Yargıtay6. Ceza DairesiCeza Hukuku
Yargıtay 6. Ceza Dairesi E.2012/9080 K.2012/18652
**MAHKEMESİ:**Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Yağma
**HÜKÜM:** Mahkumiyet
Yerel Mahkemece verilen hüküm sanıklar ... ve ... savunmanları tarafından duruşmalı olarak da temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre tayin edilen günde yapılan duruşma sonunda dosya okunarak gereği görüşülüp düşünüldü;
Soruşturmanın sonuçlarını içeren tutanaklar, belgeler ve sanıklar ... ve ... yönünden duruşmalı inceleme sırasında ileri sürülen savunmalar doğrultusunda yapılan incelemede:
Dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre, incelenen dosya kapsamında, sanıklar ... ve ...'ye yüklenen suçun sübuta erdiğinin kabulü ile aşağıdaki 2 ve 3 nolu bozma dışındaki diğer temyiz itirazları yerinde görülmediğinden reddine,
Ancak;
1)Belli bir olay ile ilgili suç işlediği izlenimini veren ve hakkında herhangi bir araştırma yapılan kişi, şüpheli statüsüne girer. Şüpheli muhakeme hak ve yetkilerine sahiptir.
Yargılanacak her uyuşmazlıkta; şüphelilik, uyuşmazlığın somut olması ve uyuşmazlığın çözümü şeklinde özellikler vardır. O halde önce olay öğrenilmelidir. Yani sübut konusunda bir hükme varılır. Sübut (veya ispat) meselesi maddi mesele olup, bu konu geçmişteki olayı zihnimizde yeniden yaratmak, yani nasıl meydana geldiğini belirlemektir. Olay belirlendikten sonra, olaya uygulanacak hukuki norm ve bunun olayın tipine uygun olup olmadığı konusunda sonuç çıkarılır. Maddi durumun tespiti, hukuki durumun tespitidir.
Hakim bu güne dayanarak dünü öğrenir. Dün hakkındaki şüphesini deliller sayesinde yener. Şüphenin yenilmesi yerine belirliliğe terk eder.
Delillerin gösterdiği objektif bakımından bir (ihtimal) dir. Buna rağmen ihtimal belli bir dereceye gelince kanaat (kanı) olacaktır. Şüphe yerini kanaate bıraktığında ispatta aranan belirlilik ortaya çıkar. Her olayda lehe ve aleyhe deliller vardır.
Kanaati meydana getiren delillerin tek tek değerlendirilişi kadar hep birlikte değerlendirilmesi de mümkündür. Deliller bütünlük teşkil ediyorsa, bir bütünün birbiri ile uyuşan ve birbirini tamamlayan parçaları ise, bu hakiki delildir. İspat konusu, gerçeğin bir parçası olan olay hakkında hüküm vermektir.
Gerçekten Hakim geçmişte ne olduğunu ve nasıl olduğunu bilmeye mecburdur. elindeki imkan, bu gündür.
Bu günden maksat da, varlığını duygularımızla öğrendiğimiz şeylerdir. İşte “delil” budur.
