‹ Ana sayfa
Yargıtay4. Ceza DairesiCeza Hukuku

Yargıtay 4. Ceza Dairesi E.2010/19666 K.2012/4939

Esas No: 2010/19666 · Karar No: 2012/4939 · Karar Tarihi: 05.03.2012
Özet: (1) Sanıkların hakaret, tehdit ve yaralama suçlarından dolayı ayrı ayrı mahkumiyet kararı verilmesiyle ilgili temyiz başvurusu; (2) Mahkeme, TCK 43/2 maddesinin uygulanmasının uygun olmadığını belirterek kararları bozdu ve dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine karar verdi.
MAHKEMESİ: Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇLAR: Yaralama, hakaret, tehdit

HÜKÜM: Hükümlülük

Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;
1-Sanık ...'in katılanlara yönelik gerçekleştirdiği hakaret ve tehdit eylemlerini bir fille işlediğinin anlaşılması karşısında, TCY. 43/2. maddesinin uygulanma olanağı tartışılmadan aynı yasanın 106/1 ve 125/1 maddeleri uyarınca katılan sayısınca ayrı ayrı mahkumiyet kararları verilmesi,
2-Tüm sanıklar için yargılama sürecindeki şahsi durumları ve sabıkasızlığı nazara alınarak yeniden suç işlemeyecekleri kanaatine varılarak hükmolunan cezaların ertelendiğinin anlaşılması, tehdit, hakaret, yaralama suçlarında giderilmesi gereken ölçülebilir, belirlenebilir (somut) maddi bir zarar oluşmaması, manevi zararın ise hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının uygulanmasına engel teşkil etmemesi karşısında "şikayetçilerin zararının karşılanmamış olması" biçimindeki yetersiz gerekçeyle anılan madde hükmünün uygulanmaması,
Yasaya aykırı sanıklar ..., ... ve ...'un temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnamaye aykırı, olarak HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine 05.03.2012 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY:

TCK'nın 43/2. maddesinde; aynı nev'iden fikri içtima kuralı kabul edilmiş ve cezalandırma bakımından aynı maddenin birinci fıkrasındaki zincirleme suç hükümlerine tabi kılınmıştır. Bu hüküm uyarınca, birden fazla kişiye karşı bir fiille suç işlendiği hallerde; aslında birden fazla hareket/fiil ve suç bulunmasına karşın cezalandırma bakımından gerçek içtima kuralına istisna getirilmiş, bir suç gibi ceza verilmesi, ancak cezanın artırılması gerektiği kabul edilmiştir.

TCK 43/2. maddesinin uygulanabilmesi için fiilin tek olması zorunludur. Fiilin tek olması için hareketin; doğal veya kukuki anlamda tek olması gerekmektedir. Hakaret ve tehdit suçlarında bir kişiye birden fazla söz veya davranışın ard arda tekrarı şeklinde suçun işlenmesinde hareketlerin tümü tipe uygun tek hareketi meydana getirdiğinden, hukuken "bir fiilin" varlığı kabul edilir. Buna karşın birden fazla kişiye karşı aynı suçun bir fiille işlenebilmesi için, öncelikle doğal ya da hukuki anlamda hareketin tekliği aranmalıdır. Hareketin tekliği ise, tüm mağdurlara yönelik olarak aynı anda icra edilen bir hareket veya hareketler serisi şeklinde gerçekleşmelidir.

İncelenen dosyada sanık ...'in her bir mağdura karşı ayrı hareketlerle ve farklı zamanlarda icra ettiği tehdit ve hakaret eylemlerinin "bir fiil" olarak kabul edilmesi olanaklı bulunmadığından," TCK'nın 43/2. maddesinin uygulanma olanağının tartışılması gerektiğine" ilişkin sayın çoğunluğun görüşüne iştirak edememekteyim.

KARŞI OY:

Yüksek Daire'nin 1. nci bozma nedenine ilişkin olarak;
1 - Öncelikle bozma metni içeriği yönünden;
Anayasanın 141, 1412 sayılı CMUK'nun 308/7 ve 5271 sayılı CMK'nun 34, 230, 289/1.g, maddeleri gereğince yargı kararlarının; yeterli gerekçeye sahip olması gerekir.

