekilinin adı, soyadı ve adresleri.


d) Davalının savunmasının
dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri.


e) Savunmanın dayanağı olarak ileri
sürülen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceği.


f) Dayanılan hukuki sebepler.


g) Açık bir şekilde talep sonucu.


ğ) Davalının veya varsa kanuni temsilcisinin yahut vekilinin imzası.


(2) 121 inci madde hükmü cevap
dilekçesi hakkında da uygulanır.


 


Cevap
dilekçesinde eksiklik bulunması


MADDE 130- (1) 129 uncu maddenin birinci fıkrasının (a), (b), (c), (ç)
ve (ğ) bentlerinin cevap dilekçesinde eksik olması hâlinde, bunun
giderilmesi için hâkim tarafından bir haftalık süre verilir; eksikliğin bu süre
zarfında da giderilmemesi hâlinde cevap dilekçesi verilmemiş sayılır.


 


Cevap
dilekçesi verilmesinin sonucu


MADDE 131- (1) Cevap dilekçesinin verilmesinden
sonra, cevap süresi dolmamış olsa bile ilk itirazlar ileri sürülemez.


 Karşı dava açılabilmesinin şartlarıMADDE 132- (1) Karşı dava açılabilmesi için;a) Asıl davanın açılmış ve hâlen görülmekte olması,b) Karşı davada ileri sürülecek olan talep ile asıl davada ileri sürülen talep arasında takas veya mahsup ilişkisinin bulunması yahut bu davalar arasında bağlantının mevcut olması,şarttır.(2) Belirtilen bu şartlar gerçekleşmeden karşı dava açılacak olursa, mahkeme, talep üzerine yahut resen, karşı davanın asıl davadan ayrılmasına; gerekiyorsa dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesine karar verir.(3) Karşı davaya karşı, dava açılamaz. Karşı davanın açılması ve süresiMADDE 133- (1) Karşı dava, cevap dilekçesiyle veya esasa cevap süresi içinde ayrı bir dilekçe verilmek suretiyle açılır.(2) Süresinden sonra karşı dava açılması hâlinde, mahkeme davaların ayrılmasına karar verir.  Asıl davanın sona ermesi

MADDE 134- (1) Asıl davanın herhangi bir sebeple
sona ermesi, karşı davanın görülüp karara bağlanmasına engel oluşturmaz.


 Uygulanacak hükümlerMADDE 135- (1) Bu Kanunun dava ile ilgili hükümleri, aksine özel düzenleme bulunmayan hâllerde, karşı dava hakkında da uygulanır.

 


ÜÇÜNCÜ
BÖLÜM


Cevaba Cevap ve İkinci Cevap Dilekçesi


Tarafların ikinci dilekçeleri


MADDE 136- (1) Davacı, cevap dilekçesinin kendisine
tebliğinden itibaren iki hafta içinde cevaba cevap dilekçesi; davalı da davacının
cevabının kendisine tebliğinden itibaren iki hafta içinde ikinci cevap dilekçesi
verebilir.


(2) Davacının cevaba cevap,
davalının da ikinci cevap dilekçesi hakkında, dava ve cevap dilekçelerine ilişkin
hükümler, niteliğine aykırı düşmediği sürece kıyasen uygulanır.


 


DÖRDÜNCÜ
BÖLÜM


Ön İnceleme


Ön incelemenin kapsamı


MADDE 137- (1) Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden
sonra ön inceleme yapılır. Mahkeme ön incelemede; dava şartlarını ve ilk itirazları
inceler, uyuşmazlık konularını tam olarak belirler, hazırlık işlemleri ile tarafların
delillerini sunmaları ve delillerin toplanması için gereken işlemleri yapar, tarafların
üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği davalarda onları sulhe veya arabuluculuğa
teşvik eder ve bu hususları tutanağa geçirir.[14]


(2) Ön inceleme tamamlanmadan
ve gerekli kararlar alınmadan tahkikata geçilemez ve tahkikat için duruşma günü
verilemez.


 


Dava
şartları ve ilk itirazlar hakkında karar


MADDE 138- (1) Mahkeme, öncelikle dava şartları
ve ilk itirazlar hakkında dosya üzerinden karar verir; gerektiği takdirde kararını
vermeden önce, bu konuda tarafları ön inceleme duruşmasında dinleyebilir.


 


Ön inceleme
duruşmasına davet


MADDE
139- (1) Mahkeme, dilekçelerin karşılıklı verilmesinden ve yukarıdaki maddelerde
belirtilen incelemeyi tamamladıktan sonra, ön inceleme için bir duruşma günü tespit
ederek taraflara bildirir. (Değişik cümle:22/7/2020-7251/13 md.) Çıkarılacak
davetiyede aşağıdaki hususlar ihtar edilir:


a) Duruşma davetiyesine ve
sonuçlarına ilişkin diğer hususlar.


b) Tarafların sulh için gerekli
hazırlığı yapmaları.


c) Duruşmaya sadece taraflardan
birinin gelmesi ve yargılamaya devam etmek istemesi durumunda gelmeyen tarafın yokluğunda
yapılan işlemlere itiraz edemeyeceği.


ç) Davetiyenin
tebliğinden itibaren iki haftalık kesin süre içinde tarafların dilekçelerinde gösterdikleri,
ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek
belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları, bu hususların
verilen süre içinde yerine getirilmemesi hâlinde o delile dayanmaktan vazgeçmiş
sayılacaklarına karar verileceği.


 


Ön inceleme duruşması[15]


MADDE 140- (1) Hâkim, ön inceleme duruşmasında,
dava şartları ve ilk itirazlar hakkında karar verebilmek için gerekli görürse tarafları
dinler; daha sonra, tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve
anlaşamadıkları hususları tek tek tespit eder.


(2) Uyuşmazlık konularının
tespitinden sonra hâkim, tarafları sulh ve arabuluculuğun esasları, süreci ve hukuki
sonuçları hakkında aydınlatarak sulhe veya arabuluculuğa teşvik eder; bu konuda
sonuç alınacağı kanaatine varırsa, bir defaya mahsus olmak üzere yeni bir duruşma
günü tayin eder.[16]


(3) Ön
inceleme duruşmasının sonunda, tarafların sulh veya arabuluculuk faaliyetinden bir
sonuç alıp almadıkları, sonuç alamadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden
ibaret olduğu tutanakla tespit edilir. Bu tutanağın altı, duruşmada hazır bulunan
taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür.


(4) Ön inceleme tek duruşmada
tamamlanır. Zorunlu olan hâllerde bir defaya mahsus olmak üzere yeni bir duruşma
günü tayin edilir.


(5) (Değişik:22/7/2020-7251/14
md.) 139 uncu madde uyarınca yapılan ihtara rağmen dilekçelerinde gösterdikleri
belgeleri sunmayan veya belgelerin getirtilmesi için gerekli açıklamayı yapmayan
tarafın bu delillere dayanmaktan vazgeçmiş sayılmasına karar verilir.


 


İddia
ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi


MADDE 141- (1) (Değişik:22/7/2020-7251/15 md.)
Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe iddia veya
savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden
sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez.


(2) İddia ve savunmanın genişletilip
değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır.



 


Süreler
hakkında karar


MADDE
142- (1) Ön inceleme duruşması tamamlandıktan sonra, hâkim tahkikata başlamadan
önce, hak düşürücü süreler ile zamanaşımı hakkındaki itiraz ve def’ileri inceleyerek
karara bağlar.


 


BEŞİNCİ
BÖLÜM


Tahkikat ve Tahkikat Sırasındaki Özel
Durumlar


 


BİRİNCİ AYIRIM


Tahkikat


Tahkikatın konusu


MADDE 143- (1) Tarafların davada ileri sürdükleri
bütün iddia ve savunmalar birlikte incelenir.


(2) Hâkim, muhakemeyi basitleştirmek
veya kısaltmak için resen veya taraflardan birinin talebi üzerine tahkikatın her
aşamasında iddia veya savunmalardan birinin veya bir kısmının diğerinden önce incelenmesine
karar verebilir.


 


Tarafların
dinlenilmesi


MADDE 144- (1) Tahkikat aşamasında mahkeme, her iki
tarafı usulüne uygun olarak davet edip, davada ileri sürülen vakıalar hakkında dinleyebilir.


(2) Mahkemenin, dinlenilmek
üzere mahkemeye gelmeleri için iki tarafa vereceği süre iki haftadan az olamaz. Bu süre, gerektiğinde, mahkemece resen
veya iki taraftan birinin talebi üzerine uzatılabileceği gibi kısaltılabilir.



 


Sonradan
delil gösterilmesi


MADDE 145- (1) Taraflar, Kanunda belirtilen süreden
sonra delil gösteremezler. Ancak bir delilin sonradan ileri sürülmesi yargılamayı
geciktirme amacı taşımıyorsa veya süresinde ileri sürülememesi ilgili tarafın kusurundan
kaynaklanmıyorsa, mahkeme o delilin sonradan gösterilmesine izin verebilir.


 


Mevcut delillerle davanın aydınlanması



MADDE 146- (1) Mahkeme, taraflarca gösterilmiş
olan delillerin incelenmesinden sonra, davanın muhakeme ve hüküm için yeterli
derecede aydınlandığını anlarsa, tahkikatın bittiğini kendilerine bildirir.


 


İKİNCİ
AYIRIM


Duruşma


Tarafların duruşmaya daveti[17]


MADDE 147- (1) Taraflar, ön inceleme aşamasının
tamamlanmasından sonra tahkikat ve sözlü yargılama için duruşmaya davet edilir.


(2) Taraflara gönderilecek
davetiyede, belirlenen gün ve saatte geçerli bir özrü olmadan mahkemede hazır bulunmadıkları
takdirde, duruşmaya yokluklarında devam edileceği ve yapılan işlemlere itiraz edemeyecekleri,
tahkikatın sona erdiği duruşmada sözlü yargılamaya geçileceği, sözlü yargılama için
duruşmanın ertelenmesi hâlinde taraflara ayrıca davetiye gönderilmeyeceği ve 150
nci madde hükmü saklı kalmak kaydıyla, yokluklarında hüküm verileceği bildirilir.


 


Mahkemenin
çalışma zamanı


MADDE 148- (1) Mahkemeler, resmî çalışma gün ve saatlerinde
görev yaparlar. Ancak, zorunluluk veya gecikmesinde zarar olan hâllerde, keşif,
delillerin tespiti ve günlük duruşma listesinde yazılı işler gibi işlemlerin, resmî
tatil günlerinde veya çalışma saatlerinin dışında da yapılmasına karar verilebilir.


 


Ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla veya başka
yerde duruşma icrası


MADDE
149- (Başlığı ile Birlikte Değişik:22/7/2020-7251/17 md.)


(1)
Mahkeme, taraflardan birinin talebi üzerine talep eden tarafın veya vekilinin,
aynı anda ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla bulundukları yerden duruşmaya katılmalarına
ve usul işlemleri yapabilmelerine karar verebilir.


(2)
Mahkeme resen veya taraflardan birinin talebi üzerine; tanığın, bilirkişinin veya
uzmanın aynı anda ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla bulundukları yerden dinlenilmesine
karar verebilir.


(3)
Mahkeme, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri dava ve işlerde ilgililerin,
aynı anda ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla bulundukları yerden dinlenilmesine
resen karar verebilir.


(4)
Mahkeme, fiilî engel veya güvenlik sebebiyle duruşmanın il sınırları içinde başka
bir yerde yapılmasına, yargı çevresi içinde yer aldığı bölge adliye mahkemesi adalet
komisyonunun uygun görüşünü alarak karar verebilir.


(5)
Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikte belirlenir.


 


Tarafların
duruşmaya gelmemesi, sonuçları ve davanın açılmamış sayılması


MADDE 150- (1) Usulüne uygun şekilde davet edilmiş
olan taraflar, duruşmaya gelmedikleri veya gelip de davayı takip etmeyeceklerini
bildirdikleri takdirde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilir.


(2)
Usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflardan biri duruşmaya gelir, diğeri
gelmezse, gelen tarafın talebi üzerine, yargılamaya gelmeyen tarafın yokluğunda
devam edilir veya dosya işlemden kaldırılır. Geçerli bir özrü olmaksızın duruşmaya
gelmeyen taraf, yokluğunda yapılan işlemlere itiraz edemez.


(3)
Duruşma gününün belli edilmesi için tarafların başvurması gereken hâllerde gün tespit
ettirilmemişse, son işlem tarihinden başlayarak bir ay geçmekle dosya işlemden kaldırılır.


(4)
Dosyası işlemden kaldırılmış olan dava, işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak
üç ay içinde taraflardan birinin dilekçe ile başvurusu üzerine yenilenebilir. Yenileme
dilekçesi, duruşma gün, saat ve yeri ile birlikte taraflara tebliğ edilir. Dosyanın
işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak bir ay geçtikten sonra yenileme talebinde
bulunulursa, yeniden harç alınır, bu harç yenileyen tarafça ödenir ve karşı tarafa
yüklenemez. Bu şekilde harç verilerek yenilenen dava, eski davanın devamı sayılır.



(5)
İşlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde yenilenmeyen davalar, sürenin
dolduğu gün itibarıyla açılmamış sayılır ve mahkemece kendiliğinden karar verilerek
kayıt kapatılır.


(6)
İşlemden kaldırılmasına karar verilmiş ve sonradan yenilenmiş olan dava, ilk yenilenmeden
sonra bir defadan fazla takipsiz bırakılamaz. Aksi hâlde dava açılmamış sayılır.



(7) Hangi sebeple olursa olsun açılmamış sayılan davadaki talep
dahi vaki olmamış sayılır.


 


Duruşma düzeni


MADDE 151- (1) Hâkim, duruşmanın düzenini bozan kimseyi, bunu yapmaktan men
eder ve gerekirse, avukatlar hariç, derhâl duruşma salonundan çıkarılmasını emreder.


(2) Bir kimse, ihtara rağmen mahkemenin düzenini bozar veya mahkeme
huzurunda uygun olmayan bir söz söylemeye veya davranışta bulunmaya devam ederse
derhâl yakalanır ve hakkında dört güne kadar disiplin hapsi uygulanır. Bu fıkra
hükmü avukatlar hakkında uygulanmaz.


(3) Mahkemenin düzenini bozan eylem veya
mahkeme huzurunda söylenen uygun olmayan söz veya
davranış, ayrıca bir suç oluşturuyor ise bu durum bir tutanak ile Cumhuriyet başsavcılığına
gönderilir ve gerekiyorsa, avukatlar hariç, fiili işleyenin tutuklanmasına da karar
verilir.


 


Soru yöneltme


MADDE 152- (1) Duruşmaya katılan taraf vekilleri; tanıklara,
bilirkişilere ve duruşmaya çağrılan diğer kişilere, duruşma disiplinine uygun olarak
doğrudan soru yöneltebilirler. Taraflar ise hâkim aracılığıyla soru sorabilirler.
Yöneltilen soruya itiraz edildiğinde, sorunun yöneltilmesinin gerekip gerekmediğine
hâkim karar verir.


(2) Toplu mahkemelerde,
hâkimlerden her biri, birinci fıkrada belirtilen kişilere soru sorabilir.


 


Kayıt
ve yayın yasağı


MADDE 153- (1)
Duruşma sırasında fotoğraf çekilemez ve hiçbir şekilde ses ve görüntü kaydı
yapılamaz. Ancak, dava dosyasında saklı kalmak kaydıyla, yargılamanın zorunlu kıldığı
hâllerde, mahkemece çekim yapılabilir ve kayıt alınabilir. Bu şekilde yapılan çekim
ve kayıtlar ile kişilik haklarını ilgilendiren konuları içeren dava dosyası içindeki
her türlü belge ve tutanak, mahkemenin ve ilgili kişilerin açık izni olmadıkça hiçbir
yerde yayımlanamaz.


(2)
Duruşma sırasında bu yasağa aykırı davranan kişi hakkında 151 inci madde
hükmü uygulanır.


(3) Kayıt ve yayın yasağına aykırı davranan kişi hakkında,
ayrıca Türk Ceza Kanununun 286 ncı maddesi hükümleri uygulanır.


 


Tutanak


MADDE
154-
(1) Hâkim, tahkikat ve yargılama işlemlerinin icrasıyla, iki tarafın ve diğer ilgililerin
sözlü açıklamalarını, gerekirse özet olarak zabıt kâtibi aracılığıyla tutanağa kaydettirir.


(2)
Taraflar veya diğer ilgililer sözlü açıklamalarını hâkimin izniyle doğrudan da tutanağa
yazdırabilir.


(3)
Aşağıdaki hususlar mutlak olarak tutanağa yazılır:


a)
Mahkemenin adı, duruşmanın açıldığı yer, gün ve saat.


b)
Hâkim, zabıt kâtibi, hazır bulunan taraflar ve varsa vekilleri, kanuni temsilcileri,
fer’î müdahil ve tercümanın ad ve soyadları.


c)
Yargılamanın aleni ya da gizli yapıldığı.


ç)
Beyanda bulunana okunmak ve imzası alınmak kaydıyla ikrar, yeminin edası, davanın
geri alınmasına muvafakat, davadan feragat, davayı kabule ilişkin beyanlar
ve sulh müzakereleri ile sonucu.


d)
Beyanda bulunana okunmak kaydıyla taraf, tanık, bilirkişi veya uzman kişi beyanı.


e)
Duruşma dışında yapılan işlemlerin özeti.


f)
Tarafların sundukları belgelerin neler olduğu.


g)
Tarafların soruşturmaya ilişkin istekleri ile diğer kanunların tutanağa yazılmasını
emrettiği konular.


ğ)
Ara kararları ve hükmün sonucu.


h)
Karar veya hükmün açıklanma biçimi.


(4)
Tutanakta sözü edilen veya dosyaya konduğu belirtilen belgeler de tutanağın eki
sayılır.


(5) Tahkikat ve yargılama
sırasında yapılan işlemler teknik araçlarla kayda alınırsa, bu durum bir tutanakla
tespit olunur.


 


Tutanağın imzalanması ve imza atamayanların
durumu


MADDE
155-
(1) Tutanak, hâkim ve zabıt kâtibi tarafından derhâl imzalanır.


(2)
Tutanağa imza atamayacak durumda olan kimsenin parmak izi alınır, bunun hangi parmağa
ait olduğu belirtilir. Ancak elinde parmak bulunmayanlar, imza yerine mühür veya
özel işaret kullanabilirler.


 


Tutanağın ispat gücü


MADDE
156-
(1) Ön inceleme, tahkikat ve yargılama işlemleri, ancak tutanakla ispat olunabilir.



 


Zabıt kâtibi bulundurulması zorunluluğu


MADDE
157- (1) Mahkemede veya mahkeme dışında hâkim huzuruyla yapılacak
bütün işlemlerde zabıt kâtibinin hazır bulunması zorunludur.


(2) Hukuki veya fiilî engellerle
zabıt kâtibi görev yapamayacak durumda olur ve işin gecikmesinde sakınca bulunursa, görevin niteliğine
uygun yemin ettirilmek koşuluyla, başka bir kimse, zabıt kâtibi olarak görevlendirilebilir.


 


Tutanak örneği verilmesi


MADDE
158-
(1) Tutanakların tamamı veya bir kısmının örnekleri, talep hâlinde taraflara veya
fer’î müdahile verilir. Bu örneklere mahkemenin mührü basılır ve aslına uygun olduğu
yazı işleri müdürü tarafından imza olunarak onaylanır.


(2)
Tutanağın eki niteliğinde bulunan ve gizlilik kararı kapsamında kalan belgelerin
örneği ancak hâkimin izni ile verilebilir.


 


Dosyaya belge konulması ve dosyanın başka yere
gönderilmesi


MADDE
159- (1) Dava ile ilgili mahkemeye sunulan her türlü dilekçe
ve belge hâkim veya yazı işleri müdürüne havale ettirildikten sonra, zabıt kâtibi
tarafından dosyasına konulur.


(2)
Dosyanın başka bir resmî mercie gönderilmesi gerektiğinde, hâkim resen veya talep
üzerine dosyada yer alan bir belgenin aslı yerine onaylı bir örneğinin gönderilmesine
karar verebilir.


 


Dizi listesi


MADDE
160-
(1) Zabıt kâtibi, dosya içindeki her tür belgeyi gösteren bir dizi listesi
düzenlemek zorundadır. Dosyaya ibraz edilen veya çıkarılan belgeler derhâl bu listeye
kaydedilir.


 


Dosyanın taraflar ve ilgililerce incelenmesi


MADDE
161- (1) Zabıt kâtibinin gözetimi altında taraflar veya fer’î
müdahil, dava dosyasını inceleyebilir. Dava ile ilgili olanlar da bunu ispatlamak
kaydı ve hâkimin izniyle dosyayı inceleyebilir.


(2)
Gizli olarak saklanmasına karar verilen belge ve tutanakların incelenebilmesi hâkimin
açık iznine bağlıdır.


 


Dosyanın hâkimin incelemesine hazır tutulması


MADDE 162- (1) Zabıt kâtibi, yargılamadan evvel
ve gerektiği hâllerde dava dosyasını incelenmek için hâkime vermek ve zamanında
eksiksiz almak ile görevlidir.


 


ÜÇÜNCÜ AYIRIM


Ön Sorun ve Bekletici Sorun


Ön sorunun ileri sürülmesi


MADDE 163- (1) Yargılama sırasında, davaya ilişkin bir ön sorun ortaya çıkarsa, ilgili taraf, bunu dilekçe vermek suretiyle yahut duruşma sırasında sözlü olarak ileri sürebilir.

 


Ön sorunun incelenmesi


MADDE 164- (1) Hâkim, taraflardan birinin ileri sürdüğü ön sorunu incelemeye değer bulursa, belirleyeceği süre içinde, varsa delilleriyle birlikte cevabını bildirmesi için diğer tarafa tefhim veya tebliğ eder. (2) Ön sorun hakkında iki taraf arasında uyuşmazlık varsa, hâkim gerekirse tarafları davet edip dinledikten sonra kararını verir. (3) Hâkim, ön sorun hakkındaki kararını taraflara tefhim veya tebliğ eder. Bekletici sorunMADDE 165- (1) Bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir.(2) Bir davanın incelenmesi ve sonuçlandırılması başka bir davanın veya idari makamın çözümüne bağlı ise mahkeme, ilgili tarafa görevli mahkemeye veya idari makama başvurması için uygun bir süre verir. Bu süre içinde görevli mahkemeye veya idari makama başvurulmadığı takdirde, ilgili taraf bu husustaki iddiasından vazgeçmiş sayılarak esas dava hakkında karar verilir.

 


DÖRDÜNCÜ
AYIRIM


Davaların
Birleştirilmesi ve Ayrılması


Davaların birleştirilmesi


MADDE 166- (1) Aynı yargı çevresinde
yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde açılmış davalar, aralarında
bağlantı bulunması durumunda, davanın her aşamasında, talep üzerine veya kendiliğinden
ilk davanın açıldığı mahkemede birleştirilebilir. Birleştirme kararı, ikinci davanın açıldığı mahkemece verilir (…)[18]


(2) Davalar, ayrı yargı
çevrelerinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde açılmış ise bağlantı
sebebiyle birleştirme ikinci davanın açıldığı mahkemeden talep edilebilir. Birinci
davanın açıldığı mahkeme, talebin kabulü ile davaların birleştirilmesine ilişkin
kararın kesinleşmesinden itibaren, bununla bağlıdır.


(3)
Birleştirme kararı, derhâl ilk davanın açıldığı mahkemeye bildirilir.


(4) Davaların aynı
veya birbirine benzer sebeplerden doğması ya da biri hakkında verilecek hükmün diğerini
etkileyecek nitelikte bulunması durumunda, bağlantı var sayılır.


(5) İstinaf incelemesi
ayrı dairelerde yapılması gereken davaların da bu madde hükmüne göre birleştirilmesine
karar verilebilir. Bu hâlde istinaf incelemesi, birleştirilen davalarda uyuşmazlığı
doğuran asıl hukuki ilişkiye ait kararı inceleyen bölge adliye mahkemesi dairesinde
yapılır.


 


Davaların
ayrılması


MADDE 167- (1) Mahkeme, yargılamanın
iyi bir şekilde yürütülmesini sağlamak için, birlikte açılmış veya sonradan birleştirilmiş
davaların ayrılmasına, davanın her aşamasında, talep üzerine veya kendiliğinden
karar verebilir. Bu durumda mahkeme, ayrılmasına karar verilen davalara bakmaya
devam eder.


 


Kanun yolları


MADDE 168- (1) Aynı yargı çevresinde
yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde görülmekte olan davalar yönünden
verilen birleştirme ve ayırma hususundaki ilk derece mahkemesi kararlarına karşı
istinaf yoluna; bölge adliye mahkemesi kararları hakkında ise temyiz yoluna, ancak
hükümle birlikte gidilebilir. Şu kadar ki, bu husus tek başına, bölge adliye mahkemesinde
hükmün kaldırılarak esastan incelenme; Yargıtayda ise bozma sebebi teşkil etmez.


BEŞİNCİ
AYIRIM


İsticvap


Konusu


MADDE 169- (1) Mahkeme, kendiliğinden veya talep
üzerine taraflardan her birinin isticvabına karar verebilir.


(2) İsticvap, davanın temelini
oluşturan vakıalar ve onunla ilişkisi bulunan hususlar hakkında olur.


 


İsticvap
olunacak kişilerin belirlenmesi


MADDE 170- (1) Tüzel kişiler adına, temsil yetkisine
sahip kimseler isticvap olunur.


(2)
Ergin olmayan veya kısıtlı bir kimse adına yapılmış bir işleme ilişkin olarak, o
kişinin kanuni mümessili isticvap olunur.


(3)
Ergin olmayan veya kısıtlı kimselere bizzat dava hakkı tanınan hâllerde, ikinci
fıkra hükmü uygulanmaz.


 


İsticvap
olunacak tarafın davet edilmesi


MADDE 171- (1) İsticvabına karar verilen kimseye
bizzat davetiye gönderilir ve belirlenen gün ve saatte isticvap olunmak üzere hazır bulunması gerektiği belirtilir. Davetiyede,
ayrıca, isticvap konusu vakıalar gösterilir; ilgili tarafın geçerli bir özrü olmaksızın
gelmediği veya gelip de sorulara cevap vermediği takdirde, isticvap konusu vakıaları
ikrar etmiş sayılacağı ihtarı da yapılır.


(2) Çağrılan taraf özürsüz
olarak gelmediği veya gelip de soruları cevapsız bıraktığı takdirde, mahkemece sorulan
vakıalar ikrar edilmiş sayılır.


 


Bizzat
isticvap olunma


MADDE 172- (1) İsticvap olunacak kimsenin
bizzat gelmesi gereklidir. Ancak, isticvap olunacak kişi, mahkemenin bulunduğu il
dışında oturuyor ve bulunduğu yerde aynı anda ses ve görüntü nakledilmesi yolu ile
isticvap olunması mümkün değil ise istinabe yolu ile isticvap olunur.


(2)
İsticvap olunacak kimse hastalık, engellilik veya benzeri sebeplerle mahkemeye bizzat
gelemeyecek durumda ise bulunduğu yerde isticvap olunur.[19]


 


İsticvabın
yapılması


MADDE 173- (1) İsticvabına karar verilen kimse bizzat
isticvap olunur.


(2) Hâkim, isticvaba başlamadan
önce isticvap olunan tarafa gerçeği söylemesi
gerektiği hususunu hatırlatır.


(3) İsticvap esnasında, karşı
taraf ve taraf vekilleri hazır bulunabilirler.


(4) İsticvap olunan taraf,
mahkemenin izni olmadıkça, yazılı notlar kullanamaz.


 


Tutanak
düzenlenmesi


MADDE 174- (1) İsticvap sonunda bir tutanak düzenlenir.
İsticvap olunan tarafça yapılan açıklamalar, sorulan sorular ve verilen cevaplar
tutanağa yazılır. Tutanak taraflar huzurunda okunduktan sonra altı isticvap olunan
tarafa imzalatılır. İsticvap olunan taraf haklı bir gerekçe göstermeksizin tutanağı
imzalamaktan kaçınırsa, bu durum hâkim tarafından tutanakla tespit olunur.


 


Kıyasen uygulanacak hükümler


MADDE 175- (1) Tanıklığa ilişkin 249, 250,
259 ilâ 263 üncü madde hükümleri niteliğine aykırı düşmediği sürece isticvapta da
uygulanır.


 


ALTINCI
AYIRIM


Islah ve Maddi Hataların Düzeltilmesi



Kapsamı ve sayısı


MADDE 176- (1) Taraflardan her biri, yapmış olduğu
usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebilir.


(2) Aynı davada, taraflar
ancak bir kez ıslah yoluna başvurabilir.


 


Islahın
zamanı ve şekli[20]


MADDE 177- (1) Islah, tahkikatın sona ermesine kadar
yapılabilir.


(2) (Ek:22/7/2020-7251/18
md.) Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından
sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderildiğinde, ilk derece mahkemesinin tahkikata
ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilir.
Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz.


(3) Islah, sözlü veya yazılı
olarak yapılabilir. Karşı taraf duruşmada hazır değilse veya ıslah talebi duruşma
dışında yapılıyorsa, bu yazılı talep veya tutanak örneği, haber vermek amacıyla
karşı tarafa bildirilir.


 


Islah sebebiyle ortaya çıkan yargılama giderleri ve karşı
tarafın zararının ödenmesi


MADDE 178- (1) Islah eden taraf, ıslah sebebiyle
geçersiz hâle gelen işlemler için yapılan yargılama giderleri ile karşı tarafın
uğradığı ve uğrayabileceği zararları karşılamak üzere hâkimin takdir edeceği teminatı,
bir hafta içinde, mahkeme veznesine yatırmak zorundadır. Aksi hâlde, ıslah yapılmamış
sayılır.


(2) Karşı tarafın zararının
kesin olarak tespit edilmesinden sonra, mahkeme veznesine yatırılan miktar eksikse
tamamlattırılır, fazla ise iade edilir.


 


Islahın
etkisi


MADDE 179- (1) Islah, bunu yapan tarafın
teşmil edeceği noktadan itibaren, bütün usul işlemlerinin yapılmamış sayılması sonucunu
doğurur.


(2) Ancak ikrar, tanık ifadeleri,
bilirkişi rapor ve beyanları, keşif ve isticvap tutanakları, yerine getirilmiş olan
veya henüz yerine getirilmemiş olmakla beraber, karşı tarafın yerine getireceğini
ıslahtan önce bildirmiş olması koşuluyla, yeminin teklifi, reddi veya iadesi ıslah
ile geçersiz kılınamaz.


(3) Şu kadar ki, ıslahtan
sonra yapılacak tahkikat sonucuna göre, bu işlemlerin göz önünde tutulması gerekmiyorsa,
bunlar da yapılmamış sayılır.


 


Davanın
tamamen ıslahı


MADDE 180- (1) Davasını tamamen ıslah ettiğini bildiren
taraf, bu bildirimden itibaren bir hafta içinde yeni bir dava dilekçesi vermek zorundadır.
Aksi hâlde, ıslah hakkı kullanılmış sayılır ve ıslah hiç yapılmamış gibi davaya
devam edilir.


 


Kısmen
ıslah


MADDE 181- (1) Kısmen ıslaha başvuran tarafa,
ıslah ettiği usul işlemini yapması için bir haftalık süre verilir. Bu süre içinde
ıslah edilen işlem yapılmazsa, ıslah hiç yapılmamış gibi davaya devam edilir.


 


Kötüniyetli
ıslah


MADDE 182- (1) Islahın davayı uzatmak veya karşı
tarafı rahatsız etmek gibi kötüniyetli düşüncelerle yapıldığı deliller veya belirtilerle
anlaşılırsa, mahkeme, ıslahı dikkate almadan karar verir. Ayrıca hâkim, kötüniyetle
ıslaha başvuranı, karşı tarafın bu yüzden uğradığı bütün zararlarını ödemeye ve
beşyüz Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar disiplin para cezasına mahkûm
eder.


 


Maddi
hataların düzeltilmesi


MADDE 183- (1) Tarafların veya mahkemenin dava dosyasında
bulunan belgelerdeki açık yazı ve hesap hataları, karar verilinceye kadar düzeltilebilir.
Taraflardan birinin yazı veya hesap hatasını düzeltmesi sonucu yargılama uzamışsa,
yargılama giderlerinin belirlenmesinde bu durum da dikkate alınır.


 


YEDİNCİ
AYIRIM


Toplu
Mahkemelerde Tahkikat


(Ek:22/7/2020-7251/19
md.)


Toplu
mahkemelerde tahkikat


MADDE
183/A- (Ek:22/7/2020-7251/19
md.)


(1)
Dava açılmadan önce veya dava açıldıktan sonra talep edilen delil tespiti, ihtiyati
haciz ve ihtiyati tedbir gibi geçici hukuki koruma tedbirleri de dâhil olmak üzere
toplu mahkemenin görevine giren dava ve işlerde tüm yargılama aşamaları heyet tarafından
yerine getirilir ve karara bağlanır.


(2) Heyet, diğer kanunlardaki hükümler saklı kalmak kaydıyla,
iş veya davanın özelliğine göre tahkikatın, tahkikat hâkimi olarak görevlendirilen
bir üye tarafından yapılmasına karar verebilir.


