Borçlar Kanununun Yürürlükten Kaldırılmış Hükümleri

Mülga mevzuatNo: 818

Bu mevzuatla ilgili sorunuz mu var? AvAi yapay zekâ asistanı madde madde açıklar, ilgili içtihatları bulur.

Ücretsiz deneyin

Tam metin

109








109


 


BORÇLAR
KANUNUNUN YÜRÜRLÜKTEN


KALDIRILMIŞ HÜKÜMLERİ


 


 


            
Kanun
Numarası                           
: 818


            
Kabul
Tarihi                                   
: 22/4/1926


            
Yayımlandığı R.
Gazete                
: Tarih: 29/4/1926, Sayı: 359


            
Yayımlandığı
Düstur                    
: Tertip : 3   Cilt: 7   Sayfa: 762


 


 


            
1 – 29/6/1956 tarih ve 6763 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılmış veya
değiştirilmiş olan hükümlerin metinleri: (Madde numaraları: 103, 126, 179, 180,
308, 430, 431, 432, 433, 434, 435, 436, 437, 438, 439, 440, 441, 442, 443, 444,
445, 446, 447, 448, 473, 477)


            
Madde 103 fıkra üç – (22/4/1926 tarih ve 818 sayılı Kanunun hükmüdür.)


            
Tediye mahallinde iskonto yüzde beşten ziyade olduğu takdirde, tüccarlar
arasında geçmiş günlerin faizi iskonto miktarına göre hesap edilebilir.


            
Madde 126 bent (3) – (22/4/1926 tarih ve 818 sayılı Kanunun hükmüdür.)


            
3 – Sanatkarların işleri, perakendeci esnafın verdiği eşya ve erzak,
doktorların ve sair sanat erbabının ifa ettikleri mesai, avukatların vekillerin
ve katibi adillerin mesleki hizmetleri, başkalarının maiyetinde çalışan veya
müsdahdem olan kimselerin, hizmetçilerin yevmiyecilerin ve amelelerin ücretleri
hakkındaki davalar.


            
Madde 179 – (22/4/1926 tarih ve 818 sayılı Kanunun hükmüdür.)


            
Bir mameleki veya bir taahhüdü borç ve alacaklariyle beraber iktisap eden kimse
bunu alacaklılara ihbar veya gazetelerle ilan ettiği tarihten itibaren onlara
karşı borçlardan mesul olur ve iki sene nihayetine kadar evvelki borçlu dahi
yenisiyle birlikte müteselsilen mesul kalır. Bu müddet, muaccel borçlar için
ihbar veya ilan tarihinden ve diğer borçlar için muacceliyet iktisap ettikleri
tarihten başlar.


            
Borçların bu veçhile nakline müteallik hükümler, asıl borcun nakli akdi üzerine
mürettip hükümlerin aynıdır.


            
Madde 180 – (22/4/1926 tarih ve 818 sayılı Kanunun hükmüdür.)


            
İki müteahhit karşılıklı alacak ve vereceklerini birbirine nakletmek suretiyle
birleştirdikleri halde her birinin alacaklıları mamelekin temlikinden doğan
hakları haiz ve yeni taahhüt bütün borçlardan mesul olur.


            
Tesis olunan kollektif ve komandit şirketleri hakkında bu şirketlerin iktisap
ettikleri şahsi taahhütlerin borçlarından dolayı, aynı hükümler tatbik olunur.


            
Madde 308 fıkra üç son cümle – (22/4/1926 tarih ve 818 sayılı Kanunun
hükmüdür.)


            
Hesabı carilerde, ticari faiz hesaplarının ve hususiyle tasarruf sandıklarında
olduğu gibi faize faiz yürütmek adet olan muamelelerin tabi olduğu hükümler
mahfuzdur.





110


 


            
Madde 430 – (22/4/1926 tarih ve 818 sayılı Kanunun hükmüdür.)


            
Ücret mukabilinde kendi namına bir amirin hesabı için eşya irsalini taahhüt
eden irsalat komisyoncusu veya nakliye acentesi, komisyoncu hükmünde olup ancak
eşyanın nakline ait hususatta nakliye müteahhitleri hakkındaki hükümlere
tabidir.


            
Madde 431 – (22/4/1926 tarih ve 818 sayılı Kanunun hükmüdür.)


            
Nakliye müteahhidi, ücret mukabilinde eşya naklini deruhte eden kimsedir.


            
Atideki hükümler mahfuz olmak üzere, vekalet kaideleri nakliye mukavelesi
içinde tatbik olunur.


            
Madde 432 – (22/4/1926 tarih ve 818 sayılı Kanunun hükmüdür.)


            
Mürsil, nakliye müteahhidine mürselünileyhin vazih adresini ve denklerin
miktariyle ne tarzda ambalaj yapıldığını ve siklet muhteviyatını ve ne müddet
zarfında teslim olunacağını ve nakil için takip olunacak tariki ve kıymettar
eşyanın kıymetlerini beyana mecburdur.


            
Bu beyanın yapılmamasından veya yanlış yapılmasından mütevellit zarar mürsile
ait olur.


            
Madde 433 – (22/4/1926 tarih ve 818 sayılı Kanunun hükmüdür.)


            
Mürsil, ambalajın münasip bir şekilde yapılmasına dikkatle mükelleftir.


            
Mürsil, ambalajın görünmeyen kusurları sebebiyle vakı olacak hasardan mesul
olur.


            
Nakliye müteahhidi eşyayı ihtizari kayıt dermeyan etmeksizin kabul etmiş ise, ambalajın
görünen kusurları sebebi ile vaki olacak hasardan mesul olur.


            
Madde 434 – (22/4/1926 tarih ve 818 sayılı Kanunun hükmüdür.)


            
Eşya nakliye mütaahhidinin elinde bulundukça mürsil mütaahhidin masraflarını ve
istirdat yüzünden maruz kaldığı zararı tazmin etmek şartiyle eşyasını geri
alabilir.


            
Şu kadar ki aşağıdaki hallerde bu hakkı kullanamaz;


            
1 – Mürsil tarafından bir irsaliye mektubu tanzim olunupta nakliye mütaahhidi
tarafından mürselünileyhe verilmiş ise.


            
2 – Mürsil nakliye mütaahhidinden makbuz senedi almış olupta onu iade edemezse.


            
3 – Nakliye mütaahhidi eşyanın tesellümü için vusulünü tahriren mürselünileyhe
ihbar etmiş ise.


            
4 – Eşya teslim mahalline vasıl olduktan sonra mürselünileyh tarafından teslim
talep edilmiş ise.


            
İşbu hallerde nakliyeci, münhasıran mürselünileyh tarafından verilecek talimat
dairesinde harekete mecburdur.


            
Şukadar ki nakliye mütaahhidi, eşya mukabilinde makbuz senedi vermiş ise bu
senet mürselünileyhe verilmiş olmadıkça eşya teslim mahalline vasıl olmadan
mürselünileyhin talimatına ittiba etmekle mükellef olmaz.


            
Madde 435 – (22/4/1926 tarih ve 818 sayılı Kanunun hükmüdür.)


            
Eşya kabul edilmez yahut onları takyit eden masraflarla diğer alacaklar tediye
olunmazsa veya mürselünileyh bulunamazsa nakliye mütaahhidi, mürsile haber
vermeğe ve eşyayı, masraf ve hasarı mürsile ait olmak üzere muvakkaten muhafaza
etmeğe yahut üçüncü bir şahsa tevdi eylemeğe mecburdur.





111


 


            
Mürsil veya mürselünileyh münasip bir müddet zarfında eşyada tasarruf etmezse,
nakliye mütaahhidi, eşyayı bulunduğu mahaldeki salahiyettar mahkeme vasıtasiyle
mal sahibi hesabına bir komüsyoncu gibi sattırabilir.


            
Madde 436 – (22/4/1926 tarih ve 818 sayılı Kanunun hükmüdür.)


            
Eşya çabuk bozulmağa maruz ise yahut tahmin olunan kıymeti masraflarını temin
etmezse, nakliye müteahhidi, bunu derhal resmen tesbit ettirmekle mükellef ve
eşyayı teslim kabil olmayan hallerde olduğu gibi sattırmak hakkını haizdir.


            
Alakadarlar mümkün olduğu kadar eşyanın satılığa çıkarıldığından haberdar
edilir.


            
Madde 437 – (22/4/1926 tarih ve 818 sayılı Kanunun hükmüdür.)


            
Nakliyeci, eşyaya edeceği ihtimamdan dolayı kendisinin haiz olduğu hakları
kullanırken, malikin menfaatlarını mümkün olduğu kadar muhafaza ve kusuru
halinde zarar ve ziyanı tazmin ile mükelleftir.


            
Madde 438 – (22/4/1926 tarih ve 818 sayılı Kanunun hükmüdür.)


            
Eşya telef veya zayi oldukta nakliyeci, telef ve ziya, eşyanın tabiatından
yahut mürsil veya mürselünileyhin kusurundan veya bunlardan birinin verdiği
talimattan veya müdebbir bir nakliyeci tarafından ittihaz olunacak tedbirler ile
önüne geçilemiyecek hal ve vaziyetten tevellüt ettiğini ispat etmedikçe tam
kıymetini tazmine mecburdur.


            
Bilhassa eşyanın kıymetli olduğundan nakliyeciyi haberdar etmemesi, mürsilin
kusuru sayılır.


            
Eşyanın kıymetinden fazla veya eksik zarar ve ziyan tesbitine dair akdedilecek
mukavele, mer'idir.


            
Madde 439 – (22/4/1926 tarih ve 818 sayılı Kanunun hükmüdür.)


            
Nakliyeci eşyanın tesliminde vukua gelen teahhurdan ve hasara uğramasından ve
kısmen telefinden mütevellit zarar ve ziyanı ziya halindeki kayıt ve şart
dairesinde zamindir.


            
Bunun hilafına mukavele bulunmadıkça bu surette verilecek tazminat, eşyanın
tamamiyle ziyaı halinde verilmesi iktiza eden miktarı tecavüz edemez.


            
Madde 440 – (22/4/1926 tarih ve 818 sayılı Kanunun hükmüdür.)


            
Nakliyeci, eşyayı teslim mahalline kadar ister kendi götürsün isterse diğer
birine nakil ettirsin, nakil esnasında vukua gelen kusurlardan ve arızalardan
mesul olur.


            
Şukadar ki eşyayı nakil ettirdiği kimseye karşı nakliyecinin, rücu hakkı
vardır.


            
Madde 441 – (22/4/1926 tarih ve 818 sayılı Kanunun hükmüdür.)


            
Eşya vasıl olur olmaz nakliyeci, mürselünileyhe haber vermeğe mecburdur.


            
Madde 442 – (22/4/1926 tarih ve 818 sayılı Kanunun hükmüdür.)


            
Mürselünileyh, eşyaya müteallik mütalebeleri kabul etmezse bu miktar meblağı
mahkeme veznesine tevdi etmedikçe teslim talebinde bulunamaz.


            
Nakliyecinin hapis hakkı eşya makamına kaim olan bu meblağa intikal eder.


            
Madde 443 – (22/4/1926 tarih ve 818 sayılı Kanunun hükmüdür.)


            
Hile ve fahiş kusur müstesna olmak üzere, eşyanın kaydı ihtirazi dermeyan
edilmeksizin kabulü ve nakliye ücretinin tediyesi, nakliyeciye karşı bütün dava
haklarını iskat eder.





112


 


            
Şukadar ki zahir olmayan hasarlarda, mürselünileyh hal icabına göre tahkik
edilmesi kabil veya lazım olan müddet içinde hasara muttali olur ve
nakliyeciyide hemen haberdar ederse, nakliyeci bu hasardan da mesul olur.


            
Ancak bu ihbar, eşyanın tesliminden itibaren nihayet sekiz gün içinde vuku
bulmak lazımdır.


            
Madde 444 – (22/4/1926 tarih ve 818 sayılı Kanunun hükmüdür.)


            
Niza vukuunda iki taraftan birinin talebi üzerine eşyanın bulunduğu mahal
mahkemesi o eşyanın emin bir ele tevdiine ve lüzumunda eşyanın halini tesbit
ettikten sonra satılmasına karar verebilir.


            
Eşyaya müteallik olarak iddia olunan alacakların tesviyesi veya tevdii suretiyle
satışa mümanaat olunabilir.


            
Madde 445 – (22/4/1926 tarih ve 818 sayılı Kanunun hükmüdür.)


            
Nakliyeciye karşı zarar ve ziyan iddiaları telef zıya ve teehhür hallerinde
teslimin icra olunacağı günden ve hasar halinde eşyanın teslimi gününden
itibaren bir senelik müruru zamana tabidir.


            
Mürsil ve mürselünileyh nakliyeciye karşı olan haklarını, senesi içinde talep
etmiş olmak ve dava hakkı eşyanın kabuliyle sukut etmemiş bulunmak şartiyle
def'an, her zaman dermeyan edebilirler.


            
Nakliyecinin hile ve fahiş kusurda bulunması halleri müstesnadır.


          
Madde 446 – (22/4/1926 tarih ve 818 sayılı Kanunun hükmüdür.)


            
İcrası devletin ruhsatına mütevakkıf olan nakil işlerinin müteahhitleri, mesuliyetlerinin
tahakkukundan evvel kendi nizamnameleri veya hususi mukaveleleri ile
mesuliyetlerin taallük eden kanunların tamamen veya kısmen tatbikinden
kurtulamazlar.


            
Şu kadar ki iki taraf bu bapta beyan olunan müsaade derecesinde hususi mukaveleler
ile bu kaideleri tebdil edebilirler.


            
Posta, şömendöfer, vapur ile nakliyat hakkında vazolunan hususi hükümler
bakidir.


            
Madde 447 – (22/4/1926 tarih ve 818 sayılı Kanunun hükmüdür.)


            
Nakliyeci veya irsal komisyoncusu, taahhüt ettiği nakliyatı icra için umumi
nakliyat idarelerinden birine müracaat eder veya bu vasıta ile yapılan nakliye
işine iştirak eyler ise umumi nakliyata mahsus olan hükümlere tabi olur.
Nakliyeci veya irsal komisyoncusu ile amir arasında akdolunacak mukavele
hükümleri mahfuzdur.


            
Bu madde hükümleri kamyoncu, arabacı ve hamallara tatbik olunmaz.


            
Madde 448 – (22/4/1926 tarih ve 818 sayılı Kanunun hükmüdür.)


            
Mukavelesini icra için umumi nakliye idarelerinin birinden istifade eden irsal
komisyoncusu bu idareye karşı rücu hakkını kendi kusurundan naşi zayi etmiş
ise, rücu hakkı olmamak sebebi ile mesuliyetten kurtulamaz.


            
Madde 473 – fıkra iki – (22/4/1926 tarih ve 818 sayılı Kanunun hükmüdür.)


            
Bu senetler, ibrazında ida olunan eşyanın teslimini talep hakkını veren
kıymetli evraktır; nama veya emre veya hamile muharrer olabilir.


            
Madde 477 fıkra iki – (22/4/1926 tarih ve 818 sayılı Kanunun hükmüdür.)


            
Eşya makamına kaim olmak üzere senet ihraç edilmiş ise, ardiye sahibi o eşyayı
ancak bu senedin sahibine verebilir.





112-1


 


            2 – 4/5/1988 tarih ve 3444 sayılı
Kanun ile yürürlükten kaldırılmış veya değiştirilmiş olan hükümlerin metinleri
(Madde numaraları: 49)


            
Madde 49 – (22/4/1926 tarih ve 818 sayılı Kanunun hükmüdür.)


            
Şahsi menfaatleri haleldar olan kimse hata vukuunda zarar ve ziyan ve hatanın
hususi ağırlığı icabettiği surette manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ itasını
dava edebilir.


            
Hakim, bu tazminatın itası yerine diğer bir tazmin sureti ikame yahut ilave
edebilir.


            
3 – 1/7/2005 tarihli ve 5378 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılmış veya
değiştirilmiş olan hükümlerin metinleri (Madde numarası: 14)


            
Madde 14 son fıkra- (22/4/1926 tarih ve 818 sayılı Kanunun hükmüdür.)


            
Amaların imzaları
usulen tasdik olunmadıkça yahut imza ettikleri zaman muamelenin metnine vakıf
oldukları sabit olmadıkça, onları ilzam etmez.


4 – 17/4/2008 tarihli ve 5754
sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılmış veya değiştirilmiş olan hükümlerin
metinleri (Madde numarası: 323)


Madde 323 –fıkra bir – (22/4/1926
tarihli ve 818 sayılı Kanunun hükmüdür.) İş sahibi mukavele edilen yahut adet olan yahut
kendisinin bağlı bulunduğu umumi mukavelede tesbit olunan ücreti tediye ile
mükelleftir.


 5-11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Kanun ile
yürürlükten kaldırılan Borçlar Kanununun tam metni


 


                                        BORÇLAR KANUNU


 


          Kanun Numarası          : 818


          Kabul Tarihi                 : 22/4/1926


          Yayımlandığı R. Gazete : Tarih : 8/5/1926  
Sayı : 366


          Yayımlandığı Düstur    : Tertip : 3   Cilt :
7   Sayfa : 762


*


* *


Bu Kanunun yürürlükte olmayan hükümleri için bakınız 


”Yürürlükteki Bazı Kanunların Mülga Hükümleri
Külliyatı”,


Cilt:1                 Sayfa:109


*


* *


BİRİNCİ KISIM


Umumi hükümler


BİRİNCİ BAP


Borçların teşekkülü


BİRİNCİ FASIL


Akitten doğan borçlar


             (A) AKDİN İNİKADI


             I – İki tarafın muvafakati


             1 – Umumi şartlar


             Madde 1 – İki taraf karşılıklı ve
birbirine uygun surette rızalarını beyan ettikleri takdirde, akit tamam olur.


             Rızanın beyanı sarih olabileceği gibi
zımni dahi olabilir.


             2 – İkinci derecedeki noktaların mesküt
kalması:





 


112-2


 


 


             Madde 2 – İki taraf akdin esaslı
noktalarında uyuşurlar ise ikinci derecedeki noktalar sükütla geçilmiş olsa
bile akde münakit olmuş nazariyle bakılır.


             İkinci derecedeki noktalar hakkında
uyuşulamadığı takdirde hakim, işin mahiyetine bakarak onları tayin eyler.


             Akitlerin şekillerine müteallik hükümler
mahfuzdur.


             II - İcap ve kabul


             1 – Kabul için müddet tayini


             Madde 3 – Kabul için bir müddet
tayin ederek başka kimseye bir akdin yapılmasını teklif eden kimse, bu müddetin
hitamına kadar icabından dönemez. Bu müddet bitmeden evvel kabul haberi
kendisine yetişmezse, icap ile bağlı kalmaz.


             2 – Kabul için müddet tayin
olunmaksızın icap


             a) Hazırlar beyninde


             Madde 4 – Kabul için bir müddet
tayin olunmaksızın hazır olan bir şahsa karşı vakı olan icap derhal kabul
olunmadığı takdirde, anı yapan bağlı kalmaz. İki taraf yahut vekillerinin
bizzat telefon ile yaptıkları akitlere hazırlar arasında icra olunmuş nazariyle
bakılır.


             b) Gaipler arasında:


             Madde 5 – Hazır olmıyan bir şahsa
karşı müddet tayin olunmaksızın dermeyan olunan icap, zamanında ve muntazam
surette irsal olunmuş bir cevabın vusulüne intizar edebileceği dakikaya kadar,
onu yapan hakkında lüzum ifade eder.





112-3


 


             Bu kimsenin icabını zamanında vasıl olmuş
addetmeğe hakkı vardır.


             Vaktinde gönderilen kabul haberi icabı
yapana geç varır ve o kimse onunla mülzem olmamak iddiasında bulunursa
keyfiyeti derhal kabul edene bildirmeğe mecburdur.


             3 – Zımni kabul:


             Madde 6 – İcabı dermeyan eden kimse
gerek işin hususi mahiyetinden gerek hal ve mevkiin icabından naşi sarih bir
kabule intizar mecburiyetinde olmadığı takdirde, eğer icap münasip bir müddet
içinde reddolunmamış ise, akde münakit  olmuş nazariyle bakılır.


             4 – İltizamsız icap ve aleni icap :


             Madde 7 – İcabı dermeyan eden kimse
bu baptaki hakları mahfuz olduğunu sarahaten beyan eder yahut akdi iltizam
etmemek niyetinde olduğu gerek halin muktezasından gerek işin hususi
mahiyetinden istidlal olunursa, icap lüzum ifade etmez.


             Tarife ve cari fiyat irsali icap teşkil
etmez.


             Semenini göstererek emtia teşhiri,
kaideten icap addolunur.


             5 – İlan suretiyle vuku bulan vaitler:


             Madde 8 – Bir iş veya bir şey
mukabilinde ilan suretiyle bir bedel vadeden kimse, vadine tevfikan o bedeli
vermeğe mecburdur.


             O iş veya o şey husule gelmeksizin o kimse
vadinden nükül ederse vadettiği bedeli tecavüz etmemek üzere diğerinin hüsnü
niyetle yaptığı masrafı ödemeğe mecburdur. Fakat umulan muvaffakiyetin elde
edilemiyeceğini vaadi yapan kimse ispat ettiği surette, bu mecburiyete mahal
kalmaz.


             6 – İcap ve kabulün geri alınması :


             Madde 9 – İcabın geri alındığı
haberi icabın vusulünden evvel yahut aynı zamanda mürselünileyhe vasıl olur
yahut icaptan sonra vasıl olmakla beraber mürselünileyhe icaba muttali olmazdan
evvel kendisine tebliğ olunursa, icap keenlemyekün addolunur


             Bu kaide kabulün geri alınmasına da tatbik
edilir.


             III - Gaipler arasında vukubulan bir akdin
hangi zamana istinat ettiği :


             Madde 10 – Gaipler arasında icra
olunan akitler, kabul haberi irsal olunduğu anda hüküm ifade ederler.


             Eğer sarih bir kabule ihtiyaç bulunmazsa
akdin hükmü, icabın vusulü anından itibaren cereyana başlar.


             (B) AKİTLERİN ŞEKLİ


             I – Umumi kaide ve emrolunan şekillerin
şumulü


             Madde 11 – Akdin sıhhati, kanunda
sarahat olmadıkça hiç bir şekle tabi değildir.


             Kanunun emrettiği şeklin şumul ve tesiri
derecesi hakkında başkaca bir hüküm tayin olunmamış ise akit, bu şekle riayet
olunmadıkça sahih olmaz.


             II – Tahriri şekil


             1 – Kanunen muayyen şekil


             a)  Şumulü


             Madde 12 – Kanunen tahriri olması
lazım olan bir akdin tadili dahi tahriri olmak lazımdır. Şu kadar ki bu akdi
nakız ve tadil etmiyen mütemmim ve fer'i şartlar bu hükümden müstesnadır.





112-4


 


             b) Rükünleri


             Madde
13 – Tahriri olması icabeden akitlerde, borç deruhte edenlerin imzaları
bulunmak lazımdır.


             Hilafı kanunda yazılı olmadıkça imzalı bir
mektup veya asli borcu üzerine alanlar tarafından imza edilmiş olan telgrafname
tahriri şekil makamına kaim olur.


             c)
İmza


             Madde 14 – İmza, üzerine borç alan
kimsenin el yazısı olmak lazımdır. (Ek cümle : 15/1/2004-5070/22 md.) Güvenli
elektronik imza elle atılan imza ile aynı ispat gücünü haizdir.


             Bir alet vasıtasiyle vazolunan imza, ancak
örf ve adetçe kabul olunan hallerde ve hususiyle çok miktarda tedavüle çıkarılan kıymetli evrakın imzası lazım geldiği
takdirde, kafi addolunur.


             (Mülga son fıkra: 1/7/2005-5378/50 md.)


             d) İmza makamına kaim olacak işaretler


             Madde 15 – İmza vaz'ına muktedir
olmıyan bir şahıs, imza yerine usulen tasdik olunmuş ve el ile yapılmış bir
alamet vazetmeğe yahut resmi bir şahadetname kullanmağa mezundur. Kambiyo
poliçesine müteallik hükümler mahfuzdur.


             2 – Akitte mahfuz kalan şekil


             Madde 16 – İki taraf kanunen hususi
bir şekle tabi olmıyan bir akdin hususi bir şekilde yapılmasını
kararlaştırmışlar ise, akit takarrür eden şekilde yapılmadıkça iki taraf
bununla ilzam olunamaz.


             İki taraf muayyen bir surette keyfiyeti
izah etmiyerek tahriri şekilden bahsetmiş oldukları takdirde, kanun bu şekle
riayet olunmasını emrediyorsa, iki tarafın ona riayet etmesi lazımdır.


             (C) BORCUN SEBEBİ


             Madde 17 – Borcun sebebini ihtiva
etmemiş olsa bile borç ikrarı muteberdir.


             (D) AKİTLERİN TEFSİRİ MUVAZAA


             Madde 18 – Bir akdin şekil ve
şartlarını tayininde, iki tarafın gerek sehven gerek akitteki hakiki
maksatlarını gizlemek için kullandıkları tabirlere ve isimlere bakılmıyarak,
onların hakiki ve müşterek maksatlarını aramak lazımdır.


             Tahriri borç ikrarına istinat ile alacaklı
sıfatını iktisabeden başkasına karşı, borçlu tarafından muvazaa iddiası
dermeyan olunamaz.


             H) AKDİN MEVZUU


             I - Erkanı


             Madde 19 – Bir akdin mevzuu, kanunun gösterdiği hudut dairesinde,
serbeste tayin olunabilir.


             Kanunun kat'i surette emreylediği hukuki
kaidelere veya kanuna muhalefet; ahlaka (adaba) veya umumi intizama yahut şahsi
hükümlere müteallik haklara mugayir bulunmadıkça, iki tarafın yaptıkları
mukaveleler muteberdir.


             II - Butlan


             Madde 20 – Bir akdin mevzuu gayri
mümkün veya gayri muhik yahut ahlaka (adaba) mugayir olursa o akit batıldır.


             Akdin muhtevi olduğu şartlardan bir
kısmının butlanı akdi iptal etmeyip yalnız şart, lağvolur. Fakat bunlar
olmaksızın akdin yapılmıyacağı meczum bulunduğu takdirde, akitler tamamiyle
batıl addolunur.





112-5


 


             III - Gabin:


             Madde 21 – Bir akitte ivazlar
arasında açık bir nispetsizlik bulunduğu takdirde, eğer mutazarrırın müzayaka
halinde bulunmasından veya hiffetinden yahut  tecrübesizliğinden istifade
suretiyle vukua getirilmiş ise, mutazarrır bir sene zarfında akdi feshettiğini
beyan ederek verdiği şeyi geri alabilir.


             Bu müddet, akdin inikadından itibaren
cereyan eder.


             IV - Akit yapmak vadı


             Madde 22 – Bir akdin ilerde inşa
edilmesine dair yapılan mukavele muteberdir.


             Kanun iki tarafın menfaatleri için bu
akdin sıhhatini bir nevi şekle riayet etmeğe tabi kıldığı takdirde, bu şekil o
akdin yapılması taahhüdüne de tatbik olunur.


 


             (V) RIZADAKİ FESAT


             I - Hata:


             1 – Hatanın hükümleri


             Madde 23 – Akit yapılırken esaslı
bir hataya duçar olan taraf, o akit ile ilzam olunamaz.                   2
– Hata halleri:


             Madde 24 – Esaslı hatalar,
hulasatan şunlardır:


             1 – Hata ettiğini iddia eden tarafın bir
akit hakkında rizasını beyan ederken başka bir akit kastetmiş olması.


             2 - Hata ettiğini iddia eden tarafın
akitte makudun aleyhi teşkil eden şeyden gayri bir şey kastetmiş yahut üzerine
borç alırken başlıca nazara aldığı şahıs ta yanılmış olması.


             3 - Hata ettiğini iddia eden tarafın
taahhüt ettiği ıvazın kasdettiği şeyden ehemmiyetli surette çok ve mukabil
ıvazın ehemmiyetli surette az olması.


             4 - Hata ettiğini iddia eden tarafça akdin
lüzumlu vasıflarından olarak nazara alınmasına ticari doğruluğun müsait olduğu
şeylerde hata edilmiş olması.


             Akdin yalnız saiklerine taalluk eden hata,
esaslı değildir.


             Adi hesap yanlışlığı, akdin sıhhatini
ihlal etmez. Bunlar tashih olunmakla iktifa olunur.


             3 – Hüsnüniyet kaidelerine muhalif hareket
davası


             Madde 25 – Hataya düçar olan taraf,
hüsnüniyet kaidelerine muhalif bir surette ona istinat edemez.


             Bilhassa yapmağı kastettiği akdi diğer
taraf icraya hazır olduğunu beyan ettiği takdirde, bu akit onun hakkında lüzum
ifade eder.


             4 – İhmal yüzünden hata


             Madde 26 – Akdin hükmünden
kurtulmak için hata ettiğini iddia eden taraf, eğer hata kendi kusurundan ileri
gelmiş ise, mukavelenin bu suretle feshinden mütevellit zararı tazmine
mecburdur. Fakat diğer taraf hataya vakıf olmuş veya vakıf olması muktazi
bulunmuş olduğu takdirde, tazminat lazım gelmez.


             Eğer hakkaniyet icabederse hakim,
mutazarrır olan tarafın lehinde daha fazla tazminat hükmedebilir.


             5 – Bir vasıtanın hatası


             Madde 27 – İki taraftan birinin
rızası bir muhbir veya tercüman gibi diğer bir vasıta tarafından yalnış olarak
naklolunduğu takdirde, hata hakkındaki hükümlere göre muamele olunur.


             II - Hile


             Madde 28 – Diğer tarafın hilesiyle
akit icrasına mecbur olan tarafın hatası esaslı olmasa bile, o akit ile ilzam
olunmaz.





112-6


 


             Üçüncü bir şahsın hilsine düçar olan
tarafın yaptığı akit lüzum ifade eder. Şu kadar ki diğer taraf bu hileye vakıf
bulunur veya vakıf olması lazımgelirse, o akit lazım olmaz.


             III - İkrah


             1 – Akdin inkizası


             Madde 29 – Eğer iki taraftan biri
diğer tarafın yahut üçüncü bir şahsın ikrahiyle bir akit yapmış olursa, kendi
hakkında lüzum ifade etmez.


             İkrah, üçüncü bir şahsın fiili olup ta
diğer taraf ona vakıf olmamış yahut vakıf olması lazım bulunmamış olduğu
takdirde bu ikraha düçar olan taraf, akdi fesh ederse, hakkaniyet iktiza ettiği
halde diğer tarafa tazminat vermeğe mecburdur.


             3 – İkrahın şartları


             Madde 30 – İkrah olunan taraf, hal
ve mevkiine nazaran kendisinin yahut yakın akrabasından birinin hayat veya
şahıs veya namus yahut malları ağır ve derhal vukubulacak bir tehlikeye maruz
olduğuna kanaat getirdiği takdirde ikrah, muteber addolunur.


             Bir hakkın veya kanuni salahiyetin
isteneceği ve kullanılacağı tehdidi ile müzayakaya düçar olan kimsenin yaptığı
akit, tehdit eden için fahiş menfaatler temin etmiyorsa; bu tehdit, ikrahı
muteber addolunmaz. Fakat fahiş menfaatler istihsali için tehdit olunan tarafın
müzayaka halinde bulunmasından istifade olunmuş olursa bu korku nazara alınır.


             IV - Akde icazet ile rızanın fesadı
bertaraf edilmesi


             Madde 31 – Hata veya hile ile
haleldar olan yahut ikrah ile yapılan akit ile mülzem olmayan taraf bu akdi ifa
etmemek hakkındaki kararını diğer tarafa beyan yahut verdiği şeyi istirdat
etmeksizin bir seneyi geçirir ise, akde icazet verilmiş nazariyle bakılır. Bu
mehil, hata veya hilenin anlaşıldığı veya korkunun zail olduğu tarihten
itibaren cereyan eder.


             Hile ile haleldar olmuş yahut ikrah ile
yapılmış olan bir akde icazet, zarar ve ziyan talebinden feragati istilzam
etmez.


 


             (Z) TEMSİL


             I - Salahiyete müstenit temsil


             1 – Umumiyet itibariyle


             a) Temsilin hükümleri


             Madde 32 – Salahiyettar bir
mümessil tarafından diğer bir kimse namına yapılan akdin alacak ve borçları, o
kimseye intikal eder.


             Akdi yapar iken mümessil, sıfatını
bildirmediği takdirde akdin alacak ve borçları kendisine ait olur. Şukadar ki
kendisiyle akdi yapan kimse, bir temsil münasebeti mevcut olduğunu halden
istidlal eder yahut bunlardan biri veya diğeri ile akit icrası kendisince
farksız bulunur ise akdin hakları temsil olunan kimseye ait olur.


             Sair hallerde alacağın temliki yahut
borcun nakli hakkında mevzu usule tevfikan muamele icrası lazımgelir.


             b) Salahiyetin derecesi


             Madde 33 – Başkası namına temsil
hukuku ammeden münbais ise mümessilin salahiyetinin derecesi bu baptaki kanuni
hükümler ile taayyün eder. Temsil hukuki bir tasarruftan tevellüt etmiş ise
salahiyetin derecesi o tasarruf ile taayyün eyler.


             Şukadarki mümessilin salahiyetinin
derecesi üçüncü şahsa beyan ve tebliğ edilmiş ise ancak bu beyana itibar
olunur.





112-7


 


             2 – Hukuki muameleden neşet eden salahiyet


             A) Salahiyetin tahdidi ve refi


             Madde 34 – Temsil olunan kimse,
hukuki bir tasarruftan tevellüt eden temsil salahiyetini her zaman tahdit veya
ref edebilir. Bundan dolayı mümessilin, bir hizmet veya şirket veya vekalet
akdi gibi sebeplere istinat ederek dava ikamesi hakkına halel gelmez.


             Temsil olunan kimsenin bu hakkından
evvelce feragat etmesi hükümsüzdür.


             Temsil olunan kimse gerek sarahaten gerek
delaleten verdiği salahiyeti diğer kimselere bildirdiği halde bu salahiyeti
tamamen veya kısmen ref ettiğini bildirmemiş olursa salahiyetin bu suretle
ref'ini üçüncü şahıslara  karşı dermeyan edemez.


             B) Ölüm ve ehliyetsizliğin ve sairenin
hükümleri


             Madde 35 – Hilafı iki tarafça
kararlaştırılmış yahut maslahatın mahiyetinden istidlal olunmuş olmadıkça
hukuki bir muameleden mütevellit temsil salahiyeti mümessilin yahut temsil
edilenin vefatı veya gaiplik hükmünün ilanı veya medeni hakların kullanılması
salahiyetinin izaası yahut ikisinden birinin yahut her ikisinin iflas ilan
etmesiyle, nihayet bulur.


             Bir hükmi şahsın mevcudiyeti hitam bulduğu
yahut bir şirket fesh olunduğu takdirde de hüküm yine böyledir.


             İki tarafın birbirine karşı haiz oldukları
şahsi haklar mahfuz kalır.


             C) Salahiyeti havi olan senedin iadesi


             Madde 36 – Salahiyeti natık
vesikayı haiz olan mümessil, vazifesi hitam bulduğu takdirde, onu temsil
edilene iade yahut mahkemeye tevdi etmeğe mecburdur.


             Eğer temsil edilen yahut halefleri,
mümessili bu hususa icbar etmekte tekasül ederlerse, bundan dolayı hüsnüniyet
ile hareket eden üçüncü şahısların düçar olacakları zararı tazmin etmeğe mecbur
olurlar.


             D) Salahiyetin hangi zamandan itibaren
nihayet bulacağı


             Madde 37 – Mümessil kendi
salahiyetinin hitam bulduğuna vakıf olmadığı müddetçe, temsil edilen yahut
halefleri, bu salahiyet henüz baki imiş gibi onun muamelesi ile alacaklı veya
borçlu olurlar.


             Üçüncü şahısların, salahiyetin nihayet
bulduğuna vakıf oldukları suretler müstesnadır.


             II - Salahiyetin fıkdanı


             1 – İcazet


             Madde 38 – Bir kimse salahiyeti
olmadığı halde diğer bir şahıs namına bir akit yaptığı takdirde, bu şahıs bu
akde icazet vermedikçe alacaklı veya borçlu olmaz. Diğer tarafın, temsil
edilenin münasip bir müddet içinde o akde icazet  verip vermiyeceğini beyan
etmesini talebe hakkı vardır. Bu müddet zarfında icazet verilmediği halde, o
kimse mülzem olmaz.


             2 – İcazetin bulunmaması


             Madde 39 – Eğer icazetten sarahaten
veya zımnen imtina olunursa, akdin sahih olmamasından tahaddüs eden zararın
tazmini zımnında, mümessil sıfatını takınan  kimse aleyhinde dava ikame olunur.
Fakat bu kimse diğer tarafın salahiyeti bulunmadığına vakıf olduğu veya vakıf
olması lazımgeldiğini ispat ettiği takdirde, davaya mahal yoktur. Mümessilin
taksiri vukuunda hakkaniyet iktiza ettiği halde hakim, onu daha fazla zarar ve
ziyan itasına mahküm eder.


             Haksız mal iktisabı esasına binaen dava
ikamesi hakkı, bu hallerin kaffesinde bakidir.





