Yargıtay15. Ceza DairesiCeza Hukuku
Yargıtay 15. Ceza Dairesi E.2013/30140 K.2013/20357
Özet: Uyuşmazlık konusu, sanığın mala zarar verme, hırsızlık ve görevini yaptırmamak için direnme suçlarından mahkum edilip edilmediği üzerinedir. Mahkeme, sanığın önceki kasıtlı suçlardan mahkum olduğunu ve 5271 sayılı CMK’nın 231/6. maddesinin (a) bendinde belirtilen “kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunma” koşulunun sağlanmadığını belirterek hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar veremez, dolayısıyla sanığı mahkumiyet kararıyla cezalandırmıştır.
MAHKEMESİ: Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ: Mala zarar verme, hırsızlık, görevi yaptırmamak için direnme
HÜKÜM: Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Sanığın daha önce kasıtlı suçlardan mahkum olduğu anlaşıldığından, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için aranan, 5271 sayılı CMK'nun 231/6. maddesinin (a) bendinde yazılı "kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunma" nesnel koşulunun bulunmaması nedeniyle, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği belirlenerek yapılan incelemede;
Mala zarar verme suçu başkasının mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz malın kısmen veya tamamen yıkılması, tahrip edilmesi, yok edilmesi, bozulması kullanılamaz hâle getirilmesi veya kirletilmesiyle oluşur. Bu bakımdan, söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suçtur. Yıkma, yalnızca taşınmazlar için söz konusudur. Taşınmazın önceki kullanış biçimine uygun olarak bir daha kullanılamaz duruma getirilmesini ifade eder. Yok etme, suça konu şeyin maddî varlığını ortadan kaldırmaktır. Bozma, suça konu şeyin, amacına uygun olarak kullanılması olanağını ortadan kaldırmaktır. Kirletme, başkasının binasının duvarına yazı yazmak, resim yapmak, afiş ve ilân yapıştırmak şeklinde gerçekleştirilmektedir.
5237 sayılı TCK’nun “Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler” başlıklı dördüncü kısmının, “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar ”başlıklı birinci bölümünde, 265. maddesi ile düzenlenen;“Görevini Yaptırmamak İçin Direnme” suçuyla korunan hukuki yarar, kamu idaresinin güvenilirliği ve işleyişi olup; bu suçta, kamu faaliyetlerine kişilerin saygı göstermelerinin sağlanması ve kamu görevlerinin yerine getirilmesini dolayısıyla da kamu görevini yerine getirenleri engellemeye yönelik fiillerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Öte yandan, kendisine verilen görevi yerine getirmekte olan kamu görevlisine karşı cebir ve/veya tehdit fiili gerçekleştirilmiş bulunduğundan bu suçla aynı zamanda kişi özgürlüğü ve beden bütünlüğü de korunmaktadır. Madde de düzenlenen görevini
Yaptırmamak için direnme suçu, seçimlik hareketli bir suç olup kamu görevlisinin görevini yapmasını engellemek amacıyla, cebir ve/veya tehdit kullanılması ile suç oluşmaktadır. Bu suçun oluşabilmesi için, öncelikle engellenmek istenen işin o kamu görevlisinin görevine giriyor olması zorunludur. Zira madde, kamu görevlisinin yerine getirdiği herhangi bir ... için değil, görevine giren bir ... için koruma sağlamaktadır. Cebir, kamu görevlisine karşı fiziki güç kullanılmasıdır. Cebrin sınırı, kasten yaralama suçunun temel şekli veya daha az cezayı gerektiren hâli kapsamında değiştirilebilecek boyutta olmasıdır. Cebirle, kasten yaralamanın neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerine sebebiyet verilirse, fail ayrıca bu suçtan da beşinci fıkra uyarınca cezalandırılacaktır. Cebir veya tehdidin alenî olması şart değildir. Bu manada cebir ve tehdit, kamu görevlisinin görevini yerine getirmesini engellemeğe elverişli, doğrudan kamu görevlisine yönelik ve ortadan kaldırılmadığı sürece göreve devam edilmesine engel olan güç kullanılmasını ifade eder.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 02.03.2010 gün 9-259-47 sayılı kararında belirlendiği gibi, olayın gelişimi sırasında sanığın, cebir ve/veya tehdit kullandığı polis memuru olan müştekiler suçun mağduru, kamu idaresi ise suçtan zarar gören konumundadır. “Görevini Yaptırmamak İçin Direnme” suçunun 5237 sayılı TCK’nın “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar” başlıklı bölümünde düzenlenmiş olması da kamu görevlilerinin suçun mağduru olamayacakları anlamına gelmemektedir. Aksinin kabulü halinde, görevleri dışında kendilerine karşı cebir ve/veya tehdit kullanılması halinde işlenen bu suçların mağduru olacaklarında kuşku bulunmayan kişilerin, aynı suçlara görevlerinin ifası sırasında kamu görevlisi sıfatıyla maruz kaldıklarında ise suçun mağduru olmadıklarını ileri sürmek çelişkisine düşülecektir ki, bunun yasal bir dayanağı bulunmamaktadır.
