Yargıtay15. Ceza DairesiCeza Hukuku
Yargıtay 15. Ceza Dairesi E.2011/15601 K.2012/41178
Özet: Uyuşmazlık konusu, sanıkların üç kağıt olarak tabir edilen oyunu oynatarak mağdurun 420 TL kaybetmesine yol açan dolandırıcılık suçunun oluşup oluşmadığı ve ilgili kanun yollarının sürelerinin açık olmamasıydı. Mahkeme, dolandırıcılık suçunun oluştuğunu kabul ederek sanıkların hapis cezasını kesinleştirdi ve temyiz itirazlarını reddetti.
MAHKEMESİ: Asliye Ceza Mahkemesi
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Hüküm fıkrasında, Anayasa’nın 40/2, 5271 sayılı CMK’nın 34/2, 231/2 ve 232/6. maddeleri uyarınca başvurulacak kanun yolu ile ilgili sürenin, sürenin başlangıcının ve başvuru şeklinin tereddüte yer bırakmayacak biçimde açıkça gösterilmediği anlaşıldığından; sanık ...' in temyiz isteminin süresinde olduğu kabul edilerek yapılan temyiz incelemesinde;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Somut olayda; mağdurun, sanıkların üç kağıt olarak tabir edilen oyunu oynattıkları yerden geçtiği sırada, açık kimlik bilgileri tespit edilemeyen ancak sanıklarla fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ettiği anlaşılan bir şahsın iskambil kağıtlarından birini alarak uç kısmını büktüğünü ve mağdura "Gel sen de oyna, kazanırsın" şeklinde sözler söyleyip aldatarak oynaması için ikna etmesi üzerine, oyun oynayan mağdurun oyunda 420 TL'yi kaybettiği şeklindeki eylemin dolandırıcılık suçunu oluşturduğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Sanıkların daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum oldukları anlaşıldığından, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için aranan, 5271 sayılı CMK'un 231/6. maddesinin (a) bendinde yazılı “kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunma” nesnel koşulunun bulunmaması nedeniyle, sanıklar hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği belirlenerek yapılan incelemede;
Gerekçeli kararın başlık bölümünde suç yeri gösterilmeyerek 5271 sayılı CMK'nın 232/2-c maddesine aykırı davranılmış ise de, bu hususun mahallinde ilavesi mümkün görülmüş, sanıkların adli sicil kayıtlarında tekerrüre esas mahkumiyetleri bulunduğu halde, TCK'nın 58. maddesinin uygulanmaması aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır
Sanıkların yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1-Anayasanın 141, 5271 sayılı CMK' nın 34/1, 230 maddeleri ile 1412 sayılı CMUK'un 308/7 maddeleri uyarınca, mahkeme kararlarının Yargıtay denetimine olanak verecek biçimde açık ve gerekçeli olması ve Yargıtay'ın bu işlevini yerine getirmesi için gerekçe bölümünde, iddia ve savunmada ileri sürülen görüşlerin belirtilmesi, mevcut delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterilmesi, ulaşılan kanaat ve delillerle sonuç arasında bağ kurulması gerektiği gözetilmeden gerekçesiz hüküm kurulması,
2-Hükmolunan hapis cezası alt sınırdan tayin olunmasına rağmen, aynı gerekçeyle adli para cezasına esas alınması gereken tam gün sayısının alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesi suretiyle çelişkiye düşülmesi,
3-Sanık ...'in, suç nedeniyle yakalandıktan sonra karakolda mağdurun zararı olan 420 TL'yi mağdura iade ettiğine ilişkin polis tarafından tutanak tanzim edilmesi karşısında, sanıklar hakkında TCK'nın 168. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,
4-5237 sayılı TCK'nın 53. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan kendi alt soyları üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarına ilişkin hak yoksunluğunun, aynı maddenin 3. fıkrasına göre koşullu salıverilmeye kadar uygulanabileceği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanıkların temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 Sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 12.09.2012 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Hüküm fıkrasında, Anayasa’nın 40/2, 5271 sayılı CMK’nın 34/2, 231/2 ve 232/6. maddeleri uyarınca başvurulacak kanun yolu ile ilgili sürenin, sürenin başlangıcının ve başvuru şeklinin tereddüte yer bırakmayacak biçimde açıkça gösterilmediği anlaşıldığından; sanık ...' in temyiz isteminin süresinde olduğu kabul edilerek yapılan temyiz incelemesinde;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Somut olayda; mağdurun, sanıkların üç kağıt olarak tabir edilen oyunu oynattıkları yerden geçtiği sırada, açık kimlik bilgileri tespit edilemeyen ancak sanıklarla fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ettiği anlaşılan bir şahsın iskambil kağıtlarından birini alarak uç kısmını büktüğünü ve mağdura "Gel sen de oyna, kazanırsın" şeklinde sözler söyleyip aldatarak oynaması için ikna etmesi üzerine, oyun oynayan mağdurun oyunda 420 TL'yi kaybettiği şeklindeki eylemin dolandırıcılık suçunu oluşturduğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Sanıkların daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum oldukları anlaşıldığından, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için aranan, 5271 sayılı CMK'un 231/6. maddesinin (a) bendinde yazılı “kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunma” nesnel koşulunun bulunmaması nedeniyle, sanıklar hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği belirlenerek yapılan incelemede;
Gerekçeli kararın başlık bölümünde suç yeri gösterilmeyerek 5271 sayılı CMK'nın 232/2-c maddesine aykırı davranılmış ise de, bu hususun mahallinde ilavesi mümkün görülmüş, sanıkların adli sicil kayıtlarında tekerrüre esas mahkumiyetleri bulunduğu halde, TCK'nın 58. maddesinin uygulanmaması aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır
Sanıkların yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1-Anayasanın 141, 5271 sayılı CMK' nın 34/1, 230 maddeleri ile 1412 sayılı CMUK'un 308/7 maddeleri uyarınca, mahkeme kararlarının Yargıtay denetimine olanak verecek biçimde açık ve gerekçeli olması ve Yargıtay'ın bu işlevini yerine getirmesi için gerekçe bölümünde, iddia ve savunmada ileri sürülen görüşlerin belirtilmesi, mevcut delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterilmesi, ulaşılan kanaat ve delillerle sonuç arasında bağ kurulması gerektiği gözetilmeden gerekçesiz hüküm kurulması,
2-Hükmolunan hapis cezası alt sınırdan tayin olunmasına rağmen, aynı gerekçeyle adli para cezasına esas alınması gereken tam gün sayısının alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesi suretiyle çelişkiye düşülmesi,
3-Sanık ...'in, suç nedeniyle yakalandıktan sonra karakolda mağdurun zararı olan 420 TL'yi mağdura iade ettiğine ilişkin polis tarafından tutanak tanzim edilmesi karşısında, sanıklar hakkında TCK'nın 168. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,
4-5237 sayılı TCK'nın 53. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan kendi alt soyları üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarına ilişkin hak yoksunluğunun, aynı maddenin 3. fıkrasına göre koşullu salıverilmeye kadar uygulanabileceği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanıkların temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 Sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 12.09.2012 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.