112-8


 


             III - Mahfuz hükümler


             Madde 40 – Şirket mümessil ve
memurlarının ve tüccar vekillerinin salahiyetleri hakkında hükümler mahfuzdur.


 


İKİNCİ FASIL 


Haksız muamelelerden doğan borçlar


 


             (A) UMUMİ KAİDELER


             I - Mesuliyet şeraiti


             Madde 41 – Gerek kasten gerek ihmal ve teseyyüp yahut tedbirsizlik
ile haksız bir surette diğer kimseye bir zarar ika eden şahıs, o zararın
tazminine mecburdur.


             Ahlaka mugayir bir fiil ile başka bir
kimsenin zarara uğramasına bilerek sebebiyet veren şahıs, kezalik o zararı
tazmine mecburdur.


             I - Zararın tayini


             Madde 42 – Zararı ispat etmek müddeiye düşer, zararın hakiki
miktarını ispat etmek mümkün olmadığı takdirde hakim, halin mutat cereyanını ve
mutazarrır olan tarafın yaptığı tedbirleri nazara alarak onu adalete tevfikan
tayin eder.


             III - Tazminat miktarının tayini


             Madde 43 – Hakim, hal ve mevkiin icabına ve hatanın ağırlığına
göre tazminatın suretini ve şumulünün derecesini tayin eyler.


             Zarar ve ziyan irad şeklinde tayin
olunduğu takdirde borçludan icabeden teminat alınır.


             IV - Tazminatın tenkisi


             Madde 44 – Mutazarrır olan taraf zarara razı olduğu yahut
kendisinin fiili zararın ihdasına veya zararın tezayüdüne yardım ettiği ve
zararı yapan şahsın hal ve mevkiini ağırlaştırdığı takdirde hakim, zarar ve
ziyan miktarını tenkis yahut zarar ve ziyan hükmünden sarfınazar edebilir.


             Eğer zarar kasden veya ağır bir ihmal veya
tedbirsizlikle yapılmamış olduğu ve tazmini de borçluyu müzayakaya maruz bıraktığı
takdirde hakim, hakkaniyete tevfikan zarar ve ziyanı tenkis edebilir.


             V - Hususi haller


             1 – Adam ölmesi ve cismanizarar


             A) Ölüm takdirinde zarar ve ziyan


             Madde 45 – Bir adam öldüğü takdirde
zarar ve ziyan, bilhassa defin masraflarını da ihtiva eder. Ölüm, derhal
vukubulmamış ise zarar ve ziyan tedavi masraflarını ve çalışmağa muktedir
olamamaktan mütevellit zararı ihtiva eder.


             Ölüm neticesi olarak diğer kimseler
müteveffanın yardımından mahrum kaldıkları takdirde, onların bu zararınıda
tazmin etmek lazımgelir.


             B) Cismani zarar halinde lazımgelen
zarar ve ziyan


             Madde 46 – Cismani bir zarara düçar
olan kimse külliyen veya kısmen çalışmağa muktedir olamamasından ve ileride
iktisaden maruz kalacağı mahrumiyetten tevellüt eden zarar ve ziyanını ve bütün
masraflarını isteyebilir.


             Eğer hükmün suduru esnasında, kafi
derecede kanaat ile cismani zararın neticelerini tayin etmek mümkün değil ise;
hükmün tefhimi tarihinden itibaren iki sene zarfında hakimin, tetkik
salahiyetini muhafaza etmeğe hakkı vardır.





112-9


 


             C) Manevi tazminat


             Madde 47 – Hakim, hususi halleri
nazara alarak cismani zarara düçar olan kimseye yahut adam öldüğü takdirde
ölünün ailesine manevi zarar namiyle adalete muvafık tazminat verilmesine karar
verebilir.


             2 – Haksız rekabet


             Madde 48 – Yanlış ilanlar yahut
hüsnüniyet kaidelerine mugayir sair hareketler ile müşterileri tenakus eden
yahut bunları gaip etmek korkusuna maruz olan kimse bu fiillere hitam verilmesi
için faili aleyhinde dava ikame ve failin hatası vukuunda sebebiyet verdiği
zararın tazminini talep edebilir.


             (Ek: 29/6/1956 – 6763/41 md.)
Ticari işlere ait olan haksız rekabet hakkında Ticaret Kanunu hükümleri
mahfuzdur.


             3 – Şahsi menfaatlerin haleldar olması


             Madde 49 – (Değişik: 4/5/1988 - 3444/8.
md.)


             Şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde
tecavüze uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat namıyla
bir miktar para ödenmesini dava edebilir.


             Hakim, manevi tazminatın miktarını tayin
ederken, tarafların sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve
ekonomik durumlarını da dikkate alır.


             Hakim, bu tazminatın ödenmesi yerine,
diğer bir tazmin sureti ikame veya ilave edebileceği gibi tecavüzü kınayan bir
karar vermekle yetinebilir ve bu kararın basın yolu ile ilanına da
hükmedebilir.


             VI - Müteselsil mesuliyet


             1 – Haksız fiil halinde


             Madde 50 – Birden ziyade kimseler
birlikte bir zarar ika ettikleri takdirde müşevvik ile asıl fail ve fer'an
methali olanlar, tefrik edilmeksizin müteselsilen mesul olurlar. Hakim,
bunların birbiri aleyhinde rücu hakları olup olmadığını takdir ve icabında bu
rücuun şumulünün derecesini tayin eyler.


             Yataklık eden kimse, vakı olan kardan
hisse almadıkça yahut iştirakiyle bir zarara sebebiyet vermedikçe mesul olmaz.


             2 – Muhtelif sebeplerin içtimaı halinde



             Madde 51 – Müteaddit kimseler
muhtelif sebeplere (haksız muamele, akit, kanun) binaen mesul oldukları
takdirde haklarında, birlikte bir zarar vukuuna sebebiyet veren kimseler
hakkındaki hükümlere göre muamele olunur.


             Kaideten haksız bir fiili ile zarara
sebebiyet vermiş olan kimse en evvel, tarafından hata vaki olmamış ve üzerine
borç alınmamış olduğu halde kanunen mesul olan kimse en sonra, zaman ile
mükellef olur.


             VII - Meşru müdafaa, ıztırar ve kendi
hakkını vikaye için kuvvet kullanılması


             Madde 52 – Meşru müdafaa halinde mütecavizin şahsına veya
mallarına yapılan zarardan dolayı tazminat lazım gelmez.


             Kendisini veya diğerini zarardan yahut
derhal vukubulacak bir tehlikeden vikaye için başkasının mallarına halel iras
eden kimsenin borçlu olduğu tazminat miktarını hakim, hakkaniyete tevfikan
tayin eder.


             Kendi hakkını vikaye için cebri kuvvete
müracaat eden kimse hal ve mevkia nazaran zamanında hükümetin müdahalesi temin
edilemediği yahut hakkının ziyaa uğramasını yahut hakkının kullanılması hususunun
pek çok müşkül olmasını meni için başka vasıtalar mevcut olmadığı takdirde, bir
güna tazminat itasiyle mükellef olmaz.


             VIII - Ceza hukuku ile medeni hukuk
arasında münasebet


             Madde 53 – Hakim,  kusur  olup  olmadığına 
yahut  haksız  fiilin  faili  temyiz   kudretini   haiz   bulunup  
bulunmadığına   karar   vermek   için   ceza   hukukunun   mesuliyete  dair 
ahkamiyle  bağlı  olmadığı gibi, ceza mahkemesinde verilen  beraet  karariyle
de





112-10


 


mukayyet değildir. Bundan başka ceza mahkemesi kararı,
kusurun takdiri ve zararın miktarını tayin hususunda dahi hukuk hakimini takyit
etmez.


             (B) TEMYİZ KUDRETİNİ HAİZ 0LMAYANLARIN
MESULİYETİ


             Madde 54 – Hakkaniyet iktiza
ediyorsa hakim, temyiz kudretini haiz olmayan kimseyi ika ettiği zararın tamamen
yahut kısmen tazminine mahküm eder.


             Temyiz kudretini muvakkaten ızaa eden
kimse, bu halde iken yapmış olduğu zararı tazmine mecburdur. Şukadar ki kendi
kusuru olmaksızın ika edilmiş olduğunu ispat eder ise mesul olmaz.


             (C) İSTİHDAM EDENLERİN MESULİYETİ


             Madde 55 – Başkalarını istihdam
eden kimse, maiyetinde istihdam ettiği kimselerin ve amelesinin hizmetlerini
ifa ettikleri esnada yaptıkları zarardan mesuldür. Şukadar ki böyle bir zararın
vukubulmaması için hal ve maslahatın icabettiği bütün dikkat ve itinada
bulunduğunu yahut dikkat ve itinada bulunmuş  olsabile zararın vukuuna mani
olamıyacağını ispat ederse mesul olmaz.


             İstihdam eden kimsenin, zamin olduğu şey
ile zararı ika eden şahsa karşı rücu hakkı vardır.


             (D) HAYVANLAR TARAFINDAN YAPILAN
ZARARDAN MESULİYET


             I - Zarar ve ziyan


             Madde 56 – Bir hayvan tarafından
yapılan zararı o hayvan kimin idaresinde ise o kimse hal ve maslahatın
icabettiği bütün dikkat ve itinayı yaptığını yahut bu dikkat ve itinada
bulunmuş olsa bile zararın vukuuna mani olamıyacağını ispat etmedikçe tazmine
mecburdur.


             Bu surette eğer hayvan diğer bir şahıs
yahut diğer bir şahsa ait olan hayvan tarafından ürkütülmüş olur ise bu kimse
onlara rücu edebilir.


             II - Hayvan üzerinde hapis hakkı


             Madde 57 – Bir kimsenin hayvanı diğerinin gayri menkulü üzerinde
bir zarar yaptığı takdirde gayrimenkulün zilyedi o hayvanı zabt ve kendisine
ita olunabilecek tazminat mukabilinde teminat olmak üzere yedinde hapsetmeğe
hakkı vardır. Eğer hal ve maslahat icabederse, gayrimenkul zilyedi o hayvanı
öldürebilir. Şukadar ki gayrimenkulün zilyedi heman keyfiyetten hayvanların
sahibini haberdar etmeğe ve eğer onu bilmiyorsa kendisini bulmak için
lazımgelen tedbirleri ittihaz eylemeğe mecburdur.


             (H) BİNA VE DİĞER ŞEYLERDE MESULİYET


             I - Zarar ve ziyan


             Madde 58 – Bir bina veya imal olunan herhangi bir şeyin maliki, o
şeyin fena yapılmasından yahut muhafazadaki kusurundan dolayı mesul olur.


             Bu cihetten dolayı kendisine karşı mesul
olan şahıslar aleyhindeki rücu hakkı mahfuzdur.                                                                   


             II - Tedbirler:


             Madde 59 – Bir binadan yahut diğer bir şahsın imal ettiği
şeylerden dolayı zuhura gelecek bir zarara maruz olan kimsenin, tehlikeyi
bertaraf etmek için, lazımgelen tedbirlere tevessül etmesini malikten talep
etmeğe hakkı vardır.


             Şahısların ve malların vikayesine dair
olan zabıta nizamları bakidir.


             (V) MÜRURU ZAMAN


             Madde 60 – Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir
meblağ tediyesine müteallik dava, mutazarrır olan tarafın zarara ve failine
ittılaı tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin
vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz.





112-11


 


             Şukadar ki zarar ve ziyan davası, ceza
kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir
fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruru zaman tatbik olunur.


             Eğer haksız bir fiil, mutazarrır olan
taraf aleyhinde bir alacak tevlit etmiş olursa, mutazarrır kendisinin tazminat
talebi müruru zaman ile sakıt olsa bile o alacağı vermekten imtina edebilir.


ÜÇÜNCÜ FASIL


Haksız bir fiil ile mal iktisabından doğan borçlar


 


             (A) ŞARTLAR


             I - Umumiyet itibariyle


             Madde 61 – Haklı bir sebep olmaksızın aharın zararına mal
iktisabeden kimse, onu iadeye mecburdur. Hususiyle muteber olmayan veya
tahakkuk etmemiş bulunan bir sebebe yahut vücudu nihayet bulmuş olan bir sebebe
müsteniden ahzolunan şeyin, iadesi lazımdır.


             II - Borç olmayan şeyin tediyesi


             Madde 62 – Borçlu olmadığı şeyi ihtiyariyle veren kimse hataen
kendisini borçlu zan ederek verdiğini ispat etmedikçe onu istirdat edemez.
Müruru zamana uğramış olan bir borcu eda yahut ahlaki bir vazifeyi ifa için
verilen şey, geri alınamaz.


             (B) İADENİN ŞUMULÜ


             I - Müddeaaleyhin borcu


             Madde 63 – Haksız olarak bir şeyi istifa eden kimse, onun
istirdadı zamanında elinden çıkmış olduğunu ispat ettiği miktar nisbetinde red
ve iade ile mükellef değildir.


             Şukadar ki kabız, o şeyi suiniyet ile
elden çıkarmış yahut onu elden çıkarır iken bilahare red ve iadeye mecbur
olacağına vakif bulunmuş olursa red ve iadeye mecburdur.


             II - Masraftan mütevellit haklar


             Madde 64 – Müddeaaleyhin, yaptığı
zaruri yahut faideli masrafları istirdada salahiyeti vardır. Müddeaaleyh, o
şeyi kabzettiği zaman suiniyet ile hareket etmiş ise yaptığı faideli
masraflardan iade zamanında halen mevcut olan fazlalık nisbetindeki miktarı
kendisine tediye olunur. Diğer masraflardan dolayı müddeaaleyhin, bir güna
tazminat talebine hakkı yoktur. Fakat iadeden evvel kabzolunan şey ile
birleştirilmiş olan ziyadeyi, o şeye zarar vermeksizin tefrik kabil olduğu ve
müddeide masrafların bedelini teklif etmediği takdirde ilave olunan ziyadeyi
ref edebilir.


             (C) İSTİRDADIN CAİZ OLMAMASI


             Madde 65 – Haksız yahut ahlaka (adaba) mugayir bir maksat
istihsali için verilen bir şeyi istirdada mahal yoktur.


             (D) MÜRURU ZAMAN


             Madde 66 – Haksız surette mal iktisabından dolayı ikame olunacak
dava, mutazarrır olan tarafın verdiğini istirdada hakkı olduğuna ıttılaı
tarihinden itibaren bir sene müruriyle ve her halde bu hakkın doğduğu tarihten
itibaren on senenin müruriyle sakıt olur. Eğer mal iktisabı mutazarrır olan
taraf aleyhinde bir borç teşkilinden ibaret ise, mutazarrırın hakkı müruru
zaman ile sakıt olmuş olsa bile, bu borcu ifa etmez.





112-12


 


İKİNCİ BAP


Borçların hükmü


 


BİRİNCİ FASIL 


Borçların ifası


 


             (A) UMUMİ ESASLAR


             I - Bizzat borçlu tarafından ifa


             Madde 67 – Borcun, bizzat borçlu tarafından ifa edilmesinde
alacaklının menfaati bulunmadıkça; borçlu, borcunu şahsen ifaya mecbur
değildir.


             II - İfanın mevzuu


             1 – Kısmen tediye


             Madde 68 – Borcun miktarı muayyen
ve tamamı muaccel olduğu takdirde alacaklı kısmen vukubulan tediyeyi
reddedebilir. Alacaklı kısmen tediyeyi kabul ederse borçlu, borçtan ikrar
eylediği kısmı tediyeden imtina edemez.


             2 – Taksim kabil olmıyan borç


             Madde 69 – Borç, taksim edilemediği
ve alacaklılar birden ziyade olduğu takdirde bunlardan her biri borcun tamamen
ifasını isteyebilir. Borçlu hepsine karşı borcunu vermeye mecburdur. Borçlular
birden ziyade ise her biri taksimi kabil olmayan borcun tamamını vermekle
mükelleftir. Halin icabından hilafı anlaşılmadıkça, veren borçlu, kendisiyle
müştereken borçlu olanlara hisseleriyle rücu hakkını haiz ve bu nispette
alacaklının haklarına halef olur.


             3 – Muayyen olmayan bir şeye taallük
eden borç


             Madde 70 – Verilmesi lazım gelen
şey yalnız nevile tayin edilmiş ise işin mahiyetinden hilafı anlaşılmadıkça bu
şeyin intihabı borçluya aittir. Bununla beraber borçlu, mutavassıt vasıftan
aşağı vasıfta bir şey veremez.


             4 – Birden ziyade şeylere taallük eden
borç


             Madde  – Borç birden ziyade
şeylerin yapılmasını veya verilmesini şamil olupta borçlu bunlardan yalnız
biriyle mükellef tutulabilirse işin mahiyetinden hilafı anlaşılmadıkça intihap,
borçluya aittir.


             5 – Faiz:


             Madde 72 – Bir kimse faiz vermesine
mecbur olupta miktarı ne mukavale ile ne de kanun veya örf ve adet ile muayyen
değil ise bu faiz senevi yüzde beş hesabiyle tediye olunur. (Mukavele ile faiz
meselesinde suiistimalin meni hukuku amme kanunlarına aittir.) (1)


             (B) BORCUN İFA EDİLECEĞİ MAHAL 


             Madde 73 – Borcun ifa edilmesi lazım gelen yer, iki tarafın sarih
veya zımni arzusuna göre tayin edilir. Hilafına bir şart mevcut olmadığı
surette aşağıdaki hükümler tatbik olunur:


             1 - Borç bir miktar paradan ibaret ise
tediye alacaklının verme zamanında mukim bulunduğu yerde vukubulur.


             2 - Borç muayyen bir şeye taallük ediyorsa
bu şey akdin inikadı zamanında bulunduğu yerde teslim olunur.


——————————


(1)    4/12/1984 tarih ve 3095 sayılı Kanunun 1 inci
maddesi ile faiz oranı senelik yüzde otuza çıkarılmıştır. Bu konuda ayrıca
mezkür kanunun geçici maddesi hükmüne bakınız.





112-13


 


             3 - Bunlardan başka her borç doğumu
zamanında borçlunun mukim bulunduğu yerde ifa edilir. Alacaklının ikametgahında
tediye edilmesi lazım gelen bir borcun ifası borcun doğumundan sonra
alacaklının ikametgahını değiştirmesi sebebiyle ehemmiyetli bir surette
güçleşmiş ise borç alacaklının evvelki ikametgahında ifa olunabilir.


             (C) İFANIN ZAMANI


             I - Muaccel borç


             Madde 74 – Ecel meşrut olmadığı veya işin mahiyetinden
anlaşılmadığı takdirde borcun heman ifa ve derhal icrası talep olunabilir.


             II - Müeccel borç


             1 – Ay üzerine ecel


             Madde 75 – Borcun ifası için bir
ayın iptidası veya nihayeti tayin olunmuş ise ayın birinci ve sonuncu günü
anlaşılır. Bir ayın ortası tayin olunmuş ise bundan ayın on beşi anlaşılır.


             2 – Diğer eceller


             Madde 76 – Bir borç veya sair her
hangi bir tasarruf akdin inikadından itibaren bir müddetin hitamında ifa ve
icra edilmek lazım geldiği takdirde, vade aşağıdaki veçhile tayin olunur:


             1 - Müddet, gün ile tayin edilmiş ise
borç, akdin inikat ettiği gün sayılmıyarak müddetin son günü muaccel olur.
Müddet, sekiz veya on beş gün ise bu müddet bir veya iki haftayı değil tamam
sekiz veya on beş günü ifade eder.


             2 - Müddet haftalar ile tayin  edilmiş ise
borç son haftanın, akdin münakit olduğu güne ismen tevafuk eden gününde muaccel
olur.


             3 - Müddet ay ile veya sene, yarı sene ve
senenin dörtte biri gibi birden ziyade ayları ihtiva eden bir zaman ile tayin
edildiği surette borç, akdin münakit olduğu gün ayın kaçıncı günü ise son ayın
buna tekabül eden günü muaccel olur. Son ayda tekabül eden gün mevcut değil ise
borç son ayın son günü ifa olunur.


             Yarım ay tabiri, on beş günlük bir müddete
muadildir. Müddet bir veya birden ziyade ay ile yarım ay ise on beş gün son
olarak hesap edilir.


             Bu kaideler, müddet, akdin inikadından
başka bir zamandan itibaren cereyan ettiği surettede tatbik olunur. Muayyen bir
zaman içinde ifa edilmek lazım gelen bir borcu borçlu, müddetin hitamından
evvel ifa ile mükelleftir.


             3 – Cuma ve tatil günleri (1)


             Madde 77 – Bir cumaya veya kanunen
tatil olarak kabul edilen diğer bir güne tesadüf eden vade kendiliğinden bu
günü takip edip tatil olmıyan ilk güne geçer. Hilafına mukavele
muteberdir.                                            


             III - İşlere tahsis olunan saatlerde
ifa


             Madde 78 – Borç vade gününde işlere tahsis olunan saatler zarfında
ifa ve alacaklı tarafından kabul edilmek lazım gelir.


             IV - Ecelin uzatılması


             Madde 79 – Borcun ifası için tayin olunan ecel uzatılmış ise yeni
mehil, aksi şart edilmedikçe evvelki mehlin hitamını takip eden birinci günden
başlar.


——————————


(1)
   27/5/1935 tarih ve 2739 sayılı Kanunla, "Pazar günü" hafta tatili
olarak kabul edilmiştir.





112-14


 


             V
- Vaktinden evvel ifa


             Madde 80 – Akdin hükmünden veya
mahiyetinden veya hal icabından iki tarafın hilafını kast ettikleri
anlaşılmadığı takdirde, borçlu borcunu vadesinden evvel ifa edebilir. Şu
kadarki borçlunun, vadeden evvel tediyede bulunmasından dolayı mukavele ile
veya adeten mezun olmadıkça bir miktar tenzilat icrasına hakkı yoktur.


             I - Mütekabil taahhüdatı ihtiva eden
akitte


             1 – İfanın tarzı


             Madde 81 – Mütekabil taahhütleri
muhtevi olan bir akdin ifasını talep eden kimse, akdin şartlarına ve mahiyetine
nazaran bir ecelden istifade hakkını haiz olmadıkça kendi borcunu ifa etmiş
veya ifasını teklif eylemiş olmak lazımdır.


             2 – Borcunu ödemekten aciz halinde bir
tarafın fesih hakkı


             Madde 82 – Mütekabil taahhütleri
muhtevi olan bir akitte akitlerden birinin borcunu edadan aciz olması ve
bilhassa iflas veya aleyhindeki haczin neticesiz kalması sebebi ile diğer
tarafın hakkı tehlikeye düşerse, bu taraf, lehindeki borcun ifası temin
edilinceye kadar kendisine terettüp eden borcun ifasından imtina ve talebi üzerine
bu teminat münasip bir müddet içinde verilmediği surette akti feshedebilir.


             (D) TEDİYE


             I - Memleket parasiyle


             Madde 83 – Mevzuu para olan borç memleket parasiyle ödenir.


             Akit tediye mahallinde kanuni rayici
olmayan bir para üzerine varit olmuş ise akdin harfiyen icrası "aynen
ödemek" kelimeleri veya buna muadil sair tabirat ile şart edilmiş
olmadıkça borç vadenin hulülü günündeki rayici üzerinden memleket parasiyle 
ödenebilir.


             (Ek: 14/11/1990 – 3678/29 md.)
Yabancı para borcunun vadesinde ödenmemesi halinde alacaklı, bu borcu vade veya
fiili ödeme günündeki rayice göre Türk parası ile ödenmesini isteyebilir.(1)


             II - Mahsup


             1 – Kısmen tediye halinde


             Madde 84 – Borçlu faiz veya
masrafları tediyede gecikmiş değil ise kısmen icra eylediği tediyeyi resülmale
mahsup edebilir.


             Alacaklı alacağın bir kısmı için kefalet,
rehin veya sair teminat almış ise borçlu kısmen icra eylediği tediyeyi temin
edilen veya teminatı daha iyi olan kısma mahsup etmek hakkını haiz değildir.


             2 – Birden fazla borçlar olduğu surette



             a) Alacaklının beyanına tevfikan


             Madde 85 – Birden fazla borçları
bulunan borçlu, borçları ödemek zamanında bu borçlardan hangisini tediye etmek
istediğini alacaklıya beyan etmek hakkını haizdir.


             Borçlu beyanatta bulunmadığı surette vukubulan
tediye kendisi tarafından derhal itiraz edilmiş olmadıkça alacaklının makbuzda
irae ettiği borca mahsup edilmiş olur.


             b) Kanuna tevfikan


             Madde 86 – Kanunen
muteber bir beyan vaki olmadığı yahut makbuzda bir güna mahsup   gösterilmediği takdirde, tediye muaccel olan borca mahsup
edilir.  


——————————


(1)    Bu fıkranın uygulanmasında;Kanunun sonundaki
"818 sayılı Kanuna İşlenemiyen Hükümler" bölümünde yeralan 14/11/1990
tarih ve 3678 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesine bakınız.





112-15


 


Müteaddit borçlar muaccel ise tediye, borçlu aleyhinde
birinci olarak takip edilen borca mahsup edilir. Takibat vaki olmamış ise
tediye, vadesi iptida hulül etmiş olan borca mahsup edilir.


             Müteaddit borçların vadeleri aynı zamanda
hulül etmiş ise mahsup mütenasiben vaki olur. Hiç bir borcun vadesi hulül
etmemiş ise alacaklı için en az teminatı haiz olan borca mahsup edilir.


             III - Makbuz ve senetlerin iadesi


             1 – Borçlunun hakkı


             Madde 87 – Borcu ödeyen borçlu, bir
makbuz veya borcun tamamı tediye edilmiş ise senedin geri verilmesini veya
iptalini istemek hakkını haizdir. Borcun tamamı ödenmemiş veya senet alacaklıya
başka haklar da vermekte ise borçlu ancak makbuz itasını ve tediyenin senede
dercini isteyebilir.


             2 – Hükümleri


             Madde 88 – Faizden veya icar bedeli
gibi muayyen zamanlarda ödenmesi lazım gelen sair borçlardan ihtirazi bir kayıt
dermeyan etmeksizin bir taksit için makbuz veren alacaklı ondan evvelki
taksitleri de tahsil etmiş sayılır. Alacaklı resülmal için makbuz vermiş ise
faizlerinide tahsil etmiş sayılır. Senet borçluya iade edildikte borç sakıt
olmuş sayılır.


             3 – Senedin iadesinin mümkün olamaması


             Madde 89 – Alacaklı senedi zayi
ettiğini iddia eder ise tediyede bulunan borçlu kendisine senedin iptalini ve
borcun sukutunu mübeyyin resmen tanzim veya usulen tasdik edilmiş bir ilmühaber
vermeğe alacaklıyı mecbur edebilir. Kıymetli evrakın iptaline müteallik
hükümler mahfuzdur.


 


             (H) ALACAKLININ TEMERRÜDÜ


             I - Şartları


             Madde 90 – Yapılacak veya verilecek
şey usulü dairesinde kendisine arz olunan alacaklı muhik bir sebep olmaksızın
onu reddeder veya borçlunun borcunu ifa edebilmesi için tekaddümen kendi
tarafından yapılması lazım gelen muameleleri icradan imtina eder ise,
mütemerrit addolunur.


             II - Hükümleri


             1 – Borcun mevzuu bir ayın olduğu
surette


             a) Tevdi hakkı


             Madde 91 – Alacaklı mütemerrit
olduğu takdirde borçlu hasar ve masrafları alacaklıya ait olmak üzere vereceği
şeyi tevdi ederek borcundan beraet edebilir. Tevdi edilecek yeri, tediye
yerindeki hakim tayin eder. Fakat ticari eşya, hakimin kararı olmaksızın dahi
bir ardiyeye tevdi edilebilir.


             b) Satmak hakkı


             Madde 92 – Akdin mevzuu olan şeyin
mahiyeti veya işin nevi tevdia mani olur veya verilecek şey bozulmağa maruz
veya muhafazası masrafı mucip veya tevdii büyük masrafları müstelzim olur ise
borçlu evvelen ihtarda bulunduktan sonra hakimin izniyle onu alenen sattırarak
bedelini tevdi edebilir.  Verilecek şey borsada mukayyet veya cari fiatı mevcut
veya masraflarına nispetle kıymeti az ise satışın aleni olması lazım olmadığı gibi
ihtara lüzum görmeksizinde hakim, satışa müsaade edebilir.


             c) Tevdi edilen şeyin isdirdadı


             Madde 93 – Alacaklı  
tevdi   edilen   şeyi   kabul   eylediğini   beyan   etmiş   veya   tevdi  bir 
rehnin  fekkini  tevlit   eylemiş   bulunmadıkça,   borçlu  tevdi   edilen  
şeyi   istirdat





112-16


 


edebilir. Tevdii edilen şeyin istirdadı ile beraber,
alacak bütün teferrüatiyle yeniden tevellüt eder.


             2 – Borcun mevzuu bir şey olmadığı
surette


             Madde 94 – Borcun mevzuu bir aynın
teslimini tazammun etmediği surette eğer alacaklı mütemerrit ise borçlunun
temerrürdüne müteallik hükümlere tevfikan, borçlu akdi feshedebilir.


             (V) BORCUN İFASINA MANİ OLAN DİĞER
SEBEPLER


             Madde 95 – Verilecek şey ve
yapılacak iş ne alacaklıya nede alacaklıya müteallik şahsi diğer bir sebeple
mümessiline arz edilemez veya borçlunun kusuru olmaksızın alacaklının şahsında
tereddüt olunursa borçlu, alacaklının temerrüdü halinde olduğu gibi tevdi etmek
veya akdi fesheylemek hakkını haizdir.


 


İKİNCİ FASIL


Borçların ödenmemesinin neticeleri


            


(A)    BORCUN İFA EDİLMEMESİ


 


             I - Borçlunun mesuliyeti


             1 – Umumiyet itibariyle


             Madde 96 – Alacaklı hakkını kısmen
veya tamamen istifa edemediği takdirde borçlu kendisine hiç bir kusurun isnat
edilemiyeceğini ispat etmedikçe bundan mütevellit zararı tazmine mecburdur.


             2 – Bir şeyin yapılması veya
yapılmaması borçları


             Madde 97 – Bir şeyin yapılmasına
müteallik borç borçlu tarafından ifa edilmediği takdirde, alacaklı masrafı
borçluya ait olmak üzere borcun kendisi tarafından ifasına izin verilmesini
talep edebilir. Her türlü zarar ve ziyan davası hakkı mahfuzdur.


             Bir şeyin yapılmamasına tallük eyleyen
borca muhalif surette hareket eden kimse mücerret muhalefet ile zarar ve ziyan
tediyesine mecburdur.


             Bundan başka alacaklı taahhüde muhalif olarak
yapılan şeyin ref'ini isteyebilir. Alacaklı, masrafları borçluya ait olmak
üzere, kendisi tarafından ref'a izin verilmesini de isteyebilir.


             II - Mesuliyetin vüsati


             1 – Umumiyet itibariyle


             Madde 98 – Borçlu, umumiyet
itibariyle her kusurdan mesuldur. Bu mesuliyetin vüsati işin hususi mahiyetine
göre çok veya az olabilir. Hususiyle iş borçlu için bir faideyi mucip olmadığı
surette, mesuliyet daha az şiddetle takdir olunur.


             Haksız fiillerden mütevellit mesuliyete
müteallik hükümler, kıyasen akde muhalif hareketlerede tatbik olunur.


             2 – Mesuliyetten beraaet şartı


             Madde 99 – Hile veya ağır kusur
halinde düçar olacağı mesuliyetten borçlunun iptidaen beraetini tazammun edecek
her şart, batıldır.


             Hafif kusur halinde, borçlu iptidaen
mesuliyetten beraeti tazammun eden şartın dermeyanı sırasında alacaklı
borçlunun hizmetinde ise veya mesuliyet hükümet tarafından imtiyaz suretiyle
verilen bir sanatin icrasından tevellüt ediyorsa; haiz olduğu takdir
salahiyetine istinat ile hakim, bu şartı batıl addedebilir.


             3 – Muavin şahısların mesuliyeti


             Madde 100 – Bir borcun ifasını veya
bir borçdan mütevellit bir hakkın kullanılmasını kendisi ile beraber yaşayan
şahıslara veya maiyetinde çalışanlara velev kanuna muvafık surette tevdi eden
kimse, bunların işlerini icra esnasında ika ettikleri zarardan dolayı diğer
tarafa karşı mesuldür.





112-17


 


             Bunların
fiilinden mütevellit mesuliyeti, evvelce iki taraf arasında yapılan bir
mukavele tamamen veya kısmen bertaraf edebilir.


             Alacaklı, borçlunun hizmetinde ise veya
mesuliyet hükümet tarafından imtiyaz suretiyle verilen bir sanatin icrasından
tevellüt ediyorsa; borçlu mukavele ile ancak hafif bir kusurdan mütevellit
mesuliyetten kendisini beri kılabilir.


             (B) BORÇLUNUN TEMERRÜDÜ


             I - Şartlar


             Madde 101 – Muaccel bir borcun
borçlusu, alacaklının ihtariyle, mütemerrit olur.


             Borcun ifa edileceği gün müttefikan tayin
edilmiş veya muhafaza edilen bir hakka istinaden iki taraftan birisi bunu
usulen bir ihbarda bulunmak suretiyle tesbit etmiş ise, mücerret bugünün hitamı
ile borçlu mütemerrit olur.


             II - Hükümleri


             1 – Kaza halinde mesuliyet


             Madde 102 – Mütemerrit olan borçlu,
borcun teahhürle ifasından dolayı zarar ve ziyan tediyesine mecbur olduğu gibi
kazara vukua gelecek zarardan da mesuldür.


             Borçlu, kendisi tarafından bir güna kusur
olmaksızın teahhürde bulunmuş olduğunu veya borç vakit ve zamaniyle ifa edilmiş
olsa bile kazanın alacaklının zararına olarak tediye olunacak şeye isabet
edeceğini ispat ederek, bu mesuliyetten kurtulabilir.


             2 – Geçmiş günler faizi


             a) Umumiyet itibariyle


             Madde 103 – Bir miktar paranın
tediyesinden temerrüt eden borçlu mukavele ile daha az bir faiz tayin edilmiş
olsa bile geçmiş günler için senevi yüzde beş hesabiyle faiz tediyesine
mecburdur. (1)


             Akitte doğrudan doğruya veya taksite
raptedilmiş komüsyon şeklinde yüzde beşten ziyade bir faiz şart edilmiş ise bu
faizde temerrüt eden borçludan istenebilir.


             (Üçüncü fıkra mülga: 29/6/1956-6763/41
md.)


             b) Faizin, mütedahil taksitlerin, hibe
ettiği mebaliğin tediyesinde mütemerrit olan borçlu


             Madde 104 – Faiz veya mütedahil
iratların yahut hibe ettiği bir miktar paranın tediyesinden temerrüt eden
borçlu bunlar için geçmiş günler faizini ancak icraya veya mahkemeye müracaat
gününden itibaren tediyeye mecburdur.


             Bunun aksine olan her şart, cezai şart
hakkındaki hükümlere tevfikan takdir olunur.


             Geçmiş günler faizinin tediyesinde
temerrüt sebebi ile faiz yürütülemez.


             3 – Munzam zarar


             Madde 105 – Alacaklının düçar
olduğu zarar geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiç
bir kusur isnat edilemiyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile
mükelleftir.


             Bu munzam zarar derhal takdir olunabilirse
hakim, esasa dair karar verir iken bu zararın miktarını dahi tayin edebilir.


——————————


(1)    Maddenin 1. fıkrasında sözü edilen temerrüt
faizi oranı, 4/12/1984 tarih ve 3095 sayılı Kanunun 2 nci maddesiyle senelik %
30 oranına çıkarılmış, aynı kanunun 4 ncü maddesi ile de diğer kanunların bu
orandan fazla temerrüt faizi ödenmesine ilişkin hükümlerinin saklı tutulduğu
hükme bağlanmıştır.





112-18


 


             4 – Bir mehil tayini suretiyle


             a) Fesih hakkı


             Madde 106 – Karşılıklı taahhütleri
havi olan bir akitte iki taraftan biri mütemerrit olduğu takdirde, diğeri
borcun ifa edilmesi için münasip bir mehil tayin veya münasip bir mehilin
tayinini hakimden isteyebilir.


             Bu mehil zarfında borç ifa edilmemiş
bulunduğu surette alacaklı her zaman onun ifasını talep ve teahhür sebebi ile
zarar ve ziyan davası ikame eylemek hakkını haizdir; birde aktin icrasından ve
teahhürü sebebiyle zarar ve ziyan talebinden vaz geçtiğini derhal beyan ederek
borcun ifa edilmemesinden mütevellit zarar ve ziyanı talep veya akdi fesh
edebilir.


             b) Derhal fesih


             Madde 107 – Aşağıdaki hallerde bir
mehil tayinine lüzum yoktur.


             1 - Borçlunun hal ve vaziyetinden bu
tedbirin tesirsiz olacağı anlaşılırsa.


             2 - Borçlunun temerrüdü neticesi olarak
borcun ifası alacaklı için faidesiz kalmış ise.


             3 - Akdin hükümlerine göre borç tayin ve
tesbit edilen bir zamanda veya muayyen bir mehil içinde ifa edilmek lazım
geliyorsa.


             c) Rücuun hükümleri


             Madde 108 – Akitten rücu eden
alacaklı, vaidolunan şeyi vermekten imtina ve tediye eylediği şeyi istirdat
edebilir.