Sanığın saat:23.30 sıralarında kendisine ait at arabasıyla boş arazide bulunan cami inşaatında kullanılmak üzere hazırlanmış 4 metre boyunda, 18X2 ebadındaki tahtalar ile, 4 metre boyunda 5X10 ebadındaki keresteleri çalarak at arabasına yüklediği sırada, müştekinin 155 polis imdat telefonunu aradığı ve kısa bir süre sonra polis ekiplerinin olay yerine geldikleri, sanığın olay yerine gelen polis ekiplerini görmesi üzerine at arabasına yüklediği keresteler ile birlikte kaçmaya başladı, bu sırada arkasından gelen polis ekiplerini engellemek amacıyla at arabasında yüklü bulunan keresteleri yol üzerine attığı, polis ekipleri tarafından sanığa sık sık dur ikazının yapıldığı, ancak sanığın durmayarak kaçmaya devam ettiği, daha sonra polis aracının sanığın idaresindeki at arabasının sağından geçip önünde durduğu, sanığın at arabasını durduramayarak polis aracına çarptığı ve ekip otosunda maddi hasarın meydana geldiği, bu sırada sanığın at arabasından inerek kaçmaya başladığı, ancak polis ekiplerince yakalandığı, bu sırada sanığın müşteki polis memurları ... ve ...’ı itekleyerek tekrar kaçmak istediğinin iddia edildiği somut olayda;
1-Sanık hakkında hırsızlık ve görevi yaptırmamak için direnme suçlarından kurulan hükümler bakımından yapılan temyiz isteğinin incelenmesinde;
Sanık hakkında görevi yaptırmamak için direnme suçundan kurulan hükümde birden fazla kamu görevlisine karşı gerçekleşen eylemde, teselsül koşulları bulunduğu halde TCK'nın 43. maddesinin uygulanmaması aleyhe temyiz olmadığından bozma sebebi yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA,
2-Sanık hakkında trafik güvenliğini tehlikeye sokmak suçundan kurulan hüküm bakımından yapılan temyiz isteğinin incelenmesinde;
Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 24.03.1998 gün, 50/105, 01.06.1999 gün, 137/146, 10.10.2000 gün, 175/193, 23.10.2001 gün, 226/227 ve 30.05.2006 gün 173/145 sayılı kararlarında ve benzer nitelikteki içtihatlarında açıklandığı üzere; 5271 sayılı CMK'nın 225. maddesi uyarınca hükmün konusu, duruşmanın neticesine göre iddianamede gösterilen fiilden ibaret olup, bir olayın açıklanması sırasında başka bir fiilden bahsedilmesi o konuda da dava açıldığı anlamına gelmeyeceği, Polatlı Cumhuriyet Başsavcılığının 04.09.2007 gün ve 2007/781 esas sayılı iddianamesi ile, sanık hakkında "nitelikli mala zarar verme" suçunu işlediği iddiasıyla kamu davası açıldığı ve iddianamede nitelenen bu suça bağlı kalınarak yargılamaya devamla karar verilmesi gerekirken, açılmış dava bulunmadığı halde yazılı şekilde sanığın dava konusu olmayan trafik güvenliğini tehlikeye sokmak suçundan mahkûmiyetine hükmolunması,
Bozmayı gerektirmiş olup sanık müdafinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenle, 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 17/12/2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
SUÇ: Mala zarar verme, hırsızlık, görevi yaptırmamak için direnme
HÜKÜM: Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Sanığın daha önce kasıtlı suçlardan mahkum olduğu anlaşıldığından, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için aranan, 5271 sayılı CMK'nun 231/6. maddesinin (a) bendinde yazılı "kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunma" nesnel koşulunun bulunmaması nedeniyle, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği belirlenerek yapılan incelemede;