(3)
Tahkikatın heyetçe yürütüldüğü iş veya davalarda mahkeme başkanı, belirli bazı tahkikat
işlemlerini yapmak üzere, üyelerden birini naip hâkim olarak görevlendirebilir.


(4)
Mahkeme başkanı, mahkemenin uyumlu, verimli ve düzenli çalışmasını sağlar ve bu
yolda uygun göreceği önlemleri alır.


 


ALTINCI
BÖLÜM


Tahkikatın Sona Ermesi ve Sözlü Yargılama


Tahkikatın sona ermesi



MADDE 184- (1) Hâkim, tarafların
iddia ve savunmalarıyla toplanan delilleri inceledikten sonra, duruşmada hazır bulunan
taraflara tahkikatın tümü hakkında açıklama yapabilmeleri için söz verir.


(2) Mahkeme tarafların
tahkikatın tümü hakkındaki açıklamalarından sonra, tahkikatı gerektiren bir husus
kalmadığını görürse, tahkikatın bittiğini taraflara tefhim eder.


 


Toplu mahkemelerde
tahkikatın sona ermesi


MADDE 185- (1) Toplu mahkemelerde, tahkikatı yapmakla
görevlendirilen hâkim, tahkikatın tamamlandığı kanaatine varırsa, tarafların davanın
tümü hakkında açıklama yapabilmeleri için dosyayı mahkeme başkanına verir.


(2) Toplu mahkeme, gerçeğin ortaya
çıkması için gerekli görürse tahkikat için görevlendirilen hâkim tarafından dinlenen
tanıkları ve bilirkişiyi tekrar çağırıp dinleyebileceği gibi, davanın maddi vakıaları
hakkında gösterilen ve mahkemeye verilememiş veya getirtilmemiş olan delillerin
verilmesini veya getirtilmesini de kararlaştırabilir. Kurul, eksik gördüğü tahkikatı
kendisi tamamlayabileceği gibi hâkimlerden birine de verebilir.


(3) Toplu mahkeme, tarafların tahkikatın
tümü hakkındaki açıklamalarından sonra, tahkikatı gerektiren bir husus kalmadığını
görürse, tahkikatın bittiğini tefhim eder.


 


Sözlü
yargılama


MADDE 186- (1) (Değişik:22/7/2020-7251/20 md.)
Mahkeme, tahkikatın bittiğini tefhim ettikten sonra aynı duruşmada sözlü yargılama
aşamasına geçer. Bu durumda taraflardan birinin talebi üzerine duruşma iki haftadan
az olmamak üzere ertelenir. Hazır bulunsun veya bulunmasın sözlü yargılama için
taraflara ayrıca davetiye gönderilmez.


(2) Sözlü yargılamada mahkeme,
taraflara son sözlerini sorar ve hükmünü verir. (Ek cümle:22/7/2020-7251/20 md.) Şu kadar ki, 150 nci madde hükmü saklıdır.


 


DÖRDÜNCÜ KISIM


İspat ve Deliller


 


BİRİNCİ BÖLÜM


Genel Hükümler


İspatın
konusu


MADDE
187- (1) İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın
çözümünde etkili olabilecek
çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir.


(2) Herkesçe bilinen vakıalarla,
ikrar edilmiş vakıalar çekişmeli sayılmaz.


 


İkrar


MADDE 188- (1) Tarafların veya vekillerinin
mahkeme önünde ikrar ettikleri vakıalar, çekişmeli olmaktan çıkar ve ispatı gerekmez.


(2) Maddi bir hatadan kaynaklanmadıkça
ikrardan dönülemez.


(3) Sulh görüşmeleri sırasında
yapılan ikrar tarafları bağlamaz.


 


İspat hakkı


MADDE 189- (1) Taraflar, kanunda belirtilen süre
ve usule uygun olarak ispat hakkına sahiptir.


(2) Hukuka aykırı olarak
elde edilmiş olan deliller, mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz.



(3) Kanunun belirli
delillerle ispatını emrettiği hususlar, başka delillerle ispat olunamaz.


(4) Bir vakıanın ispatı
için gösterilen delilin caiz olup olmadığına mahkemece karar verilir.


 


İspat
yükü


MADDE 190- (1) İspat yükü, kanunda özel bir
düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine
hak çıkaran tarafa aittir.


(2) Kanuni bir karineye dayanan
taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır.
Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat
edebilir.


 


Karşı ispat


MADDE 191- (1) Diğer taraf, ispat yükünü taşıyan
tarafın iddiasının doğru olmadığı hakkında delil sunabilir. Karşı ispat faaliyeti
için delil sunan taraf, ispat yükünü üzerine almış sayılmaz.


 


Kanunda
düzenlenmemiş deliller


MADDE 192- (1) Kanunun belirli bir delille ispat
zorunluluğunu öngörmediği hâllerde, Kanunda düzenlenmemiş olan diğer delillere de
başvurulabilir.


 


Delil
sözleşmesi


MADDE 193- (1) Taraflar yazılı olarak veya mahkeme
önünde tutanağa geçirilecek imzalı beyanlarıyla kanunda belirli delillerle ispatı
öngörülen vakıaların başka delil veya delillerle ispatını kararlaştırabilecekleri
gibi; belirli delillerle ispatı öngörülmeyen vakıaların da sadece belirli delil
veya delillerle ispatını kabul edebilirler.


(2) Taraflardan birinin ispat
hakkının kullanımını imkânsız kılan veya fevkalade güçleştiren delil sözleşmeleri
geçersizdir.


 


Somutlaştırma yükü ve delillerin gösterilmesi


MADDE 194- (1) Taraflar, dayandıkları vakıaları,
ispata elverişli şekilde somutlaştırmalıdırlar.


(2) Tarafların, dayandıkları
delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmeleri
zorunludur.


 


Başka
yerden getirtilecek deliller


MADDE 195- (1) Tarafların ellerinde bulunmayan
ve incelenmesine karar verilen delillerin getirtilmesi için, mahkemece ilgili resmî
makam ve mercilerle üçüncü kişilere bu husus bildirilir. Mahkemeye getirtilmesi
mümkün olmayan deliller, bulunduğu yerde incelenebilir veya dinlenebilir.


 


Delilden
vazgeçme


MADDE 196- (1) Delil gösteren taraf, karşı
tarafın açık izni olmadıkça, o delile dayanmaktan vazgeçemez.


 


Delillerin
incelenmesi ve istinabe


MADDE 197- (1) Kanunda belirtilen hâller
dışında, deliller davaya bakan mahkeme huzurunda, mümkün olduğu kadar birlikte ve
aynı duruşmada incelenir. Zorunlu hâllerde, bazı delillerin incelenmesi başka bir
duruşmaya bırakılabilir.


(2) Başka yerde bulunan ve
mahkemeye getirilemeyen deliller, o yerde istinabe yoluyla toplanabilir.


(3) Delillerin incelenmesi
veya beyanların dinlenmesi sırasında taraflar, istinabe olunan mahkemede hazır bulunabilir
ve delillerle ilgili açıklama haklarını kullanabilirler. Bu hususu sağlamak için,
taraflara incelemenin yapılacağı tarih ve yer bildirilir. Bu davet üzerine taraflar
istinabe olunan mahkemede hazır bulunmasalar dahi deliller incelenir veya beyanlar
dinlenir.


Delillerin
değerlendirilmesi


MADDE 198- (1) Kanuni istisnalar dışında hâkim
delilleri serbestçe değerlendirir.


 


İKİNCİ
BÖLÜM


Belge
ve Senet


Belge


MADDE 199- (1) Uyuşmazlık konusu vakıaları ispata
elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü
veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi
taşıyıcıları bu Kanuna göre belgedir.


 


Senetle
ispat zorunluluğu


MADDE 200- (1) Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri,
değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki
işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını
geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya
değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz Türk Lirasından
aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz.


(2) Bu madde uyarınca senetle
ispatı gereken hususlarda birinci fıkradaki düzenleme hatırlatılarak karşı tarafın
açık muvafakati hâlinde tanık dinlenebilir.


 


Senede
karşı tanıkla ispat yasağı


MADDE 201- (1) Senede bağlı her çeşit iddiaya karşı
ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte
bulunan hukuki işlemler ikibinbeşyüz Türk Lirasından az bir miktara ait olsa bile
tanıkla ispat olunamaz.


 


Delil
başlangıcı


MADDE 202- (1) Senetle ispat zorunluluğu bulunan
hâllerde delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebilir.


(2) Delil başlangıcı, iddia
konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki
işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi
tarafından verilmiş veya gönderilmiş belgedir.


 


Senetle
ispat zorunluluğunun istisnaları


MADDE 203- (1) Aşağıdaki hâllerde tanık dinlenebilir:


a) Altsoy ve üstsoy, kardeşler,
eşler, kayınbaba, kaynana ile gelin ve damat arasındaki işlemler.


b) İşin niteliğine ve tarafların
durumlarına göre, senede bağlanmaması teamül olarak yerleşmiş bulunan hukuki işlemler.


c) Yangın, deniz kazası, deprem
gibi senet alınmasında imkânsızlık veya olağanüstü güçlük bulunan hâllerde yapılan
işlemler.


ç) Hukuki işlemlerde irade
bozukluğu ile aşırı yararlanma iddiaları.


d) Hukuki işlemlere ve senetlere
karşı üçüncü kişilerin muvazaa iddiaları.


e) Bir senedin sahibi elinde
beklenmeyen bir olay veya zorlayıcı bir nedenle yahut usulüne göre teslim edilen
bir memur elinde veya noterlikte herhangi bir şekilde kaybolduğu kanısını kuvvetlendirecek
delil veya emarelerin bulunması hâli.


 


İlamların
ve resmî senetlerin ispat gücü


MADDE 204- (1) İlamlar ile düzenleme şeklindeki noter
senetleri, sahteliği ispat olunmadıkça kesin delil sayılırlar.


(2) İlgililerin beyanına dayanılarak
noterlerin tasdik ettikleri senetlerle diğer yetkili memurların görevleri içinde
usulüne uygun olarak düzenledikleri belgeler, aksi ispatlanıncaya kadar kesin delil
sayılırlar.


(3) Mahkeme, yukarıdaki belgelerden
biri hakkında şüphe uyandıran bir hâl görürse, ilgili daireden açıklama isteyebilir.


 


Adi
senetlerin ispat gücü


MADDE 205- (1) Mahkeme huzurunda ikrar olunan veya
mahkemece inkâr edenden sadır olduğu kabul edilen adi senetler, aksi ispat edilmedikçe
kesin delil sayılırlar.


(2) Usulüne göre güvenli
elektronik imza ile oluşturulan elektronik veriler, senet hükmündedir.


(3) Hâkim, mahkemeye
delil olarak sunulan elektronik imzalı belgenin, güvenli elektronik imza ile oluşturulmuş
olup olmadığını resen inceler.


 


İmza
atamayanların durumu[21]


MADDE 206- (1) Okuma ve yazma bilmediği için imza
atamayanların mühür veya bir alet ya da parmak izi kullanmak suretiyle yapacakları
hukuki işlemleri içeren belgelerin senet niteliğini taşıyabilmesi, noterler tarafından
düzenleme biçiminde oluşturulmasına bağlıdır.


(2) (Ek:22/7/2020-7251/21
md.) Okuma ve yazma bildiği hâlde imza atamayanların mühür veya bir
alet ya da parmak izi kullanmak suretiyle yapacakları hukuki işlemleri içeren belgelerin
senet niteliğini taşıyabilmesi, noterler tarafından onaylanmasına veya düzenlenmesine
bağlıdır.


(3) İmza atamayan kimselerin,
cüzdanla iş yapmayı usul edinmiş kuruluşlarla olan işlemlerde kullanacakları mühür,
kazınmış imza, işaret veya parmak izinin, işlemin başlangıcında hesap defterine
veya cüzdanına basılmış olması veya önceden noterde bir örneği saklanmak üzere onanmış
bulunması yeterli olup, her işlemde ayrıca onamaya bağlı değildir.


(4) Yukarıda belirtilen hükümler
dairesinde noterlerce onaylanacak veya düzenlenecek olan senetler için ilgilisinden
harç, vergi ve değerli kâğıt bedeli alınmaz.[22]


 


Senette
çıkıntı, kazıntı ve silinti


MADDE
207- (1) Senetteki çıkıntı, kazıntı veya silinti ayrıca onanmamışsa, inkâr
hâlinde göz önünde tutulmaz. Bu tür çıkıntı, kazıntı veya silinti mahkemece senedin
geçerliliğine ve anlamına etkili olacak nitelikte görülürse, senet kısmen veya tamamen
hükümsüz sayılabilir.


 


Yazı
veya imza inkârı


MADDE 208- (1) Taraflardan biri, kendisi tarafından
düzenlendiği iddia edilen bir belgedeki yazı veya imzayı inkâr etmek isterse, sahtelik
iddiasında bulunmalıdır; aksi hâlde belge, aleyhine delil olarak kullanılır.


(2) Bir belgenin sahteliği
iddia edildiğinde, belgenin mahkemeye verildiği tarih yazılıp mühürlenerek, saklanması
için mahkemece gerekli tedbirler alınır.


(3) Bir belgenin sahteliğini
iddia eden kimse, bunu aynı mahkemede ön sorun şeklinde ileri sürebileceği gibi,
bu konuda ayrı bir dava da açabilir.


(4) Resmî bir senetteki yazı
veya imzayı inkâr eden tarafın bu iddiası, ancak ilgili evraka resmiyet kazandıran
kişiyi de taraf göstererek açacağı ayrı bir davada incelenip karara bağlanabilir.
Asıl davaya bakan hâkim, gerekirse bu konuda imza veya yazıyı inkâr eden tarafa,
dava açması için iki haftalık kesin bir süre
verir.


 


Yazı veya imza inkârının sonucu


MADDE 209- (1) Adi bir senetteki yazı veya imza inkâr
edildiğinde, bu konuda bir karar verilinceye kadar, o senet herhangi bir işleme
esas alınamaz.


(2) Resmî senetlerdeki yazı
veya imza inkâr edildiğinde, senetteki yazı veya imzanın sahteliği, ancak mahkeme
kararıyla sabit olursa, bu senet herhangi bir işleme esas alınamaz.


(3) Senede dayanılarak verilmiş
olan ihtiyati tedbir, o senet hakkındaki sahtelik iddiasından etkilenmez ve gerektiğinde
senet sahibi haklarının korunması için yeni tedbirler talep edebilir.


 


Güvenli
elektronik imzalı belgenin inkârı


MADDE 210- (1) Güvenli elektronik imzayla oluşturulmuş
verinin inkârı hâlinde, hâkim tarafından veriyi inkâr eden taraf dinlendikten sonra
bir kanaate varılamamışsa, bilirkişi incelemesine başvurulur.


 


Sahtelik
incelemesi


MADDE 211- (1) Bir belgenin sahteliğinin iddia edilmesi
durumunda, bu hususta karşı tarafın açıklamaları da dikkate alınarak, aşağıdaki
sıra ile inceleme yapılarak öncelikle karar verilir:


a) Hâkim, yazı veya imzayı
inkâr eden tarafı isticvap ettikten sonra bir kanaat edinememişse, huzurda bu kişiye
yazı yazdırıp imza attırmak suretiyle elde ettiği belge ve diğer delilleri değerlendirir.
Hâkim, sahtelik konusunda başka bir incelemeye gerek duymadan karar verebilecek
durumda ise gerekçesini açıkça belirtmek suretiyle, senedin sahteliği hakkında bir
karar verir. İsticvap için mahkemeye davet edilen taraf,
belirtilen günde hazır bulunmadığı takdirde, inkâr etmiş olduğu belgedeki yazı veya
imzayı ikrar etmiş sayılır; bu husus kendisine çıkartılacak davetiyede ayrıca ihtar
edilir.


b) (a) bendi hükmüne göre
yaptığı incelemeye rağmen, hâkimde sahtelik konusunda kesin bir kanaat oluşmamışsa,
bilirkişi incelemesine karar verir. Bilirkişi incelemesinden önce, mevcutsa, o tarafa
ait olan karşılaştırma yapmaya elverişli yazı ve imzalar, ilgili yerlerden getirtilir.
Bilirkişi, bu yazı ve imzalarla, o mahkemede elde edilen yazı ve imzaları esas alarak
inceleme yapar. Bilirkişi, inceleme için gerekli görürse, kendi huzurunda tarafın
yeniden yazı yazması veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir.


 


Sahte
senedin iptali


MADDE 212- (1) Bir senedin sahte olduğuna dair karar kesinleştikten
sonra, senedin altına sahte olduğu yazılarak senet iptal olunur. Resmî senetlerde,
senedin ilgili dairedeki aslı da bu yolla iptal edilir.


 


Haksız
yere sahtelik iddiası


MADDE 213- (1) Sahtelik iddiası sonunda haksız çıkan
taraf kötü niyetli ise bu sebeple ertelenen her bir duruşma için celse harcına ve
talep hâlinde bu sebeple diğer tarafın uğradığı zararları tazmin etmeye mahkûm edilir.


(2) Resmî senetteki imza veya
yazı inkâr edildiğinde, yukarıdaki harç miktarı iki katı olarak uygulanır.


(3) Bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmesinden önce, tarafların
sahteliğe ilişkin iddialarından vazgeçmeleri hâlinde, hâkim, tazminattan indirim
yapabileceği gibi tazminata hükmetmeyebilir.


 


Sahtelik hakkında hukuk ve ceza mahkemesi kararlarının
etkisi


MADDE 214- (1) Belgenin sahte olmadığına dair hukuk mahkemesince verilen karar
kesinleştikten sonra, söz konusu belge hakkında ceza mahkemesinde de sahtelik iddiası
dinlenmez.


(2) Ceza mahkemesince belgeyi
düzenleyen hakkında ceza verilmesine yer olmadığı ya da beraat kararı verilmiş olması,
hukuk mahkemesinin belgenin sahteliğini incelemesini engellemez.


 


Belgelerin
halefler aleyhine kullanılması ve adi senetlerin üçüncü kişiler için hüküm ifade
etmesi[23]


MADDE 215- (1) Bir kimsenin aleyhine delil olarak
kullanılabilecek belgeler, o kimsenin halefleri aleyhine de delil teşkil
eder.


(2) (Ek:22/7/2020-7251/22
md.) Bir adi senet bakımından, kendisine ibraz olunduğu noter veya yetkili memur
tarafından usulüne uygun olarak onaylanmış ise ibraz tarihi, resmi bir işleme konu
olmuşsa işlem tarihi, imza edenlerden biri ölmüşse ölüm tarihi, imza edenlerden
birinin imza etmesine fiilen imkân kalmamışsa bu imkânı ortadan kaldıran olayın
meydana geldiği tarih üçüncü kişiler hakkında da hüküm ifade eder. Adi senette bahsedilen
diğer senetlerin tarihleri, üçüncü kişiler hakkında ancak son senet tarihinin onaylanmış
olduğunun kabul edildiği tarihte hüküm ifade eder.


 


Mahkemece belge aslının istenmesi ve geri verilmesi


MADDE 216- (1) Belgenin sadece örneğinin mahkemeye
verildiği durumlarda, mahkeme kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine
belgenin aslının verilmesini de isteyebilir.


(2) Belgenin aslını elinde
bulunduran taraf, üçüncü kişi veya resmî makamlar, istenmesi hâlinde bunu mahkemeye
vermek zorundadır.


(3) Mahkeme, belge aslının
verilmesi durumunda, belgenin saklanması için gerekli tedbirleri alır veya istendiğinde
tekrar verilmek üzere belgeyi ibraz edene geri verebilir.


(4) Taraflardan biri elindeki
belgenin aslını mahkemeye verirse, bu belgenin geri verilmesini talep edebilir.
Bu takdirde hâkim, belgenin aslının verilip verilmeyeceğine karar verir. Geri verilmesine
karar verildiğinde, aslına uygun olduğu mahkeme mührü ve yazı işleri müdürünün imzasıyla
onanmış örneği dosyaya konur.


 


Belge aslının ibrazı usulü


MADDE 217- (1) Bir kişi veya kurumun elinde bulunup mahkemeye teslim
edilmesi gereken belgenin aslı istendiğinde, kişi veya kurumun bulunduğu ya da belgenin
teslim edileceği yerdeki asliye mahkemesi tarafından örneği onaylanarak aslı mahkemeye gönderilir
yahut teslim edilir.


(2) Mahkemece onaylanmış belge örneği, aslı gibi hüküm ifade eder.


 


Belgenin
yerinde incelenmesi


MADDE 218- (1) Mahkemeye getirilmesi zor veya sakıncalı
olan belgeler, hâkim veya görevlendireceği bilirkişi tarafından yerinde incelenir
ya da bu belgelerin mahkemeye sunulmuş örnekleri asıllarıyla karşılaştırılır. İnceleme
sonunda bir tutanak düzenlenir ve gerekli görülürse uygun teknik araçlarla belgenin
aslı kaydedilir.


(2) Mahkemenin bu yöndeki
emrinin yerine getirilmesine haklı bir sebep olmaksızın engel olunması hâlinde hâkim
tarafından, engel olan kişi hakkında sebep olduğu giderlere ve beşyüz Türk Lirasından
beşbin Türk Lirasına kadar disiplin para cezasına hükmolunur. Gerektiğinde zor kullanılmasına
da karar verilebilir.


 


Tarafların
belgeleri ibrazı zorunluluğu


MADDE 219- (1) Taraflar, kendilerinin veya
karşı tarafın delil olarak dayandıkları ve ellerinde bulunan tüm belgeleri mahkemeye
ibraz etmek zorundadırlar. Elektronik belgeler ise belgenin çıktısı alınarak ve
talep edildiğinde incelemeye elverişli şekilde elektronik ortama kaydedilerek mahkemeye
ibraz edilir.


(2) Ticari defterler gibi
devamlı kullanılan belgelerin sadece ilgili kısımlarının onaylı örnekleri mahkemeye
ibraz edilebilir.


 


Tarafın
belgeyi ibraz etmemesi


MADDE 220- (1) İbrazı istenen belgenin, ileri sürülen
hususun ispatı için zorunlu ve bu isteğin kanuna uygun olduğuna mahkemece kanaat
getirildiği ve karşı taraf da bu belgenin elinde olduğunu ikrar ettiği veya ileri
sürülen talep üzerine sükut ettiği yahut belgenin var olduğu resmî bir kayıtla anlaşıldığı
veya başka bir belgede ikrar olunduğu takdirde, mahkeme bu belgenin ibrazı için
kesin bir süre verir.


(2) Mahkemece, ibrazı istenen
belgenin elinde bulunduğunu inkâr eden tarafa, böyle bir belgenin elinde bulunmadığına,
özenle aradığı hâlde bulamadığına ve nerede olduğunu da bilmediğine ilişkin yemin
teklif edilir.


(3) Belgeyi
ibraz etmesine karar verilen taraf, kendisine verilen sürede belgeyi ibraz etmez
ve aynı sürede, delilleriyle birlikte ibraz etmemesi hakkında kabul edilebilir bir
mazeret göstermez ya da belgenin elinde bulunduğunu inkâr eder ve teklif edilen
yemini kabul veya icra etmezse, mahkeme, duruma göre belgenin içeriği konusunda diğer tarafın beyanını kabul edebilir.


 


Üçüncü
kişinin belgeyi ibraz etmemesi


MADDE 221- (1) Mahkeme, üçüncü kişi veya kurumun elinde
bulunan bir belgenin taraflarca ileri sürülen hususun ispatı için zorunlu olduğuna
karar verirse, bu belgenin ibrazını emreder.


(2) Belgeyi
ibraz etmesine karar verilen herkes, elindeki belgeyi ibraz etmek; belgeyi ibraz
edememesi hâlinde ise bunun sebebini delilleri ile birlikte açıklamak zorundadır.
Mahkeme yapılan açıklamayı yeterli görmezse, bu kimseyi tanık olarak dinleyebilir.



(3) Belgeyi
ibraz zorunda olanlar, tanıklıktan çekinmeye ilişkin hükümlere göre, belgeyi ibrazdan
veya bu konudaki tanıklıktan çekinebilirler. Belgeyi ibraz veya bu konuda tanıklık
yapmak zorunda olanlar hakkında, tanıklara ilişkin hükümler uygulanır.


 


Ticari defterlerin ibrazı
ve delil olması


MADDE 222 - (1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların
ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine
karar verebilir.


(2) Ticari defterlerin, ticari
davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne
uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının
birbirini doğrulamış olması şarttır.


(3) İkinci fıkrada belirtilen
şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine
delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş
ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari
defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin
delillerle ispatlanmamış olması gerekir. (Ek cümle:22/7/2020-7251/23 md.)
Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin,
ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil
olarak kullanılamaz. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine
ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.[24]


(4) Açılış
veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari
defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur.


(5)
Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki
kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa,
ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır.


 


Yabancı
dilde yazılmış belgeler


MADDE 223- (1) Yabancı dilde yazılmış belgeye
dayanan taraf, tercümesini de mahkemeye sunmak zorundadır.


(2) Mahkeme
kendiliğinden veya diğer tarafın talebi üzerine, belgenin resmî tercümesini de isteyebilir.



 


Yabancı resmî belgelerin yetkili makamlar tarafından
onaylanması zorunluluğu


MADDE 224- (1) Yabancı devlet
makamlarınca hazırlanan resmî belgelerin, Türkiye’de bu vasfı taşıması, belgenin
verildiği devletin yetkili makamı veya ilgili Türk konsolosluk makamı tarafından
onaylanmasına bağlıdır.


(2) Türkiye’nin taraf olduğu
milletlerarası sözleşmelerin yabancı resmî belgelerin tasdiki ile ilgili hükümleri
saklıdır.


 


ÜÇÜNCÜ
BÖLÜM


Yemin


Yeminin
konusu


MADDE
225- (1) Yeminin konusu, davanın çözümü bakımından önem taşıyan,
çekişmeli olan ve kişinin kendisinden kaynaklanan vakıalardır. Bir kimsenin bir
hususu bilmesi onun kendisinden kaynaklanan vakıa sayılır.


 


Yemine konu olamayacak vakıalar


MADDE
226-
(1) Aşağıdaki hususlar yemine konu olamaz:


a)
Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği vakıalar.


b)
Bir işlemin geçerliliği için, kanunen iki tarafın irade açıklamalarının yeterli
görülmediği hâller.


c)
Yemin edecek kimsenin namus ve onurunu etkileyecek veya onu ceza soruşturması ya
da kovuşturması ile karşı karşıya bırakacak vakıalar.


 


Yemin teklifi


MADDE
227- (1) Uyuşmazlık konusu vakıanın ispatı için yeminden başka
delili olduğunu beyan etmiş olan taraf dahi yemin teklif edebilir.


(2)
Yemin teklif olunan kimse, yemini edaya hazır olduğunu bildirdikten sonra, diğer
taraf teklifinden vazgeçerek başka bir delile dayanamaz ve yeni bir delil de gösteremez.



 


Yemine davet


MADDE
228- (1) Yemin teklif edilen kimse, duruşmada bizzat hazır bulunmadığı
takdirde, kendisine yemin için bir davetiye çıkarılır.


(2)
Yemin davetiyesine, yemine konu hususlar hakkında sorulacak sorular ile geçerli
bir özrü olmaksızın yemin için tayin olunan gün ve saatte mahkemeye bizzat gelmediği
veya gelip de yemini iade etmediği yahut yemini eda etmekten kaçındığı takdirde,
yemin konusu vakıaları ikrar etmiş sayılacağı yazılır.


 


Yemin etmemenin sonuçları


MADDE
229- (1) Yemin için davet edilen kimse, tayin edilen gün ve
saatte mahkemede geçerli bir özrü olmaksızın bizzat hazır bulunmaz yahut hazır bulunup
da yemini iade etmez ya da yemini eda etmekten kaçınırsa yemin konusu vakıaları
ikrar etmiş sayılır.


(2)
Kendisine yemin iade olunan kimse, yemin etmekten kaçınırsa yemin konusu vakıa ispat
edilememiş sayılır.


 


Yeminin iade olunamayacağı hâller


MADDE 230- (1)Yeminin konusunu oluşturan vakıa, her
iki tarafın değil, yalnızca kendisine yemin teklif edilen tarafın şahsından kaynaklanıyorsa
yemin iade edilemez


 


Ölüm veya fiil ehliyetinin kaybı


MADDE
231- (1) Yemin edecek taraf gerçek kişi olup, yeminden evvel
ölür veya fiil ehliyetini kaybederse yemin teklif edilmemiş sayılır.


 


Yemini yerine getirecek kimseler


MADDE
232- (1) Yemin, tarafa teklif olunur ve tarafça eda yahut iade
olunur.


(2)
Taraflardan biri tüzel kişi yahut ergin olmayan veya kısıtlı bir kimse ise onlar
adına yapılmış bir işleme ilişkin vakıanın ispatı için yemin, tüzel kişiyi temsile
yetkili kişi veya organ yahut kanuni mümessil tarafından eda ya da iade olunabilir.



(3)
Ergin olmayan veya kısıtlı kimselere bizzat dava hakkı tanınan hâllerde, ikinci
fıkra hükmü uygulanmaz.


 


Yeminin şekli


MADDE
233- (1) Yemin, mahkeme huzurunda eda olunur.


(2)
Hâkim, yeminin icrasından önce yemin edecek kimseye, hangi konuda yemin edeceğini
açıklar, yeminin anlam ve önemini anlatır ve yalan yere yemin etmesi hâlinde cezalandırılacağı
hususunda dikkatini çeker.


(3)
Yemin edecek kimse, yemin konusunun yeterli açıklıkta olmadığını ileri sürerse;
hâkim, karşı tarafın görüşünü aldıktan sonra derhâl bu konuda kararını verir.


(4) Sonra "Size sorulan sorular hakkında, gerçeğe uygun
cevap vereceğinize ve hiçbir şey saklamayacağınıza namusunuz, şerefiniz ve kutsal
saydığınız bütün inanç ve değerler üzerine yemin eder misiniz?" diye sorar.
O kimse de "Bana sorulan sorular
hakkında gerçeğe uygun cevap vereceğime ve hiçbir şey saklamayacağıma namusum,
şerefim ve kutsal saydığım bütün inanç ve değerlerim üzerine yemin ediyorum."
demekle yemin eda edilmiş sayılır.


(5) Yemin eda edilirken, hâkim de dâhil olmak üzere hazır
bulunan herkes ayağa kalkar.


 


Sağır ve dilsizlerin yemini


MADDE 234- (1) Okuma ve yazma bilen sağır veya dilsizler,
yemin hakkındaki beyanlarını yazıp imzalayarak yemin ederler.


(2) Okuma ve yazma bilmeyen
sağır veya dilsizler, işaretlerinden anlayan bir bilirkişi aracılığıyla yemin ederler.



 


Hasta veya engellilerin mahkeme dışında yemini[25]


MADDE
235- (1) Yemin edecek kimse, mahkemeye gelemeyecek kadar
hasta veya engelli ise hâkim, bulunduğu yerde o kimseye yemin ettirir. Bu sırada
isterlerse taraf vekilleri ve karşı taraf da hazır bulunabilir.


 


Yemin edecek kimsenin mahkemenin yargı çevresi
dışında olması


MADDE 236- (1) Mahkemenin yargı çevresi dışında oturan
kimse, yemin için davaya bakan mahkemeye gelmek zorundadır. Ancak, yemin edecek
kişi, mahkemenin bulunduğu il dışında oturuyor ve bulunduğu yerde aynı anda ses
ve görüntü nakledilmesi yolu ile yemin icrası mümkün değil ise istinabe yolu ile
yemin ettirilir.


 


Yemin konusunun açıklattırılması


MADDE
237- (1) Hâkim, eksik olan noktaları tamamlamak veya açık olmayan hususları aydınlatmak
için yeminin konusu ile bağlantılı gördüğü soruları yemin eden kimseye sorabilir.



 


Yemin tutanağının düzenlenmesi


MADDE 238- (1) Hâkim, yemin eden kimsenin beyanını
dinleyip tutanağa geçirir ve yazılanları yüksek sesle huzurunda okur; beyanında
ısrar edip etmediğini sorar ve verilen cevabı
tutanağa kaydeder.


 


Yalan yere yemin iddiası


MADDE
239- (1) Yemin eda edildikten sonra, yalan yere yemin nedeniyle
açılan ceza davası, esas dava bakımından bekletici sorun yapılamaz.


 


DÖRDÜNCÜ
BÖLÜM


Tanık


Tanık gösterme şekli


MADDE 240- (1) Davada taraf olmayan kişiler tanık
olarak gösterilebilir.


(2) Tanık gösteren taraf,
tanık dinletmek istediği vakıayı ve dinlenilmesi istenen tanıkların adı ve soyadı
ile tebliğe elverişli adreslerini içeren listeyi mahkemeye sunar. Bu listede gösterilmemiş
olan kimseler tanık olarak dinlenemez ve ikinci bir liste verilemez.


(3)
Tanık listesinde adres gösterilmemiş veya gösterilen adreste tanık bulunamamışsa,
tarafa adres göstermesi için, işin niteliğine uygun kesin süre verilir. Bu süre
içinde adres gösterilmez veya gösterilen yeni adres de doğru değilse, bu tanığın
dinlenilmesinden vazgeçilmiş sayılır.