             Bundan başka borçlu kendisine hiç bir
kusurun isnat edilemiyeceğini ispat edemezse alacaklı akdin hükümsüzlüğünden
mütevellit zararın tazminini de talep edebilir.


 


ÜÇÜNCÜ FASIL


Borçların üçüncü şahıs hakkındaki tesiri


            


             (A) ALACAKLIYA HALEF OLMAK


             Madde 109 – Alacaklıya tediyede
bulunan üçüncü şahıs aşağıdaki hallerde tediye eylediği miktar nispetinde
alacaklının haklarına kanunen halef olur:


             1 – Başkasının borcu için rehnedilen bir
şeyi rehinden kurtardığı ve bu şey üzerinde mülkiyet hakkı veya sair diğer bir
ayni hakkı haiz bulunduğu takdirde.


             2 – Alacaklıya tediyede bulunan üçüncü
şahsın ona halef olacağı borçlu tarafından alacaklıya haber verildiği takdirde.



             (B) BAŞKASININ  FİİLİNİ TAAHHÜT


             Madde 110 – Bir üçüncü şahsın
fiilini başkasına taahhüt eden kimse bu üçüncü şahıs tarafından taahhüdün ifa
edilmemesi halinde zarar ve ziyan tediyesine mecburdur.


             (Ek: 8/7/1981-2486/1 md.) Muayyen
bir müddet için yapılan taahhütlerde, müddetin bitimine kadar taahhüt edene
yazılı olarak başvurulmaması halinde taahhüdün hükümsüz olacağına dair sözleşme
muteberdir.


             C) BAŞKASI LEHİNE ŞART


             I - Umumiyet itibariyle


             Madde 111 – Kendi namına akit yapan
bir kimse, üçüncü şahıs lehine bir borç şart etmiş ise, o borcun ifasını
talebetmek hakkını haizdir.





112-19


 


             Üçüncü şahıs veya o borçta üçüncü şahsa
halef olanlar dahi, iki tarafın niyetine veya örf ve adete tevafuk ettiği
takdirde, borcun ifasını şahsan talebedebilirler.


             Bu takdirde üçüncü şahıs veya onu istihlaf
edenler bu hakkı kullanmak istediklerini borçluya beyan ettiklerinden itibaren
alacaklının borçluyu ibraya hakkı kalmaz.


             II - Sigorta ile temin edilmiş hukuki
mesuliyetler


             Madde 112 – Başkasını istihdam eden
bir kimse çalıştırdığı ameleye karşı hukuki mesuliyetlerini temin için sigorta
yapıpta amele, sigorta ücretinin en aşağı yarısını tediyeye iştirak etmiş ise;
sigortadan mütevellit haklar, münhasıran ameleye ait olur.


 


ÜÇÜNCÜ BAP


Borçların sukutu


            


             (A) BORÇLARIN FERİLERİNİN SUKUTU


             Madde 113 – Asıl borç tediye ile
veya sair bir suretle sakıt olduğu takdirde kefalet ve rehin ve sair fer'i
haklar dahi sakıt olur.


             Evvelce işleyen faizleri talep hakkının
mahfuz bulunduğu beyan edilmiş veya hal icabından neşet eylemiş olmadıkça bu
faizler talep olunamaz.


             Gayrimenkul rehine ve kıymetli evraka ve
konkordatoya müteallik hususi hükümler mahfuzdur.


             (B) TECDİT


             I - Umumiyet itibariyle


             Madde 114 – Borcun tecdidi akitten
vazıh surette anlaşılmak lazımdır.


             Hususiyle mevcut bir borç için kambiyo
taahhüdünde bulunmak veya yeni bir alacak senedi veya yeni bir kefaletname imza
etmek, tecdidi tazammun etmez. Bununla beraber, bu hükmün aksine dair akdolunan
mukaveleler muteberdir.


             II - Cari hesap


             Madde 115 – Muhtelif kalemlerin bir
hesabı cariye mücerret kaydedilmesiyle borç tecdit edilmiş olmaz.


             Şu
kadarki hesap kesilipte diğer tarafçada kabul edilmiş olduğu takdirde, borç
tecdit edilmiş olur.


             Eğer kalemlerden biri mukabilinde teminat
varsa hesap kesilip tasdik edilmiş olsa bile hilafı şart edilmedikçe bu
teminata halel gelmez.


             (C) ALACAKLI VE BORÇLU SIFATLARININ
BİRLEŞMESİ:


             Madde 116 –Alacaklılık ve borçluluk
sıfatlarının bir şahısta içtimaiyle borç sakıt olur.


             Bu içtimaın zevaliyle borç avdet eder.


             Gayrimenkul rehni ile kıymetli evrak
hakkındaki hususi hükümler bakidir.


 


             (D) İFANIN MÜMKÜN OLMAMASI:


             Madde 117 – Borçluya isnat
olunamıyan haller münasebetiyle borcun ifası mümkün olmazsa, borç sakıt olur.


             Karşılıklı taahhütleri havi akitlerde bu
suretle beri olan borçlu haksız iktisaplara müteallik hükümlere tevfikan almış
olduğu şeyleri iadeye mecbur ve kendisine henüz tediye edilmemiş bulunan şeyi
istemek hakkından mahrum olur. Kanun veya akit ile, borcun ifasından evvel bile
vukua gelen zararın, alacaklıya tahmil edilmiş olduğu haller bundan
müstesnadır.





112-20


 


             (H) TAKAS:


             I - Şartları


             1 – Umumiyet itibariyle


             Madde 118 – İki şahıs karşılıklı
bir miktar meblağı veya yekdiğerine mümasil başka malları birbirine borçlu
oldukları takdirde, her iki borç muaccel ise iki taraftan her biri borcunu
alacağı ile takas edebilir.


             Alacaklardan biri, münazaalı olsa bile
takas dermeyan olunabilir.


             Müruru zamana uğramış bir alacak, takas
dermeyan edebileceği zamanda müruru zaman ile sakıt olmuş değil ise onun da
takası dermeyan olunabilir.


             2 – Kefalet halinde


             Madde 119 – Asıl borçlunun takası
dermeyan etmeğe hakkı oldukça, kefili alacaklıya tediyede bulunmaktan imtina
edebilir.


             3 – Üçüncü şahıs lehine taahhüt halinde



             Madde 120 – Bir üçüncü şahıs lehine
taahütte bulunan kimse borcunu, diğer akidin kendisine borçlu olduğu şey ile
takas edemez.


             4 – Borçlunun iflası halinde


             Madde 121 – Borçlunun iflası
halinde alacaklılar, muaccel olmasa bile alacaklarının müflisin kendilerinde
olan alacağı ile takas edebilirler.


             II - Hükümleri:


             Madde 122 – Takas, ancak borçlunun
takası dermeyan etmek kastini alacaklıya bildirmesiyle vaki olur.


             Bu takdirde iki borç takas edilebilecekleri
andan itibaren en az olan borcun miktarı nispetinde sakıt olmuş addolunur.


             Hesabı cari meselesinde ticarete müteallik
hususi taamüller bakidir.


             III - Takası kabil olmıyan alacaklar:


             Madde 123 – Aşağıdaki alacaklar,
alacaklıların arzusu hilafında takas ile ıskat edilemez.


             1 – Tevdi edilmiş veya haksız olarak
alınmış veya hile ile alıkonulmuş bulunan bir şeyin iadesine veya bedeline
taallük eden mutalebeler.


             2 – Nafaka ve iş ücreti gibi borçlunun ve
ailesinin iaşesi için mutlak surette zaruri olup hususi mahiyeti itibariyle
fiilen alacaklının eline verilmesi icap eden alacaklar.


             3 – Devlet ve vilayet ve köyler lehine
olarak hukuku ammeden neşet eden alacaklar.


             IV - Takastan feragat:


             Madde 124 – Borçlu, iptidaen
takastan feragat edebilir.


             (V) MÜRURU ZAMAN:


             I - Müddetler:


             1 – On senelik müruru zaman


             Madde 125 – Bu kanunda başka
suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde, her dava on senelik müruru zamana
tabidir.


             2 – Beş senelik müruru zaman


             Madde 126 – Aşağıdaki alacak veya
davalar hakkında beş senelik müruru zaman cari olur:





112-21


 


             1 – Alelümum kiralar ile resülmal faizleri
ve muayyen zamanlarda tediyesi meşrut aidat hakkındaki davalar,


             2 – Erzak bedeli ve nafaka ve otel ve
lokanta masraflarına müteallik davalar.


             3 – (Değişik: 29/6/1956 - 6763/41 md.)
Sanatkarların veya esnafın emeklerinin karşılığı, perakendecilerin sattıkları
malların parası, noterlerin mesleki hizmetleri karşılığı, başkalarının
maiyetinde çalışan veya müstahdemi olan kimselerin, hizmetçilerin,
yevmiyecilerin ve işçilerin ücretleri hakkındaki davalar;


             4 – (Ek: 29/6/1956 - 6763/41 md.)
Ticari olsun olmasın bir şirket akdine dayanan ve ortaklar arasında veya
şirketle ortaklar arasında açılmış bulunan bütün davalar ile bir şirketin
müdürleri, temsilcileri,murakıplariyle şirket  veya ortaklar arasındaki
davalar, vekalet akdinden, komüsyon aktinden,acentalık  mukavelesinden, ticari
tellallık ücreti davası hariç,tellallık akdinden doğan bütün davalar,
mütaahhidin kasıt veya ağır kusuru ile akdi hiç veya gereği gibi yerine
getirmemiş ve bilhassa ayıplı malzeme kullanmış veya ayıplı bir iş meydana
getirmiş olması sebebiyle açılacak davalar hariç olmak üzere istisna akdinden
doğan bütün davalar.


             3 – Müruru zaman müddetlerinin katiyeti



             Madde 127 – Bu üçüncü bapta tayin olunan
müruru zaman müddetleri, mukavele ile tadil olunamaz.


             4 - Müruru zamanın başlangıcı


             a) Umumiyet itibariyle


             Madde 128 – Müruru zaman alacağın
muaccel olduğu zamandan başlar, alacağın muacceliyeti bir ihbar vukuuna tabi
ise müruru zaman bu haberin verilebileceği günden itibaren cereyan eder.


             b) Muayyen zamanlarda verilen ivazlarda



             Madde 129 – Kaydi hayat şartiyle
irat ve muayyen zamanlarda tediye olunan sair şeylerin tesviyesini talep
hususunda müruru zaman ilk tediye edilmemiş olarak kalan taksitin muacceliyet
kesp ettiği günden başlar.


             Alacak hakkında müruru zaman vaki olunca
mütedahil taksitler hakkında da müruru zaman vaki olmuş olur.


             5 – Müddetlerin hesabı


             Madde 130 – Müddetlerin hesabında
müruru zamanın başladığı gün nazarı itibare alınmaz ve müruru zaman ancak
müddetin son günü kullanılmaksızın geçtiği surette vaki olmuş olur.


             Bununla beraber borçların ifası
meselesinde müddetlerin hesabına müteallik kaideler buradada tatbik olunur.


             II - Fer'iler hakkında müruru zaman:


             Madde 131 – Asıl alacak hakkında
müruru zaman vakı olunca faiz ve sair fer'i alacaklar hakkında da müruru zaman
vakı olmuş olur.


             III - Müruru zamanın cereyanına mani
olan ve müruru zamanı tatil eden sebepler:


             Madde 132 – Aşağıdaki hallerde
müruru zaman cereyan etmez ve cereyana başlamış ise inkıtaa uğrar:


             1 - Velayet devam ettiği müddetçe
çocukların baba ve analarına karşı olan alacakları hakkında.





112-22


 


             2 - Vesayet devam ettiği müddetçe vesayet
altında bulunanların vasi veya Sulh Hakimi ve Mahkemei Asliye Hakimleri
zimmetinde olan alacakları hakkında.


             3 - Nikah devam ettiği müddetçe karı
kocadan birinin, diğeri zimmetinde olan alacakları hakkında.


             4 - Hizmet mukavelesinin devam ettiği
müddetçe hizmetçilerin, istihdam edenlere karşı olan alacakları hakkında.


             5 - Borçlu alacak üzerinde intifa hakkını
haiz olduğu müddetçe.


             6 - Alacağı, bir Türk mahkemesi huzurunda
iddia etmek imkanı olmadığı müddetçe.


             Müruru zaman, tatil eden sebeplerin zail
olduğu günün hitamından itibaren başlar veya tevakkuftan evvel başlamış olan
cereyanına devam eder.


             IV - Müruru zamanın kat'ı:


             1 –  Katı sebepleri


             Madde 133 – Aşağıdaki hallerde
müruru zaman katedilmiş olur:


             1 - Borçlu borcu ikrar ettiği, hususiyle
faiz veya mahsuben bir miktar para veya rehin yahut kefil verdiği takdirde.


             2 - Alacaklı dava veya defi zımnında
mahkemeye veya hakeme müracaatla veya icrai takibat yahut iflas masasına
müdahale ile hakkını talep eylediği halde.


             2 – Borçlulara karşı kat'ın neticeleri


             Madde 134 – Müruru zaman,
müteselsilen borçlu olanlardan veya taksimi kabil olmıyan bir borcun müşterek
borçlularından birine karşı katedilmiş olunca diğerlerine karşıda katedilmiş
olur.


             Müruru zaman, asıl borçluya karşı
katedilmiş olunca kefile karşıda katedilmiş olur.


             Müruru zaman, kefile karşı katedilmiş
olunca asıl borçluya karşı katedilmiş olmaz.


             3 – Yeni müddetin mebdei


             a) İkrar ve hüküm halinde


             Madde 135 – Müruru zaman katedilmiş
olunca katıdan itibaren yeni bir müddet  cereyan etmeğe başlar.


             Borç bir senette ikrar edilmiş veya bir
hüküm ile sabit olmuş ise yeni müddet daima on senedir.


             b) Alacaklının fiili halinde


             Madde 136 – Bir dava veya defi ile
katedilmiş olan müruru zaman, dava devam ettiği müddetçe iki tarafın muhakemeye
müteallik her muamelesinden ve hakimin her emir ve hükmünden itibaren yeniden
cereyana başlar.


             Katı,
icrai takibattan neşet etmiş ise müruru zaman takibe müteallik her muameleden
itibaren yeniden cereyana başlar.


             Katı, bir iflasa müdahaleden neşet etmiş
ise müruru zaman, iflasa müteallik hükümlere göre alacağı yeniden talep etmek
mümkün olduğu zamandan itibaren yeniden cereyana başlar.


             V - Davanın reddi halinde munzam
müddet:


             Madde 137 – Dava veya defi, vazıyed
eden hakimin salahiyeti olmaması veya tamiri kabil ve şekle müteallik bir
noksan veya vaktinden evvel ikame edilmiş olması sebebi ile reddolunmuş olupta
arada müruru zaman müddeti hitam bulmuş ise alacaklı hakkını talep etmek için
altmış günlük munzam bir müddeten istifade eder.





112-23


 


             VI - Menkul rehni ile temin edilmiş
alacak halinde:


             Madde 138 – Alacağın bir menkul
rehni ile temin edilmiş bulunması, bu alacak hakkında müruru zaman cereyanına
mani olmaz. Fakat alacaklı rehinden hakkını istifa etmek salahiyetini muhafaza
eder.


             VII - Müruru zamandan feragat:


             Madde 139 – İptidaen müruru
zamandan feragat batıldır.


             Müteselsil borçlulardan biri tarafından
vukubulan feragat, diğerlerine karşı dermeyan olunamaz.


             Feragat, taksimi kabil olmayan bir borcun
müşterek borçlularından biri tarafından sadır olduğu takdirdede hüküm böyledir.
Asıl borçlu tarafından vukubulan feragat, kezalik kefile karşı dermeyan
olunamaz.


             VIII - Müruru zamanın dermeyanı lüzumu:



             Madde 140 – Müruru zaman dermeyan
edilmediği surette hakim, müruru zamanı kendiliğinden nazara alamaz.


 


DÖRDÜNCÜ BAP


Borçların nevileri


 


BİRİNCİ FASIL 


Müteselsil borçlar


 


             (A) BORÇLULAR ARASINDA TESELSÜL:


             I - Şartları:


             Madde 141 – Alacaklıya karşı, her
biri borcun mecmuundan mesul olmağı iltizam ettiklerini beyan eden müteaddit
borçlular arasında teselsül vardır.


             Böyle bir beyanın fikdanı halinde teselsül
ancak kanunun tayın ettiği hallerde olur.


             II – Alacaklı ve borçlu arasındaki
münasebet:


             1 – Hükümleri


             a) Müşterek borçluların mesuliyeti


             Madde 142 – Alacaklı müteselsil
borçluların cümlesinden veya birinden borcun tamamen veya kısmen edasını
istemekte muhayyerdir.


             Borcun tamamen edasına kadar bütün
borçluların mesuliyeti devam eder.


             b) Müşterek borçlulara ait defiler


             Madde 143 – Müteselsil borçlulardan
biri alacaklıya karşı onunla kendi arasındaki şahsi münasebetlerden veya
müteselsil borcun sebep veya mevzuundan tevellüt etmiş olanlardan maada bir şey
dermeyan edemez ve bütün borçlular arasında müşterek olan defileri dermeyan
etmediği halde onlara karşı mesul olur.


             c) Müşterek borçlulardan birinin şahsi
fiili


             Madde 144 – Hilafına makavele
olmadıkça müteselsil borçlulardan biri kendi fiili ile diğer borçluların
vaziyetlerini ağırlaştıramaz.


             2 – Müteselsil borcun sukutu


             Madde 145 – Tediyesi ile veya
yaptığı takas ile borcun tamamını veya bir kısmını iskat etmiş olan müteselsil
borçlulardan biri, sakıt olan borç nispetinde, diğer borçluları halas etmiş
olur.


             Eğer müteselsil borçlulardan biri borç
tediye olunmamış iken ondan tahallüs etmiş ise, diğer borçlular ancak halin
veya borcun mahiyetinin irae ettiği nispette bu beraetten istifade edebilirler.






112-24


 


             III – Müşterek borçlular arasındaki
münasebetler:


             1 – Taksim


             Madde 146 – Borcun mahiyetinden
hilafı istidlal olunmadıkça, müteselsil borçlulardan her biri alacaklıya
yapılan tediyeden birbirine müsavi birer hisseyi üzerlerine almağa mecburdur.
Ve hissesinden fazla tediyede bulunan, fazla ile diğerlerine rücu hakkını
haizdir.


             Birinden tahsili mümkün olmayan miktar,
diğerleri arasında mütesaviyen taksim olunur.


             2 – Halefiyet


             Madde 147 – Rücu hakkından istifade
eden müteselsil borçlulardan her biri, tediye ettiği miktar nispetinde
alacaklının haklarına halef olur.


             Alacaklı, diğerlerinin zararına olarak
müteselsil borçlulardan birinin vaziyetini iyileştirdiği takdirde bu fiilinin
neticelerini şahsan tahammül eder.


             (B) ALACAKLILARIN ARASINDA TESELSÜL:


             Madde 148 – Borcun tamamını
tediyesini istemek hakkını her birine bahş ettiğini borçlu beyan ettiği
hallerde, müteaddit alacaklılar arasında teselsül mevcut olacağı gibi kanunun
tayin ettiği maddelerde dahi bu nevi teselsül bulunur.


             Müteselsil alacaklılardan birine vakı
tediye ile borçlu bütün alacaklılara karşı beri olur.


             Alacaklılardan birinin icraya veya
mahkemeye müracaatından haberdar edilmedikçe borçlu onlardan dilediğine
tediyede muhayyerdir.


 


İKİNCİ FASIL 


Şarta bağlı borçlar


 


             (A) TALİKİ ŞART:


             I - Umumiyet itibariyle:


             Madde 149 – Bir akdin mevzuunu
teşkil eden borcun mevcudiyeti, meşkük bir hadisenin tahakkukuna talik edilmiş
ise o akit şarta bağlı akit olur.


             İki taraf hilafını kast etmedikleri halde
şarta bağlı akit, ancak şartın tahakkuku anından itibaren hüküm ifade eder.


             II - Şartın bağlı olduğu sıradaki
vaziyet:


             Madde 150 – Şart tahakkuk edinceye
kadar borçlu, borcun layıkı veçhile edasına mani olacak her nevi tasarruftan
içtinap etmekle mükelleftir.


             Şarta bağlı hakkı tehlikeye düçar edilen
alacaklı, alacağı mutlak olan alacaklıların haklarını muhafaza için yapmağa
salahiyettar oldukları tedbirleri ittihaz edebilir.


             Şartın tahakkukundan evvel yapılan temliki
her tasarruf, şartın hükümlerini ihlal ettiği nispette batıl olur.


             II - Fasıla esnasında tahakkuk eden
menfaatler:


             Madde 151 – Şartın tahakkukundan
evvel taahhüt olunan şey kendisine teslim olunan alacaklı, şartın tahakkuku
halinde, fasıla esnasında o şeyden elde ettiği menfaatlerede malik olur.


             Şart tahakkuk etmezse alacaklı elde ettiği
menfaatleri red ile mükelleftir.


             (B) İNFİSAHİ ŞARTLAR:


             Madde 152 – İnfisahı, meşkük bir
hadisenin tahakkukuna talik edilen akit, şartın tahakkuku anından itibaren
hüküm ifade etmez.


             Kaideten, infisah makabline şamil olmaz.





112-25


 


             (C) MÜŞTEREK HÜKÜMLER:


             I - Şartın tahakkuku:


             Madde 153 – Eğer şart, iki taraftan
birinin bizzat yapması lazım olmayan bir şeyin icrasından ibaret ise, o tarafın
vefatı halinde mirasçısı onun yerine kaim olabilir.


             II - Hileli mümanaat:


             Madde 154 – Şartın tahakkukuna iki
taraftan biri hüsnü niyet kaidelerine muhalif bir hareketle mani olursa, o şart
tahakkuk etmiş addolunur.


             III - Memnu şartlar:


             Madde 155 – Kanuna veya ahlaka
(adaba) mugayir bir fiil veya ihmal, şart olarak tayin edilmiş olduğu takdirde
bu şarta bağlı olan borç hükümsüz olur.


 


ÜÇÜNCÜ FASIL


Pey akçesi, zamanı rücu, ücret tevkifi ve cezai şart


 


             (A) PEY AKÇESİ VE ZAMANI RÜCU:


             Madde 156 – Bir kimse pey akçesi
verdiği takdirde, bunu zamanı rücu olarak değil; belki akdin inikadına delil
olmak üzere vermiş addolunur.


             Hilafına mahalli adet veya mukavele
olmadıkça, pey akçesini alan, matlubuna mahsup etmiyerek onu muhafaza eder.


             Zamanı rücu şart edildiği halde, akitlerden
her biri akitten rücu salahiyetini haiz addolunur. Pey akçesi vermiş olan rücu
ederse, verdiğini terk eder ve pey akçesini almış olan rücu ederse, aldığının
iki mislini iade eder. 


             (B) ÜCRET TEVKİFİ:


             Madde 157 – Hizmet akdinde mukavele
mucibince ücretin bir kısmı tevkif edildiği halde, hilafına şart veya adet
bulunmadıkça tevkif olunan ücret cezai şart olarak değil belki istihdam eden
kimsenin zararına karşılık olmak üzere tutulmuş addolunur.


             Bu tevkif, ancak amele ücretinin tazminat
ile mahsubu caiz olduğu nispette muteber
olur.                                                                  


             (C) CEZAİ ŞART:


             I - Alacaklının hakları:


             1 – İcra ile eda arasındaki münasebet


             Madde 158 – Akdin icra edilmemesi
veya natamam olarak icrası halinde tediye edilmek üzere cezai şart kabul
edilmiş ise, hilafına mukavele olmadıkça, alacaklı ancak ya akdin icrasını veya
cezanın tediyesini isteyebilir.


             Akdin muayyen zamanda veya meşrut mahalde
icra edilmemesi halinde tediye olunmak üzere cezai şart kabul edilmiş ise,
alacaklı hem akdin icrasını hem meşrut cezanın tediyesini talep edebilir. Meğer
ki alacaklı bu hakkından sarahaten feragat etmiş veya kayıt dermeyan etmeksizin
edayı kabul eylemiş olsun.


             Borçlunun, cezai şartı tediye ile akitten
rücu etmek hakkını ispat edebilmek salahiyeti mahfuzdur.


             2 – Ceza ile zarar arasındaki münasebet



             Madde 159 – Alacaklı zarara düçar
olmasa bile ceza lazım olur.


             Şart olunan ceza miktarından fazla zarara
düçar olan alacaklı, borçlunun bir kusuru olduğunu ispat etmedikçe fazlasını
isteyemez.





112-26


 


             3 – Fesih halinde alacaklının kısmen
vukubulan tediyeye müteallik hakları


             Madde 160 – Cezai şarta müteallik
hükümler, kısmen vakı olan tediyenin fesih halinde alacaklıya kalması şartını
mutazammın olan mukaveleyede, tatbik  olunur.


             Taksitle satışa dair olan hükümler
bakidir.


             II - Cezanın butlanı ve tenkisi:


             Madde 161 – Akitler, cezanın
miktarını tayinde serbesttirler.


             Ceza, kanuna veya ahlaka (adaba) muğayir
bir borcu teyit için şart edilmiş veya hilafına mukavele olmadığı halde borcun
ifası borçlunun mesuliyetini icap etmeyen bir hal sebebiyle gayri mümkün olmuş
ise, şart olunan cezanın tediyesi talep edilemez.


             Hakim, fahiş gördüğü cezaları tenkis ile
mükelleftir.


 


BEŞİNCİ BAP


Alacağın temliki ve borcun nakli


 


             (A) ALACAĞIN TEMLİKİ:


             I - Şartları:


             1 – Rızai temlik 


             a) Cezaevi


             Madde 162 – Kanun veya akit ile
veya işin mahiyeti icabı olarak menedilmiş olmadıkça borçlunun rızasını
aramaksızın alacaklı, alacağını üçüncü bir şahsa temlik edebilir.


             Borçlu, alacağın temlik edilmemesi şart
edilmiş olduğunu bu şartı ihtiva etmeyen bir ikrarı bilkitabeye istinat ile,
alacağını temellük eden üçüncü bir şahsa karşı iddia edemez.


             b) Akdin şekli


             Madde 163 – Tahriri şekilde
yapılmış olmadıkça alacağın temliki muteber olmaz.


             Bir alacağın temlikini va'detmek, hususi
şekle tabi değildir.


             2 – Kanuni veya kazai temlik


             Madde 164 – Alacağın temliki kanun
veya mahkeme kararı mucibince vuku bulduğu halde bir güna merasime tabi
olmaksızın ve evvelki alacaklı tarafından rıza izhar edilmesine bile ihtiyaç
bulunmaksızın üçüncü şahıslara karşı dermeyan edilebilir.


             II - Temlikin hükümleri:


             1 – Borçlunun vaziyeti


             a) Hüsnüniyetle yapılan tediye


             Madde 165 – Temlik veya temellük
eden tarafından alacağın temlik olunduğu kendisine bildirilmezden mukaddem
evvelki alacaklıya ve mütevali temlikler vaki olmuş ise alacağı temellük
edenlerden tercihi lazım gelen biri var iken diğerine hüsnü niyetle tediyede
bulunan borçlu, beri olur.


             b) Tediyeden imtina ve tevdi


             Madde 166 – Aidiyeti münazaalı
bulunan bir alacağın borçlusu tediyeden imtina edebilir ve alacağı mahkemeye
tevdi ile borçtan beri olur.


             Borçlu, alacağın münazaalı olduğunu
bildiği halde tediyede bulunursa, tehlike ve hasarı kendisine ait olur.





112-27


 


             İki alacaklı arasındaki dava henüz
görülmekte ve borç muaccel ise her biri borçluyu, borcu olan meblağı tevdie
icbar edebilir.


             c) Borçluya ait defiler


             Madde 167 – Borçlu, temlike vakıf
olduğu zaman; temlik edene karşı haiz olduğu defileri, temellük edene karşı
dahi dermeyan edebilir.


             Borçlunun matlubu temlik eden zimmetinde
temlike vakıf olduğu zaman müeccel bir alacağı var idise bu alacağın temlik
edilen matluptan sonra muacceliyet iktisap etmiş olmaması şartiyle borç ile
takas edilmesini talep edebilir.


             2 – Fer'i hakların ve senetlerin ve
esbabı sübutiyenin devri


             Madde 168 – Alacağın temlikinde,
temlik eden kimsenin şahsına has olanlardan maada rüçhan hakları ve diğer
müteferri haklar dahil olur.


             Temlik eden kimse, temellük edene alacak
senedini teslim ve mevcut esbabı sübutiyeyi ve haklarının izhar için lüzumlu
olan malümatı ita ile mükelleftir.


             Gecikmiş faizler, asıl alacak ile birlikte
temlik edilmiş addolunur.


             3 – Zaman


             a) Umumiyet itibariyle


             Madde 169 – Alacağın temliki ıvaz
mukabilinde icra edilmiş ise temlik eden kimse alacağın temlik zamanında
mevcudiyetini zamındır.


             Ayrıca taahhüt etmedikçe borçlunun
aczinden mesul değildir.


             Temlik meccanen vakı olmuş ise temellük
eden kimse alacağın mevcudiyetini dahi zamın olmaz.


             b) Tediye makamına yapılan temlik


             Madde 170 – Tediye makamına kaim
olmak üzere bir alacak temlik edilipte ne miktar tenzil edileceği tayin
edilmemiş ise temellük eden kimse ancak borçludan bilfiil tahsil ettiği yahut
lazım olan ikdamı sarf eylediği halde tahsil etmiş olduğu miktarı kendi
alacağına mahsup etmekle mükelleftir.


             c) Zamanın şümulü


             Madde 1 – Temlik eden zaman ile
mükellef ise; temellük edene karşı ancak resülmal ve faiz olarak almış olduğu
miktar nispetinde mesuldür. Bundan başka temlikin mucip olduğu ve alacaklının
borçluya karşı semeresiz takibi dolayısiyle ihtiyar ettiği masraflarıda zamin
olur.


             Temlik, kanun icabı vakı olmuş ise evvelki
alacaklı, ne alacağın mevcudiyetine ne de borçlunun eda kabiliyetine kefildir.


             III - Hususi kaidelerin mahfuziyeti:


             Madde 172 – Bazı hakların temlikine
mahsus olarak kanunen muayyen olan hükümler bakidir.


             (B) BORCUN NAKLİ:


             I - Borçlu ve borcun nakli müteahhidi:


             Madde 173 – Bir borçluya karşı
yapılan, borcun nakli taahhüdü, müteahhidi ya borcu tediye etmek yahut
alacaklının rızasını istihsal ederek borcu üzerine almak suretiyle borçlunun
beraetini tahsile mecbur eder.


             Borçlu, borcun nakli müteahhidine karşı
borcun nakli akdinden mütevellit borçlarını ifa etmedikçe, müteahhit aleyhine
taahhüdünü ifa için dava ikame edemez.





112-28


 


             Borçtan beraet etmemiş olan evvelki
borçlu, borcun nakli müteahhidinden teminat isteyebilir.


             II
- Nakil müteahhidi ile borçlu arasındaki akit:


             1 – İcap ve kabul


             Madde 174 – Evvelki borçlunun
yerine yenisinin kaim olması ve borçtan beraeti borcun naklı müteahhidi ile
alacaklı arasında yapılacak akit ile vukubulur.


             Bu akdin icap edildiği, borcun nakli
müteahhidi veya onun müsaadesiyle evvelki borçlu tarafından borcun nakli
mukavelesinin alacaklıya bildirilmesinden istidlal olunabilir.


             Alacaklının rızası ya sarih olur veya
halin icabından anlaşılır. Alacaklı ihtirazi kayıt dermeyan etmeksizin borcun
nakli müteahhidinin tediyesini kabul eder veya bunun borçlu sıfatı ile yaptığı
diğer her hangi bir muameleye razı olursa borcun naklini kabul etmiş addolunur.



             2 – İptal olunan icap


             Madde 175 – İcap, alacaklı
tarafından her zaman kabul edilebilir. Şu kadarki borcun nakli müteahhidi veya
borçlu kabul için bir mehil tayin edebilir ve bu mehlin inkızasına kadar
alacaklı süküt ederse icap, reddolunmuş addedilir.


             Borcun nakli hakkında vukubulan icabın
kabulünden evvel yeni bir borcun nakli mukavelesi yapılır ve borcun naklinin
yeni müteahhidi alacaklıya icapta bulunursa, birinci icabı yapan beri olur.


             III - Borçlunun değişmesinin hükmü:


             1 – Borcun ferileri


             Madde 176 – Borçlu değişmiş olsa
bile borçlunun şahsına hasolanlardan maada müteferri haklar, baki olur.


             Bununla beraber borcu temin için bir rehin
tesis etmiş olan üçüncü şahsın ve kefilin mesuliyetleri ancak borcun nakline
razı oldukları halde devam eder.


             2 – İstisnalar


             Madde 177 – Nakledilen borca
müteferri hakları dermeyan etmek hakkı, borçludan yenisine geçer.


             Yeni borçlu alacaklı ile yapılan akitten
hilafı anlaşılmadıkça evvelki borçlunun alacaklıya karşı dermeyan edebileceği
şahsi defilerde bulunamaz.


             Yeni borçlu borcun naklini tevlit etmiş
olan hadiseler dolayısiyle evvelki borçluya karşı dermeyan edebileceği defileri
alacaklıya karşı kullanamaz.


             IV - Akdin iptali:


             Madde 178 – Borcun nakli mukavelesi
iptal edildiği halde, hüsnü niyet sahibi üçüncü şahıslara ait olan haklar baki
kalmak üzere evvelki borç, bütün feri'leriyle birlikte avdet eder.


             Bundan başka akdin iptali ve ika olunan
zarar kendisine isnat olunamıyacağını nakil müteahhidi ispat edemez ise,
alacaklı, evvelce müesses teminatı zayi etmesi dolayısiyle veya diğer her hangi
bir suretle düçar olduğu zararı nakil müteahhidine tazmin ettirebilir.


             V - Bir Mamelekin veya bir işletmenin
devralınması:


             Madde 179 – (Değişik: 29/6/1956 -
6763/41 md.)


             Bir
mameleki veya bir işletmeyi aktif ve pasifleriyle birlikte devralan kimse, bunu
alacaklılara ihbar veya gazetelerde ilan ettiği tarihten itibaren onlara karşı





112-29


 


 mamelekin veya işletmenin borçlarından mesul olur; şu
kadar ki, iki yıl müddetle evvelki borçlu dahi yenisiyle birlikte müteselsilen
mesul kalır; bu müddet muaccel borçlar için ihbar veya ilan tarihinden ve daha
sonra muaccel olacak borçlar için de muacceliyet tarihinden itibaren işlemeye
başlar.


             Borçların bu suretle naklinin hükümleri,
tek bir borcun nakli akdinden doğan hükümlerin aynıdır.


             VI - Bir işletmenin diğeriyle birleşmesi
ve şeklini değiştirmesi:


             Madde 180 – (Değişik: 29/6/1956 - 6763/41
md.)


             Bir işletme diğer bir işletme ile aktif
veya pasiflerin karşılıklı olarak devralınması suretiyle birleştirilse, her iki
işletmenin alacaklıları bir mamelekin devralınmasından doğan hakları haiz olup
bütün alacaklarını yeni işletmeden alabilirler.


             Evvelce hakiki veya hükmi tek bir şahsa
ait olup da kollektif veya komandit şirket haline konulan bir işletmenin
borçları hakkında da aynı hüküm tatbik olunur.


             VII - Taksim halinde ve gayrimenkulün
bey'i halinde:


             Madde 181 – Miras taksimindeki ve rehin ile mukayyet
gayrimenkullerin bey'indeki borcun nakline mütedair hususi hükümler bakidir.


                                                                  İKİNCİ
KISIM


                                                             Aktin
muhtelif nevileri


                                                                  ALTINCI
BAP


                                                                   Beyi
ve trampa


                                                                 BİRİNCİ
FASIL


                                                                 Umumi
hükümler


             (A) İKİ TARAFIN HAK VE VAZİFELERİ:


             Madde 182 – Beyi bir akittirki onunla bayi, satılan malı
müşterinin iltizam  ettiği semen mukabilinde müşteriye teslim ve mülkiyeti ona
nakleylemek borcunu tahammül eder.


             Hilafına adet veya mukavele mevcut değil
ise bayi ile müşteri borçları aynı zamanda ifa etmekle mükelleftirler.


             Hale göre tayini mümkün olan semen,
tesmiye edilmiş hükmündedir.


             (B) NEFİ VE HASAR:


             Madde 183 – Halin icabından veya hususi şartlardan mütevellit
istisnaların maadasında, satılan şeyin nefi ve hasarı akdin in'ikadı anından
itibaren müşteriye intikal eder.


             Bununla beraber yalnız nevan tayin edilmiş
olan mebiin ayırt edilmiş olmasıda lazımdır ve başka bir yere gönderilecek ise
bayiın bu maksata mebi üzerinden yedini refetmiş bulunmasıda şarttır.


             Taliki şart ile yapılan akitlerde temlik
edilen şeyin nefi ve hasarı ancak şartın tahakkuku anından itibaren iktisap
edene geçer.


                                                                  İKİNCİ
FASIL


                                                                     Menkul
bey'i


             (A) MEVZUU:


             Madde 184 – Menkul bey'i, araziden veya gayrimenkul olmak üzere
tapu siciline kaydedilen haklardan başka her türlü şeyin bey'idir.