Delillerin bu günün akılcı anlayışına göre, Hakimin kanaati, ispat edilmesi istenen olayların tahlil ve tetkiki ile lehe ve aleyhe bütün şartları tenkit ve değerlendirmesinin mahsulü olacaktır. İspat edilmesi gereken şüpheli olandır. Delillerden biri de tanıktır. Tanık taraflardan olmayan, fakat olay hakkında görgü ve bilgisi olmuş bir kişinin, o olay hakkında beş duyusu ile edindiği sübut konusunda karar verecek mahkeme ve/veya Hakim huzurundaki sözlü beyanıdır. Sanık dışında herkesin bu konumda ele alınabileceği dikkate alınarak, değerlendirme yapılacağı muhakkaktır. Bu genel ilkeler ışığında;
Somut olaya gelince:
Yakınanın olay tarihinde saat 23.00 sıralarında emniyete müracaat ederek, saat 20.00 sıralarında Kepez istikametine gitmekte iken otostop yapan bir bayanı aracına aldığını, para karşılığı ilişki konusunda anlaştıklarını, bayanın isteğiyle ormanlık alana gittiklerini, bir ara telefonla konuştuğunu, araç park halindeyken bayanın araçtan inip montunu çıkarıp tekrar bindiği sırada, eşkallerini veremeyeceği üç kişinin geldiğini, ceketi ile yüzünü kapattıklarını, birinin kapısını açıp kendisini arka koltuğa iki kişinin arasına oturttuğunu, yola çıktıklarını, aracın viraja girdiği sırada yavaşlamasından faydalanarak atlayıp ellerinden kurtulduğunu ifade ederek, aracını yağmalayan şahıslardan şikayetçi olduğu,
Emniyetin konuyla ilgili olarak çalışma başlattığı ve olaydan sekiz gün sonra ... Hurdacılık isimli işyerinde değişik illerden çalınan otoların sahte evrak ve belgelerle piyasaya sürüldüğü yönünde gelen bir ihbarı değerlendirmek için belirtilen adrese gidildiğinde, sanıklar ... ve ...'yi, sanık ...'ın işyerinin önünde, sahte plaka takılmış suça konu olmayan başka bir araç içerisinde gördükleri ve sanık ...'ın üzerinde volkswagen marka araca ait olan anahtar bulunduğu, yakınana yönelik yağma olayı da emniyet tarafından araştırıldığından, anahtarın yakınanın aracına ait olabileceği düşünülerek aracın yeri sorulduğu ve sanık ... tarafından açık adresinin söylendiği, bu şekilde tanık ...'nin ikamet ettiği sitenin önünde suça konu aracın bulunduğu,
Olayla bağlantısı olduğuna dair ihbar üzerine tanık ...'nin de kolluk aşamasında şüpheli sıfatıyla gözaltına alındığı; avukat yanında verdiği ifadesinde “Sanıkları önceden tanıdığını, birkaç gün önce sanık ...'nin telefon açarak kendisini işyerine çağırdığını,bunun üzerine pijamalı vaziyette, saat 21.30 sıralarında söylenilen yere gittiğinde suça konu otomobili orada gördüğünü, Niğdeli ...olarak bildiği şahıs ile sanıklar ..., ... ve ...'ın otomobili incelediklerini, yanlarında eşkalini tarif ettiği bir kadının bulunduğunu, sanık ...'ın, "Bir operasyona girdik" deyip, "Kendisinin, sanık ...'in ve ...isimli kişinin birlikte yakınanı hırpalamak suretiyle otomobili ile birlikte götürdüklerini, bu sırada sanık ...'ın kendi aracının içinde beklediğini, yolda şahsın arabadan atlayıp kaçtığını, sonra otoyu getirdiklerini" söylediğini, sanık ...'ın otonun bagajındaki iki adet plakayı kırdığını ve bagaja bıraktığını, aracın içerisindeki CD'leri sanıkların kendi aralarında paylaştıklarını” belirtmiştir.
Sanık ... aşamalarda suçlamayı kabul etmemiştir. Yakınanın sanıkları ve tanık ...'yı teşhis edemediği gibi olay anında kendilerini izleyen ikinci bir arabadan da bahsetmediği dikkate alındığında; yukarıda açıklanan temel ilkeler ışığında tartışılması gereken husus, sanık ...'ın yağma suçuna katılıp katılmadığı, eylem sırasında diğer sanıkların yakınında bulunup bulunmadığıdır. Sübut ve suç vasfının belirlenmesi ve buna dayanak oluşturan kanıtların duraksamaya neden olmayacak şekilde belirlenmesi ve tartışılması gereklidir. Hal böyle olunca, sanık ...'ın suç kastının ve eylem içindeki fiili durumunun belirlenmesi zorunludur. Sanık ... ve ... ifadelerinde “Suçu işlemediklerini” savunmuş; tanık ...'nın olayın faili olduğuna yönelik bir ihbar üzerine ise müdafi yanında verdiği ifadede "Sanık ...'