Yargıtay7. Ceza DairesiCeza Hukuku
Yargıtay 7. Ceza Dairesi E.2008/14513 K.2011/27269
Özet: Uyuşmazlık, İstanbul 14. Asliye Ceza Mahkemesi ve İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararlarının kanunlara uygunluğuna ilişkin sanıkların vekilinin talebiyle ilgiliydi; mahkeme, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesine dayanarak iki mahkemenin kararlarını kanun yararına bozdu ve ilgili işlemleri yeniden yapmaya karar verdi.
2960 sayılı Boğaziçi Kanununa aykırılıktan sanıklar ...,..., ve ....'ın anılan kanunun 18/1. maddesi gereğince 1 ay hapis ve 440 yeni Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına, 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanunun 4. maddesi uyarınca 330 yeni Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına, verilen 440 ve 330 yeni Türk lirası adli para cezalarının 647 sayılı kanunun 6. maddesi uyarınca ertelenmesine dair, İstanbul 14. Asliye Ceza Mahkemesinin 28.05.2007 tarihli 2004/1109 Esas, 2007/376 sayılı kararının infazı sırasında 08.02.2008 tarihli ve 26781 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5728 sayılı Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda ve Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 562. maddesi ile değişik 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231. maddesi karşısında, sanıklar vekilinin hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağı yönündeki talep üzerine, hükümlüler hakkında verilen hapis cezası, para cezasına çevrilip ertelenmiş olduğundan haklarında 5271 sayılı kanunun 231. maddesi kapsamında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının mümkün olmadığından talebin reddine ilişkin, aynı Mahkemenin 20.03.2008 tarihli ve 2004/1109 Esas, 2007/376 sayılı ek kararına vaki itirazın reddine dair, İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 04.04.2008 tarihli ve 353 müteferrik sayılı kararı aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığından verilen 29.08.2008 gün ve 45640 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren dava dosyası Cumhuriyet Başsavcılığının 18.09.2008 gün ve KYB. 2008-184409 sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu.
Mezkür ihbarnamede;
İstanbul 14. Asliye Ceza Mahkemesinin 28.05.2007 tarihli kararına yönelik olarak yapılan incelemede;
13.11.2004 tarihli ve 25642 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9. maddesi 3. fıkrasında yer alan "lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir." şeklindeki düzenlemeye ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun "zaman bakımından uygulama" başlıklı 7. maddesine nazaran öncelikle lehe Kanunun tespit edilerek uygulama yapılması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde,
İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 04.04.2008 tarihli müteferrik kararına yönelik olarak yapılan incelemede;
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 7/2. maddesi uyarınca lehe yasanın belirlenmesi amacıyla suçun unsurlarının tayini, takdir hakkının kullanılarak cezanın tayini, cezanın kişileştirilmesinin gerektiği durumlarda hükmün zat ve mahiyetini değiştiren veya değiştirme ihtimali bulunan kararların 5252 sayılı yasanın 9/1. maddesi gereğince duruşma açılarak verilmesi gerektiğinin gözetilmeden evrak üzerinde esas hakkında inceleme yapılarak yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi nedeniyle itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesinde isabet görülmemiş ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozmaya atfen ihbar olunmuş bulunmakla Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden İstanbul l. Ağır Ceza Mahkemesinin 04.04.2008 gün ve 2008/353 D. İş sayılı kararının CMK'nun 309. maddesi uyarınca oybirliğiyle, İstanbul 14. Asliye Ceza Mahkemesinin 20.03.2008 gün ve 2004/1109 Esas 2007/376 sayılı ek kararının üye ...'ın muhalefeti ve oyçokluğuyla BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde mahkemesince yapılmasına, 19.12.2011 günü karar verildi.
KARŞI OY
Asliye Ceza Mahkemesinin kararında karşılaştırılacak iki yasa olmadığı gibi TCK 231. madde uygulanmayarak takdir hakkı kullanılmış olup takdire dayalı hususlarda kanun yararına bozma talebinde bulunulamayacağından Asliye Ceza Mahkemesinin kararı ile ilgili olarak talebin reddi gerektiği düşüncesiyle çoğunluğun bu yöndeki kararına katılmıyorum.
Mezkür ihbarnamede;
İstanbul 14. Asliye Ceza Mahkemesinin 28.05.2007 tarihli kararına yönelik olarak yapılan incelemede;
13.11.2004 tarihli ve 25642 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9. maddesi 3. fıkrasında yer alan "lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir." şeklindeki düzenlemeye ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun "zaman bakımından uygulama" başlıklı 7. maddesine nazaran öncelikle lehe Kanunun tespit edilerek uygulama yapılması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde,
İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 04.04.2008 tarihli müteferrik kararına yönelik olarak yapılan incelemede;
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 7/2. maddesi uyarınca lehe yasanın belirlenmesi amacıyla suçun unsurlarının tayini, takdir hakkının kullanılarak cezanın tayini, cezanın kişileştirilmesinin gerektiği durumlarda hükmün zat ve mahiyetini değiştiren veya değiştirme ihtimali bulunan kararların 5252 sayılı yasanın 9/1. maddesi gereğince duruşma açılarak verilmesi gerektiğinin gözetilmeden evrak üzerinde esas hakkında inceleme yapılarak yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi nedeniyle itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesinde isabet görülmemiş ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozmaya atfen ihbar olunmuş bulunmakla Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden İstanbul l. Ağır Ceza Mahkemesinin 04.04.2008 gün ve 2008/353 D. İş sayılı kararının CMK'nun 309. maddesi uyarınca oybirliğiyle, İstanbul 14. Asliye Ceza Mahkemesinin 20.03.2008 gün ve 2004/1109 Esas 2007/376 sayılı ek kararının üye ...'ın muhalefeti ve oyçokluğuyla BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde mahkemesince yapılmasına, 19.12.2011 günü karar verildi.
KARŞI OY
Asliye Ceza Mahkemesinin kararında karşılaştırılacak iki yasa olmadığı gibi TCK 231. madde uygulanmayarak takdir hakkı kullanılmış olup takdire dayalı hususlarda kanun yararına bozma talebinde bulunulamayacağından Asliye Ceza Mahkemesinin kararı ile ilgili olarak talebin reddi gerektiği düşüncesiyle çoğunluğun bu yöndeki kararına katılmıyorum.
Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.