112-30


 


             Mahsul veya yıkılması matlup bir binanın
enkazı veya taş ocağından çıkarılacak taşlar gibi bir gayrimenkulden
ayrıldıktan sonra menkul olarak mülkiyeti nakledilecek mütemmim cüzülerin
satılmasıda menkul bey'idir.


             (B) BAYİİN BORÇLARI:


             I - Teslim:


             1 – Teslim masrafları


             Madde 185 – Hilafına adet veya
mukavele mevcut değil ise ölçmek ve tartmak gibi teslim masrafları bayie, senet
yapmak ve mebii kabzetmek için yapılan masraflar müşteriye aittir.


             2 – Nakil masrafları


             Madde 186 – Hilafına adet veya
mukavele mevcut değil ise, satılan şeyin teslim mahallinden başka bir yere
nakli lazım geldiği zaman, nakil masrafları müşteriye aittir.


             Masrafsız teslim şart edilmiş ise bayi
nakil masraflarını üzerine almış addolunur.


             Liman ve gümrük masrafı olmaksızın teslim
mukavele edilmiş ise bayi ihracat, transit ve ithalat rüsumunu üzerine almış
addolunur; fakat eşyanın müşteri tarafından kabzedildiği zamanda istifa edilen
istihlak rüsumunu deruhde etmiş sayılmaz.


             3 – Bayiin temerrüdü


             a) Ticari alım satımlar


             Madde 187 – Ticari muamelelerde
teslim için bir zaman tayin edilmiş olupta bayi temerrüt ederse müşterinin
teslim talebinden vaz geçerek ademi ifa sebebi ile zarar ve ziyan isteyeceğini
kabule cevaz vardır.


             Müşteri teslimini istemek niyetinde ise
muayyen müddetin inkızasında bayii bundan haberdar etmesi lazımdır.


             b) Tazmin borcu ve zararın nasıl hesap
edileceği


             Madde 188 – Borcu ifa etmeyen bayi,
müşteriye bu yüzden terettüp eden zararı zamın olur.


             Ticari muamelesinde bayi, borcunu ifa
etmezse müşteri mebiin semeni ile kendisine teslim edilmiyen şey yerine bir
diğerini almak için hüsnü niyetle verdiği semen arasındaki farkı bayie tazmin
ettirebilir.


             Mebi, borsaya kayıt ve kabul edilmiş olan
veya cari fiatı bulunan mallardan ise müşteri yerine bir diğerini almağa muhtaç
olmaksızın mebiin semeni ile teslim için muayyen olan günün fiatı arasındaki
farkı zarar ve ziyan olmak üzere isteyebilir.


             II - Zapta karşı teminat:


             1 – Teminat borcu


             Madde 189 – Bayi, satılan şeyin bir
üçüncü şahıs tarafından bey'in akdi zamanında mevcut bir hak sebebi ile tamamen
veya kısmen zaptedilmesinden müşteriye karşı mesul ve
zamındır.                                                       


             Müşteri zabıt tehlikelerinden bey'in
in'ikadı zamanında haberdar idise bayi, yalnız tahsisan iltizam ettiği kefalet
hasebiyle mesul ve zamın olur.


             Bayi üçüncü şahsa ait olan hakkı bilerek
gizlemiş ise, zaman ve mesuliyetini refi veya tahdit yolunda kararlaşmış olan
şart batıldır.





112-31


 


             2 – Usulü muhakeme


             a) Davayı ihbar


             Madde 190 – Mebiin zaptı ile tehdit
edilen müşteri, aleyhine ikame edilen davayı zamanla mükellef olan bayie ihbar
ettiği zaman bayi halin icabına göre ve usulü muhakemeye tevfikan ya müşteri
lehinde davaya müdahalede yahut müşteri makamına kaim olarak üçüncü şahsa karşı
husumet ve müdafaada bulunmağa mecburdur.


             İhbar, müdahale ve müdafaaya müsait bir
zamanda yapılmış ise müşterinin aleyhinde hasıl olan neticei hükmiye müşterinin
hilesi veya ağır bir hatası eseri olduğu ispat edilmedikçe bayyiede sari olur.


             Davanın ihbar edilmemesi mesuliyeti bayie
isnat edilemiyen hallerde bayi, kendisine zamanında haber verilmiş olması farz
ve takdirinde ne derece daha müsait bir neticei hükmiye istihsal
edilebileceğini ispat ederse mesuliyetten o derecede beri olur.


             b) Mahkeme kararı olmaksızın iade


             Madde 191 – Müşteri, bayii vaktinde
davadan haberdar ve kendi namına müdafaa ve husumette bulunmasını talep ve
ihtar edipte dinletememiş ise; üçüncü şahsın mebi üzerindeki hakkını hüküm
beklemeksizin hüsnü niyetle tanımış yahut istihkak müddeisiyle sulh akdetmiş
olsa bile, bayie zaman terettüp eder.


             3 – Müşterinin hakları


             a) Tamamen zabıt halinde


             Madde 192 – Mebiin tamamen
zaptolunması halinde beyi münfesih addolunur ve müşteri bayiden aşağıdaki
taleplerde bulunabilir:


             1 – Mebiden istihsal ettiği veya
istihsalini ihmal ettiği semereler tenzil edilmek üzere tediye etmiş olduğu
semenin faiziyle birlikte iadesini.


             2 – Mebii zapteden üçüncü şahıstan
mutalebe edemiyeceği sarfiyatı.


             3 – Davayı bayie ihbar etmekle içtinap
edilmesi mümkün olanlar müstesna olmak üzere bütün muhakeme masraflariyle
muhakeme haricindeki  masrafları.


             4 – Doğrudan doğruya mebiin zaptından
mütevellit diğer zarar ve ziyanları.


             Bayi, hiç bir hatanın kendisine isnadı
kabil olmadığını ispat etmedikçe müşteriye mebiin zaptı yüzünden terettüp eden
diğer her türlü zararıda tazmin etmekle mükelleftir.


             b) Kısmen zabıt halinde


             Madde 193 – Satılan şey kısmen
zaptedildiği yahut bayiin kefil olduğu ayni bir mükellefiyetle takyit edilmiş
bulunduğu halde müşteri bey'in feshini talep edemeyip yalnız bu yüzden düçar
olduğu zararın tazminini isteyebilir.


             Şu kadarki mebiin bu ayıbını bilmiş olsa
onu satın almayacağı hal karinesiyle anlaşılıyorsa her halde feshi dava
edebilir.


             Bu takdirde müşterinin bayie mebiin
zaptedilmeyen kısmını o zamana kadar istihsal etmiş olduğu menfaatlerle
birlikte iade etmesi lazım gelir.


             III - Mebiin ayıptan salim olmasını
tekeffül:


             1 – Mevzuu


             a) Umumiyet itibariyle


             Madde 194 – Bayi   müşteriye  
karşı   mebiin   zikir   ve   vadettiği   vasıflarını   mütekeffil   olduğu   gibi   maddi   veya   hukuki  
bir   sebeple   kıymetini   veya   maksut   olan





112-32


 


menfaatini izale veya ehemmiyetli bir suretle tenkis
eden ayıplardan salim bulunmasını da mütekeffildir.


             Bayi, bu ayıpların mevcudiyetini bilmese
bile onlardan mesuldür.


             b) Hayvan alım satımında


             Madde 195 – Hayvan alım satımında
bayi tahriren kefalet etmedikçe yahut müşteriyi iğfal etmiş olmadıkça tekeffül
etmiş addolunmaz.


 


             2 – Tekeffüle karşı


             Madde 196 – Bayi, mebiin ayıbını
müşteriden hile ile gizlemiş ise bey'ide tekeffül hükmünü iskat veya tahdit
eden her şart batıldır.


             3 – Müşterinin bildiği ayıplar


             Madde 197 – Bayi, müşterinin bey'i
zamanında malümu olan ayıptan mesul olmadığı gibi mebii kafi derecede muayene
etmekle fark etmiş olacağı ayıptanda ancak bunun mevcut olmadığını temin etmiş ise
mesul olur.


             4 – Keşif ve muayene ve bayie ihbar


             a) Umumiyet itibariyle


             Madde 198 – Müşteri kabz ettiği
mebiin halini örf ve adete göre imkan hasıl olur olmaz muayene etmek borcu ile
mükellef olup mebi de bayiin tekeffül altında olan bir ayıp gördüğü zaman bunu
derhal bayie ihbar etmesi lazım gelir.


             Bunu ihmal ettiği halde mebii kabul etmiş
sayılır. Meğerki mebide adi bir muayene ile meydana çıkarılamıyacak bir ayıp
bulunsun.


             Bu kabilden bir ayıp sonradan meydana
çıkarsa derhal bayie ihbar edilmelidir. Aksi takdirde, mebi bu ayıp ile beraber
kabul edilmiş addolunur.


             b) Hayvan alım satımında


             Madde 199 – Hayvan alım satımında
kefalet müddeti tahirren tayin edilmemiş olupta kefalet hayvanın bir vasfına
müteallik değil ise mebide keşfedilen ayıptan bayiin mesuliyeti, teslim vakı
olduğu veya müşterinin kabızda temerrüdü tahakkuk ettiği günden itibaren dokuz
gün içinde bayie ihbar edilmekle beraber hayvanın ehli vukuf marifetiyle
muayenesinin icrası yine bu müddet zarfında merciinden talep olunmasına
mütevakkıftır.


             Hakim, ehli vukuf raporunu serbestçe
takdir eder.


             5 –  Bayiin hilesine müterettip
hükümler


             Madde 200 – Müşteriyi iğfal etmiş
olan bayi, ayıbın kendisine vaktinde ihbar edilmemiş olduğunu ileri sürerek
mesuliyetten kurtulamaz.


             6 – Başka mahalden vakı olan beyi


             Madde 201 – Başka bir mahalden
gönderilen mebiin ayıplı olduğunu iddia eden müşteri, bulunduğu yerde bayiin
mümessili yok ise mebiin muhafazası için lazım gelen tedbirleri muvakkaten
ittihaz etmekle mükelleftir. Müşteri, ayıplı olduğunu iddia ettiği mebii
muhafaza için icabeden tedbirleri yapmaksızın bayie  gönderemez.


             Müşteri, vakit kaybetmeksizin mebiin
halini usulen tasdik ettirmekle mükelleftir. Aksi halde, iddia olunan ayıbın
mebi kendisine vasıl olduğunu zaman mevcut bulunduğunu ispat etmeğe mecbur
olur.


             Mebiin az zamanda bozulmak korkusu varsa
müşterinin onu bulduğu yerde mercii marifetiyle sattırmağa salahiyeti ve hatta
bayiin menfaati böyle iktiza ediyorsa mecburiyeti vardır. Müşteri, her halde
bayii mümkün olan süratle keyfiyetten haberdar etmekle mükellef ve etmediği
takdirde zarar ve ziyan davasına maruzdur.





112-33


 


             7 – Tekeffüle müstenit dava


             a) Bey'in feshi yahut semenin tenzili


             Madde 202 – Bayiin tekeffülü
altındaki mebiin ayıbı anlaşıldığı zaman müşteri muhayyerdir. Dilerse mebii
redde hazır olduğunu beyanla bey'in fesh edilmesini, dilerse mebii alıkoyup
kıymetinin noksanı mukabilinde semenin tenzil olunmasını dava eder.


             Hakim, müşterinin mebii ret davası üzerine
hal icabı bey'in feshini muhik göstermiyorsa semenin tenzili ile iktifa
edebilir.


             Kıymetinin noksanı mebiin semenine müsavi
ise müşteri ancak bey'in feshini talep edebilir.


             b) Mebiin tebdili


             Madde 203 – Mebi, miktarı muayyen
misli şeylerden ise müşteri dilerse fesih veya semenin tenzilinden hiç birini
talep etmeyip mebiin ayıptan ari mislile değiştirilmesini dava edebilir.


             Mebi, başka bir yerden gönderilmiyorsa
bayiin de müşteriye derhal ayıptan ari mislini teslim ve müşterinin düçar
olduğu zararı tamamen tazmin ederek  aleyhine ikame edilecek davadan kurtulmağa
salahiyeti vardır.


             c) Mebiin zıyaı halinde bey'in feshi


             Madde 204 – Mebiin ayıp sebebi ile
yahut kazaen telef ve ziyaa veya hasara uğraması, ayıptan dolayı feshi davaya
mani olmaz. Bu takdirde müşterinin red ile mükellef olduğu şey mebiden elinde
kalandır.


             Mebi müşterinin taksiri yüzünden telef
olmuş yahut müşteri onu başkasına temlik veya şeklini tağyir etmiş ise ancak
kıymet noksanına mukabil semenin  tenzilini dava edebilir.


             8 – Feshin hükümleri


             a) Umumiyet itibariyle


             Madde 205 – Beyi fesh edilince
müşteri bayie mebi ile beraber ondan istihsal ettiği menfaatleri iade etmekle
mükelleftir.


             Bayiin
müşteriye almış olduğu semeni faiziyle beraber iade ettikten başka mebiin
tamamen zaptı halinde olduğu gibi muhakeme masrafiyle müşterinin mebia vaki
olan masrafları ödemesi lazımdır. Bayi bunlardan maada  müşteriye ayıplı mal
teslim etmesinden doğrudan doğruya tevellüt etmiş olan zararı da ayrıca tazmin
etmeğe mecburdur.


             Bayi, kendisine hiç bir kusur isnat
edilemiyeceğini ispat etmedikçe müşterinin diğer her türlü zararlarını tazmin
etmeğe borçludur.


             b) Birden ziyade malın bey'i halinde
fesih


             Madde 206 –  Bİrden ziyade şey veya
parça birlikte satılmış olupta bunlardan bazısı ayıplı çıktığı halde fesih,
ancak, ayıplı çıkanlar hakkında dava olunabilir.


             Şu kadarki ayıplı kısmın diğerinden
tefriki müşteriye veya bayie ehemmiyetli bir zarar husule gelmeksizin mümkün
olmazsa, feshin bütün mebie teşmili zaruri olur.


             Mebiin aslı hakkında bey'in feshi, ayrı
semen beyan edilerek satılmış olsa bile ferilerinede şamil olur; amma feriler
hakkındaki fesih mebiin aslına şamil olmaz.


             9 – Müruru zaman


             Madde 207 – Bayi daha uzun müddet
için kefalet etmemiş ise, mebii ayıba karşı tekeffülden mütevellit her türlü
dava, mebideki ayıp daha sonra meydana çıksa bile müşteriye teslim vukuundan
itibaren bir sene geçmekle sakıt olur.





112-34


 


             Fakat müşterinin, bayi tarafından aleyhine
ikame edilen davaya karşı mebiin tesliminden itibaren bir sene geçmeksizin
ihbar ettiği ayıptan dolayı defi hakkı sene geçmekle sakıt olmayıp devam eder.


             Bayi müşteriyi iğfal etmiş ise bu bir
senelik müruru zamandan istifade edemez.


             (C) MÜŞTERİNİN BORÇLARI:


             I - Semenin edası ve mebiin kabzı:


             Madde 208 – Müşteri bey'i aktinde
mukarrer olan surete tevfikan semeni eda ve kendisine mukarrer olan şartlar
dairesinde arzedilen mebii kabz etmekle mükelleftir.


             Hilafına adet veya mukavele mevcut değil
ise, kabzın derhal vukuu lazımdır.


             II - Semenin tayini:


             Madde 209 – Müşteri kat'i sipariş
yapmış fakat semeni tayin etmemiş ise beyi siparişin yapıldığı gün ve mahalde
cari fiat üzerinden aktedilmiş sayılır.


             Semen, mebiin veznine göre hesap
ediliyorsa darası tenzil olunur.


             Ticarette bazı emtianın semenin gayri safi
vezin üzerinden yahut muayyen bir miktar veya yüzde şu kadar tenzil edilerek
hesap edilmesi yolundaki hususi taamüller mahfuzdur.


             III- Semene istihkak ve semenin faizi:


             Madde 210 – Hilafına mukavele
mevcut değil ise mebi müşterinin yedine girince bayi semene müstehak olur.


             Adet bu yolda ise yahut müşteri mebiden
semene veya diğer türlü hasılat istifa imkanını elde etmiş ise mebiin semeni
mücerret vadeye nazaran müşteri tarafından vukua gelen temerrüt üzerine
müterettip hükümlerden başka hatta hiç bir ihtar dahi yapılmaksızın faize
tabidir.


             IV - Müşterinin temerrüdü:


             1 – Bayiin fesih hakkı


             Madde 211 – Mebi ancak semenin
tediyesinden sonra veya tediyesi akabinde teslim edilmek lazım gelen hallerde
müşteri tediyeden temerrüt ederse, bayi hiç bir merasime muhtaç olmaksızın
bey'i feshedebilir.


             Fakat bu hakkını kullanmak istiyorsa
keyfiyetten müşteriyi derhal haberdar etmekle mükelleftir.


             Mebi, müşteriye teslim edilmiş ise bayi bu
hakkı sarahaten muhafaza etmiş olmadıkça bey'i feshedilip mebii istirdat
edemez.


             2 – Zarar ve ziyan nasıl hesap
edileceği


             Madde 212 – Ticari muamelelerde
bayi, mebiin semenini tediyeden temerrüt eden müşteriden, bu semenle mebii
diğerine hüsnü niyetle sattığı semen arasındaki farktan ibaret olan zarar ve
ziyanı istiyebilir.


             Mebi borsada mukayyet olan veya cari
fiyatı bulunan emtiadan ise, bayi, bunu diğerine satmağa muhtaç olmaksızın
mebiin semeni ile tediye için muayyen olan vade gününün fiyatı arasındaki farkı
zarar ve ziyan olmak üzere müşteriden talebedebilir.


ÜÇÜNCÜ FASIL 


Gayrimenkul bey'i


             (A) AKDİN ŞEKLİ:


             Madde 213 – Gayrimenkul bey'i muteber olmak için resmi senede raptedilmek şarttır.
Gayrimenkule dair beyi vadi ve bey'i bilvefa ve istimlak mukavelesi





112-35


 


resmi senede raptedilmedikçe muteber değildir.
Mukaveleden mütevellit şuf'a hakkı için tahriri şekil kafidir.


(B)    ŞARTLA BEYİ VE MÜLKiYETİN MUHAFAZASI:


             Madde 214 – Bir gayrimenkulün
şartla bey'i halinde şart tahakkuk etmedikçe beyi, tapu siciline kaydedilmez.


             Mülkiyetin bayi uhdesinde mahfuziyetine
dair olan şart dahi tescil olunmaz.


             (C) TEKEFFÜL:


             Madde 215 – Hilafına mukavele
mevcut değil ise, satılan gayrimenkul beyi senedinde yazılı olan ölçü miktarını
ihtiva etmediği takdirde; bayi, noksanını müşteriye tazmin etmekle mükelleftir.
Satılan gayrimenkul resmi bir mesahaya müsteniden sicilde yazılı olan ölçü
miktarını ihtiva etmediği takdirde, bayi, tahsisen taahhüt altına girmemiş ise
tazmin ile mükellef değildir.


             Bir binanın ayıplı olmasından mütevellit
ve tekeffüle müstenit davalar mülkiyetin devrinden beş sene geçmekle sakıt
olur.


             (D) MENFAAT VE MUHATARA:


             Madde 216 – Mebiin müşteri
tarafından kabzedilmesi için mukavele ile bir müddet tayin edildiği halde onun
nefi ve hasarının müşteriye intikal etmemesi asıldır.


             (H) MENKUL BEY'İ HAKKINDAKİ HÜKÜMLERE
MÜRACAAT:


             Madde 217 – Menkul bey'ine
müteallik hükümler, kıyas tarikiyle gayrimenkul bey'ine de tatbik olunur.


DÖRDÜNCÜ FASIL


Bey'in bazı nevileri


             (A) NÜMUNE ÜZERİNE BEYİ:


             Madde 218 – Nümune üzerine beyide
nümune kendisine tevdi edilen taraf, yedindeki nümunenin kendisine teslim
edilen nümune olduğunu ispata mecbur olmayıp nümunenin şekli değişse bile bu
tagayyür muayenenin zaruri icabatından ise söz ile tasdik olunur; diğer tarafın
her halde hilafını ispata hakkı vardır.


             Nümune müşterinin velev kusuru olmaksızın
yedinde bozulmuş veya zıyaa uğramış ise bayi mebıin nümuneye muvafakatini ispat
ile mükellef tutulmayıp, aksini iddia eden müşterinin, ispat etmesi lazımgelir.



 


             (B) TECRÜBE VE MUAYENE ŞARTİYLE BEYİ:


             I - Mahiyeti:


             Madde 219 – Tecrübe veya muayene
şartiyle beyide, müşteri mebii kabul yahut reddetmekte serbesttir. Mebi
müşterinin yedine geçmiş olsa bile kabul edilinceye kadar bayiin mülkünde
kalır.


             II - Bayiin nezdinde muayene:


             Madde 220 – Muayene bayiin nezdinde
icra edilmek icabedip te müşteri mebi mukavelenin veya adetin tayin ettiği
müddet içinde kabul etmediği halde bayi serbest olur.


             Böyle bir müddet tayin edilmemiş ise, bayi
münasip bir müddet geçtikten sonra mebii kabul veya reddetmesini, müşteriye
ihtar edebilir; derhal cevap verilmezse serbest olur.





112-36


 


             III - Müşteri nezdinde muayene:


             Madde 221 – Mebi muayene
edilmeksizin müşteriye teslim edildiği takdirde, mukavelenin veya adetin tayin
ettiği müddet içinde ve böyle bir müddet tayin etmiş değil ise bayiin ihtarı
akabinde müşteri bey'i kabul etmediğini beyan veya bayie reddetmezse, beyi
tekemmül etmiş addolunur. Müşterinin, semeni ihtirazi kayıt beyan etmeksizin
tamamen veya kısmen tesviye veya mebii tecrübe için zaruri olan suretten başka
bir surette tasarruf edilmesiyle de beyi tamam olmuş     


olur.


             (C) TAKSİTLE BEYİ:


             I - Bayiin muhayyerliği:


             Madde 222 – Menkul bir mal semeni
taksitle tesviye edilmek şartiyle beyi ve teslim edilip te müşteri taksitlerden
birini tediyeden temerrüt ettiği halde bayi o taksitin tediyesini talep
edebileceği gibi kendisi için bu hakkı muhafaza etmiş ise mebiin mülkiyetini
iddia veya bey'i feshedebilir.


             II - Bayiin diğer hakları:


             Madde
223 – Mebiin mülkiyetini iddia eden
bayi hakkında mülkiyeti muhafaza şartına müteallik olan hükümler tatbik olunur.



             Bayi bey'i feshettiği halde bayi ve
müşterinin her biri, diğerinden aldığı şeyi iade ile mükelleftir. Bayi her
halde münasip bir icar bedeli talep edebileceği gibi mebi bozulmuş ise tazminat
dahi istiyebilir.


             Müşteriye bundan ziyade borç tahmil eden
mukaveleler batıldır.


             III - Muacceliyet şartları:


             Madde 224 – Taksitlerden birinin
tediye edilmemesi halinde semenin mecmuunun muacceliyet kesbetmesi şart edilmiş
ise bayiin bu şarttan istifade edebilmesi müşterinin iki mütevali taksiti
vermekten temerrüt etmesine ve bu iki taksit mecmuunun semenin en aşağı onda
birini teşkil eylemesine mütevakkıftır.


             (D) MÜZAYEDE:


             I - Bey'in inikadı:


             Madde 225 – Cebri müzayedelerde
beyi, müzayede memurunun ihalesiyle münakit olur.


             Herkesin iştirak edebildiği ihtiyari ve
aleni müzayedelerde beyi, bayiin ihalesiyle münakit olur. Bayi buna muhalif bir
arzu beyan etmemiş ise, müzayedeyi idare eden kimsenin, müzayede edilen malı en
çok verene ihale etmeğe hakkı vardır.


             II - Müzayedenin butlanı:


             Madde 226 – Kanuna veya ahlaka
(adaba) mugayir tertibatla müzayedeye fesat karıştırılmış ise her alakadar
tarafından on gün zarfında itiraz edilebilir. Bu itiraz cebri müzayedelerde
icra ve iflas muamelelerine nezaret eden makamlara ve diğer hallerde mahkemeye
arz olunur.


             III - Müzayede iştirak edenin ne zaman
mülzem olacağı:


             1 – Umumiyet itibariyle


             Madde 227 – Müzayedeye iştirak eden
kimse, beyi için muayyen olan şartlar dairesinde, teklifiyle mülzem olur.
Hilafına bir şart mevcut değil ise pey sürenin mülzemiyeti kendisinden fazla
veren zuhur etmesiyle yahut teklifinin müzayede hitamında mutat olan nidalar
akibinde kabul olunmıyarak ihalenin icra edilmemesiyle zail olur.





112-37


 


             2 – Gayrimenkul müzayedesi


             Madde 228 – Gayrimenkul
müzayedesinde ihalenin veya ihalenin reddinin müzayede akebinde vukuu lazımdır.
Pey süren kimsenin müzayededen sonra mülzemiyetinin imtidadını mutazammın şart
batıldır. Şu kadarki bu hüküm cebri müzayedeler ile ihalenin resmi bir merci
tarafından tasdika muhtaç olduğu hallerde tatbik olunmaz.


             IV - Tediyenin peşin olması lüzumu:


             Madde 229 – Hilafı, beyi'de şart
edilmemiş ise ihale bedelinin peşin tediyesi lazımdır. İhale bedeli peşin veya
beyi şartlarına tevfikan tesviye edilmezse bayi, bey'i derhal feshedebilir.


             V - Tekeffül:


             Madde 230 – Müzayede şartnamesinde
sarih bir taahüdün bulunması veya müzayedeye iştirak edenlere karşı bir hile
yapılmış olması halleri müstesna olmak üzere, cebri müzayedelerde tekeffüle
mahal yoktur.


             Müzayede ile mal alan kimse o mala tapu
siciline ve beyi şartlarına ve kanuna nazaran muayyen olan hali ve hakları ve
mükellefiyetleri ile malik olur.


             İhtiyari ve aleni müzayedelerde bayi, adi
beyide olduğu gibi mebii tekeffül ile mükelleftir. Şu kadarki hilesinden
mütevellit olandan maada tekeffüllerde usulü dairesinde ilan edilen beyi
şartları zımnında, tahallüs edebilir.


             VI - Mülkiyetin intikali:


             Madde 231 – Müzayede ile menkul bir
mal alan kimse onun mülkiyetini ihale anında iktisabeder. Müzayededen alınan
gayrimenkulün mülkiyeti ancak tapu sicilline kaydedilmekle müşteriye intikal
eder. Müzayede memuru ihalesi beyi zabıtnamesinde gösterilen gayrimenkulün
müşteri namına tescil edilmesini derhal tapu memuruna tebliğ eder.


             Cebri müzayedelerin cereyanı sırasındaki
ihalelere müteallik hükümler bakidir.


BEŞİNCİ FASIL


Trampa


             (A) TRAMPA BEYİ HÜKÜMLERİNE TABİDİR:


             Madde 232 – Beyi hükümleri trampada
da tatbik olunur. Şöyleki trampa edenlerden her biri, itasını taahhüt ettiği
şeye nazaran bayi ve kendisine verilmesi taahhüt olunan şeye göre müşteri
hükmünde tutulur.


             (B)  TEKEFFÜL:


             Madde 233 – Trampa suretiyle aldığı
şey yedinden zaptolunan yahut onu ayıbından dolayı reddeden taraf, muhayyerdir;
dilerse zarar ve ziyanı diğer tarafa tanzim ettirir, dilerse vermiş olduğu şeyi
istirdat eder.


YEDİNCİ BAP


Hibe


             (A) MEVZUU:


             Madde 234 – Hibe, hayatta olan
kimseler arasında bir tasarrufturki onunla bir kimse, mukabilinde bir ıvaz
taahhüt edilmeksizin malının tamamını veya bir kısmını diğer bir kimseye temlik
eder.


             Henüz iktisap edilmemiş olan bir haktan
feragat yahut bir mirası reddetmek, hibe değildir. Ahlaki bir vazifenin
ifasıda, hibe sayılmaz.





112-38


 


             (B) HİBEYE EHLİYET:


             I - Vahip hakkında:


             Madde 235 – Karı koca malının
idaresi usulünden yahut mirasçılık hakından neşet eden tahditler mahfuz kalmak
üzere medeni haklarını kullanmak salahiyetine sahip olan herkes, hibe
yapabilir. Tasarrufa ehil olmayanın malı, ancak kanuni mümessillerinin
mesuliyetleri kaydiyle ve vesayet hakkındaki hükümlere riayetle hibe
olunabilir.


             Bir hibeyi takip eden sene içinde başlayan
bir muhakeme neticesinde vahibin israfından dolayı hacrine hüküm olunursa, o
hibe Sulh Mahkemesince iptal olunabilir.


             II - Hibeyi kabul eden hakkında:


             Madde 236 – Medeni haklarını
kullanmak salahiyetinden mahrum olan kimse, temyiz kudretine malik ise hibeyi
kabul ve bu sebeple mal iktisap edebilir.


             Fakat o kimsenin kanuni mümessili
kendisini hibeyi kabulden meni veya hibe olunan şeyin iadesini emrederse hibe
keenlemyekün veya merdut olur.


             (C) ŞEKLİ:


             I - Elden hibe:


             Madde 237 – Elden hibe, vahibin bir
şeyi mevhubünlehe teslim etmesiyle vücut bulur.


             Gayrimenkulün veya gayrimenkul üzerindeki
ayni hakların hibesi, ancak tapu sicilline kaydedilmekle tamam olur.


             Bu tescil, ancak muteber bir hibe
taahhüdüne istinaden yapılabilir.


             II - Hibe vadi:


             Madde 238 – Hibe taahüdünün muteber
olması tahriri olmasına mütevakkıftır.


             Bir gayrimenkulün yahut gayrimenkul
üzerindeki ayni bir hakkın hibesi taahhüdü, ancak resmi senetle yapılmış ise
muteber olur.


             Hibe taahhüdü, tenfiz edilince elden
yapılmış hibe gibi olur.


             III- Kabulün neticeleri:


             Madde 239 – Bir kimse, diğerine
hibe ettiği malı; diğer mallardan bilfiil tefrik etmiş olsa bile, mevhubünlehin
kabulüne kadar hibesinden rücu edebilir.


             (D) ŞARTLARI VE MÜKELLEFİYETLERİ:


             I - Umumiyet itibariyle:


             Madde 240 – Hibe, şartla yahut
mükellefiyetle takyit olunabilir. Tenfizi vahibin ölümüne bağlı hibede vasiyet
hükmü cereyan eder.


             II - Şartın icrası:


             Madde 241 – Vahip, mukavele
mucibince mevhubünleh tarafından kabul edilmiş olan mükellefiyetin icrasını
talep edebilir.


             Ammenin menfaati için mevhubunlehe tahmil
edilmiş olan mükellefiyetin icrasını talebetmek salahiyeti, vahibin vefatından
sonra, ait olduğu mercie intikal eder.


             Hibe edilen şeyin kıymeti masrafını
korumaz ve masraf fazlası kendisine tesviye edilmezse mevhubunlehin,
mükellefiyeti icradan imtina etmeğe hakkı vardır.


                III
- Rücü şartları:


             Madde 242 – Vahip,
mevhubunlehin kendisinden evvel vefatı halinde hibe edilen şeyin mülküne rücu
etmesini şart edebilir.





112-39


 


             Hibe edilen gayrimenkule veya bir
gayrimenkul üzerindeki ayni hakka taallük eden rücu şartı tapu siciline şerh
verilebilir.


             (H) VAHİBİN MESULİYETİ:


             Madde 243 – Vahip, hileden veya
ağır dikkatsizlikten maada hallerde, hibeden neşet eden zarardan mevhubunlehe
karşı mesul olmayıp ancak hibe edilen şeyin veya alacağın tekeffülünü vadetmiş
ise; bununla mükelleftir.


             (V) İPTAL:


             I - Hibe edilen malların istirdadı:


             Madde 244 – Vahip, aşağıdaki
hallerden biri vukuunda elden yaptığı hibeden veya tenfiz ettiği taahhüdünden
rücu ve mevhubunlehin elinde halen ne kalmış ise onun iadesini dava edebilir.


             1 – Mevhubunleh, vahibe yahut
yakınlarından birine karşı ağır bir cürum irtikap ederse.


             2 – Mevhubunleh, vahide veya ailesi için
kanunen mükellef olduğu vazifelere karşı ehemmiyetli bir suretle riayetsizlikte
bulunmuş ise.


             3 – Mevhubunleh, hibeyi takyit eden
mükellefiyeti haklı bir sebep olmaksızın icra etmezse.


             II - Hibe taahhüdünden rücu ve iptal:


             Madde 245 – Hibeyi taahhüt eden
kimse, aşağıdaki hallerde taahhüdünden rücu ve tenfizinden imtina edebilir:


             1 – Elden hibe edilen bir malın
istirdadını talebe salahiyet veren sebeplerden biri varsa.


             2 – Hibeyi taahhüt ettikten sonra tenfizi
müteahhit için fevkalade külfetli olacak derecede mali vaziyeti değişmiş ise.


             3 – Hibeyi taahhütten sonra yeni veya
hissolunacak derecede külfetli aile vazifeleri tehaddüs etmiş ise.


             Hibeyi taahhüt eden kimse borcunu edadan
aczi tevsik veya iflası ilan olunur ise, hibe taahhüdü iptal olunur.


             III - Müruru zaman ve dava hakkının mirasçılara
intikali:


             Madde 246 – Vahibin, rücu sebebine
vakıf olduğu günden itibaren bir sene içinde hibeden rücu etmeğe hakkı vardır.


             Vahip sene geçmeden vefat ederse dava
hakkı, mirasçılarına intikal eder ve mirasçılar senenin hitamına kadar rücu
davası ikame edebilirler.


             Mevhubunleh, haksız olarak tasavvur ve
tasmim ile vahibi öldürür veya rücu hakkını kullanmaktan menederse, mirasçılar
hibenin feshini dava edebilirler.


             IV - Vahibin vefatı:


             Madde 247 – Hilafına hüküm mevcut
değil ise, muayyen zamanlarda bir şey verilmesini tazammun eden hibenin hükmü,
vahibin vefatiyle nihayet bulur.


SEKİZİNCİ BAP


İcar


BİRİNCİ FASIL


Adi icar


             (A) TARİFİ:


             Madde 248 – Adi icar, bir akittirki
mucir onunla, müstecire ücret mukabilinde bir şeyin kullanılmasını terk etmeği
iltizam eder.





112-40


 


 


             (B) MUCİRİN VAZİFELERİ :


             I - Mecurun teslimi :


             1 – Kullanılmağa salih bir halde


             Madde 249 – Mucir, mecuru akitten
maksut olan kullanmağa salih bir halde müstecire teslim etmek ve icar müddeti
zarfında bu halde bulundurmak ile mükelleftir.


             Mecur, akitten maksut olan kullanmak
mümkün olmıyacak yahut intifa ehemmiyetli suretle azalacak bir halde teslim
olunursa müstecir akdi feshe yahut  ücretten münasip bir miktarın tenzilini
istemeğe salahiyettardır.


             Eğer ayıp, müstecirin yahut kendisiyle
birlikte yaşayan kimselerin yahut işçilerin sıhhati için ciddi bir tehlike
teşkil etmekte ise; mucir, bu tehlikeye akdi yaparken vakıf olmuş veya fesih
hakkından feragat etmiş olsa bile yine icarı feshedebilir.


             2 – Bilahara akde muhalif hal hudusü


             Madde 250 – Mecur, icare müddeti
zarfında müstecirin bir kusuru olmaksızın akitten maksut olan kullanılmak
mümkün olamıyacak veya ehemmiyetli surette azalacak bir hale düştüğü takdirde,
müstecir, ücretten mütenasip bir miktarın tenzilini talep edebileceği gibi;
ayıp münasip bir müddet zarfında bertaraf edilmezse, akdi dahi feshedebilir.


             Mucir, kendisinin bir kusuru olmadığını
ispat edemez ise tazminat ile mükellef olur.


             3 – Ayıp halinde muamele


             Madde 251 – Mecur, icare müddeti zarfında
zaruri tamirata muhtaç olduğu takdirde; müstecir, hakkına halel gelmemek
şartiyle bu tamiratın icrasına müsaade etmeğe mecburdur.


             İntifa başladığı zaman mevcut yahut intifa
esnasında hadis olupta külfeti kendine ait olmayan ve mucire yapılan ihbar
üzerine münasip bir mehil zarfında bertaraf edilmiyen ufak tefek ayıpları,
müstecir, mucir hesabına izale edebilir.


             4 – Kullanmanın mümkün olamaması


             Madde 252 – Müstecir, kendi
kusurundan yahut şahsında hadis olan mücbir bir sebebten dolayı mecuru
kullanamadığı yahut mahdut surette kullandığı takdirde mucir, mecuru akit
dairesinde kullanmağa hazır bulundurmuş oldukça; müstecir, kiranın tamamını
vermekle mükellef olur.                             


             Bu takdirde mucir, sarfıyattan tasarruf
eylediği miktarı ve mecurun diğer suretle kullanılmasından elde ettiği
menfaatleri kiraya mahsup etmeğe mecburdur.


             Mucip akdin icrasını tahammül edilmez bir
hale getiren sebepler hudusünde, iki tarafın akdi feshetmek hakları mahfuzdur.