Sanık ...’in mahkumiyetine karar verilen ve inceleme konusu yapılan “Hakaret” suçlarını katılan/sanık ... ile katılanlar ... ve ...’a karşı olmak üzere ayrı ayrı (3) defa işlediği iddiasıyla, “Tehdit” suçlarını ise katılan/sanık ... ve katılan ...’a karşı olmak üzere ayrı ayrı (2) defa işlediği iddiasıyla hakkında kamu davası açılmış, mahkemece kurulan hükümde de her biri hakkında ayrı ayrı mahkumiyete ilişkin hükümler kurulmuş, karar gerekçesinde de ayrı ayrı eylemleri sergilenip iddia, savunma ve tanık anlatımları özleri değiştirilmeksizin tartışılarak kararın dayandığı tüm veriler ve bu veriler konusunda mahkemenin ulaştığı sonuçlar açık olarak gerekçeye yansıtılmıştır.

Sayın Yüksek Daire kararında ise; “sanık ...'in katılanlara yönelik gerçekleştirdiği ‘hakaret’ ve ‘tehdit’ eylemlerini bir fille işlediğinin anlaşılması karşısında, TCK'nın 43/2. maddesinin uygulanma olanağı tartışılmadan aynı yasanın 106/1 ve 125/1 maddeleri uyarınca katılan sayısınca ayrı ayrı mahkumiyet kararları verilmesi” şeklindeki ifade ile yetinilmiş; (3) ayrı katılana yönelik “Hakaret” ve (2) ayrı katılana karşı “Tehdit” fiillerinin hangi söz ve davranışlarla ne suretle işlendiğine ve ulaşılan sonuça ilişkin veriler ortaya konulmamış olduğu gibi, sözkonusu edilen 43/2. madde uygulamasındaki ‘(sadece) aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda bir cezaya hükmedileceği’ anlamını aşıp, ‘temyiz incelemesi yapılan hakaret ve tehdit'ten ibaret iki farklı suç konusu eylemlerin dahi bir fiille işlendiği’ düşüncesine yol açacak şekilde karışıklık ve tereddüte sebebiyet verilmiş olduğu,
2 - TCK'nın 43/2. maddesi kapsamında ‘birden fazla kişiye yönelik eylemlerin bir fiille işlenmesi’ bozma nedeni yönünden ise;
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’na hakim olan ilke “gerçek içtima” olduğundan, bunun sonucu olarak “kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza” söz konusu olacaktır. Nitekim bu husus Adalet Komisyonu raporunda da; “Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır” şeklinde ifade edilmektedir. Ceza hukukunda eylem,
Yasanın suç saydığı bir neticeye yönelmiş olan iradi harekettir. Kural olarak, bağımsız netice doğuran her eylem, yasadaki tarife uygun her sonuç, ayrı bir suç oluşturur. Yasadaki suç tanımına uygun biçimde gerçekleşen her netice ayrı bir suç oluşturur ve fail kaç netice meydana getirmiş ise o kadar suç işlemiş sayılarak her birinden dolayı ayrı ve bağımsız olarak cezalandırılır. İşlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır
Ancak, bu kuralın istisnaları “suçların içtimaı” bölümünde belirlenmiş; 42. maddesinde (bileşik suç), 43. maddesinde (zincirleme suç) ve 44. maddesinde de (fikri içtima) madde başlıkları altında bu istisnalara yer verilmiştir.

Failin aynı suç işleme kararını yerine getirmek amacıyla hareket ettiği bazı hallerde, birden fazla netice meydana gelmiş olsa bile, faile meydana gelen netice kadar ceza verilmeyerek tek bir ceza verilmesi ile yetinilir. Bu hallerden biri de “zincirleme suç”tur. Zincirleme suçta faile tek ceza verilirken, yasanın öngördüğü miktarda bir artırımın yapılması söz konusudur.

Zincirleme suç, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 80. maddesinde; “Bir suç işlemek kararının icrası cümlesinden olarak kanunun aynı hükmünün bir kaç defa ihlal edilmesi, muhtelif zamanlarda vaki olsa bile bir suç sayılır” biçiminde ifade edilmişken, tek cümlelik bir fıkradan ibaret bu düzenleme 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 43. maddesinde 1. nci fıkra olarak yer almış; “Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. (Ek cümle: 29/06/2005-5377 S.K./6. mad) Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır” şeklinde düzenlenirken, ayrıca 2. fıkrası ile de; “Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır” biçiminde önceki Kanun'dan geniş kapsamlı hale getirilmiştir.