ın eylem içindeki yerini sanık ...'dan duyduğunu" aktarmak suretiyle açıklamıştır. Tanık ...'nın kollukta verdiği ifadesinin diğer delillerle de örtüşmesi gerekir. Bu nedenle sanık ...'ın olay tarihinde kullandığı cep telefonunun tespit edilip, yağma olayının gerçekleştiği yer ile suça konu otomobilin götürüldüğü ve en son bırakıldığı yer arasında bulunan baz istasyonlarının kayıtları yöntemine uygun biçimde araştırılarak, suç tarihi ve saatinde ve bunu takip eden zaman diliminde, sanık ...'ın cep telefonunun buralardan sinyal verip vermediğinin araştırılması ve sonucuna göre sanık ...'ın eylem içindeki yerinin ve buna göre eylemine uyan suç vasfının belirlenmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
2- Kolluk tarafından düzenlenen 16.11.2006 tarihli "Olay ve Yakalama Tutanağı" içeriğine göre sanık ...’nin üzerinden, müştekiye ait volkswagen marka araç anahtarının çıkması üzerine, “Aracın nerede olduğu” sorulduğunda, aracın bulunduğu açık adresi söyleyerek iadesini sağladığının anlaşılması karşısında, 5237 sayılı TCK’nın 168/3. maddesinde tanımlanan etkin pişmanlık hükmünün uygulama olanağının tartışılması gerektiğinin gözetilmemesi,
3- Sanık ...'nin adli sicil kaydında yer alan, Bingöl Ağır Ceza Mahkemesi’nin 29.06.2006 gün ve 2006/213-2006/325 sayılı kararına konu 06.07.2006 tarihinde kesinleşen mahkumiyet hükmünün, tekerürre esas alınması ve hakkında 5237 sayılı TCK’nın 58/6-7. maddesi gereğince, mükerrirlere özgü infaz sisteminin ve denetimli serbestlik tedbirinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar ... ve ... savunmanı ile ... savunmanının temyiz dilekçelerinde ve sanık ... ile sanıklar ... ve ... savunmanı Av....'un duruşmada ileri sürdükleri tüm itiraz ve savunmaları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, sanıklar ... ve ... yönüyle duruşmalı temyiz incelemesi yapılan hükmün açıklanan nedenlerle isteme aykırı olarak BOZULMASINA, sanık ... hakkında 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nın 326/son. maddesinin gözetilmesine, ilişkin oybirliğiyle verilen karar 31.10.2012 gününde Yargıtay Cumhuriyet Savcısı...'nin katıldığı oturumda, sanıklar ve savunmanlarının yokluğunda açıkça ve yöntemince okunup anlatıldı.
SUÇ : Yağma
**HÜKÜM:** Mahkumiyet
Yerel Mahkemece verilen hüküm sanıklar ... ve ... savunmanları tarafından duruşmalı olarak da temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre tayin edilen günde yapılan duruşma sonunda dosya okunarak gereği görüşülüp düşünüldü;
Soruşturmanın sonuçlarını içeren tutanaklar, belgeler ve sanıklar ... ve ... yönünden duruşmalı inceleme sırasında ileri sürülen savunmalar doğrultusunda yapılan incelemede:
Dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre, incelenen dosya kapsamında, sanıklar ... ve ...'ye yüklenen suçun sübuta erdiğinin kabulü ile aşağıdaki 2 ve 3 nolu bozma dışındaki diğer temyiz itirazları yerinde görülmediğinden reddine,
Ancak;
1)Belli bir olay ile ilgili suç işlediği izlenimini veren ve hakkında herhangi bir araştırma yapılan kişi, şüpheli statüsüne girer. Şüpheli muhakeme hak ve yetkilerine sahiptir.
Yargılanacak her uyuşmazlıkta; şüphelilik, uyuşmazlığın somut olması ve uyuşmazlığın çözümü şeklinde özellikler vardır. O halde önce olay öğrenilmelidir. Yani sübut konusunda bir hükme varılır. Sübut (veya ispat) meselesi maddi mesele olup, bu konu geçmişteki olayı zihnimizde yeniden yaratmak, yani nasıl meydana geldiğini belirlemektir. Olay belirlendikten sonra, olaya uygulanacak hukuki norm ve bunun olayın tipine uygun olup olmadığı konusunda sonuç çıkarılır. Maddi durumun tespiti, hukuki durumun tespitidir.
Hakim bu güne dayanarak dünü öğrenir. Dün hakkındaki şüphesini deliller sayesinde yener. Şüphenin yenilmesi yerine belirliliğe terk eder.