Mala zarar verme suçu başkasının mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz malın kısmen veya tamamen yıkılması, tahrip edilmesi, yok edilmesi, bozulması kullanılamaz hâle getirilmesi veya kirletilmesiyle oluşur. Bu bakımdan, söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suçtur. Yıkma, yalnızca taşınmazlar için söz konusudur. Taşınmazın önceki kullanış biçimine uygun olarak bir daha kullanılamaz duruma getirilmesini ifade eder. Yok etme, suça konu şeyin maddî varlığını ortadan kaldırmaktır. Bozma, suça konu şeyin, amacına uygun olarak kullanılması olanağını ortadan kaldırmaktır. Kirletme, başkasının binasının duvarına yazı yazmak, resim yapmak, afiş ve ilân yapıştırmak şeklinde gerçekleştirilmektedir.
5237 sayılı TCK’nun “Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler” başlıklı dördüncü kısmının, “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar ”başlıklı birinci bölümünde, 265. maddesi ile düzenlenen;“Görevini Yaptırmamak İçin Direnme” suçuyla korunan hukuki yarar, kamu idaresinin güvenilirliği ve işleyişi olup; bu suçta, kamu faaliyetlerine kişilerin saygı göstermelerinin sağlanması ve kamu görevlerinin yerine getirilmesini dolayısıyla da kamu görevini yerine getirenleri engellemeye yönelik fiillerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Öte yandan, kendisine verilen görevi yerine getirmekte olan kamu görevlisine karşı cebir ve/veya tehdit fiili gerçekleştirilmiş bulunduğundan bu suçla aynı zamanda kişi özgürlüğü ve beden bütünlüğü de korunmaktadır. Madde de düzenlenen görevini
Yaptırmamak için direnme suçu, seçimlik hareketli bir suç olup kamu görevlisinin görevini yapmasını engellemek amacıyla, cebir ve/veya tehdit kullanılması ile suç oluşmaktadır. Bu suçun oluşabilmesi için, öncelikle engellenmek istenen işin o kamu görevlisinin görevine giriyor olması zorunludur. Zira madde, kamu görevlisinin yerine getirdiği herhangi bir ... için değil, görevine giren bir ... için koruma sağlamaktadır. Cebir, kamu görevlisine karşı fiziki güç kullanılmasıdır. Cebrin sınırı, kasten yaralama suçunun temel şekli veya daha az cezayı gerektiren hâli kapsamında değiştirilebilecek boyutta olmasıdır. Cebirle, kasten yaralamanın neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerine sebebiyet verilirse, fail ayrıca bu suçtan da beşinci fıkra uyarınca cezalandırılacaktır. Cebir veya tehdidin alenî olması şart değildir. Bu manada cebir ve tehdit, kamu görevlisinin görevini yerine getirmesini engellemeğe elverişli, doğrudan kamu görevlisine yönelik ve ortadan kaldırılmadığı sürece göreve devam edilmesine engel olan güç kullanılmasını ifade eder.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 02.03.2010 gün 9-259-47 sayılı kararında belirlendiği gibi, olayın gelişimi sırasında sanığın, cebir ve/veya tehdit kullandığı polis memuru olan müştekiler suçun mağduru, kamu idaresi ise suçtan zarar gören konumundadır. “Görevini Yaptırmamak İçin Direnme” suçunun 5237 sayılı TCK’nın “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar” başlıklı bölümünde düzenlenmiş olması da kamu görevlilerinin suçun mağduru olamayacakları anlamına gelmemektedir. Aksinin kabulü halinde, görevleri dışında kendilerine karşı cebir ve/veya tehdit kullanılması halinde işlenen bu suçların mağduru olacaklarında kuşku bulunmayan kişilerin, aynı suçlara görevlerinin ifası sırasında kamu görevlisi sıfatıyla maruz kaldıklarında ise suçun mağduru olmadıklarını ileri sürmek çelişkisine düşülecektir ki, bunun yasal bir dayanağı bulunmamaktadır.