 


Tanıklardan
bir kısmının dinlenilmesiyle yetinilmesi


MADDE 241- (1) Mahkeme, gösterilen tanıklardan
bir kısmının tanıklığı ile ispat edilmek istenen husus hakkında yeter derecede bilgi
edindiği takdirde, geri kalanların dinlenilmemesine karar verebilir.


 


Tanıklığın
izne bağlı olduğu hâller


MADDE 242- (1) Kamu görevlileri, görevlerinden ayrılmış
olsalar bile, görevleri gereğince sır olarak saklamak zorunda oldukları hususlar
hakkında, sırrın ait olduğu resmî makamın yazılı izni olmadıkça tanık olarak dinlenemezler.
Bu izin, milletvekilleri hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Cumhurbaşkanı
yardımcıları ve bakanlar hakkında Cumhurbaşkanı ve diğerleri hakkında bağlı oldukları
bakan veya kuruluşun amiri tarafından verilir.[26]


(2) Tanıklık kamu yararına
aykırı bulunmadıkça izin verilmesinden kaçınılamaz.


(3) Bu izin, mahkeme kararı
üzerine yazı ile istenir ve izin verilince tanık davet edilerek dinlenir.


 


Tanığın davet edilmesi


MADDE 243- (1)
Tanık davetiye ile çağrılır. Ancak, davetiye
gönderilmeden taraflarca hazır bulundurulan tanık da dinlenir. Şu kadar ki, tanık
listesi için kesin süre verildiği ve dinlenme gününün belirlendiği hâllerde, liste
verilmemiş olsa dahi taraf, o duruşmada hazır bulundurursa tanıklar dinlenir.


(2) Davetiyenin duruşma
gününden en az bir hafta önce tebliğ edilmiş olması gerekir. Acele hâllerde tanığın
daha önce gelmesine karar verilebilir.


(3) Tanığı davet, gerektiğinde
telefon, faks, elektronik posta gibi araçlardan yararlanılmak suretiyle de yapılabilir.
Ancak, davete rağmen gelmemeye bağlanan sonuçlar, bu durumda uygulanmaz.


 


Davetiyenin
içeriği


MADDE 244- (1) Tanıklara gönderilecek davetiyede;


a) Tanığın adı, soyadı ve
açık adresi,


b) Tarafların ad ve soyadları,


c) Tanıklık yapacağı konu,


ç) Hazır bulunması gereken
yer, gün ve saat,


d) Gelmemesinin
veya gelmesine rağmen tanıklıktan ya da yemin etmekten çekinmesinin hukuki ve cezai
sonuçları,


e) Adalet Bakanlığınca hazırlanan
tarife gereğince ücret ödeneceği,


yazılır.


 


Çağrıya uyma zorunluluğu


MADDE 245- (1) Kanunda gösterilen hükümler saklı kalmak
üzere, tanıklık için çağrılan herkes gelmek zorundadır. Usulüne uygun olarak çağrıldığı
hâlde mazeret bildirmeksizin gelmeyen tanık zorla getirtilir, gelmemesinin sebep
olduğu giderlere ve beşyüz Türk
Lirasına kadar disiplin para cezasına hükmolunur. Zorla getirtilen
tanık, evvelce gelmemesini haklı gösterecek sebepleri sonradan bildirirse, aleyhine
hükmedilen giderler ve disiplin para cezası kaldırılır.


 


Tanığa
soru kâğıdı gönderilmesi


MADDE 246- (1) Hâkim gerekli görülen hâllerde, sözlü
olarak dinlenmesi yerine, belirlenecek süre içinde cevaplarını yazılı olarak bildirmesi
için tanığa soru kâğıdı gönderilmesine karar verebilir. Bu şekilde işlem yapılması,
tanığın vereceği cevabın hükme yeterli olup olmadığı hususunu hâkimin takdir etmesine
engel olamaz. Hâkim, verilen yazılı cevapların yetersiz olması hâlinde, tanığı dinlemek
üzere davet edebilir.


 


Tanıklıktan
çekinme hakkı


MADDE 247- (1) Kanunda açıkça belirtilmiş olan hâllerde,
tanık olarak çağrılmış bulunan kimse, tanıklık yapmaktan çekinebilir.


(2) Kişisel nedenlerle tanıklıktan
çekinme sebeplerinin varlığı hâlinde, hâkim tanık olarak çağrılmış kimsenin çekinme
hakkı bulunduğunu önceden hatırlatır.


 


Kişisel
nedenlerle tanıklıktan çekinme


MADDE 248- (1) Aşağıdaki kimseler tanıklıktan çekinebilirler:


a) İki taraftan birinin nişanlısı.


b) Evlilik bağı ortadan kalkmış
olsa dahi iki taraftan birinin eşi.


c) Kendisi veya eşinin altsoy
veya üstsoyu.


ç) Taraflardan biri ile arasında
evlatlık bağı bulunanlar.


d) Üçüncü derece de dâhil
olmak üzere kan veya kendisini oluşturan evlilik bağı ortadan kalkmış olsa dahi
kayın hısımları.


e) Koruyucu aile ve
onların çocukları ile koruma altına alınan çocuk.


 


Sır
nedeniyle tanıklıktan çekinme


MADDE 249- (1) Kanun gereği sır olarak korunması
gereken bilgiler hakkında tanıklığına başvurulacak kimseler, bu hususlar hakkında
tanıklıktan çekinebilirler. Ancak, 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu
hükmü saklı kalmak üzere sır sahibi tarafından sırrın açıklanmasına izin verildiği
takdirde, bu kimseler tanıklıktan çekinemezler.


 


Menfaat
ihlali tehlikesi nedeniyle
tanıklıktan çekinme


MADDE 250- (1) Aşağıdaki hâllerde tanıklıktan çekinilebilir:


a) Tanığın beyanı kendisine
veya 248 inci maddede yazılı kimselerden birine doğrudan doğruya maddi bir zarar
verecekse.


b) Tanığın beyanı kendisinin
veya 248 inci maddede yazılı kimselerden birinin şeref veya itibarını ihlal
edecek ya da ceza soruşturmasına veya kovuşturmasına sebep olacaksa.


c) Tanığın beyanı, meslek
veya sanatına ait olan sırların ortaya çıkmasına sebebiyet verecekse.


 


Tanıklıktan
çekinme hakkının istisnaları


MADDE 251- (1) 248 ve 249 uncu maddeler ile 250
nci maddenin (a) bendindeki hâllerde;


a) Bir hukuki işlemin yapılması
sırasında tanık olarak bulundurulmuş olan kimse o işlemin esası ve içeriği hakkında,


b) Aile
bireylerinin doğum, ölüm veya evlenmelerinden kaynaklanan olaylar hakkında,


c) Aile bireyleri arasında,
ailevi ilişkilerden kaynaklanan mali uyuşmazlıklara ilişkin vakıalar hakkında,


ç) Taraflardan birinin hukuki
selefi veya temsilcisi olarak kendisinin yaptığı işler hakkında,


tanıklıktan çekinilemez.


 


Çekinme
sebeplerinin bildirilmesi ve incelenmesi


MADDE 252- (1) Tanıklıktan çekinen kimse, çekinme
sebebini ve bu sebebi haklı gösterecek delilini, dinleneceği günden önce yazılı
veya davet edildiği duruşmada sözlü olarak bildirmek zorundadır.


(2) Çekinme sebeplerini ve
bunun dayanaklarını önceden bildirmiş olan tanık belli günde mahkemeye gelmek zorunda
değildir.


(3) Mahkeme, duruşmada
bulunan tarafları dinledikten sonra tanıklıktan çekinmenin haklı olup olmadığına
karar verir.


 


Çekinmenin
kabul edilmemesinin sonucu


MADDE 253- (1) Tanık, kanuni bir sebep göstermeden
tanıklıktan çekinir, yemin etmez veya göstermiş olduğu sebep mahkemece kabul edilmemesine
rağmen tanıklık yapmaktan çekinirse beşyüz Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına
kadar disiplin para cezasına ve bu yüzden doğan giderleri ödemesine hükmedilerek,
yeniden dinlenilmek üzere yargılama başka güne bırakılır.


(2) Tanık kendisine sorulan
sorulara cevap vermez veya yemin etmemekte direnirse o mahkemece iki haftayı geçmemek
üzere disiplin hapsine mahkûm edilir.


 


Tanığın
kimliğinin tespiti


MADDE 254- (1) Dinleme sırasında öncelikle tanıktan
adı, soyadı, doğum tarihi, mesleği, adresi, taraflarla akrabalığının veya başka
bir yakınlığının bulunup bulunmadığı, tanıklığına duyulacak güveni etkileyebilecek
bir durumu olup olmadığı sorulur.


 


Tanıklara itiraz


MADDE 255- (1) Tanığın davada yararı bulunmak gibi
tanıklığının doğruluğu konusunda kuşkuyu gerektiren sebepler varsa, bunu iki taraftan
biri iddia ve ispat edebilir.


 


Tanığa
görevinin önemini anlatma


MADDE 256- (1) Tanığa dinlenmeden önce;


a) Gerçeği söylemesinin önemi,



b) Gerçeği söylememesi hâlinde
yalan tanıklık suçundan dolayı cezalandırılacağı,


c) Doğruyu söyleyeceği hususunda
yemin edeceği,


ç) Duruşmada mahkeme başkanı
veya hâkimin açık izni olmadan mahkeme salonunu terk edemeyeceği ve gerekirse diğer
tanıklarla yüzleştirilebileceği,


anlatılır.


 


Yeminsiz
dinlenecekler


MADDE 257- (1) Aşağıdaki kimseler yeminsiz dinlenir:


a) Dinlendiği sırada
onbeş yaşını bitirmemiş olanlar.


b) Yeminin niteliğini
ve önemini kavrayamayacak derecede ayırt etme gücüne sahip olmayanlar.


 


Yeminin
zamanı ve şekli


MADDE 258- (1) Yemin, tanığın dinlenilmesinden önce
eda edilir.


(2) Yemin eda edilirken, hâkim de dâhil olmak üzere hazır
bulunan herkes ayağa kalkar.


(3) Hâkim tanığa, “Tanık sıfatıyla
sorulacak sorulara vereceğiniz cevapların gerçeğe aykırı olmayacağına ve bilginizden
hiçbir şey saklamayacağınıza namusunuz, şerefiniz ve kutsal saydığınız bütün inanç
ve değerler üzerine yemin ediyor musunuz?” diye sorar. Tanık da cevaben, “Sorulacak
sorulara, hiçbir şey saklamadan doğru cevap vereceğime namusum, şerefim ve kutsal
saydığım bütün inanç ve değerlerim üzerine yemin ediyorum.” demekle yemin eda edilmiş
sayılır.


 


Tanıkların
mahkemede dinlenilmesi


MADDE 259- (1) Tanıklar davaya bakan mahkemede dinlenir.


(2) Mahkeme, gerçeğin ortaya
çıkması için gerekliyse, tanığın olayın gerçekleştiği veya şeyin bulunduğu yerde
dinlenilmesine karar verebilir.


(3) Mahkeme, hasta veya engelli
olmasından dolayı gelemeyen tanığı bulunduğu yerde dinler.[27]


(4) Mahkemenin yargı çevresi
dışında bulunan tanığın, bulunduğu yer mahkemesi tarafından dinlenmesine karar verilebilir.
İstinabe yolu ile dinlenilmesine karar verilen tanığın, nerede, hangi gün ve saatte
dinleneceği hususu, talepleri hâlinde taraflara tebliğ edilir. Bu durumda, tanığın,
hangi hususlardan dolayı dinleneceğini hâkim belirler.


 


Tanığın
bilgilendirilmesi


MADDE 260- (1) Tanık dinlenmeden önce hakkında
tanıklık yapacağı olayla ilgili olarak, hâkim tarafından kendisine bilgi verilir
ve tanıklık edeceği konulara ilişkin bildiklerini söylemesi istenir.


 


Tanığın
dinlenilme şekli


MADDE 261- (1) Tanıklar, hâkim tarafından ayrı ayrı
dinlenir ve biri dinlenirken henüz dinlenmemiş olanlar salonda bulunamazlar. Tanıklar
gerektiğinde yüzleştirilirler.


(2) Tanık, bildiğini sözlü
olarak açıklar ve sözü kesilmeden dinlenir. Dinlenilme sırasında, tanık, yazılı
notlar kullanamaz. Şu kadar ki, tanık tarihleri ve rakamları tespit etmek veya bazı
hususları açıklamak ya da hatırlayabilmek için yazılarına bakmak zorunda olduğunu
hâkime söylerse, hâkim derhâl yazılarına bakmasına veya belirleyeceği duruşmada
yeniden dinlenmesine karar verebilir.


(3) Hâkim, tanık sözünü bitirdikten
sonra, ifade ettiği hususların açıklanması veya tamamlanması amacıyla başka sorular
da sorabilir.


(4) Toplu mahkemede başkan,
hâkimlerden her birinin tanığa doğrudan doğruya soru sormasına izin verir.


(5) Tanığın sözleri tutanağa
yazılarak önünde okunur ve tutanağın altı kendisine imza ettirilir.


 


Yasak
davranışlar


MADDE
262- (1) Tarafların, tanığın sözünü kesmeleri, söz veya hareketle onu övmeleri
veya tahkir etmeleri yasaktır. Buna aykırı davranan taraf veya vekili, hâkimin uyarısına
rağmen davranışını devam ettirecek olursa, 79 veya 151 inci maddeler uyarınca işlem
yapılır.


 


Tercüman
ve bilirkişi kullanılması


MADDE 263- (1) Tanık Türkçe bilmezse tercümanla dinlenir.



(2) Tanık, sağır ve dilsiz
olup okuma ve yazmayı biliyorsa, sorular kendisine yazılı olarak bildirilir ve cevapları
yazdırılır; okuma ve yazma bilmediği takdirde, hâkim, kendisini işaret dilinden
anlayan bilirkişi yardımıyla dinler.


 


Yalan
yere veya menfaat temin ederek tanıklık edilmesi ve sonuçları


MADDE 264- (1) Hâkim, tanığın tanıklığı esnasında
yalan söylediği veya menfaat temin ederek tanıklık ettiği hakkında yeterli delil
veya emare elde ederse bir tutanak düzenler ve bu tutanağı derhâl Cumhuriyet başsavcılığına
gönderir.


(2) Hâkim, tanığın ve suçta
ortakları varsa onların tutuklanmasına da karar verebilir ve kovuşturma yapılmak
üzere Cumhuriyet başsavcılığına sevk eder.


 


Tanığa
ödenecek ücret ve giderler[28]


MADDE 265- (1) Mahkeme tarafından çağrılan tanığa,
her yıl Adalet Bakanlığınca hazırlanan tarifeye göre, kaybettiği zaman ile orantılı
bir ücret verilir. Tanık hazır olmak için seyahat etmek zorunda kalmışsa yol giderleri
ile tanıklığa çağrıldığı yerdeki konaklama ve beslenme giderleri de karşılanır.


(2) Birinci fıkra hükmüne
göre ödenmesi gereken ücret ve giderler, hiçbir vergi, resim ve harca tabi değildir.



 


BEŞİNCİ
BÖLÜM


Bilirkişi İncelemesi


Bilirkişiye başvurulmasını
gerektiren hâller


MADDE
266- (1) Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde,
taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün
alınmasına karar verir. (Değişik cümle: 3/11/2016-6754/49 md.) Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin
gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz.
(Ek cümle: 3/11/2016-6754/49 md.) Hukuk
öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe,
bilirkişi olarak görevlendirilemez.


 


Bilirkişi sayısının belirlenmesi


MADDE 267- (1) Mahkeme, bilirkişi olarak, yalnızca
bir kişiyi görevlendirebilir. Ancak, gerekçesi açıkça gösterilmek suretiyle, tek
sayıda, birden fazla kişiden oluşacak bir kurulun bilirkişi olarak görevlendirilmesi
de mümkündür.


 


Bilirkişilerin
görevlendirilmesi


MADDE 268- (Değişik : 3/11/2016-6754/50
md.)


(1) Bilirkişiler, bölge adliye mahkemelerinin yargı çevreleri esas
alınmak suretiyle bilirkişilik bölge kurulu tarafından hazırlanan listede yer alan
kişiler arasından seçilir. Ancak kendi bölge listesinde ilgili uzmanlık alanında
bilirkişi olmasına rağmen diğer bir bölgedeki bilirkişinin, görevlendirme yapılan
yere daha yakın bir mesafede bulunması durumunda, bu listeden de görevlendirme yapılabilir.


(2) Bölge kurulunun hazırladığı listede bilgisine
başvurulacak uzmanlık dalında bilirkişi bulunmaması hâlinde, diğer bölge kurullarının
listelerinden; burada da bulunmaması hâlinde, Bilirkişilik Kanununun 10 uncu maddesinin
(d), (e) ve (f) bentleri hariç birinci fıkrasında yer alan şartları da taşımak kaydıyla
listelerin dışından bilirkişi görevlendirilebilir. Listelerin dışından görevlendirilen
bilirkişiler, bölge kuruluna bildirilir.[29]


(3) Kanunların görüş bildirmekle
yükümlü kıldığı kişi ve kuruluşlara görevlendirildikleri konularda bilirkişi olarak
öncelikle başvurulur. Ancak kamu görevlilerine, bağlı bulundukları kurumlarla ilgili
dava ve işlerde, bilirkişi olarak görev verilemez.


 


Bilirkişilik görevinin
kapsamı


MADDE 269- (1) Bilirkişilik görevi, mahkemece yapılan
davete uyup tayin edilen gün ve saatte mahkemede hazır bulunmayı, yemin etmeyi ve
bilgisine başvurulan konuda süresinde oy ve görüşünü mahkemeye bildirmeyi kapsar.


(2) Geçerli bir özrü olmaksızın
mahkemece yapılan davete uyup, tayin edilen gün ve saatte mahkemede hazır bulunmayan
yahut mahkemeye gelip de yemin etmekten veya süresinde oy ve görüş bildirmekten
kaçınan bilirkişiler hakkında, tanıklığa ilişkin disiplin hükümleri uygulanır ve durum bilirkişilik bölge kuruluna bildirilir.[30]


 


Bilirkişilik
görevini kabulle yükümlü olanlar


MADDE 270- (1) Aşağıda sayılmış olan kişi ya da kuruluşlar,
bilirkişilik görevini kabulle yükümlüdürler:


a) Resmî bilirkişiler ile
268 inci maddede belirtilmiş bulunan listelerde yer almış olanlar.


b) Bilgisine başvurulacak
konuyu bilmeksizin, meslek veya zanaatlarını icra etmesine olanak bulunmayanlar.


c) Bilgisine başvurulacak
konu hakkında, meslek veya sanat icrasına resmen yetkili kılınmış olanlar.


(2) Bu kişiler, ancak tanıklıktan
çekinme sebeplerine veya mahkemece kabul edilebilir diğer bir sebebe dayanarak,
bilirkişilikten çekinebilirler.


 


Bilirkişiye
yemin verdirilmesi


MADDE 271- (1) Listelere kaydedilmiş kişiler arasından
görevlendirilmiş olan bilirkişilere, bilirkişilik bölge kurulu veya bulunduğu yer
il adli yargı adalet komisyonu huzurunda, “Bilirkişilik görevimi sadakat ve özenle,
bilim ve fenne uygun olarak, tarafsız ve objektif bir biçimde yerine getireceğime,
namusum, şerefim ve kutsal saydığım bütün inanç ve değerlerim üzerine yemin ederim.”
şeklindeki sözler, tekrarlattırılmak suretiyle yemin verdirilir. Bu bilirkişilere,
görevlendirildikleri her dava veya işte ayrıca yemin verdirilmez; sadece görevlendirme
yazısında, bilirkişilere önceden etmiş bulundukları yemine bağlı kalmak suretiyle
oy ve görüş bildirmek zorunda oldukları hususu hatırlatılır.[31]


(2) Listelere kaydedilmemiş
olan kişiler arasından bilirkişiler görevlendirilmişse, kendilerine, görevlendiren
mahkemece, huzurda, göreve başlamadan önce, birinci fıkrada belirtilen şekilde yemin
verdirilir. Yemine ilişkin tutanak, hâkim, zabıt kâtibi ve bilirkişi tarafından
imzalanır.


 


Bilirkişinin
görevini yapmaktan yasaklı olması ve reddi


MADDE 272- (1) Hâkimler hakkındaki yasaklılık ve
ret sebepleriyle ilgili kurallar, bilirkişiler bakımından da uygulanır. Ancak, bilirkişinin,
aynı dava veya işte daha önceden tanık olarak dinlenmiş bulunması, bir ret sebebi
teşkil etmez.


(2) Hâkimler hakkındaki yasaklılık
sebeplerinden biri, bilirkişinin şahsında gerçekleşmişse, mahkeme, hüküm verilinceye
kadar, her zaman bilirkişiyi resen görevden alabileceği gibi, bilirkişi de mahkemeden,
görevden alınma talebinde bulunabilir.


(3) Ret sebeplerinden birinin
bilirkişinin şahsında gerçekleşmesi hâlinde taraflar, bilirkişinin reddini talep
edebileceği gibi, bilirkişi de kendisini reddedebilir. Ret talebi veya bilirkişinin
kendisini reddetmesinin, ret sebebinin öğrenilmesinden itibaren en geç bir hafta
içinde yapılmış olması şarttır. Ret sebeplerinin ispatı için, yemin teklif edilemez.



(4) Görevden alınma, ret ve
bilirkişinin kendisini reddetmesine yönelik talep, bilirkişiyi görevlendiren mahkemece
dosya üzerinden incelenir ve karara bağlanır. Kabule ilişkin kararlar kesindir.
Redde ilişkin kararlara karşı ise ancak esas hakkındaki kararla birlikte kanun yoluna
başvurulabilir.


 


Bilirkişinin
görev alanının belirlenmesi


MADDE 273- (1) Mahkeme, tarafların da görüşünü almak
suretiyle bilirkişinin görevlendirilmesine ilişkin kararında, aşağıda belirtilen
hususlara yer vermek zorundadır:


a) İnceleme konusunun bütün
sınırlarıyla ve açıkça belirlenmesi.


b) Bilirkişinin cevaplaması
gereken sorular.


c) Raporun verilme süresi.


(2) Bilirkişiye, görevlendirme
yazısının ekinde, inceleyeceği şeyler, dizi pusulasına bağlı olarak ve gerekiyorsa
mühürlü bir biçimde teslim edilir; ayrıca bu husus tutanakta gösterilir.


 


Bilirkişinin
görev süresi


MADDE 274- (1) Bilirkişi raporunun hazırlanması için
verilecek süre üç ayı geçemez. Bilirkişinin talebi üzerine, kendisini görevlendiren
mahkeme gerekçesini göstererek, süreyi üç ayı geçmemek üzere uzatabilir. (Ek
cümle: 28/2/2018-7101/56 md.) Ancak basit yargılama usulüne tabi dava ve işlerde
bu süreler iki ay olarak uygulanır.


(2) Belirlenen süre içinde
raporunu vermeyen bilirkişi görevden alınıp, yerine bir başka kimse, bilirkişi olarak
görevlendirilebilir. Bu durumda mahkeme, görevden alınmış olan bilirkişiden, görevden
alındığı ana kadar yapmış olduğu işlemler hakkında açıklama yapmasını talep eder
ve ayrıca bilirkişinin dizi pusulasına bağlı bir biçimde görevi sebebiyle incelenmek
üzere kendisine teslim edilmiş bulunan dosya ve eklerini mahkemeye hemen tevdi etmesini
ister. (Değişik son cümle: 3/11/2016-6754/53 md.) Ayrıca hukuki ve
cezai sorumluluğuna ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla, bilirkişiye ücret ve
masraf adı altında hiçbir ödeme yapılmamasına karar verilebilir ve gerekçesi gösterilerek
gerekli yaptırımların uygulanması bilirkişilik bölge kurulundan talep edilir.


 


Bilirkişinin
haber verme yükümlülüğü


MADDE 275- (1) Bilgisine başvurulan bilirkişi, kendisine
tevdi olunan görevin, uzmanlık alanına girmediğini, inceleme konusu maddi vakıaların
açıklığa kavuşturulması ve tespiti için, uzman kimliği bulunan başka bir bilirkişi
ile işbirliğine ihtiyaç duyduğunu veya görevi kabulden kaçınmasını haklı kılacak
mazeretini bir hafta içinde görevlendirmeyi yapan mahkemeye bildirir.


(2)
Bilirkişi, incelemesini gerçekleştirebilmek için, bazı hususların önceden soruşturulması
ve tespiti ile bazı kayıt ve belgelerin getirtilmesine ihtiyaç duyuyorsa, bunun
sağlanması için, bir hafta içinde kendisini görevlendiren mahkemeye bilgi verir
ve talepte bulunur.


 


Bilirkişinin
görevini bizzat yerine getirme yükümlülüğü


MADDE 276- (1) Bilirkişi, mahkemece kendisine tevdi
olunan görevi bizzat yerine getirmekle yükümlü olup, görevinin icrasını kısmen yahut
tamamen başka bir kimseye bırakamaz.


 


Bilirkişinin
sır saklama yükümlülüğü


MADDE
277- (1) Bilirkişi, görevi sebebiyle yahut görevini yerine getirirken öğrendiği
sırları saklamak, kendisi ve başkaları yararına kullanmaktan kaçınmakla yükümlüdür.


 


Bilirkişinin
yetkileri


MADDE 278- (1) Bilirkişi, görevini, mahkemenin sevk
ve idaresi altında yürütür.


(2) Bilirkişi, görev alanı
veya sınırları hakkında tereddüde düşerse, bu tereddüdünün giderilmesini, her zaman
mahkemeden isteyebilir.


(3) Bilirkişi, incelemesini
gerçekleştirirken ihtiyaç duyarsa, mahkemenin de uygun bulması kaydıyla, tarafların
bilgisine başvurabilir. Taraflardan birinin bilgisine başvurulacağı hâllerde, mahkemece
bilirkişiye taraflardan biri bulunmaksızın diğerinin dinlenemeyeceği hususu önceden
hatırlatılır.


(4) Bilirkişinin oy ve görüşünü
açıklayabilmesi için bir şey üzerinde inceleme yapması zorunlu ise mahkeme kararı
ile gerekli incelemeyi yapabilir. Bu işlemin icrası sırasında taraflar da hazır
bulunabilir.


 


Bilirkişi
açıklamalarının tespiti ve rapor


MADDE 279- (1) Mahkeme, bilirkişinin oy ve görüşünü
yazılı veya sözlü olarak bildirmesine karar verir.


(2) Raporda, tarafların ad
ve soyadları, bilirkişinin görevlendirildiği hususlar, gözlem ve inceleme konusu
yapılan maddi vakıalar, gerekçe ve varılan sonuçlarla, bilirkişiler arasında görüş
ayrılığı varsa, bunun sebebi, düzenlenme tarihi ve bilirkişi ya da bilirkişilerin
imzalarının bulunması gerekir. Azınlıkta kalan bilirkişi, oy ve görüşünü ayrı bir
rapor hâlinde de mahkemeye sunabilir.


(3) Mahkeme, bilirkişinin
oy ve görüşünü sözlü olarak açıklamasına karar verirse, bilirkişinin açıklamaları
tutanağa geçirilir ve tutanağın altına bilirkişinin de imzası alınır. Kurul hâlinde
görevlendirme söz konusu ise bilirkişilerin bilgilerine başvurulan hususu hemen
aralarında müzakere etmelerine imkân tanınır ve müzakere sonucunda açıklanan oy
ve görüş, tutanakla tespit edilip; tutanağın altı, bilirkişilere imza ettirilir.



(4) (Değişik: 3/11/2016-6754/54
md.) Bilirkişi, raporunda ve sözlü açıklamaları sırasında çözümü uzmanlığı,
özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz; hâkim tarafından
yapılması gereken hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz.


 


Bilirkişi
raporunun verilmesi


MADDE 280- (1) Bilirkişi, raporunu, varsa kendisine
incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak
mahkemeye verir; verildiği tarih rapora yazılır ve duruşma gününden önce birer örneği
taraflara tebliğ edilir.


 


Bilirkişi
raporuna itiraz


MADDE 281- (1) Taraflar, bilirkişi raporunun, kendilerine
tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların,
bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin
açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep
edebilirler. (Ek cümle:22/7/2020-7251/24 md.) Bilirkişi raporuna karşı talebin
bu süre içinde hazırlanmasının çok zor veya imkânsız olması ya da özel yahut teknik
bir çalışmayı gerektirmesi hâlinde yine bu süre içinde mahkemeye başvuran tarafa,
sürenin bitiminden itibaren işlemeye başlamak, bir defaya mahsus olmak ve iki haftayı
geçmemek üzere ek süre verilebilir.


(2) Mahkeme, bilirkişi raporundaki
eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak
için, bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle
ek rapor alabileceği gibi, tayin edeceği duruşmada, sözlü olarak açıklamalarda bulunmasını
da kendiliğinden isteyebilir.


(3) Mahkeme, gerçeğin ortaya
çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar
inceleme de yaptırabilir.


 


Bilirkişinin
oy ve görüşünün değerlendirilmesi


MADDE 282- (1) Hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü
diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir.


 


Bilirkişi gider ve ücreti[32]


MADDE 283- (1) Bilirkişiye, sarf etmiş olduğu emek
ve mesaiyle orantılı bir ücret ile inceleme, ulaşım, konaklama ve diğer giderleri
ödenir. Bu konuda, Adalet Bakanlığınca çıkarılacak ve her yıl güncellenecek olan
tarife esas alınır.


 


Bilirkişinin
ceza hukuku bakımından durumu


MADDE 284- (1) Bilirkişi, Türk Ceza Kanunu anlamında
kamu görevlisidir.


 


Bilirkişinin
hukuki sorumluluğu


MADDE 285- (1) Bilirkişinin kasten veya ağır ihmal
suretiyle düzenlemiş olduğu gerçeğe aykırı raporun, mahkemece hükme esas alınması
sebebiyle zarar görmüş olanlar, bu zararın tazmini için Devlete karşı tazminat davası
açabilirler.


(2) Devlet, ödediği tazminat
için sorumlu bilirkişiye rücu eder.


 


Davaların
açılacağı mahkeme


MADDE 286- (1) Devlet aleyhine açılacak olan tazminat
davası, gerçeğe aykırı bilirkişi raporunun ilk derece mahkemesince hükme esas alındığı
hâllerde, bu mahkemenin yargı çevresi içinde yer aldığı bölge adliye mahkemesi hukuk
dairesinde; bölge adliye mahkemesince hükme esas alındığı hâllerde ise Yargıtay
ilgili hukuk dairesinde görülür.


(2) Devletin sorumlu bilirkişiye
karşı açacağı rücu davası, tazminat davasını karara bağlamış olan mahkemede görülür.



 


Rücu
davasında zamanaşımı


MADDE 287- (1) Devlet, ödediği tazminat nedeniyle,
sorumlu bilirkişiye, ödeme tarihinden itibaren bir yıl içinde rücu eder. Hükme esas alınan bilirkişi raporu kasten gerçeğe aykırı
olarak düzenlenmişse, bu durumda, ceza zamanaşımı süresi uygulanır.


 


ALTINCI
BÖLÜM


Keşif


Keşif kararı


MADDE 288- (1)
Hâkim, uyuşmazlık konusu hakkında bizzat duyu organları yardımıyla bulunduğu yerde
veya mahkemede inceleme yaparak bilgi sahibi olmak amacıyla keşif yapılmasına karar
verebilir. Hâkim gerektiğinde bilirkişi yardımına başvurur.


(2)
Keşif kararı, mahkemece, sözlü yargılamaya kadar taraflardan birinin talebi üzerine
veya resen alınır.


 


Keşfe
yetkili mahkeme


MADDE 289- (1) Keşif, davaya bakan mahkemece icra
edilir. Keşif konusu, mahkemenin yargı çevresi dışında ise inceleme istinabe suretiyle
yapılır.


(2) Keşif konusu, büyükşehir
belediye sınırları içerisinde ise inceleme, davaya bakan mahkeme tarafından da yerine
getirilebilir.


 


Keşfin
yapılması


MADDE 290- (1) Keşfin yeri, kapsamı ve zamanı mahkeme tarafından tespit edilir. Keşif, taraflar hazır iseler
huzurlarında, aksi takdirde yokluklarında yapılır.[33]


(2) Mahkeme keşif sırasında
tanık ve bilirkişi dinleyebilir. Keşif sırasında, yapılan tüm işlemler ve beyanları
içeren bir tutanak düzenlenir. (Ek cümle:22/7/2020-7251/25 md.) Tutanağa,
hâkimin keşif konusu ve mahalliyle ilgili gözlemleri de yazılır. Plan, çizim, fotoğraf
gibi belgeler de tutanağa eklenir.


(3) Mahkeme, bir olayın nasıl
geçmiş olabileceğini tespit için temsili uygulama da yaptırabilir.


 


Keşfe
katlanma zorunluluğu


MADDE 291- (1) Taraflar ve üçüncü kişiler keşif kararının
gereğine uymak ve engelleyici tutum ve davranışlardan kaçınmak zorundadırlar.


(2) Keşif
yapılmasına taraflardan birinin karşı koyması hâlinde, o kimse ispat yükü kendisine
düşen taraf ise bu delilden vazgeçmiş; diğer taraf ise iddia edilen vakıayı kabul
etmiş sayılır. Şu kadar ki, hâkim duruma ve karşı koyma sebebine göre bu hükmü uygulamayabilir.