Delillerin gösterdiği objektif bakımından bir (ihtimal) dir. Buna rağmen ihtimal belli bir dereceye gelince kanaat (kanı) olacaktır. Şüphe yerini kanaate bıraktığında ispatta aranan belirlilik ortaya çıkar. Her olayda lehe ve aleyhe deliller vardır.
Kanaati meydana getiren delillerin tek tek değerlendirilişi kadar hep birlikte değerlendirilmesi de mümkündür. Deliller bütünlük teşkil ediyorsa, bir bütünün birbiri ile uyuşan ve birbirini tamamlayan parçaları ise, bu hakiki delildir. İspat konusu, gerçeğin bir parçası olan olay hakkında hüküm vermektir.
Gerçekten Hakim geçmişte ne olduğunu ve nasıl olduğunu bilmeye mecburdur. elindeki imkan, bu gündür.
Bu günden maksat da, varlığını duygularımızla öğrendiğimiz şeylerdir. İşte “delil” budur.
Delillerin bu günün akılcı anlayışına göre, Hakimin kanaati, ispat edilmesi istenen olayların tahlil ve tetkiki ile lehe ve aleyhe bütün şartları tenkit ve değerlendirmesinin mahsulü olacaktır. İspat edilmesi gereken şüpheli olandır. Delillerden biri de tanıktır. Tanık taraflardan olmayan, fakat olay hakkında görgü ve bilgisi olmuş bir kişinin, o olay hakkında beş duyusu ile edindiği sübut konusunda karar verecek mahkeme ve/veya Hakim huzurundaki sözlü beyanıdır. Sanık dışında herkesin bu konumda ele alınabileceği dikkate alınarak, değerlendirme yapılacağı muhakkaktır. Bu genel ilkeler ışığında;
Somut olaya gelince:
Yakınanın olay tarihinde saat 23.00 sıralarında emniyete müracaat ederek, saat 20.00 sıralarında Kepez istikametine gitmekte iken otostop yapan bir bayanı aracına aldığını, para karşılığı ilişki konusunda anlaştıklarını, bayanın isteğiyle ormanlık alana gittiklerini, bir ara telefonla konuştuğunu, araç park halindeyken bayanın araçtan inip montunu çıkarıp tekrar bindiği sırada, eşkallerini veremeyeceği üç kişinin geldiğini, ceketi ile yüzünü kapattıklarını, birinin kapısını açıp kendisini arka koltuğa iki kişinin arasına oturttuğunu, yola çıktıklarını, aracın viraja girdiği sırada yavaşlamasından faydalanarak atlayıp ellerinden kurtulduğunu ifade ederek, aracını yağmalayan şahıslardan şikayetçi olduğu,
Emniyetin konuyla ilgili olarak çalışma başlattığı ve olaydan sekiz gün sonra ... Hurdacılık isimli işyerinde değişik illerden çalınan otoların sahte evrak ve belgelerle piyasaya sürüldüğü yönünde gelen bir ihbarı değerlendirmek için belirtilen adrese gidildiğinde, sanıklar ... ve ...'yi, sanık ...'ın işyerinin önünde, sahte plaka takılmış suça konu olmayan başka bir araç içerisinde gördükleri ve sanık ...'ın üzerinde volkswagen marka araca ait olan anahtar bulunduğu, yakınana yönelik yağma olayı da emniyet tarafından araştırıldığından, anahtarın yakınanın aracına ait olabileceği düşünülerek aracın yeri sorulduğu ve sanık ... tarafından açık adresinin söylendiği, bu şekilde tanık ...'nin ikamet ettiği sitenin önünde suça konu aracın bulunduğu,
Olayla bağlantısı olduğuna dair ihbar üzerine tanık ...'nin de kolluk aşamasında şüpheli sıfatıyla gözaltına alındığı; avukat yanında verdiği ifadesinde “Sanıkları önceden tanıdığını, birkaç gün önce sanık ...'nin telefon açarak kendisini işyerine çağırdığını,bunun üzerine pijamalı vaziyette, saat 21.30 sıralarında söylenilen yere gittiğinde suça konu otomobili orada gördüğünü, Niğdeli ...olarak bildiği şahıs ile sanıklar ..., ... ve ...'ın otomobili incelediklerini, yanlarında eşkalini tarif ettiği bir kadının bulunduğunu, sanık ...'ın, "Bir operasyona girdik" deyip, "Kendisinin, sanık ...'in ve ...isimli kişinin birlikte yakınanı hırpalamak suretiyle otomobili ile birlikte götürdüklerini, bu sırada sanık ...'ın kendi aracının içinde beklediğini, yolda şahsın arabadan atlayıp kaçtığını, sonra otoyu getirdiklerini" söylediğini, sanık ...'ın otonun bagajındaki iki adet plakayı kırdığını ve bagaja bıraktığını, aracın içerisindeki CD'leri sanıkların kendi aralarında paylaştıklarını” belirtmiştir.
