‹ Ana sayfa
Yargıtay7. Hukuk Dairesiİcra ve İflas Hukuku

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E.2012/1672 K.2012/6616

Esas No: 2012/1672 · Karar No: 2012/6616 · Karar Tarihi: 02.10.2012
Taraflar arasındaki dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi istenilmekle, duruşma için tebliğ edilen 25.9.2012 günü belirlenen saatte temyiz eden ..., ... (...) ile ... mirasçıları ... ve ..., aleyhine temyiz istenilen ... vekili Av. ... geldiler. Gelenlerin huzuru ile duruşmaya başlandı. Duruşmada hazır bulunan tarafların sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyadaki belgeler incelendi,gereği görüşüldü:
Dava ıslah edilmiş haliyle taşınmaz üzerinde bulunan muhdesatın aidiyetinin tespitine ilişkindir.
1-İddia ve savunmaya, duruşma tutanaklarına yansıyan bilgi ve belgelere, toplanıp değerlendirilen delillere ve hüküm yerinde gösterilen gerekçelere, davacı tarafın ıslah dilekçesinin temyiz eden davalı asile (vekille temsil edilmeden önce) 22.10.2010 tarihinde bizzat tebliğ edilmiş olmasına göre davalılardan ...'ın (...) buna ilişen ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının REDDİNE,
2-Adı geçen davalının davanın esasına ve oluşturulan hükme yönelik temyiz itirazlarına gelince; mahkemece davanın kabulüne, taşınmaz üzerinde bulunan binaların davacıya ait olduğunun tespitine karar verilmiş ise de yargılama sırasında toplanan deliller hüküm vermeye yeterli olmadığı gibi varılan sonuç ve kurulan hüküm de yasal düzenlemelere uygun düşmemiştir.
Duraksamadan belirtmek gerekir ki; aidiyet tespiti davaları kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Taşınmaz üzerinde bulunan muhdesat yönünden derdest ortaklığın giderilmesi davası ya da kamulaştırma işlemi bulunmadığı takdirde bu dava görülemez. Kural olarak, öğretide ve yerleşik Yargıtay uygulamasında aidiyetin tespiti davaları yönünden eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmiştir. Bu hukuksal olguların ışığı altında duraksamasız belirtmek gerekirse hukuki yarar dava koşuludur.
Öte yandan; 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3 maddesi hükmünde kadastro tutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere karşı kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak dava açılamayacağı açıklanmıştır. Bu sürenin hak düşürücü nitelikte olduğu ve taraflarca öne sürülmese bile mahkemece kendiliğinden değerlendirileceği kuşkusuzdur.
Somut olaya gelince; toplanan delillerden dava konusu muhdesatın üzerinde bulunduğu 38675 ada 9 parsel sayılı taşınmazın tarafların ortak miras bırakanı adına “avlulu kagir ev” niteliği ile tapuya kayıtlı olduğu, taşınmaz hakkında İzmir 4.Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2009/2373 esas sayısı üzerinden görülen ortaklığın giderilmesi davasının sonuçlandığı ve kararın temyiz edildiği anlaşılmaktadır. Ne var ki anılan davanın temyiz incelemesi sonucunda kesinleşip kesinleşmediği açık bir anlatımla halen derdest olup olmadığı bilinmemektedir. Sözü edilen davanın kesinleşmiş olması halinde başlangıçta var olan hukuki yararın yargılama ya da temyiz aşamasında ortadan kalkmış sayılacağı bu durumda da davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verileceği tartışmasızdır.
Hal böyle olunca; öncelikle taraflar arasında görülen ortaklığın giderilmesi davasının temyiz sonucu beklenmeli ve dava kesinleştiği taktirde az yukarıda belirtildiği üzere hukuki yarar bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmelidir.
Taraflar arasında görülen ortaklığın giderilmesi davasının halen derdest olduğunun belirlenmesi halinde ise, öncelikle 38675 ada 9 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespit tutanağı ilgili Tapu Sicil Müdürlüğünden getirtilmeli, daha sonra taraf tanıkları hazır edilmek suretiyle az yukarıda açıklanan hukuki olgunun belirlenmesi açısından taşınmaz başında yeniden keşif yapılmalı, taşınmaz üzerinde iki adet bina olduğu dikkate alınarak davacı taraftan hangi muhdesatın dava konusu edildiği sorulmalı, bunun sonucunda davada hak düşürücü sürenin gerçekleşip gerçekleşmediği araştırılmalı, muhdesatın kadastro tespit gününden önce meydana getirildiğinin ve kadastro tespitinin kesinleşmesi ile dava tarihi arasında on yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olduğunun belirlenmesi halinde davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmeli, muhdesatın kadastro tespitinden sonra meydana getirildiğinin davacı tarafça kanıtlanması halinde ise gerek eski Medeni Kanun ve gerekse sonradan yürürlüğe giren Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre arz üzerindeki bütünleyici parça nitelikli muhtesatların mülkiyetinin arzın mülkiyetine tabi olduğu gözetilerek sadece muhtesatın davacı tarafça meydana getirildiğinin tespitine karar vermekle yetinilmeli, mülkiyetin tespiti isteminin ise reddine karar verilmelidir
Mahkemece böylesine bir uygulama yapılmaksızın eksik araştırma ve soruşturma ile yazılı şekilde hüküm verilmesi isabetsiz olduğu gibi, dava dilekçesinde tek bir binadan bahsedildiği, taşınmaz üzerinde ise iki adet bina olduğu gözardı edilerek, hangi muhdesatın dava konusu olduğu belirlenmeden ve kısa kararda “38675 ada 9 parsel üzerindeki binanın” gerekçeli kararda ise “38675 ada 297 parseldeki muhdesatların” davacıya aidiyeti yönünde çelişkili karar oluşturulması dahi isabetsiz, davalı ...'ın (...) temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin ödenen 1.252,40 TL harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 02.10.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.

Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.

AvAi

Hukuki AI Asistanı
Merhaba! Ben AvAi, Avarsis Hukuki AI Asistanınız. Size nasıl yardımcı olabilirim?