Buna göre, TCK'nın 43. maddesindeki “zincirleme suç” hükümlerinin uygulanabilmesi için;
A -/ Her iki fıkra yönünden müşterek şartlar;
1 - Aynı suçun,
2 - Bir suç işleme kararının icrası kapsamında,
B -/ Maddenin 1. fıkrası'na özel şart;
3 - Bir kişiye karşı,
4 - Değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi,
5 - Birden fazla işlenen eylemlerin tamamının, bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekillerinden olması,
6 - Veya, işlenen suçların mağdurunun belli bir kişi olmaması,
C -/ Maddenin 2. fıkrası'na özel şart;
3 - Birden fazla kişiye karşı,
4 - Tek bir fiille (dolayısıyla aynı anda/zamanda) işlenmesi,
Gerekmektedir.

Mülga Ceza Kanunu’nda bulunan “muhtelif zamanlarda vaki olsa bile” ifadesi dolayısıyla, aynı suç işleme kararı altında birden fazla suçun aynı zamanda işlenmesi halinde dahi diğer koşulların da varlığı halinde zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi olanaklı görülmekteydi. Nitekim, anılan Kanun'un yürürlüğü zamanında bu husus yargısal kararlarla kabul edilmiş ve uygulama bu doğrultuda yerleşmişti.

5237 sayılı Ceza Kanunu'nun 43. maddesinde yer alan, “değişik zamanlarda” ifadesinin açıklığı karşısında öğretide de, zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için suçların mutlaka farklı zamanlarda işlenmesi gerektiği konusunda görüş birliği bulunmaktadır.

Bunun sonucu olarak, aynı suçun, aynı mağdura birden fazla, ancak aynı zamanda işlenmesi halinde tek suç oluşacağı kabul edilmiştir. Bu halde zincirleme suç hükümleri uygulanarak artırım yapılamayacak, bu husus sadece TCK'nın 61. maddesine göre temel ceza belirlenmesinde gözönüne alınabilecektir.

Burada “aynı zaman” ve “değişik zaman” kavramları konusunda yasada bir açıklık bulunmadığından ve önceden kesin saptamaların yapılması da olanaklı olmadığından, bu husus her somut olayın özelliği gözönüne alınarak değerlendirilmeli ve eylemlerin “değişik zamanlarda” işlenip işlenmediği belirlenmelidir.

Yine, Ceza Kanunu'nun 43. maddesindeki tanımdan anlaşıldığı gibi, “zincirleme suç” hükümlerinin uygulanabilmesi için; birden fazla suçun bulunması ve bu suçların yasanın aynı hükmünü ihlal etmesi gerekli olduğu gibi birden fazla suçun “bir suç işleme kararı” altında işlenmesi gereklidir.

Sanığın, birden fazla eylem ile yasanın aynı hükmünü ihlal ederek katılana yönelik “tehdit” ve “hakaret” suçlarını işlediğinin kabul edilmiş olması karşısında, bu suçların “aynı suç işleme kararı” altında işlenip işlenmediği hususu üzerinde durulmalıdır.

765 sayılı Ceza Kanunu yürürlüğe girdiği zaman “bir suç işleme kararı” yerine “bir kasdi cürminin ef’... icraiyesi” ibaresi mevcut idi. Mülga Ceza Kanunu’nun 80. maddesi ile kaynak yasadaki “aynı suç işleme kararı” kavramından ne anlaşılması gerektiği, öğreti ve yargısal kararlarda değerlendirilmiş, yasanın aynı hükmünü birçok kez ihlal etmek hususunda önceden kurulan bir plan (Antolisei- Maggiore, Manzini'ye atfen DÖNMEZER-ERMAN, cilt. 1, s.387), yasanın aynı hükmünü birçok kez ihlal etmek hususundaki genel bir niyet (Raineri-Pannain'e atfen DÖNMEZER-ERMAN) anlamına geldiği belirtilmiştir.

YYüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun konuya ilişkin 18/10/2011 tarih ve 2009/7-210-218, 30/05/2006 tarih ve 173/145, yine 13/10/1998 tarih ve 305/304 sayılı kararlarında; “..bir suç işleme kararından, kanunun aynı hükmünü bir çok kez ihlal etme hususunda önceden kurulan bir plan, genel bir niyetin anlaşılması gerektiği, bu bağlamda failin suçu işlemeden önce bir plan yapmasının veya bu suça niyet etmesinin, fakat fiili bir defada yapmak yerine kısımlara bölmeyi ve o surette gerçekleştirmeyi daha uygun görmesinin, önceden alınmış bu karar çerçevesinde hareket etmesinin, hareketinin önceki hareketinin devamı olmasının ve tüm hareketleri arasında bir şubjektif bağlantı bulunmasının anlaşılması gerektiği.” kabul edilmiştir. Önceden alınmış bu kararın ilk suçun işlenmesinden önce, en azından işlenmesi sırasında alınmış olması gerekir. Bu nedenle fail, önüne çıkan fırsatlardan yararlanmak suretiyle suç işlediğinde, suç işleme kararının yenilendiği durumlarda, aynı suç işleme kararından söz edilemeyeceğinden, zincirleme suç hükümleri uygulanamaz.