Sanığın saat:23.30 sıralarında kendisine ait at arabasıyla boş arazide bulunan cami inşaatında kullanılmak üzere hazırlanmış 4 metre boyunda, 18X2 ebadındaki tahtalar ile, 4 metre boyunda 5X10 ebadındaki keresteleri çalarak at arabasına yüklediği sırada, müştekinin 155 polis imdat telefonunu aradığı ve kısa bir süre sonra polis ekiplerinin olay yerine geldikleri, sanığın olay yerine gelen polis ekiplerini görmesi üzerine at arabasına yüklediği keresteler ile birlikte kaçmaya başladı, bu sırada arkasından gelen polis ekiplerini engellemek amacıyla at arabasında yüklü bulunan keresteleri yol üzerine attığı, polis ekipleri tarafından sanığa sık sık dur ikazının yapıldığı, ancak sanığın durmayarak kaçmaya devam ettiği, daha sonra polis aracının sanığın idaresindeki at arabasının sağından geçip önünde durduğu, sanığın at arabasını durduramayarak polis aracına çarptığı ve ekip otosunda maddi hasarın meydana geldiği, bu sırada sanığın at arabasından inerek kaçmaya başladığı, ancak polis ekiplerince yakalandığı, bu sırada sanığın müşteki polis memurları ... ve ...’ı itekleyerek tekrar kaçmak istediğinin iddia edildiği somut olayda;
1-Sanık hakkında hırsızlık ve görevi yaptırmamak için direnme suçlarından kurulan hükümler bakımından yapılan temyiz isteğinin incelenmesinde;
Sanık hakkında görevi yaptırmamak için direnme suçundan kurulan hükümde birden fazla kamu görevlisine karşı gerçekleşen eylemde, teselsül koşulları bulunduğu halde TCK'nın 43. maddesinin uygulanmaması aleyhe temyiz olmadığından bozma sebebi yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA,
2-Sanık hakkında trafik güvenliğini tehlikeye sokmak suçundan kurulan hüküm bakımından yapılan temyiz isteğinin incelenmesinde;
Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 24.03.1998 gün, 50/105, 01.06.1999 gün, 137/146, 10.10.2000 gün, 175/193, 23.10.2001 gün, 226/227 ve 30.05.2006 gün 173/145 sayılı kararlarında ve benzer nitelikteki içtihatlarında açıklandığı üzere; 5271 sayılı CMK'nın 225. maddesi uyarınca hükmün konusu, duruşmanın neticesine göre iddianamede gösterilen fiilden ibaret olup, bir olayın açıklanması sırasında başka bir fiilden bahsedilmesi o konuda da dava açıldığı anlamına gelmeyeceği, Polatlı Cumhuriyet Başsavcılığının 04.09.2007 gün ve 2007/781 esas sayılı iddianamesi ile, sanık hakkında "nitelikli mala zarar verme" suçunu işlediği iddiasıyla kamu davası açıldığı ve iddianamede nitelenen bu suça bağlı kalınarak yargılamaya devamla karar verilmesi gerekirken, açılmış dava bulunmadığı halde yazılı şekilde sanığın dava konusu olmayan trafik güvenliğini tehlikeye sokmak suçundan mahkûmiyetine hükmolunması,
Bozmayı gerektirmiş olup sanık müdafinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenle, 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 17/12/2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.