             II - Üçüncü şahsın iddasına karşı
mesuliyet :


             1 – Teminat


             Madde 253 – Üçüncü bir şahıs, mecur
üzerinde müstecirin haklariyle telifi kabil olmayacak bir iddiade bulunduğu
takdirde; mucir, müstecirin ihbarı üzerine muhasamayı deruhte ve müstecirin
akit mucibince mecurdan intifaına halel gelmiş ise tazminat itasiyle mükellef
olur.


             2 – Beyi ile icarın infisahı


             Madde 254 – İcarın akdinden sonra,
mecur, mucir tarafından ahara temlik yahut icraen takibat veya iflas tariki ile
kendisinden nezedildiği takdirde; müstecir, mecurun ahiren maliki olan üçüncü
şahıstan ancak kabulü şarti ile icarenin devamını ve mucirden akdi icra yahut
tazminat ita etmesini isteyebilir.





112-41


 


             Bununla beraber icar edilen şey bir
gayrimenkul olduğu takdirde, akit daha evvel feshe müsait olmadıkça kanunen
ihbar caiz olan miada kadar üçüncü şahıs, icara riayet etmekle mükellef tutulur
ve feshi ihbar etmediği takdirde akdi kabul etmiş addolunur.


             Ammenin menfaati için istimlake dair olan
hususi hükümler mahfuzdur.


             3 – Tapu siciline şerh


             Madde 255 – Bir gayrimenkulün
icarında akdin tapu siciline şerh verilmesini iki taraf mukavele edebilirler.


             Bu şerh, sonraki maliklere müstecirin icar
akdi dairesinde gayrimenkulden intifaına müsaade etmek mecburiyetini tahmil
eder.


             (C) MÜSTECİRİN BORÇLARI:


             I - Borca muvafık surette tekayyüt:


             Madde 256 – Müstecir mecuru
kullanırken tam bir ihtimam dairesinde hareket ve apartman icarında bina
dahilinde oturanlara karşı icabeden vazifeleri ifa ile mükelleftir.


             Müstecir vukubulan ihtara rağmen bu
mükellefiyete daimi surette muhalefet eder yahut açıktan açığa fena kullanarak
mecura daimi bir zarar iras eylerse mucir tazminat ile birlikte icar akdinin
hemen feshini talep edebilir.


             Mecurda, icrası mucire ait tamirata lüzum
hasıl olduğu yahut üçüncü bir şahıs mecur üzerinde bir hak iddia ettiği
takdirde; müstecir, keyfiyeti hemen mucire ihbar etmekle mükelleftir. Aksi
takdirde zarardan mesul olur.


             II - Kiranın tediyesi:


             Madde 257 – Müstecir kirayı akit
ile yahut mahalli adet ile muayyen olan zamanda tediyeye mecburdur.


             Böyle muayyen bir zaman bulunmadığı
takdirde, icar altı aylık yahut senelik ise her altı ayın mürurunda ve daha az
bir müddet için ise beher ayın mürurundan sonra nihayet icar müddetinin
hitamında verilmek lazımdır.


             (D) MÜKELLEFİYET VE VERGİLERİ VE TAMİRİ
TAHAMMÜL:


             Madde 258 – Mecurun mükellefiyeti
ve vergileri mucire aittir.


             Mecurun alelade kullanılması için muktazi
tathir ve ıslah masrafı müstecire ve tamir mucire aittir. Bu hususta mahalli
adete bakılır.


             (H) MÜSTECİRİN MÜSTECİRİ:


             Madde 259 – Müstecir, mucire zarar
verecek bir tebeddülü mucip olmamak şartiyle, mecuru tamamen yahut kısmen ahara
icar yahut icarı bir üçüncü şahsa ferağ edebilir.


             İkinci müstecir, birinci müstecire müsaade
edilenden başka bir tarzda kullandığı takdirde; birinci müstecir, bundan dolayı
mucire karşı mesul olur.


             Mucir, ikinci müsteciri bu hususa riayet
ettirmeğe selahiyettardır.


             (V) HİTAM:


             I - Müstecirin temerrüdü :


             Madde 260 – Müstecir icar
müddetinin hitamından evvel muacceliyet kesp eden kiraları tediye etmemiş
bulunursa, mucir altı ay veya daha fazla müddetli icarlarda otuz günlük ve daha
az müddetli icarlarda altı günlük bir mehil tayin ederek birikmiş olan kira bu
müddet zarfında verilmediği takdirde mehlin hitamında akdi feshedeceğini
müstecire ihtar edebilir.





112-42


 


             Bu
mehil, ihtarın müstecire tebliğ edildiği günden itibaren başlar.


             Bu mehlin tenkisine yahut tediyeden
teahhür halinde akdin hemen feshedilebileceğine dair yapılan mukaveleler
batıldır.


             II - Müstecirin iflası:


             Madde 261 – Müstecir iflas eder ve
birikmiş ve işliyecek kiralar için münasip bir müddet zarfında teminat da
verilmezse mucir, icarı feshe salahiyettardır.


             III - Feshin ihbarı:


             Madde 262 – İcar için ne sarih ne
de zımmi bir müddet tayin edilmemiş olursa, gerek müstecir gerek mucir, ihbar
suretiyle akdi feshedebilir.


             Akitte, hilafına bir hüküm tayin edilmemiş
ise, iki taraftan her biri aşağıdaki kaideler dairesinde feshi ihbar edebilir:


             1 – Mefruş olmayan apartmanlar, yazıhane,
tezgah, dükkan, mağaza, mahzen, samanlık, ahır, ve bu gibi mahaller ancak
mahalli adetince muayyen en yakın vakit için ve böyle bir adetin fıkdanı
halinde altı aylık bir müddetin hitamı için ve her iki halde üç ay evvel
yapılması lazım gelen bir ihbar ile.


             2 – Mefruş apartmanlar yahut müstakil
odalar yahut süknaya mahsus mefruşat ancak bir aylık müddetin hitamı için ve
iki hafta evvel yapılması lazım gelen bir ihbar ile.


             3 – Diğer menkul şeyler her istenilen zaman
için ve üç gün evvel yapılması lazım gelen bir ihbar ile.


             IV - Süküt ile tecdit:


             Madde 263 – İcar, muayyen bir
müddetle akdedilip te bu müddetin hitamında mucirin malümatı ile ve muhalefeti
olmaksızın mecurun kullanılmasına devam olunduğu yahut mukavelede fesih
hakkında gösterilen ihbarı iki taraftan hiç biri yapmadığı takdirde, hilafına
mukavele yok ise akit, gayri muayyen bir müddet için tecdit edilmiş sayılır.


             V - Fesih:


             1 – Mühim sebeplerden dolayı


             Madde 264 – Muayyen bir müddetle
aktedilen gayrimenkul icarında, mucip akdin icrasını tahammül edilmez bir hale
getiren sebepler hudusünde; iki taraftan her biri, diğerine tam bir tazminat
vermek ve kanuni mehillere riayet etmek şartiyle ve icar müddetinin hitamından
evvel feshi ihbar edebilir.


             İcar bir sene veya daha uzun bir müddet
için akdedilmiş ise, mucir veya müstecire verilecek tazminat altı aylık bedeli
icardan az olamaz.


             Müstecir kendisine tazminat verilmedikçe
mecuru terke icbar olunamaz.


             2 – Müstecirin ölümü


             Madde 265 – Müstecirin vefatı
halinde gerek mirasçıları gerek mucir, bir sene veya daha uzun müddetli
icarlarda kanuni mehillere riayet şartiyle, en yakın vakit için tazminat
vermeksizin akdin feshini ihbar edebilirler.


             VI - Mecurun iadesi:


             Madde 266 – Müstecir, mecuru ne
halde tesellüm etmiş ise icarın hitamında o halde ve mahalli adete tevfikan
geri vermekle mükelleftir.


             Müstecir, akit mucibince etmiş olduğu
intifa sebebiyle husule gelen eskilik yahut değişiklikten mesul değildir.


             Müstecirin mecuru iyi bir halde tesellüm
etmiş olduğu, asıldır.





112-43


 


             (Z)  MUCİRİN HAPİS HAKKI:


             I - Şümulü:


             Madde 267 – Bir gayrimenkulün
muciri, nihayet geçmiş bir senelik ve cereyan etmekte olan altı aylık kiranın
temini için mecurun tefrişatına ve tezyinatına ve ondan intifaı temine mahsus
olup mecur dahilinde bulunan menkul eşya üzerinde hapis hakkını haizdir.


             Mucirin hapis hakkı, ikinci müstecirin
birinci müstecire karşı borcu olan miktar nispetinde ikinci müstecir tarafından
mecur dahiline getirilen eşyaya da şamildir.


             Müstecirin dayinleri tarafından
haczedilmesi caiz olmayan eşya üzerinde mucirin, hapis hakkı yoktur.


             II – Üçüncü şahıslara ait eşyada:


             Madde 268 – Müstecire ait
olmadığını, mucirin bildiği veya bilmesi iktiza ettiği eşya ile çalınmış veya
zayi olmuş yahut başka suretle zilyedin elinden zaptolunmuş şeyler üzerindeki
üçüncü şahsın hakları, mucirin hapis hakkına karşı dahi mahfuzdur.


             Mucir, müstecir tarafından getirilen
eşyanın ona ait olmadığını icarin devamı esnasında öğrenip te en yakın vakit
için akdin feshini ihbar etmez ise bu şeyler üzerindeki hapis hakkı sakıt olur.



             III - Nasıl dermeyan edileceği:


             Madde 269 – Müstecir mecurdan
çıkmak yahut mecur dahilinde bulunan şeyleri alup götürmek teşebbüsünde
bulunduğu takdirde; mucir, hapis hakkına istinaden kiraların teminine muktazi
miktarda eşyayı,Sulh Hakimi marifetiyle hapsedebilir.


             Bu eşya, gizlice yahut cebir ile
nakledildikleri surette; götürüldükleri tarihten itibaren on gün içinde polis
kuvveti ile yeniden mecure iade olunabilirler.


İKİNCİ FASIL  


Hasılat icarı


             (A) TARİFİ:


             Madde 270 – Hasılat icarı, bir
akittirki onunla mucir, müstecire ücret mukabilinde hasılat veren bir malın
veya hakkın kullanılmasını ve semerelerinin iktitafını terk etmeği iltizam
eder.


             Kira, ya nakit yahut devşirilecek semere
veya hasılatın bir hissesi olabilir; ikinci surete, iştirakli icar denir.


             İştirakli icarda, mucirin semereler
üzerindeki hakkı noktasından, mahalli adete riayet olunur.


             (B) DEFTER TESBİTİ:


             Madde 2 – İcarda alat, hayvan yahut
zahirede dahil ise iki taraftan her biri diğerine bu eşyanın tamam ve imzalı
bir defterini vermek ve bunların kıymetlerini müştereken takdir ve tesbit
etmekle mükelleftir.


             (C) MUCİRİN BORÇLARI:


             I - Mecurun teslimi:


             1 – Kullanmağa salih halde teslim


             Madde 272 – Mucir, birlikte icar
edilmiş menkul şeyler varsa bunlar dahi dahil olduğu halde mecuru akitten
maksut olan kullanmağa ve işletmeğe salih bir halde müstecire teslim ile
mükelleftir.





112-44


 


             Bu borcun ifa edilmemesi halinde,adi icar
hakkındaki hükümler tatbik olunur.


             2 – Esaslı tamirat


             Madde 273 – Mucir, icar müddeti
zarfında icrasına zaruret hasıl olan esaslı tamiratı müstecir tarafından ihbar
edilir edilmez masrafı kendisine ait olmak üzere yapmağa mecburdur.


             3 – Kullanmanın mümkün olmaması halinde
mesuliyet


             Madde 274 – Müstecir, kendi
kusurundan yahut şahsında hadis olan bir arızadan dolayı mecuru kullanamadığı
yahut mahdut surette kullandığı takdirde; mucir mecuru akit dairesinde
kullanmağa hazır bulundurmuş oldukça müstecir, kiranın tamamını vermekle mükellef
olur.


             Bu takdirde sarfiyattan tasarruf eylediği
miktarı ve mecurun diğer suretle kullanılmasından elde ettiği menfaatleri
kiraya mahsup etmeğe mecburdur.


             Mucip akdin icrasını tahammül edilmez bir
hale getiren sebepler hudusünde her iki tarafın akdi feshetmek hakları
mahfuzdur.


             II - Üçüncü şahısların iddialarına
karşı teminat:


             Madde 275 – Üçüncü şahıs tarafından
hak iddiası halinde mucirin mükellefiyeti hakkında, adi icara mütedair hükümler
tatbik olunur.


             III - Mecurun başkasına temliki :


             Madde 276 – Mecur icarın akdinden
sonra mucir tarafından başkasına temlik yahut icraen takip veya iflas tarikiyle
kendisinden nezedildiği takdirde; müstecir, mecurun ahiren maliki olan üçüncü
şahıstan ancak kabulü şartiyle icarenin devamını ve mucirden akdi icra yahut
tazminat ita etmesini istiyebilir.


             Bununla beraber akit daha evvel feshe
müsait olmadıkça üçüncü şahıs, feshi ihbar halinde kanunen muktazi altı aylık
mehle riayet mecburiyetindedir; ihbar etmediği surette akdi kabul etmiş
sayılır.


             Ammenin menfaati için istimlake dair olan
hususi hükümler mahfuzdur.


             IV - Tapu sicilline şerh :


             Madde 277 – Bir gayrimenkul hasılat
icarı, adi icardaki esaslara göre aynı hükümleri haiz olmak üzere tapu siciline
şerh verilebilir.


             (D) MÜSTECİRİN BORÇLARI :


             I - Borca muvafık surette tekayyüt :


             1 – İşletme


             Madde 278 – Müstecir, mecuru tahsis
olunduğu dairede iyi bir surette işletmeğe bilhassa hasilata kabiliyetli bir
halde bulundurmağa mecburdur.


             Müstecir, mucirin muvafakati olmaksızın
icar müddetinin hitamından sonra mecur üzerinde tesirleri görülebilecek surette
işletmenin tarzını tebdil edemez.


             2 – İyi bir halde muhafaza


             Madde 279 – Müstecir, mecurun iyi
bir halde muhafazası için lazım gelen tekayyüdü ifa ile mükelleftir.


             Müstecir, ufak tefek termimatı zirai
mecurlarda bilhassa yol, geçit, hendek, set, çit, çatı, su yolları ve sairenin
muhafazasını mahalli adete göre deruhte etmek ve bundan başka eskilikten yahut
kullanmaktan dolayı telef olan ehemmiyetsiz kıymetteki alat ve edavatın yerine
başkalarını koymakla mükelleftir.





112-45


 


             3 – İhbar mükellefiyeti


             Madde 280 – Esaslı tamirata zaruret
hasıl olduğu yahut bir üçüncü şahıs mecur üzerinde hak iddia ettiği takdirde
müstecir keyfiyeti heman mucire ihbar etmekle mükelleftir. Etmezse zarardan mesul
olur.


             II – Kiranın tediyesi:


             1 – Umumiyet itibariyle


             Madde 281 – Müstecir kirayı, akit
ile yahut mahalli adet ile taayyün eden zamanda tediye ile mükelleftir.


             Böyle bir zaman taayyün etmemiş ise kira,
beher senenin mürurundan sonra ve nihayet icar müddetinin hitamında verilmek
lazımdır.


             Mucir,
işlemiş ve işleyecek olan bir kira için adi icarda olduğu gibi hapis hakkına
maliktir.


             2 – Felaketli vakalarda tenzil


             Madde 282 – Fevkalade felaket
hallerinde yahut tabii hadiselerden dolayı bir zirai gayrimenkulün her vakitki
hasılatı ehemmiyetli surette azalırsa müstecir kiradan mütenasip bir miktarının
indirilmesini isteyebilir.


             Evvelce bu haktan feragat edilmiş olması,
ancak kiranın tesbiti sırasında bu gibi vakaların ihtimali nazara alınmış yahut
husule gelen zarar bir sigorta ile telafi edilmiş ise muteber olur.


             (H) MÜKELLEFİYET VE VERGİLERİ TAHAMMÜL
:


             Madde 283 – Mecurun mükellefiyet ve
vergileri mucire aittir.


             (V) MÜSTECİRİN MÜSTECİRİ :


             Madde 284 – Müstecir, mucirin
muvafakati olmaksızın mecuru başkasına icar edemez.


             Bununla beraber müstecir, mecurda dahil
olan bazı mahalleri mucire zarar verecek bir tebeddülü mucip olmamak şartiyle
icara verebilir.


             Böyle bir icara ve mucir tarafından
müsaade edilen ikinci icara, alelade ikinci icara mütedair kaideler, kıyasen
tatbik olunur.


             (Z) HİTAMI :


             I - Fesih hakkı:


             Madde 285 – Müddet hakkında akit
veya mahalli adet ile hilafına bir hüküm tayin edilmemiş ise iki taraftan her
biri en aşağı altı aylık bir ihbar müddetine riayet şartiyle akdi feshetmek
salahiyetini haizdir.


             Hilafına bir mukavele yok ise, zirai
gayrimenkullerde mahalli adetçe cari ilk veya son bahar mevsimleri için diğer
bütün icarlarda her hangi bir zaman için feshin ihbarı caizdir.


             II - Mühim sebeplerden dolayı fesih :


             Madde 286 – İcar, birden ziyade
seneler için akdedilmiş ise mucir akdin icrasını tahammül edilmez bir hale
getiren sebepler hudusünde iki taraftan her biri diğerine tam bir tazminat
vermek ve kanuni müddetlere riayet etmek şartiyle akdi hitamından evvel feshedebilir.



             Bu takdirde, mucire veya müstecire
verilecek tazminat bir senelik kiradan aşağı olamaz.


             Müstecir, kendisine tazminat verilmedikçe
mecuru terke icbar olunamaz.





112-46


 


             III - Sükut ile tecdit :


             Madde 287 – İcar, muayyen bir
müddet için akdolunupta bu müddetin hitamında mucirin malumatiyle ve muhalefeti
olmaksızın mecurun istimaline devam olunduğu yahut mukavelede fesih hakkında
gösterilen ihbarı iki taraftan hiç biri yapmadığı takdirde; hilafına mukavele
yok ise, bir senelik bir müddetin hitamından altı ay evvel ihbar suretiyle
fesholununcaya kadar seneden seneye akit tecdit edilmiş sayılır.


             IV - Müstecirin temerrüdü:


             Madde 288 – Müstecir kirayı vadesi
hululünde tediye etmezse mucir, altmış günlük bir mehil tayin ederek birikmiş
olan kira bu müddet zarfında verilmediği takdirde; mehlin hitamında akdi
feshedeceğini, müstecire ihtar edebilir.


             Bu mehil, ihtarın müstecire tebliğ
edildiği günden başlar.


             Bu mehlin tenkisine yahut kiranın tediye
edilmemesi halinde akdin hemen feshedileceğine dair yapılan mukaveleler
batıldır.


             V - Mucirin fesih hakkı:


             Madde 289 – Müstecir, mecurun
işletilmesine ve muhafazasına müteallik borçlarına ehemmiyetli bir tarzda
muhalefet eder ve mucirin ihtarına rağmen ve tayin ettiği münasip bir mehil
zarfında borçlarını ifa etmezse mucir, başka bir muameleye hacet kalmaksızın
akdi feshedebilir.


             VI - Müstecirin iflası:


             Madde 290 – Müstecirin iflası
halinde icare, iflasın açılmasiyle beraber nihayet bulur.


             Şu kadarki, işlemekte olan kira ve
defterin ihtiva ettiği eşya için kafi teminat verildiği takdirde mucir, icar
senesinin hitamına kadar akdi idame ile  mükelleftir.


             VII - Müstecirin vefatı:


             Madde 291 – Müstecir vefat ederse
gerek mirasçıları gerek mucir altı aylık kanuni mehillere riayet şartiyle icarın
feshini ihbar edebilirler.


 


             (C) İCARIN HİTAMINDA MECURUN İADESİ:


             I - İade borcu


             Madde 292 – İcarın hitamında
müstecir mecuru defterdeki bütün eşya ile beraber bulundukları hal üzere iadeye
mecburdur.


             İyi işletildiği surette ictinabı mümkün
olan kıymet noksanları için müstecir tazminat itası ile mükelleftir.


             Müstecir mecur hakkındaki mecburi ihtimamı
neticesi olan ıslahat için hiç bir tazminat talep edemez.


             II - Defterdeki eşyanın kıymetinin
takdiri:


             Madde 293 – Mecur teslim edilirken
defterdeki eşyanın kıymetleri takdir edilmiş ise müstecir, icarın hitamında
bunları aynı nevi ve kıymette olarak iade yahut kıymet noksanlarını tazmin ile
mükelleftir.


             Müstecir, noksan eşyanın mucirin kusuriyle
yahut mücbir bir kuvvetin tesiriyle telef olduğunu ispat ederse tazmin borcu,
sakıt olur.


             Müstecir, kendi masraflarından ve sayinden
husule gelen ziyade kıymet için tazminat talep edebilir.


             III - İcarın hitamında semereler ve
ziraat masrafları:


             Madde 294 – Zirai bir gayrimenkulün
müsteciri akdin feshi zamanında henüz devşirilmemiş semereler üzerinde bir hak
iddia edemez.


             Şu kadarki müstecir ziraat masrafını
hakimin tayin ettiği miktarda olarak mucire tazmin ettirebilir ve bu tazminat
işlemekte olan kiralara mahsup edilir.





112-47


 


             IV - Saman ve gübre gibi şeyler:


             Madde 295 – Mecuru iade ve teslim
eden müstecir, muntazam bir işletmenin icap ettiği nispette son senenin
samanlarını, hayvan yataklıklarını kuru ot ve gübrelerini mecurda bırakmağa
mucburdur.


             Müstecir, aldığından fazla bırakıyorsa ziyadesi
için tazminat istemeğe hakkı vardır ve aldığından az bırakıyorsa eksikleri
tamamlamak yahut kıymet noksanını tazmin etmekle mükelleftir.


             (T) HAYVAN İCARI:


             I - Akdin mevzuu:


             Madde 296 – Zirai bir mal icariyle
murtabıt olmayan mevaşi icarında, hilafına bir akit veya mahalli adet yok ise,
icar müddeti zarfında mecur hayvanların bütün hasılatı müstecire ait
olur.                                 


             Müstecir mecur hayvanları beslemeğe ve
onlara iyi bakmağa mecbur ve mucire nakit veya hasılat hissesi olarak bir bedel
tediye etmekle mükelleftir.


             II - Mesuliyet :


             Madde 297 – Hilafına mukavele veya
mahalli adet yok ise, müstecir, mecur hayvanlara arız olan bir zarardan; bunun,
muhafazadaki tekayyüt ve ihtimama rağmen husule geldiğini ispat etmedikçe
mesuldür.


             Müstecir, kendi kusuriyle sebebiyet
vermediği fevkalade muhafaza masrafları için mucirden tazminat talep edebilir.


             Müstecir ehemmiyeti haiz kazaları ve
hastalıkları mümkün olduğu kadar süratle mucire bildirmekle mükelleftir.


             III - Fesih:


             Madde 298 – Hilafına mukavele veya
mahalli adet yok ise, gayri muayyen bir zaman için yapılan akdin feshini iki
taraftan her biri, diledikleri vakit ihbar edebilirler.


             Şu kadarki bu ihbar hüsnü niyetle olmak ve
münasebetsiz bir zamanda yapılmamak lazımdır.


DOKUZUNCU BAP


Ariyet ve karz


BİRİNCİ FASIL 


Ariyet


             (A) TARİFİ:


             Madde 299 – Ariyet, bir akittirki onunla ariyet veren, bir şeyin
bedava kullanılmasını ariyet alana bırakmak ve alan dahi o şeyin kullandıktan
sonra geri vermekle mükellef olur.


             (B) HÜKÜMLERİ:


             I - Ariyet alanın borçları:


             Madde 300 – Ariyet alan, ariyet şeyi ancak akitte tayin edilen ve
akitte birşey tayin edilmemiş ise o şeyin mahiyetinden veya tahsis olunduğu
maksattan  anlaşılan şekilde kullanabilir.


             Ariyet alan, ariyeti başkasına
kullandıramaz.


             Bu kaideye muhalif hareket ettiği takdirde
zuhura  gelen kazadan dahi mesul olur.


             Meğerki, bu kaideye riayet etmiş olsaydı
bile yine bu kazanın vukua geleceğini ispat eder.


             II - Muhafaza masrafları:


             Madde 301 – Ariyet alan, ariyet şeyin adi muhafaza masraflarını ve
hususiyle ariyet hayvanın yiyecek masraflarını tahammül eder.





112-48


 


             Ariyet verenin menfaatine yapmağa mecbur olduğu
fevkalade masraflar için, ariyet alan ondan tazminat isteyebilir.


             III - Müteselsil mesuliyet :


             Madde 302 – Birden ziyade kimseler
bir şeyi birlikte ariyet alırlarsa, müteselsilen mesul olurlar.


             (C) HİTAMI:


             I - Muayyen bir kullanmada:


             Madde 303 – Muayyen bir müddet
mukavele edilmemiş ise, ariyet alanın, ariyet şeyi akit mucibince kullanmasiyle
yahut kullanabilecek kadar bir zaman geçmesiyle akit nihayet bulur.


             Ariyet şey, alan tarafından mukavele
hilafına kullanıldığı yahut bozulduğu yahut kullanmak için diğer bir şahsa
verildiği yahut evvelden bilinemiyen bir halden dolayı ariyeti veren ona acele
muhtaç bulunduğu takdirde,daha evvel geri istenebilir.


             II - Ariyetin zamanı muayyen olmayan
kullanmada :


             Madde 304 – Ariyet veren  ariyet
şeyi ne müddetini ne de niçin kullanılacağını tayin etmiyerek vermiş ise,
dilediği vakit geri istiyebilir.


             III - Ariyet alanın vefatı :


             Madde 305 – Ariyet akdi, ariyet
alanın ölmesiyle nihayet bulur.


İKİNCİ FASIL 


Karz


             (A) TARİFİ :


             Madde 306 – Karz, bir akittir ki
onunla ödÜnç veren, bir miktar paranın yahut diğer bir misli şeyin mülkiyetini
ödünç alan kimseye nakil ve bu kimse dahi buna karşı miktar ve vasıfta müsavi
aynı neviden şeyleri geri vermekle mükellef olur.


             (B) HÜKÜMLERİ :


             I - Faiz :


             1 – Hangi muamelelerde faiz lazım
geleceği


             Madde 307 – Karzda faiz şart
kılınmamış ise adi muamelelerde faiz lazım gelmez.


             Ticaret muamelelerinde, şart edilmemiş
olsa dahi faiz verilmek lazımdır.


             2 – Faize müteallik kaideler


             Madde 308 – Karzda faiz miktarı
tayin edilmemiş ise, asıl olan karzın alındığı zaman ve mekanda o nevi
karzlarda adet olan faiz miktarıdır.


             Hilafına mukavele yok ise tayin edilen
faiz senelik olarak tediye olunur.


             Faizin, anaya zammedilerek birlikte tekrar
faiz yürütülmesi evvelden mukavele edilmiş olsa bile, batıldır. (Son cümle
mülga:29/6/1956-6763/41 md.)


             II - Karzın teslim ve tesellümü
hakkındaki iddialarda müruru zaman :


             Madde 309 – Ödünç alan kimsenin
verilecek şeyin teslim edilmesine ve ödünç verenin dahi o şeyin tesellüm
edilmesine dair olan iddiaları, diğer tarafın bu baptaki temerrüdünden itibaren
altı ay geçmekle müruru zamana uğrar.


             III - Ödünç alan kimsenin borcu
ödemekten aczi:


             Madde 310 – Ödünç alan kimse
karzdan sonra borcunu edadan aciz haline girmiş bulunursa, borç veren, taahhüt
ettiği şeyin tesliminden imtina edebilir.


             Ödünç alan kimse, akitten evvel borcunu
ödemekten aciz halinde bulunup da ödünç veren akitten sonra bundan haberdar
olmuş ise, yine bu salahiyeti kullanabilir.





112-49


 


             (C) NAKiT YERİNE VERİLEN ŞEYLER :


             Madde 311 – Ödünç alan kimseye
taahhüt edilen nakit yerine kıymetli evrak yahut emtia verildiği takdirde
borcun miktarı teslim zamanında ve mekanında bu evrak veya emtianın haiz
oldukları borsa rayicinden ve cari fiyattan ibaret olur; bunun hilafına
mukavele batıldır.


             (D) İADE ZAMANI :


             Madde 312 – Geriye verilmesi için,
ne bir muayyen vade ne ihbar müddetine de istenildiği zaman muacceliyet
kesbedeceği mukavele edilmemiş olan bir borç ilk talepten itibaren altı hafta
içinde geri verilmek lazımdır.


ONUNCU BAP


Hizmet akdi


             (A) TARİFİ :


             Madde 313 – Hizmet akdi, bir
mukaveledir ki onunla işçi, muayyen veya gayri muayyen bir zamanda hizmet
görmeği ve iş sahibi dahi ona bir ücret  vermeği taahhüt eder.


             Ücret, zaman itibariyle olmayıp yapılan
işe göre verildiği takdirde dahi işçi muayyen veya gayri muayyen bir zaman için
alınmış veya çalışmış oldukça, hizmet akdi yine mevcuttur; buna parça üzerine
hizmet veya götürü hizmet denir.


             Hizmet akdi hakkındaki hükümler, kıyasen
çıraklık akdine tatbik olunur.


             (B) TEŞEKKÜLÜ :


             I - Umumiyet itibariyle:


             Madde 314 – Hilafına bir hüküm bulunmadıkça,
hizmet akdi hususi bir şekle tabi değildir.


             Ezcümle hizmet muayyen bir zaman için
kabul edilmiş olur ve işin iktizasına göre o hizmet ancak ücret mukabilinde
yapılabilirse, hizmet akdi inikad etmiş sayılır.


             II - Mesai kaideleri:


             Madde 315 – Sınai veya ticari bir
teşebbüste, iş sahibi tarafından mesai veya dahili bir intizam için muttarit
bir kaide ittihaz edilmiş ise bunlar evvelce yazılmış ve işçiye dahi
bildirilmiş olmadıkça işçiye bir borç tahmil etmez.


             III - Umumi mukavele:


             1 – Nasıl yapılacağı


             Madde 316 – İş sahibi kimselerin
veya cemiyetlerinin, işçilerle veya cemiyetleriyle yaptıkları mukavelede
hizmete mütaallik hükümler vazolunabilir.


             Bu umumi mukavele, tahriri olmadıkça
muteber değildir.


             Alakadarlar bu mukavelenin müddetinde
ittifak edemezlerse, bir sene mürurundan sonra altı aylık müddet için yapılacak
bir ihbar ile, her zaman  mukaveleyi feshedebilirler.


             2 – Hükümleri


             Madde 317 – Umumi bir mukavele ile
bağlı bulunan iş sahipleriyle işçiler arasında yapılacak hususi hizmet
akitlerinin, umumi mukaveleye muhalif hükümleri batıldır.


             Bu batıl hükümlerin yerine, umumi mukavele
hükümleri kaim olur.


             VI - Çıraklık mukavelesi :


             Madde 318 – Küçükler veya mahcurlar
ile yapılan çıraklık mukaveleleri, tahriri yapılmış ve usta ve velayeti haiz
kimse yahut sulh hakiminin muvafakatiyle vasi tarafından imza edilmiş
olmadıkça, muteber değildir.





112-50


 


             Mukavele,
yapılacak işin ve çıraklığın nevi ve müddetine ve günde çalışılacak saatlere ve
iaşe yahut diğer yapılacak ve verilecek şeylere ve kezalik tecrübe zamanına
dair muktazi şartları ihtiva etmek lazımdır.


             Bu şartlara riayet olunup olunmadığı
salahiyettar daire tarafından murakabe edilir.


             (C) HÜKMÜ :


             I - Şartları :


             Madde 319 – Hizmet mukavelesinin
şartları kanuna, ahlaka (adaba) mugayir olmamak üzere istenildiği gibi tayin
olunabilir.


             II - İşçinin borçları :


             1 – Bizzat ifa


             Madde 320 – Hilafı mukaveleden veya
hal icabından anlaşılmadıkça işçi taahhüt ettiği şeyi kendisi yapmağa mecbur
olup başkasına devredemez.


             İş sahibinin dahi hakkını başkasına
devredebilmesi, aynı kayıtlara tabidir.


             2 – İhtimam mecburiyeti


             Madde 321 – İşçi, taahhüt ettiği
şeyi ihtimam ile ifaya mecburdur.


             Kasıt veya ihmal ve dikkatsizlik ile iş
sahibine iras ettiği zarardan mesuldür. İşçiye terettüp eden ihtimamın
derecesi, akde göre tayin olunur ve işçinin o iş için muktazi olup iş sahibinin
malümu olan veya olması icabeden malümatı derecesi ve mesleki vukufu kezalik
istidat ve evsafı gözetebilir.


             3 – Parça veya götürü işte mesuliyet


             Madde 322 – İşçi parça üzerine
yahut götürü çalışıp da iş sahibinin nezareti altında bulunmaz ise işlenen
madde ve işin akit mucibince icrası noktasından mesuliyeti hakkında istisna
akdine dair hükümler, kıyasen tatbik olunur.


             III - İş sahibinin borçları :


             1 – Ücret


             a) Miktarı


Madde 323 – (Değişik birinci fıkra:
17/4/2008-5754/82 md.) İş
sahibi mukavele edilen yahut adet olan yahut kendisinin bağlı bulunduğu umumi
mukavelede tespit olunan ücreti tediye ile mükelleftir. Çalıştırılan işçilerin
ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkaktan o ay içinde
ödenenlerin özel olarak açılan banka hesabına yatırılmak suretiyle ödenmesi
hususunda; tabi olduğu vergi mükellefiyeti türü, işletme büyüklüğü,
çalıştırdığı işçi sayısı, işyerinin bulunduğu il ve benzeri gibi unsurları
dikkate alarak iş sahiplerini zorunlu tutmaya, banka hesabına yatırılacak
ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkakın, brüt ya da kanuni
kesintiler düşüldükten sonra kalan net miktar üzerinden olup olmayacağını
belirlemeye Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Hazine
Müsteşarlığından sorumlu Devlet Bakanlığı müştereken yetkilidir. Çalıştırdığı
işçilerin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkakını özel
olarak açılan banka hesapları vasıtasıyla ödeme zorunluluğuna tabi tutulan iş
sahipleri, işçilerinin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit
istihkakını özel olarak açılan banka hesapları dışında ödeyemezler.


(Ek fıkra: 17/4/2008-5754/82 md.) İşçilerin ücret, prim, ikramiye ve bu
nitelikteki her çeşit istihkaklarının özel olarak açılan banka hesabına
yatırılmak suretiyle ödenmesine ilişkin diğer usûl ve esaslar anılan
bakanlıklarca müştereken çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.


             Ücretle birlikte kardan bir hisse verilmesi
mukavele edilmiş ise iş sahibi işçiye yahut onun yerine iki tarafın veya
hakimin tayin ettiği bigaraz kimseye kar ve zarar hakkında muktazi malümatı
vermeğe ve lüzumu olan hesap defterlerinin muayenesine müsaade etmeğe
mecburdur.


             b) İş verilmesini istemek hakkı


             Madde 324 – İş için muayyen olan
zamanda parça üzerine yahut götürü olarak münhasıran bir iş sahibine çalışmakta
olan işçi, akit müddetinde her gün için kendisine kafi miktarda iş verilmesini
istemek hakkını haizdir.


             Bu takdirde parça yahut götürü iş
bulunmazsa, iş saat hesabiyle veya gündelikle verilebilir; bu da bulunmazsa, iş
sahibi, bu bapta kendisine bir kusur isnat edilemiyeceğini ispat etmedikçe
vukua gelen zararı tazmine mecbur olur.





112-51


 


             c) İş sahibinin temerrüdü


             Madde 325 – İş sahibi işi kabulde
temerrüt ederse, işçi taahhüt ettiği işi yapmağa mecbur olmaksızın mukaveledeki
ücreti istiyebilir.


             Şu kadar ki, işi yapmadığından dolayı
tasarruf ettiği yahut diğer bir iş ile kazandığı ve kazanmaktan kasten feragat
eylediği şeyi mahsup ettirmeğe mecburdur.


             d) Tediye günü


             Madde 326 – Mukavele yahut adet ile
daha kısa mehiller tayin edilmemiş ise ücret, aşağıdaki dairede verilir.


             1 – Amele ve iş sahibi ile birlikte
yaşamıyan hizmetçilere haftada bir.


             2 – İdarehane memurlarına ve
müstahdemlerine ve iş sahibi ile birlikte yaşıyan hizmetçilere her ay.


             Hizmet akdinin hitamiyle ücret herhalde
muacceliyet kesbeder.


             h) Avans


             Madde 327 – İş sahibi işçinin
zarureti dolayisiyle ihtiyacı bulunan ve tediyesi kendisi için zarar ve
müzayakayı mucip olmıyan avansları, yapılan iş nispetinde işçiye vermekle
mükelleftir.


             v) İş ifa edilemediği halde ücret


             Madde 328 – Uzun müddet için
yapılan hizmet akdinde, işçi hastalıktan ve askerlikten veya bu gibi
sebeplerden dolayı kusuru olmaksızın nispeten kısa bir müddet için işi ifa
edemediği takdirde o müddet için ücret istemeğe hakkı vardır.


             z) Fazla iş için ücret


             Madde 329 – Akit ile tayin edilen
yahut adet mucibince icabeden iş miktarından ziyade bir işin ifasına zaruret
hasıl olupta işçi, bunu yapmağa muktedir olur ve imtinaıda hüsnü niyet
kaidelerine muhalif bulunursa cebrolunur.