(3) Keşif, üçüncü kişi için
uygun olan zamanda yapılır. Keşif zamanı ve yeri üçüncü kişiye bildirilir. Gecikmesinde
zarar umulan hâllerde bildirim yapılmaksızın keşif icra edilir. Keşfe karşı koyma
hâlinde hâkim, üçüncü kişiyi karşı koymanın sebep olduğu giderlere ve beşyüz Türk
Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar disiplin para cezasına mahkûm eder; gerektiğinde
zor kullanılmasına karar verebilir. Ancak, üçüncü kişi tanıklıktan çekinme sebeplerine
dayanarak keşfe katlanma yükümlülüğünden kaçınabilir.


 


Soybağı
tespiti için inceleme


MADDE
292- (1) Uyuşmazlığın çözümü bakımından zorunlu ve bilimsel verilere uygun olmak,
ayrıca sağlık yönünden bir tehlike oluşturmamak şartıyla, herkes, soybağının tespiti
amacıyla vücudundan kan veya doku alınmasına katlanmak zorundadır. Haklı bir sebep
olmaksızın bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde, hâkim incelemenin zor kullanılarak
yapılmasına karar verir.


(2) Üçüncü
kişi tanıklıktan çekinme hakkı bulunduğunu ileri sürerek bu yükümlülükten kaçınamaz.


 


YEDİNCİ
BÖLÜM


Uzman Görüşü


Uzman görüşü


MADDE 293- (1) Taraflar, dava konusu olayla
ilgili olarak, uzmanından bilimsel mütalaa alabilirler. Sadece bu nedenle ayrıca
süre istenemez.


(2) Hâkim, talep üzerine veya
resen, kendisinden rapor alınan uzman kişinin davet edilerek dinlenilmesine karar
verebilir. Uzman kişinin çağrıldığı duruşmada hâkim ve taraflar gerekli soruları
sorabilir.


(3) Uzman kişi çağrıldığı
duruşmaya geçerli bir özrü olmadan gelmezse, hazırlamış olduğu rapor mahkemece değerlendirmeye
tabi tutulmaz.


 


BEŞİNCİ
KISIM


Hüküm ve Davaya Son Veren Taraf İşlemleri


 


BİRİNCİ BÖLÜM


Hüküm


Hüküm, hükmün verilmesi ve tefhimi


MADDE 294- (1) Mahkeme, usule veya esasa ilişkin
bir nihai kararla davayı sona erdirir. Yargılama sonunda uyuşmazlığın esası hakkında
verilen nihai karar, hükümdür.


(2) Hüküm, yargılamanın sona
erdiği duruşmada verilir ve tefhim olunur.


(3) Hükmün tefhimi,
her hâlde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur.



(4) Zorunlu nedenlerle
sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği hâllerde, gerekçeli kararın tefhim tarihinden
başlayarak bir ay içinde yazılması gerekir.


(5) Hükmün tefhimini, duruşmada
bulunanlar ayakta dinler.


(6) Hükme ilişkin hususlar,
niteliğine aykırı düşmedikçe, usule ilişkin nihai kararlar hakkında da uygulanır.


 


Hükmün müzakeresi


MADDE 295- (1) Hüküm, gizli müzakere edilerek hazırlanır
ve alenen tefhim olunur.


(2) Hükmü, yargılamanın sona
erdiğinin bildirildiği duruşmada hazır bulunan hâkim veya hâkimler verir. Bu şekilde
hüküm verebilecek hâkimlerin tamamı hazır bulunmadıkça hüküm hakkında görüşme yapılamaz.


(3) Hükmün müzakeresi sırasında,
yargılamanın sona erdiğinin bildirildiği duruşmada hazır bulunan hâkim bulunmuyorsa,
gerekli görüldüğü takdirde tarafların sözlü açıklamaları tekrar dinlendikten sonra
müzakere edilir ve hüküm verilir.


 


Hükmün
oylanması ve yeter sayı


MADDE 296- (1) Toplu mahkemelerde hüküm hakkındaki
müzakereyi mahkeme başkanı idare eder. Müzakere yapıldıktan sonra, başkan,
müzakereye katılan en kıdemsiz üyeden başlayarak her üyenin ayrı ayrı oyunu alır
ve en son kendi oyunu açıklar.


(2) Hüküm, oy çokluğu ile
de verilebilir.


 


Hükmün
kapsamı


MADDE 297- (1) Hüküm “Türk Milleti Adına” verilir ve bu ibareden sonra
aşağıdaki hususları kapsar:


a) Hükmü veren mahkeme ile
hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme
çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini.


b) Tarafların ve davaya katılanların
kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin
ad ve soyadları ile adreslerini.


c) Tarafların iddia ve savunmalarının
özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında
toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen
vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri.


ç) Hüküm sonucu, yargılama
giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun
yolları ve süresini.


d) Hükmün verildiği tarih
ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını.


e) Gerekçeli kararın yazıldığı
tarihi.


(2) Hükmün sonuç kısmında,
gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında
verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında;
açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.


 


Hükmün
yazılması


MADDE 298- (1) Hüküm, hükmü veren hâkim, toplu mahkemelerde
başkan veya hükme katılmış olan hâkimlerden başkanın seçeceği bir üye tarafından
yazılır.


(2) Gerekçeli karar, tefhim
edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz.


(3) Hükümde gerekçesi ile
birlikte karşı oya da yer verilir.


(4) Hüküm, hükmü veren hâkim
veya hâkimler ile zabıt kâtibi tarafından imzalanır.


 


Hükmün
imza edilememesi


MADDE 299- (1) Hüküm sonucu tefhim edildikten
sonra gerekçeli karar imzalanmadan, hâkim ölür veya herhangi bir sebeple
imzalayamayacak hâle düşerse, yeni hâkim, tefhim edilen hükme uygun olarak gerekçeli
kararı bizzat yazarak imzalar. Toplu mahkemelerde böyle bir durumun gerçekleşmesi
hâlinde, hüküm diğer hâkimler tarafından imzalanır ve başkan veya en kıdemli hâkim
tarafından, hükmün altına diğer hâkimin imza edememesinin sebebi yazılarak imza
olunur.


 


Hükmün korunması


MADDE 300- (1) Hükme katılan hâkimlerle zabıt kâtibinin
imzalarını ve mahkeme mührünü taşıyan hüküm arşivde korunur.


 


Hüküm
nüshası


MADDE 301- (1) Hüküm yazılıp imza edildikten ve mahkeme
mührü ile mühürlendikten sonra, nüshaları yazı işleri müdürü tarafından taraflardan
her birine makbuz karşılığında verilir ve bir nüshası da gecikmeksizin diğer tarafa
tebliğ edilir. Hükmün bir nüshası da dosyasında saklanır.


(2) Taraflardan her birine
verilen hüküm nüshası ilamdır.


(3) Tarafların elinde bulunan
hüküm nüshalarının farklı olması hâlinde karar kartonundaki esas alınır.


 


İlamın alınması, kesinleşme
kaydı ve harçlar


MADDE 302- (1) Taraflar, harcının ödenmiş olup olmamasına bakılmaksızın ilamı her zaman
alabilirler.


(2) Bakiye karar ve ilam harcının
ödenmemiş olması, hükmün tebliğe çıkarılmasına, takibe konmasına ve kanun yollarına
başvurulmasına engel teşkil etmez.


(3) 2/7/1964 tarihli ve 492
sayılı Harçlar Kanunu dâhil, diğer kanunların bu maddeye aykırı hükümleri uygulanmaz.


(4) Hükmün kesinleştiği, ilamın
altına veya arkasına yazılıp, tarih ve mahkeme mührü konmak ve başkan veya hâkim
tarafından imzalanmak suretiyle belirtilir.


(5) (Ek: 20/7/2017-7035/27 md.) Kanun yollarından
geçmek suretiyle kesinleşen kararların kesinleşme kaydı ile kesinleşme kaydı yapılan
kararların yerine getirilmesi için gerekli bildirimler de ilk derece mahkemesince
yapılır.


 


Kesin hüküm


MADDE
303- (1) Bir davaya ait şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada
maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava
sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun
aynı olması gerekir.


(2) Bir hüküm, davada veya
karşılık davada ileri sürülen taleplerden, sadece hükme bağlanmış olanlar hakkında
kesin hüküm teşkil eder.


(3) Kesin hüküm, tarafların
küllî halefleri hakkında da geçerlidir.


(4) Bir dava dolayısıyla ortaya
çıkan kesin hüküm, o hükmün kesinleşmesinden sonra dava konusu şeyin mülkiyetini
tarafların birisinden devralan yahut dava konusu şey üzerinde sınırlı bir ayni hak
veya fer’î zilyetlik kazanan kişiler hakkında da geçerlidir. Ancak, Türk Medenî
Kanununun iyiniyetle mal edinmeye ait hükümleri saklıdır.


(5) Müteselsil borçlulardan
biri veya birkaçı ile alacaklı arasında yahut müteselsil alacaklılardan biri veya
birkaçı ile borçlu arasında oluşan kesin hüküm, diğerleri hakkında geçerli değildir.



 


İKİNCİ
BÖLÜM


Hükmün
Tashihi, Tavzihi ve Tamamlanması[34]


Hükmün tashihi


MADDE
304- (1) Hükümdeki yazı ve hesap hataları ile diğer benzeri açık hatalar, mahkemece
resen veya taraflardan birinin talebi üzerine düzeltilebilir. Hüküm tebliğ edilmişse
hâkim, tarafları dinlemeden hatayı düzeltemez. Davet üzerine taraflar gelmezse,
dosya üzerinde inceleme yapılarak karar verilebilir.


(2) Tashih kararı verildiği
takdirde, düzeltilen hususlarla ilgili karar, mahkemede bulunan nüshalar ile verilmiş
olan suretlerin altına veya bunlara eklenecek ayrı bir kâğıda yazılır, imzalanır
ve mühürlenir.


 


Hükmün
tavzihi


MADDE 305- (1) Hüküm yeterince açık değilse veya
icrasında tereddüt uyandırıyor yahut birbirine aykırı fıkralar içeriyorsa, icrası
tamamlanıncaya kadar taraflardan her biri hükmün açıklanmasını veya tereddüt ya
da aykırılığın giderilmesini isteyebilir.


(2) Hüküm fıkrasında taraflara
tanınan haklar ve yüklenen borçlar, tavzih yolu ile sınırlandırılamaz, genişletilemez
ve değiştirilemez.


 


Hükmün tamamlanması


MADDE 305/A- (Ek:22/7/2020-7251/27 md.)


(1) Taraflardan her biri,
nihaî kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde, yargılamada ileri sürülmesine
veya kendiliğinden hükme geçirilmesi gerekli olmasına rağmen hakkında tamamen veya
kısmen karar verilmeyen hususlarda, ek karar verilmesini isteyebilir. Bu karara
karşı kanun yoluna başvurulabilir.


 


Tavzih ve tamamlama talebi
ile usulü[35]


MADDE 306- (1) Tavzih veya tamamlama, dilekçeye tarafların sayısı kadar nüsha
eklenmek suretiyle hükmü veren mahkemeden istenebilir. Dilekçenin bir nüshası, cevap
süresi mahkemece belirlenerek karşı tarafa tebliğ edilir. Cevap, tavzih veya tamamlama
talebinde bulunan tarafa tebliğ olunur.


(2) Mahkeme, cevap verilmemiş
olsa bile dosya üzerinde inceleme yaparak karar verir; ancak gerekli görürse iki
tarafı sözlü açıklamalarını yapabilmeleri için davet edebilir.


(3) Mahkeme tavzih veya tamamlama
talebini yerinde gördüğü takdirde 304 üncü madde uyarınca işlem yapar.


 


ÜÇÜNCÜ
BÖLÜM


Davaya Son Veren Taraf İşlemleri


Davadan feragat


MADDE 307- (1) Feragat, davacının, talep
sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesidir.


 


Davayı
kabul


MADDE 308- (1) Kabul, davacının talep sonucuna,
davalının kısmen veya tamamen muvafakat etmesidir.


(2) Kabul, ancak tarafların
üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri davalarda hüküm doğurur.


 


Feragat
ve kabulün şekli


MADDE 309- (1) Feragat ve kabul, dilekçeyle veya
yargılama sırasında sözlü olarak yapılır.


(2) Feragat ve kabulün hüküm
ifade etmesi, karşı tarafın ve mahkemenin muvafakatine bağlı değildir.


(3) Kısmen feragat veya kabulde,
feragat edilen veya kabul edilen kısmın, dilekçede yahut tutanakta açıkça gösterilmesi
gerekir.


(4) Feragat ve kabul, kayıtsız
ve şartsız olmalıdır.


 


Feragat
ve kabulün zamanı


MADDE 310- (1) Feragat ve kabul, hüküm kesinleşinceye
kadar her zaman yapılabilir.


(2) (Ek:22/7/2020-7251/29
md.) Feragat veya kabul, hükmün verilmesinden sonra yapılmışsa, taraflarca kanun
yoluna başvurulmuş olsa dahi, dosya kanun yolu incelemesine gönderilmez ve ilk derece
mahkemesi veya bölge adliye mahkemesince feragat veya kabul doğrultusunda ek karar
verilir.


(3) (Ek:22/7/2020-7251/29
md.) Feragat veya kabul, dosyanın temyiz incelemesine gönderilmesinden sonra
yapılmışsa, Yargıtay temyiz incelemesi yapmaksızın dosyayı feragat veya kabul hususunda
ek karar verilmek üzere hükmü veren mahkemeye gönderir.


 


Feragat
ve kabulün sonuçları


MADDE 311- (1) Feragat ve kabul, kesin hüküm gibi
hukuki sonuç doğurur. İrade bozukluğu
hâllerinde, feragat ve kabulün iptali istenebilir.


 


Feragat
ve kabul hâlinde yargılama giderleri


MADDE
312- (1) Feragat veya kabul beyanında bulunan taraf, davada aleyhine hüküm
verilmiş gibi yargılama giderlerini ödemeye mahkûm edilir. Feragat ve kabul, talep
sonucunun sadece bir kısmına ilişkin ise yargılama giderlerine mahkûmiyet, ona göre
belirlenir.


(2) Davalı, davanın açılmasına
kendi hâl ve davranışıyla sebebiyet vermemiş ve yargılamanın ilk duruşmasında da
davacının talep sonucunu kabul etmiş ise yargılama giderlerini ödemeye mahkûm edilmez.


 


Sulh


MADDE
313- (1) Sulh, görülmekte olan bir davada, tarafların aralarındaki uyuşmazlığı
kısmen veya tamamen sona erdirmek amacıyla, mahkeme huzurunda yapmış oldukları bir
sözleşmedir.


(2) Sulh, ancak tarafların
üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri uyuşmazlıkları konu alan davalarda yapılabilir.


(3) Dava konusunun dışında
kalan hususlar da sulhun kapsamına dâhil edilebilir.


(4) Sulh, şarta bağlı olarak
da yapılabilir.


 


Sulhun
zamanı


MADDE 314- (1) Sulh, hüküm kesinleşinceye
kadar her zaman yapılabilir.


(2) (Ek:22/7/2020-7251/30
md.) Sulh, hükmün verilmesinden sonra yapılmışsa, taraflarca kanun yoluna başvurulmuş
olsa dahi, dosya kanun yolu incelemesine gönderilmez ve ilk derece mahkemesi veya
bölge adliye mahkemesince sulh doğrultusunda ek karar verilir.


(3) (Ek:22/7/2020-7251/30
md.) Sulh, dosyanın temyiz incelemesine gönderilmesinden sonra yapılmışsa, Yargıtay
temyiz incelemesi yapmaksızın dosyayı sulh hususunda ek karar verilmek üzere hükmü
veren mahkemeye gönderir.


 


Sulhun
etkisi


MADDE
315- (1) Sulh, ilgili bulunduğu davayı sona erdirir ve kesin hüküm gibi
hukuki sonuç doğurur. Mahkeme, taraflar sulhe göre karar verilmesini isterlerse,
sulh sözleşmesine göre; sulhe göre karar verilmesini istemezlerse, karar verilmesine
yer olmadığına karar verir.


(2) İrade bozukluğu ya da
aşırı yararlanma hâllerinde sulhun iptali istenebilir.


 


ALTINCI KISIM


Basit Yargılama Usulü


 


Basit yargılama usulüne
tabi dava ve işler


MADDE 316- (1) Basit yargılama usulü, kanunlarda
açıkça belirtilenler dışında, aşağıdaki durumlarda uygulanır:


a) Sulh hukuk mahkemelerinin
görevine giren dava ve işler.


b) Doğrudan dosya üzerinden
karar vermek konusunda kanunun mahkemeye takdir hakkı tanıdığı dava ve işler.


c) İhtiyati
tedbir, ihtiyati haciz, delil tespiti gibi geçici hukuki koruma talepleri ile deniz
raporlarının alınması, dispeççi atanması talepleri ve bunlara karşı yapılacak olan
itirazlar.


ç) Her çeşit nafaka davaları
ile velayet ve vesayete ilişkin dava ve işler.


d) Hizmet ilişkisinden doğan
davalar.


e) Konkordato ve sermaye şirketleri
veya kooperatiflerin uzlaşma suretiyle yeniden yapılandırılmasına ilişkin açılacak
davalar.


f) Tahkim hükümlerine göre,
mahkemenin görev alanına giren dava ve işler.


g) Diğer kanunlarda yer alan
ve yazılı yargılama usulü dışındaki yargılama usullerinin uygulanacağı belirtilen
dava ve işler.


 


Dilekçelerin
verilmesi


MADDE 317- (1) Dava açılması ve davaya cevap verilmesi
dilekçe ile olur.


(2) Cevap süresi, dava dilekçesinin
davalıya tebliğinden itibaren iki haftadır. Ancak mahkeme durum ve koşullara göre
cevap dilekçesinin bu süre içinde hazırlanmasının çok zor yahut imkânsız olduğu
durumlarda, yine bu süre zarfında mahkemeye başvuran davalıya, cevap süresinin bitiminden
itibaren işlemeye başlamak, bir defaya mahsus olmak ve iki haftayı geçmemek üzere
ek bir süre verebilir. Ek cevap süresi talebi hakkında verilen karar taraflara derhâl
bildirilir.[36]


(3) Taraflar cevaba cevap
ve ikinci cevap dilekçesi veremezler.


(4) Dava ve cevap dilekçeleri
yönetmelikte belirlenecek formun doldurulması suretiyle de verilebilir.


 


Delillerin
ikamesi


MADDE 318- (1) Taraflar dilekçeleri ile birlikte,
tüm delillerini açıkça ve hangi vakıanın delili olduğunu da belirterek bildirmek;
ellerinde bulunan delillerini dilekçelerine eklemek ve başka yerlerden getirilecek
belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayan bilgilere dilekçelerinde
yer vermek zorundadır.


 


İddia
ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı


MADDE
319- (1) İddianın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı dava açılmasıyla;
savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin mahkemeye
verilmesiyle başlar.


 


Ön inceleme ve tahkikat


MADDE 320- (1) Mahkeme, mümkün olan hâllerde tarafları
duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar verir.


(2) Daha önce karar verilemeyen
hâllerde mahkeme, ilk duruşmada dava şartları ve ilk itirazlarla hak düşürücü süre
ve zamanaşımı hakkında tarafları dinler; daha sonra tarafların iddia ve savunmaları
çerçevesinde, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit eder. Uyuşmazlık
konularının tespitinden sonra hâkim, tarafları sulhe veya arabuluculuğa teşvik eder.
Tarafların sulh olup olmadıkları, sulh olmadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların
nelerden ibaret olduğu tutanağa yazılır; tutanağın altı hazır bulunan taraflarca
imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür.[37]


(3) Mahkeme, tarafların dinlenmesi,
delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemlerinin yapılmasını yukarıdaki fıkrada belirtilen
duruşma hariç, iki duruşmada tamamlar. Duruşmalar arasındaki süre bir aydan daha
uzun olamaz. İşin niteliği gereği bilirkişi incelemesinin uzaması, istinabe yoluyla
tahkikat işlemlerinin yürütülmesi gibi zorunlu hâllerde, hâkim gerekçesini belirterek
bir aydan sonrası için de duruşma günü belirleyebilir ve ikiden fazla duruşma yapabilir.



(4) Basit yargılama usulüne
tabi davalarda, işlemden kaldırılmasına karar verilmiş olan dosya, yenilenmesinden
sonra takipsiz bırakılırsa, dava açılmamış sayılır.


 


Hüküm


MADDE 321- (1) Tahkikatın tamamlanmasından sonra, mahkeme tarafların
son beyanlarını alır ve yargılamanın sona erdiğini bildirerek kararını tefhim eder.
Taraflara beyanda bulunabilmeleri için ayrıca süre verilmez.


(2) Kararın tefhimi, mahkemece
hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklanması ile gerçekleşir.
Ancak zorunlu hâllerde, hâkim bu durumun sebebini de tutanağa geçirmek suretiyle,
sadece hüküm özetini tutanağa yazdırarak kararı tefhim edebilir. Bu durumda gerekçeli
kararın en geç bir ay içinde yazılarak tebliğe çıkartılması gerekir.


 


Uygulanacak hükümler


MADDE 322- (1) Bu Kanun ve diğer kanunlarda basit yargılama usulü hakkında
hüküm bulunmayan hâllerde, yazılı yargılama usulüne ilişkin hükümler uygulanır.



(2) Paylaştırma ve ortaklığın giderilmesi için satış yapılması gereken hâllerde,
hâkim satış için bir memur görevlendirir. Taşınır ve taşınmaz malların satışı İcra
ve İflas Kanunu hükümlerine göre yapılır.


 


YEDİNCİ KISIM


Yargılama Giderleri ve Adli Yardım


 


BİRİNCİ BÖLÜM


Yargılama Giderleri


Yargılama giderlerinin
kapsamı


MADDE 323- (1) Yargılama giderleri şunlardır:


a) Başvurma, karar ve ilam
harçları.[38]


b) Dava nedeniyle yapılan
tebliğ ve posta giderleri.


c) Dosya ve sair evrak giderleri.


ç) Geçici hukuki koruma tedbirleri
ve protesto, ihbar, ihtarname ve vekâletname düzenlenmesine ilişkin giderler.


d) Keşif giderleri.


e) Tanık ile bilirkişiye ödenen
ücret ve giderler.


f) Resmî dairelerden alınan
belgeler için ödenen harç, vergi, ücret ve sair giderler.


g) Vekil ile takip edilmeyen
davalarda tarafların hazır bulundukları günlere ait gündelik, seyahat ve konaklama
giderlerine karşılık hâkimin takdir edeceği miktar; vekili bulunduğu hâlde mahkemece
bizzat dinlenmek, isticvap olunmak veya yemin
etmek üzere çağrılan taraf için takdir edilecek gündelik, yol ve konaklama giderleri.


ğ) Vekille takip edilen davalarda
kanun gereğince takdir olunacak vekâlet ücreti.


h) Yargılama sırasında yapılan
diğer giderler.


 


Delil
ikamesi için avans


MADDE 324- (1) Taraflardan her biri ikamesini talep
ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin süre içinde yatırmak
zorundadır. Taraflar birlikte aynı delilin ikamesini talep etmişlerse, gereken gideri
yarı yarıya avans olarak öderler.


(2) Taraflardan birisi avans
yükümlülüğünü yerine getirmezse, diğer taraf bu avansı yatırabilir. Aksi hâlde talep
olunan delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılır.


(3) Tarafların üzerinde serbestçe
tasarruf edemeyeceği dava ve işler hakkındaki hükümler saklıdır.


 


Resen
yapılması gereken işlemlere ilişkin giderler


MADDE 325- (1) Tarafların üzerinde serbestçe
tasarruf edemeyeceği dava ve işlerde, hâkim tarafından resen başvurulan deliller
için gereken giderlerin, bir haftalık süre içinde taraflardan birisi veya belirtilecek
oranda her ikisi tarafından ödenmesine karar verilir. Belirlenen süre içinde bu
işlemlere ait giderleri karşılayacak miktarda avans yatırılmazsa, ileride bu gideri
ödemesi gereken taraftan alınmak üzere Hazineden ödenmesine hükmedilir.


 


Yargılama giderlerinden
sorumluluk


MADDE 326- (1) Kanunda yazılı hâller dışında, yargılama
giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir.


(2) Davada iki taraftan her
biri kısmen haklı çıkarsa, mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına
göre paylaştırır.[39][40]


(3) Aleyhine hüküm verilenler
birden fazla ise mahkeme yargılama giderlerini, bunlar arasında paylaştırabileceği
gibi, müteselsilen sorumlu tutulmalarına da karar verebilir.


 


Dürüstlük
kuralına aykırılık sebebiyle yargılama giderlerinden sorumluluk


MADDE 327- (1) Gereksiz yere davanın uzamasına veya
gider yapılmasına sebebiyet vermiş olan taraf, davada lehine karar verilmiş
olsa bile, karar ve ilam harcı dışında kalan yargılama giderlerinin tamamını veya
bir kısmını ödemeye mahkûm edilebilir.


(2) Bir kişi davada sıfatı
olmadığı hâlde, davacıyı, davalı sıfatı kendisine aitmiş gibi yanıltıp, kendisine
karşı dava açılmasına sebebiyet verirse, davanın sıfat yokluğu nedeniyle reddi hâlinde,
davalı yararına yargılama giderlerine hükmedilemez.


 


Fer’î
müdahale gideri


MADDE 328- (1) Fer’î müdahil olarak davada yer alan
kimse, yanında katıldığı taraf haksız çıkarsa, yalnızca fer’î müdahale giderinden
sorumlu tutulur, aksi hâlde bu giderler diğer tarafa yükletilir. Ancak, hüküm üçüncü
kişinin katıldığı taraf lehine verilmiş olsa bile, lehine hükmolunan tarafın hâl
ve davranışı, üçüncü kişinin davaya katılmasını gerektirmişse, müdahale giderinin
tamamı veya bir kısmı, lehine hüküm verilen tarafa yükletilebilir.


 


Kötüniyetle
veya haksız dava açılmasının sonuçları


MADDE 329- (1) Kötüniyetli davalı veya hiçbir hakkı
olmadığı hâlde dava açan taraf, yargılama giderlerinden başka, diğer tarafın vekiliyle
aralarında kararlaştırılan vekâlet ücretinin tamamı veya bir kısmını ödemeye mahkûm
edilebilir. Vekâlet ücretinin miktarı hakkında uyuşmazlık çıkması veya mahkemece
miktarının fahiş bulunması hâlinde, bu miktar doğrudan mahkemece takdir olunur.


(2) Kötüniyet sahibi davalı
veya hiçbir hakkı olmadığı hâlde dava açan taraf, bundan başka beşyüz Türk Lirasından
beşbin Türk Lirasına kadar disiplin
para cezası ile mahkûm edilebilir. Bu hâllere vekil sebebiyet vermiş ise disiplin
para cezası vekil hakkında uygulanır.


 


Vekâlet
ücretinin taraf lehine hükmedilmesi


MADDE 330- (1) Vekil ile takip edilen davalarda
mahkemece, kanuna göre takdir olunacak vekâlet ücreti, taraf lehine hükmedilir.



 


Esastan
sonuçlanmayan davada yargılama gideri


MADDE 331- (1) Davanın konusuz kalması sebebiyle
davanın esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hâllerde, hâkim, davanın
açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerini takdir
ve hükmeder.


(2) Görevsizlik veya yetkisizlik
kararından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmesi hâlinde, yargılama giderlerine
o mahkeme hükmeder. Görevsizlik veya yetkisizlik kararından sonra davaya bir başka
mahkemede devam edilmemiş ise talep üzerine davanın açıldığı mahkeme dosya üzerinden
bu durumu tespit ile davacıyı yargılama giderlerini ödemeye mahkûm eder.[41]


(3) Davanın açılmamış sayılmasına
karar verilen hâllerde yargılama giderleri davacıya yükletilir.


 


Yargılama
giderlerine hükmedilmesi


MADDE 332- (1) Yargılama giderlerine, mahkemece
resen hükmedilir.


(2) Yargılama gideri, tutarı,
hangi tarafa ve hangi oranda yükletildiği ve dökümü hüküm altında gösterilir.


(3) Hükümden sonraki yargılama
giderlerini hangi tarafın ödeyeceği, miktarı ve dökümü ile bu giderlerin hangi tarafa yükletileceği,
mahkemece ilamın altına yazılır.


 


Avansın
iadesi


MADDE 333- (1) Hükmün kesinleşmesinden sonra mahkeme
kendiliğinden, yatırılan avansın kullanılmayan kısmının iadesine karar verir. Bu
kararın tebliğ gideri iade edilecek avanstan karşılanır.


 


İKİNCİ
BÖLÜM


Adli Yardım


Adli yardımdan yararlanacak
kişiler


MADDE 334- (1) Kendisi ve ailesinin geçimini önemli
ölçüde zor duruma düşürmeksizin, gereken yargılama veya takip giderlerini kısmen
veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimseler, iddia ve savunmalarında, geçici
hukuki korunma taleplerinde ve icra takibinde, taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun
olmaması kaydıyla adli yardımdan yararlanabilirler.[42]


(2) (İptal:Anayasa
Mahkemesinin 24/9/2024 Tarihli ve E: 2024/78, K: 2024/164 Sayılı Kararı ile.)



(3) Yabancıların adli yardımdan
yararlanabilmeleri ayrıca karşılıklılık şartına bağlıdır.


 


Adli
yardımın kapsamı


MADDE 335- (1) Adli yardım kararı, ilgiliye, aşağıdaki
hususları sağlar:


a) Yapılacak tüm yargılama
ve takip giderlerinden geçici olarak muafiyet.


b) Yargılama ve takip giderleri
için teminat göstermekten muafiyet.


c) Dava ve icra takibi sırasında
yapılması gereken tüm giderlerin Devlet tarafından avans olarak ödenmesi.


ç) Davanın
avukat ile takibi gerekiyorsa, ücreti sonradan ödenmek üzere bir avukat temini.


(2) Mahkeme,
talepte bulunanın, yukarıdaki bentlerde düzenlenen hususlardan bir kısmından yararlanmasına
da karar verebilir.


(3) Adli yardım, hükmün kesinleşmesine
kadar devam eder.


 


Adli
yardım talebi


MADDE 336- (1) Adli yardım, asıl talep veya işin
karara bağlanacağı mahkemeden; icra ve iflas takiplerinde ise takibin yapılacağı
yerdeki icra mahkemesinden istenir.


(2) Talepte bulunan kişi,
iddiasının özeti ile birlikte, iddiasını dayandıracağı delilleri ve yargılama giderlerini
karşılayabilecek durumda olmadığını gösteren mali durumuna ilişkin belgeleri mahkemeye
sunmak zorundadır.


(3) Kanun yollarına başvuru
sırasında adli yardım talebi bölge adliye mahkemesine veya Yargıtaya yapılır.


(4) Adli yardım talebine ilişkin
evrak, her türlü harç ve vergiden muaftır.


 


Adli
yardım talebinin incelenmesi


MADDE 337- (1) Mahkeme, adli yardım talebi hakkında
duruşma yapmaksızın karar verebilir.(Ek cümle : 11/4/2013-6459/ 23 md.) Ancak,
talep hâlinde inceleme duruşmalı olarak yapılır. (Ek cümle : 11/4/2013-6459/
23 md.) Adli yardım taleplerinin reddine ilişkin mahkeme kararlarında sunulan
bilgi ve belgelerin kabul edilmeme sebebi açıkça belirtilir.


(2) (Değişik : 11/4/2013-6459/
23 md.) Adli yardım talebinin reddine ilişkin kararlara karşı, tebliğinden itibaren
iki hafta içinde kararı veren mahkemeye dilekçe vermek suretiyle itiraz edilebilir.
Kararına itiraz edilen mahkeme, itirazı incelemesi için dosyayı o yerde adli yardım
talebi yapılan hukuk mahkemesinin birden fazla dairesinin bulunması hâlinde, numara
olarak kendisini izleyen daireye, son numaralı daire için birinci daireye, o yerde
adli yardım talebi yapılan hukuk mahkemesinin tek dairesi bulunması hâlinde ise
aynı işlere bakmakla görevli en yakın mahkemeye gönderir. İtiraz incelemesi neticesinde
verilen karar kesindir. Adli yardım talebi reddedilirse, ödeme gücünde sonradan
gerçekleşen ciddi bir azalmaya dayanılarak tekrar talepte bulunulabilir.[43]


(3) Adli yardım, daha önce
yapılan yargılama giderlerini kapsamaz.


 


Adli
yardım kararının kaldırılması


MADDE 338- (1) Adli yardımdan yararlanan kişinin
mali durumu hakkında kasten veya ağır kusuru sonucu yanlış bilgi verdiği ortaya
çıkar veya sonradan mali durumunun yeteri derecede iyileştiği anlaşılırsa adli yardım
kararı kaldırılır.


 


Adli
yardımla ertelenen yargılama giderlerinin tahsili


MADDE 339- (1) Adli yardım kararından dolayı
ertelenen tüm yargılama giderleri ile Devletçe ödenen avanslar dava veya takip sonunda
haksız çıkan kişiden tahsil olunur. Adli yardımdan yararlanan kişinin haksız çıkması
hâlinde, uygun görülürse yargılama giderlerinin en çok bir yıl içinde aylık eşit
taksitler hâlinde ödenmesine karar verilebilir.


