Yargıtay4. Ceza DairesiCeza Hukuku
Yargıtay 4. Ceza Dairesi E.2011/7288 K.2012/1698
Silâhla tehdit ve mala zarar verme suçlarından sanık ...'in, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 106/2-a, 62/1, 151/1, 62/1. maddeleri gereğince 5 ay hapis ve 25 gün adlî para cezalan ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesi uyarınca hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmasına dair Çekerek Asliye Ceza Mahkemesinin 26/03/2008 tarihli ve 2007/171 esas, 2008/29 sayılı kararını müteakip, sanığın temyiz talebinin reddine ilişkin aynı Mahkemenin 12/08/2009 tarihli ve 2007/171 esas, 2008/29 sayılı ek kararının Adalet Bakanlığınca 20.01.2011 gün ve 5119 sayılı yazı ile yasa yararına bozulmasının istenmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 03.06.2010 gün ve 127115 sayılı istem yazısıyla dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi:İstem yazısında “ Çekerek Asliye Ceza Mahkemesinin 26/03/2008 tarihli kararının kesinleşmemesi sebebiyle bu kararın infazına yönelik kararların hukukî değerden yoksun oldukları değerlendirilerek yapılan incelemede;Sanık hakkında verilen 26/03/2008 tarihli karara karşı sanık tarafından başvurulabilecek kanun yolunun itiraz, merciin ... Ağır Ceza Mahkemesi olduğuna karar verilmesi gerekirken, kanun yolunun temyiz ve merciin Yargıtay olduğuna karar verilmesi suretiyle sanığın yanıltıldığı, söz konusu kararda kanun yolunun başvuru şekli ve kanun yollarına başvurulmadığı takdirde hükmün kesinleşeceği gösterilmediği gibi, kanun yolu, süresi, mercii, başvuru şekli ve kanun yollarına başvurulmadığı takdirde hükmün kesinleşeceğinin açıkça gösterildiği meşruhatlı davetiye de gönderilmediği anlaşıldığından, sanık tarafından verilen 18/06/2009 tarihli dilekçenin öğrenme üzerine verilmiş itiraz dilekçesi olarak kabulü gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilmektedir.Gereği görüşüldü;Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 18.09.2007 tarih ve 2007/162-177 sayılı kararında ".............. Karar ve hükümlerde yer alan yasa yolu açıklamalarının, bu yola başvuru hakkı olan kişilere tam bir açıklıkla ifade edilmesi ve yanılgılara sebebiyet verilmemesi yasal zorunluluktur. Anayasanın 4709 sayılı Yasanın 16. maddesi ile 03.10.2001 tarihinde değiştirilen 40. maddesinin 2. fıkrasındaki; "devlet işlemlerinde ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır." 5271 sayılı CYY'nın 232. maddesinin 6. fıkrasındaki; "hüküm fıkrasında ... kanun yollarına başvurma ve tazminat istemi olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir. 5271 sayılı CYY'nın "eski hale getirme" başlıklı 40. maddesinin 2. fıkrasındaki; "kanun yoluna başvuru hakkı kendisine bildirilmemesi halinde de kişi kusursuz sayılır." hükmü birlikte değerlendirildiğinde, Yasa koyucunun, hak sahibi olanlar yönünden yasa yolunun mercii, biçimi ve süresi bakımından hükmün yeterli olması ve keza her türlü yanıltıcı ifadeden uzak bulunması keyfiyetini önemsediği ortaya çıkmaktadır...... Yapılacak işlem; yasa yolu açıklamasını, her türlü kuşkuyu kaldıracak ifadeyle sanığa duyuran ......yasa yolu mercii, süresi ve yöntemini tam bir netlikle ifade eden yeni bir bildirimin, yöntemine uygun meşruhatlı tebligatla gerçekleştirilmesinin sağlanması, ....... gerekmektedir." denilerek yasa yoluna başvuru hakkının kullanılabilmesini sağlayacak tebligatın içeriği ve yöntemi açıklığa kavuşturulmuştur.İncelenen somut olayda, mahkemece silahla tehdit ve mala zarar verme suçlarından sanık ... hakkında 26.03.2008 tarihinde verilen mahkumiyet hükümlerinin açıklanmasının geri bırakılması kararlarında denetimli serbestlik tedbiri olarak belirlenen eğlence yerlerine gitmekten yasaklanma yükümlülüklerine sanığın uymaması üzerine ... Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezi Şube Müdürlüğünün ilam evrakını mahkemesine iade ettiği, mahkemenin yükümlülüklere aykırı davranan sanık hakkındaki mahkumiyet hükümlerini, mala zarar verme suçunun yaptırımını değiştirmeden, silahla tehdit suçu yönünden hükmettiği hapis cezasını CYY'nın 231/11 maddesinin son cümlesi gereğince adli para cezasına çevirerek açıklamak suretiyle 27.05.2009 tarihli yeni bir karar verdiği görülmektedir. Bu kararla açıklanması geri bırakılan mahkumiyet hükümleri hukuki sonuçlarını doğurmaya başlayacaktır. Mahkemenin 27.05.2009 tarihli kararının, CYY'nın 223/1 maddesi uyarınca mahkumiyet hükmü niteliğinde olduğu ve bu karara karşı halen yürürlükte olan 1412 sayılı CYY'nın 305/1 maddesi gereğince temyiz yasa yoluna başvurulacağı açıktır. Anılan kararın hüküm fıkrasında, başvurulacak yasa yolu itiraz olarak gösterildiği gibi yasa yolu başvuru süresi ile sürenin başlangıcına dair hiçbir açıklamaya yer verilmeyerek sanık yanıltılmıştır. Bu karar sanığa 08.06.2009 tarihinde tebliğ edilmiş, sanık 18.06.2009 tarihli dilekçeyle temyiz isteğinde bulunmuştur.Mahkeme sanığın temyiz isteğini 12.08.2009 tarihli kararla reddetmiştir. Sanığa yapılan bildirim, önceki paragrafta yapılan açıklamaya göre yanıltıcı nitelikte bulunduğundan, sanığın yasa yolu başvurusunun süresinde ve mahkemenin temyiz isteğinin reddi kararının da hukuka aykırı olduğu anlaşılmaktadır.Açıklanan nedenlerle, istem yerinde bulunduğundan, tehdit ve mala zarar verme suçlarından şüpheli ... hakkında Çekerek Asliye Ceza Mahkemesince 12.08.2009 tarih ve 2007/171-2008/29 sayı ile verilip temyiz edilmeksizin kesinleşen temyiz isteğinin reddi kararının, C.Y.Y.'nın 309. maddesi uyarınca kanun yararına BOZULMASINA, sanığın 18.06.2009 tarihli dilekçesi gereğince anılan mahkemenin 27.05.2009 tarih ve 2007/171-2008/29 sayılı kararının, temyiz yasa yoluyla incelenebilmesi için dosyanın, tebliğname düzenlenmek üzere, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 01.02.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.