             İşçi, bu ziyade iş için fazla bir ücrete
müstahak olur ve bu, mukavele edilen ücretle mütenasip bir suretle hususi
haller nazara alınmak şartiyle takdir edilir.


             2 – Çırağın talimi


             Madde 330 – Çıraklık mukavelesinde,
usta, çırağa sanatı olanca dikkat ve itinasiyle öğretmeğe mecburdur.


             Usta, çırağın mecburi derslere devamına
nezaret ve meslekine ait mekteplere ve kurslara gitmesi ve çıraklık imtihanlarına
iştirak eylemesi için lüzumu olan zamanlarda müsaade etmekle mükelleftir.


             Çırağa, kaideten, ne geceleri nede cuma
günleri iş verilmez. (1)


             3 – Alat ve malzeme


             Madde 331 – Hilafına mukavele veya
adet yoksa iş sahibi, çalışması için, işçiye muktazi alat ve malzemeyi vermekle
mükelleftir.


             İşçi, mükellef olmadığı halde bu işleri iş
sahibinin rızasiyle tamamen veya kısmen tedarik ederse iş sahibi bunun için bir
tazminat vermeye mecbur olur.


             4 – Tedbirler ve mesai mahalleri


             Madde 332 – İş sahibi, akdin hususi
halleri ve işin mahiyeti noktasından hakkaniyet dairesinde kendisinden
istenilebileceği derecede çalışmak dolayısıyle maruz kaldığı tehlikelere karşı
icabeden tedbirleri ittihaza ve münasip ve sıhhi çalışma mahalleri ile, işçi
birlikte ikamet etmekte ise sıhhi yatacak bir yer tedarikine mecburdur.


——————————


(1)
   27/5/1935 tarih ve 2739 sayılı Kanunla ”pazar günü” hafta tatili olarak
kabul edilmiştir.





112-52


 


             (Ek : 29/6/1956 - 6763/41 md.) İş
sahibinin yukarıki fıkra hükmüne aykırı hareketi neticesinde işçinin ölmesi
halinde onun yardımından mahrum kalanların bu yüzden uğradıkları zararlara
karşı istiyebilecekleri tazminat dahi akde aykırı hareketten doğan tazminat
davaları hakkındaki hükümlere tabi olur.


             5 – Mahsup


             Madde 333 – İşçi ücretinin
tediyesi, işçinin ve ailesinin nafakası için zaruri bulunduğu takdirde;işçinin
muvafakatı olmaksızın iş sahibi ücreti kendi alacağı ile mahsup edemez.


             Şu kadarki kasten iras edilen zararların
tazmini için mahsup icrası daima caizdir.


             6 – İstirahat zamanları


             Madde 334 – İş sahibi işçinin
istirahati için mutat olan saat ve günlerde müsaade vermekle mükelleftir.


             İş sahibi, mukavelenin feshi ihbar
olunduktan sonra başka bir iş araması için işçiye münasip bir zaman vermek
mecburiyetindedir.


             Her halde mümkün olduğu kadar iş sahibinin
menfaati gözetilmek lazımdır.


             7 – Şahadetname


             Madde 335 – İşçi yalnız hizmetinin
nevini ve müddetini havi bir şahadetname vermesini, iş sahibinden isteyebilir.


             İşçi sarahaten talep ettiği takdirde
şahadetname, hal ve hareketini ve sa'yinin keyfiyetini de ihtiva etmek
lazımdır.


             8 – İşçinin ihtiraı


             Madde 336 – İşçi hizmetini yaparken
bir şey ihtira ettikte iş sahibi böyle bir ihtiraın kendisine ait olacağını
akitte şart koymuş yahut bu ihtira işçinin taahhüt eylediği hizmetin
levazımından bulunmuş ise ihtira olunan şey, iş sahibinin olur.


             Birinci surette ihtira mühim bir iktisadi
kıymeti haiz ise, işçinin hakkaniyet dairesinde tayin edilecek bir bedel
istemeğe hakkı vardır.


             Bu bedel, ihtiraın meydana gelmesinde iş
sahibinin iştiraki ve tesissatından edilen istifade nazara alınarak tesbit
olunur.


             IV - Birlikte yaşama:


             Madde 337 – Hilafına mukavele ve
adet yok ise, iş sahibi ile birlikte ikamet eden işçinin iaşe ve süknası,
ücretten bir kısım teşkil eder.


             İş sahibi, bu halde kendi kusuru
olmaksızın nispeten kısa bir zaman için hizmetini ifaya muktedir olamayan
işçiyi görüp gözetmek ve muktazi tedaviyi ifa ettirmek üzere iaşesiyle de
mükelleftir.


             (D) HİTAMI :


             I - Müddetin müruru:


             Madde 338 – Hizmet akdi, muayyen
bir müddet için yapılmış yahut böyle bir müddet işin maksut olan gayesinden
anlaşılmakta bulunmuş ise, hilafı mukavele edilmiş olmadıkça feshi ihbara hacet
olmaksızın bu müddetin müruriyle, akit nihayet bulur.


             II - Süküt ile tecdit:


             Madde 339 – Muayyen bir müddet için
yapılan hizmet akdi bu müddetin mürurundan sonra her iki tarafın sükütu ile
temdit edildiği takdirde,akit, aynı müddet ve fakat nihayet bir sene için
tecdit edilmiş sayılır.


             Akdin feshi ihbar vukuuna mütevakkıf iken
iki taraftan hiç biri ihbar etmemiş ise, akit, tecdit edilmiş sayılır.





112-53


 


             III – Feshin ihbarı ve kanuni
müddetler:


             1 – Umumiyet itibariyle


             Madde 340 – Hizmet akdinde, bir
müddet tayin edilmez ve böyle bir müddet işin maksut olan gayesinden de
anlaşılmazsa, her iki tarafça feshi ihbar olunabilir.


             Böyle ne akit nede kanun ile diğer bir
müddet tesbit edilmemiş olduğu takdirde,amele hakkında ihbardan sonra girecek
hafta nihayeti için,idarehane memur ve müstahdemleri hakkında ihbardan sonra
girecek ikinci hafta ve diğer hizmet akitlerinde ihbardan sonra girecek keza
ikinci hafta nihayeti için akit fesholunabilir.


             İş sahipleri ve işçiler için muhtelif
ihbar müddetleri, mukavele edilmesi caiz değildir.


             2 – Bir seneden fazla devam eden
işlerde


             Madde 341 – Bir hizmet akdi, bir
seneden fazla devam ettiği takdirde bu akit iş sahibi ve işçi tarafından ihbar
edildikten sonra girecek ikinci haftanın nihayeti için fesholunabilir.


             Bu müddetin bir haftadan eksik olmamak
üzere mukavele ile tebdili caizdir.


             3 – Tecrübe müddeti


             Madde 342 – Uzun müddet ile yapılan
akitte, bir tecrübe zamanı şart edilmiş olduğu takdirde hilafına mukavele
edilmemiş ise ilk iki ay zarfında ihbardan sonra girecek haftanın nihayeti için
akit fesholunabilir.


             Çırak ve hizmetçi akitlerinde hilafına bir
mukavele yok ise hizmete duhulden itibaren ilk iki hafta tecrübe müddeti
sayılır ve bu müddet zarfında iki taraftan her biri bir gün evvel ihbar etmek
şartiyle akdi fesihte serbesttir.


             4 – Hayat müddetince yahut on seneden
fazla için yapılan akit


             Madde 343 – Bir hizmet akdi, bir
tarafın yaşadığı müddetçe yahut on seneden fazla için yapılmış ise işçi, bunu
on sene geçtikten sonra her zaman ve bir aylık bir ihbar müddetine riayet
şartiyle tazminat dahi vermeksizin fehedebilir.


             IV – Fesih:


             1 – Muhik sebeplerden dolayı


             a)
Salahiyet


             Madde 344 – Muhik sebeplerden
dolayı gerek işçi gerek iş sahibi, bir ihbara lüzum olmaksızın her vakit akdi
feshedebilir.Ezcümle ahlaka müteallik sebeplerden dolayı yahut hüsnü niyet
kaideleri noktasından iki taraftan birini artık akdi icra etmemekte haklı
gösteren her hal, muhik bir sebep teşkil eder.


             Bu gibi hallerin mevcudiyetini hakim
takdir eder. Fakat işçinin kendi kusuru olmaksızın düçar olduğu nispeten kısa
bir hastalığı yahut kısa müddetli bir askeri mükellefiyeti ifa etmesi, muhik
sebep olarak kabul edilemez.


             b) Tazminat


             Madde 345 – Muhik sebepler bir
tarafın akte riayet etmemesinden ibaret olduğu takdirde bu taraf diğer tarafa,
onun akit ile müstahak iken mahrum kaldığı fer'i menfaatlerde nazara alınmak
üzere tam bir tazminat itasiyle mükellef olur.


             Bundan başka hakim vaktinden evvel feshin
mali neticelerini, hali ve mahalli adeti göz önünde tutarak takdir eder.


             2 – Ücretin tehlikede bulunmasından
dolayı


             Madde 346 – İş sahibi borcu
ödemekten aciz olduğu takdirde,işçi,talebi üzerine münasip bir müddet zarfında
ücreti için teminat verilmezse akitten rücua salahiyettar olur.





112-54


 


             V – Ölüm:


             Madde 347 – Hizmet Akdi, işçinin ölümü ile son bulunur.


             İş sahibi öldüğü takdirde, akit, başlıca
onun şahsı nazara alınarak yapılmış ise nihayet bulur.


             Bu ikinci halde işçi akdin vaktinden evvel
nihayet bulması hasebiyle düçar olduğu zarar için hakkaniyet dairesinde bir
tazminat isteyebilir.


             (H) REKABET MEMNUİYETİ:


             I - Cevazı:


             Madde 348 – İş sahibinin müşterilerini tanımak veya işlerinin
esrarına nüfuz etmek hususlarında işçiye müsait olan bir hizmet akdinde her iki
taraf, akdin hitamından sonra, işçinin kendi namına iş sahibi ile rekabet
edecek bir iş yapamamasını ve rakip bir müessesede çalışamamasını ve böyle bir
müessesede şerik veya sair sıfatla alakadar olamamasını, şart edebilirler.


             Rekabet memnuiyetine dair olan şart, ancak
işçinin müşterileri tanımasından ve esrara nüfuzundan istifade ederek iş
sahibine hissolunacak derecede bir zarar husulüne sebebiyet verebilecek ise,
caizdir.


             İşçi, akdin yapıldığı zamanda reşit değil
ise rekabet memnuiyetine dair olan şart batıldır.


             II - Hududu:


             Madde 349 – Rekabet memnuiyeti ancak işçinin iktisadi istikbalinin
hakkaniyete muhalif olarak tehlikeye girmesini menedecek surette zaman, mahal
ve işin nevi noktasından hal icabına göre münasip bir hudut dahilinde şart
edilmiş ise muteberdir.


             III - Şekli:


             Madde 350 – Rekabet memnuiyeti, sahih olmak için tahriri mukaveleye
merbut olmak lazımdır.


             IV - Muhalefetin hükümleri:


             Madde 351 – Rekabet memnuiyetine muhalif harekette bulunan işçi, bu
muhalefet sebebi ile eski iş sahibinin düçar olduğu zararları tazmin ile
mükelleftir.


             Memnuiyete muhalif hareket hakkında cezai
şart konulmuş ise, işçi, kaideten meşrut ceza miktarını tediye ile memnuiyetten
kurtulabilir.Fakat zarar bu miktarı mütecaviz ise, fazlasını da tazmin ile
mükellef olur.


             İşçinin hareketi tarzı ve ihlal veya
tehdit edilen menfaatlerin ehemmiyeti haklı gösteriyorsa ve tahriri bir
mukavele ile sarahaten bu hak muhafaza edilmiş ise, iş sahibi, müstesna olarak
meşrut olan cezanın tediyesinden ve onu mütecaviz olan zararın tazmininden
başka muhalefetin menini de talep edebilir.


             V - MEMNUİYETİN NİHAYETİ


             Madde 352 – Rekabet memnuiyetinin bakasında iş sahibinin hakiki
menfaati bulunmadığı sabit olursa, bu memnuiyet nihayet bulur.


             İş sahibi işçinin feshi muhik gösterecek
bir kusuru yok iken akdi feshetmiş yahut iş sahibinin feshi haklı gösteren bir
kusuru dolayısiyle akit işçi tarafından feshedilmiş ise, işçi aleyhine
memnuiyete muhalefetinden dolayı dava ikame edilemez.


             (V) SERBEST HİZMETLERDE TATBİK EDİLECEK
HÜKÜMLER


             Madde 353 – Bu babın hükümleri hizmet akdinin teşekkül unsurlarını
havi olmakla beraber ilmi veya bedii malümatı mahsusayı haiz olanlar tarafından
ücretle yapıla gelen mesai hakkındaki akitlere de tatbik olunur.





112-55


 


             (Z) HUSUSİ KANUNLARIN HÜKÜMLERİNİN
MAHFUZİYETİ


             Madde 354 – Resmi memurlar ve müstahdemler hakkındaki hususi
kanunların hükümleri mahfuzdur.


ON BİRİNCİ BAP


İstisna akdi


             (A) TARİFİ


             Madde 355 – İstisna, bir akittirki
onunla bir taraf (müteahhit), diğer tarafın (iş sahibi) vermeği taahhüt
eylediği semen mukabilinde bir şey imalini iltizam eder.


             (B) AKDİN HÜKÜMLERİ


             I - Müteahhidin borçları:


             1 – Umumiyet itibariyle


             Madde 356 – Mütaahhidin mesuliyeti,
umumi surette işçinin hizmet akdindeki mesuliyetine dair olan hükümlere
tabidir.


             Mütaahhit, imal olunacak şeyi bizzat
yapmağa veya kendi idaresi altında yaptırmağa  mecburdur. Fakat işin mahiyetine
nazaran şahsi maharetinin ehemmiyeti yok ise, taahhüt ettiği şeyi başkasına
dahi imal ettirebilir.


             Hilafına adet veya mukavele olmadıkça,
mütaahhit, imal olunacak şeyin icrası  için lazım olan vasıtaları ve alat ve
edevatı kendi masrafiyle tedarik etmeğe mecburdur.


             2 – Malzeme itibariyle


             Madde 357 – Mütaahhit, imal ettiği
şeyde kullandığı malzemenin iyi cinsten olmamasından dolayı iş sahibine karşı
mesul ve bu hususta bayi gibi mütekeffildir.


             Malzeme iş sahibi tarafından verilmiş ise,
müteahhit, onları layik olan bütün ihtimam ile kullanmak ve bundan dolayı hesap
vermek ve artanı iade etmekle mükelleftir.


             İş devam ettiği sırada, iş sahibinin,
verdiği malzemenin veya gösterdiği arsanın kusurlu olduğu anlaşılır yahut
imalatın noktası noktasına muntazaman icrasını tehlikeye koyacak diğer bir hal
hadis olursa mütaahhit, iş sahibini bundan derhal haberdar etmeğe mecbur aksi
takdirde bunların neticelerini tahammül etmekle mükelleftir.


             3 – Akit dairesinde işe başlama ve icra


             Madde 358 – Mütaahhit, işe
zamanında başlamaz veya mukavele şartlarına muhalif olarak işi tehir eder yahut
iş sahibinin kusuru olmaksızın vakı olan teehhür bütün tahminlere nazaran
mütaahhidin işi muayyen zamanda bitirmesine imkan vermiyecek derecede olursa iş
sahibi teslim için tayin edilen zamanı beklemeğe mecbur olmaksızın akdi
feshedebilir.


             İmal sırasında işin müteahhidin kusuru
sebebi ile ayıplı veya mukaveleye muhalif bir surette yapılacağını katiyetle
tahmin etmek mümkün olursa, iş sahibi, bunlara mani olmak için müteahhide
münasip bir mühlet tayin ederek veya ettirerek bu mühlet içinde icabını icra
etmediği halde hasar ve masraflar müteahhide ait olmak üzere tamiratın veya
imalata devamın üçüncü bir şahsa tevdi olunacağını ihtar edebilir.


             4 – İşin kusuruna mütedair teminat


             a) Kusurun tesbiti


             Madde 359 – İmal olunan şeyin
tesliminden sonra iş sahibi, işlerin mutat cereyanına göre imkanını bulur
bulmaz o şeyi muayeneye ve kusurları varsa bunları müteahhide bildirmeğe
mecburdur.





112-56


 


             İki taraftan her birinin, imal olunan şeyi
masrafı kendisinden olmak üzere ehli hibreye muayene ettirilmesini ve muayene
neticesinin bir raporla tesbitini istemeğe hakkı vardır.


             b) Kusur halinde iş sahibinin hakkı


             Madde 360 – Yapılan şey iş
sahibinin kullanamıyacağı ve nısfet kaidesine göre kabule icbar edilemiyeceği
derecede kusurlu veya mukavele şartlarına muhalif olursa, iş sahibi, o şeyi
kabulden imtina edebilir; bu hususta mütaahhidin taksiri bulunursa zarar ve
ziyan da isteyebilir.


             İşin kusurlu olması veya mukaveleye
muhalif bulunması yukarıki derecede ehemmiyeti haiz değil ise iş sahibi, işin kıymetinin
noksanı nispetinde fiatı tenzil ve eğer o işin ıslahı büyük bir masrafı mucip
değil ise mütaahhidi tamire mecbur edebilir. Bu hususta mütaahhidin taksiri
varsa iş sahibi zarar ve ziyan da istiyebilir.


             Yapılan şey iş sahibinin arsası üzerine
yapılmış olup da mahiyeti itibariyle refi ve kal'ı fazla bir zararı mucip ise
iş sahibi, ancak ikinci fıkra mucibince muamele yapar.


             c) İş sahibinin mesuliyeti


             Madde 361 – Yapılan şeyin kusurlu
olması müteahhidin sarahaten beyan eylediği mütalaaya mugayir olarak iş
sahibinin verdiği emirlerden neşet etmiş bulunur veya her hangi bir sebeple iş
sahibine isnadı kabil olursa, iş sahibi o şeyin kusurlu olmasından mütevellit
hakları dermeyan edemez.


             d)
İşin kabulü


             Madde 362 – Yapılan şeyin sarahaten
veya zımnen kabulünü müteakıp mütaahhit, her türlü mesuliyetten beri olur.
Ancak mütaahhidin kasten sakladığı usulü veçhile muayenesinde müşahade
edilemiyecek olan kusurlar hakkında, mesuliyeti bakidir.


             Eğer iş sahibi kanunen tayin olunan
muayene ve ihbarı ihmal ederse zımnen kabul etmiş sayılır.


             Yapılan şeydeki kusur, sonradan meydana
çıkarsa iş sahibi, vakıf olur olmaz keyfiyeti mütaahhide haber vermeğe
mecburdur. Aksi takdirde iş sahibi kabul etmiş sayılır.


             h) Müruru zaman


             Madde 363 – Yapılan şeyin kusurlu
olmasından dolayı iş sahibinin haiz olduğu haklar, müşterinin haklarının tabi
olduğu müruru zaman hükmüne tabidir.


             Fakat gayrimenkul inşaata müteallik
kusurlardan dolayı iş sahibinin mütaahhide ve inşaata iştirak eyliyen mimar ve
mühendise karşı mütalebesi, tesellüm zamanından itibaren beş senelik müruru
zamana tabidir.


             II - İş sahibinin borçları:


             1 – Ücretin muacceliyeti


             Madde 364 – İşin parası, teslim
zamanında ödenir.


             Yapılan şey parça parça teslim edildikçe
bedeli ifa olunmak üzere mukavele edilmiş ise her kısmın bedeli o kısmın
teslimi zamanında ödenmek lazımdır.


             2 – Ücretin miktarı


             a) Götürü taahhüt


             Madde 365 – Götürü pazarlık edilmiş
ise, mütaahhit yapılacak şeyi kararlaştırılan fiata yapmağa mecburdur.
Yapılacak şey, tahmin edilen miktardan fazla say ve masrafı mucip olsa bile,
müteahhit bedelin arttırılmasını isteyemez.





112-57


 


             Fakat evvelce tahmin olunamıyan veya
tahmin olunup ta iki tarafça nazara alınmıyan haller işin yapılmasına mani olur
veya yapılmasını son derece işkal ederse hakim, haiz olduğu takdir hakkı
dolayısiyle ya tekarrür eden bedeli tezyit veya mukaveleyi fesheyler.


             Yapılacak şey, evvelce tahmin edilen
miktardan daha az bir say ile vücuda gelmiş ise, iş sahibi bedeli tamamen
vermeğe mecburdur.


             b) İşin kıymetine göre bedelin tayini


             Madde 366 – Evvelce
kararlaştırılmamış veya takribi bir surette kararlaştırılmış olan bedel,
yapılan şeyin kıymetine ve mütaahhidin masrafına göre tayin edilir.


             (C) AKDİN HİTAMI


             I - Keşif bedelinin tecavüzü halinde
fesih:


             Madde 367 – Yapılan şeyin masrafı, evvelce mütaahhit ile takribi
bir surette tesbit edilen keşfi iş sahibihin sun'u olmaksızın çok fazla tecavüz
ederse gerek o şeyin imali esnasında gerek imalinden sonra iş sahibi mukaveleyi
feshedebilir.


             Bu suretle yapılan şey iş sahibinin arsası
üzerinde inşa ediliyorsa iş sahibi, bedelden münasip bir miktarın tenzilini
isteyebileceği gibi inşaat henüz bitmemiş ise müteahhidi devamdan meni ve
yapılan kısmı hakkaniyet dairesinde tazmin ederek mukaveleyi feshedebilir.


             II - Yapılan şeyin telefi:


             Madde 368 – Yapılan şey teslimden evvel kazara telef olmuş ise iş
sahibi, onu tesellümden temerrüt etmiş bulunmadıkça müteahhit ne yaptığı işin
ücretini ne de masraflarının tediyesini isteyemez.


             Bu takdirde, telef olan malzeme kime ait
ise hasarı da ona aittir.


             Eğer yapılan şey, iş sahibi tarafından
verilen malzemenin veya gösterilen arsanın kusurundan yahut iş sahibi
tarafından imal ve inşa tarzı hakkında verilen emirden dolayı telef olmuş ise;
müteahhit, bu tehlikeleri zamanında ihbar eylemiş bulunduğu takdirde yaptığı
işin kıymetini ve bu kıymette dahil olmıyan masrafın tesviyesini talep
edebilir. İş sahibinin taksiri olduğu takdirde mütaahhidin, fazla olarak zarar
ve ziyan istemeğe hakkı vardır.


             III - Zararı baliğan mabelağ tazmin
ederek fesih:


             Madde 369 – Yapılan şey; bitmezden evvel iş sahibi yapılmış olan
kısmın bedelini vermek ve mütaahhidin zarar ve ziyanını baliğan mabelağ tazmin
etmek şartiyle mukaveleyi feshedebilir.


             IV - İş sahibinin yüzünden hizmetin
ifası mümkün olmaması:


             Madde 370 – Taahhüt olunan şeyin yapılması iş sahibi nezdinde zuhur
eden bir kaza yüzünden mümkün olamıyorsa müteahhit yaptığı işin kıymetini ve bu
kıymette dahil olmıyan masrafını alır.


             Bu hususta iş sahibinin taksiri varsa
müteahhidin başkaca zarar ve ziyan istemeğe hakkı olur.


             V - Mütaahhidin vefatı yahut aczi:


             Madde 3 – Mütaahhit öldüğü yahut sun'u taksiri olmaksızın işi
bitirmekten aciz kaldığı takdirde, mukavele müteahhidin şahsı nazara alınarak
yapılmış ise istisna akdi münfesih olur.


             Bu takdirde yapılan miktarın kullanılması
kabil ise iş sahibi onu kabule ve bedelini vermeğe mecburdur.





112-58


 


ON İKİNCİ BAP


Neşir mukavelesi


             (A) TARİFİ


             Madde 372 – Neşir mukavelesi, bir akittir ki onunla edebi ve sınai
bir eserin müellifi veya halefi, o eseri bir naşire terk etmeği taahhüt ve
naşir de o eseri azçok teksir ile halk arasında neşir etmeği iltizam eder.


             (B) HÜKÜMLERİ


             I - Telif hakkının nakli ve teminatı:


             Madde 373 – Neşir mukavelesi, müellifin haklarını, mukavelenin
ifasının icap ettirdiği miktar ve zaman için naşire nakleyler.


             Neşredilecek eseri terk eyleyen kimse;
akit zamanında o eserde tasarruf etmek hakkını kullanmağa muktedir olmalıdır.
Bu cihetten dolayı naşire karşı mütekeffildir ve eğer telif hakkı varsa bu
tekeffül, onuda şamildir.


             Eserin tamamı veya bir kısmı, başka bir
naşire terk yahut terk edenin malümatı dahilinde neşredilmiş bulunursa;
terkeden, neşir mukavelesinin akdinden evvel diğer tarafı, bundan haberdar
etmek lazımdır.


             II - Müellifin tasarrufu :


             Madde 374 – Naşirin yapmağa hakkı olduğu tabılar bitmedikçe müellif
veya halefi, eserin tamamında veya bir kısmında naşirin zararına bir tasarrufta
bulunamaz.


             Gazete makaleleri ve mevkut bir risalede
neşredilmiş kısa makaleler, müellif veya halefleri tarafından daima başka bir
yerde neşredilebilir.


             Müşterek bir eserin kısımlarından olan
yazılar ve mevkut bir risalenin uzun olan makaleleri, müellif veya halefleri
tarafından neşrin hitamından üç ay geçmezden evvel tekrar neşredilemez.


             III - Basılacak nüshaların tayini:


             Madde 375 – Eğer mukavelede tabı adedi tasrih edilmemiş ise naşirin
hakkı ancak bir tab'a maksurdur.


             Hilafı şart edilmemiş ise, naşir, her tabı
için basacağı nüsha adedini tesbitte serbesttir. Fakat diğer taraf talep eyler
ise eserin mahiyeti ile mütenasip derecede bir intişarı temin eyleyecek
miktarda nüsha tabetmeğe mecburdur. Birinci tabı bittikten sonra naşir tekrar
tabedemez.


             Eğer makale naşire muayyen ve birden fazla
tab'a veya eserin her tab'ına salahiyet vermiş olupta naşirde eserin nüshaları
tükenmiş iken yeniden tab'ı ihmal ediyorsa müellif veya halefleri, yeni bir
tabı için naşire hakim tarafından bir mühlet tayin ettirtebilirler. Naşir, bu
mühlet zarfında borcunu ifa eylemezse hakkı sakıt olur.


             V - Teksir ve satış için mesai:


             Madde 376 – Naşir, eserde hiç bir suretle ihtisar, ilave ve tadil
yapmaksızın münasip bir şekilde teksir etmekle mükelleftir. Naşir aynı zamanda
lazım olan ilanları yapmağa ve satışın muvaffakiyetini temin için mutat
tedbirleri ittihaza mecburdur.


             Satışın fiatını, eserin satılmasına mani
olacak tarzda tezyide salahiyettar olmaksızın naşir, tayin eder.





112-59


 


             V - Tashih ve ıslah:


             Madde 377 – Naşirin menfaatlerine muzır ve onun mesuliyetini
artıracak mahiyette olmamak şartiyle müellif için eserinde tashih ve ıslah
yapmak hakkı mahfuzdur. Müellif tashihiyle naşire melhuz olmayan masraflar
ihtiyar ettirirse onu tazmin eder.


             Naşir, müellife eserini ıslah edebilmek
imkanı bahş etmeksizin tekrar neşrine veya yeniden tab'ına mübaşeret edemez.


             VI - Bir arada ve ayrı ayrı neşir:


             Madde 378 – Bir müellifin birden fazla eserlerini ayrı ayrı
neşretmek hakkı eserlerin bir arada tab'ı salahiyetini bahşetmez.


             Bir müellifin külliyatını veya müellifin
eserlerinden bir nevini neşreylemek hakkı naşire külliyatın muhtevi olduğu
eserleri ayrı ayrı tabetmek hakkını veremez.


             VII - Tercüme hakkı :


             Madde 379 – Hilafı şart edilmedikçe, tercüme hakkı müellifte veya
halefinde  mahfuz kalır.


             VIII - Eser sahibinin bedele istihkakı:


             1 – Bedelin miktarı


             Madde 380 – Eser sahibinin bedelden
feragat eylediği hal icabından anlaşılmadıkça bedelle istihkakı, asıldır.


             Bedelin miktarı ehlihibrenin reyi
alındıktan sonra, hakim tarafından takdir olunur.


             Eğer naşirin müteaddit tab'a hakkı varsa
birinci tabı için tayin edilen bedel ve diğer şartlar müteakıp tab'ılarda da
muteber olmak, asıldır.


             2 – Bedelin zamanı tediyesi, satış
hesapları ve bedava nüsha


             Madde 381 – Bir eser tamam olarak
neşredilecek ise tamamının ve (cilt, cüzü, forma, gibi) kısım kısım 
neşredilecek ise her kısmının tab'ını ve satışa hazır bulundurulmasını müteakip
bedelin tediyesi lazım gelir.


             Akitler bedelin kısmen veya tamamen
tediyesini satışın neticesine bırakmışlar ise naşir satış hesaplarını tanzime
ve teamül dairesinde ispat edici vesikalarını ihzara mecburdur.


             Hilafı şart edilmedikçe, müellif veya
halefinin, eserden örfün tayin eylediği miktarda bedava nüsha almağa hakları
vardır.


             (C) AKDİN HİTAMI


             1 – Eserin zıyaı:


             Madde 382 – Eser, naşire tevdi
edildikten sonra kazaen zayi olsa bile naşir, bedeli tediyeye mecburdur.


             Eğer müellifte zayi olan eserin diğer
nüshası var ise, o nüshayı naşirin emrine amade kılması lazımdır. Eğer
müellifte eserin diğer nüshası olmaz ve eserin yeniden vücuda getirilmesi
nisbeten kolay bulunursa müellif eserini yeniden yazmağa mecburdur.


             Müellif, her iki surettede münasip bir tazminat
isteyebilir.


             II - Tabolunan eserin ziyaı:


             Madde 383 – Tabolunan eser satışa çıkarılmazdan evvel tamamen veya
kısmen kazara zayi olduğu takdirde naşir, müellif veya halefine ayrıca bir
bedel vermeğe mecbur olmaksızın zayi olan nüshayı kendi masrafiyle tekrar
tabedebilir.





112-60


 


             Eğer naşir, fahiş masraf ihtiyarına mecbur
olmaksızın zayi olan nüshaların yerine yenilerini ikame edebilecek ise buna
mecburdur.


             III - Müellifin ve naşirin şahsında hadis
olan hitam


             Madde 384 – Eseri itmam etmezden evvel
müellif ölür veya ikmal kabiliyetini zayi eder yahut taksiri olmaksızın eseri
ikmal etmek imkansızlığında bulunursa neşir mukavelesi münfesih olur.


             Şu kadar ki, mukavele tamamen veya kısmen
mümkün ve muhik bulunursa hakim mukavelenin muhafaza edilmesine müsaade ve
bunun için icabeden tedbirlerin ittihazını emredebilir.


             Naşirin iflası takdirinde müellif veya
halefi, eseri başkasına tevdi edebilir. Fakat müellif veya halefi iflas
zamanında henüz vadesi hulül etmeyen borcun ifa edileceğine dair teminat alırsa
eseri başka bir naşire tevdi edemez.


             (D) NAŞİRİN PLANI DAİRESİNDE ESER TELİFİ


             Madde 385 – Bir veya müteaddit müellif,naşirin tayin eylediği plan
dairesinde bir eser telif eylemeği taahhüt ederlerse, ancak mukavele edilen
bedele müstahak olurlar.


             Bu takdirde telif hakkı naşire ait olur.


ON ÜÇÜNCÜ BAP


Alelıtlak vekalet


BİRİNCİ FASIL


Vekalet


             (A) TARİFİ


             Madde 386 – Vekalet, bir akittirki onunla vekil, mukavele
dairesinde kendisine tahmil olunan işin idaresini veya takabbül eylediği
hizmetin ifasını iltizam eyler.


             Diğer akitler hakkındaki kanuni hükümlere
tabi olmayan işlerde dahi, vekalet hükümleri cari olur.


             Mukavele veya teamül varsa vekil, ücrete
müstahak olur.


             (B) TEŞEKKÜLÜ


             Madde 387 – Vekilin tevdi edilen işi idare hususunda resmi bir
sıfatı varsa veya işin icrası mesleğinin icabından ise yahut bu gibi işleri
kabul edeceğini ilan etmiş ise vekalet, vekil tarafından derhal reddedilmedikçe
kabul edilmiş sayılır.


             (C) HÜKÜMLERİ


             I - Vekaletin şümulü:


             Madde 388 – Vekalet akdinin şumulü mukavele ile sarahaten tesbit
edilmemiş ise, taallük eylediği işin mahiyetine göre tayin edilir.


             Vekalet, vekilin takabbül eylediği işin
yapılması için icabeden hukuki tasarrufları ifa salahiyetini şamildir.


             Hususi bir salahiyeti haiz olmadıkça
vekil, dava ikame edemez, sulh olamaz, tahkim edemez, kambiyo taahhüdünde
bulunamaz, hibe edemez, bir gayrimenkulü temlik veya bir hak ile takyit edemez.


             II - Vekilin borçları:


             1 – Talimat dairesinde vekaleti ifa


          Madde 389 – Vekil, müvekkılinin sarih olan
talimatına muhalefet edemez. Ancak hal icabına göre müvekkilden mezuniyet
istihsaline imkan olmamakla beraber  şayet  imkan  olupta  istizan  olunsa 
idi  müvekkilin muvafakat edeceği derkar





112-61


 


bulunan hususlarda, inhiraf edebilir. Bundan maada
hallerde vekil aldığı talimata müvekkilinin aleyhine olarak muhalefet ederse,
bundan mütevellit zararı deruhte etmedikçe,müvekkilünbih ifa edilmiş olmaz.


             2 – Hüsü suretle ifa mükellefiyeti


             a) Umumiyet itibariyle


             Madde 390 – Vekilin mesuliyeti,
umumi surette işçinin mesuliyetine ait hükümlere tabidir.


             Vekil, müvekkile karşı vekaleti iyi bir
suretle ifa ile mükelleftir.


             Vekil, başkasını tevkile mezun veya hal
icabına göre mecbur olmadıkça veya adet başkasını kendi yerine ikameye müsait
bulunmadıkça müvekkilünbihi kendisi yapmağa mecburdur.


             b) İşi bir üçüncü şahsa yaptırmak
halinde


             Madde 391 – Vekil, salahiyeti
haricinde başkasını tevkil ettikte onun fiilinden kendi yapmış gibi mesuldür


             Vekil, başkasını tevkile salahiyettar
olduğu takdirde, yalnız salahiyetini kullanırken  ve talimat verirken tekayyüt
ve ihtimam göstermekle mükelleftir.


             Her iki surette vekilin kendi yerine ikame
ettiği şahsa karşı haiz olduğu bütün hakları müvekkil, doğrudan  doğruya o
şahsa karşı dermeyan edebilir.


             3
– Hesap verme


             Madde 392 – Vekil,müvekkilin talebi
üzerine yapmış olduğu işin hesabını vermeğe ve bu cihetten dolayı her ne nam
ile olursa olsun almış olduğu şeyi müvekkile tediyeye mecburdur.


             Vekil zimmetinde kalan paranın faizini de
vermeğe mecburdur.


             4 – Vekilin iktisabettiği hakların müvekkiline
intikali


             Madde 393 – Müvekkil vekiline karşı olan muhtelif borçlarını ifa
edince, vekilin kendi namına ve müvekkili hesabına üçüncü şahıstaki alacağı,
müvekkilin olur.


             Vekilin iflası halinde müvekkil, bu
hakkını masaya karşıda iddia edebilir.


             Vekilin iflası halinde müvekkil, vekilin
kendi namına ve müvekkili hesabına iktisap eylemiş olduğu menkul eşya hakkında
dahi istihkak iddiasında bulunabilir.Vekilin haiz olduğu hapis hakkını, masa
dahi haizdir.


             III - Müvekkilin borçları:


             Madde 394 – Vekilin usulü dairesinde müvekkilünbihi ifa için
yaptığı masrafı ve verdiği avansları, müvekkilin,faiziyle beraber vermesi ve
vekilin deruhte eylediği borçlardan onu kurtarması lazımdır.


             Vekil, vekaleti ifa dolayısiyle uğramış
olduğu zarar ve ziyanın tazminini müvekkilinden isteyebilir. Meğerki müvekkil
bu hususta kendisinin su'nu taksiri olmadığını ispat eyleye.


             IV - Birden ziyade müvekkillerin
mesuliyetleri:


             Madde 395 – Bir kimseyi birlikte tevkil eden müteaddit kimseler,
vekile karşı müteselsilen mesul olurlar.