(2)
(Ek: 11/4/2013-6459/ 24 md.) Adli yardım kararından dolayı Devletçe ödenen veya
muaf tutulan yargılama giderlerinin tahsilinin, adli yardımdan yararlananın mağduriyetine
neden olacağı mahkemece açıkça anlaşılırsa, mahkeme, hükümde tamamen veya kısmen
ödemeden muaf tutulmasına karar verebilir.


 


Adli
yardım kararıyla atanan avukatın ücretinin ödenmesi


MADDE 340- (1) Adli yardımdan yararlanan kişi için
mahkemenin talebi üzerine baro tarafından görevlendirilen avukatın ücreti, yargılama
gideri olarak Hazineden ödenir.


 


SEKİZİNCİ
KISIM


Kanun Yolları


 


BİRİNCİ BÖLÜM


İstinaf


İstinaf yoluna başvurulabilen kararlar[44]


MADDE 341- (1) (Değişik:22/7/2020-7251/34 md.) İlk derece mahkemelerinin
aşağıdaki kararlarına karşı istinaf yoluna başvurulabilir:


a) Nihai kararlar.


b) İhtiyati tedbir ve ihtiyati haciz taleplerinin reddi kararları, karşı tarafın
yüzüne karşı verilen ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararları, karşı tarafın
yokluğunda verilen ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararlarına karşı yapılan itiraz
üzerine verilen kararlar.


(2) Miktar veya değeri üç bin Türk Lirasını geçmeyen
malvarlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir. (Ek cümle: 24/11/2016-6763/41
md.) Ancak manevi tazminat davalarında verilen kararlara
karşı, miktar veya değere bakılmaksızın istinaf yoluna başvurulabilir.[45]


(3) Alacağın bir kısmının dava edilmiş olması durumunda üç bin
Türk Liralık kesinlik sınırı alacağın tamamına göre belirlenir.


(4) Alacağın tamamının dava edilmiş olması durumunda, kararda
asıl talebinin kabul edilmeyen bölümü üç bin Türk Lirasını geçmeyen
taraf, istinaf yoluna başvuramaz.


(5) İlk derece mahkemelerinin diğer kanunlarda temyiz edilebileceği
veya haklarında Yargıtaya başvurulabileceği belirtilmiş olup da bölge adliye mahkemelerinin
görev alanına giren dava ve işlere ilişkin nihai kararlarına karşı, bölge adliye
mahkemelerine başvurulabilir.


 


İstinaf dilekçesi


MADDE 342- (1) İstinaf yoluna başvurma, dilekçeyle
yapılır ve dilekçeye, karşı tarafın sayısı kadar örnek eklenir.


(2) İstinaf dilekçesinde aşağıdaki hususlar bulunur:


a) Başvuran ile karşı tarafın davadaki
sıfatları, adı, soyadı, Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası ve adresleri.


b) Varsa kanuni temsilci ve vekillerinin adı, soyadı ve
adresleri.


c) Kararın hangi mahkemeden verilmiş olduğu ve tarihi ile
sayısı.


ç) Kararın başvurana tebliğ edildiği tarih.


d) Kararın özeti.


e) Başvuru sebepleri ve gerekçesi.


f) Talep sonucu.


g) Başvuranın veya varsa kanuni temsilci yahut vekilinin
imzası.


(3) İstinaf dilekçesi, başvuranın kimliği ve imzasıyla,
başvurulan kararı yeteri kadar belli edecek kayıtları taşıması durumunda diğer hususlar
bulunmasa bile reddolunmayıp, 355 inci madde çerçevesinde gerekli
inceleme yapılır.


 


İstinaf dilekçesinin verilmesi


MADDE 343- (1) İstinaf dilekçesi,
kararı veren mahkemeye veya başka bir yer mahkemesine verilebilir. İstinaf dilekçesi
hangi mahkemeye verilmişse, o mahkemece bölge adliye mahkemesi başvuru defterine
kaydolunur ve başvurana ücretsiz bir alındı belgesi verilir.


(2) Kararı veren mahkemeden başka bir mahkemeye verilmiş
olan istinaf dilekçesi, bu mahkemece yukarıdaki fıkraya göre işlem yapıldıktan sonra
kararı veren mahkemeye örnekleriyle birlikte gönderilir. Bu durum derhâl mahkemesine
bildirilir.


(3) İstinaf yoluna başvurma tarihi konusunda 118 inci madde
hükmü uygulanır.


(4) Dosya, kararı veren mahkemece, istinaf dilekçesinde
gösterilen daire ile bağlı kalınmaksızın, ilgili bölge adliye mahkemesine gönderilir.


 


Harç ve giderlerin yatırılması[46]


MADDE 344- (1) İstinaf
dilekçesi verilirken, istinaf kanun yoluna başvuru için gerekli harçlar ve tebliğ
giderleri de dâhil olmak üzere tüm giderler ödenir. Bunların hiç ödenmediği veya
eksik ödenmiş olduğu sonradan anlaşılırsa, kararı veren mahkeme tarafından verilecek
bir haftalık kesin süre içinde tamamlanması, aksi hâlde başvurudan vazgeçmiş sayılacağı
hususu başvurana yazılı olarak bildirilir. Verilen kesin süre içinde harç ve giderler
tamamlanmadığı takdirde, mahkeme başvurunun yapılmamış sayılmasına karar verir.
Bu karara karşı istinaf yoluna başvurulması hâlinde, 346 ncı maddenin ikinci
fıkrası hükmü kıyas yoluyla uygulanır.


 


Başvuru süresi


MADDE 345- (1) İstinaf yoluna başvuru süresi iki
haftadır. Bu süre, ilamın usulen taraflardan her birine tebliğiyle işlemeye başlar.
İstinaf yoluna başvuru süresine ilişkin özel kanun hükümleri saklıdır.


 


İstinaf dilekçesinin reddi


MADDE 346- (1) İstinaf dilekçesi, kanuni süre
geçtikten sonra verilir veya kesin olan bir karara ilişkin olursa, kararı veren
mahkeme istinaf dilekçesinin reddine karar verir ve 344 üncü maddeye göre yatırılan
giderden karşılanmak suretiyle ret kararını kendiliğinden ilgiliye tebliğ eder.


(2) Bu ret kararına karşı tebliği tarihinden itibaren iki
hafta içinde istinaf yoluna başvurulabilir. İstinaf yoluna başvurulduğu ve gerekli
giderler de yatırıldığı takdirde dosya, kararı veren mahkemece yetkili bölge adliye
mahkemesine gönderilir. Bölge adliye mahkemesi ilgili dairesi istinaf dilekçesinin
reddine ilişkin kararı yerinde görmezse, ilk istinaf dilekçesine göre gerekli incelemeyi
yapar.[47]


 


İstinaf dilekçesine cevap


MADDE 347- (1) İstinaf dilekçesi, kararı veren mahkemece
karşı tarafa tebliğ olunur.


(2) Karşı taraf, tebliğden itibaren iki hafta içinde cevap dilekçesini kararı veren mahkemeye veya
bu mahkemeye gönderilmek üzere başka bir yer mahkemesine verebilir.


(3) Kararı veren mahkeme, dilekçeler verildikten veya bunun
için belli süreler geçtikten sonra, dosyayı dizi listesine bağlı olarak ilgili bölge
adliye mahkemesine gönderir.


 


Katılma yolu ile başvurma


MADDE 348- (1) İstinaf dilekçesi kendisine tebliğ
edilen taraf, başvurma hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile,
vereceği cevap dilekçesi ile istinaf yoluna başvurabilir. İstinaf yoluna asıl başvuran
taraf, buna karşı iki hafta içinde cevap
verebilir.


(2) İstinaf yoluna başvuran, bu talebinden feragat eder
veya talebi bölge adliye mahkemesi tarafından esasa girilmeden reddedilirse, katılma
yolu ile başvuranın talebi de reddedilir.


 


Başvurma hakkından feragat


MADDE 349- (1) Taraflar, ilamın kendilerine
tebliğinden önce, istinaf yoluna başvurma hakkından feragat edemez.


(2) Başvuru yapıldıktan sonra feragat edilirse, dosya bölge
adliye mahkemesine gönderilmez ve kararı veren mahkemece başvurunun reddine karar
verilir. Dosya, bölge adliye mahkemesine gönderilmiş ve henüz karara bağlanmamış
ise başvuru feragat nedeniyle reddolunur.


 


Başvurunun icraya etkisi


MADDE 350- (1) İstinaf yoluna başvurma, kararın icrasını
durdurmaz. İcra ve İflas Kanununun icranın geri bırakılmasıyla ilgili 36 ncı maddesi
hükmü saklıdır. Nafaka kararlarında icranın geri bırakılmasına karar verilemez.


(2) Kişiler hukuku, aile hukuku ve taşınmaz mal ile ilgili
ayni haklara ilişkin kararlar kesinleşmedikçe yerine getirilemez.


 


Kötüniyetle istinaf yoluna başvurma


MADDE 351- (1) İstinaf başvurusunun kötüniyetle yapıldığı
anlaşılırsa, bölge adliye mahkemesince, 329 uncu madde hükümleri uygulanır.


 


Ön inceleme


MADDE 352- (Değişik: 20/7/2017-7035/28 md.)


(1) Bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince dosya üzerinde
yapılacak ön inceleme sonunda aşağıdaki durumlardan birinin tespiti hâlinde öncelikle
gerekli karar verilir:


a) İncelemenin başka bir dairece veya
bölge adliye mahkemesince yapılmasının gerekli olması


b) Kararın kesin olması


c) Başvurunun süresi içinde yapılmaması


ç) Başvuru şartlarının yerine getirilmemesi


d) Başvuru sebeplerinin veya gerekçesinin hiç gösterilmemesi


(2) Ön inceleme heyetçe veya görevlendirilecek bir üye
tarafından yapılır ve ön inceleme sonunda karar heyetçe verilir.


(3) Eksiklik bulunmadığı anlaşılan dosya incelemeye alınır.


 


Duruşma yapılmadan verilecek kararlar[48]


MADDE 353- (1) Ön inceleme sonunda dosyada eksiklik bulunmadığı
anlaşılırsa;


a) Aşağıdaki durumlarda bölge adliye mahkemesi, esası incelemeden
kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye
veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli
ve yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar verir:


1) Davaya bakması yasak olan hâkimin karar vermiş olması.


2) İleri sürülen haklı ret talebine rağmen reddedilen hâkimin
davaya bakmış olması.


3) Mahkemenin görevli ve yetkili olmasına rağmen görevsizlik veya
yetkisizlik kararı vermiş olması veya mahkemenin görevli ya da yetkili olmamasına
rağmen davaya bakmış bulunması (…)48


4) Diğer dava şartlarına aykırılık bulunması.


5) Mahkemece usule aykırı olarak davanın veya karşı davanın açılmamış
sayılmasına, davaların birleştirilmesine veya ayrılmasına, (…)48 karar verilmiş olması.


6) (Değişik:22/7/2020-7251/35 md.) Mahkemece, uyuşmazlığın
çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş
olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması.


b) Aşağıdaki durumlarda davanın esasıyla ilgili olarak;


1) İncelenen mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka
uygun olduğu anlaşıldığı takdirde başvurunun esastan reddine,


2) Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında
hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın
gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında,


3) Yargılamada bulunan eksiklikler duruşma yapılmaksızın tamamlanacak
nitelikte ise bunların tamamlanmasından sonra başvurunun esastan reddine veya yeniden
esas hakkında,[49]


duruşma yapılmadan karar verilir.


 


İnceleme


MADDE 354- (1) Bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince
inceleme, davanın özelliğine göre heyetçe veya görevlendirilecek bir üye tarafından
yapılır.


(2) İnceleme sırasında gereken hâllerde başka bir bölge adliye
mahkemesi veya ilk derece mahkemesi istinabe edilebilir.


 


İncelemenin kapsamı


MADDE 355- (1) İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle
sınırlı olarak yapılır. Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü
takdirde bunu resen gözetir.


 


Duruşma yapılması ve karar verilmesi[50]


MADDE 356- (1) 353 üncü maddede belirtilen hâller dışında
inceleme, duruşmalı olarak yapılır. Bu durumda duruşma günü taraflara tebliğ edilir.


(2) (Ek:22/7/2020-7251/36 md.) Duruşma sonunda bölge adliye
mahkemesi istinaf başvurusunu esastan reddetmek veya ilk derece mahkemesi hükmünü
kaldırarak yeniden hüküm kurmak dâhil gerekli kararları verir.


 


Yapılamayacak işlemler


MADDE 357- (1) Bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerinde
karşı dava açılamaz, davaya müdahale talebinde bulunulamaz, davanın ıslahı ve 166
ncı maddenin birinci fıkrası hükmü saklı kalmak üzere davaların birleştirilmesi
istenemez, bölge adliye mahkemesince resen göz önünde tutulacaklar dışında, ilk
derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmalar dinlenemez, yeni delillere
dayanılamaz.


(2) Bölge adliye mahkemeleri için yetki sözleşmesi yapılamaz.


(3) İlk derece mahkemesinde usulüne uygun olarak gösterildiği
hâlde incelenmeden reddedilen veya mücbir bir sebeple gösterilmesine olanak bulunmayan
deliller bölge adliye mahkemesince incelenebilir.


 


Duruşmaya gelinmemesi ve giderlerin ödenmemesi


MADDE 358- (1) Duruşmalı olarak incelenen işlerde taraflara çıkartılan
davetiyelerde, duruşmada hazır bulunmadıkları takdirde tahkikatın yokluklarında
yapılarak karar verileceği hususu ile başvuran tarafa çıkartılacak davetiyede, ayrıca,
yapılacak tahkikatla ilgili olarak bölge adliye mahkemesince belirlenen gideri,
iki haftadan az olmamak üzere verilecek kesin süre içinde avans olarak yatırması
gerektiği açıkça belirtilir.[51]


(2) Başvuran, kabul edilebilir bir mazerete dayanarak duruşmaya
gelemediğini bildirdiği takdirde, yeni bir duruşma günü tayin edilerek taraflara
bildirilir.


(3) (Değişik:22/7/2020-7251/37 md.) Belirlenen giderin,
verilen kesin süre içinde yatırılmış olması kaydıyla, taraflar mazeretsiz olarak
duruşmaya katılmadıkları takdirde tahkikat yokluklarında yapılarak karar verilir.
Belirlenen gider, süresi içinde yatırılmadığı takdirde, dosyanın mevcut durumuna
göre karar verilir. Şu kadar ki, öngörülen tahkikat yapılmaksızın karar verilmesine
olanak bulunmayan hâllerde başvuru reddedilir.


 


Karar ve tebliği[52][53]


MADDE 359- (1) Karar aşağıdaki hususları içerir:


a) Kararı veren bölge adliye mahkemesi hukuk dairesi ile başkan,
üyeler ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları, sicil numaraları.


b) Tarafların ve davaya ilk derece mahkemesinde müdahil olarak
katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci
ve vekillerinin adı, soyadı ve adresleri.


c) Tarafların iddia ve savunmalarının özeti.


ç) İlk derece mahkemesi kararının özeti.


d) İleri sürülen istinaf sebepleri.


e) Taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan veya olmayan hususlarla
bunlara ilişkin delillerin tartışması, ret ve üstün tutma sebepleri, sabit görülen
vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebep.


f) Hüküm sonucu ile varsa kanun yolu ve süresi.


g) Kararın verildiği tarih, başkan ve üyeler ile zabıt kâtibinin
imzaları.


ğ) Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi.


(2) Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar
edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen
borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak
şekilde gösterilmesi gereklidir.


(3) (Ek:22/7/2020-7251/38 md.) Bölge adliye mahkemesi,
başvurunun esastan reddi kararında, ileri sürülen istinaf sebeplerini özetlemek
ve ret sebeplerini açıklamak kaydıyla, kararın hukuk kurallarına uygunluk gerekçesini
göstermekle yetinebilir.


(4) (Ek: 20/7/2017-7035/30
md.)Temyizi kabil olmayan kararlar, ilk derece mahkemesi tarafından; temyizi
kabil olan kararlar ise bölge adliye mahkemesi tarafından resen tebliğe çıkarılır.


 


Uygulanacak diğer hükümler


MADDE 360- (1) Bu Bölümde aksine hüküm bulunmayan hâllerde,
ilk derece mahkemesinde uygulanan yargılama usulü, bölge adliye mahkemesinde de
uygulanır.


 


İKİNCİ
BÖLÜM


Temyiz


Temyiz edilebilen kararlar[54]


MADDE 361- (1) Bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerinden
verilen temyizi kabil nihai kararlar ile hakem kararlarının iptali talebi üzerine
verilen kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabilir.[55]


(2) Davada haklı çıkmış olan taraf da hukuki yararı bulunmak şartıyla
temyiz yoluna başvurabilir.


 


Temyiz edilemeyen kararlar[56]


MADDE 362- (1) Bölge adliye mahkemelerinin aşağıdaki kararları
hakkında temyiz yoluna başvurulamaz:


a) Miktar veya değeri kırk bin Türk Lirasını (bu tutar dâhil)
geçmeyen davalara ilişkin kararlar.[57]


b) Kira ilişkisinden
doğan ve miktar veya değeri itibarıyla temyiz edilebilen alacak davaları ile kira
ilişkisinden doğan diğer davalardan üç aylık kira tutarı temyiz sınırının üzerinde
olanlar hariç olmak üzere 4 üncü maddede gösterilen davalar ile (23/6/1965 tarihli
ve 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunundan doğup taşınmazın aynına ilişkin olan davalar
hariç) özel kanunlarda sulh hukuk mahkemesinin görevine girdiği belirtilen davalarla
ilgili kararlar. [58][59]


c) (Değişik:22/7/2020-7251/39 md.) Yargı çevresi içinde
bulunan ilk derece mahkemelerinin görev ve yetkisi hakkında verilen kararlar ile
yargı yeri belirlenmesine ilişkin kararlar.


ç) Çekişmesiz yargı işlerinde verilen kararlar.


d) Soybağına ilişkin sonuçlar doğuran davalar hariç olmak üzere,
nüfus kayıtlarının düzeltilmesine ilişkin davalarla ilgili kararlar.


e) Yargı çevresi içindeki ilk derece mahkemeleri hâkimlerinin
davayı görmeye hukuki veya fiilî engellerinin çıkması hâlinde, davanın o yargı çevresi
içindeki başka bir mahkemeye nakline ilişkin kararlar.


f) Geçici hukuki korumalar hakkında verilen kararlar.


g) (Ek:22/7/2020-7251/39 md.) 353 üncü maddenin birinci
fıkrasının (a) bendi kapsamında verilen kararlar.


(2) Birinci fıkranın (a) bendindeki kararlarda alacağın bir kısmının
dava edilmiş olması durumunda, kırk bin Türk Liralık
kesinlik sınırı alacağın tamamına göre belirlenir. Alacağın tamamının dava edilmiş
olması hâlinde, kararda asıl talebinin kabul edilmeyen bölümü kırk bin Türk Lirasını geçmeyen tarafın temyiz hakkı
yoktur. Ancak, karşı taraf temyiz yoluna başvurduğu takdirde, diğer taraf da düzenleyeceği
cevap dilekçesiyle kararı temyiz edebilir.


 


Kanun yararına temyiz


MADDE 363- (1) (Değişik: 20/7/2017-7035/33 md.) İlk
derece mahkemelerinin kesin olarak verdikleri kararlar ile istinaf incelemesinden
geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlarına ve bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerinin
ilk derece mahkemesi sıfatıyla kesin olarak verdikleri kararlar ile yine bu sıfatla
verdikleri ve temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlarına karşı,
yürürlükteki hukuka aykırı bulunduğu ileri sürülerek Adalet Bakanlığı veya Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kanun yararına temyiz yoluna başvurulur.


(2) Temyiz talebi Yargıtayca yerinde görüldüğü takdirde, karar
kanun yararına bozulur. Bu bozma, kararın hukuki sonuçlarını ortadan kaldırmaz.



(3) Bozma kararının bir örneği
Adalet Bakanlığına gönderilir ve Bakanlıkça Resmî Gazetede yayımlanır.


 


Temyiz dilekçesi


MADDE 364- (1) Temyiz, dilekçe ile yapılır ve dilekçeye,
karşı tarafın sayısı kadar örnek eklenir.


(2) Temyiz dilekçesinde aşağıdaki hususlar bulunur:


a) Temyiz eden ile karşı tarafın davadaki sıfatları, adı, soyadı,
Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası ve adresleri.


b) Bunların varsa kanuni temsilci ve vekillerinin adı, soyadı
ve adresleri.


c) Temyiz edilen kararın hangi bölge adliye mahkemesi hukuk dairesinden
verilmiş olduğu, tarihi ve sayısı.


ç) Yargıtayın bozma kararı
üzerine, bozmaya uygun olarak ilk derece mahkemesince verilen yeni kararın veya
direnme kararına karşı temyizde direnme kararının, hangi mahkemeye ait olduğu, tarihi
ve sayısı.


d) İlamın temyiz edene tebliğ edildiği tarih.


e) Kararın özeti.


f) Temyiz sebepleri ve gerekçesi.


g) Duruşma istenmesi hâlinde bu istek.


ğ) Temyiz edenin veya varsa kanuni temsilci yahut vekilinin imzası.


(3) Temyiz dilekçesinin, temyiz
edenin kimliği ve imzasıyla temyiz olunan kararı yeteri kadar belli edecek kayıtları
taşıması hâlinde, diğer şartlar bulunmasa bile reddolunmayıp temyiz incelemesi yapılır.


 


Temyiz dilekçesinin verilmesi


MADDE 365- (1) Temyiz dilekçesi, kararı veren bölge adliye mahkemesi
hukuk dairesine veya Yargıtayın bozması üzerine hüküm veren ilk derece mahkemesine
yahut temyiz edenin bulunduğu yer bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine veya ilk
derece mahkemesine verilebilir.


(2) Temyiz dilekçesi, kararı veren mahkemeden başka bir mahkemeye
verilmişse temyiz defterine kaydolunur ve durum derhâl kararı temyiz edilen mahkemeye
bildirilir.


(3) Temyiz edene ücretsiz bir alındı belgesi verilir.


 


Kıyas yoluyla uygulanacak hükümler


MADDE 366- (1) Bu Kanunun istinaf yolu ile ilgili 343 ilâ
349 ve 352 nci maddeleri hükümleri, temyizde de kıyas yoluyla uygulanır.



 


Temyizin icraya etkisi


MADDE 367- (1) Temyiz, kararın icrasını durdurmaz. İcra
ve İflas Kanununun icranın geri bırakılmasıyla ilgili 36 ncı maddesi hükmü saklıdır.
Nafaka kararlarında icranın geri bırakılmasına karar verilemez.


(2) Kişiler hukuku, aile hukuku ve taşınmaz mal ile ilgili ayni
haklara ilişkin kararlar kesinleşmedikçe yerine getirilemez.


 


Kötüniyetle temyiz


MADDE 368- (1) Temyiz talebinin kötüniyetle yapıldığı anlaşılırsa
Yargıtayca 329 uncu madde hükümleri uygulanır.


 


Temyiz incelemesi ve duruşma


MADDE 369- (1) Yargıtay, tarafların ileri sürdükleri temyiz
sebepleriyle bağlı olmayıp, kanunun açık hükmüne aykırı gördüğü diğer hususları
da inceleyebilir.


(2) Yargıtay temyiz incelemesini
dosya üzerinde yapar. Ancak, tüzel kişiliğin feshine veya genel kurul kararlarının
iptaline, evlenmenin butlanına veya iptaline, boşanma veya ayrılığa, velayete, soybağına
ve kısıtlamaya ilişkin davalarla miktar veya değeri altmışbin Türk Lirasını aşan
alacak ve ayın davalarında taraflardan biri temyiz veya cevap dilekçesinde duruşma
yapılmasını talep etmiş ise Yargıtayca bir gün belli edilerek taraflara usulen davetiye
gönderilir. Tebliğ tarihi ile duruşma günü arasında en az iki hafta bulunması gerekir; taraflar gelmişlerse bu süreye
bakılmaz. Tebligat gideri verilmemişse duruşma talebi dikkate alınmaz. Duruşma giderinin
eksik ödenmiş olduğu anlaşılırsa, dairenin başkanı tarafından verilecek bir haftalık
kesin süre içinde tamamlanması, aksi hâlde duruşma talebinden vazgeçilmiş sayılacağı,
duruşma isteyene yazılı olarak bildirilir. Verilen süre içinde giderler tamamlanmadığı
takdirde, Yargıtay incelemesini dosya üzerinde yapar.[60]


(3) Altmışbin Türk Liralık duruşma sınırının belirlenmesinde 362
nci maddenin ikinci fıkrası kıyas yoluyla uygulanır.60


(4) Yargıtay, ikinci fıkra hükmü ile bağlı olmaksızın, bilgi almak
üzere resen de duruşma yapılmasına karar verebilir.


(5) Duruşma günü belli edilen hâllerde Yargıtay, tarafları veya
gelen tarafı dinledikten sonra, taraflardan hiçbiri gelmemiş ise dosya üzerinde
inceleme yaparak kararını verir.


(6) Duruşma günü kararı verilemeyen işlerin en geç bir ay içinde
karara bağlanması zorunludur.


(7) Kanunda ivedi olduğu bildirilen dava ve işlere ait temyiz
incelemesi öncelikle yapılır.


 


Onama kararları


MADDE 370- (1) Yargıtay, onama kararında, onadığı kararın
hukuk kurallarına uygunluk gerekçesini göstermek zorundadır.


(2) (Değişik: 31/3/2011-6217/29 md.) Temyiz olunan kararın,
esas yönünden kanuna uygun olup da kanunun olaya uygulanmasında hata edilmiş olmasından
dolayı bozulması gerektiği ve kanuna uymayan husus hakkında yeniden yargılama yapılmasına
ihtiyaç duyulmadığı takdirde Yargıtay, kararı düzelterek onayabilir. Esas yönünden
kanuna uygun olmayan kararlar ile hâkimin takdir yetkisi kapsamında karara bağladığı
edalar hakkında bu fıkra hükmü uygulanmaz.


(3) Tarafların kimliklerine ait yanlışlıklarla, yazı, hesap veya
diğer açık ifade yanlışlıkları hakkında da bu hüküm uygulanır.


(4) Karar,
usule ve kanuna uygun olup da gösterilen gerekçe doğru bulunmazsa, gerekçe değiştirilerek
ve düzeltilerek onanır.


 


Bozma sebepleri


MADDE 371- (1) Yargıtay, aşağıda belirtilen sebeplerden
dolayı gerekçe göstererek temyiz olunan kararı kısmen veya tamamen bozar:


a) Hukukun veya taraflar arasındaki sözleşmenin yanlış uygulanmış
olması.


b) Dava şartlarına aykırılık bulunması.


c) Taraflardan birinin davasını
ispat için dayandığı delillerin kanuni bir sebep olmaksızın kabul edilmemesi.


ç) Karara etki eden yargılama hatası veya eksiklikleri bulunması.


 


Yargıtay kararlarının tebliği


MADDE 372- (1) Yargıtayın bozma kararları ile onama
kararları mahkeme yazı işleri müdürü tarafından derhâl taraflara tebliğ edilir.



(2) Tebliğ giderleri, temyiz dilekçesiyle birlikte, temyiz talebinde
bulunandan peşin olarak alınır. Bu giderlerin ödenmemesi hâlinde 344 üncü madde
hükmü uygulanır.


 


Bozmaya uyma veya direnme[61]


MADDE 373- (1) Yargıtay ilgili dairesinin tamamen veya
kısmen bozma kararı, başvurunun bölge adliye mahkemesi tarafından esastan reddi
kararına ilişkin ise bölge adliye mahkemesi kararı kaldırılarak dosya, kararı veren
ilk derece mahkemesine veya uygun görülecek diğer bir ilk derece mahkemesine, kararın
bir örneği de bölge adliye mahkemesine gönderilir.


(2) Bölge adliye mahkemesinin düzelterek veya yeniden esas hakkında
verdiği karar Yargıtayca tamamen veya kısmen bozulduğu takdirde dosya, kararı veren
bölge adliye mahkemesi veya uygun görülen diğer bir bölge adliye mahkemesine gönderilir.


(3) Bölge adliye mahkemesi, 344 üncü madde uyarınca peşin
alınmış olan gideri kullanmak suretiyle, kendiliğinden tarafları duruşmaya davet
edip dinledikten sonra Yargıtayın bozma kararına uyulup uyulmayacağına karar verir.



(4) Yargıtayın bozma kararı üzerine ilk derece mahkemesince bozmaya
uygun olarak karar verildiği takdirde, bu karara karşı temyiz yoluna başvurulabilir.


(5) İlk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesi kararında
direnirse, bu kararın temyiz edilmesi durumunda inceleme, kararına direnilen dairece yapılır. Direnme kararı öncelikle
incelenir. Daire, direnme kararını yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı
Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderir.[62]


(6) (Ek: 17/4/2013-6460/1 md.) Davanın esastan reddi veya
kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak
şekilde yeniden bozulması üzerine alt mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi,
her hâlde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılır.


(7) Hukuk Genel Kurulunun
verdiği karara uymak zorunludur.


 


ÜÇÜNCÜ BÖLÜM


Yargılamanın İadesi


Konu


MADDE 374- (1) Yargılamanın iadesi, kesin
olarak verilen veya kesinleşmiş olan hükümlere karşı istenebilir.


 


Yargılamanın
iadesi sebepleri


MADDE
375- (1) Aşağıdaki sebeplere dayanılarak yargılamanın iadesi talep edilebilir:


a) Mahkemenin kanuna uygun
olarak teşekkül etmemiş olması.


b) Davaya bakması yasak olan
yahut hakkındaki ret talebi, merciince kesin olarak kabul edilen hâkimin karar vermiş
veya karara katılmış bulunması.


c) Vekil veya temsilci olmayan
kimselerin huzuruyla davanın görülmüş ve karara bağlanmış olması.


ç) Yargılama sırasında, aleyhine
hüküm verilen tarafın elinde olmayan nedenlerle elde edilemeyen bir belgenin, kararın
verilmesinden sonra ele geçirilmiş olması.


d) Karara esas alınan senedin
sahteliğine karar verilmiş veya senedin sahte olduğunun mahkeme veya resmî makam
önünde ikrar edilmiş olması.


e) İfadesi
karara esas alınan tanığın, karardan sonra yalan tanıklık yaptığının sabit olması.


f) Bilirkişi veya tercümanın,
hükme esas alınan husus hakkında kasten gerçeğe aykırı beyanda bulunduğunun sabit
olması.


g) Lehine karar verilen tarafın,
karara esas alınan yemini yalan yere ettiğinin, ikrar veya yazılı delille sabit
olması.


ğ) Karara
esas alınan bir hükmün, kesinleşmiş başka bir hükümle ortadan kalkmış olması.


h) Lehine karar verilen tarafın,
karara tesir eden hileli bir davranışta bulunmuş olması.


ı) Bir
dava sonunda verilen hükmün kesinleşmesinden sonra tarafları, konusu ve sebebi aynı
olan ikinci davada, öncekine aykırı bir hüküm verilmiş ve bu hükmün de kesinleşmiş
olması.


i) Kararın,
İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin
ihlali suretiyle verildiğinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla
tespit edilmiş olması veya karar aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan
başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı
verilmesi.[63]


(2) Birinci fıkranın (e),
(f) ve (g) bentlerindeki hâllerde yargılamanın iadesinin istenebilmesi, bu sebeplerin
kesinleşmiş bir ceza mahkûmiyet kararı ile belirlenmiş olması şartına bağlıdır.
Delil yokluğundan başka bir sebeple ceza kovuşturmasına başlanamamış veya mahkûmiyet
kararı verilememiş ise ceza mahkemesi kararı aranmaz. Bu takdirde dayanılan yargılamanın
iadesi sebebinin, yargılamanın iadesi davasında öncelikle ispat edilmesi gerekir.


 


Üçüncü kişilerin hükmün
iptalini talep etmesi


MADDE 376- (1) Davanın taraflarından birisinin alacaklıları
veya aleyhine hüküm verilen tarafın yerine geçenler, borçluları veya yerine geçmiş
oldukları kimselerin aralarında anlaşarak, kendilerine karşı hile yapmaları nedeniyle
hükmün iptalini isteyebilirler.


 


Süre


MADDE 377- (1) Yargılamanın iadesi süresi; [64]


a) Mahkemenin kanuna uygun
olarak teşekkül etmemiş olduğunun öğrenildiği,


b) 375 inci maddenin birinci
fıkrasının (b) ve (c) bentlerinde öngörülen hâllerde, kararın davalıya veya
gerçek vekil veya temsilciye tebliğ edildiği; alacaklı veya davalı yerine geçenlerin
karardan usulen haberdar olduğu,


c) Yeni belgenin elde edildiği
veya hilenin farkına varıldığı,


ç) 375 inci maddenin birinci
fıkrasının (d), (e), (f) ve (g) bentlerindeki hâllerde,
ceza mahkûmiyetine ilişkin hükmün kesinleştiği veya ceza kovuşturmasına başlanamadığı
yahut soruşturmanın sonuçsuz kaldığı,


d) Karara esas alınan ilamın
bozularak kesin hüküm şeklinde tamamen ortadan kalkmasından haberdar olunduğu,


e) 375 inci maddenin birinci
fıkrasının (i) bendinde yazılı sebepten dolayı,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararının tebliğ edildiği,


tarihten itibaren üç ay ve
her hâlde iade talebine konu olan hükmün kesinleşmesinden itibaren on yıldır.