“Bir suç işleme kararı” nın varlığı; olaysal olarak suçun işlenmesindeki özellikler, olayların oluşum ve gelişimi ile tüm özellikleri, suçun işleniş biçimi, fiillerin işlendikleri yer ve işlenme zamanı, fiiller arasında geçen süre, mağdurların farklı olup olmadıkları, ihlal edilen değer ve yarar ile korunan değer ve yarar değerlendirilerek belirlenmelidir.

Yüksek Daire 1. nci bozma nedeninde sözü edilen TCK'nın 43/2. maddesindeki zincirleme suç; “(bir suç işleme kararının icrası kapsamında) aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi” durumunda gündeme gelmektedir.

Buna göre, 5237 sayılı TCK'nın 43/2. maddesindeki “zincirleme suç” hükümlerinin uygulanabilmesi için;
1 - Aynı suçun,
2 - Bir suç işleme kararının icrası kapsamında,
3 - Birden fazla kişiye karşı,
4 - Tek bir fiille (dolayısıyla aynı anda/zamanda), işlenmesi gerekmektedir.

Aslında, bu durumda failin bir tek eylemi bulunmasına karşın eylem birden çok kimseye yönelmektedir. Bu eylemden etkilenen sonuç birden fazladır, suç çokluğu sözkonusudur. Bunun için failin eyleminin birden fazla kimseye yöneldiğini bilmesi gerekir. Bilmemesi durumunda ise tek suç söz konusu olacaktır.

Farklı mağdurlara karşı işlenen suçlar aynı olmalıdır. Farklı suçlar olması, örneğin bir mağdura ‘hakaret’ edip diğer mağdurun ‘tehdit’ edilmesi durumunda ise, mağdurlara yönelen eylemlerin aynı suçu oluşturmaması nedeniyle zincirleme suçtan söz edilemeyecektir.

Yine, birden fazla kişiye karşı işlenen eylemde zincirleme suçun söz konusu olabilmesi için, tek bir fiil ile, dolayısıyla aynı anda/zamanda gerçekleştirilmiş olması gerekir. Burada suç, tüm mağdurlara karşı aynı anda işlenmelidir. Araya zaman girmiş ise artık tek bir fiilden, dolayısıyla zincirleme suçtan bahsedilemeyecektir. Birden çok mağdura karşı farklı zamanlarda suç işlenmiş ise, artık suç çokluğundan söz edilir. Suçun, aynı suç işleme kararı kapsamında olsa da değişik kişilere karşı birden fazla işlenmesi halinde, zincirleme suç hükümleri uygulanamaz. Eğer fail tarafından tek bir fiil ile meydana getirilen birden fazla netice bu unsurları taşıyor ise, faile artırılarak tek ceza uygulanacaktır (... ...–Gökcan ...–Artuç ..., Türk Ceza Kanunu, 1. cilt, Ankara 2010, s.1218). Ortam ayniyeti, zincirleme suçu neticeleyen bir husus değildir. Suçun, kişileri birlikte muhatap alan aynı anda birden fazla kişiye yönelen tek bir fiil ile işlenmesi yerine, aynı ortamda ve ard arda olsa dahi olay yerindeki her bir mağdura karşı ayrı söz ve fiillerle işlenmesi veya bir mağdura karşı işlendikten sonra olay yerine yeni gelen farklı mağdurlara karşı yeniden işlenmesi hallerinde; her bir mağdurdan sonra diğerine yönelip fiilin birden fazla tekrarlanması, dolayısıyla araya zaman girmesi sözkonusu olacak, bu nedenle de suçların farklı zamanlarda işlenmiş sayılması gerekecektir. Bu arada yenilenen bir plan, dolayısıyla ayrı bir karar ve yeni bir suç kastı gerçekleştiği gibi, tek fiil koşulu da oluşmayacaktır. Bu durumlarda TCK'nın 43/2. maddesindeki zincirleme suç değil, artık suç çokluğu gündeme gelecektir.