Sanık ... aşamalarda suçlamayı kabul etmemiştir. Yakınanın sanıkları ve tanık ...'yı teşhis edemediği gibi olay anında kendilerini izleyen ikinci bir arabadan da bahsetmediği dikkate alındığında; yukarıda açıklanan temel ilkeler ışığında tartışılması gereken husus, sanık ...'ın yağma suçuna katılıp katılmadığı, eylem sırasında diğer sanıkların yakınında bulunup bulunmadığıdır. Sübut ve suç vasfının belirlenmesi ve buna dayanak oluşturan kanıtların duraksamaya neden olmayacak şekilde belirlenmesi ve tartışılması gereklidir. Hal böyle olunca, sanık ...'ın suç kastının ve eylem içindeki fiili durumunun belirlenmesi zorunludur. Sanık ... ve ... ifadelerinde “Suçu işlemediklerini” savunmuş; tanık ...'nın olayın faili olduğuna yönelik bir ihbar üzerine ise müdafi yanında verdiği ifadede "Sanık ...'ın eylem içindeki yerini sanık ...'dan duyduğunu" aktarmak suretiyle açıklamıştır. Tanık ...'nın kollukta verdiği ifadesinin diğer delillerle de örtüşmesi gerekir. Bu nedenle sanık ...'ın olay tarihinde kullandığı cep telefonunun tespit edilip, yağma olayının gerçekleştiği yer ile suça konu otomobilin götürüldüğü ve en son bırakıldığı yer arasında bulunan baz istasyonlarının kayıtları yöntemine uygun biçimde araştırılarak, suç tarihi ve saatinde ve bunu takip eden zaman diliminde, sanık ...'ın cep telefonunun buralardan sinyal verip vermediğinin araştırılması ve sonucuna göre sanık ...'ın eylem içindeki yerinin ve buna göre eylemine uyan suç vasfının belirlenmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
2- Kolluk tarafından düzenlenen 16.11.2006 tarihli "Olay ve Yakalama Tutanağı" içeriğine göre sanık ...’nin üzerinden, müştekiye ait volkswagen marka araç anahtarının çıkması üzerine, “Aracın nerede olduğu” sorulduğunda, aracın bulunduğu açık adresi söyleyerek iadesini sağladığının anlaşılması karşısında, 5237 sayılı TCK’nın 168/3. maddesinde tanımlanan etkin pişmanlık hükmünün uygulama olanağının tartışılması gerektiğinin gözetilmemesi,
3- Sanık ...'nin adli sicil kaydında yer alan, Bingöl Ağır Ceza Mahkemesi’nin 29.06.2006 gün ve 2006/213-2006/325 sayılı kararına konu 06.07.2006 tarihinde kesinleşen mahkumiyet hükmünün, tekerürre esas alınması ve hakkında 5237 sayılı TCK’nın 58/6-7. maddesi gereğince, mükerrirlere özgü infaz sisteminin ve denetimli serbestlik tedbirinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar ... ve ... savunmanı ile ... savunmanının temyiz dilekçelerinde ve sanık ... ile sanıklar ... ve ... savunmanı Av....'un duruşmada ileri sürdükleri tüm itiraz ve savunmaları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, sanıklar ... ve ... yönüyle duruşmalı temyiz incelemesi yapılan hükmün açıklanan nedenlerle isteme aykırı olarak BOZULMASINA, sanık ... hakkında 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nın 326/son. maddesinin gözetilmesine, ilişkin oybirliğiyle verilen karar 31.10.2012 gününde Yargıtay Cumhuriyet Savcısı...'nin katıldığı oturumda, sanıklar ve savunmanlarının yokluğunda açıkça ve yöntemince okunup anlatıldı.
Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.