Yargıtay 8. Hukuk Dairesi Gayrimenkul ve Emlak Hukuku
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E.2011/480 K.2011/4898
Özet: (1) Davacı, kadastroda yol boşluğu olarak bırakılan taşınmaz parçasının kendisine ait olduğunu iddia ederek bu yerin tapuya tesciline karar verilmesini talep etti; (2) Mahkeme, 20 yıllık kazanma süresinin henüz dolmadığını belirterek davayı reddetti ve Hazine temsilcisinin temyiz itirazını kabul ederek kararın bozulmasına karar verdi.
MAHKEMESİ: Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Tescil
... ile Hazine ve ... aralarındaki tescil davasının kabulüne dair ... Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 15/07/2010 gün ve 204/264 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Hazine temsilcisi tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı, mevkii ve sınırları dava dilekçesinde yazılı bir parça taşınmazın kendisine ait iken kadastro çalışmalarında paftasında yol olarak bırakıldığını belirterek bu yerin adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine temsilcisi ve davalı köy temsilcisi keşiften sonra beyanda bulunacaklarını bildirmiştir.
Mahkemece, davanın kabulüne, 21.05.2010 tarihli teknik bilirkişi raporunda A harfiyle gösterilen 60,37 m2 yüzölçümlü yerin davacı adına tapuya tesciline karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kadastro çalışmaları sırasında yol boşluğu olarak kadastro dışı bırakılan taşınmazın Türk Medeni Kanununun 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi hükümleri uyarınca tescili isteğine ilişkindir.
Kadastro dışı bırakma işleminde, taşınmazın geometrik durumu belirlenmediğinden bir tespit işlemi değil ise de, görevlilerce bir yerin tescile tabi olmadığı saptanarak hukuksal durum belirlenmiş olduğundan yapılan bu işlem, bir kadastro işlemidir. Kadastro işleminin yapılmasıyla kazanmayı sağlayan kadastrodan önceki zilyetlik kesintiye uğrar. Kadastro tespitinden sonra yeniden 20 yıllık sürenin geçmesi gerekir. Yargıtay’ın kararlılık kazanan uygulamalarına göre; tespit dışı bırakılan bir yerin, Türk Medeni Kanununun 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi hükümlerine göre tapuda tescil edilebilmesi için, tespit dışı bırakılma işleminin yapıldığı tarihten, dava tarihine kadar 20 yıldan fazla süre ile anılan maddelerde belirtilen koşullar altında tasarruf edilmesi gerekir.
Somut olayda, toplanan delil ve belgelere göre tespit dışı bırakılma işleminin yapıldığı 6.1.2002 tarihinden davanın açıldığı 29.06.2009 tarihine kadar 20 yıllık kazanma süresi dolmamıştır. Bu açıklamalara göre, kazanma koşullarının davacı yararına gerçekleştiğinden söz edilemez. Açıklanan nedenle davanın reddine karar verilmesi
2011/480-4898 gerekirken kazanma koşullarının oluştuğu gerekçesiyle kabulüne karar verilmiş olması doğru olmamıştır.
Davalı Hazine temsilcisinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulüyle yerel mahkeme hükmünün açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK'nun geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 06.10.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
DAVA TÜRÜ: Tescil
... ile Hazine ve ... aralarındaki tescil davasının kabulüne dair ... Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 15/07/2010 gün ve 204/264 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Hazine temsilcisi tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı, mevkii ve sınırları dava dilekçesinde yazılı bir parça taşınmazın kendisine ait iken kadastro çalışmalarında paftasında yol olarak bırakıldığını belirterek bu yerin adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine temsilcisi ve davalı köy temsilcisi keşiften sonra beyanda bulunacaklarını bildirmiştir.
Mahkemece, davanın kabulüne, 21.05.2010 tarihli teknik bilirkişi raporunda A harfiyle gösterilen 60,37 m2 yüzölçümlü yerin davacı adına tapuya tesciline karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kadastro çalışmaları sırasında yol boşluğu olarak kadastro dışı bırakılan taşınmazın Türk Medeni Kanununun 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi hükümleri uyarınca tescili isteğine ilişkindir.
Kadastro dışı bırakma işleminde, taşınmazın geometrik durumu belirlenmediğinden bir tespit işlemi değil ise de, görevlilerce bir yerin tescile tabi olmadığı saptanarak hukuksal durum belirlenmiş olduğundan yapılan bu işlem, bir kadastro işlemidir. Kadastro işleminin yapılmasıyla kazanmayı sağlayan kadastrodan önceki zilyetlik kesintiye uğrar. Kadastro tespitinden sonra yeniden 20 yıllık sürenin geçmesi gerekir. Yargıtay’ın kararlılık kazanan uygulamalarına göre; tespit dışı bırakılan bir yerin, Türk Medeni Kanununun 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi hükümlerine göre tapuda tescil edilebilmesi için, tespit dışı bırakılma işleminin yapıldığı tarihten, dava tarihine kadar 20 yıldan fazla süre ile anılan maddelerde belirtilen koşullar altında tasarruf edilmesi gerekir.
Somut olayda, toplanan delil ve belgelere göre tespit dışı bırakılma işleminin yapıldığı 6.1.2002 tarihinden davanın açıldığı 29.06.2009 tarihine kadar 20 yıllık kazanma süresi dolmamıştır. Bu açıklamalara göre, kazanma koşullarının davacı yararına gerçekleştiğinden söz edilemez. Açıklanan nedenle davanın reddine karar verilmesi
2011/480-4898 gerekirken kazanma koşullarının oluştuğu gerekçesiyle kabulüne karar verilmiş olması doğru olmamıştır.
Davalı Hazine temsilcisinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulüyle yerel mahkeme hükmünün açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK'nun geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 06.10.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.