(2) 375 inci maddenin birinci
fıkrasının (ı) bendinde yazılan sebepten dolayı
yargılamanın yenilenmesi süresi ilama ilişkin zamanaşımı süresi kadardır.


 


İnceleyecek
mahkeme ve teminat


MADDE
378- (1) Yargılamanın iadesi talebini içeren dilekçe, kararı veren mahkemece incelenir.



(2) Mahkeme, dayanılan sebebin niteliğine göre yargılamanın iadesi talebinde
bulunandan karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılayacak uygun bir miktar teminat
göstermesini isteyebilir.


 


Talebin
ön incelemesi


MADDE 379- (1) Yargılamanın iadesi talebi üzerine
mahkeme, tarafları davet edip dinledikten sonra;


a) Talebin kanuni süre içinde
yapılmış olup olmadığını,


b) Yargılamanın iadesi yoluyla
kaldırılması istenen hükmün kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş olup olmadığını,



c) İleri sürülen yargılamanın
iadesi sebebinin kanunda yazılı sebeplerden olup olmadığını,


kendiliğinden inceler.


(2) Bu koşullardan biri eksik
ise hâkim davayı esasa girmeden reddeder.


 


Yeniden yargılama veya
hükmün iptali


MADDE
380- (1) İnceleme sonunda, dayanılan yargılamanın iadesi sebebi sabit görülürse,
yeniden yargılama yapılarak ortaya çıkacak duruma göre verilmiş olan karar onanır
veya kısmen yahut tamamen değiştirilir. Ancak, davacının açık veya zımni muvafakati
olmaksızın vekil veya temsilci olmayan kimselerin huzuruyla davanın görülmüş ve
karara bağlanmış olması yahut 375 inci maddenin birinci fıkrasının (ı) bendine dayalı olarak yargılamanın iadesi dilekçesi
kabul olunursa, başka bir inceleme yapılmaksızın hüküm iptal edilir.


(2) Bu husus, iade yoluyla
incelenmesi istenen hükmün bütün nüshalarında gösterilir.


 


İcranın
durdurulması


MADDE 381- (1) Yargılamanın iadesi davası, hükmün
icrasını durdurmaz. Ancak dava veya hükmün niteliğine ve diğer hâllere göre talep
üzerine icranın durdurulmasına ihtiyaç duyulursa, yargılamanın iadesi talebinde
bulunan kimseden teminat alınmak şartıyla iade talebini inceleyen mahkemece icranın
durdurulması kararı verilebilir. Yargılamanın iadesi sebebi bir mahkeme kararına
dayanıyorsa bu takdirde teminat istenmez.


 


DOKUZUNCU
KISIM


Çekişmesiz Yargı


Çekişmesiz yargı işleri


MADDE 382- (1) Çekişmesiz yargı, hukukun, mahkemelerce,
aşağıdaki üç ölçütten birine veya birkaçına
göre bu yargıya giren işlere uygulanmasıdır:


a) İlgililer arasında uyuşmazlık
olmayan hâller.


b) İlgililerin, ileri sürülebileceği
herhangi bir hakkının bulunmadığı hâller.


c) Hâkimin resen harekete
geçtiği hâller.


(2) Aşağıdaki işler çekişmesiz
yargı işlerinden sayılır:


a) Kişiler
hukukundaki çekişmesiz yargı işleri:


1) Ergin kılınma.


2) Ad ve soyadın değiştirilmesi.


3) Ölüm karinesi sebebiyle
(ilgili yerin mülkî amirinin emriyle) nüfus kütüğüne ölü kaydı düşülen kişinin sağ
olduğunun tespiti.


4) Gaiplik kararı.


5) Kişisel durum sicilindeki
kaydın düzeltilmesi.


b) Aile hukukundaki çekişmesiz
yargı işleri:


1) Henüz evlenme yaşında olmayanların
evlenmesine izin verme.


2) Gaiplik nedeniyle evliliğin
feshi.


3) Evlendirme memurunun, evlenme
başvurusunu ret kararına karşı yapılan itiraz.


4) Yeniden evlenmede bekleme
süresinin hâkim tarafından kaldırılması.


5) Terk eden eşin ortak konuta
davet edilmesi.


6) Eşlerden
birinin, evlilik birliğini tek başına temsil etmek konusunda yetkili kılınması.


7) Aile konutu ile ilgili
işlemler için diğer eşin rızasının sağlanamadığı hâllerde hâkimin müdahalesinin
istenmesi.


8) Mevcut mal rejiminin eşlerden
birinin veya alacaklıların talebiyle mal ayrılığına dönüştürülmesi ve sebeplerin
ortadan kalkması hâlinde mal ayrılığından eski rejime geri dönülmesi.


9) Paylaşmalı mal ayrılığında
boşanma veya evliliğin iptali hâlinde, aile konutu ve ev eşyasını hangi eşin kullanmaya
devam edeceği hakkında karar verilmesi.


10) Sağ
kalan eşe aile konutu üzerinde ve ev eşyası üzerinde mülkiyet veya intifa hakkı
tanınması.


11) Mal ortaklığında eşlerden
birinin mirası reddine izin verilmesi.


12) Ana babaya çocuğun mallarından
bir kısmını çocuğun bakım ve eğitimi için sarf etme izninin verilmesi.


13) Velayetin kaldırılması,
velayetin eşlerden birinden alınarak diğerine verilmesi ve kaldırılan velayetin
geri verilmesi.


14) Hâkimin çocuğun mallarının
yönetimine müdahale etmesi ve çocuğun mallarının yönetiminin kayyıma devri.


15) Evlilik sona erince velayet
kendisinde kalan eşin, hâkime çocuğun malları hakkında defter sunması.


16) Aile yurdunun kurulmasına
izin verilmesi, kuruluşun tebliğ ve ilanı, kapatılması hâlinde tapu sicilindeki
şerhin silinmesine izin verilmesi, taşınmazın bizzat malik veya ailesi tarafından
kullanılması şartına geçici olarak istisna tanınması.


17) 14/1/1998 tarihli ve 4320
sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanuna göre aile mahkemesi hâkimi tarafından karar
verilecek tedbirler.


18) Çocuk hâkimi tarafından,
çocuğun anası, babası, vasisi, bakım ve gözetiminden sorumlu kimse, Sosyal Hizmetler
ve Çocuk Esirgeme Kurumu ve Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya resen çocuklar
hakkında koruyucu ve destekleyici tedbir kararı alınması.


19) Vesayet işleri.


c) Miras
hukukundaki çekişmesiz yargı işleri:


1) Sulh hâkimi tarafından resmî vasiyetname düzenlenmesi; el
yazısı ile vasiyetnamenin sulh hâkimi tarafından saklanması; sözlü vasiyetname tutanağının
sulh veya asliye mahkemesine tevdiî.


2) Vasiyeti
yerine getirme görevlisine görevinin bildirilmesi.


3) Vasiyeti
yerine getirme görevlisinin tereke malları üzerinde tasarruf etmesine izin verilmesi.


4) Gaibin
mirasçılarına, gaibe düşen miras payının teslim edilmesi.


5) Tereke
mallarının korunması ve hak sahiplerine ulaşmasını sağlamak için önlem alınması.


6) Mirasçılık
belgesi verilmesi.


7) Terekenin
yazımı işleminin sona erdiğinin mirasçılara bildirilmesi, mirasın reddi beyanının
tespiti ve tescili; mirasın reddinin, mirası reddeden kişiden sonra gelen mirasçılara
bildirilmesi; mirasın reddi süresinin uzatılması.


8) Terekenin
resmî defterinin tutulması.


9) Sulh
hâkiminin özellikleri olan eşyanın mirasçılardan birine tahsis edilmesi veya satılmasına
karar vermesi.


ç) Eşya
hukukundaki çekişmesiz yargı işleri:


1) Taşınmaz üzerinde taraf
oluşturulmasına ve hak ihlaline sebebiyet vermeyecek düzeltmelerin yapılması.


2) Taşınmaz rehninde alacaklı
için kayyım tayini.


d) Borçlar hukukundaki çekişmesiz yargı işleri:


1) Yetkisi sona eren temsilcinin
temsil belgesini mahkemeye teslimi.


2) Borçluya ifa veya teminat
göstermesi için süre verilmesi.


3) Tevdi mahalli belirlenmesi
veya tevdi edilemeyecek eşyanın satılması.


4) Alacaklısı ihtilaflı olan
borcun mahkemeye tevdiî.


5) Ayıplı hayvanın bilirkişi
tarafından muayenesi.


6) Mesafeli satımlarda ayıbın
tespiti veya ayıplı malın satılmasına izin verilmesi.


7) İşçiye kârdan hisse verilmesini
öngören iş sözleşmesinde, mahkemenin işverenin hesaplarını inceleyecek bir kişi
tayin etmesi.


8) Eser sözleşmesinde eserin
ayıplı olup olmadığının bilirkişiye tespit ettirilmesi.


9) Satılmak için komisyoncuya
gönderilen eşyanın hasarının tespiti.


10) Komisyoncu elindeki malın
açık artırma ile satışına izin verilmesi.


e) Ticaret hukukundaki çekişmesiz
yargı işleri:


1) Ticari defterlerin zıyaı
hâlinde belge verilmesi.


2) Acentenin müvekkili hesabına
teslim aldığı malın Borçlar Kanununa göre satılması.


3) Kollektif şirketin tasfiyesinde
tasfiye memuru tayini.


4) Komanditer ortağın talebiyle
şirket hesaplarını incelemek için eksper tayini.


5) Anonim şirkette ayni sermaye
konulması, tescilden itibaren iki yıl içinde sermayenin onda birini aşan tutarda
işletme devralınması ve sermaye azaltılmasında bilirkişi raporu alınması ve mahkemenin
izni.


6) Kıymetli evrakın iptali.



7) Eşya taşımada eşyanın hasar
ve eksiğinin tespit edilmesi; teslim edilememesi hâlinde Borçlar Kanunu hükümlerine
göre satılmasına karar verilmesi; gönderilen eşyanın mahkeme marifetiyle muayenesi.



8) Gemi ipoteğinde, malikin
bulunamadığı hâllerde kayyım tayini.


9) Deniz raporu tanzimi.


10) Kırkambar sözleşmesinde
geminin hareket gününün mahkeme tarafından tayini.


11) Navlun sözleşmesinde,
boşaltma limanında malların hâl ve vaziyetinin, ölçü, sayı ve tartısının ekspere
tespit ettirilmesi.


12) Müşterek avaryalarda dispeççi
tayini ve dispecin mahkemece tasdiki.


13) Denizcilik rizikolarına
karşı sigortalarda zararın ve kapsamının belirlenmesi için bilirkişi tayini.


14) Kooperatiflerde ayni sermayeye
değer biçilmesi için bilirkişi tayini.


f) İcra
ve iflas hukukundaki çekişmesiz yargı işleri:


1) İpotekli alacakta alacaklının
gaipliği veya alacağı almaktan kaçınması hâlinde, borç tutarının icra dairesine
tevdi edilmesi üzerine icra mahkemesi tarafından ipoteğin fekkine karar verilmesi.



2) Doğrudan doğruya iflas.



3) İflasın kaldırılması.


4) İflasın kapanmasına karar
verilmesi.


5) Reddolunmuş mirasın tasfiyesinin,
mirasçılardan birinin mirası kabul talebi üzerine mahkeme tarafından durdurulması.



6) Konkordato mühleti verilmesi
ve komiserin atanması.


7) Konkordatonun tasdiki.


8) Sermaye şirketleri ve kooperatiflerin
uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırılmasında projenin ilanı ve ara dönem denetçisinin
atanması.


9) Fevkalade hâllerde, kusuru
olmaksızın borçlarını yerine getiremeyen borçluya mühlet verilmesi.


g) Çeşitli
kanunlardaki çekişmesiz yargı işleri:


1) Nüfus kütüklerinin sayfa
birleşim yerlerinin asliye hukuk mahkemesince mühürlenmesi.


2) Noterlerin göreve başlarken
mahkemede yemin ettirilmeleri.


3) Noter evrak ve defterlerinden
alınarak başka yere gönderilecek örneklerin mahkeme tarafından tasdiki.


4) Kamu görevlilerinin mahkeme
huzurunda kanunen yemin etme zorunluluğunun öngörüldüğü diğer durumlar.


 


Görevli
mahkeme


MADDE 383- (1) Çekişmesiz yargı işlerinde görevli
mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadığı sürece sulh hukuk mahkemesidir.


 


Çekişmesiz
yargı işlerinde yetki


MADDE 384- (1) Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça,
çekişmesiz yargı işleri için talepte bulunan kişinin veya ilgililerden birinin oturduğu
yer mahkemesi yetkilidir.


 


Yargılama
usulü


MADDE 385- (1) Çekişmesiz yargı işlerinde, niteliğine
uygun düştüğü ölçüde, basit yargılama usulü uygulanır.


(2) Çekişmesiz yargı işlerinde
aksine bir hüküm bulunmadıkça resen araştırma ilkesi geçerlidir.


(3) Mahkemeler dışındaki resmî
makamlara bırakılan çekişmesiz yargı işlerinde uygulanacak usul, ilgili özel kanunlarında
belirtilen hükümlere tabidir.


 


Mühürleme, deftere geçirme
ve yemin tutanağı düzenlenmesi usulü


MADDE
386- (1) Mühürleme, deftere geçirme ve yemin tutanağı gibi işlerin düzenlenmesi
usulü, bu Kanun gereğince, Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikte
belirlenir.


 


Kararlara
karşı başvuru yolları


MADDE 387- (1) Çekişmesiz yargı işlerinde verilen
kararlara karşı hukuki yararı bulunan ilgililer, özel kanuni düzenlemeler saklı
kalmak kaydıyla, kararın öğrenilmesinden itibaren iki hafta içinde, bu Kanun hükümleri dairesinde istinaf yoluna
başvurabilirler.


 


Kararların
niteliği


MADDE 388- (1) Kanunda aksine hüküm bulunmayan hâllerde,
çekişmesiz yargı kararları maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmez.


 


ONUNCU
KISIM


Geçici Hukuki Korumalar


 


BİRİNCİ BÖLÜM


İhtiyati Tedbir


İhtiyati tedbirin şartları


MADDE 389- (1) Mevcut durumda meydana gelebilecek
bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da
tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi
bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında
ihtiyati tedbir kararı verilebilir.


(2) Birinci fıkra hükmü niteliğine uygun
düştüğü ölçüde çekişmesiz yargı işlerinde de uygulanır.


 


İhtiyati tedbir talebi


MADDE
390- (1) İhtiyati tedbir, dava açılmadan önce, esas hakkında görevli ve yetkili
olan mahkemeden; dava açıldıktan sonra ise ancak asıl davanın görüldüğü mahkemeden
talep edilir.


(2) Talep edenin haklarının
derhâl korunmasında zorunluluk bulunan hâllerde, hâkim karşı tarafı dinlemeden de
tedbire karar verebilir.


(3) Tedbir talep eden taraf,
dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın
esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır.


 


İhtiyati tedbir kararı


MADDE 391- (1) Mahkeme, tedbire konu olan mal veya
hakkın muhafaza altına alınması veya bir yediemine tevdii ya da bir şeyin yapılması
veya yapılmaması gibi, sakıncayı ortadan kaldıracak veya zararı engelleyecek her
türlü tedbire karar verebilir.


(2) İhtiyati tedbir kararında;


a) İhtiyati tedbir talep edenin,
varsa kanuni temsilcisi ve vekilinin ve karşı tarafın adı, soyadı ve yerleşim yeri
ile talep edenin Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası,


b) Tedbirin, açık ve somut
olarak hangi sebebe ve delillere dayandığı,


c) Tereddüde
yer vermeyecek şekilde, neyin üzerinde ve ne tür bir tedbire karar verildiği,


ç) Talepte bulunanın, ne tutarda
ve ne türde bir teminat göstereceği,


yazılır.


(3) (Değişik:22/7/2020-7251/40
md.) İhtiyati tedbir talebinin reddi kararı gerekçeli olarak verilir ve bu karara
karşı kanun yoluna başvurulabilir. Yüzüne karşı aleyhine ihtiyati tedbir kararı
verilen taraf da kanun yoluna başvurabilir. Bu başvurular öncelikle incelenir ve
kesin olarak karara bağlanır.


 


İhtiyati tedbirde teminat
gösterilmesi


MADDE 392- (1) İhtiyati tedbir talep eden, haksız
çıktığı takdirde karşı tarafın ve üçüncü kişilerin bu yüzden uğrayacakları muhtemel
zararlara karşılık teminat göstermek zorundadır. Talep, resmî belgeye, başkaca kesin
bir delile dayanıyor yahut durum ve koşullar gerektiriyorsa, mahkeme gerekçesini
açıkça belirtmek şartıyla teminat alınmamasına da karar verebilir. Adli yardımdan
yararlanan kimsenin teminat göstermesi gerekmez.


(2) Asıl davaya ilişkin hükmün
kesinleşmesinden veya ihtiyati tedbir kararının kalkmasından itibaren bir ay içinde
tazminat davasının açılmaması üzerine teminat iade edilir.


 


İhtiyati
tedbir kararının uygulanması


MADDE 393- (1) İhtiyati tedbir kararının uygulanması,
bu kararın, tedbir isteyen tarafa tefhim veya tebliğinden itibaren bir hafta içinde
talep edilmek zorundadır. Aksi hâlde, kanuni süre içinde dava açılmış olsa dahi,
tedbir kararı kendiliğinden kalkar.[65]


(2) Tedbir
kararının uygulanması, kararı veren mahkemenin yargı çevresinde bulunan veya tedbir
konusu mal ya da hakkın bulunduğu yer icra dairesinden talep edilir. Mahkeme, kararında
belirtmek suretiyle, tedbirin uygulanmasında, yazı işleri müdürünü de görevlendirebilir.



(3) İhtiyati
tedbir kararının uygulanması için, gerekirse zor kullanılabilir. Zor kullanmak hususunda,
bütün kolluk kuvvetleri ve köylerde muhtarlar, uygulamayı gerçekleştirecek memurun
yazılı başvurusu üzerine, kendisine yardım etmek ve emirlerine uymakla yükümlüdürler.


(4) İhtiyati tedbiri uygulayan
memur, bir tutanak düzenler. Bu tutanakta, tedbir konusu ve bulunduğu yer gösterilir;
tedbir konusu ile ilgili her türlü iddia bu tutanağa geçirilir. Tedbiri uygulayan
memur, bu tutanağın bir örneğini tedbir sırasında hazır bulunmayan taraflara ve
duruma göre üçüncü kişiye tebliğ eder.


(5) İhtiyati tedbir kararları
hakkında kanun yoluna başvurulması hâlinde, tedbire ilişkin dosya ve delillerin
sadece örnekleri ilgili mahkemeye gönderilir.


 


İhtiyati
tedbir kararına karşı itiraz


MADDE 394- (1) Karşı taraf dinlenmeden verilmiş
olan ihtiyati tedbir kararlarına itiraz edilebilir. Aksine karar verilmedikçe, itiraz
icrayı durdurmaz.


(2) İhtiyati
tedbirin uygulanması sırasında karşı taraf hazır bulunuyorsa, tedbirin uygulanmasından
itibaren; hazır bulunmuyorsa tedbirin uygulanmasına ilişkin tutanağın tebliğinden
itibaren bir hafta içinde, ihtiyati tedbirin şartlarına, mahkemenin yetkisine ve
teminata ilişkin olarak, kararı veren mahkemeye itiraz edebilir. (Ek cümle:22/7/2020-7251/42
md.) Esas hakkında dava açıldıktan sonra, itiraz hakkında, bu davaya bakan mahkemece
karar verilir.


(3) İhtiyati tedbir kararının
uygulanması sebebiyle menfaati açıkça ihlal edilen üçüncü kişiler de ihtiyati tedbiri
öğrenmelerinden itibaren bir hafta içinde ihtiyati tedbirin şartlarına ve teminata
itiraz edebilirler.


(4) İtiraz dilekçeyle yapılır.
İtiraz eden, itiraz sebeplerini açıkça göstermek ve itirazının dayanağı olan tüm
delilleri dilekçesine eklemek zorundadır. Mahkeme, ilgilileri dinlemek üzere davet
eder; gelmedikleri takdirde dosya üzerinden inceleme yaparak kararını verir. İtiraz
üzerine mahkeme, tedbir kararını değiştirebilir veya kaldırabilir.


(5) İtiraz
hakkında verilen karara karşı, kanun yoluna başvurulabilir. Bu başvuru öncelikle
incelenir ve kesin olarak karara bağlanır. Kanun yoluna başvurulmuş olması, tedbirin
uygulanmasını durdurmaz.


 


Teminat
karşılığı tedbirin değiştirilmesi veya kaldırılması


MADDE 395- (1) Aleyhine ihtiyati
tedbir kararı verilen veya hakkında bu tedbir kararı uygulanan kişi, mahkemece kabul
edilecek teminatı gösterirse, mahkeme, duruma göre tedbirin değiştirilmesine veya
kaldırılmasına karar verebilir.


(2) Teminatın tutarı, tedbirin
değiştirilmesi veya kaldırılmasına göre; türü ise 87 nci maddeye göre tayin edilir.


(3) İtiraza ilişkin 394 üncü
maddenin üçüncü ve dördüncü fıkrası, kıyas yoluyla uygulanır.


 


Durum
ve koşulların değişmesi sebebiyle tedbirin değiştirilmesi veya kaldırılması


MADDE 396- (1) Durum ve koşulların değiştiği sabit
olursa, talep üzerine ihtiyati tedbirin değiştirilmesine veya kaldırılmasına teminat
aranmaksızın karar verilebilir.


(2) İtiraza
ilişkin 394 üncü maddenin üçüncü ve dördüncü fıkrası, kıyas yoluyla uygulanır.


 


İhtiyati
tedbiri tamamlayan işlemler


MADDE
397- (1) İhtiyati tedbir kararı dava açılmasından önce verilmişse, tedbir talep
eden, bu kararın uygulanmasını talep ettiği tarihten itibaren iki hafta içinde esas hakkındaki davasını açmak ve dava açtığına
ilişkin evrakı, kararı uygulayan memura ibrazla dosyaya koydurtmak ve karşılığında
bir belge almak zorundadır. Aksi hâlde tedbir kendiliğinden kalkar.


(2) İhtiyati
tedbir kararının etkisi, aksi belirtilmediği takdirde, nihai kararın kesinleşmesine
kadar devam eder.


(3) Tedbir kalkmış veya kaldırılmış
ise bu husus ilgili yerlere bildirilir.


(4) İhtiyati tedbir dosyası,
asıl dava dosyasının eki sayılır.


 


Tedbire
muhalefetin cezası


MADDE 398- (Değişik:22/7/2020-7251/43
md.)


(1) İhtiyati tedbir kararının
uygulanmasına ilişkin emre uymayan veya tedbir kararına aykırı davranan kimse, ihlalin
öğrenildiği tarihten itibaren altı ay içinde şikâyet edilmesi üzerine, altı aya
kadar disiplin hapsi ile cezalandırılır. Görevli ve yetkili mahkeme, esas hakkındaki
dava henüz açılmamışsa, ihtiyati tedbir kararı veren mahkeme; esas hakkındaki dava
açılmışsa, bu davanın görüldüğü mahkemedir.


(2) Şikâyet olunana, şikâyet
dilekçesi ile birlikte duruşma gün ve saatini bildiren davetiye gönderilir. Davetiyede,
savunma ve delillerini duruşma gününe kadar bildirmesi ve duruşmaya gelmediği takdirde
yargılamaya yokluğunda devam olunarak karar verileceği ihtar edilir.


(3) Mahkeme duruşmaya gelen
şikâyet olunana, 5271 sayılı Kanunun 147 nci maddesinde belirtilen haklarını hatırlatarak
savunmasını alır.


(4) Mahkeme, dosyadaki delilleri
değerlendirerek gerekli araştırmayı yapar. Yargılama sonunda şikâyet olunanın ihtiyati
tedbir kararının uygulanmasına ilişkin emre uymadığı veya tedbir kararına aykırı
davrandığı tespit edilirse, birinci fıkra uyarınca disiplin hapsi ile cezalandırılmasına;
aksi takdirde şikâyetin reddine karar verilir.


(5) Taraflar, kararın (…)66 tebliğinden itibaren iki hafta içinde karara itiraz edebilir. İtirazı, o
yerde hükmü veren mahkemenin birden fazla dairesinin bulunması hâlinde, numara olarak
kendisinden sonra gelen daire; son numaralı daire için bir numaralı daire; o yerde
hükmü veren mahkemenin tek dairesi bulunması hâlinde en yakın yerdeki aynı düzey
ve sıfattaki mahkeme inceler.[66]


(6) İtiraz merci, bir hafta
içinde kararını verir. Merci, itirazı yerinde görürse işin esası hakkında karar
verir. İtiraz üzerine verilen karar kesindir.


(7) Bu madde uyarınca verilen
disiplin hapsi kararları kesinleşmeden infaz edilemez. Kesinleşen kararların infazı
Cumhuriyet başsavcılığınca yapılır.


(8) Tedbir kararına aykırı
davranışın sona ermesi veya tedbir kararının gereğinin yerine getirilmesi ya da
şikâyetten vazgeçilmesi hâlinde, dava ve bütün sonuçlarıyla beraber ceza düşer.


(9) Disiplin hapsine ilişkin
karar, kesinleştiği tarihten itibaren iki yıl geçtikten sonra yerine getirilemez.


 


Tazminat


MADDE 399- (1) Lehine ihtiyati tedbir kararı
verilen taraf, ihtiyati tedbir talebinde bulunduğu anda haksız olduğu anlaşılır
yahut tedbir kararı kendiliğinden kalkar ya da itiraz üzerine kaldırılır ise haksız
ihtiyati tedbir nedeniyle uğranılan zararı tazminle yükümlüdür.


(2) Haksız ihtiyati tedbirden
kaynaklanan tazminat davası, esas hakkındaki davanın karara bağlandığı mahkemede
açılır.


(3) Tazminat davası açma hakkı,
hükmün kesinleşmesinden veya ihtiyati tedbir kararının kalkmasından itibaren, bir
yıl geçmesiyle zamanaşımına uğrar.


 


İKİNCİ
BÖLÜM


Delil Tespiti ve Diğer Geçici Hukuki Korumalar



Delil tespitinin istenebileceği
hâller


MADDE 400- (1) Taraflardan her biri, görülmekte olan
bir davada henüz inceleme sırası gelmemiş yahut ileride açacağı davada ileri süreceği
bir vakıanın tespiti amacıyla keşif yapılması, bilirkişi incelemesi yaptırılması
ya da tanık ifadelerinin alınması gibi işlemlerin yapılmasını talep edebilir.


(2) Delil
tespiti istenebilmesi için hukuki yararın varlığı gerekir. Kanunda açıkça öngörülen
hâller dışında, delilin hemen tespit edilmemesi hâlinde kaybolacağı yahut ileri
sürülmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ihtimal dâhilinde bulunuyorsa hukuki yarar
var sayılır.


 


Görev
ve yetki


MADDE
401- (1) Henüz dava açılmamış olan hâllerde delil tespiti, esas hakkındaki davaya
bakacak olan mahkemeden veya üzerinde keşif yahut bilirkişi incelemesi yapılacak
olan şeyin bulunduğu veya tanık olarak dinlenilecek kişinin oturduğu yer sulh mahkemesinden
istenir.


(2) Noterlerin, 18/1/1972
tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu uyarınca yapacağı vakıa tespitine ilişkin
hükümler saklıdır.


(3) Esas hakkında açılan davada,
delil tespiti yapan mahkemenin yetkisiz ve görevsiz olduğu ileri sürülemez.


(4) Dava açıldıktan sonra
yapılan her türlü delil tespiti talebi hakkında sadece davanın görülmekte olduğu
mahkeme yetkili ve görevlidir.


 


Delil
tespiti talebi ve karar


MADDE
402- (1) Delil tespiti talebi dilekçeyle yapılır. Dilekçede tespiti istenen vakıa,
tanıklara veya bilirkişilere sorulması istenen sorular, delillerin kaybolacağı veya
gösterilmesinde zorlukla karşılaşılacağı kuşkusunu uyandıran sebepler ile aleyhine
delil tespiti istenen kişinin ad, soyad ve adresi yer alır. Tespit talebinde bulunan,
durum ve koşulların imkân vermemesi nedeniyle,
aleyhine tespit yapılacak kişiyi gösteremiyorsa talebi geçerli sayılır.


(2) Mahkeme tarafından belirlenen
tespit giderleri avans olarak ödenmedikçe sonraki işlemler yapılmaz.


(3) Tespit talebi mahkemece
haklı bulunursa karar, dilekçeyle birlikte karşı tarafa tebliğ edilir. Kararda ayrıca,
delil tespitinin nasıl ve ne zaman yapılacağı, tespitin icrası esnasında karşı tarafın
da hazır bulunabileceği, varsa itiraz ve ilave soruların bir hafta içinde bildirilmesi
gerektiği belirtilir.


(4) (Ek:22/7/2020-7251/44
md.) Tespitin yapılmasından sonra, tespit tutanağı ve varsa bilirkişi raporunun
bir örneği mahkemece karşı tarafa resen tebliğ olunur.


 


Acele
hâllerde tespit


MADDE 403- (1) Talep sahibinin haklarının korunması
bakımından zorunluluk bulunan hâllerde, karşı tarafa tebligat yapılmaksızın da delil
tespiti yapılabilir. Tespitin yapılmasından sonra, tespit dilekçesi, tespit kararı,
tespit tutanağı ve varsa bilirkişi raporunun bir örneği mahkemece kendiliğinden
diğer tarafa tebliğ olunur. Karşı taraf tebliğden itibaren bir hafta içinde delil
tespiti kararına itiraz edebilir.


 


Delil
tespiti kararında uygulanacak hükümler


MADDE 404- (1) Tespiti istenen vakıanın hangi delille
tespit edileceğine karar verilmişse, bu kararın yerine getirilmesinde o delilin
toplanmasına ilişkin hükümler uygulanır.


 


Tutanak
ve diğer belgeler


MADDE 405- (1) Delil tespiti dosyası, asıl
dava dosyasının eki sayılır ve onunla birleştirilir. Asıl davanın taraflarından
her biri, iddia veya savunmasını ispat için bu tutanak ve raporlara dayanabilir.



 


Diğer
geçici hukuki korumalar


MADDE 406- (1) Mahkemece, gerekli hâllerde, mal
veya haklarla ilgili defter tutulmasına ya da mühürleme işleminin yapılmasına karar
verilebilir.


(2) İhtiyati haciz, muhafaza
tedbirleri ve geçici düzenleme niteliğindeki kararlar gibi geçici hukuki korumalara
ilişkin diğer kanunlarda yer alan özel hükümler saklıdır.


 


ONBİRİNCİ
KISIM


Tahkim


Uygulanma alanı


MADDE 407- (1) Bu Kısımda yer alan hükümler, 21/6/2001
tarihli ve 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanununun tanımladığı anlamda
yabancılık unsuru içermeyen ve tahkim yerinin Türkiye olarak belirlendiği uyuşmazlıklar
hakkında uygulanır.


 


Tahkime elverişlilik


MADDE 408- (1) Taşınmaz mallar üzerindeki ayni haklardan
veya iki tarafın iradelerine tabi olmayan işlerden kaynaklanan uyuşmazlıklar tahkime
elverişli değildir.


 


İtiraz hakkından feragat


MADDE 409- (1) Tarafların aksini kararlaştırabilecekleri bir
hükme veya tahkim sözleşmesine uyulmaz ise ilgili taraf bu aykırılığa itiraz edebilir.
İlgili taraf, aykırılığı öğrendiği tarihten itibaren iki hafta veya hakemlerin bu konuda kararlaştırdıkları süre
içinde itiraz etmeden tahkime devam ederse, itiraz hakkından feragat etmiş sayılır.


 


Tahkimde görevli ve yetkili mahkeme


MADDE 410- (1) (Değişik: 28/2/2018-7101/57 md.) Tahkim
yargılamasında, mahkeme tarafından yapılacağı belirtilen işlerde görevli ve yetkili
mahkeme, konusuna göre tahkim yeri asliye hukuk veya asliye ticaret mahkemesidir.
Tahkim yeri belirlenmemiş ise görevli mahkeme, konusuna göre asliye hukuk veya asliye
ticaret mahkemesi, yetkili mahkeme ise davalının Türkiye’deki yerleşim yeri, oturduğu
yer veya işyeri mahkemesidir.


 


Mahkemenin yardımı


MADDE 411- (1) Tahkim yargılamasına mahkemelerin yardımı,
bu Kısımda açıkça izin verilmiş olan hâllerde mümkündür.