             Müteaddit kimseler, vekaleti birlikte
kabul etmişler ise müvekkilünbihi yapmakla müteselsilen mesuldurlar ve kendi
sıfatlarını başkasına devre salahiyettar olmadıkça müvekkili yalnız birlikte
yaptıkları tasarrufla ilzam edebilirler.





112-62


 


             (D) VEKALETiN HİTAMI


             I - Sebepleri :


             1 – İstifa, azil


             Madde 396 – Vekaletten azil ve
ondan istifa her zaman caizdir.


             Şu kadarki münasip olmayan bir zamanda
vekaletten azil veya ondan istifa eden kimse diğerinin zararını zamin olur.


             2 – Ölüm , ehliyetsizlik, iflas


             Madde 397 – Hilafı mukaveleden veya
işin mahiyetinden anlaşılmadıkça vekalet, gerek vekilin gerek müvekkilin
ölümüyle ve ehliyetinin zavali veya iflası ile nihayet bulur.


             Şu kadarki vekaletin nihayet bulması
müvekkilin menfaatlerini tehlikeye koyuyorsa müvekkil veya mirasçısı veya
mümessili bizzat işlerini görebilecek hale gelinceye kadar vekil veya mirasçısı
veya mümessili vekaleti ifaya devam ile mükelleftirler.


             II - Hitamın hükümleri:


             Madde 398 – Vekilin vekaletinin nihayet bulduğuna ıttıla peyda
eylemeden evvel yaptığı işlerden müvekkil veya mirasçıları, vekalet baki imiş
gibi mesuldür.


İKİNCİ FASIL


İtibar mektubu  ve itibar emri


             (A) İTİBAR MEKTUBU


             Madde 399 – İtibar mektubu, vekalet ve havale hükümlerine tabi olup
onunla mürselünileyhe azami bir had tayinine hacet olmaksızın talep edeceği
miktarda, nakit ve emsali bir şeyin muayyen bir kimseye teslimi emrolunur.


             Verilecek şeyin azami haddi tayin
edilmediği takdirde itibar verilen kimse aşikar surette akitlerin vaziyetleri
ile mütenasip olmayacak derecede fazla bir miktar talebinde bulunursa
mürselünileyh mektup sahibine haber vermeğe ve cevap alıncaya kadar tediyeyi
tehir etmeğe mecburdur.


             İtibar mektubunun tazammun ettiği vekalet
ile mürselünileyhin mülzem olması, muayyen bir meblağ için kabul etmiş olmasına
mütevakkıftır.


             (B) İTİBAR EMRİ


             I - Tarifi ve Şekli :


             Madde 400 – Bir kimse,kendi nam ve hesabına ve amirin mesuliyeti
altında bir üçüncü şahsa itibar vermek veya itibari tecdit etmek için emir
almış ve kabul etmiş ise, memur vekaletini tecavüz etmedikçe amir, itibar
edilen borçtan dolayı kefil gibi mesul olur.


             Şu kadar ki tahriri emir olmadıkça amir,
mesul olmaz.


             II - İtibar verilen kimsenin
ehliyetsizliği:


             Madde 401 – Amir, itibar verilen kimsenin borç iltizamına
ehliyetsizliğini dermeyan ile memura karşı mesuliyetten kurtulamaz.


             III - Memurun kendi kendine mühlet
vermesi:


             Madde 402 – Memur, itibar verilen kimseye kendi kendine mühlet
verir veya amirin talimatına muhalefet ederse, amir mesuliyetten beri olur.


             IV - İki tarafın hakları ve borçları:


             Madde 403 – Amirin ve kendisine itibar verilen kimsenin hak ve
borçlarında kefile ve asıl borçluya müteallik hükümler caridir.





112-63


 


ÜÇÜNCÜ FASIL


Tellallık (simsarlık)


             (A) TARİFİ
VE ŞEKLİ


             Madde 404 – Tellallık, bir akittirki onunla tellal, ücret
mukabilinde bir akdin yapılması imkanını hazırlamağa veya akdin icrasına
tavassut etmeğe memur edilir.


             Tellallık hakkında, umumi surette vekalet
hükümleri ceridir.


             (Ek: 29/6/1956 - 6763/41 md.)
Gayrimenkul tellallığı,akdi, yazılı şekilde yapılmadıkça muteber olmaz.


             (B) TELLAL ÜCRETİ


             I - İstihkak zamanı:


             Madde 405 – Yaptığı hazırlık veya icra eylediği tavassut akdin
icrasına müncer olunca, tellal ücrete müstahak olur.


             Akit, taliki bir şart ile yapılmış ise
ücret şartın tahakkukunda lazım olur.


             Yapacağı masrafın tellala verileceği
mukavele edilmiş ise,iş bir neticeye müncer olmasa bile tellal masrafını alır.


             II - Ücretin tesbiti:


             Madde 406 – Ücret tayin edilmediği takdirde tarife varsa ona göre
ücret verilmek lazım gelir.Tarife yoksa müteamil olan ücret mukavele edilmiş
sayılır.


             III - Tellalın haklarını zayi etmesi:


             Madde 407 – Tellal, borçlarına muhalefetle diğer tarafın menfaatine
hareket eder veya hüsnü niyet kaideleri hilafına diğer akitten ücret vadi
alırsa ücrete ve yaptığı masrafa ait olan haklarını zayi eyler.


             IV - Evlenme tellallığı:


             Madde 408 – Evlenme tellallığı, ücrete hak bahşetmez.


             V - Ücretten tenzil:


             Madde 409 – Hizmet mukavelesi ve gayrimenkul satışı imkanını
hazırlamak veya bunlardan birinin icrasına tavassut etmek için fahiş bir ücret
şart edilmiş ise borçlunun talebi üzerine bu ücret hakim tarafından adilane bir
surette tenkis edilebilir.


 


 


ON DÖRDÜNCÜ BAP


Vekaleti olmadan başkası hesabına tasarruf


 


 


             (A) İŞ YAPAN KİMSENiN HAKLARI VE
BORÇLARI


             I - İşin İcrası:


             Madde 410 – Vekaleti olmaksızın başkasının hesabına tasarrufta
bulunan kimse,o işi sahibinin menfatine ve tahmin olunan maksadına göre yapmağa
mecburdur.


             II - Mesuliyet:


             Madde 411 – Başkası namına tasarrufta bulunan kimse her türlü ihmal
ve ihtiyatsızlıktan mesuldür.


             Şu kadarki o kimse, iş sahibinin maruz
bulunduğu zararı bertaraf etmek için yapmış ise, mesuliyeti tahfif olunur.


             İş
sahibinin sarahaten veya delaleten men'i var iken o kimse, bu işi yapmış ve
sahibinin men'ide kanuna ve adaba muhalif bulunmamış ise kazadan dahi mesul
olur. Meğerki o kimse, müdahalesi olmasa bile kazanın vukua geleceğini ispat
etsin.





112-64


 


             III - İşi yapan kimsenin ehliyeti
olmaması:


             Madde 412 – Başkası hesabına tasarrufta bulunan kimse akit ile
iltizama ehil değil ise yaptığı tasarruftan ancak iktisabettiği ve sui niyetle
elinden çıkardığı miktarda mesul olur.


             Haksız fiillerden mütevellit daha şumüllü
mesuliyet, mahfuzdur.


             (B) İŞ SAHiBİNİN HAKLARI VE BORÇLARI


             I - İş, sahibinin menfaatine yapıldığı
halde :


             Madde 413 – İş sahibinin menfaati için yapılmış olan bir işte,
yapan kimsenin hal icabına göre zaruri veya faideli bulunan bilümum
masraflarını faizi ile edaya ve bu kabil taahhütlerini ifaya ve hakimin takdir
edeceği zararı tazmine, iş sahibi mecburdur.


             Maksadı hasıl olmasa bile, işi yaparken
icabeden ihtimamda bulunan kimse hakkında dahi bu hüküm tatbik olunur.


             İşi yapan kimse yaptığı masrafı istifa
edemediği takdirde, haksız bir fiil ile mal iktisabı faslındaki hükümlere göre
yaptığı şeyi ref ettirebilir.


             II - İş, yapan kimsenin kendi menfaati
için yapıldığı halde:


             Madde 414 – Kendi menfaati için yapılmamış olsa bile iş sahibi
yapılan işten hasıl olan faydaları temellük etmek hakkını haizdir. Temellük
ettiği faydalara göre, işi yapan kimsenin masrafını tazmin ve yapmış olduğu
taahhütlerden onu tahlis eder.


             III - İcazet


             Madde 415 – İş sahibi yapılan işe icazet verirse, vekalet hükümleri
cari olur.


ON BEŞİNCİ BAP


Komisyon


             (A) ALIM VE SATIM KOMÜSYONCUSU (1)


             I - Tarifi :


             Madde 416 – Alım ve satım işlerinde komüsyoncu, ücret mukabilinde
kendi namına ve müvekkil hesabına kıymetli evrak ve menkul eşya alım ve
satımını deruhte eden kimsedir.


             Atide beyan olunacak hükümler müstesna
olmak üzere komüsyon mukavelelerinde vekalet hükümleri tatbik olunur.


             II - Komüsyoncunun borçları :


             1 – Mecburi ihbar ve sigorta


             Madde 417 – Komüsyoncu yaptığı
muamelenin cereyanından müvekkilini haberdar  etmeğe ve hususiyle emrinin icra
edildiğini kendisine derhal bildirmeğe mecburdur.


             Müvekkilin emri olmadıkça komüsyoncu
mukavelenin mevzuunu teşkil eden şeyleri sigorta ettirmeğe mecbur değildir.


             2 – Eşyaya ihtimam


             Madde 418 – Satılmak üzere
komüsyoncuya gönderilen eşyanın bozukluğu göze çarpıyorsa, komüsyoncu
nakliyeciye rücu hakkını muhafazaya ve hasarı tesbit ettirmeğe ve muktedir
olduğu kadar eşyayı hıfza ve derhal müvekkiline haber vermeğe mecburdur.


——————————


(1)    29/6/1956
tarih ve 6763 sayılı Kanunun 41 nci maddesiyle 416 ila 429 ncu maddelerde geçen
(Amir) kelimeleri (Müvekkil) olarak değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.





112-65


 


             Aksi takdirde ihmalin sebebiyet verdiği
ziyandan mesul olur.


             Satılmak üzere komüsyoncuya gönderilen
eşyanın hemen bozulacağından korkuluyorsa, komüsyoncu, müvekkiline derhal
malümat vermek şartiyle o eşyayı satmağa mecburdur.


             3 – Müvekkil tarafından tayin olunan
fiat


             Madde 4l9 – Müvekkil tarafından
tayin olunan asgari bedelden noksanına mal satan komüsyoncu malı satmasaydı
müvekkilinin daha ziyade mutazarrır olacağını ve bu hal icabının yeniden emir
almağa müsait bulunmadığını ispat etmedikçe bedelin noksanını tazmine mecbur
olur.


             Bu takdirde, komüsyoncunun kusuru varsa
şarta muhalefetinden dolayı başkaca tazminat vermeğe mecburdur.


             Müvekkilin tayin ettiği bedelden noksanına
mal alan veya fazlasına satan komüsyoncu, bu muameleden istifade edemeyip aradaki
farkı, müvekkiline vermeğe mecburdur.


             4 – Veresiye mal satma, mal tesellüm
etmeden tediye


             Madde 420 – Komüsyoncu, müvekkilin
izni olmaksızın veresiye mal satar veya malı tesellüm etmeden para verirse
zararı kendine ait olur.


             Şu kadarki müvekkil hilafını emretmedikçe,
satış mahallindeki örfe göre, veresiye satabilir.


             5 – Komüsyoncunun kefaleti


             Madde 421 – Salahiyeti hilafına
veresiye mal satması müstesna olmak üzere komüsyoncu, muamelede bulunduğu
kimselerin tediyelerinden ve diğer borçlarını ifadan mesul olmaz. Şu kadarki
komüsyoncu, sarahaten kefil veya mesuliyeti mütearif olunca mesul olur.


             Kefil olan komüsyoncunun, bunun için
ayrıca ücret almağa hakkı vardır.


             III - Komüsyoncunun hakları:


             1 – Verdigi paralar ve masraflar


             Madde 422 – Komüsyoncu, müvekkilin
menfaati için yaptığı bilcümle masrafları ve verdiği paraları faiziyle beraber
isteyebilir.


             Komüsyoncu, ardiye ve nakliye ücretlerini
müvekkilinin hesabına geçirirsede kendi memurlarının ücretlerini hesaba dahil
edemez.


             2 – Komüsyon ücreti


             a) İstemek hakkı


             Madde 423 – Komüsyoncu; kendisine
tevdi olunan işi yaptıkta ücretini alacağı gibi; komüsyoncunun o işi
yapamamasına müvekkil sebebiyet vermiş ise, yine ücrete müstahak olur.


             Diğer bir sebeple yapılamayan işlerden
dolayı komüsyoncu, ancak emeği mukabilinde mahalli adete göre lazım gelen
tazminatı isteyebilir.


             b) Ücret hakkının sükutu ve müvekkilin
aradan çıkması


             Madde 424 – Komüsyoncu, müvekkiline
karşı sui niyet ile hareket eder ve hususiyle müvekkilin hesabına iştira
ettiğinden fazla ve sattığından noksan bir fiat geçirirse ücreti almak hakkı
tamamiyle sakıt olur.


             Son iki halde muvekkil komüsyoncuyu
doğrudan doğruya müşteri veya bayi addederek aradan çıkabilir.


             3 – Hapis hakkı


             Madde 425 – Komüsyoncu sattığı
malın bedeli ve aldığı malın kendisi üzerinde hapis hakkına maliktir.





112-66


 


             4 – Emtianın müzayede ile satılması


             Madde 426 – Emtia satılamayıp veya
müvekkilin verdiği satış emrinden rücu edipte müvekkil emtiayı geri almakta
veya onda diğer suretle tasarruf etmekte hadden fazla teahhür ederse komüsyoncu
emtiayı bulunduğu mahal mahkemesi vasıtasiyle bilmüzayede sattırabilir.


             Eşyanın bulunduğu mahalde ne müvekkil nede
mümessili hazır bulunmazsa, diğer taraf istima edilmeksizin dahi satış kararı
verilebilir.


             Şu kadarki emtia, süratle kıymeti tenezzül
edecek emtiadan değil ise, evvel emirde kendisine resmen ihbar edilmek
lazımdır.


             5 – Komüsyoncunun bizzat alıcı veya
satıcı olması


             a) Ücreti ve masrafları


             Madde 427 – Borsada mukayyet veya
piyasada cari fiatı bulunan kambiyo senedatı veya diğer kıymetli evrakı veya
emtiayı satmağa veya satın almağa memur edilen komüsyoncu, müvekkil tarafından
hilafına talimat verilmemiş ise, satın alacağı şey yerine kendi şeylerini beyi
yahut satacağı şeyi kendisi için iştira edebilir.


             Bu hallerde komüsyoncu vekaletin icrası
zamanında borsa veya piyasa fiyatını nazara almağa mecburdur. Komüsyoncu,
komisyon işlerinde mutat olan ücret ve masraflarını alabilir.


             Sair hükümleri beyi gibidir.


             b) Komüsyoncunun zımni kabulü


             Madde 428 – Komisyoncu bizzat alıcı
veya satıcı olabildiği hallerde bir akit göstermiyerek vekaletin icra
edildiğini müvekkiline bildirirse, akide ait olabilecek borçları bizzat deruhte
etmiş sayılır.


             c) Hakkının sukutu


             Madde 429 – Komüsyoncu, müvekkil
tarafından verilen emir istirdat edilmiş ve istirdat haberi de vekaleti icra
ettiği haberini müvekkile göndermeden vasıl olmuş ise, artık bizzat bayi ve
müşteri olamaz.


             (B) DİĞER KOMİSYON İŞLERİ


             Madde 430 – (Değişik: 29/6/1956-6763/41
md.)


             Malzemesi iş sahibi tarafından verilmek suretiyle
imal edilecek menkul eşya hakkındaki komüsyon işleri, eşya misli şeylerden
olmasa da, alım ve satım komüsyonu hükmündedir.


             Alım ve satım komüsyonu sayılmıyan işleri,
ücret mukabilinde kendi namına ve müvekkili hesabına deruhde eden alım ve satım
komüsyoncusu ile komüsyon işlerini kendisine sanat edinmeyip de arızi olarak
üzerine alan tacir hakkında dahi bu babın hükümleri tatbik olunur.


             Taşıma işleri komüsyonculuğu hakkındaki
hususi hükümler mahfuzdur.


ON ALTINCI BAP


Nakliye mukaveleleri


             Madde 431 - 448 – (Mülga:
29/6/1956-6763/41 md.)





112-67


 


ON YEDİNCİ BAP


Ticari mümessiller ve diğer ticari vekiller


             (A) TİCARİ MÜMESSİL


             I - Tarifi, salahiyet itası:


             Madde 449 – Ticari mümessil, bir ticarethane veya fabrika veya
ticari şekilde işletilen diğer bir müessese sahibi tarafından işlerini idare ve
müessesenin imzasını kullanarak bilvekale imza vazetmek üzere sarih veya zımni
kendisine mezuniyet verilen kimsedir.


             Müessese sahibi, vekaletnameyi ticaret
siciline kaydetdirmeğe mecburdur. Ancak kayıttan evvel dahi mümessilinin
muameleleri ile mülzemdir.


             Diğer nevi müesseselerde ve işlerde
ticaret siciline kayıttan başka suretle ticari mümessil tayin olunamaz.


             II - Vekaletin şümulü:


             Madde 450 – Ticari mümessil, hüsnüniyet sahibi üçüncü şahıslara
karşı, müessese sahibi hesabına kambiyo taahhütlerinde bulunmak ve onun namına
müessesenin gayesine dahil olan bilümum tasarrufları yapmak selahiyetini haiz
sayılır.


             Ticari mümessil, sarih salahiyet almadıkça
gayrimenkulleri temlik veya bir hak ile takyit edemez.


             III - Tahdidi:


             Madde 451 – Temsil salahiyeti bir şubenin işlerine hasrolunabilir.


             Tayin olunan şartlar dahilinde diğerleri
iştirak etmedikçe yalnız birinin imzası müesseseyi ilzam etmemek üzere birden
ziyade kimselerede verilebilir ve buna birlikte temsil denir.


             Temsil salahiyetinde bundan başka
tahditler hüsnüniyet sahibi üçüncü şahıslara karşı muteber değildir.


             IV - İstirdadı:


             Madde 452 – Mümessil tayin edilirken tescil edilmemiş olsa bile,
temsil salahiyetinin istirdat edildiği zaman keyfiyetin ticaret siciline
kaydedilmesi mecburidir.


             Temsil salahiyetinin istirdadı, ticaret
siciline kayıt ve ilan edilmedikçe bu salahiyet hüsnüniyet sahibi üçüncü
şahıslar hakkında bakidir.


             (B) DİĞER TİCARET VEKiLLERİ


             Madde 453 – Ticari vekil, ticarİ mümessil sıfatını haiz olmaksızın
bir ticarethane veya fabrika veya ticari şekilde işletilen diğer bir müessese
sahibi tarafından müessesenin bütün işleri veya muayyen bazı muameleleri için
temsile memur edilen kimsedir.


             Bu salahiyet, müessesenin mutad olan
muamelelerinin cümlesine şamildir. Şu kadar ki ticari vekil kendisine sarih
mezuniyet verilmedikçe istikraz edemez ve kambiyo taahhütlerinde ve muhakeme ve
murafaada bulunamaz.


          (Ek: 29/6/1956 -
6763/41 md.) Mağaza içinde müşterilerin kolaylıkla görebilecekleri bir
yerde ve kolayca okuyabilecekleri bir şekilde aksi ilan edilmiş olmadıkça,
toptan, yarı toptan veya perakende satış mağazalarının memur veya
müstahdemleri, o mağazanın mütat satış muamelelerinin hepsini yapmaya,
salahiyetli oldukları muameleler hakkındaki faturaları imzalamaya, bu mutat
muamelelerden doğan borçların  yerine  getirilmesine  veya  bunların  hiç 
veyahut gereği gibi yerine getiril-





112-68


 


memiş olmasına ilişkin ihtar veya diğer beyanları
işletme sahibi adına yapmaya, bu mahiyetteki ihtar ve diğer beyanları ve
hususiyle mutat muamele dolayısiyle teslim edilmiş olan mallara ilişkin ayıp
ihbarlarını mağaza sahibi adına kabule salahiyetli sayılırlar; şu kadar ki,
kendilerine yazı ile salahiyet verilmiş olmadıkça mağaza dışında ve kasa
memurları tayin edilmiş ise, mağaza içinde mal parasını isteyip alamazlar. Bu
kimseler, mal parasını almaya salahiyetli bulundukları hallerde faturaları
kapatmaya veya makbuz vermeye de salahiyetlidirler.


             (C) SEYYAR TÜCCAR MEMURLARI


             Madde 454 – Bir müessese için merkezinin haricindeki mahallerde
muamele icra eden seyyar memurlar, müessese namına sattıkları malın bedelini
almak ve mukbuz vermek ve borçluya mehil ita etmek salahiyetini dahi haiz
sayılırlar.


             Bu salahiyetin tahdidi, hüsnüniyet sahibi
üçüncü şahıslara karşı muteber değildir.


             (D) REKABET YAPMAK MEMNUİYETİ


             Madde 455 – Bir müessesenin bütün işlerini idare eden yahut
müessese sahibinin hizmetinde bulunan ticari mümessiller veya ticari vekiller
müessese sahibinin izni olmaksızın gerek kendi namlarına gerek üçüncü şahıs
namına müessesenin yaptığı nevide dahil bir iş yapamazlar.


             Buna muhalif harekette bulunursa müessese
sahibi zarar ve ziyan istemek ve bu suretle yapılan işleri kendi hesabına almak
hakkını haizdir.


             (H) MÜMESSİL VE DİĞER TÜCCAR
VEKİLLERİNİN VEKALETLERİNİN HİTAMI


             Madde 456  – Hizmet, şirket, vekalet mukavelelerinden ve iki taraf
arasında mevcut diğer hukuki münasebetlerden mütevellit haklara halel gelmemek
üzere ticari mümessiller ve ticari vekiller her zaman azlolunabilir.


             Müessese sahibinin medeni haklarını
kullanmak salahiyetini gaip etmesi veya vefatı ile ticari mümessilin ve ticari
vekilin salahiyeti hitam bulmaz.


ON SEKİZİNCİ BAP


Havale


             (A) TARİFİ


             Madde 457 – Havale, bir akittir ki onunla muhalünaleyh, bilvekale
kendi namına kabza salahiyettar olan muhalünlehe muhil hesabına nakit veya
kıymetli evrak veya sair misli şeyler itasına mezun kılınır.


             (B) AKDİN HÜKÜMLERİ


             I - Muhil ile muhalünleh arasındaki münasebet:


             Madde 458 – Havalenin mevzuu, muhilin muhalünlehe olan borcunun
tediyesi ise bu borç ancak muhalünaleyh tarafından vuku bulacak tediye ile
sakıt olur.


             Şu kadar ki, havaleyi kabul etmiş olan
alacaklı ancak muhalünaleyhe müracaat ile havalede tayin olunan müddet zarfında
matlubunu istifa edemediği takdirde muhilden alacağını mutalebe salahiyetini
haiz olur.


             Muhalünleh olan alacaklı, havaleyi kabul
etmek istemezse borçluyu derhal haberdar etmek lazımdır; aksi halde zarar ve
ziyan ile mesul olur.


             II - Muhalünaleyhin borcu:


             Madde 459 – Muhalünaleyh ihtirazi kayıt beyan etmeksizin havaleyi
kabul ettiğini muhalünlehe bildirirse, tediye ile mükellef olur ve ona karşı
yalnız aralarındaki şahsi münasebetlerden veya havalenin münderecatından
mütehassil defalarda bulunabilir. Muhil ile olan münasebetinden mütevellit
defilerde bulunamaz.





112-69


 


             Muhalünaleyh, muhile borçlu ise kendisi
için bu tediye muhile yapacağı tediyeye nazaran daha külfetli olmadığı surette,
borcun miktarını muhalünlehe tediyeye mecburdur.


             Bu halde bile, muhil ile aralarında
hilafına mukavele olmadıkça tediyeden evvel havaleyi kabul ettiğini beyan
etmeğe mecbur değildir.


             III - Tediye olunmamak halinde ihbar:


             Madde 460 – Muhalünlehin talebine karşı veya talebinden evvel
muhalünaleyh muhalünbini, tediye etmiyeceğini beyan ederse; muhalünleh derhal
muhili haberdar etmeğe mecburdur; aksi halde zarar ve ziyan ile mesul olur.


             (C) RÜCU


             Madde 461 – Mühil her zaman mühalünlehe karşı havaleden rücu
edebilir. Meğerki havale muhalünlehin menfaati ve bilhassa alacağını tediye
için yapılmış olsun.


             Muhalünaleyh havaleyi kabul ettiğini beyan
edinceye kadar muhil ona karşıda havaleden rücu edebilir.


             Muhilin iflası, henüz kabul edilmemiş
havalenin hükümsüzlüğünü istilzam eder.


             (D) KIYMETLİ EVRAK İŞLERİNDE HAVALE


             Madde 462 – Hamile muharrer havaleler bu babın hükümlerine tabidir.
Her hamil, muhalünaleyhe karşı muhalünleh sıfatını haizdir. Ve muhil ile
muhalünleh arasındaki haklar havaleyi temlik eden ile temellük eden arasında
sabit olur.


             Çekler ile kambiyo senetlerine mümasil
havaleler hakkındaki hususi hükümler bakidir.


ON DOKUZUNCU BAP


Vedia


             (A) VEDİA


             I - Tarifi:


             Madde 463 – İda, bir akittir ki onunla müstevdi, müdi tarafından
verilen şeyi kabul ve onu emin bir mahalde hıfzetmeği deruhte eder.


             Ücret şartedilmedikçe veya hal, müstevdiin
ücrete intizarını icabetmedikçe müstevdi ücret istiyemez.


             II - Müdiin borçları:


             Madde 464 – Müdi müstevdie akdin icrasiyle zaruri irtibatı olan
bütün masrafları tediye etmekle mükelleftir.


             Mudi, ida sebebiyle husule gelen zararın
kendi kusuru olmaksızın vukua geldiğini ispat etmedikçe, tazmin ile
mükelleftir.


             III - Müstevdiin borçları:


             1 – Vedianın kullanılması mesuliyeti


             Madde 465 – Müstevdi, müdiden
mezuniyet almadıkça vediayı kullanamaz.


             Buna muhalif hareket ederse müdi'a muhik
bir tazminat vermeğe mecbur olur ve kazara husule gelen zararlardan dahi
mesuldür. Meğerki kullanmamış olsa dahi bu zararların vukua geleceğini ispat
ede.


             2 – İstirdat


             a) Müdi'in hakları


             Madde 466 – İdada müddet tayin
edilmiş olsa bile müdi her vakit ida edilen eşyayı zevaidiyle beraber geri
alabilir.





112-70


 


             Şu kadar ki müstevdiin kararlaştırılmış
olan müddeti nazara alarak yaptığı  masrafları tesviye ile mükelleftir.


             b) Müstevdiin hakları


             Madde 467 – Müstevdi, tayin edilen
müddetin inkızasından evvel vediayı iade edemez. Şu kadar ki, evvelce tayin edilemiyen
haller dolayısiyle akdin devamı vedia için tehlikeyi veya kendisi için zararı
mucip olursa, muayyen müddetin inkızasından evvel dahi iade edebilir.


             Müddet tayin edilmemiş ise her zaman iade
edebilir.


             c) İade mahalli


             Madde 468 – Vedia hıfzedilmesi
lazım gelen yerde iade olunur ve iade masrafiyle iade zamanındaki hasar, müdia
aittir.


             3 – Müştereken vedia alınması halinde
mesuliyet


             Madde 469 – Birlikte vediayı kabul
edenler, ondan müteselsilen mesul olurlar.


             4 – Üçüncü şahıs tarafından istihkak davaları


             Madde 470 – Üçüncü şahıs tarafından
vedia hakkında istihkak iddiasında bulunulsa bile, vedia adli tarik ile haciz
yahut müstevdie karşı istihkak davası ikame edilmedikçe; müstevdi onu müdia ret
ve iade ile mükelleftir. Haciz veya istihkak davası halinde, müstevdi derhal
müdii haberdar etmeğe mecburdur.


             IV - Yediemine tevdi:


             Madde 4 – İki veya daha ziyade kimseler haklarını muhafaza için
hukuki vaziyeti munazaalı veya şüpheli olan bir şeyi müstevdie veya yediadile
tevdi ederlerse müstevdi veya yediadil bunları bütün alakadarların muvafakati
veya hakimin kararı olmadıkça hiç birine iade edemez.


             (B) USULSÜZ TEVDİ


             Madde 472 – Müstevdiin tevdi olunan meblağı aynen iadeye mecbur
olmaksızın mesela iade etmesi sarahaten veya zımnen  mukarrer ise, o meblağın
nefi ve hasarı kendisine ait olur.


             Meblağ, mühürsüz ve açık olarak bırakılmış
ise, bu manada zımni bir mukavele mevcut sayılır. İda edilen diğer misli eşya
veya kıymetli evrakı müstevdi, sarahaten mezun kılınmadıkça kullanamaz.


             (C) ARDİYE MUKAVELESİ


             I - Kıymetli evrak ihracı salahiyeti:


             Madde 473 – Hıfzedilmek üzere emtia kabul ettiğini alenen bildiren
ardiye sahibi, ida olunan eşya makamına kaim olmak üzere senet ihracına
salahiyet verilmesini ait olduğu merciden talep edebilir.


             (İkinci fıkra Mülga: 29/6/1956 -
6763/41 md.)


             II - Ardiye sahibinin muhafaza borcu:


             Madde 474 – Ardiye sahibi, eşyayı bir komüsyoncu gibi ihtimam ile
muhafaza etmeğe mecburdur. Eşyaya tahavvül arız olupta başkaca tedbir
ittihazını istilzam ederse, müstevdi mümkün olduğu takdirde bundan müdii
haberdar eder. Ardiye sahibi mütat iş zamanlarında emtianın halini tetkik veya
muayene ve icabeden tahaffuzi tedbirleri her zaman ittihaz edebilmesi için
müdia müsaade etmeğe mecburdur.





112-71


 


             III - Tevdi olunan eşyanın diğerleriyle
karıştırılması:


             Madde 475 – Ardiye sahibi sarahaten mezun olmadıkça aynı nevi ve
vasıftan bulunan misli şeyleri birbirine karıştıramaz. Mezuniyete binaen
karıştırılan eşya üzerinde her müdi, hakkiyle mütenasip bir hisse talep
edebilir. Bu takdirde ardiye sahibi diğerlerinin huzuruna hacet kalmaksızın her
mudiin hissesini tefrik edebilir.


             IV - Ardiye sahibinin hakları :


             Madde 476 – Ardiye sahibi mukarrer veya mutat olan ardiye ücretini
ve muhafazanın sebebiyet vermediği bütün masraflarını (nakliye, gümrük,kayıt)
talep edebilir bu masraflar derhal tediye olunmak lazımdır.


             Ardiye ücreti ise her üç ayda bir kere ve
her halde eşyanın tamamen veya kısmen istirdadında tediye olunur.


             Eşya, yedinde bulunduğu veya eşyayı temsil
eden her hangi bir senet vasıtasiyle onda tasarruf etmek kudretini haiz olduğu
müddetçe ardiye sahibinin, alacakları mukabilinde ve eşya üzerinde hapis hakkı
vardır.


             V - Emtianın iadesi:


             Madde 477 – Ardiye sahibi, emtiayı adi tevdide olduğu gibi ret ve
iade ile mükelleftir. Şu kadar ki adi tevdide müstevdiin evvelce tahmin
edemediği sebeplerin tahakkukuna mebni vaktinden evve liadeye mezun olduğu
halde dahi, ardiye sahibi muayyen olan müddetin hitamına kadar eşyayı muhafaza
mecburiyetindedir.


             (İkinci fıkra Mülga : 29/6/1956 -
6763/41 md.)


             (D) OTELCİYE TEVDİ


             I - Otelcilerin mesuliyeti:


             1 – Şartları ve şumulü


             Madde 478 – Otelciler, hancılar
nazil olan yolcuların getirdikleri eşyanın duçar olduğu telef ve hasar ve
sirkatten ve zararın bizzat yolcuya veya onu ziyarete gelen veya refakatinde
bulunan kimseye isnadı kabil olduğunu veya mücbir sebeplerden neş'et ettiğini
veya tevdi olunan şeyin mahiyetinden mütevellit bulunduğunu ispat etmedikçe
mesuldür. Şu kadar ki, otelci veya hancı veya müstahdemlerine isnadı kabil bir
kusur ispat olunmadıkça bu mesuliyet her bir yolcu için yüz lirayı tecavüz
edemez.


             2 – Kıymetli eşya


             Madde 479 – Kıymetli eşya veya
oldukça ehemmiyetli miktarda para veya kıymetli evrak, otelci veya hancıya
emanet edilmemiş ise otelci veya hancı ancak kendisinin veya müstahdemlerinin
kusuru halinde mesul olur. Emaneten kabul etmiş veya kabulden imtina etmiş ise
mesuliyeti mahdut değildir. Yolcunun kendi nezdinde saklayabilmesi lazımgelen
eşya veya nakit ve emsalinde, yolcunun sair eşyası hakkındaki mesuliyet kaidesi
tatbik olunur.


             3 – Mesuliyetin hitamı


             Madde 480 – Yolcu, zararına vakıf
olur olmaz otelci veya hancıya bildirmezse hakkı sakıt olur. Otelci veya hancı
böyle bir mesuliyeti deruhte etmediğini veya mesuliyeti bu kanunda nevi tayin
olunmıyan bir şarta talik ettiğini yapıştırdığı ilanlarda bildirse bile,
mesuliyetten kurtulamaz.





112-72


 


             II - Umumi ahır idare edenlerin
mesuliyeti:


             Madde 481 – Umumi ahırları ve garajları idare edenler içerilerine
konulan veya getirilen veya kendileri veya müstahdemleri tarafından kabul
olunan otomobil, hayvanat ve araba ve koşum ve sair teferruatının ziya ve
hasarından ve çalışmasından zararın müdi veya onu ziyaret veya ona refakat eden
veya onun hizmetinde bulunan kimseye isnadı kabil olduğunu veya mücbir
sebeplerden veya tevdi olunan eşyanın mahiyetinden neşet ettiğini ispat
etmedikçe, mes'ul olur. Şu kadar ki kabul edilen otomobil ve hayvanlar ve
arabalar ve onların teferruatı hakkındaki mes'uliyet, garaj ve ahır sahibine
veya müstahdemlerine bir kusur isnat olunamazsa, beher müdi için yüz lirayı
tecavüz edemez.


             III - Hapis hakkı:


             Madde 482 – Otelci, Hancı ve umumi ahırlar ve garajlar idaresi
sahipleri nezdlerine getirilen veya ahırlarına veya garajlarına konulan eşya
üzerinde otel veya hıfz masraflarından mütevellit alacaklarını temin için,
hapis hakkına maliktirler.


             Mucirlerin hapis haklarına müteallik
hükümler, kıyasen tatbik olunur.


YİRMİNCİ BAP


Kefalet


             (A) TARİFİ


             Madde 483 – Kefalet, bir akittir ki onunla bir kimse, borçlunun
akdettiği borcun edasını temin etmeği alacaklıya karşı taahhüt eder.


             (B) ŞARTLARI


             I - Şekli:


             Madde 484 – Kefaletin sıhhati, tahriri şekle riayet etmeğe ve
kefilin mes'ul olacağı muayyen bir mikdar iraesine mütevakkıftır.


             II - Asıl borç:


             Madde 485 – Kefalet, ancak muteber bir borç hakkında cereyan eder.
Müstakbel zamana muzaf yahut şarta muallak bir borç, hüküm ifade edeceği
zamanın hulülü ve şartın tahakkuku halinde muteber olmak üzere kefalete
raptolunabilir. Hata yahut ehliyetsizlik sebebiyle borçlunun mesuliyetini icap
etmiyen bir akitten mütevellit borca kefalet, eğer kefil akdin borçlu yüzünden
olan bu fesadına taahhüt esnasında vakıf ise muteber olur.


             (C) NEVİLERİ


             I - Adi kefalet:


             Madde 486 – Adi kefaletten kefilin borç ile mutalip olması ancak
kefalet akdinden sonra borçlunun iflas etmesi veya hakkında takibat icra
olunupta alacaklının hatası olmaksızın semeresiz kalması yahut borçlu aleyhinde Türkiye'de takibat icrasının imkansız
hale gelmesi ile meşruttur.


             Alacaklının alacağı kefaletten evvel yahut
aynı zamanda rehin ile temin olunmuş olduğu takdirde, adi kefalette kefil
borcun evvelemirde merhundan istifa olunmasını talep edebilir. Fakat borçlu
müflis ise yahut borçlunun iflası ilan olunmadıkça rehenin nakde tahvili kabil
olmazsa bu hüküm cerayan etmez.


             II - Müteselsil kefalet:


             Madde 487 – Kefil, borçlu ile beraber
müteselsil kefil ve müşterek müteselsil borçlu sıfatı ile veya bu gibi diğer
bir sıfatla borcun ifasını deruhde etmiş ise ala-





112-73


 


caklı asıl borçluya müracaat ve rehinleri nakde tahvil
ettirmeden evvel kefil aleyhinde takibat icra edebilir.