Bu arada, suçlar arasında az veya çok bir zaman aralığı bulunması ve suç mağdurlarının birden fazla olması halinde teselsülü reddetmenin adalet ve hakkaniyete uygun bulunmayacağı yönündeki düşüncelere katılmak mümkün değildir. Aksine, inceleme konusu yapılan suçların koruduğu öncelikli değer sanığın menfaati değil, mağdur haklarıdır. Madde gerekçesine göre, bunlardan “hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığıdır”. “Tehdit” suçu ise sırf hareket ve bir tehlike suçudur. Koruduğu hukukî değer, kişilerin huzur ve sükûnu, karar verme ve hareket etme (verdiği kararlar doğrultusunda davranabilme) hürriyetidir. Bir kimsenin diğerinin hürriyet alanına ifade açıklamalarıyla da olsa müdahale edemeyeceği kabul edilmiş, her bireyin kendisine ait olması gereken huzur ve sükûn ortamını bozabilecek ve bireyleri endişeye sevk edebilecek tecavüzleri icra edenleri daha tehlikeli ve zarar verici bir duruma gelmeden cezalandırmayı hedeflemektedir. Her iki suç ile, kişinin korkusuz endişe duymadan emniyet duygusuyla huzur içinde yaşaması sağlanmak istenmiştir. Bu bağlamda adaletin gerçekleştirilmesi, ceza kanunu uygulamasında pozitif ayırım yapılmadan kimseye ayrıcalık tanınmadan kanun hükümlerinin tam olarak uygulanması ile mümkündür. Bu konuda ayırımcılık yapılması, cezada adaletin sağlanması olanağını yok edecektir. Suçun işlenmesiyle bozulan toplum düzeninde adaletin sağlanması için suç işleyen kimseye uygulanacak ceza hukuku yaptırımlarının etkin olması gerekir. Cezanın caydırıcılık etkisini tam olarak gösterilebilmesi için ceza hukukunun temel ilkelerinden olan ‘oranlılık ilkesi’ne uymak gerekir. Çünkü, ancak suçun ağırlığıyla orantılı yaptırım uygulanarak suç işleyen kişinin bu fiilinden pişmanlık duyması ve yeniden topluma kazandırılması sağlanabilir. Aksi ise Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde ifadesini bulan ‘adil yargılama hakkı’nın ihlali anlamına gelir. Nitekim, ‘Adalet ve kanun önünde eşitlik’ başlıklı 5237 sayılı TCK'nun 3. maddesi; “suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ..hükmolunur” hükmünü içermektedir. Türk Ceza Kanunu’na hakim olan ilke, ‘kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza’ öngören ‘gerçek içtima’dır. Sadece sanık lehine düşünme suçluya daha az ceza verme eğilimi ile mağdur hakları zedelenmemeli, onun ve kamuoyunun nezdinde yargılama sonunda verilen kararın haklılık duygusunun azalmasına neden olunmamalıdır. Hakkaniyete de ancak bu şekilde ulaşılabilir.