 


Tahkim sözleşmesinin tanımı ve şekli


MADDE 412- (1) Tahkim sözleşmesi, tarafların, sözleşme
veya sözleşme dışı bir hukuki ilişkiden doğmuş veya doğabilecek uyuşmazlıkların
tamamı veya bir kısmının çözümünün hakem veya hakem kuruluna bırakılması hususunda
yaptıkları anlaşmadır.


(2) Tahkim sözleşmesi, taraflar arasındaki sözleşmenin bir şartı
veya ayrı bir sözleşme şeklinde yapılabilir.


(3) Tahkim sözleşmesi yazılı şekilde yapılır. Yazılı şekil şartının
yerine getirilmiş sayılması için, tahkim sözleşmesinin taraflarca imzalanmış yazılı
bir belgeye veya taraflar arasında teati edilen mektup, telgraf, teleks, faks gibi
bir iletişim aracına veya elektronik ortama geçirilmiş olması ya da dava dilekçesinde
yazılı bir tahkim sözleşmesinin varlığının iddia edilmesine davalının verdiği cevap
dilekçesinde itiraz edilmemiş olması yeterlidir. Asıl sözleşmenin bir parçası hâline
getirilmek amacıyla tahkim şartı içeren bir belgeye yollama yapılması hâlinde de
tahkim sözleşmesi yapılmış sayılır.


(4) Tahkim sözleşmesine karşı, asıl sözleşmenin geçerli olmadığı
veya tahkim sözleşmesinin henüz doğmamış olan bir uyuşmazlığa ilişkin olduğu itirazında
bulunulamaz.


(5) Yargılama sırasında tarafların tahkim yoluna başvurma konusunda
anlaşmaları hâlinde, dava dosyası mahkemece ilgili hakem veya hakem kuruluna gönderilir.


 


Tahkim itirazı


MADDE 413- (1) Tahkim sözleşmesinin konusunu oluşturan
bir uyuşmazlığın çözümü için mahkemede dava açılmışsa, karşı taraf tahkim ilk itirazında
bulunabilir. Bu durumda tahkim sözleşmesi hükümsüz, tesirsiz veya uygulanması imkânsız
değil ise mahkeme tahkim itirazını kabul eder ve davayı usulden reddeder.


(2) Tahkim itirazının ileri sürülmesi, tahkim yargılamasına engel
değildir.


 


İhtiyati tedbir ve delil tespiti


MADDE 414- (1) Aksi kararlaştırılmadıkça, tahkim
yargılaması sırasında hakem veya hakem kurulu, taraflardan birinin talebi üzerine,
bir ihtiyati tedbirin alınmasına veya delil tespitine karar verebilir. Hakem veya
hakem kurulu, ihtiyati tedbir kararı vermeyi, uygun bir teminat verilmesine bağlı
kılabilir.


(2) Mahkeme hakem veya hakem kurulunca verilen tedbir kararının,
geçerli bir tahkim sözleşmesinin var olması kaydıyla taraflardan birinin talebi
üzerine icra edilebilirliğine karar verir.


(3) Hakem veya hakem kurulunun ya da taraflarca görevlendirilecek
bir başka kişinin zamanında veya etkin olarak hareket edemeyecek olduğu hâllerde,
taraflardan biri ihtiyati tedbir veya delil tespiti için mahkemeye başvurabilir.
Bu hâller mevcut değil ise mahkemeye başvuru, sadece hakem veya hakem kurulundan
alınacak izne veya tarafların bu konudaki yazılı sözleşmesine dayanılarak yapılır.


(4) Tahkim yargılaması öncesi veya tahkim yargılaması sırasında
taraflardan birinin talebi üzerine mahkemece verilen ihtiyati tedbir kararı, aksine
karar verilmedikçe, hakem veya hakem kurulu kararının icra edilebilir hâle gelmesiyle
ya da davanın hakem veya hakem kurulu tarafından reddedilmesi hâlinde kendiliğinden
ortadan kalkar.


(5) Mahkemenin verdiği ihtiyati tedbir kararı, hakem veya hakem
kurulu tarafından değiştirilebilir veya ortadan kaldırılabilir.


 


Hakem sayısı


MADDE 415- (1) Taraflar, hakemin sayısını belirlemekte
serbesttir. Ancak, bu sayı tek olmalıdır.


(2) Hakemlerin sayısı taraflarca kararlaştırılmamışsa üç hakem
seçilir.


 


Hakemlerin seçimi


MADDE 416- (1) Taraflar, hakem veya hakemlerin seçim usulünü
kararlaştırmakta serbesttir. Taraflarca aksi kararlaştırılmamışsa hakem seçiminde
aşağıdaki usul uygulanır:


a) Ancak gerçek kişiler hakem seçilebilir.


b) Tek hakem seçilecek ise ve taraflar hakem seçiminde anlaşamazlarsa
hakem, taraflardan birinin talebi üzerine mahkeme tarafından seçilir.


c) Üç hakem seçilecek ise taraflardan
her biri bir hakem seçer; bu şekilde seçilen iki hakem üçüncü hakemi belirler. Taraflardan
biri, diğer tarafın bu yoldaki talebinin kendisine ulaşmasından itibaren bir ay
içinde hakemini seçmezse veya tarafların seçtiği iki hakem seçilmelerinden sonraki
bir ay içinde üçüncü hakemi belirlemezlerse, taraflardan birinin talebi üzerine
mahkeme tarafından hakem seçimi yapılır. Üçüncü hakem, başkan olarak görev yapar.


ç) Üçten fazla hakem seçilecek ise son hakemi seçecek olan hakemler
yukarıdaki bentte belirtilen usule göre taraflarca eşit sayıda belirlenir.


d) Hakemin birden fazla kişiden oluşması hâlinde en az birinin
kendi alanında beş yıl ve daha fazla kıdeme sahip bir hukukçu olması şarttır.


(2) Hakemlerin seçim usulünü kararlaştırmış olmalarına rağmen;


a) Taraflardan biri sözleşmeye uymazsa,


b) Kararlaştırılmış olan usule göre tarafların veya taraflarca
seçilen hakemlerin hakem seçimi konusunda birlikte karar vermeleri gerektiği hâlde,
taraflar ya da hakemler bu konuda anlaşamazlarsa,


c) Hakem seçimi ile yetkilendirilen üçüncü kişi, kurum veya kuruluş,
hakemi ya da hakem kurulunu seçmezse,


hakem veya hakem kurulunun seçimi, taraflardan birinin talebi
üzerine mahkeme tarafından yapılır. Mahkemenin, gerektiğinde tarafları dinledikten
sonra bu fıkra hükümlerine göre verdiği kararlara karşı kanun yoluna başvurulamaz.
Mahkeme, hakem seçiminde tarafların sözleşmesini ve hakemlerin bağımsız ve tarafsız
olması ilkelerini göz önünde bulundurur. Üçten fazla hakem seçilecek hâllerde de
aynı usul uygulanır.[67]


 


Ret sebepleri


MADDE 417- (1) Kendisine hakemlik önerilen kimse, bu görevi
kabul etmeden önce tarafsızlık ve bağımsızlığından şüphe edilmeyi haklı gösteren
durum ve koşulları açıklamak zorundadır.
Taraflar önceden bilgilendirilmemiş oldukları takdirde hakem, daha sonra ortaya
çıkan durumları da gecikmeksizin taraflara bildirir.


(2) Hakem, taraflarca kararlaştırılan
niteliklere sahip olmadığı, taraflarca kararlaştırılan tahkim usulünde öngörülen
bir ret sebebi mevcut bulunduğu veya tarafsızlığından şüphe edilmeyi haklı gösteren
durum ve koşullar gerçekleştiği takdirde reddedilebilir. Taraflardan birisinin kendisinin
atadığı veya atanmasına katıldığı hakemi reddetmesi, yalnızca hakemin atanma tarihinden
sonra öğrenilen ret sebeplerine dayanılarak yapılabilir.


 


Hakemin reddi usulü


MADDE 418- (1) Taraflar, hakemin reddi usulünü serbestçe
kararlaştırabilirler.


(2) Hakemi reddetmek isteyen taraf, hakemin veya hakem kurulunun
seçiminden ya da hakemin reddi talebinde bulunabileceği bir durumun ortaya çıktığını
öğrendiği tarihten itibaren iki hafta içinde ret talebinde bulunabilir ve bu talebini
karşı tarafa yazılı olarak bildirir. Reddedilen hakem kendiliğinden çekilmez veya
diğer taraf reddi kabul etmez ise ret hakkında, hakem kurulunca karar verilir.


(3) Hakem kurulundan bir veya birden çok hakemin reddini isteyen
taraf, ret talebini ve gerekçesini hakem kuruluna bildirir. Ret talebinin kabul
edilmediğini öğrenen taraf, bu tarihten itibaren karara karşı bir ay içinde mahkemeye
başvurarak bu kararın kaldırılmasını ve hakem veya hakemlerin reddine ilişkin talep
hakkında karar verilmesini isteyebilir.


(4) Seçilen hakemin veya hakem kurulunun tümünün ya da karar çoğunluğunu
ortadan kaldıracak sayıda hakemin reddi için ancak mahkemeye başvurulabilir. Mahkemenin
bu fıkra uyarınca vereceği kararlara karşı kanun yoluna başvurulamaz.[68]


(5) Seçilen hakemin veya hakem kurulunun tümünün ya da karar çoğunluğunu
ortadan kaldıracak sayıda hakemin ret talebini mahkemenin kabul etmesi hâlinde tahkim
sona erer. Ancak tahkim sözleşmesinde hakem veya hakemlerin isimleri belirlenmemişse
yeniden hakem seçimi yoluna gidilir.


 


Hakemlerin sorumluluğu


MADDE 419- (1) Taraflarca aksi kararlaştırılmamışsa, tahkim
yargılamasında görevi kabul eden hakem, haklı bir neden olmaksızın görevini yerine
getirmekten kaçındığı takdirde, tarafların bu nedenle uğradığı zararı gidermekle
yükümlüdür.


 


Görevin yerine getirilememesi


MADDE 420- (1) Bir hakem, hukuki veya fiilî sebeplerle
görevini hiç ya da zamanında yerine getiremediği takdirde hakemlik görevi, çekilme
veya tarafların bu yönde anlaşmaları suretiyle sona erer.


(2) Taraflardan her biri, hakemin çekilmesini gerektiren sebeplerin
varlığı konusunda aralarında uyuşmazlık olursa, mahkemeden hakemin yetkisinin sona
erdirilmesi konusunda karar verilmesini isteyebilir. Mahkemenin vereceği karar kesindir.


(3) Hakemin görevinden çekilmesi veya diğer tarafın hakemin yetkisinin
sona ermesine muvafakat etmesi, hakemin ret sebeplerinin varlığının kabulü anlamına
gelmez.


 


Yeni hakem seçilmesi


MADDE 421- (1) Hakemlerden birinin görevi herhangi bir
sebeple sona ererse, onun yerine seçimindeki usul uygulanarak yeni bir hakem seçilir.


(2) Bir veya birden çok hakemin değiştirilmesi için geçen süre
tahkim süresinden sayılmaz.


(3) Tahkim sözleşmesinde hakemin veya hakem kurulunu oluşturan
hakemlerin ad ve soyadları belirtilmiş ise hakemin, hakem kurulunun ya da kurulun
karar çoğunluğunu ortadan kaldıracak sayıda hakemin görevinin herhangi bir sebeple
sona ermesi hâlinde, tahkim de sona erer.


 


Hakemin kendi yetkisi hakkında karar
vermesi


MADDE 422- (1) Hakem veya hakem kurulu, tahkim sözleşmesinin
mevcut veya geçerli olup olmadığına ilişkin itirazlar da dâhil olmak üzere, kendi
yetkisi hakkında karar verebilir. Bu karar verilirken, bir sözleşmede yer alan tahkim
şartı, sözleşmenin diğer hükümlerinden bağımsız olarak değerlendirilir. Hakem veya
hakem kurulunun asıl sözleşmenin hükümsüzlüğüne karar vermesi, tahkim sözleşmesinin
kendiliğinden hükümsüzlüğü sonucunu doğurmaz.


(2) Hakem veya hakem kurulunun yetkisizliğine ilişkin itiraz,
en geç cevap dilekçesinde yapılır. Tarafların hakemleri bizzat seçmiş veya hakem
seçimine katılmış olmaları, hakem veya hakem kurulunun yetkisine itiraz etme haklarını
ortadan kaldırmaz.


(3) Hakem veya hakem kurulunun yetkisini aştığına ilişkin itiraz
derhâl ileri sürülmelidir.


(4) Hakem veya hakem kurulu, yukarıda belirtilen her iki hâlde
de gecikmenin haklı sebebe dayandığı sonucuna varırsa, süresinde ileri sürülmeyen
itirazı kabul edebilir.


(5) Hakem veya hakem kurulu,
yetkisizlik itirazını, ön sorun şeklinde inceler ve karara bağlar; yetkili olduğuna
karar verirse, tahkim yargılamasını sürdürür ve davayı karara bağlar.


 


Tarafların eşitliği ve hukuki dinlenilme
hakkı


MADDE 423- (1) Taraflar, tahkim yargılamasında eşit hak
ve yetkiye sahiptirler. Taraflara hukuki dinlenilme hakkını kullanma imkânı tanınır.


 


Yargılama usulünün belirlenmesi


MADDE 424- (1) Taraflar, hakem veya hakem kurulunun uygulayacağı
yargılama usulüne ilişkin kuralları, bu Kısmın emredici hükümleri saklı kalmak kaydıyla,
serbestçe kararlaştırabilir ya da tahkim kurallarına yollama yaparak belirleyebilirler.
Taraflar arasında böyle bir sözleşme yoksa hakem veya hakem kurulu, tahkim yargılamasını,
bu Kısmın hükümlerini gözeterek uygun bulduğu bir şekilde yürütür.


 


Tahkim yeri


MADDE 425- (1) Tahkim yeri, taraflarca veya onların seçtiği
bir tahkim kurumunca serbestçe kararlaştırılır. Bu konuda bir anlaşma yoksa tahkim
yeri, hakem veya hakem kurulunca olayın özelliklerine göre belirlenir.


(2) Hakem veya hakem kurulu, tahkim yargılamasının gerektirdiği
durumlarda önceden taraflara bildirmek kaydıyla bir başka yerde de toplanabilir;
duruşma, keşif gibi benzeri işlemleri de yapabilir.


 


Dava tarihi


MADDE 426- (1) Taraflar aksini kararlaştırmadıkça
tahkim davası, hakemlerin seçimi için mahkemeye veya tarafların sözleşmesine göre
hakem seçecek olan kişi, kurum veya kuruluşa başvurulduğu ve eğer sözleşmeye göre
hakemlerin seçimi iki tarafa ait ise davacının hakemini seçip kendi hakemini seçmesini
diğer tarafa bildirdiği; sözleşmede hakem veya hakem kurulunu oluşturan hakemlerin
ad ve soyadları belirtilmiş ise uyuşmazlığın tahkim yoluyla çözülmesi talebinin
karşı tarafça alındığı tarihte açılmış sayılır.


(2) Taraflardan biri, mahkemeden ihtiyati tedbir veya ihtiyati
haciz kararı almış ise iki hafta içinde tahkim davasını açmak zorundadır. Aksi hâlde
ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz kendiliğinden ortadan kalkar.


 


Tahkim süresi


MADDE 427- (1) Taraflar aksini kararlaştırmadıkça, bir
hakemin görev yapacağı davalarda hakemin seçildiği, birden çok hakemin görev yapacağı
davalarda ise hakem kurulunun ilk toplantı tutanağının düzenlendiği tarihten itibaren
bir yıl içinde, hakem veya hakem kurulunca esas hakkında karar verilir.


(2) Tahkim süresi, tarafların anlaşmasıyla; anlaşamamaları hâlinde
ise taraflardan birinin başvurusu üzerine mahkemece uzatılabilir. Mahkemenin, bu
konudaki kararı kesindir.


 


Dava ve cevap dilekçesi


MADDE 428- (1) Taraflarca kararlaştırılan veya hakem tarafından
belirlenecek süre içinde, davacı tahkim şartını veya sözleşmesiyle birlikte varsa
esas sözleşme ile iddiasını dayandırdığı vakıaları ve talebini; davalı ise savunmasını
ve dayandığı vakıaları dilekçeyle hakem veya hakem kuruluna sunar.


(2) Taraflar dilekçelerine yazılı delillerini ekleyebilir ve ileride
sunacakları delilleri gösterebilirler.


(3) Taraflar, aksini kararlaştırmış olmadıkça, tahkim yargılaması
sırasında iddia veya savunmalarını değiştirebilir veya genişletebilirler. Ancak,
hakem veya hakem kurulu, bu işlemin gecikerek yapılmış olduğunu veya diğer taraf
için haksız bir şekilde büyük zorluk yarattığını ve diğer durum ve koşulları dikkate alarak, böyle bir değişiklik veya genişletmeye
izin vermeyebilir. İddia veya savunma tahkim sözleşmesinin kapsamı dışına çıkacak
şekilde değiştirilemez veya genişletilemez.


 


Duruşma yapılması veya dosya üzerinden
inceleme


MADDE 429- (1) Hakem veya hakem kurulu, delillerin ikamesi,
sözlü beyanlarda bulunulması veya bilirkişiden açıklama istenmesi gibi sebeplerle
duruşma yapılmasına karar verebileceği gibi; yargılamanın dosya üzerinden yürütülmesine
de karar verebilir. Taraflar, aksini kararlaştırmadıkça, hakem veya hakem kurulu,
taraflardan birinin talebi üzerine yargılamanın uygun aşamasında duruşma yapılmasına
karar verir.


(2) Hakem veya hakem kurulu, dava ile ilgili her türlü keşif tarihini,
bilirkişi incelemesini veya diğer delillerin incelenmesi için yapacağı toplantı
ve duruşmalar ile tarafların gelmemeleri hâlinde bunun sonuçlarını uygun bir süre
önce taraflara bildirir.


(3) Hakem veya hakem kuruluna verilen dilekçeler, bilgiler ve
diğer belgeler taraflara bildirilir.


 


Taraflardan birinin yargılamaya katılmaması


MADDE 430- (1) Taraflardan birinin yargılamaya katılmaması
hâlinde aşağıdaki hükümler uygulanır:


a) Davacı, geçerli bir neden göstermeksizin dava dilekçesini süresi
içinde vermezse; dava dilekçesi usulüne uygun değilse ve eksiklik hakem veya hakem
kurulunca belirlenecek süre içinde giderilmezse, hakem veya hakem kurulu tahkim
yargılamasına son verir.


b) Davalı, cevap dilekçesini vermezse; bu durum davacının iddialarının
ikrarı veya davanın kabulü olarak değerlendirilmeyip yargılamaya devam edilir.


c) Taraflardan biri, geçerli
bir neden göstermeksizin duruşmaya katılmaz veya delillerini sunmaktan kaçınırsa;
hakem veya hakem kurulu, tahkim yargılamasına devam ederek mevcut delillere göre
karar verebilir.


 


Hakem veya hakem kurulunca bilirkişi seçimi


MADDE 431- (1) Hakem veya hakem kurulu;


a) Belirlediği konular hakkında
rapor vermek üzere bir veya birden çok bilirkişi seçimine,


b) Tarafların bilirkişiye gerekli açıklamaları yapmalarına, ilgili
belge ve bilgileri vermelerine,


c) Keşif yapılmasına,


karar verebilir.


(2) Aksi kararlaştırılmadıkça, taraflardan birinin talebi veya
hakem ya da hakem kurulunun gerekli görmesi üzerine bilirkişiler, yazılı veya sözlü
raporlarını vermelerinden sonra çağrılacakları duruşmaya katılırlar. Bu duruşmada
taraflar, bilirkişilere soru sorabilir ve uyuşmazlık konusunda kendi seçtikleri
özel bilirkişileri dinletebilirler.


 


Delillerin toplanması


MADDE 432- (1) Taraflardan biri, hakem veya hakem kurulunun
onayı ile delillerin toplanmasında mahkemeden yardım isteyebilir.


 


Hakem kurulunun karar vermesi


MADDE 433- (1) Taraflarca aksi kararlaştırılmamışsa,
hakem kurulu oy çokluğuyla da karar verebilir.


(2) Taraflar veya hakem kurulunun diğer üyeleri yetki vermişlerse,
hakem kurulu başkanı, yargılama usulü ile ilgili belirli konularda tek başına karar
verebilir.


(3) Hakem veya hakem kurulu, ancak tarafların açıkça yetkili kılmış
olmaları şartıyla hakkaniyet ve nasafet kurallarına göre veya dostane çözüm yoluyla
karar verebilir.


 


Sulh


MADDE 434- (1) Tahkim yargılaması sırasında taraflar uyuşmazlık
konusunda sulh olurlarsa, tahkim yargılamasına son verilir. Tarafların talebi, ahlâka
veya kamu düzenine aykırı değilse ya da tahkime elverişli olan bir konuya ilişkin
ise sulh, hakem kararı olarak tespit edilir.


 


Tahkim yargılamasının sona ermesi


MADDE 435- (1) Tahkim yargılaması, nihai hakem kararının verilmesi
veya aşağıdaki hâllerden birinin gerçekleşmesi ile sona erer:


a) Davalının itirazı üzerine hakem veya hakem kurulunun uyuşmazlığın
kesin olarak çözümünde davalının hukuki yararı bulunduğunu kabul etmesi hâli hariç,
davacı davasını geri alırsa.


b) Taraflar, yargılamanın sona erdirilmesi konusunda anlaşırlarsa.


c) Hakem veya hakem kurulu, başka bir sebeple yargılamanın sürdürülmesini
gereksiz veya imkânsız bulursa.


ç) 427 nci maddenin ikinci fıkrası uyarınca tahkim süresinin
uzatılmasına ilişkin talep mahkemece reddedilirse.


d) Taraflarca kararın oybirliğiyle verilmesinin öngörülmesine
rağmen, hakem kurulu oybirliğiyle karar veremezse.


e) 442 nci maddenin ikinci fıkrası uyarınca yargılama giderleri
için avans yatırılmazsa.


(2) 437 nci madde hükmü saklı kalmak üzere, hakem veya
hakem kurulunun yetkisi, yargılamanın sona ermesiyle ortadan kalkar.


 


Hakem kararının şekli, içeriği ve saklanması



MADDE 436- (1) Hakem kararlarında;


a) Kararı veren hakem veya hakem kurulu üyelerinin ad ve soyadları,


b) Tarafların ve varsa temsilcileri
ile vekillerinin ad ve soyadları, unvanları ve adresleri,


c) Kararın dayandığı hukuki
sebepler ile gerekçesi,


ç) Bir sıra numarası altında
açık ve kesin bir biçimde taraflara yüklenen hak ve borçlar ile yargılama giderleri,



d) Karara karşı iptal davası açılabileceği ve süresi,


e) Tahkim yeri ve kararın tarihi,


f) Kararı veren hakem veya hakem kurulu üyelerinin tamamı veya
çoğunluğunun imzaları ve karara eklenmiş ise karşı oy yazısı,


gösterilir.


(2) Aksi kararlaştırılmadıkça, hakem veya hakem kurulu kısmi kararlar
verebilir.


(3) (Değişik:22/7/2020-7251/45 md.) Hakem kararı; hakem,
hakem kurulu başkanı veya ilgili tahkim kurumu tarafından taraflara bildirilir.
Ayrıca kararın aslı dosya ile birlikte mahkemeye gönderilir ve mahkemece saklanır.


 


Hakem kararının tavzihi, düzeltilmesi
ve tamamlanması


MADDE 437- (1) Evvelce daha farklı bir süre öngörülmemişse,
taraflardan her biri, hakem kararının kendisine bildirilmesinden itibaren iki hafta içinde, karşı tarafa da bilgi vermek kaydıyla, hakem
veya hakem kuruluna başvurarak;


a) Hakem kararında bulunan hesap, yazı ve benzeri maddi hataların
düzeltilmesini,


b) Karara ilişkin belirli bir konunun veya kararın bir bölümünün
tavzihini,


isteyebilir.


(2) Karşı tarafın görüşünü alan hakem veya hakem kurulu, bu talebi
haklı bulursa, talep tarihinden itibaren bir ay içinde kararındaki maddi hatayı
düzeltir veya kararın tavzihini yapar. İcap ederse, bu süre hakem veya hakem kurulunca
uzatılabilir.


(3) Hakem veya hakem kurulu, karardaki maddi hataları karar tarihini
izleyen iki hafta içinde kendiliğinden de düzeltebilir.


(4) Taraflardan her biri, hakem kararının kendilerine bildirilmesinden
itibaren bir ay içinde, karşı tarafa da bilgi vermek kaydıyla, yargılama sırasında
ileri sürülmüş olmasına rağmen karara bağlanmamış konularda tamamlayıcı hakem kararı
verilmesini isteyebilir. Hakem veya hakem kurulu, talebi haklı bulursa, tamamlayıcı
hakem kararını bir ay içinde verir. İcap ederse, bu süre hakem veya hakem kurulunca
en fazla bir ay uzatılabilir.


(5) Düzeltme, tavzih ve tamamlama kararları, taraflara bildirilir
ve hakem kararının bir parçasını oluşturur.


 


Tebligat


MADDE 438- (1) Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça tebligat,
11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre yapılır.


 


İptal davası[69]



MADDE 439- (1) Hakem kararına karşı yalnızca iptal davası
açılabilir. İptal davası, tahkim yeri bölge adliye mahkemesinde açılır; öncelikle
ve ivedilikle görülür.


(2) a) Tahkim sözleşmesinin
taraflarından birinin ehliyetsiz ya da tahkim sözleşmesinin geçersiz olduğu,


b) Hakem veya hakem kurulunun seçiminde, sözleşmede belirlenen
veya bu Kısımda öngörülen usule uyulmadığı,


c) Kararın, tahkim süresi içinde verilmediği,


ç) Hakem veya hakem kurulunun, hukuka aykırı olarak yetkili veya
yetkisiz olduğuna karar verdiği,


d) Hakem veya hakem kurulunun, tahkim sözleşmesi dışında kalan
bir konuda karar verdiği veya talebin tamamı hakkında karar vermediği ya da yetkisini
aştığı,


e) Tahkim yargılamasının, usul açısından sözleşmede veya bu yönde
bir sözleşme bulunmaması hâlinde, bu Kısımda yer alan hükümlere uygun olarak yürütülmediği
ve bu durumun kararın esasına etkili olduğu,


f) Tarafların eşitliği ilkesi ve hukuki dinlenilme hakkına riayet
edilmediği,


g) Hakem veya hakem kurulu kararına konu uyuşmazlığın Türk hukukuna
göre tahkime elverişli olmadığı,


ğ) Kararın kamu düzenine aykırı olduğu,


tespit edilirse, hakem kararları iptal edilebilir.


(3) Hakem veya hakem kurulunun, tahkim sözleşmesi dışında kalan
bir konuda karar verdiği iddiasıyla açılan iptal davasında, tahkim sözleşmesi kapsamında
olan konuların, tahkim sözleşmesi kapsamında olmayan konulardan ayrılması mümkün
olduğu takdirde, hakem kararının sadece tahkim sözleşmesi kapsamında olmayan konuları
içeren bölümü iptal edilebilir.


(4) İptal davası, bir ay içinde açılabilir. Bu süre, hakem kararının
veya tavzih, düzeltme ya da tamamlama kararının taraflara bildirildiği tarihten
itibaren işlemeye başlar. Hakem kararına karşı iptal davası açılması kararın icrasını
durdurmaz. Ancak taraflardan birinin talebi üzerine hükmolunan para veya eşyanın
değerini karşılayacak bir teminat gösterilmek şartı ile kararın icrası durdurulabilir.


(5) İptal talebi, davaya bakan bölge adliye mahkemesi aksine karar
vermedikçe, dosya üzerinden incelenerek karara bağlanır.


(6) İptal davası hakkında verilen kararlara karşı temyiz yoluna
başvurulabilir. Temyiz incelemesi, bu maddede yer alan iptal sebepleriyle sınırlı
olarak, öncelikle ve ivedilikle karara bağlanır. Temyiz, kararın icrasını durdurmaz.


(7) İptal davasının kabulü hâlinde, kabul kararı temyiz edilmezse
veya ikinci fıkranın (b), (c), (ç), (d), (e) ve (f) bentlerindeki hâllerin varlığı
sebebiyle kabulü hâlinde, taraflar aksini kararlaştırmamışlarsa hakemleri ve tahkim
süresini yeniden belirleyebilirler. Taraflar isterlerse eski hakemleri tayin edebilirler.


 


Hakem ücreti


MADDE 440- (1) Taraflarca aksi kararlaştırılmamışsa, hakemlerin
ücreti, dava konusu alacağın miktarı, uyuşmazlığın niteliği ve tahkim yargılamasının
süresi dikkate alınarak, hakem veya hakem kurulu ile taraflar arasında kararlaştırılır.


(2) Taraflar, hakem veya hakem kurulunun ücretini yerleşmiş
kurallara veya kurumsal tahkim kurallarına yollama yaparak da belirleyebilirler.


(3) Taraflarla hakem veya hakem kurulu arasında ücretin
belirlenmesi konusunda anlaşmaya varılamaz veya tahkim sözleşmesinde ücretin belirlenmesine
ilişkin herhangi bir hüküm bulunmazsa ya da taraflarca bu konuda yerleşmiş kurallara
veya kurumsal tahkim kurallarına yollama yapılmamışsa, hakem veya hakem kurulunun
ücreti, her yıl Adalet Bakanlığınca ilgili kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının
görüşleri alınarak hazırlanan ücret tarifesine göre belirlenir.[70]


(4) Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça başkanın ücreti,
hakemlerden her birine ödenecek hakem ücretinin yüzde on fazlası olarak hesaplanır.


(5) Aksi kararlaştırılmadıkça hakem kararının düzeltilmesi,
yorumlanması veya tamamlanması hâllerinde ek hakem ücreti ödenmez.[71]


(6) Hakem veya hakem kurulu kararında tahkim yargılamasının
giderleri gösterilir.


 


Yargılama giderleri


MADDE 441- (1) Yargılama giderleri;


a) Hakemlerin ve hakemlerce belirlenen hakem sekreterliği
ücretini,


b) Hakemlerin seyahat giderlerini ve yaptıkları diğer masrafları,


c) Hakem veya hakem kurulu tarafından atanan bilirkişilere
ve yardımına başvurulan diğer kişilere ödenen ücretleri ve keşif giderlerini,


ç) Hakem veya hakem kurulunun onayladığı ölçüde tanıkların
seyahat giderlerini ve yaptıkları diğer masrafları,


d) Hakem veya hakem kurulunun, davayı kazanan tarafın varsa
vekili için avukatlık asgari ücret tarifesine göre takdir ettiği vekâlet ücretini,


e) Bu Kanuna göre mahkemelere yapılacak başvurularda alınan
yargı harçlarını,


f) Tahkim yargılamasına ilişkin tebligat giderlerini,


kapsar.


 


Avans yatırılması ve giderlerin ödenmesi


MADDE 442- (1) Hakem veya hakem kurulu, tarafların
her birinden yargılama giderleri için gereken hâllerde avans yatırılmasını isteyebilir.
Aksi kararlaştırılmadıkça, bu avans taraflarca eşit miktarda ödenir.


(2) Avans, hakem veya hakem kurulu kararında öngörülen
süre içinde ödenmemişse hakem veya hakem kurulu yargılamayı durdurabilir. Yargılamanın
durdurulduğunun taraflara bildirilmesinden itibaren bir ay içinde avans ödenirse
yargılamaya devam olunur; aksi hâlde tahkim yargılaması sona erer.


(3) Hakem veya hakem kurulu, kararını verdikten sonra taraflara,
yatırılmış olan avansların harcama yerlerini ve miktarlarını gösterir bir belge
verir ve varsa kalan avansı ödeyene iade eder.


(4) Taraflar aksini kararlaştırmadıkça yargılama giderleri
haksız çıkan tarafa yüklenir. Davada her iki taraf da kısmen haklı çıkarsa, yargılama
giderleri haklılık durumuna göre taraflar arasında paylaştırılır.


(5) Hakem veya hakem kurulunun yargılamayı sona erdiren
veya taraflar arasındaki sulhü tespit eden kararında da yargılama giderleri gösterilir.


 


Yargılamanın iadesi


MADDE 443- (1) Yargılamanın iadesine ilişkin yukarıdaki
Sekizinci Kısmın Üçüncü Bölümü hükümleri, niteliğine uygun düştüğü şekilde tahkime
de uygulanır.


(2) Tahkimde, yargılamanın iadesi sebeplerinden sadece
375 inci maddenin birinci fıkrasının (b), (c), (e), (f), (g), (h), (ı) ve
(i) bentleri uygulanır. Yargılamanın iadesi davası mahkemede görülür.


(3) Yargılamanın iadesi talebi kabul
edilirse mahkeme, hakem kararını iptal eder ve uyuşmazlığı yeniden bir karar verilebilmesi
için yeni hakeme veya hakem kuruluna gönderir. Bu durumda hakem veya hakem kurulu
421 inci maddeye göre yeniden seçilir veya oluşturulur.


 


Uygulanmayacak hükümler


MADDE 444- (1) Bu Kısımda düzenlenen konularda,
aksine hüküm bulunmadıkça bu Kanunun diğer hükümleri uygulanmaz.