             Bu babın hükümleri, bu nevi kefalete de
tatbik olunur.


             III - Birlikte kefalet:


             Madde 488 – Birden ziyade eşhas birlikte mütecezzi bir borca kefil
oldukları takdirde bunlardan her biri kendi hisseleri mikdarınca adi kefil gibi
ve diğerlerinin hisseleri hakkında kefile kefil sıfatı ile mesul olur.
Kefiller, gerek asıl borçlu ile beraber gerek kendi beyinlerinde müteselsil
olmaklığı iltizam etmişler ise her biri borcun tamamından mes'ul olup ancak
diğerlerinin hissesi için onlara rücu hakkını haizdirler. Kefaletin, aynı borca
diğer kimselerinde kefalet etmesi şartiyle vakı olduğuna alacaklının vukufu
bulunduğunu kabule mahal olan hallerde bu şart tahakkuk etmezse, kefil
mes'uliyetten beri olur.


             IV - Kefile kefil ve rücua kefil:


             Madde 489 – Kefile kefil, alacaklıya karşı kefilin taahhüdünü temin
eden kimsedir ve kefil ile birlikte mes'uliyeti borçlunun taahhüdünü temin eden
adi kefilin borçlu ile beraber olan mes'uliyeti derecesindedir.


             Rücua kefil olan kimse, borçludan
alacağını alamayan kefile kefildir.


             (D) KEFİLİN MESULİYETİ


             I - Şümulü:


             Madde 490 – Kefil borcun aslı ile beraber borçlunun kusur veya
temerrüdünün kanuni neticelerinden mes'uldür.


             Kefil, alacaklının metalibini ifa ederek
dava ikamesini bertaraf etmek için kendisine vakıt ve zamaniyle ihtar vuku
bulmuş olmadıkça asıl borçlu aleyhinde ikame olunan dava masrafını edaya mecbur
değildir.


             Faiz verilmesi şart edilmiş ise kefil
ancak işlemekte olan faiz ile beraber işlemiş faizden bir seneliğini vermekle
mükelleftir.


             II - Muacceliyet:


             Madde 491 – Borçlunun iflası sebebi ile asıl borç vadenin
hululünden evvel muacceliyet kesbetse bile, kefil, asıl borcun ifası için tayin
olunan vadeden evvel borcu ödemeğe icbar olunamaz. Asıl borcun muacceliyet
kesbetmesi evvelce borçluya ihbar vukuuna mütevakkıf ise bu ihbar kefile de
icra olunmak lazım gelir. Kefil hakkında borcun muacceliyet kesbetmesi ihbar
gününden başlar.


             (H) KEFALETİN HİTAMI


             I - Asıl borcun sükutu :


             Madde 492 – Asıl borç, her hangi bir sebeple sakıt olunca kefil beri
olur.


             II - Mahdut zaman için kefalet:


             Madde 493 – Bir kimse mahdut bir zaman için kefil olupta bu zamanın
inkızasını takip eden bir ay zarfında alacaklı bu bapta icraya veya mahkemeye
müracaatla hakkını takip etmezse yahut takibatına uzun müddet fasıla verirse
kefil kefaletten beri olur.


             III - Mahdut olmayan zaman için
kefalet:


             Madde 494 – Kefalet gayri mahdut bir zaman için akdolunmuş ise asıl
borç muacceliyet kesbettikten sonra kefil alacaklıdan bir ay zarfında icra veya
mahkemeye müracaatla hakkını takip etmesini ve uzun müddet fasıla vermeksizin
takibata devam etmesini talep edebilir.





112-74


 


             Bir borcun muacceliyet kesbetmesi alacaklı
tarafından borçluya ihbar vukuuna mütevakkıf olmadığı takdirde, kefil, kefaleti
tarihinden bir sene sonra alacaklıdan bu ihbarın yapılmasını ve borç
muacceliyet kesbedince yukarıda zikrolunduğu veçhile icraya veya mahkemeye
müracaatle hakkını takip etmesini talep edebilir. Alacaklı, kefilin bu talebini
nazara almazsa kefil kefaletten beri olur.


             IV - Memur ve müstahdem hakkında
kefalet


             Madde 495 – Resmi bir memura gayri mahdut müddet için kefil olan
kimse, her üç senede bir kere ertesi sene nihayetinde muteber olmak üzere
kefaleti feshettiğini ihbar edebilir. Bir müstahdem için vukubulan kefalet üç
sene devam ettiği takdirde, hüküm yine böyledir.


             (V) KEFİLİN HAKLARI


             I - Asıl borçluya karşı


             1 – Alacaklının haklarına halefiyet


             Madde 496 – Kefil eda ettiği şey
nisbetinde alacaklının haklarında, ona halef olur. Bu halefiyet kaidesinden
evvelce feragat etmek caiz değildir. Şu kadar ki kefil ile borçlu beynindeki
hukuki münasebetlerden mütevellit  dava ve defi hakları mahfuzdur.


             2 – Kefilin defileri


             Madde 497 – Kefil, asıl borçluya
ait bütün defileri alacaklıya karşı dermeyan etmek hakkını haiz ve bununla
mükelleftir fakat kefilin taahhüdünün mahiyetine nazaran hariç kalması lazım
gelen defiler, müstesnadır.


             Kefil, kendi kusuru olmaksızın bu defilere
vakıf olduğunu ispat etmediği surette kendisini borcunu edadan vareste edecek
bu defileri dermeyan etmemesinden naşi, alacaklıya rücu etmek hakkından mahrum
olur.


             3 – Kefilin tediyeyi ihbar borcu


             Madde 498 – Kefil, tediyeyi asıl
borçluya ihbar etmemesinden dolayı asıl borçlu ikinci defa olarak borcunu eda
ederse kezalik kefil rücu hakkını gaip eder. Alacaklı, aleyhine haksız mal
edinmesinden dolayı dava hakkı mahfuzdur.


             II - Alacaklılara karşı


             1 – Esbabı subutiyenin teslimi


             Madde 499 – Alacaklı mekfulünbihi
tediye eden kefilin borçluya rücu hakkını kullanmağa ve elinde bulunan
rehinleri nakde tahvile medar olabilecek senetleri ona teslime mecburdur.


             Borç bir gayrimenkul rehin ile temin
olunmuş ise alacaklı rehin hakkının kefile devri için ifası lazım gelen
merasimi icra ile mükelleftir.


             2 – Borçlarını ifa etmiyen alacaklının
mesuliyeti


             Madde 500 – Alacaklı kefaletten dolayı
tahakkuk eden borcun temini için kefelatin akdi esnasında tesis yahut sonradan
istihsal olunan teminatı kefilin zararına olarak tenkıs eder veya elinde
bulunan delaili elden çıkarırsa kefile karşı mes'ul olur.


             Resmi memurlar ile müstahdemlere kefalet
vukuunda alacaklı, bu borçlular hakkında ifasiyle mükellef olduğu nezareti
icrada ihmal eylediği ve borç bu ihmalden tevellüt ettiği yahut ihmal
vukubulmamış olsaydı bu nisbette tezayüt etmiyeceği muhtemel bulunduğu takdirde
dahi mesuldür.


             3 – Tediyeyi kabule veya kefaletten
tahsile mütedair haklar


             Madde 501 – Borç muacceliyet iktisap edince, kefil her zaman alacaklıyı borcun
ifasını kabule veya kendisini kefaletten tahlise icbar edebilir. Alacaklı edayı






112-75


 


kabul etmez yahut haiz olduğu teminatı ita ve nakilden
imtina eylerse kefil kendiliğinden kurtulur.


             4 – Borçlunun iflas masasına
alacaklının müracaatı


             Madde 502 – Borçlu, iflas eder ise
alacaklı alacağını İflas masasına kayıt ettirmeğe mecburdur.


             Alacaklı, borçlunun iflasına muttali olur
olmaz ondan kefili haberdar etmekle mükelleftir. Böyle yapmadığı takdirde bu
tekasülünden dolayı kefile terettüp eden zarar nisbetinde kefile karşı haiz
olduğu haklarını gaip eder.


             III - Teminat itasına dair kefilin
hakkı


             Madde 503 – Aşağıdaki hallerde kefil, borçludan teminat itasını ve
eğer borç muaccel ise kendisinin kefaletten kurtulmasını talep edebilir.


             1 – Borçlu kefile karşı vukubulan
taahhütlerine ve bilhassa muayyen bir müddet zarfında kendisini kurtaracağına
dair olan vadına muhalif hareket ettiği takdirde.


             2 – Borçlu mütemerrit bulunduğu takdirde.


             3 – Kefil, gerek düçar olduğu zayiat gerek
kendi tarafından irtikap olunan bir kusur sebebi ile kefaleti kabul ettiği
zamanda kimden ziyade tehlikelere maruz olduğu takdirde.


YİRMİ BİRİNCİ BAP


Kumar ve bahis


             (A) ALACAĞIN DAVA EDİLEMEMESİ


             Madde 504 – Kumar ve bahis, bir alacak hakkı tevlit etmez. Kumar
yahut bahis için bilerek yapılan avanslar ve ödünç verilen akçeler hakkında ve
kumar ve bahis vasfını haiz olduğu takdirde borsaya dahil olan emtia ve
kıymetli evrakın fiyat farkı esası üzerine yapılan vadeli alış verişlerde dahi,
hüküm böyledir.


             (B) BORÇ SENEDİ İTASI VE BİLİHTİYAR
TEDİYE


             Madde 505 – Kumar oynıyan veya bahseden kimse tarafından imza
edilmiş adi borç veya kambiyo senedi üçüncü bir şahsa devir edilmiş olsa bile
bunlara müsteniden hiç hir kimse bir hak talep edemez. Kıymetli evrakın hüsnü
niyet sahibı üçüncü şahıslara bahşettiği haklar mahfuzdur.


             Kumar veya bahsin usulü dairesinde
cereyanına kazaen veya diğer tarafın fiili neticesi olarak bir mani haylulet
etmiş veya bu diğer taraf hile ve desise ika etmiş olmadıkça bilihtiyar verilen
kumar akçesi geri alınmaz.


             (C) PİYANGO


             Madde 506 – Hükümet tarafından müsaade edilmiş olmadıkça, piyango
hiç bir alacak hakkı tevlit etmez. Müsaade edilmemiş olduğu takdirde piyango
hakkındada kumara mütaallik hükümler tatbik olunur.


             Ecnebi memleketlerde müsaade ile tesis
edilen piyangolar Türkiye'de kanunun himayesinden istifade etmezler. Meğer ki
salahiyettar olan makam bunlara ait biletlerin satılmasına müsaade etmiş olsun.


YİRMİ İKİNCİ BAP


Kaydı hayat ile irat ve Ölünceye kadar bakma akdi


(A)    KAYDI HAYAT İLE İRAT


             I - Mevzuu


             Madde 507 – Kaydıhayat ile tesis olunan irat, ya alacaklının veya
borçlunun yahut üçüncü bir şahsın hayatı müddetince takyit olunabilir.





112-76


 


             Bu bapta sarih bir şart olmadıkça kaydı
hayat ile irat, alacaklının hayatı müddetiyle mukayyet olarak tesis olunmuş
sayılır.


             Hilafına mukavele olmadıkça borçlunun
yahut üçüncü bir şahsın hayatiyle takyit olunarak tesis olunan irat, alacaklının
mirasçılarına intikal eder.


             II - Tesisin şekli


             Madde 508 – Kaydıhayat ile irat tesisine dair olan akit, tahriri
şekilde olmadıkça muteber değildir.


             III - Alacaklının hakları


             1 – Hakkın kullanılması


             Madde 509 – Hilafına mukavele
olmadıkça kaydıhayat ile irat, her altı ayda bir işlemeden tediye olunur.


             Hayatiyle mukayyet olarak irat tesis
olunan şahıs, iradın peşin verilmesi lazımgelen devrenin nihayetinden evvel
vefat eder ise borçlu, o devreye ait meblağı tamamen edaya mecburdur.


             Borçlu iflas eder ise alacaklı iflasın
küşadı esnasında muteber bir irat sandığında müflisin mükellef bulunduğu irat
borcuna muadil bir irat tesisi için iktiza eden resülmale müsavi bir resülmal
talep ederek hakkını istihsal edebilir.


             2 – Temlik ve haciz edilebilmesi


             Madde 510 – Hilafına mukavele
olmadıkça, alacaklı, hakkını başkasına temlik edebilir. Üçüncü şahıs lehine
meccanen irat tesis eden kimse tesis zamanında o şahsın iflası yahut borcundan
dolayı takibat icrası halinda alacaklılarının menfaatına olarak irattan mahrum
edilemiyeceğini şart koşabilir.


             (B) ÖLÜNCEYE KADAR BAKMA AKDİ


             I - Tarifi


             Madde 511 – Kaydıhayat ile bakma mukavelesi, akitlerden birinin
diğerine ölünceye kadar bakmak ve onu görüp gözetmek şartiyle bir mamelek yahut
bazı mallar temlikini iltizam etmesinden ibaret olan, bir akittir. Borçlu,
alacaklı tarafından mirasçı nasbolunmuş ise bu akit hakkında miras mukavelesi
hükümleri ceryan eder.


             II - Şartları


             1 – Şekli


             Madde 512 – Kaydıhayat ile bakma
mukavelesi mirasçı nasbını tazammun etmese bile miras mukavelesi şeklinde
tanzim olunmak lazımdır. Şukadar ki, bu mukavele salahiyettar makam canibinden
tayin olunmuş olan şartlara tevfikan devletçe tanınmış bir müessese ile
aktedilmiş ise gayri resmi bir senet kifayet eder.


             2 – Teminat


             Madde 513 – Diğer tarafa bir
gayrimenkul temlik eden alacaklı, kendi haklarını temin için o gayrimenkul
üzerinde tıpkı bir bayi gibi kanuni ipotek hakkını haiz olur.


             III - Mevzuu


             Madde 514 – Alacaklı, borçlunun ailesi içinde yaşar. Borçlu aldığı
malların kıymetine ve alacaklının evvelce haiz olduğu içtimai mevkie göre
hakkaniyetin iktiza ettiği şeyleri alacaklıya vermeğe mecburdur.


             Borçlu bilhassa alacaklıya münasip gıda,
mesken vermeğe ve hastalığında muktazi ihtimam ile bakmağa ve hekim getirmeğe
mecburdur.





112-77


 


             Kabul ettikleri kimselere ölünceye kadar
bakmak maksadiyle tesis olunan müesseseler umum için mecburi olarak verecekleri
şeyleri salahiyettar makam tarafından tasdik olunmuş nizamnameler ile tayin
edebilirler.


             IV - İtiraz ve tenkis


             Madde 515 – Kaydıhayat ile bakma
mukavelesi alacaklının kanunen infaka mecbur olduğu kimselere karşı bu
mükellefiyetin ifasını temin eden vasıtaların elinden çıkmasını mucip olursa bu
kimseler tarafından mezkür mukaveleye itiraz olunabilir. Hakim, bu mukaveleyi
feshedeceği yerde borçluyu hak sahiplerine nafaka vermeğe icbar edebilir ve
bunlara verilen nafakalar alacaklıya verilmesi lazım gelen şeylerle mahsup
edilir. Bundan maada mirasçıların tenkıs talepleri ve alacaklıların fesih
davaları hakkı mahfuzdur.


             V - Fesih


             1 – İhbar


             Madde 516 – İki tarafın mukavele
mucibince verecekleri şeylerin arasında kıymetçe hissolunacak derecede
nisbetsizlik bulunduğu ve fazla alan taraf diğer tarafın kendisine teberruda
bulunmak kastı olduğunu ispat edemediği takdirde, kaydıhayat ile bakma mukavelesini
iki taraftan her biri altı ay evvel haber vermek şartiyle her zaman
feshedebilir. Bu hususta muteber bir irat sandığının kabul ettiği re'sülmal ile
irat beynindeki nisbeti nazara almak lazımdır.


             Mukavelenin feshi esnasında evvelce
verilmiş olan şeyler istirdat olunur. Şu kadar ki bunların re'sülmal ve faiz
kıymetleri beyninde takas icra olunur.


             2 – Bir taraflı fesih


             Madde 517 – Tahmil olunan
mükellefiyete muhalif hareket olunmasından naşi mukavelenin icrasına devam
etmek çekilmez bir hale geldiği yahut diğer bazı muhik sebepler mukavelenin
devamını imkansız bir hale getirdiği yahut ifrat derecede külfetli kıldığı
takdirde, iki taraftan her biri yalnız başına onu feshedebilir.


             Eğer mukavele, bu sebepler dolayısiyle
fesholunur ise kusurlu olan taraf aldığı şeyi geri verdikten maada kusuru
olmayan tarafa hakkaniyete muvafık bir tazminat vermeğe mecburdur.


             Hakim, mukaveleyi feshedecek yerde iki
taraftan birinin talebi ile yahut re'sen artık birlikte yaşamalarına nihayet
verip buna mukabil alacaklıya kaydıhayat ile bir irat tahsis edebilir.


             3 – Borçlunun vefatı halinde fesih


             Madde 518 – Borçlu vefat edince
alacaklı bir sene zarfında mukavelenin feshini talep edebilir. Bu takdirde
alacaklı borçlunun iflası halinde masasından talep edebileceği mikdara müsavi
bir meblağın itasını borçlunun mirasçılarından isteyebilir.


 


             VI - Temlik edilememek ve iflas ve
haciz halinde talep


             Madde 519 – Alacaklı hakkını başkasına temlik edemez. Alacaklı
borçlunun iflası takdirinde muteber bir irat sandığında kendisine verilmesi
lazım gelen şeylerin kıymetine muadil kaydıhayat ile irat tesisi için muktazi
re'sülmale müsavi bir alacak ile masaya müracaat edebilir.


             Alacaklı, bir alacağın temini için borçlu
aleyhine konulan hacze iştirak edebilir.





112-78


 


YİRMİ ÜÇÜNCÜ BAP


Adi şirket


             (A) TARİFİ


             Madde 520 – Şirket bir akittir ki onunla iki veya ziyade kimseler,
saylerini ve mallarını müşterek bir gayeye erişmek için birleştirmeği iltizam
ederler.


             Bir şirket, ticaret kanununda tarif edilen
şirketlerin mümeyyiz vasıflarını haiz değil ise bu bap ahkamına tabi adi şirket
sayılır.


             (B) ŞÜREKANIN YEKDİĞERİYLE MÜNASEBETİ


             I – Sermaye


             Madde 521 – Her şerik nakit, alacak
veya diğer mal veya say olarak bir sermaye koymakla mükelleftir. Hilafına
mukavele olmadıkça sermayeler şirketin gayesinin icabettiği ehemmiyet ve
mahiyette ve yekdiğerine müsavi olmak lazımdır.


             Sermaye, bir şeyin menfaatından ibaret ise
adi icar akdinde ve bir şeyin mülkiyetinden ibaret ise beyi akdinde  hasar ve
tekeffüle dair muayyen olan hükümlere tabi olur.


             II - Kar ve zarar


             1 – Karın  taksimi


             Madde 522 – Şerikler, mahiyeti
icabınca şirkete ait olan bütün kazançları aralarında taksim ile
mükelleftirler.


             2 – Kar ve zarara iştirak


             Madde 523 – Hilafına mukavele
olmadıkça her şerikin, kar ve zarardan hissesi, sermayesinin kıymeti ve
mahiyeti ne olursa olsun müsavidir.


             Mukavelede şeriklerin yalnız kardan veya
yalnız zarardan hisseleri tayin edilmiş ise bu tayin kar ve zararın ikisini de
şamil sayılır. Şeriklerden biri sermaye olarak yalnız sayını ortaya koymuş ise,
zarara ortak olmıyarak yalnız kara iştirak ettirilmesi şart edilebilir.


             III - Şirket kararları


             Madde 524 – Şirketin kararları bütün şeriklerin ittifakiyle ittihaz
olunur. Akitte ekseriyetle karar verilmesi tasrih edilmiş ise ekseriyet 
şeriklerin adedi itibariyle taayyün eder.


             IV - Şirket muamelesinin idaresi


             Madde 525 – Akit ile veya karar ile münhasıran şerike veya
müteaddit şeriklere yahut üçüncü bir şahsa kati surette tevdi edilmiş olmadıkça
şirket muamelelerinin idaresi bütün şeriklere aittir. Şirket muamelelerinin
idaresi şeriklerin cümlesine veyahut birkaçına tevdi edilmiş ise bunlardan her
biri diğerlerinin iştiraki olmaksızın muamele yapabilir. Şukadar ki; şirket
muamelelerini idareye salahiyettar her bir şerik bu muameleye ikmalinden evvel
itiraz edebilir. Tehirinde tehlike melhuz değilse şirkete umumi bir vekil nasbı
ve alelade şirket muameleleri fevkindeki hukuki tasarrufların yapılması için
bütün şeriklerin ittifakı lazımdır.


             V - Şeriklerin birbirlerine karşı
mesuliyetleri


             1 – Rekabet memnuiyeti


             Madde 526 – Şeriklerden hiç biri,
kendi hesabına şirketin gayesine muhalif veya muzır işleri yapamaz.





112-79


 


             2 – Masraflar ve şeriklerin yaptığı
işler


             Madde 527 – Şeriklerden birinin
şirket işleri için yaptığı masraflar veya iltizam ettiği borçlardan dolayı
diğer şerikler, ona karşı mesul olurlar. Bu şerikin idaresi yüzünden doğrudan
doğruya uğradığı zararları yahut bu idarenin zaruriyatından olan hasarları
diğer şerikler zamindirler.


             Şirkete avans olarak para veren şerik
verdiği günden itibaren faiz isteyebilir. Şahsi emeği için ayrıca tazminat
isteyemez.


             3 – İhtimamın derecesi


             Madde 528 – Şeriklerden her biri
şirket işlerinde mutat vechile gösterdiği ikdam ve ihtimamı sarf etmeğe 
mecburdur. Diğer şeriklere karşı kendi kusuriyle sebebiyet verdiği zararları,
şirkete diğer işlerde temin ettiği menfaatlar ile mahsup ettirmeğe hakkı 
olmaksızın tazmin  ile mükelleftir.


             Şirket işlerini ücretle idare eden şerik
tıpkı bir vekil gibi mesul olur.


             VI - İdare salahiyetinin nezi ve
tahdidi


             Madde 529 – Şirket mukavelesiyle şeriklerden birine verilen idare
salahiyeti, muhik bir sebep olmaksızın diğer şerikler tarafından ne nezi ne de
tahdit olunabilir. Şirket mukavelesinde diğer bir hüküm mevcut olsa bile haklı
bir sebep bulunduğu takdirde, diğer şeriklerden herbiri, idare salahiyetini
nezi ettirebilir. Hususiyle şirketi idare eden şerikin vazifelerini fahiş bir
surette ihmal etmesi yahut iyi idare için lazım olan ehliyeti zayi eylemesi
keyfiyetleri haklı sebep olmak üzere nazara alınabilir.


             VII - Şirketi idare eden ve etmiyen
şerikler arasındaki münasebet


             1 – Umumiyet itibariyle


             Madde 530 – Kanunun bu babında veya
şirket mukavelesinde diğer bir hüküm mevcut olmadıkça şirketi idare eden şerik
ile diğer şerikler arasındaki münasabetler, vekalet hükümlerine tabidir.
Şeriklerden biri idare hakkını haiz olmadığı halde şirket hesabına hareket
eder, yahut şirketi idare eden şerik salahiyetini tecavüz eylerse vekaleti
olmadan başkası namına tasarruf edenler hakkındaki hükümler tatbik olunur.


             (Ek: 29/6/1956 - 6763/41 md.)
Şirketi idare edenler, en az her yıl bir defa hesap vermeye ve kar paylarını
ortaklara ödemeye mecburdurlar. Hesap devresinin uzatılmasına ait şart
batıldır. İdare edenin ortaklardan olmaması halinde de hüküm aynıdır.


             2 – Şirket işlerini tetkik


             Madde 531 – İdare  salahiyetini
haiz olmasa bile her şerikin şirket işlerinin nasıl gittiği hakkında şahsen
malümat almağa ve şirketin defterlerini ve evrakını tetkike ve kendine mahsus
olmak üzere şirketin mali vaziyeti hakkında hülasa çıkarmağa hakkı vardır;
hilafına mukavele, batıldır.


             VIII - Yeni şerik kabulü ve şirkete
iştirak


             Madde 532 – Şeriklerden hiç biri diğerlerinin rızası olmadıkça
şirkete üçüncü şahsı alamaz. Şeriklerden biri kendi kendine üçüncü bir şahsı
şirketteki hissesine iştirak ettirir veya hissesini ona devrederse bu üçüncü
şahıs şerik sıfatını ihraz etmez ve hususiyle şirket işleri hakkında üçüncü
şahsın malümat istemeğe hakkı olmaz.





112-80


 


             (C) ŞERİKLERİN ÜÇÜNCÜ ŞAHISLARA KARŞI
MÜNASEBETİ


             I - Temsil


             Madde 533 – Şirket hesabına ve kendi namına bir üçüncü şahıs ile
muameleye girişen şerik, bu üçüncü şahsa karşı yalnız kendisi alacaklı ve
borçlu olur. Şirket veya bütün şerikler namına üçüncü bir şahıs ile şeriklerden
biri muameleye giriştiği halde diğer şerikler ancak temsil hakkındaki hükümlere
tevfikan üçüncü şahsın alacaklı veya borçlusu olurlar. Kendisine idare vazifesi
tahmil edilen şerik şirketi ve bütün şerikleri üçüncü şahıslara karşı temsil
etmek hakkını haiz sayılır.


             II - Temsilin hükümleri


             Madde 534 – Şirketin iktisap ettiği veya şirkete devredilen şeyler,
alacaklar ve ayni haklar şirket mukavelesi dairesinde müştereken şeriklere ait
olur. Şirket mukavelesinde diğer bir hüküm bulunmadıkça bir şerikin
alacaklıları haklarını ancak o şerikin tasfiyedeki hissesi üzerinde
kullanabilirler. Hilafı mukavele edilmiş olmadıkça, şerikler, birlikte yahut
bir mümessil vasıtasiyle üçüncü şahsa karşı deruhde etmiş oldukları borçlardan
müteselsilen mes'ul olurlar.


             (D) ŞİRKETİN HİTAMI


             I - Hitam sebepleri


             1 – Umumiyet itibariyle


             Madde 535 – Aşağıdaki hallerde
şirket nihayet bulur


             1 – Şirketin akdinde maksut olan gayenin
elde edilmesi yahut elde edilmesinin imkansız hale gelmesiyle.


             2 – Mirasçılar ile şirketin devamına dair
evvelce yapılmış bir mukavele olmadığı halde şeriklerden birinin ölmesiyle.


             3 – Şeriklerden birinin tasfiyedeki
hissesi hakkında cebri icra vukuu ile yahut bir şerikin müflis olması veya
hacredilmesi ile.


             4 – Bütün şeriklerin ittifak etmesiyle.


             5 – Şirket için tayin edilen müddetin
hitam bulmasiyle.


             6 – Şirket mukavelenamesinde bu hak
muhafaza edildiği yahut şirket gayri muayyen bir müddet için veya şeriklerden
birinin hayatları, müddetince tesis olunduğu hallerde bir şerikin feshi ihbar
eylemesiyle.


             7 – Haklı sebeplerden dolayı fesih için
verilen mahkeme ilamiyle.


             Haklı sebeplerden dolayı mukavelede
muayyen müddetin hitamından evvel ve eğer şirket muayyen olmıyan bir müddet
için aktedilmiş ise evvelce  ihbara hacet olmaksızın şirketinı feshi talep
edilebilir.


             2 – Muayyen olmıyan müddet üzerine
şirket


             Madde 536 – Şirket muayyen olmıyan
bir müddet için veya şeriklerden birinin hayatı müddetince devam etmek üzere
teşkil edilmiş ise şeriklerden her biri altı ay evvel ihbar eylemek şartiyle
feshi  talebedebilir.


             İhbar, hüsnü niyet kaidelerine tevfikan
yapılmalı ve münasip olmıyan zamanda icra edilmemelidir. Şirket hesabatı
seneden seneye yapılmakta ise fesih ancak bir hesap senesi nihayeti için
istenebilir. Mukavelede muayyen müddetin hitamından sonra zımnen devam etmekte
olan şirket muayyen olmıyan bir müddet için tecdit edilmiş sayılır.





112-81


 


             II - Hitamın şirket işlerine tesiri


             Madde 537 – Şirket ihbardan  başka bir suretle fesih edilirse,bir
şerikin şirket işlerini idare hususundaki selahiyeti,feshe muttali olduğu yahut
halin icabettiği itinayı sarfettiği halde muttali olması lazımgelen zamana
kadar, kendi hakkında devam eder. Şirket şeriklerinden birinin ölümiyle
münfesih olursa ölen şerikin mirasçısı, diğer şerikleri derhal bundan haberdar
etmekle mükelleftirler. Mirasçı lüzumlu olan tedbirlerin ittihazına kadar ölen
şerikin evvelce de idare etmekte olduğu işlere hüsnüniyet kaideleri dairesinde
devam eder.


             Diğer şerikler dahi muvakkaten şirket
işlerini aynı suretle idarede devam ederler.


             III - Tasfiye


             1 – Sermayeler hakkında yapılacak
muamele


             Madde 538 – Bir şeyin mülkiyetini
sermaye olarak koyan şerik, şirketin feshi üzerine yapılacak tasfiye
neticesinde o şeyi aynen istirdat edemeyip o kimsenin sermayesi ne miktar
kıymet için kabul edilmiş ise o kıymeti istiyebilir.


             Eğer bu kıymet tayin edilmemiş ise
istirdat o şeyin sermaye olarak konduğu zamandaki kıymeti üzerinden yapılır.


             2 – Fazlanın taksimi ve noksanlar


             Madde 539 – Şirketin borçları
ödendikten ve şeriklerden her birinin şirkete yaptığı avanslarla şirket için
vuku bulan masrafları ve sermayeleri iade olunduktan sonra bir şey kalırsa bu
kar, şerikler arasında taksim olunur.


             Şirketin mevcudu borçları ve avans ve
masrafları tediye olunduktan sonra sermayelerin iadesine kafi gelmezse zarar,
şerikler arasında taksim olunur.


             3 – Tasfiyenin nasıl yapılacağı


             Madde 540 – Şirketin hitamında
tasfiye, idareden hariç olanlar dahi dahil olduğu halde bütün şeriklerce
birlikte yapılmak lazımdır.


             Şu kadar ki, eğer şirket mukavelesi
şeriklerden birinin kendi namına ve şirket hesabına muayyen bazı muameleler
yapmasına dair ise bu şerik şirketin hitamından sonra dahi o muameleleri yalnız
yapmağa ve diğer şeriklere hesap vermeğe mecburdur.


             IV - Üçüncü şahıslara karşı mesuliyet


             Madde 541 – Şirketin nihayet bulması üçüncü  şahıslara karşı
taahhütleri tadil etmez.


             Kanunun meriyeti zamanı


             Madde 542 – İşbu
kanun; Kanunu Medeninin mevkii meriyete vazı tarihinden muteberdir.


             Kanunun icrasına memur makam


             Madde 543 – İşbu kanunun hükmünü
icraya Adliye Vekili memurdur.


             Tashihat


             Madde 544 – Kanunu Medeninin mütemmimi
olan işbu kanun merbut tashihler ile beraber kabul edilmiştir.





112-82


 


                                 Madde           Yanlış                 Doğrusu                                             



_______________  _______  ___________  _____________ 
____________________________


                                                                                                                                                            


Kanunu Medeni            92                                                                zaid
olduğundan silinmiştir.


Borçlar Kanunu          111       borcada                borçda                   tabı
esnasında tashih edilmiştir.


     ”           ”                111       üçüncü
şahsa       üçüncü şahsada                           ”


Kanunu Medeni          112                                                                zaid
olduğundan silinmiştir.


Borçlar Kanunu          149       şart                      şarta                      tabı
esnasında tashih edilmiştir.


     ”           ”                151       menfaatte             menfaatlerde              
                 ”


     ”           ”                153       mirasçısı              mirasçısı                                     



     ”           ”                167       öyle                     ile                                                



     ”           ”                    1       alacaklıya             alacaklı,
ne                                  ”


     ”           ”                    1       kefilidir                kefildir                   
                     ”


Kanunu  Medeni         439                                                                ikinci
fıkra zaiddir silinmiştir.


     ”           ”                755       yirmide
biridir     yirmi misle


                                                                             müsavi
addolunur


             a - Kanunu Medenideki vecibe veya
vecibeler ıstılahı yerine borç veya borçlar ıstılahı konulacaktır.


             b - Borçlar Kanununun 187 nci maddesinin
son fıkrası (müşteri teslimini istemek niyetinde ise muayyen müddetin
inkızasında bayii bundan  haberdar etmesi lazımdır) olacaktır.


             p - Borçlar Kanununun 223 üncü maddesinin
son fıkrası (müşteriye bundan ziyade borç tahmil eden mukaveleler batıldır)
olacaktır.


             t - Kanunu Medenide mevcut (hudut)
kelimesi yerine sınır kelimesi konulacaktır.


             s - Kanunu Medenide ve Borçlar Kanununda
mevcut (istimal) kelimeleri yerine (kullanmak) kelimeleri konulacaktır.


             c - Kanunu Medenideki (şahsı salis) yerine
(üçüncü şahıs) ve (eşhası salise) yerine (üçüncü şahıslar) ıstılahı
konulacaktır.


             ç - Kanunu Medenideki (Ukud) kelimesi
yerine (akıdlre) kelimesi konulacaktır.


             h - Kanunu Medenideki (tarafeyn) ıstılahı
yerine (iki taraf) ıstılahı konulacaktır.





112-83


 


22/4/1926
TARİH VE 818 SAYILI ANA KANUNA İŞLENEMEYEN HÜKÜMLER :


 


             1 – 4/11/1990 tarih ve
3678 sayılı Kanunun Geçici Maddesi :


             Geçici Madde 1. – Bu
Kanunun 29 ve 30 uncu maddesi hükümleri, yürürlük tarihinden önceki
ilişkilerden doğan ve halen görülmekte olan yabancı para ve faiz alacaklarına
ilişkin davalar hakkında uygulanmaz. Ancak, alacaklıların bu Kanuna ve Borçlar
Kanununun 105 inci maddesine göre munzam zarar talep etme hakları saklıdır.


 





112-84


 


818
SAYILI KANUNDA EK VE DEĞİŞİKLİK YAPAN MEVZUATIN


YÜRÜRLÜKTEN KALDIRDIĞI KANUN VE HÜKÜMLERİ


GÖSTERİR LİSTE


 


                                                                                                  Yürürlükten
Kaldıran Mevzuatın 


                                                                                                  __________________________


Yürürlükten Kaldırılan Kanun
veya Kanun Hükümleri         Tarihi         Sayısı       Maddesi


________________________________________________ 
__________  ________  _________


 


22/4/1926 tarih ve 818 sayılı
Borçlar Kanununun 103 üncü maddesinin son cümlesi, 308 inci maddesinin üçüncü
fıkrasının son cümlesi, 431 ila 448 inci maddelerinin tamamı ve


473, 477 inci maddelerinin ikinci fıkraları                                  29/6/1956        6763              41


 


743 sayılı Türk Kanunu
Medenisinin 96 ve 142 nci madde-


leri                                                                                                 4/5/1988        3444                9


 


743 sayılı Türk Kanunu
Medenisinin 442,445, 446 ve 540 ıncı maddeleri ile 2644 sayılı Tapu Kanununun 5
inci mad-


desi                                                                                              4/11
/l990        3678              31


 





112-85


 


818 SAYILI KANUNA EK VE DEĞİŞİKLİK GETİREN
MEVZUATIN


YÜRÜRLÜĞE GİRİŞ TARİHİNİ GÖSTERİR


LİSTE


 


                Kanun                                                                                                         Yürürlüğe


                  No.                 Farklı tarihte
Yürürlüğe giren Maddeler                      giriş tarihi


             ________ 
_________________________________________________  ____________


 


                 6763                                                —                                                         1/1/1957


                 2486                                                —                                                        10/7/1981


                 3095                                                —                                                       19/12/1984


                 3444                                                —                                                        12/5/1988


                 3678                                                —                                                       23/11/1990


                 5070                                                —                                                23/1/2004
tarihinden


                                                                                                                              
itibaren 6 ay sonra


                 5378                                                14                                                         7/7/2005


Değiştiren Kanun                                                                                                      Yürürlüğe


No.                             818 sayılı Kanunun
Değişen Maddeleri                                giriş tarihi


________  _________________________________________________           
____________


5754                                                       
323                                               8/5/2008


 





112-86
113


 


             818 SAYILI KANUNA EK VE
DEĞİŞİKLİK GETİREN MEVZUATIN


                           YÜRÜRLÜĞE
GİRİŞ TARİHİNİ GÖSTERİR LİSTE


 


  Kanun                                                                                                                         Yürürlüğe


     No.                               Farklı tarihte
yürürlüğe giren maddeler                        giriş tarihi


-------------              ------------------------------------------------------------       ---------------------


                                                                                                                                             


     6763                                                           –                                                                 1/1/1957


     2486                                                           –                                                               10/7/1981


     3095                                                           –                                                             19/12/1984





114


 

AvAi

Hukuki AI Asistanı
Merhaba! Ben AvAi, Avarsis Hukuki AI Asistanınız. Size nasıl yardımcı olabilirim?