Bu açıklamalar ışığında tüm dosya içeriğine göre somut olay değerlendirildiğinde;
İddianamede, sanık ...’in mahkumiyetine karar verilen ve inceleme konusu yapılan “Hakaret” suçlarını katılan/sanık ... ile katılanlar ... ve ...’a karşı olmak üzere ayrı ayrı (3) defa, “Tehdit” suçlarını da katılan/sanık ... ve katılan ...’a karşı olmak üzere ayrı ayrı (2) defa işlediği iddiasıyla toplam (5) suçu nedeniyle kamu davası açıldığı,
Mahkemece kurulan hükümde de, “Hakaret” ve “Tehdit” suçlarının sanığı ve eylemleri ile suçların kendisine yöneldiği mağdurları her bir suç yönünden tek tek belirtilerek, ayrı ayrı eylemleri sergilenip iddia, savunma ve tanık anlatımları tartışılarak kararın dayandığı tüm veriler ve bu veriler konusunda mahkemenin ulaştığı sonuçlar açık olarak gerekçeye yansıtılmak suretiyle ayrı ayrı mahkumiyete ilişkin toplam (5) ayrı hüküm kurulmuştur. İddianame içeriği, tanık anlatımları ve mahkemenin gerekçeli kararındaki oluş ve kabule göre; ‘..olay günü sanık ...'in yanında.katılan/sanık ..., sanıklar ..., ... ve tanık ... ile birlikte alkollü vaziyette ...’in kahvehanesine geldikleri, katılan ... ile katılan/sanık ...’un masalarının yanındaki masaya oturdukları, ... davranışlar içinde oldukları, katılan/sanık ... ile ...’nin mütecaviz davranışlarda bulunması ve ...’nin de ...’a yönelik tehdit ve sinkaflı küfürlerle hakarette bulunması üzerine ...’in kahvehaneden ayrıldığı, sanıklar ve katılan/sanıkların da dışarıya çıktıkları, ..... ile sanığımız ...’in, evine doğru gitmeye başlayan mağdur/katılan ...’a yönelik "sinkaflı küfürlerle hakaret" ve ayrıca "senin ayağına sıkacağız demek suretiyle tehdit" ettiği, ..sonrasında olay yerine ...’un geldiği, bu arada inceleme dışı kalan ...'ın mağdur/katılan ...’e yönelik sinkaflı sözlerle hakareti ve onun haksız davranışlarına kızan ...'in de ...'a karşı basit yaralama fiili gerçekleştiği, ..sonrasında sanığımız ...’in mağdur/katılan ...’e "sinkaflı küfürlerle hakaret" ve ayrıca "seni öldüreceğim, bacaklarını kırdıracağım demek suretiyle tehdit" ettiği, ..sonrasında yakındaki evinden eşine karşı küfür ve tehditler edildiğini duyan ...’un da olay yerine geldiği, bu arada inceleme dışı kalan ...’nin sandalye ile ...’e yönelik yaralama ...'e de sandalye atmak suretiyle yaralamaya teşebbüs fiili gerçekleştiği, ..sonrasında sanığımız ...’in mağdur/katılan ...’e de "sinkaflı sözlerle hakaret" ettiği.’ anlaşılan olayda; suçun tüm mağdurlara karşı aynı anda işlenmediği, olay yerinde bulunan ilk mağdura karşı işlenmesinden sonra ikinci mağdurun geldiği, bu arada önce başka bir fail tarafından yeni gelen ikinci mağdura karşı ayrı bir suç işlendiği, müteakiben ikinci mağdura karşı da inceleme konusu suçun ayrıca işlenmesi sonrasında bu sefer üçüncü mağdurun olay yerine geldiği, bu arada yine daha başka bir fail tarafından yeni gelen üçüncü mağdura karşı ayrı bir suç işlendiği, müteakiben üçüncü mağdura karşı da inceleme konusu suçun ayrıca işlendiği görülmektedir. Ortam ayniyeti, zincirleme suçu neticeleyen bir husus değildir. Olay aynı mahalde gerçekleşmiş olsa da, bir mağdura karşı işlendikten sonra olay yerine yeni gelen farklı mağdurlara karşı yeniden suç işlenmesi sözkonusudur. Farklı bir mağdura yeniden bir yönelme ve ayrı sözlerle fiilin birden fazla tekrarlanması, dolayısıyla araya zaman girmesi gerçekleşmektedir. Bu nedenle de suçların farklı zamanlarda işlenmiş sayılması gerekmektedir. Birden çok mağdura karşı farklı zamanlarda suç işlenmiş ise, tek bir fiilden bahsedilemez. Suçun, aynı suç işleme kararı kapsamında olsa da değişik kişilere karşı birden fazla işlenmesinde dahi suç çokluğu gündeme gelmektedir. Kaldı ki, burada olay yerine sonradan gelen farklı mağdurlara karşı yenilenen bir plan, dolayısıyla ayrı bir karar ve yeni bir suç kastı gerçekleşmektedir. “Bir suç işleme kararı” unsuru da, tek bir fiil koşulu da oluşmamaktadır.

Bu nedenlerle,
Çoğunluğun görüşü kabul edildiğinde, yasa koyucunun amaçladığı zincirleme suç kavramı olabildiğince geniş yorumlanarak adaletsiz sonuçlara varılacağı,
Olayda 5237 sayılı TCK'nın 43/2. maddesinin uygulanma olanağı bulunmadığı,
Kanaatinde olduğumdan,
Bozma kararının sayın çoğunluk görüşünü yansıtan bu bölümüne karşıyım.

Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.

AvAi

Hukuki AI Asistanı
Merhaba! Ben AvAi, Avarsis Hukuki AI Asistanınız. Size nasıl yardımcı olabilirim?