 


ONİKİNCİ KISIM


Son Hükümler


 


Elektronik işlemler


MADDE 445- (1) Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP),
adalet hizmetlerinin elektronik ortamda yürütülmesi amacıyla oluşturulan bilişim
sistemidir. Dava ve diğer yargılama işlemlerinin elektronik ortamda gerçekleştirildiği
hâllerde UYAP kullanılarak veriler kaydedilir ve saklanır.


(2) Elektronik
ortamda, güvenli elektronik imza kullanılarak dava açılabilir, harç ve avans ödenebilir,
dava dosyaları incelenebilir. Bu Kanun kapsamında fizikî olarak hazırlanması öngörülen
tutanak ve belgeler güvenli elektronik imzayla elektronik ortamda hazırlanabilir
ve gönderilebilir. Güvenli elektronik imza ile oluşturulan tutanak ve belgeler ayrıca
fizikî olarak gönderilmez, belge örneği aranmaz.


(3) Elektronik ortamdan fizikî
örnek çıkartılması gereken hâllerde tutanak veya belgenin aslının aynı olduğu belirtilerek
hâkim veya görevlendirdiği yazı işleri müdürü tarafından imzalanır ve mühürlenir.


(4) Elektronik ortamda yapılan
işlemlerde süre gün sonunda biter.


(5) Mahkemelerde görülmekte
olan dava, çekişmesiz yargı, geçici hukuki koruma ve diğer tüm işlemlerde UYAP’ın
kullanılmasına dair usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir.


 


Disiplin para cezası


MADDE 446- (1) Bu Kanun anlamında disiplin para
cezasından maksat, yargılamanın düzenli bir biçimde işleyişini sağlamak ve kamu
düzenini korumak amacıyla verilen, verildiği anda kesin olan ve derhâl infazı gereken
para cezasıdır. Bu ceza, seçenek yaptırımlara çevrilemez ve adli sicil kayıtlarında
yer almaz.


(2) Disiplin para cezası, 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı
Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil edilir.



 


Diğer kanunlardaki yargılama usulü ile
ilgili hükümler


MADDE 447- (1) Diğer kanunların sözlü yahut seri
yargılama usulüne atıf yaptığı hâllerde, bu Kanunun basit yargılama usulü ile ilgili
hükümleri uygulanır.


(2) Mevzuatta, yürürlükten
kaldırılan 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa yapılan
yollamalar, Hukuk Muhakemeleri Kanununun bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine
yapılmış sayılır.


 


Zaman bakımından uygulanma


MADDE 448- (1) Bu Kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri
etkilememek kaydıyla derhâl uygulanır.


 


Yönetmelik


MADDE 449- (1) Bu Kanunun uygulanmasıyla ilgili
yönetmelikler, Adalet Bakanlığı tarafından Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren
altı ay içinde çıkarılır. Yeni yönetmelikler çıkarılıncaya kadar, mevcut yönetmeliklerin
bu Kanuna aykırı olmayan hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.


 


Yürürlükten kaldırılan hükümler


MADDE 450- (1) 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü
Muhakemeleri Kanunu ek ve değişiklikleri ile birlikte tümüyle yürürlükten kaldırılmıştır.


 


Parasal sınırların artırılması


EK MADDE 1- (Ek: 24/11/2016-6763/44 md.)


(1) 200 üncü, 201 inci, 341 inci, 362 nci ve
369 uncu maddelerdeki parasal sınırlar her takvim yılı başından geçerli olmak üzere,
önceki yılda uygulanan parasal sınırların; o yıl için 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı
Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca Maliye Bakanlığınca
her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanır.
Bu şekilde belirlenen sınırların bin Türk lirasını aşmayan kısımları dikkate alınmaz.[72]


(2) (Değişik:4/6/2025-7550/20
md.) 200 üncü ve 201 inci maddelerdeki parasal
sınırların uygulanmasında hukuki işlemin yapıldığı, 341 inci, 362 nci ve 369 uncu
maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında davanın açıldığı tarihteki
miktar esas alınır.


(3) (Ek:7/11/2024-7531/22 md.) (Mülga:4/6/2025-7550/20
md.)


 


GEÇİCİ MADDE 1- (1) Bu Kanunun yargı
yolu ve göreve ilişkin hükümleri, Kanunun yürürlüğe girmesinden önceki tarihte açılmış
olan davalarda uygulanmaz.


(2) Bu Kanunun, senetle ispat, istinaf ve
temyiz ile temyizde duruşma yapılmasına ilişkin parasal sınırlarla ilgili hükümleri
Kanunun yürürlüğe girmesinden önceki tarihte açılmış olan dava ve işlerde uygulanmaz.



 


GEÇİCİ MADDE 2- (1) 1086 sayılı Kanunun
yürürlükte olduğu dönemde usulüne uygun olarak düzenlenmiş bulunan senetler, bu
Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra da geçerliliklerini korur.


 


GEÇİCİ MADDE 3 – (Ek: 31/3/2011-6217/30 md.)[73]


(1) Bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004
tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin
Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî
Gazete’de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize
ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.


(2) Bölge adliye mahkemelerinin göreve
başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı
Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427
ilâ 444 üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur. (Ek cümle: 1/7/2016-6723/34
md.) Bu kararlara ilişkin dosyalar bölge adliye mahkemelerine gönderilemez. [74][75]


(3) Bu Kanunda bölge adliye mahkemelerine görev verilen
hallerde bu mahkemelerin göreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı Kanunun bu Kanuna
aykırı olmayan hükümleri uygulanır.


 


GEÇİCİ MADDE 4- (Ek: 24/11/2016-6763/45 md.)


(1) Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama
tarihinden önce verilen kararlarla ilgili Yargıtay hukuk daireleri tarafından verilen
bozma kararları üzerine mahkemelerce verilen direnme kararları, kararına direnilen
daireye gönderilir.


(2) Bu maddeyi ihdas eden Kanunun yürürlüğe
girdiği tarih itibarıyla Yargıtay Hukuk Genel Kurulunda bulunan dosyalar, kararına
direnilen daireye gönderilir.


(3) Bu maddeyi ihdas eden Kanunun yürürlüğe
girdiği tarih itibarıyla Yargıtay Hukuk Genel Kurulunda bulunan ve 30/1/1950 tarihli
ve 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun geçici 2 nci maddesi uyarınca ilgili daire
tarafından incelenen dosyalar, kararına direnilen daireye yeniden gönderilmez.


(4) Daire, mümkün olan en kısa sürede direnme
kararını inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay
Hukuk Genel Kuruluna gönderir.


 


Yürürlük


MADDE 451- (1) Bu Kanun 1/10/2011 tarihinde yürürlüğe girer.



 


Yürütme


MADDE 452- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu
yürütür.


 


 


12/1/2011 TARİHLİ ve 6100 SAYILI KANUNA
İŞLENEMEYEN HÜKÜMLER


1
– 17/4/2013 tarihli ve 6460 sayılı Kanunun 1 ve 2 nci Maddeleri :


MADDE 1 – 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk
Muhakemeleri Kanununun 373 üncü maddesinin beşinci fıkrasından, 18/6/1927 tarihli
ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 439 uncu maddesinin beşinci fıkrasından
ve 1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri
Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunun 16 ncı maddesi ile değiştirilmeden
önceki 429 uncu maddesinin üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra
eklenmiş ve diğer fıkralar buna göre teselsül ettirilmiştir.


Davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak
tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması
üzerine alt mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi, her hâlde Yargıtay Hukuk
Genel Kurulunca yapılır.


 


MADDE 2 – 1086 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde
eklenmiştir.


GEÇİCİ MADDE 4 – Bu maddeyi ihdas eden Kanunla, 1086 sayılı
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 5236 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunun 16 ncı maddesiyle değiştirilmeden önceki
429 uncu maddesine eklenen dördüncü fıkra, kanun yolu aşaması dâhil, yürürlük tarihinde
derdest olan davalarda da uygulanır.


 


2 – 20/7/2017 tarihli ve 7035 sayılı Kanunun
Geçici 1 inci Maddesi:


GEÇİCİ MADDE 1- (1) Bu Kanunla, 5271 sayılı Kanunun 291
inci maddesi ile 6100 sayılı Kanunun 361 inci maddesinde temyiz sürelerine ilişkin
olarak yapılan değişiklikler, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte ve sonrasında
verilen kararlar hakkında uygulanır.


(2) Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından bölge adliye
ve bölge idare mahkemesi daireleri arasında iş bölümü yapılıncaya kadar bölge adliye
ve bölge idare mahkemesi başkanlar kurullarınca yapılan iş bölümünün uygulanmasına
devam olunur.





6100
SAYILI KANUNA EK VE DEĞİŞİKLİK GETİREN MEVZUATIN VEYA


ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARININ YÜRÜRLÜĞE GİRİŞ


TARİHLERİNİ GÖSTERİR TABLO


 








Değiştiren Kanunun/ KHK’nin veya İptal
Eden Anayasa Mahkemesi Kararının Numarası



6100 Sayılı Kanunun Değişen veya
İptal Edilen Maddeleri



Yürürlüğe Giriş Tarihi







6217



369, 370, Geçici Madde 3



14/4/2011






KHK/650



102



1/1/2012






6459



334, 337, 339



30/4/2013






6460



373, İşlenemeyen hükümler



30/4/2013






6462



172, 235, 259



3/5/2013






6325



137, 140, 320



22/6/2013






Anayasa Mahkemesinin 18/7/2012 tarihli
ve E: 2011/113, K: 2012/108 sayılı Kararı



102



1/1/2013 tarihinden başlayarak altı
ay sonra

(1/7/2013)






6494



102



7/7/2013






6644



47, 109



11/4/2015






Anayasa Mahkemesinin 10/2/2016 tarihli
ve E: 2015/96, K: 2016/9 sayılı Kararı



20



23/2/2016 tarihinden başlayarak dokuz
ay sonra (23/11/2016)






6723



GEÇİCİ MADDE 3



23/7/2016






KHK/674



344



1/9/2016






6754



266, 268, 269, 271, 274, 279



24/11/2016






6758



344



24/11/2016






6763



341, 362, 373, EK MADDE 1,

GEÇİCİ MADDE 4



2/12/2016






7035



302, 352, 353, 359, 361, 362, 363, İşlenemeyen
Hüküm (Geçici Madde 1)



5/8/2017






KHK/694



268



25/8/2017






7078



268



8/3/2018






7101



274, 410, 416, 418, 439



15/3/2018






KHK/700



242



24/6/2018 tarihinde birlikte
yapılan Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonucunda Cumhurbaşkanının
andiçerek göreve başladığı tarihte

(9/7/2018)






7145



375



31/7/2018






Anayasa Mahkemesinin 11/7/2018 tarihli
ve E.:2018/1, K.:2018/83 sayılı Kararı



398



Resmi Gazete’de yayımlanmasından
başlayarak dokuz ay sonra

(21/11/2019)






7251



20, 28, 36, 38, 42, 94, 107, 116, 120,
123, 125, 127, 139, 140, 141, 147, 149, 177, Yedinci Ayırım, 183/A, 186, 206,
215, 222, 281, 290, Beşinci Kısmın İkinci Bölüm Başlığı, 305, 306, 310, 314, 317,
323, 331, 341, 353, 356, 358, 359, 362, 391, 393, 394, 398, 402, 436, 440, Geçici
Madde 3



28/07/2020






Anayasa Mahkemesi’nin 24/2/2022 tarihli
ve E.: 2021/34, K.: 2022/21 sayılı Kararı



341



15/4/2022






Anayasa Mahkemesi’nin 21/6/2022
tarihli ve E.: 2022/7, K.: 2022/79 sayılı Kararı



377



1/7/2022






Anayasa Mahkemesinin 26/10/2023
tarihli ve E.: 2020/73; K.: 2023/181 sayılı

Kararı



28



22/12/2023






7499



43, 44, 337, 346, 398



1/6/2024






7531



Ek Madde 1



14/11/2024






7550



Ek Madde 1



4/6/2025






Anayasa Mahkemesinin 24/9/2024
Tarihli ve E: 2024/78, K: 2024/164 Sayılı Kararı



334



Yayımı tarihinden dokuz ay sonra

(21/8/2025)






Anayasa Mahkemesinin 17/6/2025
tarihli ve E.: 2024/237; K.: 2025/137 sayılı Kararı



166



25/9/2025






Anayasa Mahkemesinin 25/12/2024
tarihli ve E: 2024/29, K: 2024/226 sayılı Kararı



326



Kararın Resmî Gazete’de
yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra

(14/12/2025)









 











[1] Anayasa Mahkemesi’nin 10/2/2016
tarihli ve E:2015/96, K:2016/9 sayılı Kararı ile, bu maddenin birinci
fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…bu karar verildiği anda kesin ise bu
tarihten…” ibaresi iptal edilmiş olup, kararın Resmi Gazete’de yayımlandığı
23/2/2016 tarihinden başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi hüküm altına
alınmıştır.







[2] 22/7/2020
tarihli ve 7251 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle, bu fıkraya “taraflardan
birinin,” ibaresinden sonra gelmek üzere “bu karar verildiği anda kesin ise
tebliğ tarihinden,” ibaresi eklenmiş, bu fıkrada yer alan “, bu mahkemece
davanın açılmamış sayılmasına” ibaresi “dava açılmamış sayılır ve görevsizlik
veya yetkisizlik kararı veren mahkemece bu konuda resen” şeklinde
değiştirilmiştir.







[3] Anayasa
Mahkemesinin 26/10/2023 tarihli ve E.: 2020/73; K.: 2023/181 sayılı Kararı ile
bu fıkrada yer alan "… kişilerin korunmaya değer üstün bir menfaatinin..."
ibaresi iptal edilmiştir.







[4] 22/7/2020
tarihli ve 7251 sayılı Kanunun 2 nci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “kesin
olarak gerekli kıldığı hâllerde, taraflardan birinin talebi” ibaresi “yahut
yargılama ile ilgili kişilerin korunmaya değer üstün bir menfaatinin kesin olarak
gerekli kıldığı hâllerde, ilgilinin talebi” şeklinde değiştirilmiştir.







[5] 22/7/2020 tarihli ve 7251 sayılı
Kanunun 3 üncü maddesiyle, bu bentte yer alan “etmiş olması.” ibaresi “etmiş
olması; uyuşmazlıkta arabuluculuk veya uzlaştırmacılık yapmış bulunması.”
şeklinde değiştirilmiştir.







[6] 22/7/2020 tarihli ve 7251 sayılı
Kanunun 5 inci maddesiyle, bu maddeye birinci fıkradan sonra gelmek üzere
fıkralar eklenmiş ve diğer fıkralar buna göre teselsül ettirilmiştir.







[7] 2/3/2024 tarihli ve
7499 sayılı Kanunun 37 nci maddesi ile bu fıkrada yer alan “tefhim veya”
ibaresi madde metninden çıkarılmış ve “bir hafta” ibaresi “iki hafta” şeklinde
değiştirilmiştir.







[8] 2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı
Kanunun 37 nci maddesi ile bu fıkrada yer alan “tefhim veya” ibaresi madde
metninden çıkarılmış ve “bir hafta” ibaresi “iki hafta” şeklinde
değiştirilmiştir.







[9] 22/7/2020 tarihli ve 7251 sayılı
Kanunun 7 nci maddesiyle, bu madde başlığı “Belirsiz alacak ve tespit davası”
iken metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.







[10] Bu maddenin birinci fıkrasında yer
alan tarife ile ilgili olarak 24/10/2023 tarihli ve 32349 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanan “Hukuk Muhakemeleri Kanunu Gider Avansı Tarifesi”ne
bakınız.







[11] 22/7/2020 tarihli ve 7251 sayılı
Kanunun 9 uncu maddesiyle, bu madde başlığı “Harç ve avans ödenmesi” iken metne
işlendiği şekilde değiştirilmiştir.







[12] 22/7/2020 tarihli ve 7251 sayılı
Kanunun 11 inci maddesiyle, bu bendin ikinci cümlesinde yer alan “davacı davayı
kazanırsa” ibaresi “dava davacı lehine sonuçlanırsa” şeklinde değiştirilmiştir.







[13] 22/7/2020
tarihli ve 7251 sayılı Kanunun 12 nci maddesiyle, bu fıkraya “başvuran
davalıya,” ibaresinden sonra gelmek üzere “cevap süresinin bitiminden itibaren
işlemeye başlamak,” ibaresi eklenmiştir.







[14] 7/6/2012
tarihli ve 6325 sayılı Kanunun 35 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “sulhe”
ibaresinden sonra gelmek üzere “veya arabuluculuğa” ibaresi eklenmiştir.







[15] 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı
Kanunun 35 inci maddesiyle, bu maddenin ikinci fıkrasına “sulhe” ibaresinden
sonra gelmek üzere “veya arabuluculuğa”, üçüncü fıkrasına “sulh” ibaresinden
sonra gelmek üzere “veya arabuluculuk” ibaresi eklenmiştir.







[16] 22/7/2020 tarihli ve 7251 sayılı
Kanunun 14 üncü maddesiyle, bu fıkrada yer alan “sulhe veya arabuluculuğa”
ibaresi “sulh ve arabuluculuğun esasları, süreci ve hukuki sonuçları hakkında
aydınlatarak sulhe veya arabuluculuğa” şeklinde değiştirilmiştir.







[17] 22/7/2020 tarihli ve 7251 sayılı
Kanunun 16 ncı maddesiyle, birinci fıkraya “tahkikat” ibaresinden sonra gelmek
üzere “ve sözlü yargılama” ibaresi ile ikinci fıkraya “itiraz edemeyecekleri”
ibaresinden sonra gelmek üzere “, tahkikatın sona erdiği duruşmada sözlü
yargılamaya geçileceği, sözlü yargılama için duruşmanın ertelenmesi hâlinde
taraflara ayrıca davetiye gönderilmeyeceği ve 150 nci madde hükmü saklı kalmak
kaydıyla, yokluklarında hüküm verileceği” ibaresi eklenmiştir.







[18]
Anayasa Mahkemesinin
17/6/2025 tarihli ve E.: 2024/237; K.: 2025/137 sayılı Kararı ile bu fıkranın
ikinci cümlesinde yer alan “…ve bu karar, diğer mahkemeyi bağlar.” ibaresi iptal
edilmiştir.







[19] 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılı
Kanunun 1 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “sakatlık” ibaresi “engellilik”
şeklinde değiştirilmiştir.







[20] 22/7/2020 tarihli ve 7251 sayılı
Kanunun 18 inci maddesiyle, bu maddeye birinci fıkradan sonra gelmek üzere
fıkra eklenmiş ve diğer fıkra buna göre teselsül ettirilmiştir.







[21] 22/7/2020 tarihli ve 7251 sayılı
Kanunun 21 inci maddesiyle, birinci fıkrada yer alan “İmza” ibaresi “Okuma ve
yazma bilmediği için imza” şeklinde değiştirilmiş, maddeye birinci fıkradan
sonra gelmek üzere fıkra eklenmiş ve diğer fıkralar buna göre teselsül
ettirilmiştir.







[22] 22/7/2020 tarihli ve 7251 sayılı
Kanunun 21 inci maddesiyle, bu fıkraya “noterlerce” ibaresinden sonra gelmek
üzere “onaylanacak veya” ibaresi eklenmiştir.







[23] 22/7/2020 tarihli ve 7251 sayılı
Kanunun 22 nci maddesiyle, bu madde başlığı “Belgelerin halefler aleyhine
kullanılması” iken metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.







[24] 22/7/2020
tarihli ve 7251 sayılı Kanunun 23 üncü maddesiyle, bu fıkrada yer alan “ilgili
hususta hiç bir kayıt içermemesi” ibaresi “diğer tarafın ticari defterlerini ibraz
etmemesi” şeklinde değiştirilmiştir.







[25] 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılı
Kanunun 1 inci maddesiyle, bu maddenin başlığında yer alan “özürlülerin”
ibaresi “engellilerin”, birinci fıkrasında yer alan “özürlü” ibaresi “engelli”
şeklinde değiştirilmiştir.







[26] 2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı
Kanun Hükmünde Kararnamenin 191 inci maddesiyle bu fıkrada yer alan “, Bakanlar
Kurulu üyeleri” ibaresi “üyeleri, Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar”
şeklinde değiştirilmiştir.







[27] 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılı
Kanunun 1 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “özürlü” ibaresi “engelli”
şeklinde değiştirilmiştir.







[28] Bu maddenin birinci fıkrasında yer
alan tarife ile ilgili olarak 28/10/2025 tarihli ve 33061 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanan “Hukuk Muhakemeleri Kanunu Tanık Ücret Tarifesi” ne
bakınız.







[29] 15/8/2017 tarihli ve 694 sayılı
KHK’nin 161 inci maddesiyle, bu maddede yer alan “(ç), (d) ve (e)” ibaresi
“(d), (e) ve (f)” şeklinde değiştirilmiş, daha sonra bu hüküm 1/2/2018 tarihli
ve 7078 sayılı Kanunun 156 ncı maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.







[30] 3/11/2016 tarihli ve 6754 sayılı
Kanunun 51 inci maddesiyle bu fıkrada yer alan “uygulanır” ibaresinden sonra
gelmek üzere “ve durum bilirkişilik bölge kuruluna bildirilir” ibaresi
eklenmiştir.







[31] 3/11/2016 tarihli ve 6754 sayılı
Kanunun 52 nci maddesiyle bu fıkrada yer alan “bilirkişilere,” ibaresinden
sonra gelmek üzere “bilirkişilik bölge kurulu veya bulunduğu yer” ibaresi eklenmiştir.







[32] Bu maddede
yer alan tarife ile ilgili olarak 26/12/2025 tarihli ve 33119 sayılı Resmî
Gazete’de yayımlanan “2026 Yılı Bilirkişilik Asgari Ücret Tarifesi”ne bakınız.







[33] 22/7/2020 tarihli ve 7251 sayılı
Kanunun 25 inci maddesiyle, bu fıkraya “yeri” ibaresinden sonra gelmek üzere “,
kapsamı” ibaresi eklenmiştir.







[34] 22/7/2020 tarihli ve 7251 sayılı
Kanunun 26 ncı maddesiyle, bu bölüm başlığı “Hükmün Tashihi ve Tavzihi” iken
metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.







[35] 22/7/2020 tarihli ve 7251 sayılı
Kanunun 28 inci maddesiyle, bu madde başlığı “Tavzih talebi ve usulü” iken
metne işlendiği şekilde değiştirilmiş, birinci fıkraya “Tavzih” ibaresinden
sonra gelmek üzere “veya tamamlama” ibaresi ile birinci ve üçüncü fıkralara
“tavzih” ibarelerinden sonra gelmek üzere “veya tamamlama” ibareleri
eklenmiştir.







[36] 22/7/2020 tarihli ve 7251 sayılı
Kanunun 31 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “davalıya, bir defaya mahsus”
ibaresi “davalıya, cevap süresinin bitiminden itibaren işlemeye başlamak, bir
defaya mahsus olmak” şeklinde değiştirilmiştir.







[37] 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı
Kanunun 35 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “tarafları sulhe” ibaresinden
sonra gelmek üzere “veya arabuluculuğa” ibaresi eklenmiştir.







[38] 22/7/2020 tarihli ve 7251 sayılı
Kanunun 32 nci maddesiyle, bu bentte yer alan “Celse” ibaresi “Başvurma”
şeklinde değiştirilmiştir.







[39] Anayasa Mahkemesinin 30/11/2023
Tarihli ve E: 2023/101, K: 2023/207 Sayılı Kararı ile bu fıkra “kamulaştırmasız
el atma sebebine dayalı tazminat davaları” yönünden iptal edilmiştir.







[40] Anayasa
Mahkemesinin 25/12/2024 tarihli ve E: 2024/29, K: 2024/226 sayılı Kararı ile bu
fıkra “manevi tazminat davaları” yönünden iptal edilmiştir.


 







[41] 22/7/2020 tarihli ve 7251 sayılı
Kanunun 33 üncü maddesiyle, bu fıkrada yer alan “Görevsizlik, yetkisizlik veya
gönderme” ibareleri “Görevsizlik veya yetkisizlik” şeklinde değiştirilmiştir.







[42] 11/4/2013 tarihli ve 6459 sayılı
Kanunun 22 nci maddesi ile bu fıkrada yer alan “haklı oldukları yolunda kanaat
uyandırmak” ibaresi “taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması” şeklinde
değiştirilmiştir.







[43] 2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanunun 37 nci maddesi ile bu
fıkrada yer alan “bir hafta” ibaresi “iki hafta” şeklinde değiştirilmiştir.







[44] 24/11/2016 tarihli ve 6763 sayılı
Kanunun 41 inci maddesi ile bu maddenin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarında
yer alan “binbeşyüz” ibareleri “üç bin” şeklinde değiştirilmiştir.







[45]
Anayasa Mahkemesi’nin
24/2/2022 tarihli ve E.:2021/34, K.:2022/21 sayılı Kararı ile bu fıkranın
birinci cümlesi “kamulaştırma bedelinin tespitine ilişkin davalar” yönünden
iptal edilmiştir.







[46] 15/8/2016 tarihli ve 674 sayılı
KHK’nin 18 inci maddesiyle, bu maddenin birinci fıkrasında yer alan “başvuru
harcı” ibaresi “başvuru için gerekli harçlar” şeklinde değiştirilmiş olup, daha
sonra bu hüküm 10/11/2016 tarihli ve 6758 sayılı Kanunun 18 inci maddesiyle
aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.







[47] 2/3/2024 tarihli ve 7499
sayılı Kanunun 37 nci maddesi ile bu fıkrada yer alan “bir hafta” ibaresi “iki
hafta” şeklinde değiştirilmiştir.







[48] 20/7/2017 tarihli ve 7035 sayılı
Kanunun 29 uncu maddesiyle, bu maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin (3)
numaralı alt bendinde yer alan “veyahut mahkemenin bölge adliye mahkemesinin
yargı çevresi dışında kalması” ibaresi ile bendin (5) numaralı alt bendinde yer
alan “, merci tayinine” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.







[49] 22/7/2020 tarihli ve 7251 sayılı
Kanunun 35 inci maddesiyle, bu alt bende “tamamlanmasından sonra” ibaresinden
sonra gelmek üzere “başvurunun esastan reddine veya” ibaresi eklenmiştir.







[50] 22/7/2020 tarihli ve 7251 sayılı
Kanunun 36 ncı maddesiyle, bu bölüm başlığında yer alan “yapılmasına” ibaresi
“yapılması ve” şeklinde değiştirilmiştir.







[51] 22/7/2020 tarihli ve 7251 sayılı
Kanunun 37 nci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “gideri duruşma gününe kadar”
ibaresi “gideri, iki haftadan az olmamak üzere verilecek kesin süre içinde”
şeklinde değiştirilmiştir.







[52] 20/7/2017 tarihli ve 7035 sayılı
Kanunun 30 uncu maddesiyle, bu maddenin başlığına “ve tebliği” ibaresi
eklenmiştir.







[53] 22/7/2020 tarihli ve 7251 sayılı
Kanunun 38 inci maddesiyle, bu fıkradan sonra gelmek üzere maddeye fıkra
eklenmiş, diğer fıkra buna göre teselsül ettirilmiş ve mevcut üçüncü fıkrasına
“bölge adliye mahkemesi tarafından” ibaresinden sonra gelmek üzere “resen”
ibaresi eklenmiştir.







[54] Bu maddenin uygulanması ile ilgili
olarak Kanunun sonundaki “İşlemeyen hükümler” bölümünde yer alan 20/7/2017
tarihli ve 7035 sayılı Kanunun Geçici 1 inci maddesine bakınız.







[55] 20/7/2017 tarihli ve 7035 sayılı
Kanunun 31 inci maddesiyle, bu maddenin birinci fıkrasında yer alan “bir ay”
ibaresi “iki hafta” şeklinde değiştirilmiştir.







[56] 24/11/2016 tarihli ve 6763 sayılı
Kanunun 42 nci maddesi ile bu maddenin birinci fıkrasının (a) bendi ile ikinci
fıkrasında yer alan “yirmibeşbin” ibareleri “kırk bin” şeklinde
değiştirilmiştir.







[57] Anayasa Mahkemesinin 8/10/2025 tarihli ve E.: 2025/124, K.: 2025/203
sayılı Kararı ile bu bent “kamulaştırma bedelinin tespitine ilişkin davalar” yönünden iptal edilmiştir. Bu Karar Resmî Gazete’de yayımlanmasından
başlayarak dokuz ay sonra (20/10/2026) yürürlüğe girer.







[58] 20/7/2017 tarihli ve 7035 sayılı
Kanunun 32 nci maddesiyle, bu maddenin birinci fıkrasının (b) bendinin başına “Kira
ilişkisinden doğan ve miktar veya değeri itibarıyla temyiz edilebilen alacak
davaları hariç olmak üzere” ibaresi eklenmiştir.







[59] 22/7/2020 tarihli ve 7251 sayılı
Kanunun 39 uncu maddesiyle, bu bende “temyiz edilebilen alacak davaları”
ibaresinden sonra gelmek üzere “ile kira ilişkisinden doğan diğer davalardan üç
aylık kira tutarı temyiz sınırının üzerinde olanlar” ibaresi eklenmiştir.







[60] 31/3/2011 tarihli ve 6217 sayılı
Kanunun 28 inci maddesiyle, bu fıkralarda yer alan “yirmibin” ibareleri
“altmışbin” olarak değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.







[61] 17/4/2013 tarihli ve 6460 sayılı
Kanunun 1 inci maddesiyle bu maddenin beşinci fıkrasından sonra gelmek üzere
aşağıdaki fıkra eklenmiş ve diğer fıkra buna göre teselsül ettirilmiştir.







[62] 24/11/2016 tarihli ve 6763 sayılı
Kanunun 43 üncü maddesi ile bu fıkrada yer alan “Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca
yapılır.” ibaresi “kararına direnilen dairece yapılır. Direnme kararı öncelikle
incelenir. Daire, direnme kararını yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse
dosyayı Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderir.” şeklinde değiştirilmiştir.







[63] 25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı
Kanunun 19 uncu maddesiyle, bu bentte yer alan “tespit edilmiş olması”
ibaresinden sonra gelmek üzere “veya karar aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine
yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda
düşme kararı verilmesi” ibaresi eklenmiştir.







[64]
Anayasa Mahkemesi’nin
21/6/2022 tarihli ve E.: 2022/7, K.: 2022/79 sayılı Kararı ile bu fıkranın
bentlerini bağlayan hükmünün “her hâlde iade talebine konu olan hükmün
kesinleşmesinden itibaren on yıldır.” bölümü anılan fıkranın (e) bendi yönünden
iptal edilmiştir.


 







[65] 22/7/2020 tarihli ve 7251 sayılı
Kanunun 41 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “verildiği tarihten” ibaresi “bu
kararın, tedbir isteyen tarafa tefhim veya tebliğinden” şeklinde
değiştirilmiştir.







[66] 2/3/2024 tarihli ve
7499 sayılı Kanunun 37 nci maddesi ile bu fıkrada yer alan “tefhim veya”
ibaresi madde metninden çıkarılmış ve “bir hafta” ibaresi “iki hafta” şeklinde değiştirilmiştir.







[67] 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı
Kanunun 58 inci maddesi ile bu fıkrada yer alan “temyiz yoluna” ibaresi “kanun
yoluna” şeklinde değiştirilmiştir.







[68] 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı
Kanunun 59 uncu maddesi ile bu fıkrada yer alan “temyiz yoluna” ibaresi “kanun
yoluna” şeklinde değiştirilmiştir.







[69] 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı
Kanunun 60 ıncı maddesi ile bu maddenin birinci fıkrasında yer alan “tahkim
yerindeki mahkemede” ibaresi “tahkim yeri bölge adliye mahkemesinde” şeklinde,
beşinci fıkrasında yer alan “mahkeme” ibaresi “bölge adliye mahkemesi” şeklinde
değiştirilmiş ve yedinci fıkrasına “(b),” ibaresinden sonra gelmek üzere “(c),”
ibaresi eklenmiştir.







[70] Bu fıkrada yer alan tarife ile ilgili
olarak 28/10/2025 tarihli ve 33061 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Hukuk
Muhakemeleri Kanunu Hakem Ücret Tarifesi”ne bakınız.







[71] 22/7/2020 tarihli ve 7251 sayılı
Kanunun 46 ncı maddesiyle, bu fıkrada yer alan “Hakem kararının” ibaresi “Aksi
kararlaştırılmadıkça hakem kararının” şeklinde değiştirilmiştir.







[72] 7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı
Kanunun 22 nci maddesiyle bu fıkrada yer alan “on” ibaresi “bin” şeklinde
değiştirilmiştir.







[73] Bu maddenin uygulanmasıyla ilgili
olarak 17/4/2013 tarihli ve 6460 sayılı Kanunun 1 ve 2 nci maddelerine bakınız.







[74] 1/7/2016 tarihli ve 6723 sayılı
Kanunun 34 üncü maddesiyle, bu maddenin ikinci fıkrasında yer alan “aleyhine
temyiz yoluna başvurulmuş olan” ibaresi “verilen” şeklinde değiştirilmiştir.







[75] 22/7/2020 tarihli ve 7251 sayılı
Kanunun 47 nci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “454” ibaresi “444” şeklinde
değiştirilmiştir.

AvAi

Hukuki AI Asistanı
Merhaba! Ben AvAi, Avarsis Hukuki AI Asistanınız. Size nasıl yardımcı olabilirim?